Prologue: Karanlığın habercisi

Birisi hikayeyi başlatır ve herkes tarafından devam ettirilir.
Hükümlü
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1548
Joined: Mon Jun 09, 2003 5:31 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Hükümlü »

Dolfar yere çok şiddetli düşmüştü ve dilediği şey gerçekleşmişti.
Dolfar bir daha gözlerini açamadı...
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
MASK
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 276
Joined: Tue May 20, 2003 10:00 am
Contact:

Post by MASK »

Ben utrik bayan girmeme izin verin.. Estebin gülebilirdi bile eğer bayan olduğunu gizlemek istemese idi. Yıllardır kimse ona bay veya bayan dememişti... Gir dedi elinden geldiğince kısık sesle.. Utrik kapıyı açtı ve girdi.. Bir gnoma göre kısa boylu renkli giysiler giymiş başında orta çağ komedyen şapkalarına benzeyen bir şapka olan gnomdu... Güzel oda yatğın örtüsü herşey çok güzel ve yatağın altındaki sandık.. Her şey uyumlu.... Çok güzel geröçekten perdeler falanda tavan... Estebin saygı ile bekledi ama utrik susacak gibi değildi şimdi estebinin elbiselerine geçmişti çok güzel kısa ama aşırı değil bunu nerden buldun pahalı olmalı (giysi loncanın aşırdığı mallardandı) zengin biri olmalısın) Estebin dayanamadı ve sözünü kesti seni MASK mı gönderdi... Evet dedi adı anılmaması gereken tanrım ... Emrinizdeyim bayan dedi şapkasını çıkarıp selam verdi ve sustu.. Estebin odadaki sessizliğin tadını çıkarttı bu olabilir miydi düşündü... maskla konuşmamızı kimse duymuş olamaz ve evet MASK süprizleri severdi ve aklına gelen şey şüphesini giderdi.... Benim kadın olduğumu biliyor.. Yaklaşarak ilk emrim dedi bana bayan deme illa bir şey diyeceksen bayım de.. Ama siz bayansınız niye bayan olmak kötü mü işe bayan olu dedi.. Etebin rica ediyorum dedi sessizce Utrik tamam dedi uslu çocuk edası ile ve sustu... Bak dedi biz senle aynı tanrının keşişleriyiz ve ben de senin öğrencinim tamam mı tamam bayım dedi utrik...Bana bayım dersen kimse öğrencim olduğuna inanmaz.. Ama öğrencim değilsin ki uff dedi estebin bunladım.. Tamam ben senin yolda rastladığın bir ozanım ve bana bayım diyebilirsin... Sonra şarkı söyleme yeteneeğim belki bir işe yarar dedi içinden.. Oldu oldu oldu diye dans etti utrik sen şimdi şarkı da söylersin.. Dur dedi Estebin... Utrik yine büyülenmiş gibi durdu... şimdi işimiz acil.. Öylese hadi gidelim dedi utrik bi saniye eşyalarım dedi Estebin tamam dedi ve göz ucuyla alınanları izledi... Hey sandığın içindekini de alsana .. Estebin hayır dedi olmaz onun içinde doğru sözleri bilmeyenler için tehlikeli bir silah var... Doğru sözler mi ben bulabilirim dedi utrik O anda Maniak kafasının içinde bir ağrı hissetti bir şey vardı kafasında daha öncede yaşadığı bir şey kafasından bunu atmaya çalıştı ama bu şeyin kafasındaki iki sözcüğü çalmasını önleyemedi... Uyoda dedi utrik ve sandığın içinde bir karartı görüldü veeee sakın söyleme dedi estebin yukasi hayııır zırh bir parlaklık yaydı saniyenin onda biri kadar bir süre sonra yok oldu... Utrik tekrar uyoda dedi ve parmağını şıklattı .. Zırh gözüktü... Çok güzel ikinci daha güzel dedi.. Sonra baktı ama sanırım onu görünmez olarak taşımak gerek.. Estebin gnoma baktı haklı idi eğer ışıklı hali yok olabiliyorsa ikinci sözcük çok daha güçlü bir silahtı.. Zırhı sırtına astı.. Hadi yok et dedi... Gnom bu defa holpis dedi zırh yine yokoldu.. Hiç hissetmeyeceksin ama hep orda olacak .. Niya alini şıklatmadın dedi Estebin böyle daha eğlenceli hem insan güçlüyse gizlemeli bunu değil mi??? Estebin bi anda belki MASK gerçekten iyi bir arkadaş vermişti.. Hadi gidelim dedi.. Gnom coşmutu gidiyoruz gidiyoruz yaşasın.. Sessiz ol dedi Estebin gnom hemen cevap verdi evet bayım.... Estebin içini çekti ilginç bir yolculuk olacaktı...
MASK hissediyordu bu savaş cyricle arasındaki müzadeleden daha büyük bir şeydi ne kadar büyük olacağını kavrayamıyordu.. Ama zamanı geldiğinde elindekileri savunmalı idi... Gülümsedi .. şimdiden başladı bile dedi.. Ne olacaksa yakında olabilir epey bi eğleneceğiz....
( NPC BİLGİLERİ: Arkadaşlar sanırım çoğunuz da tahmin edebileceği gibi bu gnom MASK ama lütfen bu bilgi yokmuş gibi oynayın.. oynarken sorun çıkmasın diye size bazı bilgileri vereceğim.. Bir defa gnom aslında tanrı özelliklerinin hepsine eksiksiz sahip ama tabii ki bunları kullanmayacak (farkettirmezse o ayrı ama lütfen bunu siz yapmayın) gnom MASK olduğunu ölümü pahasına bile olsa gizleyecek... Onun dışında gördüğünüz gibi deli dolu bi gnom.. Öocuk nerden geldiği sorulduğuna çok gizli diyor Estebin sorunca zamanı gelince göreceksiniz orayı bayım diyor.. (görünen özellikleri Sonra usta bir ilüzyonist büyücü gibi (15. level gibi) büyüleri nasıl öğrendin deyince oyun oynarken oyun oyun diyor zorlayınca da düzgün cevap vermiyor özellikle birkaç otuzuncu level büyüsü var bunları doğal yeteneği gibi görüyo insanlar gnomunda tam kavrayamadığı bir yetenek) ayrıca hırsızlık özelliklerine de eksiksiz sahip çok iyi saklanıyor...çok iyi duyuyor tuzakları mükemmele yakın farkediyor tuzak kurmayı da biliyor ama o kurmayı reddedecek ama size fikir verecek sonra pick poketı olsa da göstermeyecek ama kapı açma konusunda bir deha hatta tek başına çalıştığında en zor kapıları bile otuz saniyede halledebiliyor... Nasıl yaptığını sorunca biraz oyun oynadım diyor oyun... İlüzyonu doğal olarak farkediyor en zorlarını bile.. Büyü ona karşı etkili oluyor ama asla son darbe (öldürücü ) büyü ile gelemiyor kılıçla biri onu kesmeli... Ufak bir hançeri var gümüş rengi .... Genelde meyve soymak için kullanıyordu.. Kan gördümü çıldırıp bağırıyor... Zor bir anında önce ilüzyonla saklanmaya çalışıyor yine de çok zor bir anda bıçakla beceriksizce savunabilir kendisini (ama muhtemelen ilüzyonu bunu önler) son olarak otlardan muciz<evi ilaçlar yapıyor ama ola ki zehir veya başka bir şey isterseniz bilmiyoruz diyecektir size... İlüzyon dışında da birazcık charm biliyor (hayvanları etkileyecek kadar ve biraz kehanet) asıl kehaneti tanrısı ile konuştuuğunda yapıyor ismi gizli tanrı tanrısı ile konuştuğunda ilüzyonla kendini görülmez duyulmaz ve dokunulmaz yapıyor... (olabiliyor bu) ve ufak bir not daha uyurken ilüzyonla yattığı yerin biraz ilerisinde uyuyormuş gözüküyor ilüzyona saldırılıp öldürülürse gerçekten kan akar ve bir kaç günde şekil orda kalır .. Duymamış olun estebin bile) Estebine bayım diyor.. Niye onunlasın denirse öyle olmalı diyor veya öyle işte bazen de o benim arkadaşım güzel şarkı söylüyor gibi şeyler...) Estebini muhtemeln koruyacaktır.. MASKa karşı hata işlese bile (MASK cezyı bu şekilde iken vermez) aynısı başkalarının hatalarında da geçerli) Son bir şey buçuklukları seviyor onlarla oynamaya bayılıyor ve onlara karşı bir hassaslığı var.. Yine de emir verir bir dille estebin konuştu mu söyleneni yerine getiriyr (ama arasıra anlamamış gibi görünüp oyun oynuyor) evet şimdi isterseniz oynayabilirsiniz şahsen öncelikli olarak Estebinin oynamasını tercih ederim... )
Hiç bir ışık aynaya baktığınızda gördüğünüz karanlığı yok edemez.
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Corax dev mağarayı bir kez daha inceledi. Bu arada esniyor ve gerilmiş kaslarını gevşetiyordu. En yakındaki büyük kapıya yöneldi. Kapı iyice yağlanmış büyük ve sağlam gözüküyordu. Meşeden yapılmıştı fakat sanki kapı o kadar kolay açılıyordu ki Corax kapıyı söküp odanın içine fırlatacaktı yanlışlıkla. Girdiği yeni oda biraz daha küçüktü ve üzerine bir çok değişik sembollerin işlenmiş olduğu sütunları fark etti. Bu sütunlar iblisin kaçma ihtimaline karşı kapıyı iblisin geçemeyeceği bir büyü ile koruyorlardı fakat elbette barbarın bu konuda en ufak bir fikri yoktu. Umursamadan ilerleyen Corax rasgele bir çok odaya girip çıktı ve uzun bir koridorda ilerledi. Karnı ziller çalıyor kurumuş ağzı damağı ve midesi barbara isyan ediyordu. Corax hiç durmadan odaları araştırıyor fakat ne kileri ne de şehirlilerin mutfak dediği yeri bir türlü bulamıyordu. Barbar sonunda kapısı kapalı bir odaya rast geldi. Kapıyı bir kez daha açmayı denedi. Kapı kesinlikle kilitliydi. Barbar kılıcını eline aldı ve sordu: "Bana bak kılıç şimdiye kadar zorluktan başka hiç bir şey çıkarmadın söyle bakalım bu kapının arkasında ne var? Mutfak kiler ya da yemek görebiliyor musun?". Kılıcın canı bu gereksiz ve anlamsız görev dolayısıyla sıkılmıştı, fakat hiç bir şey söylemedi. Barbar kılıcın bozulup bozulmadığını anlamak için kılıcı sallarken kılıç konuştu: "Evet içerde yemek var dedi." Barbar bir anda mutlu olmuştu fakat bir anda kapının kilitli olduğunu hatırladı. Corax kapıyı rahatlıkla kırabilirdi fakat Nodaril'in evine zarar vermek istemiyordu. Koridorda kendine hakim olmaya çalışarak ilerlemeye başladı. Corax kapılardan nefret ederdi, hele kilitlilerinden daha çok nefret ederdi. Kendisi mağarasındaki yalnızca 2 kapı olmasına rağmen onlardan da nefret ediyor omzundaki dev diken ile kapıya çarpıp yıkmamak için her gün kapıları gördüğünde kendine hakim olmaya çalışıyordu. Bir anda kılıç konuştu: "Sahip Nodaril'e mi kapıyı açtıracaksın? Kendin açamadın galiba" diye dalga geçer. Kılıç barbarın zihnini okuyup damarına basmıştır. Barbar sinirle tam konuşacakken kılıç devam eder: "Aaaa evet sahip haklısın Nodaril'in evine zarar vermemelisin ama zaten sen o kapıyı kıramazdın ben sana söyleyeyim. Yani tamam çok güçlüsün ama güç de bir yere kadar. O büyülü kapıyı kırmak için bir ejderha kadar kuvvetli olmak bile yetmez çünkü büyü kastan daha kuvvetlidir." Barbar çileden çıkmıştır. Sen beni daha tanımamışsın zavallı Kılıç: "Ben senin büyünden daha güçlüyüm o yüzden şu anda seni elimde tutuyorum. O yüzden sen benim elimdesin ve orada sonsuza kadar mahkumsun ve sana hemen söyleyeyim sonsuza kadar da orada kalacaksın. İşime yaradığın sürece benimlesin yoksa seni Kan denizinin en derinine atarım ve cehennem yaratıkları bile seni bulup oradan çıkaramaz. Bu yüzden kapa çeneni ve sabrımı daha fazla zorlama. O kapıyı yumruğumla bile yıkabileceğimi çok iyi biliyorum." Kılıç bu ağır sözler ve sonsuza kadar kılıcın içinde kalma fikriyle bir an şiddetle mavi-siyah parladı fakat sonra bir anda sessizleşti. Barbar kararlılıkla kılıca bakarken kılıç yeniden konuştu: "Ben yalnızca seni uyarıp kapıya vurarak kendine zarar vermemen için seni uyarmak istedim sahip" der ve barbar bir anda yön değiştirir. Sinirle kapıya doğru koşar ve kitli kapıya tüm gücüyle çarpar. Öarptığı aynı hızla geri uçarak yere kapaklanır. Barbar kafasını kapıya vurmuş ve sarsılmıştır. Hemen kendine gelip ayağa kalkar ve kapıya bir kez daha çarpar, kapı yerinden bile oynamaz. Sinirlenen barbarın bir anda gözü döner ve kendini kaybeder. Hayatının şu andaki tek arzusu bu inatçı kapıyı kıymıklarına ayırmak ve arkasında ne tür gizemler varsa onları açığa çıkarmaktır. Bütün koridoru geri koşan barbar bütün gücüyle ve insanüstü hızı ve kuvvetiyle kapıya doğru koşar. O kadar korkunç bir şiddetle kapıya çarpar ki kapının üzerindeki koruma büyüsü de kapıyla beraber paramparça olur ve barbarın etrafı bir anda alevlerle sarılır. Barbar yanarken aynı anda üzerine doğru uçan 3-4 oktan şans eseri sıyrılarak asitle erimekten kurtulur. Yerde yuvarlanarak kendini söndürmeye çalışan barbarın gözü arada bir üstünde uçuşan yıldırımları fark eder. Bu arada çok yüksek şiddette tiz bir ses çıkaran kırmızı bir taş gözüne çarpar. Ses o kadar şiddetlidir ki barbar beyninin kulaklarından dökülmek üzere olduğuna yemin edecektir. Sinirli ayağa kalkarak kırmızı taşa doğru koşar ve taşı eline alır. Ses bir anda kesilir...

