Hayata Bakış Açınız...
-
Aegron Linwelin
- Kullanıcı

- Posts: 2614
- Joined: Wed Jul 18, 2007 10:00 am
- Location: Bursa
- Contact:
Hayata Bakış Açınız...
Herkesin kendine göre hayatta ki bazı zorluklarla mücadele için kendi dağarcıgında oluşturduğu bir çözüm yolu, dış dünyadaki çözümlerin çıkışı için açılmış ufak pencere ve bunların sizin gözünüzden yansıması...
İşte anlatmak istediğim bu kısaca..
İsteyenler hayata farklı bakış açılarıyla bakmanın bir sonucu olarak oluşan ufak anılarını paylaşırsa yada genel olarak tavrını belirtirse güzel şeyler çıkacağını umuyorum...
Saatin hafif hafif geç olması, yarın yine erken kalkıp okula gitme düşüncesinin beynimi yiyip bitirdiği şu saatlerde sadece baslığı açabiliyorum kusura bakmayın.. Benden önce başlayan olursa ne mutlu bize, olmazsa da iki üç güne kadar ilk post umu yazmak üzere burada olacağım..
Saygılar sevgiler...
İşte anlatmak istediğim bu kısaca..
İsteyenler hayata farklı bakış açılarıyla bakmanın bir sonucu olarak oluşan ufak anılarını paylaşırsa yada genel olarak tavrını belirtirse güzel şeyler çıkacağını umuyorum...
Saatin hafif hafif geç olması, yarın yine erken kalkıp okula gitme düşüncesinin beynimi yiyip bitirdiği şu saatlerde sadece baslığı açabiliyorum kusura bakmayın.. Benden önce başlayan olursa ne mutlu bize, olmazsa da iki üç güne kadar ilk post umu yazmak üzere burada olacağım..
Saygılar sevgiler...
Thanks Mario but The princess is in another castle!!

Aslında bu tarz konularda ortaya örenk bi konu koyulunca daha rahat tartıışılabiliyor. Genel felsefeyi anlatmak için ya aklına bişey gelmiyor insanın ya da anlatmakla bitiremeyeceği için başlamıyor.
Genelde olaylara karşı sakin ve gözlemci bi yapım vardır. Yapmadan önce biraz düşünürüm. İşe yaramayacaksa yapmam genelde. O yüzden hani sinirle hareket ettiğim falan nadirdir.
Genelde insanın karakterini yaptığı seçimler belirler. Seöimlerde de genelde bir kararsızlık belirsizlik vardır.
BElirsizliklerde ise insanlar nası karar vereceğini neye göre vereceğini bilemez.
Bu durumu en iyi anlatan örnek bence alice harikalar diyarında kitabında
Özetlersek seçimlerin sonuçlarını bilmiyorsanız sçim üzerine çok kafa yormaya değmez. Hatta ben bu noktada işi yazı turaya falan bırakmayı severim. Pişman olmaktan koruyor sanki beni
Dediğim gibi bi konu olursa daha ayrıntılı konuşurum =)
Genelde olaylara karşı sakin ve gözlemci bi yapım vardır. Yapmadan önce biraz düşünürüm. İşe yaramayacaksa yapmam genelde. O yüzden hani sinirle hareket ettiğim falan nadirdir.
Genelde insanın karakterini yaptığı seçimler belirler. Seöimlerde de genelde bir kararsızlık belirsizlik vardır.
BElirsizliklerde ise insanlar nası karar vereceğini neye göre vereceğini bilemez.
Bu durumu en iyi anlatan örnek bence alice harikalar diyarında kitabında
Ã?eviri türkçe kitaptan direk değil bu arada öyle yazmıyordu orda gibi bi durum olmasın ingilizcesinden ben tekrar çevirdim o kısmı. Bu durumla ilgili baya bişey karalamıştım okumak isterseniz buradan buyrun.Alice bir yol ayrımına gelmişti. “Hangi yolu seçmeliyim?” diye sordu.
“Nereye gitmek istiyorsun?” diye sordu Çizgili kedi.
“Bilmiyorum.” dedi Alice.
“O zaman” dedi kedi, “farketmez.”
~Lewis Carroll, Alice Harikalar Diyarında
Özetlersek seçimlerin sonuçlarını bilmiyorsanız sçim üzerine çok kafa yormaya değmez. Hatta ben bu noktada işi yazı turaya falan bırakmayı severim. Pişman olmaktan koruyor sanki beni
Dediğim gibi bi konu olursa daha ayrıntılı konuşurum =)
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Hayata bakis acisi oldukca genis bir konu.... Diger tum bakilan seyler nisbeten daha kolay ama hayat daha farkli... Ozellikle hayatin ne oldugu ya da anlami sorgulandigi zaman varilan noktalar en azindan benim hosuma gitmiyor..
O nedenle ben hayatin kendi kendini aciga cikarmasini tercih ediyorum. O nedenle belki de en son en tikandigi noktada insanin ne istedigini iyi sorgulamasi ve ne yapacagina karar vermesi gerekiyor.
Benim de sevdigim bir soz vardir.
Tanrim bana degistiremeyecegim seylere katlanmam icin sabir, degistirebileceklerimi degistirecek cesaret ve guc, ikisinin arasindaki farki anlamak icin de cesaret ver... Elbette her seyden once zihnimizin derinliklerinde gercekten ne istedigimizi de anlama gucu bunlara eklenmeli...
Neyse bu tartisma epey uzun surer. Aslinda yazmak icin en iyi saatler de geceyarisina dogru uykunun kendini en guzel sekilde hissettirdigi saatler bence...
O nedenle ben hayatin kendi kendini aciga cikarmasini tercih ediyorum. O nedenle belki de en son en tikandigi noktada insanin ne istedigini iyi sorgulamasi ve ne yapacagina karar vermesi gerekiyor.
Benim de sevdigim bir soz vardir.
Tanrim bana degistiremeyecegim seylere katlanmam icin sabir, degistirebileceklerimi degistirecek cesaret ve guc, ikisinin arasindaki farki anlamak icin de cesaret ver... Elbette her seyden once zihnimizin derinliklerinde gercekten ne istedigimizi de anlama gucu bunlara eklenmeli...
