by Palisdan » Sat Jun 05, 2004 7:23 pm
"Ayağa kalk yoldaş, biz düzenin yılmaz savunucularından değiliz, aramızdaki ilişki daha farklı olacak. Seni Fedai eğitimine dahil etmek benim için zevk olacak. Kolay olacağını sanma ama çünkü öyle olmayacak. Fakat eğer kendini verirsen yeteneklerin dahilinde olduğunu göreceksin. Hadi eğitimine başlayalım."
"Savaş eğitimini alıp bitirmek ve bir an önce savaşmak istediğini gözlerinde okuyorum. Ve bu iyi, nitekim zamanı geldiğinde savaştan payına çok düşecek ve o zaman da bu arzuya ihtiyacın olacak."
"Ancak gene de ilk dersin felsefe olacak, zira bir savaşçı salt beden ve kaslarla değil, aynı zamanda ruh ve zihinle de savaşır. Eğer savaşçı amacını ve istediklerini bilmiyorsa savaşta istekli değildir ve savaşta ne yapacağını aslında bilmemektedir. İşte böyle kararsız bir savaşçı bir kas yığını bile olsa anlam ifade etmez, çünkü ruhu ona savaşta bir sonraki adımı gösterememektedir. Ne için ne kadar feda edeceğini, neden savaştığını ve nasıl savaştığını anlayamayan bir savaşçı doğaldır ki adına savaş denemeyecek sade bir kılıç sallama eylemi gerçekleştirecektir. Biz ise ruhsal olarak eğitimden geçmiş ve iç savaşlarını çözmüş, kendini tamamen "bedeniyle, ruhuyla, zihniyle- savaşa verebilecek savaşçılar yetiştirme peşindeyiz."
"Bu elit savaşçılar ileride başkalarının başlamaya bile korkacağı görevleri çekinmeksizin gerçekleştirebilecek cesarete sahip, bunun yanında zekalarıyla çok ince işlere dahi güvenle yollayabileceğimiz kişiler olacaklar. Eğer aradığımız salt kas gücü ya da salt kılıç tekniği olsaydı, paralı askerler de işimizi görürdü veya kas için fazla sayıda hamal da alabilirdik. Ancak biz hem yetenekli hem de sadık kişilerin arayışı içindeyiz."
"Fedai kelimesi feda"dan gelir ve Gölge Lord için kendini feda etmekten çekinmeyecek kişi demektir. Burada tüm öğreneceğin bilgiler ileride karşılacabileceğin zorluklara karşı seni hazırlamanın yanı sıra iç muhakemeni şimdiden yapmana ve aslında Gölge Lordun yolunda olduğunu sana, ruhuna gösterme amacı güdüyor. Böylece fedanın boyutlarını ve nedenlerini tam olarak kavrayabileceksin."
"şimdi Gölge Lordun felsefesine bir açıdan yaklaşmaya başlayalım, tamamını keşfetmemiz oldukça zor ancak keşefedebildiğimiz kadarını bu dersimizde yeniden ispatlayarak çıkarmaya çalışalım."
İlerideki sade bir tahta masanın yanına gitti ve üzerinde duran iki elmayı aldı, her birini bir elinde tutuyordu.
"İki elma. Genel deyişle birisi ilüzyon birisi gerçek. Bugün ise "ilüzyon" ve "gerçek" kelimelerinin anlamlarını sorgulayacağız."
Elmalardan birisini havaya kaldırır, "Bu elmanın gerçek olduğunu düşünmemizin sebebi nedir? Dokunduğumuzda hissederiz, sıcaklığını duyumsarız, varlığını görürüz, kokusunu ve tadını alırız. O zaman şuna bak ve bana neden gerçek olmadığını söyle." dedikten sonra aşağıda tuttuğu yani ilüzyon diye bahsettiği elmayı fırlattı.