Nodaril 1 saatlik uykusundan şiddetle irkilerek uyanır. Büyü laboratuvarına yerleştirmiş olduğu alarm büyüsü çalmaktadır. Hemen asasını bulmak için etrafına bakınır ve bir anda değişikliği farkeder. Yanında barbar yoktur. Bir anda gözünde laboratuvarında gezinen bütün şişelerin içindeki hem korkunç hem de inanılmaz sıvıları içmeye kalkışan ve önüne gelen her masayı tekmeleyen bir barbarın görüntüsü canlanır. Dehşete kapılan Nodaril hemen ayağa kalkıp asasını eline alır ve onu hemen laboratuvarına götürecek olan büyülü kelimeleri kafasında canlandırır. Kelimeler zihninden kayarak uzaklaşırlar. Çok az uyumuş olduğu için zihni hala çok yorgundur ve onu gözaçıp kapayana kadar istediği yere götürecek olan büyüyü yapamayacak kadar da yorgundur. Kendi kendine uyumadığı için kızan ve laboratuvarı (ve tabii ki Corax) için endişelenen Nodaril hızla koşmaya başlar.

Barbar kan rengindeki taşa bir kez daha dikkatle bakar ve bunun Nodaril'e verdiği taş olduğunu farkeder. O anda içgdüleri ve insanüstü hisleri arkasında bir hareket algılar. Bir anda kafasını eğer ve üzerinden en az kafası kadar dev bir el havayı yararak geçer. Barbar hemen kendisini uzak bir yere atarak kılıcını çeker ve düşmanını incelemek için dikkatle gözlerini avının üzerine diker. Hala aynı pozisyonda durmakta olan dev yaratığı farkeder. 4 metre boyunda ve tamamen demirden yapılmış heykel elinde en az barbarın kendisi kadar büyük bir scimitar taşımaktadır. Barbarı yakalamak için uzattığı elini geri çeken demir dev ileri doğru bir adım atar ve yerleri sarsan bir ses eşliğinde Corax'a yaklaşmaya başlar. Düşmanının üstünlüğü karşısında çaresiz hisseden barbar gerilemeye etrafında bu yaratığı yoketmesine yardım edebilecek bir nesne aramaya koyulur. Demir heykel yavaş fakat emin adımlarla yaklaşmaktadır ve hiç kapanmayan gözleri sabit bir şekilde barbara kilitlenmiştir. Barbar dev yayını çeker ve ucu demiri bile delebilecek kadar sivri yapılmış oklarını çift kirişe yerleştirir. Kuvvetle yayı gerer ve oku havayı yararak ve vızıldayan bir ses çıkartarak devin göğsüne çarpar. Golem'in göğsüne bir kaç cm. saplanan oka rağmen demir dev hiç umursamadan yavaşça rakibine yürümeye devam etmektedir. Corax hiç bir kılıcın kesemeyeceği kadar kalın gözüken bir zırhla kuşatılmış rakibinin avantajının gücünde fakat dezavantajının boyunda olduğunu düşünür. Bir anda kılıcını çeker ve heykele doğru koşmaya başlar. Kuvvetle böğürerek golemin üzerine doğu zıplar. Golem rakibini havada ikiye bölmek için kılıcını sola doğru savurmak için pozisyon alır. Barbar kendisine doğru uçan kılıca havada kendininkiyle cevap verir ve iki inanılmaz güçlü rakibin çarpışan kılıçları çarpışır. Barbar yere düştükten sonra anında eğilerek kendini ileri doğru fırlatır ve golemin 2 metrelik bacaklarının arasında geçerken bir bacağına kılıcıyla bir darbe indirir ve golemle sırt sırta geldiği anda kendi etrafında hızla dönerek golemin diğer bacağına da kılıcıyla saldırır. Dönüşünün hızıyla kılıcını bu kez golemin vücuduna doğru sokar ve kılıcın zorlanarak zırhlı yaratığın kalbinin olması gereken yere soktuğunu düşünen barbar savaştan bir kez daha savaştan aldığı zevke hayret eder.
Odaya nefes nefese koşan Nodaril parçalanmış kapının görüntüsünün şokunu atlatamadan ayalrca uğraşıp yaptığı dev goleminin kılıcının gürültüyle yere düşmesini ve barbarın kağıdı kesermiş gibi bacaklarını koparıp onu yere yıkarken kılıcını da sırtından gözsüne sapladığını ve yüzündeki eğlenen ifadeyi görür. Barbar yere yüzüstü yıkılan devin sırtına tek ayağını koyup kılıcı kendine doğru çeker ve kurtarır. Barbar hala Nodaril'in onu izlemekte olduğunu faketmemiştir. İfadesiz bir şekilde kılıcını baştan sona kadar inceler ve bu dev yaratığı ne kadar kolay parçaladığını düşünür. Sonra umursamaz bir şekilde omuz silker ve bu ilginç karşılaşmayı kendisinin gücü sayesinde kolayca kazandığını düşünür ve etrafını incelemek için bakınır. O anda kapıda duran Nodaril'i farkeder. Nodaril elleri belinde boynu hafif bükük kızgın ve sabit bir ifadeyle barbar'a bakmaktadır. Corax bir anda Nodaril'in uyanmış olduğunu fakedince sevinçle "Günaydın Nodaril..." derken bir anda odanın kapısını yıkmış olduğunu hatırlar. Nodaril kaşlarını kaldırıp yalandan meraklı bir ifade ile bakmaya devam etmektedir. Corax'ın gözü bir anda bir düşünceyle aydınlanır. "Bu oda kilitliydi senin için açtım ve sana zarar verebilecek olan bu dev yaratığı da yokettim. Artık burada korkman için hiç bir neden yok. Ben seni bütün tehlikelerden korurum Noda...".
"Burası benim büyü laboratuvarımdı ve o öldürmüş olduğun yaratık da benim yarattığım ve bu odaya girmeye çalışacak senin gibi kalınkafalılara karşı korumakla görevli Iron Golem'imdi."
Büyü terimleriyle ve golemlerle arası pek iyi olmayan barbar Nodaril'in kendisine sözylediği kalınkafalı sözcüğünü de kafasında onu edilmiş bir iltifat olarak düşünür. Sonuçta barbar onu bu dev yaratıktan kurtarmıştır ve muhteşem güzellikteki aşkının başına gelebilecek her tehlike barbar'ın kesin şiddetli ve hızlı olarak gerçekleştirdiği infazlarla karşılaşacaktı. Hala ifadesizce bakan barbar'ı görünce biraz daha çileden çıkan Nodaril sonunda omuz silkip "neyse olan oldu nasıl olsa" diye düşünür ve barbarı bir kez daha mağarasında rahatça dolaştırmamak için kafasına bir not alır.