Neyse bu tartisma epey uzun surer. Aslinda yazmak icin en iyi saatler de geceyarisina dogru uykunun kendini en guzel sekilde hissettirdigi saatler bence...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
-
Aegron Linwelin
- Kullanıcı

- Posts: 2614
- Joined: Wed Jul 18, 2007 10:00 am
- Location: Bursa
- Contact:
Evet söylediğiniz gibi geniş bir konu ve sayfalarca şey yazılabilecek ama burada da bir iki cümle ile kısaca anlatabileceğimiz birşey hayat...
Herşeyi iyi yönünden bakmak yada herşeyi siyah bir perdenin arkasından seyretmek.. İkisi arasında kalmışımdır hep hayatta.. Mantığım uzak dur, kalbim atıl onun içine diye diretmiştir ve ben hep kalbimi dinlemişimdir. Kimi zaman hata yapmama sebep olsada kendi istediğim içimden gelen şey iyapıp hata yapmış olmak ve keske söyle yapsaydım dememek işte benim kısaca bakış açım...
Herşeyden ama herşeyden güzel birşey çıkarmak... Pollyanna cılık yapmak bir nevi. Gülümsemek ve kötülüklerle girdiğim bir odanın kapısının eşiğinde bırakmak herşeyi. Yeni bir sayfa açmak o oda için..
Bazen takmamak yaşam... Herşeye boşver deyip akışına bırakmak...
Herşeyi iyi yönünden bakmak yada herşeyi siyah bir perdenin arkasından seyretmek.. İkisi arasında kalmışımdır hep hayatta.. Mantığım uzak dur, kalbim atıl onun içine diye diretmiştir ve ben hep kalbimi dinlemişimdir. Kimi zaman hata yapmama sebep olsada kendi istediğim içimden gelen şey iyapıp hata yapmış olmak ve keske söyle yapsaydım dememek işte benim kısaca bakış açım...
Herşeyden ama herşeyden güzel birşey çıkarmak... Pollyanna cılık yapmak bir nevi. Gülümsemek ve kötülüklerle girdiğim bir odanın kapısının eşiğinde bırakmak herşeyi. Yeni bir sayfa açmak o oda için..
Bazen takmamak yaşam... Herşeye boşver deyip akışına bırakmak...
Thanks Mario but The princess is in another castle!!

-
Aegron Linwelin
- Kullanıcı

- Posts: 2614
- Joined: Wed Jul 18, 2007 10:00 am
- Location: Bursa
- Contact:
Haklı olabilirsin dostum.. Efla ya belirtiriz yardımcı olur gerçi burada durmasınında pek sakıncası yok bence ama tabi konu nereninse orada olmalı demicatboy wrote:Belki Aegron'un başlığı açarken farklı bir amacı vardı ama gidişata bakılırsa konu serbest kürsüdeki başlıklarda olduğu gibi bir başlığa mı ne dönmeye başlamış. Bu yüzden Ocakbaşı Hikayeleri'nde değil bence Serbest Kürsü'de olmalı bu başlık, oraya daha çok yakışır gibime geliyor.
Thanks Mario but The princess is in another castle!!

İlk işimde sürekli seyehat etmem gerekiyordu. Mühendis olmama rağmen, operatör gibi çalışıyor, işçilerden bile daha kötü şartlara ancak sahip olabiliyordum. O zamanlar iş verenin benim sağlığıma daha çok önem vermesi, daha çok tatillerime saygı duyması, daha ilgili olması gerektiği görüşündeydim.
İkinci işime geçtiğimde ilk işimde aslında ne kadar da berbat bir işte çaıştığımı anladım. Tulum yerine pantalon giyip, üstümü kirletmeden daha çok iş yapabiliyor, insanlardan daha çok saygı görüyordum. Altımda çalışan kişilere bana davranıldığı gibi davranmamak için elimden geleni yaptım. Benimle çalışan arkadaşlarım uyardı beni ve bir de baktım ki bana olan saygı gitmiş bu sefer de. Elimdeki bilgiyi geliştirerek altımda çalışanlara olabildiğince yardım sağlayarak bilgime saygı kazanmaya çalıştım ve şantiye bitti. İlk başında arkadaşça davranıpta, karşılığını aynı şekilde aldığım kişilerden, şantiye sonunda kurtulduğuma seviniyordum.
Sonraki işimde altımda daha çok kişi çalıştı. Bbu sefer sadece işçiler değil, formenler, teknisyenler olduğu gibi, üstümde de pek çok insan vardı. Arada kalmışlığın zorluğunu kimle paylaşsam sonunda bana daha ktü döndü, ki sonunda bu konuda konuşmamaya başladım. Altımdakilerle ilgilenmedim ve işlerini yapmadıklarını gördüm, fazla ilgilendim hep daha çok ilgi istediklerini gördüm. Burada ilgiyi alıpta bana gerçekten yardım eden sadece formenlerimdi.
Bunları yaşamadan anlamanız çok güç. Ama hayata bakışım son senelerde çok gelişti.
Ã?nceden: Kötü insan yoktur. İnsanlara önce iyi olduklarını düşünerek yanaş. İnasanlar ile iyi ilişkiler içinde ol. Karşından iyilik beklemeden sen iyilik yap. Herkesin düşüncelerini önemse ve değer ver, onları dinle. İşin için elinden geleni yap, çalışkanlık en önemli erdemdir.
şimdi: İyi insan yoktur. İnsanlarla ilk tanıştığında onların iyi olduklarını düşünme. İnsanları önce tanı, sonra iyi ilişkiler kurmaya çalış. Karşındaki seni umursamıyorsa, sen de onunla ilgilenme, onunla iyi ilişkin olacak diye kendini hırpalama. İnsanları dinle, düşüncelerini önemse ama sadece kendi düşüncene önem ver. Ã?evreni geniş tut, her yaptığını yücelt. Kimsenin senin ne yaptığın hakkında fikri yok. Sen yaptıklarını diğerlerinin gözüne sokmazsan, onlar senin ne yaptığın ile ilgilenmez sadece yapmadıkların ile ilgilenirler.
Kısaca arkadaşlar;
Hayat çok acımasız, pis, güvenilmez ve kişilik bozucu. Yaşamak için koşturan insanlar sizin çalışmalarınıza asla değer vermezler. Onlar da sizin gibi koşturmakta ve karşılığını alamamaktadırlar. Yüz bulduklarından astarını isterler ve bunun istisnaları eğer bu yazdıklarımdan rahatsız oluyorsanız, sizin gibi insanlardır. Diğerleri ise sizinle ilgilenmezler. Tek düşündükleri yerleri kaybetmemektir. Her zaman kendilerini sağlama alır ve işler yürüyorsa, olduğu gibi kalmasını isterler. Buna istisnalar da aynı şekilde bundan rahatsız olan ve asla böyle yapmayacağınızı düşünen sizlersiniz.
