Lorda Kadim - Kaderi yazılmamış olan serisi 1nci Kit
Posted: Tue Jan 04, 2011 9:46 am
Merhaba arkadaşlar, Sitenizi yeni keşfettim daha öncede bir kaç kitap yazmış ve bazı sitelerde paylaşmıştım.
Aşağıda yeni yazmaya başladım ama uzun süredir beynimde şekillendirdiğim bir hikayeyi paylaşacağım sizlerle. Umarım beğenirsiniz. Bu roman oturup düşünelerek değil gözlerimi kapatıp hayal ederek yazdığım bir kurgudur. Umarım beğenirsiniz fikirlerinizi ve yorumlarınızı bekliyuorum. Yorumları Lord Kadim yorumlar bölümünde yapınız lütfen. Bölümler yazıldıkça burda yayınlanacak. Lütfen başka bir sitede yada başka bir yerde yayınlamayın.
Bu siteye yazarın izni ile konulmuştuır.
Yazar : Gökhan ALTINSOY
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Okuyacağınız hikaye şu anda yaşadığınız zamandan milyarlarca yıl önce karanlık çağlarda yaşamış bir adamın hikayesidir. Lord KADİM (Kaderi yazılmamış olan) Serisi
Serinin Kitapları :
1nci Kitap
Adaletin Kıcılı Zehtra
2nci Kitap
Tanrılar Dağına Yolculuk
3ncü Kitap
Tanrılar Devrinin Bitişi
1nci Kitap
Adaletin Kılıcı Zehtra
Ã?nsöz
Yaşadığımız zamandan milyarlarca yıl önce bulutların üstünde, Ulu Dağın tepesinde Tanrılar yaşıyordu ve dünyanın yönetimi bu tanrıların insafına bırakılmıştı. Mutlak Güç yani gerçek tanrı meleklerini dünyayı idare etmeleri ve düzeni korumaları için dünyaya yollamış ve onlara orada tanrılık vermişti. Ama her yaratılmış varlık gibi Tanrılarda kontrolsüz gücün cazibesine kapıldılar ve daha fazlasını istediler. İşte o zaman Tanrılar Savaşı başladı ve Dünya kaos a sürüklendi. Tanrıların savaşı o kadar şiddetliydiki dünyayı umursamaz oldular ve Karanlık Ã?ağ başladı. O zamanlarda doğan asil kandan ama kötülükle büyümüş bir çocuk dünyayı değşitirecekti. Mutlak Gücün tanrılarına yolladığı bir ceza idi o. Onun kaderi yazılmamıştı ve adı Kadim idi.
-Bölüm 1-
Tanrının Evladı
Köhne evdeki pencereler dışardaki poyrazın içeriye ulaşmasını engelleyemiyordu. Kadın doğum çığlıkları atarken Mervin ebe çağırmak için dışarı fırladı. Kasabaya kadar uzun bir yol vardı ve Mervin bu yolu atla 2 saatte anca gidip gelebilirdi. Alamut şehrinin dışındaki köy istenmeyenlerin ve kaçakların mekanıydı ve burada ebe,doktor,asker asla bulunmazdı. Burayı güçlü olan yönetiyordu. Mervin kasabaya at sürerken aklı evdeki karısındaydı,onu yalnız bırakmak zorunda kalmış ve huzursuzdu. Dilara aslında Balyat diyarının büyük lordlarından Kagan ın tek kızı ve tek çocuğuydu ama patlak veren büyük savaşta babası öldürülmüş ve kendide kaçmak zorunda kalmıştı. Kale komutanı Mervin çok sevdiği Dilara'yı bırakmamış ve bu kaçak köy e yerleşip evlenmişlerdi. Balyat diyarının Veldora bölgesinin tek varisi olarak hayatı tehlikedeydi Dilara'nın ve saklanmak zorundaydı. Mervin ebeyle beraber eve döndüğünde Dilara'nın çığlıklarını duymadı, korkuyla kapıdan girdiğinde bildiği ama istemediği gerçekle karşılaştı. Kadın ölmüş ve çocuğu kanların arasından kendisine gülümsüyordu. Lord Kadim Tanrıların savaştığı karanlık çağda istenmeyen köyde doğmuştu ve Kader tanrısı zamanın dünyasını kökten sarsacak bir hata yapmıştı. Lord Kadimin kader ipliklerini örmeyi unutmuştu. Tanrıların savaşı kendilerine büyük felaket getirecekti ve efsane derki mutlak güç Tanrıların savaşına karışmamaya onların olacaklardan ders almalarına karar vermiştir.
Mervin gözlerinden yaşlar damlayarak çocuğu kucağına aldı. Kapı açık kalmış ve rüzgar bir cadının çığlığı gibi esiyordu. Ã?ıplak çocuk babasına bakıp gülümsedi ama soğuktan titriyordu. Mervin oğlunun kulağına hep bilgelikle dol,doğruyu bul ve kadim ol, adın kadim olsun dedi. Ebeyi bir süt anne bulması için gönderdikten sonra karısının mezarını kazmaya gitti.