Barbar bir anda Nodaril'e doğru ilerler ve kollarını ona dolar. Nodaril kendisini saran dev kolları sinirli olduğunu göstermek için hafifçe iter fakat aslında barbarın kuvvetli sarılışı onu kesin bir güven duygusu ile doldurmaktadır. Ellerini Nodaril'in sırtından sonra belinde gezdirmeye başlayan barbar bir anda tekrar kendine hakim olur ve Nodaril'e bakmamaya çalışarak ondan biraz uzaklaşır. Nodaril de Corax'ın gözlerine belli etmeden bakmaya çalışmaktadır. Bir anda Nodaril sevinçle güler: "Hadi benim karnım çok acıktı ormana gidip biraz meyve yiyelim sonra olanlar hakında konuşuruz zaten" Corax yemek kelimesinden sonrasını zaten duymaz ve mutlulukla Nodaril'e bakar. Nodaril Corax'ın elinden tutup onu odadan çıkartır ve kapıya bir takım büyülü sözler söyler. Kapı bir anda barbarın hayret dolu bakışları arasında yeniden oluşur. Nodaril başka sözler söylemeye devam ederken Corax kapıya ellemek için biraz yaklaşır fakat Nodaril'in eli sanki yaramazlık yapan bir çocuğa kızan bir anneymiş gibi barbarın elini çimdikler ve kendine çeker. Barbar nazik uyarıyı anlar ve geri çekilir. Kapıda hiç bir değişiklik olmaz fakat Nodaril kapıya bir tuzak kurduğunu ve alarm büyüsünü de ilüzyon kapının üzerine yerleştirdiğini bilmektedir. Sonra barbarı yeniden çekiştirerek başka bir odaya götürür ve başka büylü sözler söyler. Barbar bu garip sözlerden sıkılmış bir şekilde Nodaril'in dudaklarını izlemektedir. Örümcekimsi büyüsel sözleri söyleyen melodik sesiyle daha da güzelleşen Nodaril'den gözlerini ancak şiddetle irkildiğinde ayırabilen barbar kendini ormanın içerisinde bulur. Nodaril hala bir elinden tutarak barbarı bir yere götürmektedir. Corax takip eder ve gittikleri yönden yola çıkarak bir elma ağacı korusuna doğru ilerlediklerini düşünür. Kısa bir yürüyüşten sonra bir kaç düzine elma ağacının diğer uzun ağaçların gölgelerinin olmadığı bir bölgede oluşturdukları küçük koruluğu farkeder. Nodaril en yüksek ağacın yanına gider ve yukarılardaki elmalardan birini gösterir. "Ah bak şurdakiler çok olgunlaşmış ben onu alayım" der. Barbar önce yerden en az 4 metre yüksekteki elmaya daha sonra da 1.70 boyundaki narin ve ince kadına bakar. Gülümser ve hızla ağaca tırmanmaya başlar Nodaril'in "Dur, tırmanmana gerek yok elmayı kendim de alabilirim" sözleri eşliğinde. Barbar kuvvetli kollarıyla dev vücudunu kaldırırken elma ağacının kuvvetsiz dalları şiddetle eğilmekte ve uçlarına doğru da 2-3 metre aşağı doğru sallanmaktadır. Fakat barbar hiç umursamadan ve rahatça istediği elmaları tek eliyle dalda sarkarak ve sallanarak çantasına doldurmakta ve en güzel elmaları seçmektedir. Bu arada Nodaril endişe içinde barbarın aşağı düşmemesi için dua etmektedir. Sonunda 10 elmayı toplayan barbar ağacın en yüksek dalından aşağıya 5 metre kadar Nodaril'in bir anlık nefesi kesilirken atlar. şiddetle iki ayağı üzerine düşen barbar kalkan tozlarla üzerindeki değişik böcekleri ve karıncaları kovalarken bir yandan da Öantasını çıkartıp elmaları Nodaril'e takdim eder. Nodaril gülümseyerek 2 elma alır ve 2 sini de çantasına atar. Bir elmayı ısırmaya başlarken barbar 1 elmayı çoktan yemiştir bile. barbar zaferle karışık bir mutlulukla Nodaril'e bakarken:
"Bu kadar çaba sarfetmene gerek yoktuki, dur bende senin için bir kaç tane toplayayım" der ve ufak bir el hareketi yaparak sessizce bir şey fısıldar. Ortaya havda uçan beyaz bir el çıkar ve havada yükselerek ağacın üzerinden elmaları toplamaya başlar. Bir dakika içerisinde 20 kadar elma barbar'ın yanına düşer ve barbar şaşkınlıkla izler. Bu kez Corax'a zaferle bakan Nodaril'dir ve hiç güç sarfetmeden topladığı elmaları gözleriyle işaret eder. Barbar bir anlık durgunluktan sonra:
"Hah o da bir şey mi? Ben daha fazla toplarım hem de daha hızlı" der ve Nodaril gülümsemesini durdukmak için bir eliyle yüzünü kapatır.
Corax yeteneğini göstermek için ağacın yanına gider ve elini çenesine koyup sakalıyla biraz oynadıktan sonra kuvvetle zıplar ve bir kalın bir dal parçasına tutunur. Kendini yukarı çekip dalı kuvvetle kendine doğru çekmeye başlar. Güçlü kol kaslarına pomalanan kan damarlarını şişirir ve barbar tüm kuvvetini dallar üzerinde denerken şiddetli çatırtılar eşliğinde dallardan en kalınlarından birini söker.
Nodaril Barbar'ın elinde ağacın yarısını oluşturan bir dalı söküp yere düşerken görür. Barbar hiç umursamadan ayağa kalkar ve dev dalı kaldırıp sırtına alır sonrada nefes nefese fakat zaferiyle gururlu Nodaril'e doğru ilerler: "Hahahahaha! senin o ufacık elin bunu yapsın da görelim hahahaha" diye kahkahalar atarken Nodaril'de barbarın saflığı karşısında artık bastıramağı kahkahalarıyla eşlik eder. Barbar dev dalı bir kaç metre talıyıp yere atar ve güneşten iyice kızarmış ve ağacın en üst noktasında olan ve göremedikleri elmaları farkeder. Daldan onları toplayarak çanytasına doldurur ve Nodaril'le beraber yeniden ilk buluştukları yere doğru yürürler. Corax yolda 10 kadar elma yer fakat kızarmış yağlı etin verdiği tatmini ve zevki alamayan barbar midesi tıka absa dolduğu halde aç hissetmektedir. Yine de şikayet etmez ve Nodaril'le arada birbirlerine bakıp gülümseyerek ilerlemeye devam ederler. Nodaril toz toprak içerisinde kalmış barbara bu haliyle sarılmamak için kafasına bir not daha alır. Bu arada Corax'ın aklı fikri iyi pişmiş bir ettedir. Sonunda deliğin yanına gelirler ve Corax deliğin olmadığını şaşkınlık içerisinde farkeder. Sorgulayan gözlerle Nodaril'e bakar ve Nodaril asasını elinde tutarken aynı yalan kızgın havasıyla barbara bakar: "Bana bak barbar efendi, büyü çalıştığım yere ne yaptığını hatırlıyorsun değil mi? Sayende artık içeriye girmenin hiç bir yolu yok, iyi ki o dev kayayı o deliğe tıkadın. Ne yazıkki benim odam da artık erişilemez bir durumda ve bu yüzden kalacak yerim yok!" Barbar bu suçlama karşısında çok üzülür. Bir anda yüzü kararır ve deliğin olması gerektiği yere doğru ilerler. Koyduğu tuzağı hatırlayan Nodaril barbarın hasar görmesini engellemek için hızla tuzağı yokedecek olan dispell büyüsünü yapar ve tam barbar toprağın üzerine basacağı anda altındaki ilüzyon ortadan kalakr ve Corax paldır küldür aşağı düşer. Tünelin içine doğru yuvarlanmaya devam ederken. Nodaril dudağını ısırır ve üzerinde bir ejderha başı olan asasına kısa bir kelime fısıldayarak delikten aşağı atlar. Nodaril bir tüy gibi aşağı doğru süzülürken barbar küfürler ederek kayan topraklara nefret kusuyordu. Tünel boyunca 2-3 metre yuvarlanmış olan barbar kılıcını çıkartıp şiddetle yere sapladı. Kara kılıç loş ışıkta karanlıktan da daha siyahtı ve üzerindeki kan rengi rünler korkunç kelimeler fısıldıyor gibiydi. Mağaradaki tünel boyunca yerde ezilmiş ve parçalanmış goblin cesetleri vardı fakat artık kurumuşlar yüzlerce fare tem olmuşlardı. fareleri yemeye gelmiş bir kaç yılan barbar yanından geçerken uyarı olarak tısladılarsa da ya barbarın dev ayakları altında can verdiler ya da şiddetli tekmeleriyle sağa sola savrulup geldikleri deliklerden geri kaçtılar. Barbar koş karanlığın sonundaki dev kayayı gördü ve boyun kaslarıyla kol kaslarını biraz gererek birazdan yapacağı üstün vazife için ısıtıp hazırlamaya başladı. Ufak bir sandığın biraz uzağındaki korkunç auralı kılıcın yanından hızla geçmekten mutlu olan Nodaril barbarı izlemek için 1-2 metre arkasında durdu. Bir kayaya bir de barbara baktı. İçinden
"Ya tamam barbar efendi çok güçlü de bu kadarı da fazla heralde o kayayı oradan yukarı çıkarmayı düşünmüyordur. Yani tamam güçlü aşağı yuvarladı onu ama yukarı çıkarmak?". Barbar arkasındaki Nodaril'e ufak çapkın bir gülümseme atıp (insanlar böyle düşünüyordu fakat pek sosyal olmayan barbar aslında çapkınlığın ç'sinden anlamazdı) kayayı kavramak için karanlığa doğru ilerledi. Barbar kayayı kavrayacak iyi bir nokta ararken bir anda arkalarında bir gürültü duydular. Nodaril yavaşça arkasını dönerker barbar çoktana arkasını dönmüş kutuların arkasına gizlenen küçük bir yaratığı görmüş ve kısa kılıcını çekmişti bile. Sonuna kadar açtığı gözleriyle arkasından yaklaşmaya cüret etmiş olan hayvanı kesip ete olan açlığını giderecektir. Nodaril yavaşça sandığın yanına yürürken barbar arkadan hızla koşmaya başlamıştı bile. Bir anda ufak bir halfling kutunun arkasından fırlayıp kara kılıca doğru hamle yapar ve dokunduğu anda şiddetli bir kıvılcım eşliğinde çakan şimşekle geri uçar. Kendinden geçen halflingin vücudu yere serilir. Hali hazırda koşmakta olan barbar kılıcını yerden söküp halflinge tüm kuvvetiyle bir tekme atarak ufacık yarımlığın uçmasına yol açar. Halfling tekmeyi yerken tek bir ses bile çıakrmaz çünkü çoktan kılıçtaki güçlü büyü yüzünden kendini kaybetmiş ve hayal alemine girmiştir bile. Kılıç barbarın vahşetinden güç olarak onun kulağına fısıldar: "Öldür onu sahip öldür onu öldür onu. Öldür o pis hırsızı o bir lonca ajanı, beni alıp seni öldürecekti. Kılıcı kalbine sok ve ona senin için ölümlerden ölüm tattırayım. Öldür onu sssaaahip..." Bu vahşi sözlerle daha da azan barbar savrulan halflinge koşarken Nodaril bir çığlık atar: "Dur! Öldürme onu!".
Tam Nodaril konuşmasını bitirecekken bir de irikıyım bir cüce böğürerek yukarıdan aşağıya doğru uçarcasına düşer ve kafasını sert bir taşa çarparak hareketsiz kalır. Kendine gelen ve kana olan açlığı yokolan barbar Nodaril'in ona ihtiyacı olduğu düşüncesiyle ona doğru ilerler. Kılıcını kınına sokarken bir anda kadına doğru ilerlerken Nodaril onu iterek halflingin yattığı yere doğru koşar. Nodaril yaralanan ufacık narin halflingi kucağını alır ve tanrısına sözler mırıldanır. Halflingin kalbi hala atmakta fakat elleri yanmış ve kılıca dokunduğu parmaklarının hepsi kararmış ve kan içindedir. Barbarın tekmenin geldiği kaburga kemiklerinin hepsi korkutucu bir şekilde içeri göçmüş ve halfling ağzı açık bir biçimde yerde yatmaktadır. Nodaril bu korkunç manzara ve şiddet karşısında ağlamaya başlarken ve Tanrsına ettiği yüzlerce duayla beraber elleriyle haflingin kırılmış kaburgalarını okşar ve kan içindeki ellerini tutar. Nodaril'in gazyaşından bir tanesi halflingin üzerine düşer ve sonra başka bir tanesi. Bir anda Nodaril'in ellerinden bir ışık çıkmaya başlar ve halflingin vücuduna doğru ilerler. Buçukluğun ellerindeki yaralar hızla iyileşmeye karartılar yokolmaya başlar. Kaburgaları sarı bir efsunla parlayarak dışarı doğru kıvırılırlar ve eski sağlam göğüs kafesini oluştururlar. Halflingin azğından sürekli kustuğu kanlar durmaya başlar. Nodaril gözlerini açtığında kurtarmış olduğu hayat için tanrısına teşekkürler etti ve gözyaşları dindi. Mutlu bir ifadeyle halflingi nazikçe yere yatırdı. Sonra arkasını döndüğünde barbarın kocaman cüceyi yakalarından tutup havaya kaldırdığını faketti. Barbar baygın cüceyi azarlıyor arada tokatlıyor ve uyuyor numarası yapmayı kesmesini ve kimin için çalıştığını söylemesini bağırıyordu. Nodaril dili tutulmuş bir şekilde ona bakıyordu. Sonunda barbar sıkılıp cüceyi iki metreden yere bıraktı ve karnına bir tekme attı. Fazla rahatsız olmamış gibi görünen cüce hala baygın yerde yatmaya devam etti.
Bir anda Corax'ın gözleri cücenin baltasına takıldı. Çok iyi bir işçilikle yapılmış olduğu belliydi ve barbar çok iyi beceremese de o baltayı kullanmak istediğini düşündü. Bir anda siyah kılıç beynine bir ağrı sapladı. "Sssaaaahip paylaşılmayı sevmem. Sanırım bir anlaşma yaptık. Sen beni kutudan kurtardın ben de senin oldum ve sana sonsuz zafer sözü verdim. şimdiye kadar beni almak için gelen bir tanrıdan kurtuldum, bir elften ve bir halfling'e acı çektirip beni bırakmaya ikna ettim. Ve sen bana böyle mi teşekkür ediyorsun?" Barbar sinirle bağırarak ayaklanıp dik durdu: "Canın cehenneme Neghkul'tar! Bir tek karı gibi kıskançlık yapman eksikti zaten!" Bu arada Corax'ı izleyen Nodaril, onun kılıçla konuştuğuna tamamen ikna olmuştu. Daha önce konuşan çok güçlü ve zeki eşyalar görmüştü ve hemen hiç birinin arkadaşlığının iyiye işaret olmadığını da iyi bilirdi. Özellikle kötülük saçan ve kurukafalarla süslü konuşan bir kılıcın getirebileceği tehlikeleri kafasında hayal bile edemiyordu:
"A demek senin adın Neghkul'tar. 2 gündür beraberiz ama adını ilk kez söylüyorsun" diye bir blöf yaptı Nodaril barbarın azğından kılıçla ilgili birşeyler öğrenebilmek için. Barbar bir anda şaşırmıştı. Nodaril'e hala adını söylememişti fakat söylemekten de bir derece korkuyordu. Acaba son olarak handa yaptığı hırsız soykırımını ya da assasinleri duymuş olabilir miydi? Hayır dürüst olacak ve adını söyleyecekti. Kavgaları sonradan açıklamak mümkündü fakat yalanı sonradan açıklamak mümkün değildi:
"Adım Corax Tigerheart kasabalılar bana Rouge's Bane derler. Tek başıma hırsız loncasından yüzlerce insan öldürdüm ve Tanrılarına meydan okudum. Neghkul'tar benim adım değil kılıcımın içinde hapiş kalmış çok güçlü bir varlığın adı. Kendisi bir lich olduğunu söylüyor."
Nodaril şok olmuştu. Barbarla 2 gündür beraberlerdi fakat onun hakkında hiç bir şey bilmediğini farketti. Sevdiği adam kasabada hırsız loncası tarafından çok korkulan bir katildi. Suçu olmayan diğer insanları şimdiye kadar hiç öldürmemiş olduğu için kasaba yetkilileri onu durdurmak konusunda hiç bir teşvikte bulunmamış hatta üstlerinde büyük bir baskı kurmakta olan loncanın karşısındaki bu kuvvetli fakat tek düşmana yardımlarda bulunup teşvik etmişlerdi. Elbette görünüşte barbarı durdurmak için ellerinden geleni yapıyor gibi görünüyorlardı. Lonca da yetkililerden bundan fazlasını beklemiyordu zaten. Onlar kendi işlerini kendileri yapmaya alışıklardı ve bir barbar da zaten ne kadar sorun olabilirdi ki? Aradan geçen aylar boyunca işlenen yüzlerce cinayet problemin ciddiyetine işaret ediyordu. Lonca o kadar eli kolu bağlı kalmıştıki hırsız tanrısı mask olaya bizzat kendisi müdahale etmeye karar vermişti. Hatta şehirde barbarı öldürmek için özel olarak yetiştirilen hırsızların bile olduğu söylentisi geziniyordu fakat büyük ihtimalle hepsi birer yalandan ibaretti.
Nodaril kasabadan duyduklarıyla yetinmiş barbarın parçaladığı korkunç cesetleri hayal bile edemiyordu. Corax Nodaril'i o anda kaybetmekte olduğunu anladı. Zaten daha iyisini de beklemiyordu. Onunki yaşanamayacak bir aşk bir hayaldi. Son kez sevdiği kadına sarılmak için ilerledi. Nodaril ona bakmıyor hatta ondan uzak durmak için yavaşça geirliyordu. Kafasında hala barbarın insanları parçalarkenki görüntülerini görüyor aynı goblinleri vahşice katlettiği gibi insan hayatını umursamaz bir tavırla teker teker aldığını düşünüyordu. Nodaril de insan öldürmüştü fakat yalnızca zor durumda kaldığında ve kendini kurtarmak için son çare olarak... Hala karar verme safhasındayken barbar onun üzerine kollarını açmış yüzünde üzüntülü bir ifadeyle yaklaşıyordu. "Özgünüm..." diyordu sadece. Nodaril barbarı itmeye çalışırken Corax ona kuvvetle sarıldı. Nodaril gözyaşları içinde onu yumrukluyor kuvvetli kavrayışından kurtulmak istiyordu. Elleri alev alarak barbarı yaktı, buz tutarak barbarın sırtını dondurdu. Asitler saçarak barbarın tenini yaktı. Corax acıyı hiç umursamadı. Öektiği en büyük acı kalbindeydi, Nodaril'i kaybetmek onu öldürürdü. Öocukluğundan beri sert eğitimden ve barbar kabilesindeki katı sosyal kurallar nedeniyle hiç ağlanmamıştı fakat şimdi yüzlerce yıl ağlamak istiyordu ama yapamıyordu. Yalnızca Nodaril onu yakıp dondurken ve asitlerle vücudunu dağlarken ona sadece onu sevdiğini fısıldıyordu. Nodaril sonunda barbarın kollarındaki hissettiği huzuru yokeden düşünceler bitince ona daha fazla acı çektirmeyi bıraktı ve yalnızca ben de seni dedi ve sürekli bunu tekrarladı. Sonunda sessizce ve nazikçe barbarın kollarını itti ve arkasına geçti. Corax Nodaril'e sarılırken eğildiği pozisyondaydı ve yüzü karanlıktı. Nodaril'in gitmesini izlemek istemiyordu bu yüzden gözleri kapalıydı. Kadının arkasına geçtiğini farketti. Beni terketmeden önce beni öldürürse en azından sonsuz acım hafifler diye düşündü. Nodaril barbarın eğik sırtında açtığı korkunç yaralara baktı. Ellerinin yaktığı yerler dağlanmış ve parmaklarının dokunduğu yerler kararmış ve eti kurumuştu. Dondurduğu yerler kan toplamış ve siyaha yakın morarmıştı. En korkuncu asit yarasıydı bu yüzden Nodaril'in gönlü ona bakmaya elvermedi. Tanrısına dualar ederek ellerini yaralar üzerisinde gezdirdi ve inancının enerjisiyle onları iyileştirdi. Sonra barbarın önüne tekrar geçti ve kapalı gözlerini açtı. Corax hüzünle veda kelimesini bekliyordu; fakat Nodaril bu sözcüğü söylemedi:
"Hadi evimize gidelim" Corax duyduklarına inanamıyordu. Nodaril ondan cüceyi ve buçukluğu kasabaya bırakmaları gerektiğini söyledi. Barbar'a kalsa bu delikte doğanın diğer hayvanları tarafından rahatça öldürülmeleri için ellerini bile bağlardı fakat bu kez Nodaril'in sözüne uydu ve cüceyle halflingi delikten yukarı çıkardı. Cüceyi tek eliyle kaldıramadığını farkeden barbar buçukluğu çantasına koyarak cüceyi iki eliyle tuttu ve Nodaril'le beraber kasabaya doğru ilerlediler hiç konuşmadan...
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Ateş insanlığı kurutmaya gelir

Post by Raistlin »