Hayata bakışım bu ama bir şeyi daha öğrendim. Bir şeyi öğrenmek kolay ama uygulaması çok zor. Ne yazık ki ben hala önceki gibi davranıyorum. Belki de seneler sonra öğrendiklerimi uygıulamaya koyacak kadar düşüncesiz ve kalpsiz olabileceğim. Belki de kime nasıl davranmam gerektiğini bilecek kadar insanların maskerlerini altını görebileceğim. O zamana kadar ise sürekli batacağım. Her çıkmak istediğim ise ya diğtekiler tarafından çekilecek, ya da yüzeydekiler tarafından aşağı itileceğim.
İkinci işime geçtiğimde ilk işimde aslında ne kadar da berbat bir işte çaıştığımı anladım. Tulum yerine pantalon giyip, üstümü kirletmeden daha çok iş yapabiliyor, insanlardan daha çok saygı görüyordum. Altımda çalışan kişilere bana davranıldığı gibi davranmamak için elimden geleni yaptım. Benimle çalışan arkadaşlarım uyardı beni ve bir de baktım ki bana olan saygı gitmiş bu sefer de. Elimdeki bilgiyi geliştirerek altımda çalışanlara olabildiğince yardım sağlayarak bilgime saygı kazanmaya çalıştım ve şantiye bitti. İlk başında arkadaşça davranıpta, karşılığını aynı şekilde aldığım kişilerden, şantiye sonunda kurtulduğuma seviniyordum.
Sonraki işimde altımda daha çok kişi çalıştı. Bbu sefer sadece işçiler değil, formenler, teknisyenler olduğu gibi, üstümde de pek çok insan vardı. Arada kalmışlığın zorluğunu kimle paylaşsam sonunda bana daha ktü döndü, ki sonunda bu konuda konuşmamaya başladım. Altımdakilerle ilgilenmedim ve işlerini yapmadıklarını gördüm, fazla ilgilendim hep daha çok ilgi istediklerini gördüm. Burada ilgiyi alıpta bana gerçekten yardım eden sadece formenlerimdi.
Bunları yaşamadan anlamanız çok güç. Ama hayata bakışım son senelerde çok gelişti.
Ã?nceden: Kötü insan yoktur. İnsanlara önce iyi olduklarını düşünerek yanaş. İnasanlar ile iyi ilişkiler içinde ol. Karşından iyilik beklemeden sen iyilik yap. Herkesin düşüncelerini önemse ve değer ver, onları dinle. İşin için elinden geleni yap, çalışkanlık en önemli erdemdir.
şimdi: İyi insan yoktur. İnsanlarla ilk tanıştığında onların iyi olduklarını düşünme. İnsanları önce tanı, sonra iyi ilişkiler kurmaya çalış. Karşındaki seni umursamıyorsa, sen de onunla ilgilenme, onunla iyi ilişkin olacak diye kendini hırpalama. İnsanları dinle, düşüncelerini önemse ama sadece kendi düşüncene önem ver. Ã?evreni geniş tut, her yaptığını yücelt. Kimsenin senin ne yaptığın hakkında fikri yok. Sen yaptıklarını diğerlerinin gözüne sokmazsan, onlar senin ne yaptığın ile ilgilenmez sadece yapmadıkların ile ilgilenirler.
Kısaca arkadaşlar;
Hayat çok acımasız, pis, güvenilmez ve kişilik bozucu. Yaşamak için koşturan insanlar sizin çalışmalarınıza asla değer vermezler. Onlar da sizin gibi koşturmakta ve karşılığını alamamaktadırlar. Yüz bulduklarından astarını isterler ve bunun istisnaları eğer bu yazdıklarımdan rahatsız oluyorsanız, sizin gibi insanlardır. Diğerleri ise sizinle ilgilenmezler. Tek düşündükleri yerleri kaybetmemektir. Her zaman kendilerini sağlama alır ve işler yürüyorsa, olduğu gibi kalmasını isterler. Buna istisnalar da aynı şekilde bundan rahatsız olan ve asla böyle yapmayacağınızı düşünen sizlersiniz.
Hayata bakışım bu ama bir şeyi daha öğrendim. Bir şeyi öğrenmek kolay ama uygulaması çok zor. Ne yazık ki ben hala önceki gibi davranıyorum. Belki de seneler sonra öğrendiklerimi uygıulamaya koyacak kadar düşüncesiz ve kalpsiz olabileceğim. Belki de kime nasıl davranmam gerektiğini bilecek kadar insanların maskerlerini altını görebileceğim. O zamana kadar ise sürekli batacağım. Her çıkmak istediğim ise ya diğtekiler tarafından çekilecek, ya da yüzeydekiler tarafından aşağı itileceğim.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Darkgnome kardes, oyle bir mesaj yazmissin ki yine tartismayi bitirmissin... : ) ) )) Eh ama her halde benim bir iki gun icinde bir seyler yazacagimi da tahmin etmissindir.
Oncelikle kardes ben senin bahsettigin konuda kendi dusuncemi yazayim. Bence ne iyi insan ne de kotu insan yoktur oncelikle. Insan vardir. Bu insan da farkli durumlarda, zamanin ve kosullarin kendine dayattigi farkli durumlarda "iyi" ya da "kotu" insan bicimlerini alabilir.
Ikincisi yazini okurken aklima soyle bir durum geldi. Acaba bahsettigin seni hayal kirikligina ugratan insanlarin hepsi de senin gibi miydi eskiden. Ve acaba hepsi senin gibi zamanla insanlara ne sekilde davranmak gerektigi hakkinda goruslerini degistirip farkli sekilde mi davranmaya basladilar. Ustelik de edindigim izlenim su, ne sen ne de benzer yazilar yazan baskalari bu yeni bakis acisini kesfetmekten cok da mutlu olmuyor.
Dolayisi ile ben soyle bir yol izlenmesinin daha dogru olabilecegini dusunuyorum. Oncelikle insanlari oldugu gibi kabul etmeliyiz. Her insan iyi de olma kotu de olma potansiyeline sahiptir. Insanlarin bizim kontrol edemeyecegimiz binbir farkli sartla bu tarz donusumler yasayabilecegini kabul etmek gerekiyor sanirim.