Aldı, elinde tartıp kokladıktan sonra ısırdı. Soran gözlerle Palisdan"a bakıyordu. Palisdan gülümsedi, "Gözlerinde şüphe görüyorum yoldaş. Sana gerçek elmayı verdiğimi, ilüzyon üzerine bu şekilde bir sınamada bulunduğumu düşünüyorsun. Fakat beylik deyişle ilüzyon denen şey elinde tuttuğuna verilen ad. Yani bir oyun değil bu."
Bir nefes aldıktan sonra devam etti, "Elinde tuttuğunun gerçek olduğunu düşünüyorsun çünkü dünyayla senin arandaki tek iletişim aracı olan duyuların sana öyle söylüyor. Belki onlara inanmalısın, belki de inanmamalısın, bu sorunun cevabını zamanla öğreneceksin." gülümsedi, "Ya da öğrendiğini sanacaksın."
"O elma gerçekti" dedi Palisdan ve gelecek olan itirazı eliyle durdurup lafına devam etti, "O elma gerçekti, çünkü gerçek görecelidir. Bir şeyin gerçek olduğundan bahsetmeden önce "kime göre gerçek" sorusunu sormalıyız. O elma gerçekti çünkü sen onun gerçek olduğuna inanıyordun. O elma sana göre gerçekti."
"Peki elmanın sana veya bana göre gerçekliği ne demek? Herkes aslında var olanı farklı algılar ve yorumlar demek. Sana göre sen elinde büyük, kırmızı bir elma tutuyorsun. Sana göre gerçek bu. Ben ise senin elindeki elmayı küçük algılıyorum, çünkü uzaktan bakıyorum. Bana göre sen küçük bir elma tutuyorsun. Bu da benim gerçekliğim. Hangisinin mutlak gerçek olduğuna hükmetmenin bir yolunu görüyor musun? Elmaya ne kadar uzaktan bakılırsa gerçek boyutunda görüleceği mutlak gerçek şekilde saptanabilir mi? Renkleri seçemeyen birine göre gri bir elma tutuyorsundur. Kör olan birisi içinse siyah dışındaki renkler tamamen yalandan ibarettir. Böyle biri eliyle yokladıktan sonra senin büyük siyah bir elma tuttuğunu söylerse kendine göre kesin doğru bir ifade kullanıyordur, fakat sana göre bu ifade yalandır. Senin sözünse ona göre yalan, yani aslında senin de göreceğin gibi hayatımızın her anında söylediğimiz her sözcükte yalan söylüyoruz, fakat bu yalanlar aynı derecede doğru. İkinizin de uzlaştığı bir nokta vardır, o da elmanın varolduğu. Ã?evresiyle olan iletişimini sağlayan duyularını yitirmiş birisine göre de o ifade yalandır, elma yoktur."
"Daha farklı bir örnekle yaklaşalım konuya. Elma belki diyar içinde gerçekliğiyle oynanabilecek kadar küçük bir varlık diye düşünmüş olabilirsin. Her ne kadar bir varlığın zaten anlamsız olan boyutu onun gerçekliğiyle oynamada bir fark yaratmayacak olsa da. Ve gene bir şeyin "gerçekliğiyle oynamak" kelimesi aslında pek yanlış ve varolmayan bir eylemi ifade ediyor olsa da."
Durdu, konudan saptığını fark edip örneğe dönmeye karar verdi, "Büyük bir örnek vereceğiz dedik. "Güneş doğudan doğar" ifadesini ele alalım. İlk bakışta ne kadar da mutlak gerçekliğe benziyor. Bana göre veya sana göre gerçek, kişi yeryüzünde nerde olursa olsun da gerçek. Sanki gerçekliği hiç bozulmuyor gibi. Fakat gerçekten aslında o kadar uzak ki. Eğer ki seni tamamen bizim dilimizi konuşan fakat "batı" ve "doğu" kelimelerini yerini değiştirerek kullanan insanların bulunduğu bir ülkeye götürseydim sen "Güneş doğudan doğar" dediğinde diğerleri senin yalan söylediğini düşünecekti ve gerçekten de onlara göre yalan söylüyor olacaktı. Bu basit yaklaşımı da dilin gerçeklik ve yalanlar üzerindeki önemini belirtmek için söyledim. Eğer benim var olamayacağını iddia ettiğim mutlak gerçeklik eğer var olsaydı bile kavramları ifade etmede inanılmaz derecede kısıtlı, yetersiz hatta yanlış olan dilimiz bu gerçekliği olduğu şekilde ifade edemeyecek gene de yanlış yapacaktı. Kaldı ki bu ifade bir dil hatasından da öte hatalar içeriyor. Doğu nedir batı nedir? Neye göre saptanır, varsayalım ki pusulaya göre saptadın. Eğer seni astral düzleme götürseydim hala "Güneş doğudan doğar" ifadesi sana göre doğru olacak mıydı? şüphesiz ki hayır. Demek ki bu da bir yanılgıdan ibaret."