Lord Kadim kaçak köyde, hırsızların,katillerin ve fahişelerin arasında büyümeye çalışıyordu. Mervin burasının onun için uygun bir yer olmadığını biliyordu ama Kagan ın kanını taşıdığı için tehlikedeydi. Kadim 16 yaşına geldiğinde Karanlık tanrılar (yeraltı tanrısı Zeon, ölüm tanrıçası Beak, cehennemin tanrısı Morten, fırtınalar tanrıçası Altek ve savaş tanrısı Halis) tanrılar savaşını kazanmış ve kaos devri başlamıştı. Kaybeden tanrılar (Adalet tanrısı Vens, Kader tanrısı İplik, Suyun tanrıçası Mavi, Güzellik ve Aşk Tanrıçası Ezmur, Doğa tanrıçası Ana) tanrılar dağından kaçıp insan kılığında dünyada saklanmaya başlamışlardı. Karanlık tanrıların uşağı Balyat diyarının kralı Timur, Balyat diyarını korku ve kanla yönetiyordu. Timurun orduları istenmeyen köye saldırdığında Kadim babasının demirci dükkanındaydı. Tüm köylü orduya karşı koymaya çalışıyor ama hiç bir sanşları olmadığından teker teker ölüyorlardı. Ölecek,köle olacak yada satılacaklardı kaderleri buydu. Kadim bir askerle dövüşürken babasının yere yıkıldığını gördü o anda içindeki öfke tahmin edilemeyecek boyuttaydı ve delirmiş gibi saldırmaya başladı. Bir süre sonra yorulmaya başlamıştı daha fazla dayanamayacak ve ölecekti. Ama o ölmemeyi seçti dövüşerek ulu ormana kaçtı.
Hırsızların, katillerin ve fahişelerin arasında büyümüş olan Kadim 16 yaşında yalnız ama öfkeliydi. Her türlü kötülüğü görmüş olan bu çocuğun içi öfke doluydu,kin doluydu ama damarlarındaki asil kan iyiliği barındırıyordu. O hem iyi hem kötüydü. Hiç bir tarafı tutmuyordu. Tanrılar onu kullanamazdı ve onun kaderi yazılmamıştı. Kadim kendi kaderini kendi belirleyecek ve tüm bu günahların sorumlusu olan Tanrılardan hesap soracaktı. O artık öksüzdü, Tanrının evladıydı ve babasından intikamını alacaktı.-
Kadim çıktığı ağacın tepesinden yanan köyüne bakıyordu. Havadaki kara bulutlar sanki ölü ruhların rengi ve yağan sağanak gözyaşlarıydı. Kadim hiç üzüntü hissetmiyordu ne hiç tanımadığı annesi nede az önce ölen babası için, sadece katillerine ve tanrılara duyduğu öfkeye sahipti. Ağaçtan atlayıp kukuletasını başına geçirip,yürümeye başladı. Gidilecek uzun bir yolu ve öğrenecek çok şeyi vardı. Yürürken bir hafta önce paralı bir asker olan Misah ile yaptığı antremanı düşünüyordu. Acaba oda ölmüşmüydü yoksa esir mi alınmıştı ? Misah onun için bir abi, dost hatta öğretmendi. Alacağı intikamda onunda kanının bedeli olacaktı. Misah ona dövüş tekniklerini öğretirken zihnini geliştirmesinide sağlıyordu. Tanrıların savaşı sırasında dünyaya düşen kutsal nesneleri kullanabilmek için güçlü bir zihin kontrolü gerekiyordu. Misah onu bir hamle ile yere indirdikten sonra günlük antremanın bittiğini söylemiş ve ona bir arpa birası ikram ettikten sonra Vens'in kılıcından bahsetmişti. Zehtra denilen bu kılıç adalet tanrısı Vens'in efsanevi kılıcı dır. Demişti Misah.
- Tanrı Altek'le Vens arasındaki savaşta Altek'in attığı yıldırım Vens'in eline çarpmış ve kılıç dünya'ya düşmüş diyorlar. Uzak diyarlar'da yaşayan bir bilge'den duymuştum bir zamanlar. Rivayet'e göre Veldora'nın kuzeyindeki dar geçitlerin arkasında, buğulu ormanda bir mağaradaymış. Gençliğimde o mağarayı çok aradım ama bulamadım. Belki bir efsane'dir belkide bir gün beraber ararız ha. Deyip Kadim'in omzuna bir yumruk atıp gülmüştü.