Ikinci olarak sunu da dusunmek gerekir. Acaba diger insanlara karsi nasil bir tutum icine girersek bu bizi daha mutlu bir insan yapar? Ya da belki su sekilde ifade etmek gerekir, baska insanlarin hislerini bir yana biraksak bile, kendi ic huzurumuzu mumkun oldugunca korumak icin diger insanlara karsi nasil bir bakis acisi ile yaklasmaliyiz.
Benim dusuncem izlenecek en saglikli yolun, kendi varligina sahip cikarak belli degerleri yasatmasidir. Burada bahsettigim su, Dunyanin seni yok etmesine izin vermemek gerekiyor, ama seni hayatta kalmak icin degerlerinden arindirmasina da izin vermemek lazim. Hem hayatta kalmanin hem de yasaminda belli degerleri yasatmak gerekiyor.
Bu nedenle, ornegin insanin kendisine kazik atmis birine karsi elbette tepki gostermesi, mumkunse ayni insanin kendisine bir daha kazik atmamasini saglamasi gerekir.
Ancak birileri birilerine zaten kazik atiyor diye, bizim de baska insanlara kazik atmamiz yanlistir.
Bu konuda benim sevdigim bir soz vardir. Belki cok klasik gelebilir ama... Dunya kapkaranliksa hic olmazsa sen isik sac diyordu soz...
Neyse iste... Siz bakmayin benim hayatimda da epey bir kriz var. Bir kismini Darkgnome da biliyor. Geceleri ODTUde yurdun onunde az konusmadik, ama iste kendini birakmamak gerekiyor bence.
Oncelikle kardes ben senin bahsettigin konuda kendi dusuncemi yazayim. Bence ne iyi insan ne de kotu insan yoktur oncelikle. Insan vardir. Bu insan da farkli durumlarda, zamanin ve kosullarin kendine dayattigi farkli durumlarda "iyi" ya da "kotu" insan bicimlerini alabilir.
Ikincisi yazini okurken aklima soyle bir durum geldi. Acaba bahsettigin seni hayal kirikligina ugratan insanlarin hepsi de senin gibi miydi eskiden. Ve acaba hepsi senin gibi zamanla insanlara ne sekilde davranmak gerektigi hakkinda goruslerini degistirip farkli sekilde mi davranmaya basladilar. Ustelik de edindigim izlenim su, ne sen ne de benzer yazilar yazan baskalari bu yeni bakis acisini kesfetmekten cok da mutlu olmuyor.
Dolayisi ile ben soyle bir yol izlenmesinin daha dogru olabilecegini dusunuyorum. Oncelikle insanlari oldugu gibi kabul etmeliyiz. Her insan iyi de olma kotu de olma potansiyeline sahiptir. Insanlarin bizim kontrol edemeyecegimiz binbir farkli sartla bu tarz donusumler yasayabilecegini kabul etmek gerekiyor sanirim.
Ikinci olarak sunu da dusunmek gerekir. Acaba diger insanlara karsi nasil bir tutum icine girersek bu bizi daha mutlu bir insan yapar? Ya da belki su sekilde ifade etmek gerekir, baska insanlarin hislerini bir yana biraksak bile, kendi ic huzurumuzu mumkun oldugunca korumak icin diger insanlara karsi nasil bir bakis acisi ile yaklasmaliyiz.
Benim dusuncem izlenecek en saglikli yolun, kendi varligina sahip cikarak belli degerleri yasatmasidir. Burada bahsettigim su, Dunyanin seni yok etmesine izin vermemek gerekiyor, ama seni hayatta kalmak icin degerlerinden arindirmasina da izin vermemek lazim. Hem hayatta kalmanin hem de yasaminda belli degerleri yasatmak gerekiyor.
Bu nedenle, ornegin insanin kendisine kazik atmis birine karsi elbette tepki gostermesi, mumkunse ayni insanin kendisine bir daha kazik atmamasini saglamasi gerekir.
Ancak birileri birilerine zaten kazik atiyor diye, bizim de baska insanlara kazik atmamiz yanlistir.
Bu konuda benim sevdigim bir soz vardir. Belki cok klasik gelebilir ama... Dunya kapkaranliksa hic olmazsa sen isik sac diyordu soz...
Neyse iste... Siz bakmayin benim hayatimda da epey bir kriz var. Bir kismini Darkgnome da biliyor. Geceleri ODTUde yurdun onunde az konusmadik, ama iste kendini birakmamak gerekiyor bence.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
DArkgnome ilginç yazmış hakatten. Ã?ğrendiklerini nasıl bir insan olması gerektiğini düşündüğünü yazmış. Ama öyle bir anlatmış ki öyle dese bile öyle olmak istediğini sanmıyorum.
Biz çektik siz çekmeyin tarzında bir yazı olmuş. Ama bu tür şeylerin ilginç bir yanı var. Ben insanlara bu tarz çektiğim sıkıntıları anlatırken ve bir şeyler söylerken farkettim ki kendi çektiğim sıkıntıları tekrar yaşasam yine de bazı şeylere karşı inancımı kaybetmek istemediğimden sıkıntıları çekmeye razı olurdum.
Ne demek istediğim çok açık biçimde anlaşılmadı biliyorum. Biraz daha özetlemek gerekirse insanı bulunduğu konuma getiren aynı zamanda yaptığı hatalar. Bunları yapmasaydım daha iyi bir yere gelirsim demeyi severiz. Deriz de ama hiç emin olamayız. genellikle hayatın ve yaptıklarımızın bize getirdiği sıkıntılar öyle barizdir ki erdemlerimizin bize sağladığı avantajları görmeyiz bile. Onlara "zaten olması doğal şeyler" olarak görürüz.
Ã?rnek vereyim madem. Hatta darkgnome üstünden gideyim =)
Kendisi hakikaten de bildiği yaptığı bir şeyi asla insanın gözüne sokmayan bir insandır. Ã?yle yapmamamız gerektiğini bize öğütlese de kendisi öyledir. Zaten öğrendiğini ama uygla(ya)madığını söylemiş. Sahip olduğu davranışın ona pek yarar getirmediğini idda etsede bu noktada ona karşı çıkacağım. Çok sağlam kanıtlarım yok ama varsayımlarım var.