Yolda giderken Corax çantasından gelen iniltiler ve sessiz çığlıklar duyuyordu. Nodaril hemen çantanın içindeki Halfling'in uyanıp korkmaya başladığını düşündü fakat ona baktığında gözlerinin hala kapalı olduğunu ve alnından soğuk terler döktüğünü gördü. Kılıca dokunan buçukluk bir komaya girmişti fakat komadayken bile korkunç rüyalar peşini bırakmıyordu sanki birşeylerle savaşıyor ölüm mücadelesi veriyor gibiydi. Corax içinden düşünüyordu: "Kılıcıma dokunanların sonu böyle olur işte. İlahi Adalet benimle. Tanrılar bile bir hırsızın benim kılıcımı almasına razı olmadı ve onu sonsuz karanlık bir uykuya ve bitmeyecek korkunç rüyalara mahkum etti. Tam hırsızlara yakışır bir son." Kılıç cevapladı:
"Bu ilahi adalet değil sahip. Bu benim adaletim. Onun canını almadın bu yüzden ben onun ruhunu yavaş yavaş zehirliyorum. Binbir çeşit korkunç rüya görüyor ve hepsinde bir canlının canını alıyor ve onlara istemeden acı çektiriyor. Yakında delirecek ve önümde diz çökecek. Böylece onun ruhunu emip sürekli kanamasını sağlayacağım ve kan havuzum için yeni bir musluk olacak." Barbar bu düşünceyle karanlık düşüncelere gömüldü. Kendi ruhuna cehennemde kısa bir süre içinde çektirilen korkunç acıları hatırlar gibi oldu. Acının dayanılmazlığını ve elinin kolunun bağlı olduğunu, kendini kurtarmak için yapabileceği iç bir şeyin olmadığını ve umutsuz ölümü bekleyişini fakat ölümün gelmediğini hatırladı. Sonra Neghkul'tar'ın tehditleri aklına geldi: "Teslim ol yoksa seni bekleyen kadere Tanrılar bile acıyacak... Sana yapacaklarımın yanında cehennemde göreceğin işkenceler bir hiç kalacak barbar..." Yüzündeki karanlık derinleşti, kafası eğik ilerliyordu. Barbar öldürmekten sapık bir haz duyardı fakat bir canlının ruhunu sonsuza dek cehennemdekinden bile büyük bir acıya mahkum etmek... Bu barbarın vahşet anlayışının bile çok ötesindeydi. Düşüncelerinin arasından sıyrılırken bir an boş bulunup yüksek sesle konuştu: "Onu serbest bırakmanı istiyorum şovalye" Nodaril hemen sessizliği bozan barbara döndü. Sanki kendi kendine konuşuyor gibiydi ve Nodaril'in şovalyenin kim olduğu hakkında en ufak bir fikri bile yoktu. Kılıç sahibine fısıldadı "Bunun bir bedeli var sahip". "Ne istiyorsun karşılığında?" Kılıç cevap verir: "Sende benim isteyebileceğim ve senin bana vermeye razı olacağın ne varki?". "Sana başka ruhlar vereceğim. Daha kötü ve gerçekten suçlu olan senin çektreceğin işkenceleri hakeden ruhlar vereceğim. Fakat bu buçukluk yanlış zamanda yanlış yerde yanlış kılıca dokundu. Onu rahat bırak bende seni kana bulayacağım" Nodaril bir kez daha barbarın vahşetine şahit olmuştu; fakat aklından barbarın iyi bir insanı kurtarmak için suçluları öldüreceğini geçirdi. Barbar kesinlikle kötü biri değildi, fakat iyi de değildi... Nodaril yüzünde onaylayan mutlu bir ifade ile Corax'a baktı. Barbar ise bir anda yüksek sesle konuşmuş olduğunu farketti fakat bozuntuya vermedi. Birkaç dakika içerisinde buçukluğun rengi düzelmeye ve kısık sesli çığlıkları azalmaya başlamıştı. Alnından akan terler kurudu ve çantanın içinde daha rahat uyuyordu. Öantaya sığmamış olan kafası barbar'ın yerleri sarsan adımlarıyla sağa sola sallanıyor fakat yüzündeki mutlu ve huzurlu ifade azalmıyordu. Cüce bir anda kendine gelmeye başladı. Homurdanarak ve ayaklarıyla tepinerek sanki yatağını arıyordu. Ayakları karyolayı bulamayınca şiddetle irkilip bir çığlık attı. Barbar tiz çığlık yüzünden suratını buruşturdu fakat cüce düşmesin diye onu kucağında daha kuvvetli sıktı. Hükümlü uyandığında kendini 2 metrelik kırmızı sakallı barbarın sıkı kavrayışında havada bir yere giderken buldu. Korkarak barbarın kavrayışından kurtulmaya çalışan cüce, zaten onu taşımaktan yorulmuş olan Corax'ın onu ileri fırlatmasıyla yere taş gibi çakıldı. Nodaril Corax'a kızgın ve uyarıcı bir ifade ile bakarken Cüce yuvarlandığı yerde baltasını çekmiş, ona cevap veren bir sesle Corax da kılıcını yüzünde sıkılmış bir ifade ile çekti.
Cüce baltasını çekip kendisini kaçırmış olan ve katil tanımına da uyan adama bir kez daha baktı. Bir anda önünde en az 1.5 metrelik dev gibi kara bir kılıç tutan iki metreden uzun ağır zırhlı ve ateşten gözleri olan baştan aşağı simsiyah bir şovalye gördü. Yanında ise ona kızan gözlerle bakan 1.70 boylarında sarışın mavi gözlü açık mavi ipek bir cüppe giymiş, elinde altın rengi ucunda ejderha kafası olan uzun bir asa taşıyan kadın bir elf gördü. Daha barbarın nereye kaçmış olduğunu düşünemeden ikilinin tezatlığını şaşkın bir ifade ile izleyen Hükümlü kılıca bir kez daha baktığında kalbinde şiddetli bir çarpıntı hissetti. Etrafında mavi-siyah aura yayan kılıç kendisine bakan her canlıyı korkuyla büyülüyor, onunla daha önce savaşmış zavallı ruhların çektiği acıları ve çığlıkları gösteriyor, sonra da rakibine kendi ölüm sahnesini yaşatıyor ve çekeceği binbir acıyı beynine aktarıyordu. Cüce gözlerini açıp büyünün korkunç aurasına takıldı. Nodaril cüceyle konuşmaya çalışırken cüce çoktan kaçmaya başlamış yaşadığı korkunun gerçekliğinden duyduğu ürpertiyi bastırmak için kendi kendine cesaretlendirici sözler söylüyordu. Cüce bir an arkasına bakmaya cüret edip korkunun daha fazla yaklaşmamasını dilerken bir anda kara şovalyenin kılıcını sırtındaki kınına yerleştirip kırmızı saçlı siyahlar içindeki barbara dönüşmesini izledi. Koşmaya devam eden Hükümlü kasabaya çok az kaldığını farketti ve son bir gayretle daha hızlı koşmaya başladı.
Corax beynindeki kana susamış sözler nedeniyle ne Nodaril'i duyabiliyor ne de kendini duyabiliyordu. Kılıç ona söz verdiği ruhu vermesi için bağırıyor adeta beynini yakıyordu. Barbar önünde suran cüceyi parçalarına ayırmamak için korkunç bir çaba sarfediyordu. Sonunda "Ruhunu vereceğim!" diye korkunç bir yüksek sesle bağırarak yere diz çöktü ve beynindeki acının dinmesi için biraz dinlendi. Corax biliyorduki bir dahaki sefer kendine hakim olması imkansız olacaktı. Kılıç gittikçe güçleniyordu ve yakında durdurulamaz alacaktı. Gene de Corax hiç bir şeyin kendisini durduramayacağını aklından geçirerek Nodaril'in nazik elinin sıcaklığını kolunda hissedince kafasındaki ağrıyı, bütün diğer acılarını ve şüphelerini unuttu. Beraber kalkıp kasabaya yavaş adımlarla yürümeye devam ettiler.
Hükümlü arkasından korkunç bir bağırış işitti: "Ruhunu geri vereceğim!" Verilecek olan ruhun kendisinin mi olduğundan şüphelenen ve barbarın ya da kara şovalyenin ya da tüm tanrılar adına her ne haltsa onun kendisiyle mi konuşutuğunu düşündü. şehre koşmaya devam ediyordu ve bir anda daha önce farketmemiş olduğu dumanı gördü. Sık ağaçlardan ve dolgun yapraklı dallardan dolayı ormanın içinden gökyüzünün çok ufak bir kısmı gözüküyordu; fakat kasabaya yaklaştıkça kara dumanların yükseldiğini gördü. Hava da sanki bir anda ısınmıştı. Ormana doğru kavrucu bir sıcaklık vardı. Sonunda bir açıklığa geldi ve kasabayı gördü. Cayır cayır yanıyordu...
raini
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 449
Joined: Tue May 20, 2003 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by raini »

Raini titreyerek uyandı.. Bir torbanın içinde idi.. Ve barbar dövüştüğü barbar... Gördüklerinin ne kadarı rüye idi hatırlamıyordu.. Hissettirmeden eli cebine kaydı.. Bıçağı orada idi onun beynine mesaj yolladı seni kurtaracağım.. O anda barbar durdu.. Garip bir şekilde.. Bıçak raininin elinden fırladı sessizce torbanın üstünü kesti.. Torba barbarın elinden düştü barbar farketmedi.. Raini bir an sonra görünmezdi.. Torbadan çıktı ve baktı o barbar.. Kilici tekrar almis olmali sonra yanan kasabaya bakti aman tanrım dedi icinden.. kACMALİYİM BURDAN HEMEN KACMALİYİM VE ARKASİNİ DONDU.. eLİNDEN GELDİGİNCE HİZLİ KOSTU.... Barbar ve büyücü onu farketmedi.... Sonra bir ağaç buldu.. Doğayı biliyordu ne de olsa izci idi ve ağaç tepelerinde aylar boyunca yaşamıştı.. Ağaca tırmandı.. Ve kendini bıraktı.. Yaşdığı onca olay çok ağırdı.. Ne Yapcağım dedi ne yapacağım.. Sanırım en doğrusu burda biraz dinlenmek...
User avatar
Estebin
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 105
Joined: Tue May 20, 2003 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

ilk temas

Post by Estebin »