Kadim artık nereye gideceğini biliyordu. Buğulu orman'a gidecek ve o kılıcı arayacaktı. Kaç saatir yolda olduğunu bilmiyordu ama artık hava kararmaya başlamıştı. Ulu ormanın arkasındaki kasabaya bir saate kadar varırdı ama üzerinde çok az para olduğunu farketti. Ağaçların arasında güneş yawaş yawaş kayboluyordu ve Kadim'in içini bir umutsuzluk kaplamaya başladı. O sırada ağaçların arasından patikaya fırlayan 3 kişi genç çocuğun önünü kesti.
- Hey evlat üzerinde ne varsa ver bakalım dedi uzun sakallı olan adam. Hareketlerinden çetenin başı olduğu belliydi. Kadim başını bile kaldırmadan kukuletasının altından adama bakıyordu.
- Brean dostum küçük pislik galiba dilini yutmuş dedi diğeri gülerek bu lafın üstüne hepsi kahkaha atmaya başladı.
- Ne o lan sağırmısın it oğlu, yoksa canına mı susadın dedi tekrar adı Brean olan uzun sakallı
Kadim adamları kısaca tarttıktan sonra üçüylede kolayca başa çıkabileceğine karar verdi ve elini hızla kılıcına attı. Adamların kendisi ile dalga geçmesine sinirlenmişti zaten. Çok kısa bir dövüşten sonra kolay bir zafer kazanmıştı, adamların ikisi ölmüş ve Brean denen reisleride yerde yatıyordu. Kadim e bakarak "Beni öldürme" diye yalvarmaya başladı ama Kadim gülümseyerek kılıcını adamın gözüne sapladı. Kadim in zümrüt yeşili gözleri garip bir şekilde parlıyordu, ilk defa bir adam öldürmüş ve bundan zevk almıştı.
- Çok kolaymış dedi kendi kendine.
Adamların üstlerini yokladı, sonrada çantalarını. Kendisine bir süre yetecek para vardı orada, ayrıca kurutulmuş et ve iki şişe şarap bu gece ona yeterdi. Ganimeti aldıktan sonra Baek'e gülümseyerek "teşekkürler" dedi ve yoluna devam etti.
Kasabadaki han'a girdiğinde gece epey ilerlemişti. Bir kaç masa doluydu, barda da iki adam oturuyordu. Hancı ona ters bir bakış atıp,
- Ne istiyorsun yabancı dedi.
- Yatacak bir yer, birde bir at.
- Paran var mı evlat ? Burası çocuklara göre bir yer değil ve dilencileri sevmeyiz dedi hancı.
Kadim gene sinirlenmeye başlamıştı ama burası olay çıkarmak için uygun bir yer değil diye düşündü. Adamın eline iki altın bırakınca hancı'nın gözleri açıldı.
- Yiyecek bir şey istermisiniz efendim dedi suratına aptal bir sırıtış yerleştirerek.
- Sadece odamı göster yeter dedi Kadim.
- Yarın size uygun bir at ayarlarız efendim ama burda atlar biraz pahalıdır dedi hancı odasını gösterdikten sonra. Kadim cevap vermeden kapıyı suratına kapattı hancının. "Piç oğlu piç" diye aklından geçirdi hancı. Kadim odasındaki masaya oturup soygunculardan aldığı çantadan kurutulmuş etin birini ve bir şişe şarap çıkarıp yemeye başladı. Bir yandan da Buğulu ormana ulaşacağı günü düşünüyor ve Zehtra'yı bulunca daha da güçlü olacağını düşünüp heyecanlanıyordu.Yemeğini yedikten sonra çantasını yatağın altına sokup uzandı.
Ã?ıtırtıyı duyduğunda gözlerini açmadan dinlemeye başladı, kötü zamanlarda büyümünenin bir avantajıydı bu, her zaman tetikte olmak lazımdı. Kapının açıldığını duydu, gelen her kimse 3 adımda yanında olurdu. Ayak seslerini saydı, 1, 2, 3 ve göğsünde tuttuğu kılıcı ani bir hareketle savurdu. Gözleri kapalıydı hala ama kılıcın ete giriş sesini duydu. Gözlerini açtığında kılıcının ucunda hancı'yı gördü. "Seni öldürme zevkini verdiğini için teşekkürler" dedi gülümseyerek. Kadim kurbanlarıyla bu şekilde dalga geçmeyi sevmişti. Kılıcı adamın içinde çevirerek çıkardıktan sonra çantasını aldı ve handan ayrıldı. Hancıyı en geç sabah bulurlardı ve hancıyı başka yere taşımaktansa yola koyulmayı daha uygun görmüştü.
Tabiki ayrılırken vermiş olduğu iki altınıda hancının cebinden almıştı.