Mesela birçok konuda bilgili olduğu halde cahilmiş gibi konuşmayı kendini öyle göstermeyi sever. Ã?yle konuşmaktan kastım cahilce şeyler söylemek değil. Daha çok kendi düşüncesini konuya çok da hakim olmayan bir insanın düşüncesiyle eşit ağırlıklı kabul edip tartmak diyebiliriz. Ki insanların kendini kayıtsız şartsız haklı kabul etme eğilimi olan günümüzde bence herkeste bulunmayan bir erdem bu. Normalde insanlar o konudaki tecrübesini öne sürerek haklı olduğunu ispatlaması gerekir halbuki tecrübesinin zaten ona derdini iyi anlatabilecek kendini haklı çıkartabilecek tecrübeyi sağlamış olması gereklidir. Darkgnome benim gözlemime göre bunu yapar.
şimdi bunun pek yararını görmediğini söylemiş. Ama benim bu konuda saygımı kazanmıştır kendisi. Tabii kendi açımdan bir yararım dokunduğunu sanmıyorum ama bunu benim gibi düşünen insanlar olabileceğini düşündüğüm için söyledim. Yani bu erdemlere değer veren insanlar var hala dünyada.
Değişik bir mizah anlayışı vardır. Hatta biraz serttir ama insanlar alınmaz çünkü insanların zayıflıklarıyla dalga geçmez, öyle yaparmış gibi görünmeyi sever ama sizle bir konuda dalga geçmeye yeltendiyse o konuda kendinizle gurur duyacak bir şeyler arayabilirsiniz (Evet biliyoum çok yüzsüzüm
) Eleştirecekse de bunu mizahla yaptığı için pek kırmaz.
Bir de tabii işin diğer boyutu var. şimdi bakınca sanki zengin olmak için dolandırıcılık yapmak, mevki kazanmak için insaları kandırmak gerekiyor gibi görünüyor dünyada. Ã?ünkü çoğu örnek de öyle. Ama burda bir noktayı atlıyoruz bence. Hasret olduğumuz şey başarı olduğu için "ah ulan" diyoruz "Ben yapsaydım şimdi kimbilir nerelerde olurdum" Ama atladığımız nokta şu: Bence bu yolu seçmiş olsaydık aslında başarıdan daha fazla önem verdiğimiz ama zaten biimle olduğu için eksikliğini (ve dolayısıyla varlığını da) pek hissetmediğimiz şeyleri kaybedecektik. Yani evet daha başarılı olabilirdik. Ama daha iyi ya da daha mutlu olmazdık bence... Son dediğim cümle düşüncelerimi baya özetliyor gibi...
Kaldı ki her zaman bize başarı konsunda dezavantaj da getirmiyor. Mesela (bunu benim söylemem saçma oluyor ama örneğe uygun olduğu için söylüyorum) kendim hakkında bahsetmekten pek hoşlanmayan bir insanımdır. Yani kendi meziyetlerini anlatan insanlara biraz gıcık olduğumdan kendim yapmamaya dikkat ederim diyim...
Durum böyle olunca nadir de olsa bazen birisi çıkar ve sizin yaptığınız bir şeyi takdir eder. O zaman bence diğer insanlar sizin 100 defa kendinizi övmenizden edineceği iyi izlenimi bir seferde kazanır. Sizin yaşadığınız güzel duygular da cabası. Bence buna değer...
Neyse ben de biraz yazdım. Kendi kafamdakileri biraz da karışık anlattım sanırım kusura bakmayın.Sonuna kadar okuyanlara da teşekkürü bir borç bilirim.
Biz çektik siz çekmeyin tarzında bir yazı olmuş. Ama bu tür şeylerin ilginç bir yanı var. Ben insanlara bu tarz çektiğim sıkıntıları anlatırken ve bir şeyler söylerken farkettim ki kendi çektiğim sıkıntıları tekrar yaşasam yine de bazı şeylere karşı inancımı kaybetmek istemediğimden sıkıntıları çekmeye razı olurdum.
Ne demek istediğim çok açık biçimde anlaşılmadı biliyorum. Biraz daha özetlemek gerekirse insanı bulunduğu konuma getiren aynı zamanda yaptığı hatalar. Bunları yapmasaydım daha iyi bir yere gelirsim demeyi severiz. Deriz de ama hiç emin olamayız. genellikle hayatın ve yaptıklarımızın bize getirdiği sıkıntılar öyle barizdir ki erdemlerimizin bize sağladığı avantajları görmeyiz bile. Onlara "zaten olması doğal şeyler" olarak görürüz.
Ã?rnek vereyim madem. Hatta darkgnome üstünden gideyim =)
Kendisi hakikaten de bildiği yaptığı bir şeyi asla insanın gözüne sokmayan bir insandır. Ã?yle yapmamamız gerektiğini bize öğütlese de kendisi öyledir. Zaten öğrendiğini ama uygla(ya)madığını söylemiş. Sahip olduğu davranışın ona pek yarar getirmediğini idda etsede bu noktada ona karşı çıkacağım. Çok sağlam kanıtlarım yok ama varsayımlarım var.
Mesela birçok konuda bilgili olduğu halde cahilmiş gibi konuşmayı kendini öyle göstermeyi sever. Ã?yle konuşmaktan kastım cahilce şeyler söylemek değil. Daha çok kendi düşüncesini konuya çok da hakim olmayan bir insanın düşüncesiyle eşit ağırlıklı kabul edip tartmak diyebiliriz. Ki insanların kendini kayıtsız şartsız haklı kabul etme eğilimi olan günümüzde bence herkeste bulunmayan bir erdem bu. Normalde insanlar o konudaki tecrübesini öne sürerek haklı olduğunu ispatlaması gerekir halbuki tecrübesinin zaten ona derdini iyi anlatabilecek kendini haklı çıkartabilecek tecrübeyi sağlamış olması gereklidir. Darkgnome benim gözlemime göre bunu yapar.
şimdi bunun pek yararını görmediğini söylemiş. Ama benim bu konuda saygımı kazanmıştır kendisi. Tabii kendi açımdan bir yararım dokunduğunu sanmıyorum ama bunu benim gibi düşünen insanlar olabileceğini düşündüğüm için söyledim. Yani bu erdemlere değer veren insanlar var hala dünyada.
