Hani görüpte sonra unuttuğunuz ama ik uyandığınızda tam hatırlamasanız da hayran kaldığınız rüyalarınız vardır ya, ben sanırım dün onlardan birini gördüm.
Rüyalarımı pek hatırlamam ve hala kalmış bazı kısımlar vardır ki ya ben kendim uydurdum sonradan, ya da yarı bilinçli olarak ben oluşturdum onları. Ama bu en azından taze ve hatırladığım kadarını sizinle paylaşayım ve hatta birde anlam kazandırayım istedim.
Gök yüzünde özgürce süzülebilen uzay gemilerinde, sonsuz gibi uçsuz bucaksız gözüken gökyüzü aleminde, aşağıdaki dünya bulutlar altından fark ediliyor ve gök yüzünde yıldızlar yok çünkü bu dünya sanki sonsuza uzanıyor.
Sanki doğanın tamamı orada, hissedebiliyorsunuz ama doğadan çok daha fazlası da var. Çok da ha bilinemeyn, çok daha çeşitli ve renkli.
Havada çalışan ve birbirini pek sıklıkla görmeyen, sonsuz sayıda uzay gemisinden biri daha saldırıya uğruyor. Gemi müthiş bir hızla aşağı düşmeye başlıyor ve sonunda içinden insana benzer ama insan olmadığı kesin yaratıklar çıkıyor.
Bedenleri insan kesinlikle ama çok daha çevik oldukları hareketlerindeki akıcılıktan belli. Hiç biri diğerine benzemiyor. Birinin teni mavi ve sanki gece yakılmış bir neon lamba gibi ışık saçıyor. Bir diğeri ise aynı insan ama hareket ederken peşinde kendi görüntüleri kalıyor. Sanki ileri doğru hareket ederken hep bir parçası geçmişte kalıyormuş gibi. Ne zaman durursa geçmişte kalmış gibi olan görüntüleri ile tekrar bir bütün oluyor.
Her cins, her renk, her hayvan ve tanımlayabileceğiniz her şey var orada.
Sonra karşılarına onların gemilerini düşüren "Avetari"ler çıkıyor. Avetariler tanımlanamaz korkunçlukta yaratıklar. En çirkin haller, en güçlü fizikler, alev alev yanan yaratıklar, halka filminde kuyudan çıkan kötü ruhlar, hepsi. Sonsuz sayıda herşey var Avetarilerin içinde ve ilk grubun üstüne saldırıyorlar.
Gök yüzünde yaşayanlar ise çok güçlü. Biizim gözümüzde mucize olarak görülebilecek güçleri var. Tamamen kalpten gelen tek bir istekleri ile "Avetari"lerin her birini yakıyorlar, elktrikle kızartıyorlar ve anlam dahi veremediğim, ne olduğunu anlayamadığım daha pek çok enerji, ışık, ya da mucize ile yok ediyorlar. Ama Avetari'ler sınırsız ve gittikçe daha da güçlü geliyorlar. Gittikçe yok edilmeleri daha zor ve hatta imkansız oluyor.
Yarı uyanık kafayla, Lunatari olarak adalndırdığım mucize ırkımız ise uzay gemilerine geri kaçıyorlar. Uzay gemileri artık havalanmış durumda ve hepside birden inanılmaz bir hızla gök yüzüne çıkıp gemilerine gidiyorlar ama Avetariler hemen peşlerinde ve hatta yanlarında.
Bir kısım Lunatari bu saldırıya karşı koyamayacaklarını söylüyorlar ve Avegadra gibisinden şu anda hatırlayamadığım bir odaya girip gerçek dünyalarına geri dönmek istediklerini söylüyorlar. Bir kısmı ise burada kalıp Avetariler ile savaşmaları gerektiğini söylüyor ve uzay gemisinin bir kapısını açarak en güçlü Avetarilerin olduğu koridorlara dalıyorlar. Karanlık, mekanik, boş ama kesinlikle büyüleyici ve korkutucu koridorlar.
Dünyalarına gitmek isteyen Lunatariler ise kaptanlarının onları koyduğu başka bir camlı bölmeye giriyorlar. Burada zihnim inanılmaz bir olay beklerken, kaptanın bir düğmeye basması ile, camlı bölmedekilerin girdikleri yerde bir anda yaşlandıklarını ve çirkinleştirklerini görüyorum. Her tarafları bükülmüş, dişleri bozulmuş ama çok mutlular ve birbirleriyle koca karılar gibi dedikodu ederek camlı bölmeden çıkıyorlar. Belliki o bir an içinde koskoca bir hayat yaşamışlar. Ã?ıktıklarında ise kimse onları suçlamıyor çünkü onlara bir hayat gibi gelen zaman buradakiler için sadece bir an. Onlar onları hiç terketmediler.
Sonra camlı bölmeden kaptan 3 kişiyi çağırıyor. Diğerlerinde daha güçlü gibi gözüken 3 kişi. Bunlardan ikisi geri dönüyor ama 3. kalıyor. Yanına kardeşleri dediği başka 2 kişiyi daha oluşturuyor. Ancak Avetarilerin inanılmaz akınları gemi içine kadar girmiş durumda ve Lunatarilerin mucizevi güçleri artık Avetarileri durdurmaya yetmiyor. Yıldırımlar çakıyor, alevler yakıyor, ışıklar parlatıyorlar ama Avetarileri öldürmek artık onlar için çok zor.
Tam o anda bir patlama oluyor ve mucizeler ile ölmeyen 3 Avetari paramparça oluyor. Lunatariler ne olduğunu anlamadan bir patlama daha ve ilerideki başka zebani görünümlü Avetariler de yok oluyor. Bunu yapanlar ise bir topun başına çıkmış 3 dünyalı asker. Dünyalı değil de insan desem daha doğru olacak sanırım. Bunlar bildiğimiz insanlar. Kullandıklarında ise hiç bir mucizevi güç yok. Barut ve top mermisi. Ama Mucizelere dahi dayanan Aveteri'leri paramparça ediyorlar.
Avetariler bu sefer daha teknolojik geliyorlar. Bir koca blok topun ağzını kapatıyor ve o korkunç yaratıklardan zaten korkmuş insanlar artık sonlarının geldiğini anlıyorlar.
Sonra ben uyanıyorum.
Sonuç:
Sanırım Lunatariler benim düşlerimi ve düş gücümü temsil ediyorlardı. Hatta sanki tüm insanların içinde olan benim dahi tanımlayamadığım düş gücünü. Bunu hissettikten sonra anlyambilirsiniz. Sanki sonsuzluğu bir an için görürmüş gibi oldum onlara bakarken, isimlendiremediğim herşeyleri ile birlikte.
Avetari'ler ise benim korkularımdı. Ne kadar yok edersem edeyim her zaman daha da korkutucu gelen ve sanki gittikçe benim düşlerimin ve hayallerimin gücünü tüketen, onlara direç kazanan, söndüren, yaşlandıran ve anlamsızlaştıran, umut yitirtici korkularım.
İnsanlar gelmden önce sonunda gördüğüm olay ise sanırım bana verilen 3 yönü gösteriyordu.
1- Kazanamayacağını bildiğin için en azından savaşarak öl. Belki bir mucize gerçekleşir.
2- Bulunduğun yeri savun ve dostlarınla birlikte kal. Onlardan güç alırsan dayanabilirsin.
3- Bu savaşı boş ver ve hayatını yaşa. Diğerleri için anlamsız olabilir ama senin için anlamlı olacak.
Sonunda gelen insanların ise ne anlama geldiğini bulamadım ama bir oyun konusu getirdiler aklıma.
OYUN:
Yukarıda anlattığım gibi Lunatariler ve Avetariler arasında süregelen bir savaş var. Her iki tarfta mucizevi güçlere, iradeye ve aletlere sahipler. Ancak insaların basit silahlarına karşı etkisiz kalan bir tarafları var.
İnsan evrende en yoğun maddeden yapılmış canlı. Ã?ylesine ki gücü Avetarilerin güçlerini muazzam derecede aşıyor. Tek yumrukları dahi Avetariler için bomba gibi patlıyor ama insanlar bu kadar güçlü olduklarını bilmiyorlar.
İnsanların zihinin derinlikleri Lunatarileri hayrete düşürüyor. Tek bir insan zihnini ne kadar araştırsalar da hep daha da derine gittiğini görüyorlar. Daha inanılmaz boyutlara ve çok daha inanılmaz, kendileri mucizevi olanlar için dahi mucize gibi olan insanın dahi bilmediği düşüncelere, fikirlere. Sadece beyinde değil, omur ilikten kalbe, ayak uzundan bedenin etrafındaki her yerde onların zihinlerinin olduğunu görüyorlar ve bir ana belkide sonsuz yılları sığdırabilen Lunatariler bu zihini asla çözemiyorlar.
Ancak Lunatarilerin adeta hayran kaldıkları ve tapınma ihtiyacı duydukları, Avetarilerin ise ele geçirmek için yanıp tutuştukları ama gördükleri anda koku içinde titredikelri asıl güç insanın ruhu.
Adeta ruhani güçten oluşmuş Lunatariler mucizeler yaratıyorlar ama bizim olağan üstü parlaklıkta neredeyse maddeselliğe ulaşacakmış gibi akan nurdan ruhumuzun yanında sadece bir karınca gibi kalıyorlar. Tepesi sonsuza, dibi sonsuza ilerliyor sanki ruhun ama tüm o muazzamlığı insanın 3 inanılmaz gücü arasındaki dengesi sebebiyle kullanılamıyor. Küçücük, insanın yanında değersiz ve önemsiz kalan Lunatariler mucizeler yaratırken, insan tüm muazzamlığı ile bunları başaramıyor.
İşte burada insanın muazzamlığına bir yön verecek, ona klavuzluk edecek bir Lunatari insan ile birleşiyor. Bundan sonrası insanın seçimi insanın içinde ona hiç bir şekilde komuta edemeyen ama yardım eden Lunatarinin inanılmaz ve sürekli güçlenen Avetariler ile savaşına geliyor.
Lunatariler, oyunculara fikirler veren DM, Avetariler ise NPC.
Oyuncuların yapması gerek ise Beden, zihin ve ruh arasındaki yollardan birini seçerek Lunatarinin kılavuzluğunda Avetarilere karşı daha da güçlenmek ve Lunatarileri ve dünyayı tehdit eden bu güce karşı koymak. Ancak eğer dengelerini yitiriler ise oyuncular karakterlrini kaybederler.
Zihin çok öne çıkarsa beden çürür ve ruh özüne döner.
Beden öne çıkarsa zeka ortadan kalkar, ruh özüne gider ve beden bir avetariye dönüşür.
Ruh çok öne çıkarsa bu sefe çok güçlendiğinden artık zihin ve bedenden kutularak özüne döner ve avetarilerin kulanabileceği bir beden kalır.
Tahmin edebileceğiniz gibi en çok kullanabileceğiniz gücünüz beden. Ancak Lunatarinin yardımı ile gerektiğinde ruh ve zihninizden mucizevi yardımlar alabiliyorsunuz. Bunu fazla yaparsanız, kaybediyorsunuz ve Avetarilerin eline bir başka beden daha geçmiş oluyor. Yeterince bedenleri olduğunda Avetariler dünyayı ele geçirecekler.
Daha önceden pek çok insan gelmiş ve pek çoğu yenik düşmüş durumda. Bu yüzden dikkatli olmanız gerekli.
Oyun ise sadece sonsuz savaş içinde sürekli güçlenen düşmanlara karşı savaşarak dünyadaki insaların biraz daha aydınlanması ve ellerindeki bu 3 gücü dengeli bir şekilde geliştirerek Avetarilerin saldırlarına karşı koyabilecek güce ulaşmaları için zaman kazandırmak.
HAni çokta edebi ya da güzel bir fikir vermemiş olabilir. Ama en azından içimde kalmadı yazdım. Çok anlamsız gelebilir size ama ben gerçekten rahatladım. Anlatmasam içimde kalırdı.
İlginç bir rüya
İlginç bir rüya
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Yani seninki de sana göreymiş aslında.
Ben meteoru görünce kaçarım sen de çorabasını yapıyorsun demek. (Dünyayı yok eden meteordan nereye kaçıyorsam
)
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Aslında epey fikir var ama dağınık fikirler Darkgnome kardeş. Belki de bahsettiğin oyunun en ilginç yanı savaşmak isteyenler için bir çıkış yolu veriyor.
Elbette savaşmak isteyenler açısından bahsettiğin söz çok doğru.... Kesin olmasa da kaybetme ihtimali de var ve her savaşan mümkünse kazanmak ama en azından savaşmadan kaybetmemek için savaşmalıdır.
Neyse umarım yeni rüyalar da görür ve yazarsın. : ) ) ))
Elbette savaşmak isteyenler açısından bahsettiğin söz çok doğru.... Kesin olmasa da kaybetme ihtimali de var ve her savaşan mümkünse kazanmak ama en azından savaşmadan kaybetmemek için savaşmalıdır.
Neyse umarım yeni rüyalar da görür ve yazarsın. : ) ) ))
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Pek edebiyatçı olduğum söylenemez. Tek yapmak istediğim rüyamı yazmaktı. Güzel olsun diye bir öaba sarf etmedim, ama etsemde çok bir şey değişeceğini sanmıyorum. Ne gördüysem onu yazdım.
Teşekkürler.
Teşekkürler.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Edebiyatçı olmana gerek yok kardeş zaten. Her insanın içinde bir edebiyatçı vardır. Ortaya çıkması için gereken tek şartsa o kişinin bunu istemesidir.
Dolayısı ile rüyanı yazışın ve bunun da ötesinde yaptığın yorumlar oldukça güzel olmuş. Açıkçası ben çok güzel buldum.
Dolayısı ile rüyanı yazışın ve bunun da ötesinde yaptığın yorumlar oldukça güzel olmuş. Açıkçası ben çok güzel buldum.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
şimdi düşündüm de "saçma"yla "acayip" biraz yakın gibiler. "Hiç saçma değil bence çok hoş" daha iyi olur.AlenthasLeasess wrote:Hiç saçma değil bence çok acayip bir rüyaFikrin de gayet iyiymiş.
Sizinkilerle kıyaslanabilir mi bilmiyorum ama ben bir keresinde rüyamda amcamın derisini buharlaştırmıştım

