Heheh, sağ ol. Aslında şu aralar biraz kafam karışık, böyle tasvirler yapmak yerine biraz daha hızlı olayların geliştiği, daha "kötü" bir anlatım biçimiyle mi yazsam diye düşünüyorum arada. Kötü derken, kötü anlamında kötü değil... şey gibi işte... Sanat değil de zanaatmış gibi. Charles Bukowski gibi. şu an elimde İngilizce bir kitabı var, ondan rastgele bir yeri yazayım mesela:
"Hi, Mr. Belane!" he said in a high pitched voice, but it didn't make him any smaller. He was the biggest son of a bitch I had ever seen. I walked around behind my desk, slid open the drawer and pulled out the .45. I leveled at him.
gibi. İkisinin de güzel tarafları var, çok fazla tasvir / betimleme yapınca sanki ego tatmin etmek gibi oluyor, "bak ben böyle yapabiliyorum" diyormuşsun gibi. Daha az tasvirli kitapların ayrı bir havası, albenisi var. Ne bileyim, hoşuma gidiyor.
Ama eğer böyle yazmak istersen üstatından öğren, benden değil. Halid Ziya Uşaklıgil'den Mai ve Siyah'ı öneririm. Ondan sonra böyle şeyler yazmaya başladım ben. Mesela yine o kitaptan rastgele açtığım bir sayfanın yalınlaştırılmış halini yazayım.
Onu sarhoş eden bu hayali kaybetmek istemeyerek gözlerini süzüyor; kirpiklerinin gölgesiyle karşısındaki manzaranın ışık oyunlarını tamamlamaya çalışarak; hayalin yardımıyla tamamlayarak görüyor; şimdi şu çocuktan, şu incecik vücuttan uçan bir esir gibi sanki buharlaşarak, sonra yavaş yavaş yoğunlaşarak özel bir biçim kazanan o on beş yaşındaki genç kızı görüyordu. Gözlerindeki Lâmia'yı değil, fakat şu işte şu gözlerinin önündeki garip ve sersemlik veren bir sevda nefesiyle teneffüs ediyormuşçasına titreyen yoğun maddeyi, uzun, bütün hedeften ayrı kalan genç hulyalarının hüsranı kadar uzun, ciğerleri koparan bir aşk busesiyle öpüyordu.
Neyse, denemeye dönecek olursak. Aslında bunu yazarken sadece neler yapabiliyorum, onu test etmekti. O yüzden yorum sayfası açmamıştım, devamı gelmez diye. Yorumları oraya yaparsınız diye. Ama bundan sonra neler olabileceğiyle ilgili bir kaç şey geldi aklıma. Belki yazarım. Yazarım ama herhalde ya, eğlendim çünkü.
Edit: Böyle yazabilmek için de kaç saatimi harcadım, kelimeler yerine otursun, başka cümlede yaptığım tasvirle yeni yaptığım tasvir çakışmasın diye.