Değişik bir mizah anlayışı vardır. Hatta biraz serttir ama insanlar alınmaz çünkü insanların zayıflıklarıyla dalga geçmez, öyle yaparmış gibi görünmeyi sever ama sizle bir konuda dalga geçmeye yeltendiyse o konuda kendinizle gurur duyacak bir şeyler arayabilirsiniz (Evet biliyoum çok yüzsüzüm
Bir de tabii işin diğer boyutu var. şimdi bakınca sanki zengin olmak için dolandırıcılık yapmak, mevki kazanmak için insaları kandırmak gerekiyor gibi görünüyor dünyada. Ã?ünkü çoğu örnek de öyle. Ama burda bir noktayı atlıyoruz bence. Hasret olduğumuz şey başarı olduğu için "ah ulan" diyoruz "Ben yapsaydım şimdi kimbilir nerelerde olurdum" Ama atladığımız nokta şu: Bence bu yolu seçmiş olsaydık aslında başarıdan daha fazla önem verdiğimiz ama zaten biimle olduğu için eksikliğini (ve dolayısıyla varlığını da) pek hissetmediğimiz şeyleri kaybedecektik. Yani evet daha başarılı olabilirdik. Ama daha iyi ya da daha mutlu olmazdık bence... Son dediğim cümle düşüncelerimi baya özetliyor gibi...
Kaldı ki her zaman bize başarı konsunda dezavantaj da getirmiyor. Mesela (bunu benim söylemem saçma oluyor ama örneğe uygun olduğu için söylüyorum) kendim hakkında bahsetmekten pek hoşlanmayan bir insanımdır. Yani kendi meziyetlerini anlatan insanlara biraz gıcık olduğumdan kendim yapmamaya dikkat ederim diyim...
Durum böyle olunca nadir de olsa bazen birisi çıkar ve sizin yaptığınız bir şeyi takdir eder. O zaman bence diğer insanlar sizin 100 defa kendinizi övmenizden edineceği iyi izlenimi bir seferde kazanır. Sizin yaşadığınız güzel duygular da cabası. Bence buna değer...
Neyse ben de biraz yazdım. Kendi kafamdakileri biraz da karışık anlattım sanırım kusura bakmayın.Sonuna kadar okuyanlara da teşekkürü bir borç bilirim.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Güzel konu, ama kavrama yeteneğim ve bir şeyler ortaya atma kabiliyetim ters orantılı, o yüzden gözlerim hafiften kayarken şu yazdıklarınızdan bir şey anlar mıyım bilmiyorum, ama düzgün iletemeyecek olsam da aklımdan geçen bir iki kayda değer fikir olduğuna eminim şuan. Bilhassa şuan. Hani bir sonraki ya da bir önceki değil de, tam olarak bu sahnede ve bu koşullar altında.
Hayata bu açıdan bakıyorum ben. Tam bu açıdan işte; tercihen iki cam parçasının arkasından. Lens mens değil, bildiğiniz gözlük. Teknoloji ilerlese de bazı şeyler değişmemeli çünkü bence. Zaman geçti diye maymunlar insan olmamalı, dolunay diye insan kurda dönüşmemeli, ya da aynı sebepten kurt insan biçmine girmemeli (Boris Vian'a saygılar, mezarının ötesinden ulaşır mı bu saygılar bilmiyorum ama). Sabit bir duruş gerekli herkes için. Sabit duruş derken, hiçbir şeyden ödün vermemek değil, nelerden, ne şartlar altında ödün verebileceğini iyi bilmek kastım. Sonuçta terk ettiklerimiz ve boşverdiklerimiz değil, tutunup umursadıklarımız bizi kendimiz yapıyor.
Hayat yaşamaya değer mi peki? Ya da hayat ne ki sonuçta? Evrensel bir cevap varsa da bu sorulara, bana söylemediler. Söylemeyi denesinler bir de zaten, kulağımı tıkayıp bas bas bağırmıyor muyum! Hayatın kendisi değil de, bazı şeyler uğuruna yaşamaya değer, ölmeye de değer. Bir şey için yaşıyorsa zaten insan, onun için ölebilmeli de. Hayat da bir neden-neden ilişkisi, en basit tanımla. Bir neden var, başka nedenlere neden oluyor. Çok ince, çok zarif bir bütün bu nedenler yalnız. İnsan hayatı her daim pamuk ipliği gibi bir şeyde. Belki bana öyle geliyordur, hayatımdaki tüm iyi ve kötü şeyler 'şans eseri' olduğu için, ve çok küçük bir şeyi değiştirmek her şeyin değişimine yol açtığı için. (Ne var yani, inanıyorum kelebek etkisine. Bana etki etmeden önce de inanıyordum zaten.)
Sonuçta hayat bir kader ve adanmışlık meselesidir; kendinizi bir şeye adarsınız, onun için yaşarsınız, onun için ölmeyi göze alırsınız. Acı çekersiniz, zorlanırsınız, geri dönme şansınız vardır, isterseniz kullanır, isterseniz 'görev başında kullanmıyorum' der, elinizin tersiyle itersiniz. Adamazsınız, kader gelir, sizin en dikkatsiz hareketinizin sonucu dünyanın öbür tarafında bir hortum başlatır, hortumun oluşturduğ hava akımları bir uçağın dengesini bozar, uçak ya sizin, ya en büyük düşmanınızın, ya ne nefret ettiğiniz birinin, ya sevdeğininz birinin başına düşer, cenazeye giderken trafik tıkanıklığı sebebiyle bir ekonomist işini kaybeder, kendi firmasını kurar, firma dünyaya yayılır, yayılımcığı sevmeyen kitleler bu adamdan nefret etmeye başlarlar, insanlık (bir kez daha) ikiye bölünür, ortak paydada anlaşılır, sonsuza dek mutlu yaşar insanlık; düşmanlığı gördüğü için dostluğun tadına bakmak ister, savaştığı için barışmak ister, barışmak için savaşır Si vis pacem, para bellum. Ya, böyle işte.
Unutmuşumdur yazarken söylemeyi, bunlar benim görüşlerim. Bana böyle oldu, bence böyle yani. Derin anlamlar aramayım
Hayata bu açıdan bakıyorum ben. Tam bu açıdan işte; tercihen iki cam parçasının arkasından. Lens mens değil, bildiğiniz gözlük. Teknoloji ilerlese de bazı şeyler değişmemeli çünkü bence. Zaman geçti diye maymunlar insan olmamalı, dolunay diye insan kurda dönüşmemeli, ya da aynı sebepten kurt insan biçmine girmemeli (Boris Vian'a saygılar, mezarının ötesinden ulaşır mı bu saygılar bilmiyorum ama). Sabit bir duruş gerekli herkes için. Sabit duruş derken, hiçbir şeyden ödün vermemek değil, nelerden, ne şartlar altında ödün verebileceğini iyi bilmek kastım. Sonuçta terk ettiklerimiz ve boşverdiklerimiz değil, tutunup umursadıklarımız bizi kendimiz yapıyor.