"Bu durumda mutlak gerçek olan hiçbir şey yoktur. Yani tüm varlıklar için geçerli olan bir gerçeklik yoktur."
"Mutlak gerçek yoktur ama gerçek vardır ve görecelidir. Gerçeğin ölçüsü de bu gerçekleri ifade edebilecek zekaya sahip varlıklardır. Gerçek, yani her şey. Her şeyin ölçüsü akıllı varlıklardır."
"Kainat mükemmel bir yanılsamadan ibarettir."
"Peki nasıl oluyor da ben, söylediğim her şeyin kelimesi kelimesine yanlış olabileceğini bildiğim halde pek çok şey hakkında doğru veya yanlış diye yargıya varabiliyorum? Ã?ncelikle şunu sormam lazım, evrenin gerçeklerinin gerçeklik veya yanlışlık düzeyi benim kullandığım ifadelerle değişir mi? Hem evet hem hayır, bana göre değişir ama diğerlerine göre aynı kalır. Bu durumda madem nasıl sözcük kullandığımız bir şeyi değiştirmeyecek, işimize gelen ve uygun gördüğümüz ifadeyi kullanmamız oldukça yeterli olacaktır. Nasıl olsa karşıdaki bu sözü duyan kişi kendi eleğinden geçirdikten sonra neyin kendisine göre yanlış veya doğru olduğunun seçimini yapma şansına sahip kalacaktır. Gerçekliğin var olmadığının bilincine sahip olmak yeterli, onu hayatın her alanında kendimizi kısıtlayacak şekilde kullanmamız herhangi bir yarar getirmeyeceğine göre hayatımızda alabildiğine pratik düşünmeli ve kararlarımızı öyle almalıyız."
"Madem hayatımızı alabildiğine pratik yaşamalıyız ve davranışlarımız genel anlamda gerçekliği değiştirmeyecek neden burada gerçeğin gerçek olup olmadığını tartışıyoruz? Aslında tam da bunun günlük hayatta kullanımları olduğu için ve daha da fazlası. Diğerleri için bir şeyin gerçekliğini değiştiremeyiz ama kendimiz için değiştirebiliriz."
Palisdan ilerdeki şöminenin yanına gitti, ateşin içine elini daldırıp içerden kor bir kömür aldı ve çıkartıp geri getirdi.
"Senin gerçekliğin bir insanın o şömineden eli yanmadan kor bir kömür alamamasını gerektiriyordu ve bu senin için doğruydu da. Fakat bir insan kendi gerçekliğine en ufak bir şüphe bile duymadan inanırsa kendi gerçekliğini ve dünyasını yaratmış olur. Hiçbir şey gerçek değilse her şey serbest demektir. İraden ve kendini bu gerçekliklere en ufak tereddüt yaşamadan inandırabilmen önemli. Ben ateşin zararsız bir ilüzyondan başka bir şey olmadığını gördüğüm için şu anda senin imkansız gördüğün şeyi yaptım." Elinin içini gösterir, yara, yanık izi yoktur, "Ve bu gerçeklik elimin yanmamasını gerektiriyordu, yanmadı da."
"Sen de aynısını yapmayı dene, ne düşüneceğini biliyor olman lazım. Benimle aynı şekilde düşünmen gerekmiyor. Gölge Lord seni koruduğu sürece ateşin seni yakamayacağını da düşünebilirsin, ateş seni yakmaz. Ancak ve ancak kendini buna tam anlamıyla hiç şüpheye yer kalmayacak şekilde inandırabilirsen."