Tan ağarmaya başladığında sabah rüzgarı yüzünü kamçılıyordu Kadim'in, yürümekten yorulmuştu ama durmaması gerektiğini biliyordu. Az sonra hancının ceseti bulunur ve atlı askerler onu aramaya başlardı. Her ne kadar iyi eğitilmiş olsada, kötülüğün içinde büyüsede bir düzine askerle baş edemeyeceğini biliyordu. Bir süre sonra başı dönmeye başladı, bayılacak gibi hissediyordu. Atlıların sesini duyduğunda artık işinin bittiğini anlamıştı ayakta zor duruyordu. O sırada az ilerisinde bir at arabası gördü. Arabayı süren ihtiyar adamın üstünde karanlık tapınağın rahibi olduğunu gösteren bir giysi vardı. Arabayı durdurup Kadim'e bakmaya başladı, gözlerinde hadi gel der gibi bir bakış vardı. Kadim son gücüyle rahib'e doğru yürümeye başladı. Arabaya ulaşınca hiç konuşmadan yaşlı adamın yanına oturdu. İhtiyar rahibin uzattığı cüppeyi üstüne geçirip yola koyuldurlar. Biraz ilerledikten sonra bir düzine asker yollarını kesip arabayı durdular.
- Merhaba saygıdeğer rahip, yolculuk nereye dedi komutanları.
- Gölün kıyısındaki Zeon tapınağına gidiyorum asker, Zeon a sunacağım şaraplarım var.
- Buralarda genç bir çocuk gördünüzmü, aşağıdaki köyün hancısının katili kendisi onu arıyoruz.
- Kimseyi görmedim ben dedi rahip ve arabayı sürmeye devam etti. Arabanın önüne geçen asker
- Yanınızdaki genç kim ? diye sordu.
- Ã?ksüz çırağım, şimdi izin verirsen tapınağa yolum daha uzun. Zeon'u kızdırmak istemezsin değil mi ? Dedi rahip sinirli bir şekilde. Komutan rahibin bir kör gibi beyaz gözlerini kendisine dikmesinden ve kudretli sesinden korkarak ;
- Dikkatli olun efendim, tekin olmayan günlerde yaşıyor.uz Size iyi yolculuklar dedi.
Askerlerden uzaklaştıktan sonra rahip, önüne bakmaya devam ederek "çantandaki eti çıkartıp ye sonrada biraz uyu" dedi.
- Karanlık tapınağın rahibi olarak biraz fazla bilge ve iyisin ihtiyar dedi Kadim. Rahip sadece gülümsedi ve arabayı sürmeye devam etti. Kadim son etinide yedikten sonra arabanın arkasına geçip uyumaya başladı. O kadar yorgunduki rüya bile görmüyordu.
Uyandığında gece olmuştu ve acıkmıştı. "Bir şeyler ye, iki gündür uyuyorsun dedi ihtiyar.
İki gün mü? diye içinden söylendi.
- Nerdeyiz ?
- Sorot dağlarının eteğinde, dağın arkasında Veldora şehri var büyük komutan Lord Kagan'ın eski şehri. Kendisi öldürüldükten sonra burayı Timur'un kardeşi Nahrub yönetmeye başladı. Senle orda ayrılmak zorundayız ama dikaktli ol. Nahrub çok acımasız bir yöneticidir ve askerleride öyle.
Kadim bir şey demeden yolu izlemeye devam etti. Küçüklüğünde bir kere babası onu Sorot dağlarının eteğine getirmişti. O zamanlar burada panayır kurulur ve her yöreden gelen insanlar burada hem eğlenir hemde ticaret yaparlardı. Bir zamanlar rengarenk çiçeklerin olduğu bu yörede şimdi simsiyah otlar ve dikenler vardı. Kadim içinde bir ateşin yandığını hissediyordu, eski günleri kafasından çıkarmaya çalışıyor ama yapamıyordu. Babası'nı, dostu Misah'ı ve hiç tanımadığı ama babasının ona geceleri uyumadan önce anlattığı annesi Dilara'yı özlediğini fark etti. Kukuletasını kafasından çıkardığında boynuna inen saçları rüzgarda savrulmaya başladı. Gözünden akan bir damla yaş öğlen güneşinde parlıyordu. Rahibin bembeyaz gözleri kukuletasının altında yıldız gibi parlamaya başladı ve gülümsedi. Kadim'in ağladığını hissediyordu ama bunun için üzülmüyor aksine seviniyordu. Bu gözyaşı Kadim'in içindeki insanlığın ve iyiliğin göstergesiydi. Ama görevi bitene kadar bu duygularını bastırmalı ve içindeki intikam ateşini körüklemesi gerekiyordu, aksi takdirde kötülüğün savaşında başarılı olamazdı. Rahip iyi tanrıların bu yüzden savaşı kaybettiklerini biliyordu. Kötüler kadar acımasız olmazsan yenilirsin.