Hayat yaşamaya değer mi peki? Ya da hayat ne ki sonuçta? Evrensel bir cevap varsa da bu sorulara, bana söylemediler. Söylemeyi denesinler bir de zaten, kulağımı tıkayıp bas bas bağırmıyor muyum! Hayatın kendisi değil de, bazı şeyler uğuruna yaşamaya değer, ölmeye de değer. Bir şey için yaşıyorsa zaten insan, onun için ölebilmeli de. Hayat da bir neden-neden ilişkisi, en basit tanımla. Bir neden var, başka nedenlere neden oluyor. Çok ince, çok zarif bir bütün bu nedenler yalnız. İnsan hayatı her daim pamuk ipliği gibi bir şeyde. Belki bana öyle geliyordur, hayatımdaki tüm iyi ve kötü şeyler 'şans eseri' olduğu için, ve çok küçük bir şeyi değiştirmek her şeyin değişimine yol açtığı için. (Ne var yani, inanıyorum kelebek etkisine. Bana etki etmeden önce de inanıyordum zaten.)
Sonuçta hayat bir kader ve adanmışlık meselesidir; kendinizi bir şeye adarsınız, onun için yaşarsınız, onun için ölmeyi göze alırsınız. Acı çekersiniz, zorlanırsınız, geri dönme şansınız vardır, isterseniz kullanır, isterseniz 'görev başında kullanmıyorum' der, elinizin tersiyle itersiniz. Adamazsınız, kader gelir, sizin en dikkatsiz hareketinizin sonucu dünyanın öbür tarafında bir hortum başlatır, hortumun oluşturduğ hava akımları bir uçağın dengesini bozar, uçak ya sizin, ya en büyük düşmanınızın, ya ne nefret ettiğiniz birinin, ya sevdeğininz birinin başına düşer, cenazeye giderken trafik tıkanıklığı sebebiyle bir ekonomist işini kaybeder, kendi firmasını kurar, firma dünyaya yayılır, yayılımcığı sevmeyen kitleler bu adamdan nefret etmeye başlarlar, insanlık (bir kez daha) ikiye bölünür, ortak paydada anlaşılır, sonsuza dek mutlu yaşar insanlık; düşmanlığı gördüğü için dostluğun tadına bakmak ister, savaştığı için barışmak ister, barışmak için savaşır Si vis pacem, para bellum. Ya, böyle işte.
Unutmuşumdur yazarken söylemeyi, bunlar benim görüşlerim. Bana böyle oldu, bence böyle yani. Derin anlamlar aramayım
Ben de sizi ne kadar övsem azdır.
Buradaki pek çok kişinin üniversite ve dha altı olduğunu bildiğimden özellkle buna değindim. Bahsettiğiniz gibi "Ben çektim, siz öekmeyin." gibi yanında bir de "Bunlara hazırlıklı olun!" yazısıydı bu. İşin içine hayatını doğrudan etkilemeyetkisi girdiğinde insanların maskeleri daha bir düşüyor.
Sizin okulda edindiğiniz sıkı dostlukların değerini bilin. Onlar, koşullar el verirse, sizin hayatınız boyunca dostunuz kalacak insanlardır. En kolay şekilde açılabileceğiniz zamanda açıldığınız ve sizi o şekilde kabul etmiş, sevmiş ve kendini de size göre bükmüş kişilerdir bunlar. Sizin derdiniz olduğunuzda rahatlıkla arayabileceğiniz kişilerdir. Düşündüğünüzede huzur duyabileceğiniz. Hayat savaşı başladıktan sonra bu tarz kişileri çok zor bulursunuz.
Saco'ya katılmadığım bir nokta var. şans çok büyük bir girdidir. şans ve çevre, azim ve kararlılıktan daha etkili oluyor hatta. Azim ile bir zaman sonra aradığınız yere gelebiliyorsunuz ama "Run Lola run!" ı seyreden kimseler aslında o filmin abartılmış dahi olsa ne kadar doğru olduğunu anlayabilirler.
Dediğiniz gibi, oturmuş kişiliğin değişmesi çok zor. Erdemlerinizin, hayattan beklentilerinizin bütünüdür kişilik. Bunun yıkılmaması gerek ama yıkmak isteyen ve bunu umursamayan çok kişi var. Yalnız hissettiğinizde o bahsettiğim eski dostlarınızla bunu giderin, taki yeni arkadaşlarınız da eskileri kadar içten olana kadar.
Bunları zaten biliyorsunuz. Herkes biliyor ama bun göre davranılmıyor. Elbet bu yazıyı okuyan pek çok kimse sonrasında 100 defa yapılan uyarıyı unutum aynı hatayı yapacak. Önemli olan o hatayı yaptıktan sonra bunu tanımlayabilmek biraz da. Bu sebeple bunlar size defalarca kere tekrarlanan şeyler.
Buradaki pek çok kişinin üniversite ve dha altı olduğunu bildiğimden özellkle buna değindim. Bahsettiğiniz gibi "Ben çektim, siz öekmeyin." gibi yanında bir de "Bunlara hazırlıklı olun!" yazısıydı bu. İşin içine hayatını doğrudan etkilemeyetkisi girdiğinde insanların maskeleri daha bir düşüyor.
Sizin okulda edindiğiniz sıkı dostlukların değerini bilin. Onlar, koşullar el verirse, sizin hayatınız boyunca dostunuz kalacak insanlardır. En kolay şekilde açılabileceğiniz zamanda açıldığınız ve sizi o şekilde kabul etmiş, sevmiş ve kendini de size göre bükmüş kişilerdir bunlar. Sizin derdiniz olduğunuzda rahatlıkla arayabileceğiniz kişilerdir. Düşündüğünüzede huzur duyabileceğiniz. Hayat savaşı başladıktan sonra bu tarz kişileri çok zor bulursunuz.
Saco'ya katılmadığım bir nokta var. şans çok büyük bir girdidir. şans ve çevre, azim ve kararlılıktan daha etkili oluyor hatta. Azim ile bir zaman sonra aradığınız yere gelebiliyorsunuz ama "Run Lola run!" ı seyreden kimseler aslında o filmin abartılmış dahi olsa ne kadar doğru olduğunu anlayabilirler.