Estebin han merdivenlerinden inerken kasten normal bir şekilde duyulamayacak kadar sessiz konuşuyordu. Amacı MASK"ın görev için yanına verdiği hizmetkarın yeteneklerini ölçmekti.
"Seni daha önce burada görmemiştim ve emin ol buradan olsaydın seni biliyor olurdum." Estebin civar halkı konusundaki bilgi toplama yeteneğine sonuna kadar güveniyordu. "Nerden ve ne zaman geldin? Seni neden fark etmedim?" . Gnom yüzünün yakınlarında dolaşmakta olan bir sinekle daha çok ilgileniyor gibiydi. Estebin iç çekti, gnomlar" Hep böyle mi olmaları gerekiyordu? Öevrelerindeki en ilginç şeye direk odaklanma, iki dakika sonra az önce ilginç olandan sıkılıp daha ilginç bir şeyler arama ve ve ve bu hep böyle giderdi. Sorusuna cevap vermesi için dikkatini çekmesi lazımdı. Bunun için önce bağırarak sormayı düşündü ve anında vazgeçti. Han içinde bu hem riskliydi hem de pek işe yaramazdı. Onun yerine daha da sessiz söylemek dikkatini çekebilirdi belki. Sessiz tonda söylenen laflar ona nedense hep daha fazla etki bırakırmış gibi gelirdi, şu anda bu durumun istisnası olduğunu düşünmüyordu.
Estebin han merdivenlerinden inişi bittiğinde durdu, gnoma yüzünü döndü ve kendisinin bile zor duyabileceği bir sesle sordu: "Nerden geliyorsun?" . Gnom bir an için yüzüne baktı: "Zamanı gelince göreceksiniz onu bayım.". Estebin usulca bir lanet okudu, gnomu az önce susturup kafasını toparlamak için çabalarken şimdi ağzından birkaç kelime almaya çabalıyor ve gene aynı oyunları oynuyordu. Gnom okunan laneti duymuş ve konuşmaya başlamıştı: "Bayım çok ayıp, gerçekten bu sizde kötü bir alışkanlık yapabilir. Tanıdığım biri bir seferinde"". Konuşması durmaksızın devam ediyor ve sonu gelmiyordu. Estebin bu sorunun cevabını bu şekilde alamayacağını anlamıştı. Belki büyüyle? Kim bilir ama şu an bu işle uğraşmak için en uygun zaman olmadığı kesindi.
Han kalabalıktı, normalde bu saatlerde bu kadar kişinin buraya gelmesi olası olmazdı" Tabi hancı yakın zamanda ölmemiş olmasaydı; eğer hancının karısı kaybına üzülmeyi bir yana bırakıp biraz mantığıyla düşünebilseydi şu an bu işin kendisine ne kadar para kazandırmakta olduğunu ve ne kadar kazandıracağını görebilirdi. Tabi bu yeri uygun bir şekilde değerlendirmesini bilen birisi için"
Nerdeyse her masanın konusu aynıydı; barbarın öldürdüğü hancı. Kendi kafasındaki düşünceler de bu konuşulan konuyla ilgiliydi ama direk olarak değil. Hancı ölmüş olabilirdi ama bunun kendisi ile alakası yoktu. Lathander tapınağındakiler düşünebilirdi bunu. Barbar ise kendisi ile alakalı bir konu idi. Kasabada herkes barbar hakkında lakırdılarda bulunurken barbarın kasabada bulunması Estebin"e mantıklı gelmiyordu. Eğer burada olsaydı ya kasabalılarca yakalanacak ya da daha fazla karışıklık çıkarıp dikkatlerin tamamını üzerine çekecekti. Vahşilikteydi barbar, burası Estebin"e açık gözüküyordu ve artık şu görevi bir şekilde sonlandıracaksa onun da vahşiliğe gitmesi lazımdı. Ancak buraya gitmeden önce gerekli hazırlıkları yapması kendi yararına olurdu. Kasabada normal gözükebilmek için yanına elinden geldiğince az dikkat çekici malzemeler alıyordu ancak yabani topraklarda hayatta kalmak için bir maceracının çok daha fazla şeye ihtiyacı olurdu. Yabani topraklara gidecek kişinin amacı hayatta kalmaktan çok daha fazlası ise bu ihtiyaçlar daha da artardı.
Hanın ön kapısından çıktığında Estebin, yoğun sıcak dalgasının yüzüni yaladığını hissetti. Hava çok sıcaktı, yılın bu zamanlarından beklenenden çok daha fazla. Utrik dışarı çıktığında hala konuşmaktaydı, Estebinse bunları dinlemeyi çoktan bırakmıştı. Ancak Utrik han kapısından çıktığında bir an susunca Estebin dinledi. Sonra Utrik sanki hiçbir şey yokmuş gibi aynı konuşma temposuna devam etmeye başladı: "Ooow çok sıcak bir hava bu bayım. Serinlemez miyiz kasabadan çıkıp ormana doğru gitsek bayım? Burada sıcaktan bayılabiliriz bile. Düşenleri görmüştüm bu havalarda sıcaktan. Pek bir komik oluyorlar düşerken, sonra insanlar"". Utrik her zamanki gibi Utrik"ti. Estebin onu hepten umursamazmış gibi gözükmeyi istemiyordu, onu yanına katanın adına olsa bile: "Ormana gideceğiz Utrik, ufak bir işimi hallettikten sonra gideceğiz. Ve orda çok eğleneceğiz.". Estebin"in yüzünü bir sırıtma kaplamıştı. Utrik nerdeyse havaya zıplayarak konuşuyordu: "Hemen gidelim bayım! Eğlenceyi fazla bekletmeyelim! Bekletmeyelim bayım, eğlence de varmış ormanda. Güzel bir fikir değil mi sizce de ormana gidip"". Estebin eliyle gnomu durması için işaret yaparak lafına başladı: "Gi-de-ce-ğiz. Kısa bir işimi hallettikten sonra.". Sonra aklına önemli bir şey gelmiş gibi devam etti, sokakta yürürken diğerlerinin dikkatini fazla çekmemek için hırsız aksanı ile konuşması gerektiğini düşündü: "Bize dikkatlerini fazla yöneltenlere iki laf söylemekte iyi misindir? Bu konuda bir çift göze ihtiyacın olmadığını söyle bana.". Utrik kafasını heyecanla salladı: "Evet bayım, kimle olursa olsun konuşabilirim. Onlara pek çok şey söylerim ben"". Estebin iç geçirdi, bu gnom hırsız aksanından bir gıdım bile anlamıyor. Bu konuyu biraz sonra gidecekleri odada yalnızken konuşmayı kafasına yazdı ve adımlarını sıklaştırdı.
Estebin ile Utrik biraz sonra tenha bir sokakta terkedilmiş bir hana benzeyen bir mekana girdiler. Estebin gayet alışkın bir edayla eskiden içki tezgahı olması gereken yerin arkasına geçti ve burada tahta döşemedeki bir kapağı kaldırıp içine girdi. Utrik tepede bekleyince yeniden yukarı çıkıp eliyle gelmesi işareti yaptı ve sonra aşağı indi yeniden. Burası karanlık nemli duvarları taş bir mekandı. Civardaki boş fıçılara ve kasalara bakılacak olursa burası eskiden hanın kileri ya da içki mahseni olmalıydı. Estebin boş fıçılardan birisini kenara kaydırdı ve zeminde kenarları zorlukla seçilen bir kapı vardı. Kapıda 8 tane kilit vardı ve Estebin biliyordu ki bu kilitleri doğru sırayla açmayan kişi kendi hazırlamış olduğu hoş bir tuzağa düşecekti. 10 dakika içinde Estebin tüm kilitleri doğru sırayla açmış aşağıda zifiri karanlık bir kuyu gözükmüştü. Estebin yandaki bir fıçının içinden uzunca bir ip çıkardı "ki bu ipi aşağı inmek için ihtiyaç duyduğundan hep burada dışarıdan gözükmeyecek şekilde aynı fıçının içine bırakırdı. İpi eskiden etleri asmak için kullanılmış bir kancaya bağlarken bu kuyuyu ilk defa gören birisinin ne sanacağını düşündü. Belki de şarapları soğutmak için eskiden kullanılan kurumuş bir su kuyusu, kim bilir?
İple aşağı inmeden önce çevresinde Utrik"e bakındı. Manzara şaşırtıcı değildi, "ilginç" olan mekan hemen incelemeye alınmıştı. "Utrik! Peşimden gel!" diye bağırdıktan sonra iple aşağı inmeye başladı. Aşağıdaki gizli sığınağına ulaştıktan sonra duvara takılı olan bir kürenin üstündeki kalın kadifeyi kaldırdı. Küreden odaya bir ışık yayılmaya başladı. Oda aydınlanmıştı.
Bu odaya genelde saklanması gerektiği zamanlarda veya ağır yaralandığında uğrardı. İçeride sade bir yatak, onun yanında bir komodin, odanın içinde duvar kenarlarında birkaç gösterişsiz sandık, ortada bir masa, masanın çevresinde 5 sandalye, bir boy aynası, bir elbise dolabı ve raflarında kitap bulunmayan bir kütüphane vardı. Tüm bu eşyalar içerideki nemden etkilenmemesi için altlarına taş koyularak yerden 10-15 cm yükseltilmişti. Tavan 2.5 metre yüksekliğindeydi.
Estebin kütüphanenin raflarında duran bir çantayı aldı ve içine sandıktan yakında çıkacağı yabanıl hayatta işine yarayacak kimi eşyalar koydu. Kilit açmak ve tuzak kaldırmak için kullandığı kusursuz aletleri ufak bir tavşan büyüklüğündeki dikdörtgen bir kutunun içinde çantaya kondu. Kolay bozulmayacak türden yiyecek, içecek, panzehirler, misinalı olta takımı (sopa şeklinde olanlardan değil, avuç büyüklüğündeki bir tahtanın çevresine sarılmış ip ve ipin ucunda kanca), şifa iksirleri ve bazı zehirler. Ufak bir yayı ve sadağını çıkarken almak üzere yatağının üzerine koydu. Avlanmak için gerekebilirdi. Kimi yedek silahlar da gerekecekti. Yedek birkaç hançer alıp yatağının üzerine koydu.
Bir sandalyeyi boy aynasının önüne çekti ve gnomun civardaki her şeyi incelemesine aldırmayarak yüzündeki geçici makyajı sildi. Yabanıl topraklarda kıyafet değiştirmeye pek vakti olmayacaktı. Onun yerine ekstra çabalar göstermeksizin aylar boyunca dayanabilecek bazı ufak boyalar ve hamursu maddeler kullanarak yüzüne erkeksi bir hava kattı. Boyunda veya insan görünüşünde bir değişiklik yapmadı; yol boyunca bunları büyüleriyle destekleyemezdi. Elbise dolabını açtı; dolabın içinde türlü kılıklar vardı. En fakir dilenciden en zengin aristokrata kadar her türlü kılığa girebilirdi bunlarla. şimdi gideceği mekana uygun bir kılık seçecekti; aynen bir maceracı gibi gözükmesi lazımdı. Kadınsı vücut hatlarını sergilemeyeceğini aynı zamanda hareketlerini kısıtlamayacağını önceden bildiği baştan aşağı siyah bir giysiyi tercih etti. Giysiyi eline aldı. Gnoma dolaba girmesini ve kendisini çıkarmadan çıkmaya kalkışmamasını emretti. Gnom mızıklansa da söyleneni yaptı. Estebin hızlıca seçtiği kıyafetleri giydi. Gnomu dolaptan çıkarttı, sonra da yedek silahlarını vücudunun çeşitli yerlerine gizlemeye başladı. Bir çift hançeri sıradan bir şekilde deri çizmelerine soktu. Öizmelerin kendi tabanlarında da zaten istendiğinde çıkan birer bıçak vardı. Bileklerine ve koltuk altlarına da birkaç hançer yerleştirdikten sonra dartlarını kullanabileceği bir şekilde beline koydu. Dartların bazısı içinde uyutan bir esansı taşıyorlardı. Continual dark büyüsü uygulanmış deri kesesi içindeki bir küreyi (çıkarıldığında belli bir mesafedeki tüm alanı zifiri karanlığa boğan bir küreyi) kesesinden çıkarmadan beline taktı. Boğma telini koluna çok sıkı olmayacak şekilde sardı ve telin ucundaki tutma yerlerinden düşmeyecek şekilde birbirine bağladı. Kısa kılıcını gizlemeye gerek görmeden beline kınıyla astı. Aynı şekilde sol bileğine 5 fırlatma hançerini aynı anda alabilen deri kılıfını taktı; içinde hançerleriyle; bunların da dışarıdan görülmesinde sakınca görmedi. Maceracı olarak görülmesinde bir sakınca yoktu; üstündeki silahların görünür olmasını çok önemsemiyordu. Asıl hançeri avcunun içinde dövme şeklinde duruyordu, MASK"ın verdiği hançer ise sağ bileğine gizlenmişti. Üstüne zırh giymek istemedi; zırhları hep hantal bulmuştu. Ayrıca şimdiye kadar bir ajan olarak görev yaptığı zamanların çoğunda zırhlar hızlı kılık değiştirmesini imkansız kıldığı gibi insanların kendisini bir dilenci veya tüccar olarak görmesini kesinkez engelleyecek türden şeylerdi. Gölge zırhı müttefiği MaNiak"ta mı bıraksaydım diye bir an düşündü. Belki o kendisinden daha çok iş görürdü bu zırhla. Kendisi sadece altın ederi için almıştı zırhı. El altından belki 100000 altına bile alıcı bulabilirdi. Ancak bu iş öyle aceleye getirilecek türden bir şey değildi.
Silahlarını tamamen kuşandığına inandıktan sonra Utrik"e döndü: "Evet şimdi yukarıda yarım kalan konuşmamıza dönelim. Dövüşte iyi misindir? Payına düşen kadar adam öldürebilir misin? Ne silah istersen buradan temin etmekte çekinme. Özel bir şey istiyorsan şehirde de bildiğim güzel silah dükkanları var. Benim için özel stoklarını açabilirler. şimdi söyle en çok hangi silahla insanları öldürmeyi seversin?". Gnom duydukları karşısında şaşırmış gibiydi: "Ben öldürmem. Kan görmeyi hiç sevmem. Ben ben ben"". Estebin çenesini kaşıyıp gnomun belindeki gümüş rengi hançere işaret etti: "Peki onu niye taşıyorsun?". Utrik: "Meyve soymak için. Meyveler kabuklarıyla çok hoşuma gitmiyor ve (bu sırada eline çantasından çıkardığı bir portakalı almıştır) ben de onları böyle soyarak"". Estebin kalanları dinlemez, "Demek çocuk bakıcılığı yapacağım ha?!" diye düşünür, "Belki de böylesi daha iyi olur. Gnom hareketi kaldıramadığı zaman ölür, ben de rahatça görevime konsantre olabilirim.". Sonra MASKın bunun için kendisine vereceği olası cezalar aklına gelir ve de gnomun işine yarayabilecek büyü yeteneği" Belki de gnomun ölmesi için o kadar da hevesli olmasa kendi çıkarları açısından daha iyi olacaktır. "Tamam, dövüş sırasında ölme ya da beni peşinden seni korumak zorunda bırakma yeter. Tamam mı?". Gnom "Tamam" der "Ben ortalıkta gözükmem.". Estebin gene de bu gnomun savaş sırasında kendisine sorun çıkartacağından kendince nerdeyse emin gibidir. Kan görmeyi sevmiyorsa kendisinin dövüş stilini hiç sevmeyeceği kesin gibiydi. "Orası kendi sorunu" diye düşünür Estebin. Bu konuları düşünerek daha fazla vakit kaybetmemeye karar verir.
"Utrik, sırtımdaki şu zırhı yeniden görünür yapsana.". Utrik"in söylediği büyülü sözle zırh yeniden görünür. Zırhı bırakmak için en güvenli yer burasıdır ve Estebin gnomun ateşli itirazlarına aldırmadan zırhı yanına malzeme aldığı sandıklardan birine koyar ve bunun yanlarında gereksiz yere taşıyacakları bir yük olduğuna laf dinlemez gnomu inandırmaya çabalar. Sandığı kapadıktan sonra Estebin ne olur ne olmaz kilide biraz zehir sürer. Yatağın üstündeki yayı ile sadağını çapraz bir şekilde omzuna asar. Elbise dolabından çıkardığı siyah renge boyalı uzunca urganı da ters omzundan çaprazlayacak şekilde asar ve düşmemesi için bir yandan beline bağlar.
Utrik"e "Hadi çıkıyoruz" dedikten sonra ışık yayan kürenin üstüne gene ışık sızdırmayan kumaşını örter ve yerini ezbere bildiği ipe tutunarak tırmanır. Zırh giymemesinin verdiği avantajla pek çok silah taşıyor olmasına rağmen hareketlerinde zorluk çekmemesine şükran duyar. Yukarı çıktıktan sonra bir iki dakika Utrik"i bekler gelmeyince aşağı yeniden seslenir. Herhalde karanlıkta ipi bulamadı diye düşünür. Beş dakika kadar sonra Utrik yukarı varır. Önce aşağı sallanan ipi çözüp eski yerine sakladıktan sonra aşağı açılan kapının kilitlerini doğru sırayla kilitler ve böylece tuzağı yeniden devreye sokar. Kapıyı özenle gizler ve bu mahsenden yukarı hana çıkarlar.
Tam çıktıkları sırada kulakları sağır eden bir gümbürdeme ile toprakta bir sallanma olur. Estebin ne olduğunu anlayabilmek ister ve peşinden koşan gnomla beraber tenha sokaklara ve oradan da sesin kaynağı olması gereken yere doğru koşarlar. Nitekim yıkılan bina sesleri de gelmeye başlamıştır. Estebin koşarken havanın daha da bunaltıcı bir hal almasına küfreder. Siyah giyecek ne vardı diye içinden geçirir. Yine de arada bir Utrik"in hala peşinde olduğundan emin olmak için arada bir arkasına göz atar.
Ana caddeye çıkmalarından çok önce bile kaçmakta olan panik halindeki halktan bir gariplik olduğunu sezerler. Estebin"in bu düşüncesini uzaktan gelen bir insana ait olamayacak homurtular doğrulamaktaydı. Birkaç sokak daha geçip köşeyi döndüklerinde sesin kaynağı görünür. 40 metre kadar ilerlerinde şehrin işlek caddelerinin ortasında şehirdeki bu ısı yükselmesinin kaynağı olabilecek çevresine arada bir lavlar sızdıran bir yarık ve bu yarığın çevresinde 5 tane 15 metre kadar boylarında kırmızı pullarla kaplı gözleri nefret ve yıkım aşkıyla parlayan zebaniler duruyordu. Üçü şehrin öte yakasına doğru yıkımlarını sürdürürken ikisi kendilerine doğru ilerlemekteydi. Estebin: "Lanet olasıca büyücüler ve yaratıkları." diye sinirli bir şekilde mırıldandı.
Caddedeki halkın çoğu kaçmıştı ve bu Estebin ile Utrik"i şu an caddedeki az sayıda insanlardan yapıyordu. Zebanilerden birisi sağındaki bir binadan kocaman ve güçlü elleriyle bir parça koparıp kendilerine doğru fırlattığında Estebin bunun farkına tam olarak vardı. Utrik"e "Kaç!" diye bağırdıktan sonra hızlı bir refleksle sağındaki duvarda hızlı iki adım atıp duvardan destek alarak kendisini yukarı fırlattı. Sol eliyle zorlukla bir balkonun altından tutunabildiğinde taşlar önündeki balkonun kütlesi sayesinde kendine çarpmadı. Hızlıca Utrik"i kontrol eden Estebin az önce onun olduğu yerde şimdi kayalar, taşlar ve toz görüyordu. Bir küfür savurdu ve fazla tutulacak yanı bulunmayan balkona zorlanarak tırmandı. Kafasını balkondan içeri uzattığında şaşkınlığından nerdeyse yeniden aşağı düşecekti. Utrik balkondan kendisine bakıyordu. Gene de durmadı ve kendisini balkondan içeri attı. Estebin "Her şey senin için bir oyun değil mi?" diyerek Utrik"e çıkıştı, gelecek cevabı dinlemedi.
Yaklaşmakta olan zebanilere bakınca balkonun ikinci bir saldırı için fazla açıkta bir hedef olduğuna karar verip hızlıca balkonun açıldığı odaya dalıverdi. İçeride hala sevişmekte olan bir çift vardı. Estebin öfkeyle bağırdı: "Aklınızı mı kaçırdınız siz?! Zebaniler şehirde tur atarken sizin düşündüğünüz şeye bak!". Adam yanındaki bir kından kılıcını çekmesiyle beraber Estebin bu hareketin fazla olduğuna karar verdi ve hızlı bilek hareketleriyle saniyeler içerisinde adama doğru üç hançer fırlattı. İkisi göğsüne ve biri de koluna saplanan hançerler adamı kısa süre içinde halletmişti. Estebin"in bu adamla kaybedecek daha fazla vakti yoktu. Kadın adamın cansız vücudu altında korkmuş halde yatarken gnomun bağırış çağırışları ile iyice korkmuştu.
Zaten ortamın karmaşasında zorlukla soğukkanlılığını koruyup düşünebilen Estebin bu karmaşaya yenilerini ekleme niyetinde değildi. Gnomu kolundan sertçe çekiştirerek kapıyı açıp bir koridora çıktı. Koridoru incelerken solunda binanın içine zebaninin ayağının girmesiyle yıkılan duvarları gördü.
Estebin yavaş yavaş kapanmakta olan yarığın oraya gitmek istiyordu. Böylece bu zebanileri yollayan kişi hakkında bir ipucu elde edebileceğini umuyordu. şehirde bu olaydan sonra değişmesi olası olan güç dengelerini erkenden öğrenmenin riskli ama tek yolu buydu. Böylece bu olaydan da karlı çıkmanın bir yolunu bulabilirdi.
Zebaninin yıktıklarını görmesiyle yoluna bu şekilde devam etmenin tehlikesini fark eden Estebin hızla az önce geldikleri odaya döndü. Kadın az önce üstüne yığılmış olan cansız cesedi kenara itmiş ve böylece güzel fiziğini tüm çıplaklığı ile göz önünde bırakmıştı. Estebin yanındaki gnomu düşündü ve şu an cesedin yatağın kenarına atılması ile beraber odadaki en "ilginç" şeyin de bu kadın olduğunu düşündü. Gnomun bu kadını "incelemesine" şu an katlanamazdı. Kadın kaskatı kesilmiş kendisine korkan gözlerle bakıyordu. Estebin kısa bir an için "Benim kadın delisi bir erkek olduğumu sanarak hem de tepemizde zebaniler kol gezerken kendisine tecavüz edeceğimi sanıyor olmalı." diye düşündü. Sonra gnomun hayretle açılmış gözlerini ve düşmüş çenesine bakan Estebin hızlıca yatak örtüsünün üstündeki cesedi kenara itip gnoma daha fazla fırsat vermeden örtüyü kadının üstüne örttü. Gnoma çabuk şöminenin içinden bacanın tepesine kadar tırmanmasını söyleyen Estebin, binanın içinde bir yerlerde bir yıkılma sesi daha duydu. Gnoma acele etmesi için bir yandan emirler yağdırırken bir yandan cesedin üstündeki bıçaklarını geri alıyordu. Gnom şöminenin içinden yukarı bacaya çıkarken tamamen kaybolunca Estebin"in de işi bitmişti.
Kadına dönüp usulca "Kaç" dedi ve şöminenin içine dalıp bacaya doğru çıkan ancak zayıf bir insanın çıkabileceği genişlikteki deliğe baktı. Gnomu göremiyordu. Bu kadar hızlı tepeye varması imkansız diye düşünürken kendisi de bacanın içine girip baca çökmeden tepeye varabilmeyi umut ederek bir kedi çevikliğiyle bacayı tırmanmaya koyuldu.
Bacayı çıktığında zebanilerden biri binanın yarısına yakınını yıktığını fark etti ve hala yapının ayakta durmasına şükretti. Zebani bu binayı geçmişti ve şu an kendisine arkası dönüktü. Diğeri ise yolun öte yakasında yıkım ve yakım işlerine devam ediyordu. Tüm şehir yanmaktaydı. Yolun karşısındaki zebaninin kendisini fark etmesinin an meselesi olduğunu düşünen Estebin çevresinde gnoma bakındı. Utrik"e dair gözle görülür hiçbir ipucu bulamadı. Acele etmeliydi. Bir büyü ile yarığın yanına kadar uçmasını sağlayacak kanatlar çıkarmayı aklından geçirip aynı anda da vazgeçti. Büyüyü yaparken zebaninin dikkatini çekeceği bir yana yaptıktan sonra da havada uçan kanatlı bir nesne olarak kendisine sinek muamelesi yapılabileceğini düşündü. Tek avantajı bulunduğu yerde şu anlık gözden kaçmasıydı ve bunu avantajına kullanabilmeyi umuyordu.
Öatılardan elinden geldiğince sessizce atlayarak geçen Estebin yarığın kenarındaki binanın çatısına gelince durdu. Öatının kenarına giderek hızlıca elindeki urganı kenarda kendisini taşıyabileceğini umduğu bir şekilde sabitledi. Siyah urganı gene aynı şekilde siyah deri eldivenlerinin içinde kaydırarak binadan aşağıya inmeye başladı. Yarığın yanına doğru inmekteyken vücuduna vuran sıcaklık bayıltıcı bir raddeye ulaşmıştı. Yarı yolda dönüp yarığın içinde ne olduğunu görmek için baktığında Estebin nefesinin kesildiğini hissetti.
Yarığın öte yanında yüzlerce belki de binlerce iblis başka hiçbir yerde şahit olunamayacak öldürme arzularıyla yığılmış birbirleriyle kaosun ne demek olduğunu yukarıdan bakan insanoğluna göstermek istermiş gibiydiler. Estebin birbirlerine de saldıran bu grubun kendisini görmüyor olmasını umdu. Yarık zaman geçtikçe daralmıştı ve şu an bir iblisin geçmesi için ufak bir delik vardı ama bu yarıktan arkada bulunan iblis lejyonunun görüntülerini Estebin seçebiliyordu.
Soğukkanlılığını yitirmeye başladığını hisseden Estebin gözlerini yarığa bakmaktan alıkoyamıyordu ama ellerini elinden geldiğince hareket ettirerek aşağı inmeye çabalıyordu. Yukarı bakmadığı içinse pencerelerden birinden çıkmakta olan ateşin kendi inerken kullandığı urganın liflerini yakmakta olduğundan habersizdi. Sadece yarıkta iblislerin doğaüstü gösterilerini seyrediyordu ve nerdeyse hipnoz olduğu bu durumda düşünmesini bile sadece bilinçaltı bir düzeyde devam ettirebiliyordu.
MASK
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 276
Joined: Tue May 20, 2003 10:00 am
Contact:

Post by MASK »

MASK çevresindeki şehrin yavaş yavaş yoklomasını seyretti... Lonca çoktan yokolmuştu yapacak bir şey yoktu.. Tapınak belki kurtulmuş olabilirdi... Ama şu anda oraya gitmeyecekti... Latender ve mielika tapınaklarındaki umutsuz savunmayı izledi.. Çok güöl tapınaklar değillerdi.. Ve anlaşılan ilk darbede en güçlü rahipleri ölmüşlerdi... Cyric olamaz dedi MASK Cyric olamaz bu daha güçlü bir şey.... Ne yapılması gerektiğini bilmiyordu bunun kılıçla ilgisinin olup olmadığını da... Yerde açılan yarığa baktı.. Niye daha fazla yaratık göndermiyorlardı... Gerek yok diye düşündü... Bu iki yaratık yeterince barılılar... Mask belki bu iki tanesini yok ederdi ama gelecek ordu ile o bile baş edemezdi.. Ve kendini açığa çıkarmayacaktı.. Bu ao yu bile tehtid edebilecek bir savaş olabilirdi... Mask ao nun gücünü bir çok defalar görmüştü düşmanlarını zorlanmadan ezen bir güç her durumda birçok tanrı ittifak yapmalı idi.. Artık iki tapınak da çökmüştü.. Bir binanın orda aılı olan Estebine aktı.. Daha akıllıca davranmalıydı dedi.. Sonra ama bu onun için çok zorlayıcı bir durum... Düzlem dışı yaratıkları muhtemelen ilk görüşü... Ve daha işime yarayabilir ... Güldü... Loncadan sağ kalan tek hırsız muhtemelen..

Estebin birden altındaki yarığın yokolduğunu hissetti.. Bilincinin yerine gelmesi bir kaç saniye sürdü.. Sonra ileri baktığında utrik u gördü atlayın bayım.. Atlayın... Ama orda yarık vardı dedi Estebin.. İlüzyon dedi utrik.. Yarık yok oldu... Peki ilüzyon beni tutar mı.. İlüzyon bir tür ger... Estebinin tuttuğu ip koptu Estebin gözünü kapatarak düştü ... Öabuk dedi utrik uzun tutamam.. Ve yarığın olduğu yerden ileri kaçtılar... İki yaratık kaçışlarını fark etmişti.. Ve artık yanan binalardan oluşan açık bir alandaydılar... Estebin bizi yok edemez misin dedi.. Utrik kolay dedi.. Parmağını şıklattı artık kisi de yoktu... Uzun tutabilir miyim bilmiyorum diye bir ses duydu çinden... Yaratıklar tepelerinde dönüyrlardı.. Estebin üzerindeki büyünün zorlandığını hissetti..... Sadece bir histi ama hızlandı... Yaratıklar gücümü tüketiyooo diye bağırdı.. Birden yaratıklar o tarafa döndüler... Ve ilüzyon bir saniye içinde yok oldu... Ormana on beş yirmi metre kalmıştı ama yaratıklar hıla yaklaşıyordu... O anda bir barbarın bağırarak yaratıklara saldırdığını gördüler... Yaratıklar ona doğru dönmüştü...
Hiç bir ışık aynaya baktığınızda gördüğünüz karanlığı yok edemez.
User avatar
yeorda
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 219
Joined: Tue Jul 22, 2003 10:00 am
Contact:

Post by yeorda »

Yeorda gün boyunca olan olayları düşündü.. şehre gelen barbarın yarattığı karışıklık tapınağı da birbirine katmıştı.. Hancıyı pek sevmezdi... Handa hiç düzgün karşılanmamıştı.. Ama yine de .... o şekilde bir ölümü haketmiyordu sonuçta kendi halinde bir insandı... Öığlıkları ve kulağı sağır eden sesi duyduğunda bunları düşünüyordu.. Bir anda bir sürü rahip içeri koşmaya başladı yaratık yaratık diye bağırıyorlardı.. Ne olduğunu anlamadan tapınağın kuzey doğu yakasından bir patlama sesi geldi ve sonra yıkılış... Aman allahım diye düşündü... Tapınağın deneyimli rahipleri orda toplantı yapıyorlardı.... Hocası da... HAYIR dedi içinden bu olmamalı... İçerde sadece çıraklığı yeni bitirmiş rahipler vardı kendisi gibi... Ve çıraklar.. Soğukkanlı olmalı idi.. Kendisini toparlayan bir kaç rahip çırakları tapınağın güvenli bölümüne götürüyordu.. Tapınağın güvenli bölümü varsa.. Ve kendisi.... saldırı tekrarlanabilirdi... dışarı çıkmalı idi... Koşmaya başladı.. Dışarı ulaştığında cehenneme benzeyen bir manzara vardı.. Onun hayalindeki cehenneme... Yerde dev ve kıpkırmızı görünen bir yarık kasabayı boydan boya yarmıştı.... Kasabadaki evler yanıyordu.. Herkes çıglık çığlığa idi.. Sağ yanında bir çocuk belden aşağısı yaralar içinde ona doğru geldi yardım isteyerek... Aman allahım dedi... Hiç yapamayacağını bilmesine rağmen gücünü toplayıp onu iyileştirmeyi denedi.. Tekrar ve tekrar... Öocuk o dehşet anında onun half orc olduğunu bile farketmemişti.. Ve sonra gözlerinde o çaresiz hali koruyarak kalakaldı.. Öfke içinde kalktı.. Irkının ona miras kalan öfkesi... Etrafına bakında sadece onun gibi bir kaç tecrubesiz rahiip vardı.. Biraz ilerde latender tapınağı da mielikkanınkine benzer şekilde içler acısı durumda idi.. Orada da birkaç çok da usta gözükmeyen rahip savunma kurmaya çalışıyordu.. Yaratıklar sanki anlaşmışlar gibi iki tapınağa doğru alçaldılar.. Yeorda yanındaki rahipleri bile unutarak sadece kendi üzerine gelen yaratığa konsantre oldu.. Kutsal sözcükleri söyledi.. Yükselen ysarmaşıklar yaratığı sardı... Çok kısa saniyeden de kısa bir süre için.. Sonra yaratık.. diğer rahiplerin anlaşmış gibi çağırdıkları dust devil yaratıklarını bir üç dört saniye içinde yok etti.. Ve eliyle yeordanın arkasındakitapınağın sağlam kalmış son kulesine vurdu.. Ondan sonrası karanlıktı ... Yeorda sadece beni yaşat ve öcümü almama izin ver leydim diye fısıldayabildi....
MASK
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 276
Joined: Tue May 20, 2003 10:00 am
Contact:

Post by MASK »