Dağın arkasına geçtiklerinde Kadim'i arabadan indiren rahip "Bu yolda dümdüz yürümeye devam et evlat, benim yolum obür tarafta. Bir saat 'e kalmaz Veldora'ya varırsın ve unutma dikkatli ol dikkat çekme" dedi.
Aşağıda yeni yazmaya başladım ama uzun süredir beynimde şekillendirdiğim bir hikayeyi paylaşacağım sizlerle. Umarım beğenirsiniz. Bu roman oturup düşünelerek değil gözlerimi kapatıp hayal ederek yazdığım bir kurgudur. Umarım beğenirsiniz fikirlerinizi ve yorumlarınızı bekliyuorum. Yorumları Lord Kadim yorumlar bölümünde yapınız lütfen. Bölümler yazıldıkça burda yayınlanacak. Lütfen başka bir sitede yada başka bir yerde yayınlamayın.
Bu siteye yazarın izni ile konulmuştuır.
Yazar : Gökhan ALTINSOY
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Okuyacağınız hikaye şu anda yaşadığınız zamandan milyarlarca yıl önce karanlık çağlarda yaşamış bir adamın hikayesidir. Lord KADİM (Kaderi yazılmamış olan) Serisi
Serinin Kitapları :
1nci Kitap
Adaletin Kıcılı Zehtra
2nci Kitap
Tanrılar Dağına Yolculuk
3ncü Kitap
Tanrılar Devrinin Bitişi
1nci Kitap
Adaletin Kılıcı Zehtra
Ã?nsöz
Yaşadığımız zamandan milyarlarca yıl önce bulutların üstünde, Ulu Dağın tepesinde Tanrılar yaşıyordu ve dünyanın yönetimi bu tanrıların insafına bırakılmıştı. Mutlak Güç yani gerçek tanrı meleklerini dünyayı idare etmeleri ve düzeni korumaları için dünyaya yollamış ve onlara orada tanrılık vermişti. Ama her yaratılmış varlık gibi Tanrılarda kontrolsüz gücün cazibesine kapıldılar ve daha fazlasını istediler. İşte o zaman Tanrılar Savaşı başladı ve Dünya kaos a sürüklendi. Tanrıların savaşı o kadar şiddetliydiki dünyayı umursamaz oldular ve Karanlık Ã?ağ başladı. O zamanlarda doğan asil kandan ama kötülükle büyümüş bir çocuk dünyayı değşitirecekti. Mutlak Gücün tanrılarına yolladığı bir ceza idi o. Onun kaderi yazılmamıştı ve adı Kadim idi.
-Bölüm 1-
Tanrının Evladı
Köhne evdeki pencereler dışardaki poyrazın içeriye ulaşmasını engelleyemiyordu. Kadın doğum çığlıkları atarken Mervin ebe çağırmak için dışarı fırladı. Kasabaya kadar uzun bir yol vardı ve Mervin bu yolu atla 2 saatte anca gidip gelebilirdi. Alamut şehrinin dışındaki köy istenmeyenlerin ve kaçakların mekanıydı ve burada ebe,doktor,asker asla bulunmazdı. Burayı güçlü olan yönetiyordu. Mervin kasabaya at sürerken aklı evdeki karısındaydı,onu yalnız bırakmak zorunda kalmış ve huzursuzdu. Dilara aslında Balyat diyarının büyük lordlarından Kagan ın tek kızı ve tek çocuğuydu ama patlak veren büyük savaşta babası öldürülmüş ve kendide kaçmak zorunda kalmıştı. Kale komutanı Mervin çok sevdiği Dilara'yı bırakmamış ve bu kaçak köy e yerleşip evlenmişlerdi. Balyat diyarının Veldora bölgesinin tek varisi olarak hayatı tehlikedeydi Dilara'nın ve saklanmak zorundaydı. Mervin ebeyle beraber eve döndüğünde Dilara'nın çığlıklarını duymadı, korkuyla kapıdan girdiğinde bildiği ama istemediği gerçekle karşılaştı. Kadın ölmüş ve çocuğu kanların arasından kendisine gülümsüyordu. Lord Kadim Tanrıların savaştığı karanlık çağda istenmeyen köyde doğmuştu ve Kader tanrısı zamanın dünyasını kökten sarsacak bir hata yapmıştı. Lord Kadimin kader ipliklerini örmeyi unutmuştu. Tanrıların savaşı kendilerine büyük felaket getirecekti ve efsane derki mutlak güç Tanrıların savaşına karışmamaya onların olacaklardan ders almalarına karar vermiştir.
Mervin gözlerinden yaşlar damlayarak çocuğu kucağına aldı. Kapı açık kalmış ve rüzgar bir cadının çığlığı gibi esiyordu. Ã?ıplak çocuk babasına bakıp gülümsedi ama soğuktan titriyordu. Mervin oğlunun kulağına hep bilgelikle dol,doğruyu bul ve kadim ol, adın kadim olsun dedi. Ebeyi bir süt anne bulması için gönderdikten sonra karısının mezarını kazmaya gitti.
Lord Kadim kaçak köyde, hırsızların,katillerin ve fahişelerin arasında büyümeye çalışıyordu. Mervin burasının onun için uygun bir yer olmadığını biliyordu ama Kagan ın kanını taşıdığı için tehlikedeydi. Kadim 16 yaşına geldiğinde Karanlık tanrılar (yeraltı tanrısı Zeon, ölüm tanrıçası Beak, cehennemin tanrısı Morten, fırtınalar tanrıçası Altek ve savaş tanrısı Halis) tanrılar savaşını kazanmış ve kaos devri başlamıştı. Kaybeden tanrılar (Adalet tanrısı Vens, Kader tanrısı İplik, Suyun tanrıçası Mavi, Güzellik ve Aşk Tanrıçası Ezmur, Doğa tanrıçası Ana) tanrılar dağından kaçıp insan kılığında dünyada saklanmaya başlamışlardı. Karanlık tanrıların uşağı Balyat diyarının kralı Timur, Balyat diyarını korku ve kanla yönetiyordu. Timurun orduları istenmeyen köye saldırdığında Kadim babasının demirci dükkanındaydı. Tüm köylü orduya karşı koymaya çalışıyor ama hiç bir sanşları olmadığından teker teker ölüyorlardı. Ölecek,köle olacak yada satılacaklardı kaderleri buydu. Kadim bir askerle dövüşürken babasının yere yıkıldığını gördü o anda içindeki öfke tahmin edilemeyecek boyuttaydı ve delirmiş gibi saldırmaya başladı. Bir süre sonra yorulmaya başlamıştı daha fazla dayanamayacak ve ölecekti. Ama o ölmemeyi seçti dövüşerek ulu ormana kaçtı.
Hırsızların, katillerin ve fahişelerin arasında büyümüş olan Kadim 16 yaşında yalnız ama öfkeliydi. Her türlü kötülüğü görmüş olan bu çocuğun içi öfke doluydu,kin doluydu ama damarlarındaki asil kan iyiliği barındırıyordu. O hem iyi hem kötüydü. Hiç bir tarafı tutmuyordu. Tanrılar onu kullanamazdı ve onun kaderi yazılmamıştı. Kadim kendi kaderini kendi belirleyecek ve tüm bu günahların sorumlusu olan Tanrılardan hesap soracaktı. O artık öksüzdü, Tanrının evladıydı ve babasından intikamını alacaktı.-
Kadim çıktığı ağacın tepesinden yanan köyüne bakıyordu. Havadaki kara bulutlar sanki ölü ruhların rengi ve yağan sağanak gözyaşlarıydı. Kadim hiç üzüntü hissetmiyordu ne hiç tanımadığı annesi nede az önce ölen babası için, sadece katillerine ve tanrılara duyduğu öfkeye sahipti. Ağaçtan atlayıp kukuletasını başına geçirip,yürümeye başladı. Gidilecek uzun bir yolu ve öğrenecek çok şeyi vardı. Yürürken bir hafta önce paralı bir asker olan Misah ile yaptığı antremanı düşünüyordu. Acaba oda ölmüşmüydü yoksa esir mi alınmıştı ? Misah onun için bir abi, dost hatta öğretmendi. Alacağı intikamda onunda kanının bedeli olacaktı. Misah ona dövüş tekniklerini öğretirken zihnini geliştirmesinide sağlıyordu. Tanrıların savaşı sırasında dünyaya düşen kutsal nesneleri kullanabilmek için güçlü bir zihin kontrolü gerekiyordu. Misah onu bir hamle ile yere indirdikten sonra günlük antremanın bittiğini söylemiş ve ona bir arpa birası ikram ettikten sonra Vens'in kılıcından bahsetmişti. Zehtra denilen bu kılıç adalet tanrısı Vens'in efsanevi kılıcı dır. Demişti Misah.
- Tanrı Altek'le Vens arasındaki savaşta Altek'in attığı yıldırım Vens'in eline çarpmış ve kılıç dünya'ya düşmüş diyorlar. Uzak diyarlar'da yaşayan bir bilge'den duymuştum bir zamanlar. Rivayet'e göre Veldora'nın kuzeyindeki dar geçitlerin arkasında, buğulu ormanda bir mağaradaymış. Gençliğimde o mağarayı çok aradım ama bulamadım. Belki bir efsane'dir belkide bir gün beraber ararız ha. Deyip Kadim'in omzuna bir yumruk atıp gülmüştü.