"Ve bunu yapmayı denerken bugünkü konuşmamızı özümsemeni sağlayacak birkaç soru soracağım. Bunların cevabını bana sesli şekilde söylemek zorunda değilsin ama söylemeni tercih ederim, cevaplarını tartışabiliriz o zaman."
"Birinci sorum: Eğer bir gün için güneşi doğudan değil de batıdan doğduracak bir ilüzyon yaratsaydım, bunun her gün güneşin doğudan doğduğu gerçekliğiyle ne farkı olurdu?"
Sonra Palisdan kendi içinden dışarı bir adım attı ve kendisiyle aynı bir ilüzyonu oluştu. "Evet tüm duyularımızın söylediği üzere bu Palisdan" dedi ilüzyonu göstererek, "Yani bizim için bu Palisdan gerçek" Sonra bir Palisdan diğerine hançeri sapladı ve kalbini söküp dışarı çıkardı ve elfin ayaklarının dibine attı, "Kalbin veya yerde yatan cesedin gerçekliği yapabildiğin tüm yöntemlerle sınamakta serbestsin, onun gerçek olduğundan başka bir şey göremeyeceksin. Bu durumda Palisdan öldü mü? Palisdan öldüyse ben nasıl burada yaşıyorum? Hangimiz gerçeğiz ve burada hem gerçeklik hem yalan birbiriyle çakıştı mı?"
Palisdan sorularını da sorduktan sonra elfe döndü, "Bugünlük bu kadar, eğer cevapları bulabilirsen tartışalım ve eğer rahatsız olmazsan kor kömürü tutma denemelerini kenardan izlemek isterim." dedi Palisdan ve şöminede duran yemek kazanını karıştırmaya gitti, "Sonra da gel bir şeyler yiyelim, bünyemiz hala yemeksiz idare edemeyeceğimiz konusunda bizi inandırmayı sürdürüyor." dedi ve gülümsedi.
"Ayağa kalk yoldaş, biz düzenin yılmaz savunucularından değiliz, aramızdaki ilişki daha farklı olacak. Seni Fedai eğitimine dahil etmek benim için zevk olacak. Kolay olacağını sanma ama çünkü öyle olmayacak. Fakat eğer kendini verirsen yeteneklerin dahilinde olduğunu göreceksin. Hadi eğitimine başlayalım."
"Savaş eğitimini alıp bitirmek ve bir an önce savaşmak istediğini gözlerinde okuyorum. Ve bu iyi, nitekim zamanı geldiğinde savaştan payına çok düşecek ve o zaman da bu arzuya ihtiyacın olacak."
"Ancak gene de ilk dersin felsefe olacak, zira bir savaşçı salt beden ve kaslarla değil, aynı zamanda ruh ve zihinle de savaşır. Eğer savaşçı amacını ve istediklerini bilmiyorsa savaşta istekli değildir ve savaşta ne yapacağını aslında bilmemektedir. İşte böyle kararsız bir savaşçı bir kas yığını bile olsa anlam ifade etmez, çünkü ruhu ona savaşta bir sonraki adımı gösterememektedir. Ne için ne kadar feda edeceğini, neden savaştığını ve nasıl savaştığını anlayamayan bir savaşçı doğaldır ki adına savaş denemeyecek sade bir kılıç sallama eylemi gerçekleştirecektir. Biz ise ruhsal olarak eğitimden geçmiş ve iç savaşlarını çözmüş, kendini tamamen "bedeniyle, ruhuyla, zihniyle- savaşa verebilecek savaşçılar yetiştirme peşindeyiz."
"Bu elit savaşçılar ileride başkalarının başlamaya bile korkacağı görevleri çekinmeksizin gerçekleştirebilecek cesarete sahip, bunun yanında zekalarıyla çok ince işlere dahi güvenle yollayabileceğimiz kişiler olacaklar. Eğer aradığımız salt kas gücü ya da salt kılıç tekniği olsaydı, paralı askerler de işimizi görürdü veya kas için fazla sayıda hamal da alabilirdik. Ancak biz hem yetenekli hem de sadık kişilerin arayışı içindeyiz."
"Fedai kelimesi feda"dan gelir ve Gölge Lord için kendini feda etmekten çekinmeyecek kişi demektir. Burada tüm öğreneceğin bilgiler ileride karşılacabileceğin zorluklara karşı seni hazırlamanın yanı sıra iç muhakemeni şimdiden yapmana ve aslında Gölge Lordun yolunda olduğunu sana, ruhuna gösterme amacı güdüyor. Böylece fedanın boyutlarını ve nedenlerini tam olarak kavrayabileceksin."
"şimdi Gölge Lordun felsefesine bir açıdan yaklaşmaya başlayalım, tamamını keşfetmemiz oldukça zor ancak keşefedebildiğimiz kadarını bu dersimizde yeniden ispatlayarak çıkarmaya çalışalım."
İlerideki sade bir tahta masanın yanına gitti ve üzerinde duran iki elmayı aldı, her birini bir elinde tutuyordu.
"İki elma. Genel deyişle birisi ilüzyon birisi gerçek. Bugün ise "ilüzyon" ve "gerçek" kelimelerinin anlamlarını sorgulayacağız."
Elmalardan birisini havaya kaldırır, "Bu elmanın gerçek olduğunu düşünmemizin sebebi nedir? Dokunduğumuzda hissederiz, sıcaklığını duyumsarız, varlığını görürüz, kokusunu ve tadını alırız. O zaman şuna bak ve bana neden gerçek olmadığını söyle." dedikten sonra aşağıda tuttuğu yani ilüzyon diye bahsettiği elmayı fırlattı.
Aldı, elinde tartıp kokladıktan sonra ısırdı. Soran gözlerle Palisdan"a bakıyordu. Palisdan gülümsedi, "Gözlerinde şüphe görüyorum yoldaş. Sana gerçek elmayı verdiğimi, ilüzyon üzerine bu şekilde bir sınamada bulunduğumu düşünüyorsun. Fakat beylik deyişle ilüzyon denen şey elinde tuttuğuna verilen ad. Yani bir oyun değil bu."
Bir nefes aldıktan sonra devam etti, "Elinde tuttuğunun gerçek olduğunu düşünüyorsun çünkü dünyayla senin arandaki tek iletişim aracı olan duyuların sana öyle söylüyor. Belki onlara inanmalısın, belki de inanmamalısın, bu sorunun cevabını zamanla öğreneceksin." gülümsedi, "Ya da öğrendiğini sanacaksın."
"O elma gerçekti" dedi Palisdan ve gelecek olan itirazı eliyle durdurup lafına devam etti, "O elma gerçekti, çünkü gerçek görecelidir. Bir şeyin gerçek olduğundan bahsetmeden önce "kime göre gerçek" sorusunu sormalıyız. O elma gerçekti çünkü sen onun gerçek olduğuna inanıyordun. O elma sana göre gerçekti."
"Peki elmanın sana veya bana göre gerçekliği ne demek? Herkes aslında var olanı farklı algılar ve yorumlar demek. Sana göre sen elinde büyük, kırmızı bir elma tutuyorsun. Sana göre gerçek bu. Ben ise senin elindeki elmayı küçük algılıyorum, çünkü uzaktan bakıyorum. Bana göre sen küçük bir elma tutuyorsun. Bu da benim gerçekliğim. Hangisinin mutlak gerçek olduğuna hükmetmenin bir yolunu görüyor musun? Elmaya ne kadar uzaktan bakılırsa gerçek boyutunda görüleceği mutlak gerçek şekilde saptanabilir mi? Renkleri seçemeyen birine göre gri bir elma tutuyorsundur. Kör olan birisi içinse siyah dışındaki renkler tamamen yalandan ibarettir. Böyle biri eliyle yokladıktan sonra senin büyük siyah bir elma tuttuğunu söylerse kendine göre kesin doğru bir ifade kullanıyordur, fakat sana göre bu ifade yalandır. Senin sözünse ona göre yalan, yani aslında senin de göreceğin gibi hayatımızın her anında söylediğimiz her sözcükte yalan söylüyoruz, fakat bu yalanlar aynı derecede doğru. İkinizin de uzlaştığı bir nokta vardır, o da elmanın varolduğu. Ã?evresiyle olan iletişimini sağlayan duyularını yitirmiş birisine göre de o ifade yalandır, elma yoktur."
"Daha farklı bir örnekle yaklaşalım konuya. Elma belki diyar içinde gerçekliğiyle oynanabilecek kadar küçük bir varlık diye düşünmüş olabilirsin. Her ne kadar bir varlığın zaten anlamsız olan boyutu onun gerçekliğiyle oynamada bir fark yaratmayacak olsa da. Ve gene bir şeyin "gerçekliğiyle oynamak" kelimesi aslında pek yanlış ve varolmayan bir eylemi ifade ediyor olsa da."
Durdu, konudan saptığını fark edip örneğe dönmeye karar verdi, "Büyük bir örnek vereceğiz dedik. "Güneş doğudan doğar" ifadesini ele alalım. İlk bakışta ne kadar da mutlak gerçekliğe benziyor. Bana göre veya sana göre gerçek, kişi yeryüzünde nerde olursa olsun da gerçek. Sanki gerçekliği hiç bozulmuyor gibi. Fakat gerçekten aslında o kadar uzak ki. Eğer ki seni tamamen bizim dilimizi konuşan fakat "batı" ve "doğu" kelimelerini yerini değiştirerek kullanan insanların bulunduğu bir ülkeye götürseydim sen "Güneş doğudan doğar" dediğinde diğerleri senin yalan söylediğini düşünecekti ve gerçekten de onlara göre yalan söylüyor olacaktı. Bu basit yaklaşımı da dilin gerçeklik ve yalanlar üzerindeki önemini belirtmek için söyledim. Eğer benim var olamayacağını iddia ettiğim mutlak gerçeklik eğer var olsaydı bile kavramları ifade etmede inanılmaz derecede kısıtlı, yetersiz hatta yanlış olan dilimiz bu gerçekliği olduğu şekilde ifade edemeyecek gene de yanlış yapacaktı. Kaldı ki bu ifade bir dil hatasından da öte hatalar içeriyor. Doğu nedir batı nedir? Neye göre saptanır, varsayalım ki pusulaya göre saptadın. Eğer seni astral düzleme götürseydim hala "Güneş doğudan doğar" ifadesi sana göre doğru olacak mıydı? şüphesiz ki hayır. Demek ki bu da bir yanılgıdan ibaret."
"Bu durumda mutlak gerçek olan hiçbir şey yoktur. Yani tüm varlıklar için geçerli olan bir gerçeklik yoktur."
"Mutlak gerçek yoktur ama gerçek vardır ve görecelidir. Gerçeğin ölçüsü de bu gerçekleri ifade edebilecek zekaya sahip varlıklardır. Gerçek, yani her şey. Her şeyin ölçüsü akıllı varlıklardır."
"Kainat mükemmel bir yanılsamadan ibarettir."
"Peki nasıl oluyor da ben, söylediğim her şeyin kelimesi kelimesine yanlış olabileceğini bildiğim halde pek çok şey hakkında doğru veya yanlış diye yargıya varabiliyorum? Ã?ncelikle şunu sormam lazım, evrenin gerçeklerinin gerçeklik veya yanlışlık düzeyi benim kullandığım ifadelerle değişir mi? Hem evet hem hayır, bana göre değişir ama diğerlerine göre aynı kalır. Bu durumda madem nasıl sözcük kullandığımız bir şeyi değiştirmeyecek, işimize gelen ve uygun gördüğümüz ifadeyi kullanmamız oldukça yeterli olacaktır. Nasıl olsa karşıdaki bu sözü duyan kişi kendi eleğinden geçirdikten sonra neyin kendisine göre yanlış veya doğru olduğunun seçimini yapma şansına sahip kalacaktır. Gerçekliğin var olmadığının bilincine sahip olmak yeterli, onu hayatın her alanında kendimizi kısıtlayacak şekilde kullanmamız herhangi bir yarar getirmeyeceğine göre hayatımızda alabildiğine pratik düşünmeli ve kararlarımızı öyle almalıyız."
"Madem hayatımızı alabildiğine pratik yaşamalıyız ve davranışlarımız genel anlamda gerçekliği değiştirmeyecek neden burada gerçeğin gerçek olup olmadığını tartışıyoruz? Aslında tam da bunun günlük hayatta kullanımları olduğu için ve daha da fazlası. Diğerleri için bir şeyin gerçekliğini değiştiremeyiz ama kendimiz için değiştirebiliriz."
Palisdan ilerdeki şöminenin yanına gitti, ateşin içine elini daldırıp içerden kor bir kömür aldı ve çıkartıp geri getirdi.
"Senin gerçekliğin bir insanın o şömineden eli yanmadan kor bir kömür alamamasını gerektiriyordu ve bu senin için doğruydu da. Fakat bir insan kendi gerçekliğine en ufak bir şüphe bile duymadan inanırsa kendi gerçekliğini ve dünyasını yaratmış olur. Hiçbir şey gerçek değilse her şey serbest demektir. İraden ve kendini bu gerçekliklere en ufak tereddüt yaşamadan inandırabilmen önemli. Ben ateşin zararsız bir ilüzyondan başka bir şey olmadığını gördüğüm için şu anda senin imkansız gördüğün şeyi yaptım." Elinin içini gösterir, yara, yanık izi yoktur, "Ve bu gerçeklik elimin yanmamasını gerektiriyordu, yanmadı da."
"Sen de aynısını yapmayı dene, ne düşüneceğini biliyor olman lazım. Benimle aynı şekilde düşünmen gerekmiyor. Gölge Lord seni koruduğu sürece ateşin seni yakamayacağını da düşünebilirsin, ateş seni yakmaz. Ancak ve ancak kendini buna tam anlamıyla hiç şüpheye yer kalmayacak şekilde inandırabilirsen."
"Ve bunu yapmayı denerken bugünkü konuşmamızı özümsemeni sağlayacak birkaç soru soracağım. Bunların cevabını bana sesli şekilde söylemek zorunda değilsin ama söylemeni tercih ederim, cevaplarını tartışabiliriz o zaman."
"Birinci sorum: Eğer bir gün için güneşi doğudan değil de batıdan doğduracak bir ilüzyon yaratsaydım, bunun her gün güneşin doğudan doğduğu gerçekliğiyle ne farkı olurdu?"
Sonra Palisdan kendi içinden dışarı bir adım attı ve kendisiyle aynı bir ilüzyonu oluştu. "Evet tüm duyularımızın söylediği üzere bu Palisdan" dedi ilüzyonu göstererek, "Yani bizim için bu Palisdan gerçek" Sonra bir Palisdan diğerine hançeri sapladı ve kalbini söküp dışarı çıkardı ve elfin ayaklarının dibine attı, "Kalbin veya yerde yatan cesedin gerçekliği yapabildiğin tüm yöntemlerle sınamakta serbestsin, onun gerçek olduğundan başka bir şey göremeyeceksin. Bu durumda Palisdan öldü mü? Palisdan öldüyse ben nasıl burada yaşıyorum? Hangimiz gerçeğiz ve burada hem gerçeklik hem yalan birbiriyle çakıştı mı?"
Palisdan sorularını da sorduktan sonra elfe döndü, "Bugünlük bu kadar, eğer cevapları bulabilirsen tartışalım ve eğer rahatsız olmazsan kor kömürü tutma denemelerini kenardan izlemek isterim." dedi Palisdan ve şöminede duran yemek kazanını karıştırmaya gitti, "Sonra da gel bir şeyler yiyelim, bünyemiz hala yemeksiz idare edemeyeceğimiz konusunda bizi inandırmayı sürdürüyor." dedi ve gülümsedi.