by Bogus » Sat Dec 01, 2007 7:18 am
Bogus Donaef'in teklifini kabul etti ve boğazını tekrar bira ile ıslattı, zaten konuşmak için can atıyordu.
"
Ah efendi Donaef, bilirim ne demek istediğini;
elimden gelse inan bana şu meşe baston yerine
kocaman bir fıçı taşırdım yanımda
ama benim yüküm hikayeler, ve hikayeler de aha burada. (Parmağıyla kendini gösterir)
Bu yüzdendir bir tek kendimi taşısam yeter,
o handan bu hana ve bu bastondur benim dermanım.
Handayken boşaltırım yükümü, anlattığım öykülerle;
ve karşılığında içerim bal likörü biramı afiyetle.
Bu pipo kurutur boğazımı ama neyse ki,
bir şey söylemeden önce ondan alırım,
7 kıtanın ve bir o kadar okyanusun anısını
Hep böyldir benim geldiğim yerde...
Duman kurutur, ateş coşturur ilhamın pınarını
Ondandır sorarım size, nedir hikayeleriniz diye,
ben donduran bir fırtınadan çıkıp öyle buldum bu hanı,
peki ya sen ayağından ağrılı, ya sen gönlünden yaralı,
ve sen şüpheci adam, hiç birimizin bilmediği bir yerden geldin değil mi?
Aha! İşte hancı geliyor! Ne duydum ne de gördüm!
Hepimiz farklı bir yerden geliyoruz. Ne verebiliriz ki
Sıcak bir yemeğin ve soğuk bir biranın karşılığında.
Benim elimde tek bir hazine var, o da öykülerim...
Eğer bir yerde herkes ve herşey birbirine yabancıysa
öykülerden başka ortak ne olabilir hayatlarında...?"
Gezgin şimdi tek tek etrafındaki misafirlerin gözlerinin içine bakıyordu. Bir anda hancının belirmesi onu korkutmuştu. Piposunu ağzına götürdü ve gözleriyle boğazlardan yuvarlanan bal birasına kilitlendi.
"Ben derim ki bir iş var bu işte, ve biliyorum ne olduğunu.
Ama dediğim gibi, ben palavracının biriyim
Ve bu hancı'dan da korkarım.
Bir kez girdik mi bu kapıdan, bir daha bizi bırakmaz diye...
Ah bir bira da olsa da anlatsam,
derman olsa kurumuş dudaklarıma..."
Bogus Donaef'in teklifini kabul etti ve boğazını tekrar bira ile ıslattı, zaten konuşmak için can atıyordu.
"
Ah efendi Donaef, bilirim ne demek istediğini;
elimden gelse inan bana şu meşe baston yerine
kocaman bir fıçı taşırdım yanımda
ama benim yüküm hikayeler, ve hikayeler de aha burada. (Parmağıyla kendini gösterir)
Bu yüzdendir bir tek kendimi taşısam yeter,
o handan bu hana ve bu bastondur benim dermanım.
Handayken boşaltırım yükümü, anlattığım öykülerle;
ve karşılığında içerim bal likörü biramı afiyetle.
Bu pipo kurutur boğazımı ama neyse ki,
bir şey söylemeden önce ondan alırım,
7 kıtanın ve bir o kadar okyanusun anısını
Hep böyldir benim geldiğim yerde...
Duman kurutur, ateş coşturur ilhamın pınarını
Ondandır sorarım size, nedir hikayeleriniz diye,
ben donduran bir fırtınadan çıkıp öyle buldum bu hanı,
peki ya sen ayağından ağrılı, ya sen gönlünden yaralı,
ve sen şüpheci adam, hiç birimizin bilmediği bir yerden geldin değil mi?
Aha! İşte hancı geliyor! Ne duydum ne de gördüm!
Hepimiz farklı bir yerden geliyoruz. Ne verebiliriz ki
Sıcak bir yemeğin ve soğuk bir biranın karşılığında.
Benim elimde tek bir hazine var, o da öykülerim...
Eğer bir yerde herkes ve herşey birbirine yabancıysa
öykülerden başka ortak ne olabilir hayatlarında...?"
Gezgin şimdi tek tek etrafındaki misafirlerin gözlerinin içine bakıyordu. Bir anda hancının belirmesi onu korkutmuştu. Piposunu ağzına götürdü ve gözleriyle boğazlardan yuvarlanan bal birasına kilitlendi.
"Ben derim ki bir iş var bu işte, ve biliyorum ne olduğunu.
Ama dediğim gibi, ben palavracının biriyim
Ve bu hancı'dan da korkarım.
Bir kez girdik mi bu kapıdan, bir daha bizi bırakmaz diye...
Ah bir bira da olsa da anlatsam,
derman olsa kurumuş dudaklarıma..."