Dediğiniz gibi, oturmuş kişiliğin değişmesi çok zor. Erdemlerinizin, hayattan beklentilerinizin bütünüdür kişilik. Bunun yıkılmaması gerek ama yıkmak isteyen ve bunu umursamayan çok kişi var. Yalnız hissettiğinizde o bahsettiğim eski dostlarınızla bunu giderin, taki yeni arkadaşlarınız da eskileri kadar içten olana kadar.
Bunları zaten biliyorsunuz. Herkes biliyor ama bun göre davranılmıyor. Elbet bu yazıyı okuyan pek çok kimse sonrasında 100 defa yapılan uyarıyı unutum aynı hatayı yapacak. Önemli olan o hatayı yaptıktan sonra bunu tanımlayabilmek biraz da. Bu sebeple bunlar size defalarca kere tekrarlanan şeyler.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
-
SacoKhan
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2585
- Joined: Thu Mar 10, 2005 10:00 am
- Location: Yalnızlığın hüküm sürdüğü yerden
Ben zaten şanssız olduğum için şansa yer olmadığını düşünüyorum, şu zamana kadar sadece uğraşıp da güzel şeylere sahip olabildim ya da başarabildim, onun dışında "aa böyle olması ne kadar da güzel oldu" ya da "böyle bir şeyin olması ne kadar büyük şans" dediğim hiç olmadı. Ã?oğu kez geceleri yalvarıp yakaracağım kadar zor durumlara düştüm, ama o şans denilen şey bana hiç uğramadı.
Artık o hiç yokmuş gibi davranıyorum, azim ediyorum, uğraşıyorum. şansı düşünmüyorum.
Artık o hiç yokmuş gibi davranıyorum, azim ediyorum, uğraşıyorum. şansı düşünmüyorum.
And i still wonder if you ever wonder the same!...
Reiki, şaringan filan gibi düşünmemek lazım ama bir gerçek var bana göre. şanssızım der isen şanssız oluyorsun. O sebeple sürekli olarak şanslıyım demen bence doğru olur Saco.
Mantıki sebepler:
1. şanslıyım dediğin zaman diğer insanların aklına da şans girdisini sokuyorsun. Sana karşı bir şey yapmak istediklerinde, sana yapacaklarının kendilerine zarar verme olasılığının arttığını düşünüyorlar. Haklılar da, sebebi diğer maddelerde.
2. şanslıyım dediğinde aklını şanssızlığını daha az düşünebilmeye ve daha iyi odaklanan bir zihne sahip oluyorsun.
3. şanslıyım der isen daha girişken oluyorsun. İnsan zihni kayıplar ve kazançları tartarken hep kayıplar lehine daha kuvvetli bir çarpan kullanırmış. Yani %50 ihtimal kazanacaksın, %50 ihtimal kaybedeceksin, insan zihninde kaybetme riski daha fazla gibi algılanıyormuş. Sonunda 2 defa denesen 1 kazanıp, 1 kaybetme ihtimalin varken hiç denemeyerek o denemelerin vereceği diğer artıları da alamıyorsun. Ancak şanslıyım demen, bu konulara girişimini artırır.
4. şanslıyım der isen yüzün daha çok gülüyor. Diğer insanlar seni görmeyi daha çok istiyor. Kim etrafa daha çok neşe saçan biri yerine, şanssızlığını içinde boğulmuş somurtan birini tercih ederki.
5. Etrafındakilerin sana güveni artıyor. İş bölüşümünde senin konu onları daha az düşündürüyor, çünkü sen bir hata yapsan dahi şanslısın!...
Metafizik sebepler:
1. Olumlu düşünmek etrafa pozitif enerji yayar. İçin ve dışın daha fazla pozitif enerji dolarsa daha sağlıklı olursun. Daha sağlıklı insan daha iyi iş çıkartır ve daha iyi bir izlenim bırakır.
2. Hafızam kötü diyen birini, hafızasının aslında ne kadar iyi olduğu konusunda telkin edebilirsen, o kişi herleyi daha iyi hatırlamaya başlıyormuş. Aynı durum şans için de geçerli olabilir.
Ayrıca:
şanslıyım der isen kansere yakalanma riskin düşer, çünkü endişelerin azalır.
Hem senin beni tanımış olman bile büyük bir şanstır senin için!

Mantıki sebepler:
1. şanslıyım dediğin zaman diğer insanların aklına da şans girdisini sokuyorsun. Sana karşı bir şey yapmak istediklerinde, sana yapacaklarının kendilerine zarar verme olasılığının arttığını düşünüyorlar. Haklılar da, sebebi diğer maddelerde.
2. şanslıyım dediğinde aklını şanssızlığını daha az düşünebilmeye ve daha iyi odaklanan bir zihne sahip oluyorsun.
3. şanslıyım der isen daha girişken oluyorsun. İnsan zihni kayıplar ve kazançları tartarken hep kayıplar lehine daha kuvvetli bir çarpan kullanırmış. Yani %50 ihtimal kazanacaksın, %50 ihtimal kaybedeceksin, insan zihninde kaybetme riski daha fazla gibi algılanıyormuş. Sonunda 2 defa denesen 1 kazanıp, 1 kaybetme ihtimalin varken hiç denemeyerek o denemelerin vereceği diğer artıları da alamıyorsun. Ancak şanslıyım demen, bu konulara girişimini artırır.
4. şanslıyım der isen yüzün daha çok gülüyor. Diğer insanlar seni görmeyi daha çok istiyor. Kim etrafa daha çok neşe saçan biri yerine, şanssızlığını içinde boğulmuş somurtan birini tercih ederki.
5. Etrafındakilerin sana güveni artıyor. İş bölüşümünde senin konu onları daha az düşündürüyor, çünkü sen bir hata yapsan dahi şanslısın!...
Metafizik sebepler:
1. Olumlu düşünmek etrafa pozitif enerji yayar. İçin ve dışın daha fazla pozitif enerji dolarsa daha sağlıklı olursun. Daha sağlıklı insan daha iyi iş çıkartır ve daha iyi bir izlenim bırakır.
2. Hafızam kötü diyen birini, hafızasının aslında ne kadar iyi olduğu konusunda telkin edebilirsen, o kişi herleyi daha iyi hatırlamaya başlıyormuş. Aynı durum şans için de geçerli olabilir.
Ayrıca:
şanslıyım der isen kansere yakalanma riskin düşer, çünkü endişelerin azalır.
Hem senin beni tanımış olman bile büyük bir şanstır senin için!
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka

