bitmeyen masal
bitmeyen masal
Bir meşe ağacı vardı kalenin birinde
ve birde yalnız ozan o meşe dibinde
sesi su gibi berrak,
bedeni sanki ince bir yaprak
hep mutluluk anlatırdı etrafına
ha bi de masallar yeni yetme çocuklara
derken birgün üzüldü dünyalar kadar
keder idi artık bitmeyen masal...
ve birde yalnız ozan o meşe dibinde
sesi su gibi berrak,
bedeni sanki ince bir yaprak
hep mutluluk anlatırdı etrafına
ha bi de masallar yeni yetme çocuklara
derken birgün üzüldü dünyalar kadar
keder idi artık bitmeyen masal...
Ferahta galip gelenlerden bir bıkmışlık var omuzlarımda, ondan mağlup oluyorum bu aralar hayata!
dem vurdu sevda çekenlere
dem vurdu kendinden vazgeçenlere
hiç hayırlı konuşmaz oldu
etrafındaki goncalar bile soldu
birgün güneş yiterken gökyüzünden
bucurgatlar inledi derinden
bir atlı, kafasında cübbe
yaklaştı uzaktan sessizce
dem vurdu kendinden vazgeçenlere
hiç hayırlı konuşmaz oldu
etrafındaki goncalar bile soldu
birgün güneş yiterken gökyüzünden
bucurgatlar inledi derinden
bir atlı, kafasında cübbe
yaklaştı uzaktan sessizce
Ferahta galip gelenlerden bir bıkmışlık var omuzlarımda, ondan mağlup oluyorum bu aralar hayata!
ortaydı boyu,ne kısa ne uzun
sırtında ki kadar yüzü solgun
bir flüt çıkardı cebinden beyaz
tahta desem,tahta değil ..
gövdesi kalınca biraz
"Çal" dedi ozana tiz bir sesle
ozan göremedi yüzünü hissettiği hevesle
ve arkasını dönüp uzaklaştı yolsu
sanki bir an var bir anda yoktu
sırtında ki kadar yüzü solgun
bir flüt çıkardı cebinden beyaz
tahta desem,tahta değil ..
gövdesi kalınca biraz
"Çal" dedi ozana tiz bir sesle
ozan göremedi yüzünü hissettiği hevesle
ve arkasını dönüp uzaklaştı yolsu
sanki bir an var bir anda yoktu
Ferahta galip gelenlerden bir bıkmışlık var omuzlarımda, ondan mağlup oluyorum bu aralar hayata!
tedirgin bir nefes koyverdi ozan
korkarak duyacağı sesi o an
ilk tını ile aydınlandığı yüreği
ve o an yabancıyı merak etti
kimdi,kimlerdendi
nerden gelip,nereye gitmekteydi
devam etti çalmaya hiç durmadan
gece inmişti epey çoktan
kuşlar duydu meşeden öten
hani yuvaları tepesinde biten
korkarak duyacağı sesi o an
ilk tını ile aydınlandığı yüreği
ve o an yabancıyı merak etti
kimdi,kimlerdendi
nerden gelip,nereye gitmekteydi
devam etti çalmaya hiç durmadan
gece inmişti epey çoktan
kuşlar duydu meşeden öten
hani yuvaları tepesinde biten
Ferahta galip gelenlerden bir bıkmışlık var omuzlarımda, ondan mağlup oluyorum bu aralar hayata!
kale halkı sesle meraklandı
gözleri hevesle aradı
meşeydi şakıyan onlara göre
yada meşede bir kuş gece gece
olamaz dedi çoğu ozanı görünce
ozan kalktı en sonunda ayağa
flüt ağzında ayırmadan ulaştı kale kapısına
itiraz etti kale bekçileri
akşamları dışarı çıkmak ta neydi
gözleri hevesle aradı
meşeydi şakıyan onlara göre
yada meşede bir kuş gece gece
olamaz dedi çoğu ozanı görünce
ozan kalktı en sonunda ayağa
flüt ağzında ayırmadan ulaştı kale kapısına
itiraz etti kale bekçileri
akşamları dışarı çıkmak ta neydi
Ferahta galip gelenlerden bir bıkmışlık var omuzlarımda, ondan mağlup oluyorum bu aralar hayata!
duyunca iyice nağmeleri bekçilerin ruhu
kaçıverdi ellerinden zincirin ucu
ağır ağır inledi kapı açılırken
ve ozan terk eğledi kaleyi
kurt sesleri geceyi bölerken
ağır aksaktı adımları
ayağında ise inceden bir çarık vardı
ağzı flütte gözleri aradı
hani ya ne uzun ne kısa ortaca yabancıyı
kaçıverdi ellerinden zincirin ucu
ağır ağır inledi kapı açılırken
ve ozan terk eğledi kaleyi
kurt sesleri geceyi bölerken
ağır aksaktı adımları
ayağında ise inceden bir çarık vardı
ağzı flütte gözleri aradı
hani ya ne uzun ne kısa ortaca yabancıyı
Ferahta galip gelenlerden bir bıkmışlık var omuzlarımda, ondan mağlup oluyorum bu aralar hayata!
karanlıktı yolu ağaçlar arasından
bir tempo tutturdu rahattan
her kuş sustu kulak kesildi
hangi birinin sesi bu kadar güzeldi
bilmiyordu ozan yol ne kadar uzun
beyaz idi izi ardından akan tuzun
susmadı,susamadı,ne yoruldu ne aksadı
bulacaktı mutlaka yabancıyı
sormaktı ona kimdi?neydi amacı?
şakıyan flütün neydi doğası?
bir tempo tutturdu rahattan
her kuş sustu kulak kesildi
hangi birinin sesi bu kadar güzeldi
bilmiyordu ozan yol ne kadar uzun
beyaz idi izi ardından akan tuzun
susmadı,susamadı,ne yoruldu ne aksadı
bulacaktı mutlaka yabancıyı
sormaktı ona kimdi?neydi amacı?
şakıyan flütün neydi doğası?
Ferahta galip gelenlerden bir bıkmışlık var omuzlarımda, ondan mağlup oluyorum bu aralar hayata!
gide gide gündüz etti
o gün güneş bile hayretle önünde eğildi
bir mağara buldu sonunda
karanlık,soğuk ve tenhada
hiç korku yoktu yüreğinde
görmese bile ne var ilerisinde
esti soğuk bir hava derinlerden
ürpermedi bile güç alıyordu sanki flütten
sonra ejderhayı gördü gözleri al,al
yanında bir cübbeli,başı açık,yüzünde sakal
eli alnındaydı ejderin okşar gibi
bir eliyle flüt çalan ozana gel dedi
ejder koyu kırmızı, sanki pıhtılaşmış kirli kandan
bir deriye sahipti pullardan
başında iki boynuz gibi çıkıntı
arasında yabancının eli dolanmaktaydı
o gün güneş bile hayretle önünde eğildi
bir mağara buldu sonunda
karanlık,soğuk ve tenhada
hiç korku yoktu yüreğinde
görmese bile ne var ilerisinde
esti soğuk bir hava derinlerden
ürpermedi bile güç alıyordu sanki flütten
sonra ejderhayı gördü gözleri al,al
yanında bir cübbeli,başı açık,yüzünde sakal
eli alnındaydı ejderin okşar gibi
bir eliyle flüt çalan ozana gel dedi
ejder koyu kırmızı, sanki pıhtılaşmış kirli kandan
bir deriye sahipti pullardan
başında iki boynuz gibi çıkıntı
arasında yabancının eli dolanmaktaydı
Ferahta galip gelenlerden bir bıkmışlık var omuzlarımda, ondan mağlup oluyorum bu aralar hayata!
konuştu sonra yabancı yine tizden
yüzü sakalı uzuyordu kar gibi beyaz teninden
"bitti" dedi "görevim artık"
"devretme zamanı geldi, yaşlandık."
anlayamadı ozan bir an
farketti bir ejder çobanı karşısında duran
elleri titredi gezinirken flüt üzerinde
itiraz etmek istedi yüzü sertçe
söyleyemedi hiç birşey o an
ağzında flüt çalarken ozan
yüzü sakalı uzuyordu kar gibi beyaz teninden
"bitti" dedi "görevim artık"
"devretme zamanı geldi, yaşlandık."
anlayamadı ozan bir an
farketti bir ejder çobanı karşısında duran
elleri titredi gezinirken flüt üzerinde
itiraz etmek istedi yüzü sertçe
söyleyemedi hiç birşey o an
ağzında flüt çalarken ozan
Ferahta galip gelenlerden bir bıkmışlık var omuzlarımda, ondan mağlup oluyorum bu aralar hayata!
en sonunda kapandı gözleri ejderin
nefesi yavaşladı zebaninin
sonra yabancı yavaşça yanaştı
elini ozanın eline yaklaştırdı
durdurdu ozanın parmaklarını
sessizce çekip flüdü ozan araladı dudaklarını
"Baltubat" dedi yabancı "benim ismim"
"ağır ve zor" dedi "görevin"
"ama merak etme üstesinden gelirsin"
"günde iki kez uyanı zebani"
"buda flüde sarıltmalı seni"
"üfle yalnızca korkma hiç"
"flütlüye bi şey yapamaz piç"
"Serfany" dedi "benimkide" ozan
"garip bir ozanım masal anlatan"
"şiirler okurum,şarkılar yazar"
"çocuklarla kalede gezer"
"neden benim ki nöbetçi"
"nedir özel kılan beni?"
"yok öyle bir farkın" dedi yabancı
"işte ondan seçildin,bakıcı"
"temiz kalbin, uzun zamandır üzgün"
"neşesi yok onu arıyor hergün"
"vaat ediyorum sana mutluluk"
"yok olacak kalbindeki boşluk"
ozan sordu "peki bu nasıl olacak?"
"kalbimdeki boşluk nasıl azalacak?"
"bir görev bu yalnızca sürekli"
"ağır da olsa gerek hatanın bedeli"
"hem nasıl geçinirim bu mağarada yalnız?"
"burası hem soğuk hem ıssız"
konuştu baltubat dedi "kendin verdin cevabı"
"sürekli bir görev bu,hayatının amacı"
"hem flüt yalnızca uyutmaz ejderi"
"ödüllendirir onun çalmayı bileni"
"yiyecek verir,istersen para"
"yada istersen sıcacık bir soba"
"peki ne olacak?"dedi serfany"giderebilirmi yalnızlığı?"
"ne yapayım yalnız iken parayı?"
"hem sen kaçıncısın burda yiten?"
"bende mi haps olayım aynı sebepten?"
"bulamadın mı başka biri?"
"kör yada topal sıkılmadan kullanacak bu ini"
"sana flüdü ben getirdim"dedi Baltubat"unutma"
"kim söyledi ini hiç terk edemiyeceğini sana"
"uyudumu ejder serbestsin"
"istersen saatlerce gezersin"
"hem dostun da olacak yanında"
"yalnız ninni söylemiyecen burda"
nefesi yavaşladı zebaninin
sonra yabancı yavaşça yanaştı
elini ozanın eline yaklaştırdı
durdurdu ozanın parmaklarını
sessizce çekip flüdü ozan araladı dudaklarını
"Baltubat" dedi yabancı "benim ismim"
"ağır ve zor" dedi "görevin"
"ama merak etme üstesinden gelirsin"
"günde iki kez uyanı zebani"
"buda flüde sarıltmalı seni"
"üfle yalnızca korkma hiç"
"flütlüye bi şey yapamaz piç"
"Serfany" dedi "benimkide" ozan
"garip bir ozanım masal anlatan"
"şiirler okurum,şarkılar yazar"
"çocuklarla kalede gezer"
"neden benim ki nöbetçi"
"nedir özel kılan beni?"
"yok öyle bir farkın" dedi yabancı
"işte ondan seçildin,bakıcı"
"temiz kalbin, uzun zamandır üzgün"
"neşesi yok onu arıyor hergün"
"vaat ediyorum sana mutluluk"
"yok olacak kalbindeki boşluk"
ozan sordu "peki bu nasıl olacak?"
"kalbimdeki boşluk nasıl azalacak?"
"bir görev bu yalnızca sürekli"
"ağır da olsa gerek hatanın bedeli"
"hem nasıl geçinirim bu mağarada yalnız?"
"burası hem soğuk hem ıssız"
konuştu baltubat dedi "kendin verdin cevabı"
"sürekli bir görev bu,hayatının amacı"
"hem flüt yalnızca uyutmaz ejderi"
"ödüllendirir onun çalmayı bileni"
"yiyecek verir,istersen para"
"yada istersen sıcacık bir soba"
"peki ne olacak?"dedi serfany"giderebilirmi yalnızlığı?"
"ne yapayım yalnız iken parayı?"
"hem sen kaçıncısın burda yiten?"
"bende mi haps olayım aynı sebepten?"
"bulamadın mı başka biri?"
"kör yada topal sıkılmadan kullanacak bu ini"
"sana flüdü ben getirdim"dedi Baltubat"unutma"
"kim söyledi ini hiç terk edemiyeceğini sana"
"uyudumu ejder serbestsin"
"istersen saatlerce gezersin"
"hem dostun da olacak yanında"
"yalnız ninni söylemiyecen burda"
Ferahta galip gelenlerden bir bıkmışlık var omuzlarımda, ondan mağlup oluyorum bu aralar hayata!
karanlıktan bir parlak hüzme belirdi
bu ufacık maviden dişi bir cindi
kanatları hızla aşağı yukarı çırpan
kafasında da saçları arasında iki anten bulunan
"Kilerin" diye tanıttı Baltubat ona,
Serfany oldukça şaşırdı karşısında durana
bu ufacık maviden dişi bir cindi
kanatları hızla aşağı yukarı çırpan
kafasında da saçları arasında iki anten bulunan
"Kilerin" diye tanıttı Baltubat ona,
Serfany oldukça şaşırdı karşısında durana
Ferahta galip gelenlerden bir bıkmışlık var omuzlarımda, ondan mağlup oluyorum bu aralar hayata!
"Bu çobanlardan biri varmış
halk onu "yetim Kurali" diye tanırmış.
yetimmiş gerçekten Kurali
Gilfen'de tanırmış herkes garibi
Konuşmamzmış hiç kimseyle
güdermiş koyunlarını ahallinin hevesle
ne dostu varmış, ne ahbabı
ne de kanından biri akrabası..."
halk onu "yetim Kurali" diye tanırmış.
yetimmiş gerçekten Kurali
Gilfen'de tanırmış herkes garibi
Konuşmamzmış hiç kimseyle
güdermiş koyunlarını ahallinin hevesle
ne dostu varmış, ne ahbabı
ne de kanından biri akrabası..."
Ferahta galip gelenlerden bir bıkmışlık var omuzlarımda, ondan mağlup oluyorum bu aralar hayata!