Kadim artık nereye gideceğini biliyordu. Buğulu orman'a gidecek ve o kılıcı arayacaktı. Kaç saatir yolda olduğunu bilmiyordu ama artık hava kararmaya başlamıştı. Ulu ormanın arkasındaki kasabaya bir saate kadar varırdı ama üzerinde çok az para olduğunu farketti. Ağaçların arasında güneş yawaş yawaş kayboluyordu ve Kadim'in içini bir umutsuzluk kaplamaya başladı. O sırada ağaçların arasından patikaya fırlayan 3 kişi genç çocuğun önünü kesti.
- Hey evlat üzerinde ne varsa ver bakalım dedi uzun sakallı olan adam. Hareketlerinden çetenin başı olduğu belliydi. Kadim başını bile kaldırmadan kukuletasının altından adama bakıyordu.
- Brean dostum küçük pislik galiba dilini yutmuş dedi diğeri gülerek bu lafın üstüne hepsi kahkaha atmaya başladı.
- Ne o lan sağırmısın it oğlu, yoksa canına mı susadın dedi tekrar adı Brean olan uzun sakallı
Kadim adamları kısaca tarttıktan sonra üçüylede kolayca başa çıkabileceğine karar verdi ve elini hızla kılıcına attı. Adamların kendisi ile dalga geçmesine sinirlenmişti zaten. Çok kısa bir dövüşten sonra kolay bir zafer kazanmıştı, adamların ikisi ölmüş ve Brean denen reisleride yerde yatıyordu. Kadim e bakarak "Beni öldürme" diye yalvarmaya başladı ama Kadim gülümseyerek kılıcını adamın gözüne sapladı. Kadim in zümrüt yeşili gözleri garip bir şekilde parlıyordu, ilk defa bir adam öldürmüş ve bundan zevk almıştı.
- Çok kolaymış dedi kendi kendine.
Adamların üstlerini yokladı, sonrada çantalarını. Kendisine bir süre yetecek para vardı orada, ayrıca kurutulmuş et ve iki şişe şarap bu gece ona yeterdi. Ganimeti aldıktan sonra Baek'e gülümseyerek "teşekkürler" dedi ve yoluna devam etti.
Kasabadaki han'a girdiğinde gece epey ilerlemişti. Bir kaç masa doluydu, barda da iki adam oturuyordu. Hancı ona ters bir bakış atıp,
- Ne istiyorsun yabancı dedi.
- Yatacak bir yer, birde bir at.
- Paran var mı evlat ? Burası çocuklara göre bir yer değil ve dilencileri sevmeyiz dedi hancı.
Kadim gene sinirlenmeye başlamıştı ama burası olay çıkarmak için uygun bir yer değil diye düşündü. Adamın eline iki altın bırakınca hancı'nın gözleri açıldı.
- Yiyecek bir şey istermisiniz efendim dedi suratına aptal bir sırıtış yerleştirerek.
- Sadece odamı göster yeter dedi Kadim.
- Yarın size uygun bir at ayarlarız efendim ama burda atlar biraz pahalıdır dedi hancı odasını gösterdikten sonra. Kadim cevap vermeden kapıyı suratına kapattı hancının. "Piç oğlu piç" diye aklından geçirdi hancı. Kadim odasındaki masaya oturup soygunculardan aldığı çantadan kurutulmuş etin birini ve bir şişe şarap çıkarıp yemeye başladı. Bir yandan da Buğulu ormana ulaşacağı günü düşünüyor ve Zehtra'yı bulunca daha da güçlü olacağını düşünüp heyecanlanıyordu.Yemeğini yedikten sonra çantasını yatağın altına sokup uzandı.
Ã?ıtırtıyı duyduğunda gözlerini açmadan dinlemeye başladı, kötü zamanlarda büyümünenin bir avantajıydı bu, her zaman tetikte olmak lazımdı. Kapının açıldığını duydu, gelen her kimse 3 adımda yanında olurdu. Ayak seslerini saydı, 1, 2, 3 ve göğsünde tuttuğu kılıcı ani bir hareketle savurdu. Gözleri kapalıydı hala ama kılıcın ete giriş sesini duydu. Gözlerini açtığında kılıcının ucunda hancı'yı gördü. "Seni öldürme zevkini verdiğini için teşekkürler" dedi gülümseyerek. Kadim kurbanlarıyla bu şekilde dalga geçmeyi sevmişti. Kılıcı adamın içinde çevirerek çıkardıktan sonra çantasını aldı ve handan ayrıldı. Hancıyı en geç sabah bulurlardı ve hancıyı başka yere taşımaktansa yola koyulmayı daha uygun görmüştü.
Tabiki ayrılırken vermiş olduğu iki altınıda hancının cebinden almıştı.
Tan ağarmaya başladığında sabah rüzgarı yüzünü kamçılıyordu Kadim'in, yürümekten yorulmuştu ama durmaması gerektiğini biliyordu. Az sonra hancının ceseti bulunur ve atlı askerler onu aramaya başlardı. Her ne kadar iyi eğitilmiş olsada, kötülüğün içinde büyüsede bir düzine askerle baş edemeyeceğini biliyordu. Bir süre sonra başı dönmeye başladı, bayılacak gibi hissediyordu. Atlıların sesini duyduğunda artık işinin bittiğini anlamıştı ayakta zor duruyordu. O sırada az ilerisinde bir at arabası gördü. Arabayı süren ihtiyar adamın üstünde karanlık tapınağın rahibi olduğunu gösteren bir giysi vardı. Arabayı durdurup Kadim'e bakmaya başladı, gözlerinde hadi gel der gibi bir bakış vardı. Kadim son gücüyle rahib'e doğru yürümeye başladı. Arabaya ulaşınca hiç konuşmadan yaşlı adamın yanına oturdu. İhtiyar rahibin uzattığı cüppeyi üstüne geçirip yola koyuldurlar. Biraz ilerledikten sonra bir düzine asker yollarını kesip arabayı durdular.
- Merhaba saygıdeğer rahip, yolculuk nereye dedi komutanları.
- Gölün kıyısındaki Zeon tapınağına gidiyorum asker, Zeon a sunacağım şaraplarım var.
- Buralarda genç bir çocuk gördünüzmü, aşağıdaki köyün hancısının katili kendisi onu arıyoruz.
- Kimseyi görmedim ben dedi rahip ve arabayı sürmeye devam etti. Arabanın önüne geçen asker
- Yanınızdaki genç kim ? diye sordu.
- Ã?ksüz çırağım, şimdi izin verirsen tapınağa yolum daha uzun. Zeon'u kızdırmak istemezsin değil mi ? Dedi rahip sinirli bir şekilde. Komutan rahibin bir kör gibi beyaz gözlerini kendisine dikmesinden ve kudretli sesinden korkarak ;
- Dikkatli olun efendim, tekin olmayan günlerde yaşıyor.uz Size iyi yolculuklar dedi.
Askerlerden uzaklaştıktan sonra rahip, önüne bakmaya devam ederek "çantandaki eti çıkartıp ye sonrada biraz uyu" dedi.
- Karanlık tapınağın rahibi olarak biraz fazla bilge ve iyisin ihtiyar dedi Kadim. Rahip sadece gülümsedi ve arabayı sürmeye devam etti. Kadim son etinide yedikten sonra arabanın arkasına geçip uyumaya başladı. O kadar yorgunduki rüya bile görmüyordu.
Uyandığında gece olmuştu ve acıkmıştı. "Bir şeyler ye, iki gündür uyuyorsun dedi ihtiyar.
İki gün mü? diye içinden söylendi.
- Nerdeyiz ?
- Sorot dağlarının eteğinde, dağın arkasında Veldora şehri var büyük komutan Lord Kagan'ın eski şehri. Kendisi öldürüldükten sonra burayı Timur'un kardeşi Nahrub yönetmeye başladı. Senle orda ayrılmak zorundayız ama dikaktli ol. Nahrub çok acımasız bir yöneticidir ve askerleride öyle.
Kadim bir şey demeden yolu izlemeye devam etti. Küçüklüğünde bir kere babası onu Sorot dağlarının eteğine getirmişti. O zamanlar burada panayır kurulur ve her yöreden gelen insanlar burada hem eğlenir hemde ticaret yaparlardı. Bir zamanlar rengarenk çiçeklerin olduğu bu yörede şimdi simsiyah otlar ve dikenler vardı. Kadim içinde bir ateşin yandığını hissediyordu, eski günleri kafasından çıkarmaya çalışıyor ama yapamıyordu. Babası'nı, dostu Misah'ı ve hiç tanımadığı ama babasının ona geceleri uyumadan önce anlattığı annesi Dilara'yı özlediğini fark etti. Kukuletasını kafasından çıkardığında boynuna inen saçları rüzgarda savrulmaya başladı. Gözünden akan bir damla yaş öğlen güneşinde parlıyordu. Rahibin bembeyaz gözleri kukuletasının altında yıldız gibi parlamaya başladı ve gülümsedi. Kadim'in ağladığını hissediyordu ama bunun için üzülmüyor aksine seviniyordu. Bu gözyaşı Kadim'in içindeki insanlığın ve iyiliğin göstergesiydi. Ama görevi bitene kadar bu duygularını bastırmalı ve içindeki intikam ateşini körüklemesi gerekiyordu, aksi takdirde kötülüğün savaşında başarılı olamazdı. Rahip iyi tanrıların bu yüzden savaşı kaybettiklerini biliyordu. Kötüler kadar acımasız olmazsan yenilirsin.
Dağın arkasına geçtiklerinde Kadim'i arabadan indiren rahip "Bu yolda dümdüz yürümeye devam et evlat, benim yolum obür tarafta. Bir saat 'e kalmaz Veldora'ya varırsın ve unutma dikkatli ol dikkat çekme" dedi.