Utrik ve Estebin Gözlerinin önünde babrın dev yaratığa koşmasını izledile... Gözlerinin önündeki o insan ne kadar güçlü ve kaslı da olsa ilerdeki kendisinden birkaç kat büyük iki yaratığa koşuyordu.. Bu asırlar gibi gelen birkaç saniye devam etti.. Ve yaratıklar da sanki bu defa tadını çıkartmak ister gibi barbaa doğru uçtular.. Sonra iki basit hareketti... Kılıcın bir sağa bir de sola döndürülmesi kadar.. Yaratıklar çığlık bile atamadılar.. Utrik de estebin de dehşet içinde yaratıkların kuruyuşlarını izledi... Estebin için o sözler yavaş yavaş anlam kazanıyordu "KURUDULAR KURUDULAR" Ancak pek de bunun üzerinde düşünmeye fırsat bulamadılar.. İki yaratık daha kasabanın kimbilir neresinden belirmişti... O anda barbarın etrafında bir sis bulutu belirdi. Estebin reflekse benzeyen bir hareketle utrik e baktı... Oldukça korkmuş gözüken utrikin ağzından Ben değildim sözü çıkabildi.. Bunun üzerine Estebin dahageriye baktı ve Büyücüyü gördü... Demek büyücüsü de varmış dedi içinden... Belki de bu kılıç büyücünün işidir ama MASKı bile endişelendirdiyse... Kılıcın yaptıklarını düşündü... Belki... Düşüncesi yarım kaldıİki yaratık sisin çevresinde uçuyor ama onu yaramıyorlardı... Bir anda birisi kaynağı farketti.. Ve bir büyücüye doğru alev püskürttü.. Büyücü zamanında sıçradı ama o anda sis de dağıldı.. Ortaya çıkan barbar bir darbe ile bir yaratığı yok etti.. Ama ikinci barbara doğru döndü ve arkasından tırnaklarını batırdı.. gÖZLERİNDE SONUNDA BEKLEDİğİ KANI ELDE ETMENİN VERDİğİ DUYGU VARDI.. AMA Sonra yARATIK BİRDEN KALAKALDI.. Ellerindeki barbar yok oldu ve Sonra Estebinle utrik yaratığın kanının derisinden çekilişini bir defa daha izlediler... Sonra yaratığın arkasından gelen barbarın zafer çığlığını duydular... Estebin tekrar utrik e baktı... Utrikse şey yapmasam ölecekti.. Ama sonra o yaratıklar naapacaktık biz onlara.. Ben diye bir şeyler söyledi... Estebin tamam Utrik sus... Sonra birden bire beliren barbarı izledi.. Barbar etrafına bakındı... Nodaril nodaril.. Diye bağırdı onun olması gereken yere koşarak... Estebin onun sesindeki acıyı farkedince hafifçe gülümsedi.. İyiki yaşamışsın barbar dedi... Belki de senle dost olabiliriz.. Sonra gülümseyişi daha da arttı.. Hem benim hayatımı kurtardın değil mi???
Barbar Nodarilin yanında idi.. Estrebin de utrik de zorlanmadan konuşmalarını duyuyorlardı.. (zaten gizlemek için bir şey de yapmıyorlardı.. Nodaril.. yaratık dedi bana saldırdı yana sıçradım sanırım.. Konuşamadı.. Barbar seni iyileştirecek birini bulucam bulucamdedi nefes nefese... Merhaba diye bir ses duyduklarında ikisi e irkildiler.. Arkalarına baktıklarına.. Bir gnomla genç bir erkek insan duruyordu... Benim hayatımı kurtardınız bayım size teşekkür etmeye geldim dedi estebin.. Barbar çekil başımdan diye karşılık verdi... Nodaril corax dedi nefes nefese böyle davranmamalısın ona.. Adının corax olduğunu öğrendikleri barbarsa senin dinlenmen gerek konuşmamalısın dedi.. O anda Utrik Ama işte biz de bu nedenle geldik dedi.. Ben onu iyileştirebilirim Ben rahibim tanrımın gücü ile o iyileşebilir iyilileşir... bEN BUNU YAPABİLİRİM... dedi.. Estebin bunun sonun gelmeyeceğini anladığından sus dedi utrik e evet bayım izin verirseniz arkadaşım bayanı iyileştirebilir izin verirseniz.. Corax baktı.. Gözlerinde güvensizlik vardı sonra yap öyleyese dedi.. Utrik elini nodarilin göğsüne dayadı...Anlamadıkları sözcükler söyledi.. İki defa öbür elini yavaşça nodarilin üzerinde gezdirdi... Barbarın kıskanç bakışlarını farketmeden... Nodaril in acısı bir anda geçmişti.. Aman tanrım ben iyiyim diyebildi.. Barbar o anda Utrik i geri iterek nodarili sardı.. Utrik yere düştü afallamıştı.. Kısa bir süre için kucaklaştılar.. Estebinin onları zevkle gözlemlemesine yeten kısa bir süre... Estebin içinden Corax a iyiki hemen ölmemişsin dedi... MASKın hizmetçisi olmasa belki bunu yapabilirdim.. Bu... gnom gerçekten benim aldığımzevki arttırıyor.. Ama bunu ona hissettirmemeliyim.. Ve bir anda yüzü eski haline döndü... Nodaril yee düşen gnomu farketmişti.. Corax bırak beni dedi.. Beni iyileştiren ... arkadaşa teşekkür bil etmedi.. Corax biraz direndi ise de sonra nodarili bırakıp döndü... Merhaba dedi ben nodaril büyücüyümdür... Bu arkadaşım da corax dedi ona bakarak.. Corax somurttu.. Yabancılardan hiç hoşlanmıyorum.. Gnomun konuşavcağını anlayan estebin ise onu el hareketi ile susturdu.. Ben floba dedi.. Ozanımdır.. Arkadaşım rahiptir birlikte dolaşırız...Demek rahip dedi Nodaril hangi tanı diye sordu.. Gnom söyleyemem hayır olmaaaz olmaaz İsmi yasak tanrı ismi yasaaaaaak.. Olmaz demeye başladı... Estebin tamam utrik dedi.. Nodarile dönüp.. Herkesin bu tanrıyı kendisi bulması gerekiyormuş bu nedenle müridi olmayanlara isimleri söylenmiyor.. Tapınakları görünmüyor ve ayin yaparken kendileri de doğrusu bende görmedim... Sanırım biraz ilüzyon yetenekleri var.. İlüzyon mu dedi Nodaril gnoma bakarak ben de ilüzyondan anlarım belki yeteneklerimizi paylaşırız.. Gnom sevinçle el çırptı.. AAA ne güzel olur ne güzel olur.. Demek sizinle geliyoruz yaşasın yaşasıııın.. Dedi... Sonra coraxın yüzündeki ifadeyi görüp sustu... Estebin.. gnoma kızmış gibi baktı... Onlarla gideceğimizi nerden çıkardım.. Hem onlar istiyorlar mı?* Dedi.. Nodaril elbette isteriz dedi.. Coraxın bakışlarına aldırmadan Estebin kasabaya baktı.. orda kalacaktı dedi.. içten elir gibi bir sesle... Sanırım sizle gelmemiz bizim için de iyi olacak...
Ozanları sevmem dedi barbar.... AMA o gnom nodarili iyileştirdi.. gelebilirsiniz.. Dedi.. Öyleyese tamam dedi Nodaril... Estebin çok teşekkürler diyerek odarilin elini sıktı... Yüzünde ise en tecrubeli hırsızların bile farkedemeyeceği hafif bir gülümseme vardı...
Hiç bir ışık aynaya baktığınızda gördüğünüz karanlığı yok edemez.
MASK
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 276
Joined: Tue May 20, 2003 10:00 am
Contact:

Post by MASK »

Bir süre öyle oturdular hareket için aldıkları karara rağmen Sonra utrik tanrısı ile görüşmek istemişti.. Öemli bu önemli tanrım beni çağırdı... Ve estebin bunun uzun süreceğinden korkarak tamam dedi Hemen sonra urtik yok olmudu.... Orada oturan üç insan da öylece onun daha önc durduğu yewre bakakalmıştı... Göğün binlerce metre üstünde tanrıça mieliki evinin bahçesineki bitki ve hayvanların tadını çıkarıyordu.. Arkasındaki o çok hafif rüzgarı hissettiğinde tereddüt bile etmedi.. Başka bir tanrı bunu farketmeyebilirdi ama korucuların tanrısı değil.. Boynuz bıçağı elinde arkasını döndüğünde hırsızların tanrısı ile karşılaştı... Selamlar leydim... diyerek MASK tanrıçayı selamladı... Evimi niiçin kirlettin hırsızların tanrısı diye cevapladı tanrıça MASKı Mask gülümsedi.. İltifat ediyorsunuz bana tanrıçam dedi... Aşağıdaki savaşın farkındasınızdır her halde.. Mieliki biliyordu... Tapınağı yıkılmıştı onu yıkan şehirle birlikte .. Yoksa sen... Diyebildi.. Hayır leydim dedi.. Mask Size saldırmaya nasıl cürret edebilirim.. Üstelik dikkatle incelerseniz şehirde iki değil üç tapınak olduğunu farkedeceksiniz... Mieliki sen rahiplerini önemser misin ki diye cevabı yapıştırdı.. Bu kadar düşmanım varken evet.. Üstelik düşmanlarımın da gözeü şehirdeyken.. Mieliki nin birden yüzü aydınlandı.. Gülümseyerek yoksa bu müttefiklik teklifimi diye soruyordu.. MASK leydim beni yanlış anlıyorsunuz.. dedi.. Öyleyse ne dedi mieliki sertçe... Buşehre saldıran düşmanlarım değildi cyric ya da başkası.. Onlara karşı hazırdım ben yani bu kadar kolayca.. Ve tapınağım da cryric bizzat saldırmadan bu kadar kolay yıkılmazdı diye ekledi mieliki... Çok bilgice bir tesbit dedi MASK.. Veya MASKın kendisi diye ekledi mieliki.. Yin yanlış anlıyorsunuz leydim dedi.. MASKBu çok büyük bir savaş belki ao yu bile zorlayacak kadar büyük.. Neler saçmalıyorsun MASK dedi mieliki.. Biraz gözünü aç mieliki dedi mask kendini tutamıyarak.. şehirdeki o büyük yarığı görmedin mi bekleyen o orduyu .. O kadar fazla yaratıkla hangi tanrı baş edebilir tek başına..... Birleşmeliyiz Tüm tanrılar hatta tabii çoktan onların yanına geçmiş olanlar yoksa... Bizi çok büyük bir savaş bekliyor.... Mieliki neler saçmalıyorsun yine MASK dedi... Ama o da korkmuştu.. MASKın soğukkanlılığını kaybettiğini yeni görmüştü.. Ama bu bir rol olabilir miyidi.. Bir tanrıya karşı kaybetmekte iken onu yanına çekmek için , ya da onu da bir felakete çekmek için... Öyleyse niye bana geldin diyebildi mieliki biraz kendini toparlayınca diğer tanrılardan önce.. Henüz daha ne olduğunu bilmiyorum.. Ve bunu keşfetmeme sadece sen yardımcı olabilirsin korucuların tanrısı... Peki MASK dedi mieliki senle gelemem ama sana bir rahibimi vereceğim tek bir rahip.... Ve senl dolaşacak şu utrik mi??? MASK gülümsedi.. Avatarını tanıyacağından bir an bile şüphe etmemişti zaten.. Ve eğer gerekli olursa ben de bizzat yardım edeceğim... Sonra gözleri kısıldı.... Ama MASK dedi sakın bana bir numara çevireyim deme yoksa diryarlarda nereye kaçarsan kaç hiç şansın yok izini bulurum ve sonra dedi.. Seni hemen öldürmem hırsızların tanrısı.... Bir an bile şüpheye düşmedim leydim dedi MASK... Sizden son bir isteğim.. Ama Mieliki anlamıştı zaten merak etme ahibe utrik in sen olduğunu söylemeyeceğim bu kadarını yapabilirim...
Yeorda bir anda sıçrayarak kalktı.. Bir ışık yavaşça çevresini sarıyordu.. Aman tanrım diyebildi leydim... Mielikiyı göremedi sesini işitebildi sadece... Rehip dedi bana bu güne kadar en iyi hizmet edenlerdendin.. Yeorda leydim deyip başını öne eğdi.. Yeorda kaldır başını dedi mieliki yeorda yavaşça başını kaldırdı.. şimdiki görevin çok önemli çok önemli etrafına bak dedi.. Yeorda baktı... Tüm bunlar çok daha büyük bir şeyin başlangıcı olabilir dedi... Bunu yapanı.. Dedi yeorda ... Bunu yapan öldü dedi mieliki... Ama yaptıran yaşıyor.. Senin görevin onu bulmak.. Yeorda sağoln leydim dedi.. Bir grup var dedi.. değişik kişilerden oluşan Sen ona katılacaksın.. Seni oraya bir gnom götürecek başka bir tanrının rahibi... Yeorda şüphe ile baktı.. Seni iyi karşılayacaklar... Ama gerekirse sana kullanacağın güçler vereceğim büyülerinin dışında.. Al bunu dedi.. Yeorda elin baktığında bir düdük duuyordu.. Bunu çaldığında ağaçlar sana yardım edecektir ama sadece bir defa kullanılır... Sonra üç tane parşömen verdi.. Bunları kullandığında ise hayvanlarlar konuşabileceksin.. Ve onlar sana yardım edecektir bunları da sadece bir defa kullan... Sağolun leydim dedi mieliki.. Işık kaybolurken mieliki son defa sakın unutma dedi gruptakileri daha önce nasıl tanımış olursan ol... Sakın onlar sana saldırmadığı sürece onlara saldırma.. Yeorda tamam leydim dedi.... Ve sonra ışık yok oldu... Yeordanın önünde bir gnom duruyordu.... Hey hey hey sen rahipsin değil mi?? Rahip rahip... Benle gelsene arkadaşlarım var onların yanına yanına dedi.. Yeorda bir an bu gnom o mu diye şüphe etti.. Sonra etrafına bakındı...Yıkık şehre bir daha göz gezdirdi.. Tek bir düşünce kafasında belirdi.. Evet o.... Sonra gnomla half orc yola koyulmuştu bile... Gnomun beklendiği yere geldiklerinde bekleyen grup birden telaşlandı nodaril bir büyü yaparken corax da okunu aldı... Birden ikili kayboldu ve sonra yanlarında belirdile.. Bu dedi gnom rahip mielikinin rahibi.. O dostumuz.. Nodaril.. Evet dedi sanki duymuştum.. böyle bir şey ... SAaçmalık dedi corax.. Mielikinin böyle birini rahip yapması.. öyleyese bu sembol ne dedi nodaril.. Yeordanın başını eğmesini de görünce düşüncesi kesinleşerek.. Corax homurdandı Bu da mı bizimle gelecek.... Yeordaya baktı konuşmamasından gerekli anlamı çıkardı... Evet dedi.. Yeorda beni mieliki gönderdi dedi size yardımcı olmam için.. Corax öyle ise mieliki çıldırmış dedi... Nodaril kızarak sen bi tanrının çılgın olup olmadığına nasıl karar verirsin dedi.. Kendini tanrı mı sanıyosun???? Corax yaramaz çocuk gii başını öne eğdi tamam öyle olsun.. Ama sonra göreceksin ben haklı çıkacağım.. Nodaril gülümsemeye çalışarak hadi gidelim dedi.. Ve yola koyuldular.. Yolculuk sırasında estebin utrik in yanına yaklaştı.. Tanrımız dedi utrik kendisinin bile duyabileceği bir sesle.. O ittifak yapmamızı istiyor büyük br savaş barbar müttefik olabilir... Sonra hafif gülümsedi.. cezasını alacak ama şimdi değil.. Bu zaten estebinin de vardığı karardı.. Lonca dedi estebin.. Gitmiş dedi utrik hepsi ölmüş tapınak herkes.. Gnomun gözleri buğulandı.... Estebin gnomun sırtına vurdu... Merak etme hepsinin üstesinden geleceğiz.. Loncaya zarar vermiş herkesin....
Hiç bir ışık aynaya baktığınızda gördüğünüz karanlığı yok edemez.
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Corax beynini tüketmekle tehdit eden kılıcının vücudunu bir anlığına savunmasız ve hissiz bıraktığını hissetti. Gözleri akkor bir ısıyla yanıyordu ve beynine binlerce bıçak saplanıyordu sanki. Nodaril onun omzuna bir an dokundu ve hemen elini çekti. Corax değişiyordu...
Barbar vahşice böğürdü ve dizlerinin üzerinden yavaşça ayağa kalktı. Kaslarını kuvvetle gerdi ve içindeki yeni gücü hissetti.

Nodaril Corax'ın gözlerine baktı ve sessiz bir çığlık attı. Corax'ın gözlerinin akı kanıyordu. Barbar bir anda havayı koklamaya başladı. "Bu kokuyu daha önce duymuştum. Bu cehennemin kokusu... Kasabadan geliyor." Nodaril hala korkuyla onu izliyordu fakat Corax onu farketmedi. Bir an elini çantasına attı ve boş olduğunu farketti. "Kahretsin küçük pislik kaçmış. Senin yüzünden ikisini de kaybettik" diyerek suçlayıcı bir ifadeyle Nodaril'e baktı. Nordaril kalbinin sıkıştığını ve karşısında yüzlerce cehennem lejyonunun kendisine doğru uçtuğunu görmüş kadar korkmuştu(ya da acaba uçmuşlar mıydı?). Corax kasabaya doğru yürümeye devam etti. Nodaril derisi kırmızılaşmaya başlamış gözleri kanla bulanmış Corax'ın arkasından dehşetle bakıyordu ve ihtiyatlı adımlarla onun birkaç metre gerisinden yürüyordu.

Corax hiç kendini bu kadar kuvvetli hissetmemişti. Hisleri millerce öteyi sezebiliyor her tür kokuyu rüzgarlar ondan kaçırsa da alabiliyordu. Gözleri dev ağaçların en yüksek dallarındaki örümcek ağlarını farketti ve kulakları ağların meltemde sallandığında çıkardığı esneme seslerini duydu. Varlığından müthiş bir haz alıyordu fakat içinde diğer varlıkları bu dünyadan sonsuza kadar silmek için müthiş bir istek ve heyecan duyuyordu. Nodaril'e döndü ve kasabanın yönünü gösterdi. "Kasaba saldırı altında! Cehennem iblisleri kasabaya saldırmış hemen oraya gitmeliyiz" diye bağırdı ve Nodaril barbarın siyah dev tırnaklı pençelerinin kılıcını kavradığını farketti. Kılıcını eline aldığı anda barbarın vücudunu efsunlu kara bir gölge sardı ve kılıçtan yayılan siyah duman göz açıp kapayana kadar kara bir fullplate zırha dönüştü. Barbar arada Nodaril'e bakarak tüm gücüyle koşmaya başladı. Nodaril daha yavaş ve isteksizce koşuyordu. Bunun nedenlerinden biri de Corax'ın başlığını delerek dışarı çıkmış kırmızı boynuzlarıydı. Corax bu sefer metal tınılı derinden boğuk bir sesle konuştu: "Neden oylanıyorsun aşkım, savaş bizi çağırıyor."
"Hayır iblis seninle gelmeyeceğim. Cehenneme kadar yolun var!" Zırhlı kara şovalye dikenli gauntletlerinden fırlamış siyah dev tırnaklarına baktı ve elini yavaş fakat havayı yaran bir hareketle sağ omzuna doğru salladı. "Benim aşkım, beni tanımadın mı? İyi misin? Seni seviyorum. Lütfen sana ihtiyacım var..." Binlerce ses Nodaril'in kafasını doldurdu. Bayılırken şovalyenin zırhının yokolup Corax'ın çatallı dilinin ağzına girmesini gözlerinin muhteşem yeşilinin kanayan kırmızı gözlerinin içinden belirmesini ve pençelerindeki korkunç tırnakların yokolduğunu görüyordu. Bir an gözleri karardı ve tekrar kendine geldi. Barbarın kuvvetli kollarındaydı ve kasabaya doğru koşuyorlardı. Barbar çelik gibi bir ifadeyle bir kaplan hızıyla kasabaya doğru koşuyordu. Barbar yeniden eski halindeydi.

Nodaril az önce gördüklerinin birer düş olup olmadığını kafasında düşünürken bir anda barbarın boynuna sarıldı ve onu öptü. Corax: "Tamam canım seni kasabaya götürüyorum, rahipler sana yardımcı olacaktırlar." Nodaril korkunç bir sıcaklığın estiğini hissetti. İnce ipek cüppesini aşıp cildine değen yakıcı alevler kadar sıcak rüzgarın kaynağına baktı ve kasabanın korkunç bir cehennem gibi yandığını gördü. İnsanları iyileştirme gücü olan ilahi sembollerle süslü kolyesine dokundu ve Tanrı'nın bir seçilmişi olmamasına rağmen çelik kadar güçlü imanına sarınarak Tanrısının kasabadaki insanları korumasını diledi. Corax'ın yüzü şaşkınlıkla çarpıldı: "Kasaba yanmaya başladı! Ben bu alevleri 2 milden görürdüm nasıl farkedemedim kahretsin!" dedi ve ettiği diğer küfürlerden sonra kasabadan aynı hızla kaçmaya başladı. Nodaril: "Hayır Corax lütfen dur. Kasabada bize ihtiyacı olanlar olabilir. Yardım edebildiklerimize yardım edelim. Nolur insanlar orda ölüyor hiç değilse yangını söndürmeye çalışalım..."

O anda önlerinde 8 metre boyunda cildi alev alev yanan bir Baatezu belirdi. Asitler damlayan dilinden korkunç böğürtüler haykırarak korkunç bir hızla onlara doğru koşmaya başladı. Dev sağ pençesini geriye doğru atarak koşmaya devam ediyordu ve cüssesinin ve inanılmaz kuvvetini sayesinde pençesi Corax'a yaklaşırken rüzgarı yaran bir ses kulakları dolduruyordu. Corax saniyeler içerisinde Nodaril'i yere bıraktı ve 2 adım atıp kılıcını çekerek üzerine koşan İblisin pençesini kılıcının düz kısmıyla bloke etti. O kadar şanslıydıki eğer kılıcını bir kaç salise sonra çekmiş olsa İblis onu parçalamış tırnaklarından ayırmakla uğraşıyor olacaktı. Barbar yaratığın insanüstü kuvvetiyle vurduğu darbe yüzünden diz üstü çöktü ve toprağa birkaç santim kadar battı. Bütün kemiklerinin unufak olduğunu, bileklerinin ve tüm eklemlerinin parçalanmış olduğunu düşünen barbar tüm kuvvetiyle bağırdı ve kendini kaybetti. Yaratığın gözlerine delirmiş gözü dönmüş bir şekilde bakarak böğürüyor ağzından salyalar saçıyordu. Kılıcını kudretiyle yaratığa doğru iterek tonlar çeken yaratığı 1-2 adım geri atmaya zorladı ve tüm gücüyle ileri doğru sıçrayarak kendisinden çok daha yukarda olan yaratığın pençelerine saldırdı. Kırmızı saçları bağlarından kurtulmuştu her hareketiyle sağa sola savruluyordu. Yaratık parmaklarını peynir gibi kesip biçen vahşice bağıran ve diğer ölümlülerin hiç bir korku ya da diğer duygularına sahip olmayan bu ince zırhlı kırmızı saçlı küçük yaratığın gücünden etkilendi ve gerileyerek yardım çağırmaya çalışıyordu. Corax ölüme meydan okuyan bir şekilde yaratığa nefes bile almadan saldırırken iblis inanılmaz hızla hareket eden ölümlünün darbelerini savuşturmakta büyük zorluk çekiyor saldırmaya cüret bile edemiyordu. Bu arada Nodaril, çoktan ayağa kalkmış Corax'ı yaratığın saldırılarından koruyacak büyüler yapıyordu. Barbar daha süratli saldırıyor, yaratığa daha büyük bir kuvvetle vuruyordu. İblisilk kez hissettiği ölümlü bir duygu olan korkuyla karşı karşıya kaldı ve bir ejderhadan bile kuvvetli olan bu insanın onu öldüreceğini anladı. Sürekli ağır yaralar alan ve ölümünün kesin olduğunu farkeden öleceğini anlayan dev cehennem varlığı son gücüyle barbara alev topları attı, zehirli gazlar fırlattı fakat her seferinde barbar hepsinden mantıksız bir şekilde kaçtı ya da etkilenmedi bile. Bu arada sinir bozucu büyücü kadın arkasında güvenli bir mesafede onu donduran canını korkunç derecede acıtan büyüler yapıyordu. Bağırsakları yerlerde sürünen, kanıyla etrafı yıkayan 8 metrelik iblis ölürken barbarı da yanında götürmek için pençeleriyle onu yakalamaya çalıştı fakat tırnakları kendi tenine battı ve kalbinde korkunç bir acı hissetti. Barbar onu gördüğü yerde değildi ve onu yakalamaya çalıştığında açığından yararlanıp yanına kadar girmiş ve o iğrenç kılıcını kalbine sokmuştu. İblis hayat enerjisi tükenirken ruhunun da kılıçtaki korkunç bir kuvvet tarafından emildiğini hissetti. Maddesel varlığından emilip kılıcın içindeki başka bir düzlemin tek hakimi olan Neghkul'tar'ın sonsuz işkencelerine maruz kalacak ve ruhsal düzlemde varolacak olan iblisin tiz çığlığı bütün kasabayı inletti. Nodaril bu olayı izlerken ellerini açıp iblise buzdan bir gaz gönderdi. Gaz ilerlerken hızla bir mızrağa dönüşerek kılıç onu kurutup bitiremeden yaratığın canını aldı. Corax tanımayan gözlerle tereddütsüz bir şekilde etrafına bakındı ve etrafındaki canlı olan hedefleri belirledi. Hayatta sadece büyücü bir cadı kalmıştı onu da şimdi bitirirdi. Hızla Nodaril'e doğru fırlarken bir anda onun tanıdığı birisi olduğunu düşündü. Deliliğinden sıyrılmaya çalışırken vahşi öldürme isteklerine esir düştü. Uzakta uçuşan cehennem iblislerinin mızraklarının ucunda sallanan insanları nasıl yere çaldıklarını farketti ve ilk hedefi olan büyücü cadıdan uzaklaşıp onlara doğru büyük bir hızla koşmaya başladı. Nodaril Corax'ın tehditkar bakışlarından çok korkmuştu ve o üzerine doğrı bir adım atıp durduğunda çoktan görünmezlik büyüsünü yapmaya başlamıştı bile. Corax o daha görünmez olmadan tanımayan gözleriyle bu kez havada uçan iblisleri görmüş ve onlara koşmaya başlamıştı. Nodaril tehlikeli fakat ikisinin de hayatını kurtarmış olan artık deli olduğu apaçık belli olan sevgilisini takip etmeye başladı. Corax yanan evlerin balkonları sağına soluna düşerken ve içinden tanımadan geçtiği ateşler saçlarının ucunu tutuştururken umursamadan koşmaya devam etti. Arkasından gelen Nodaril her köşebaşında barbarı ya yanmış ya da kafasında dev bir enkazla yerde yatan ölüsünü bulmaktan korkarak onu ihtiyatlı bir şekilde takip ediyordu.
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Corax koşmaya devam ederken bir anda kendine geldi, onu insanüstü kuvvete kavuşturan kısa deliliği geçmiş ve bulanmış zihnini kendine getirmişti. En son hatırladığı savaşmakta olduğu dev yaratığın etrafta olmadığını fark etti ve minnettar oldu. Bir anda kendini iki dev iblise doğru koşarken buldu. Dev kanatlı yaratıklar ilk karşılaştığı şeytan kadar büyük olmasalar da sayı avantajları ve üstün güçleri dikkate değerdi. Barbar kılıcının kalbe saplandığında yarattığı korkunç etkiyi biliyordu ve bu özelliği sonuna kadar kullanmalıydı. Corax bir barbar olabilirdi ama aynı zamanda kendini ispatlamış mükemmel bir savaşçıydı. Savaş sanatını yalnızca gücünü kullanıp vahşice kılıcını savurarak geliştirmemişti. Corin imparatorluğunun Nultar şehrindeki kolezyumda gladyatör olarak savaşmış ve hayatta kalmayı başaran çok az insandan biriydi. Bilinci yerindeyken en büyük komutanları bile şaşırtabilecek taktikler üretebilmekte fakat deyim yerindeyse delirdiğinde bu yeteneğini harcamaktaydı. İki iblis bir anda önlerinde beliren bir çocukla hayır hayır bir buçukluk ya da her neyse işte onunla ve kara giysiler giymiş zayıf bir adama doğru gidiyorlardı. İkisinin de yaşaması umrunda bile değildi ama yok olmuş kasabadaki tek gördüğü canlı varlıklar bu ikisiydi ve kasabaya bu pisliğin nasıl bulaştığını öğrenmenin de tek yolu onlarla iletişime girmekti (Corax iletişim fikrini bile garip bulurdu, o istediğini alır ve giderdi, diğerlerinin istekleri onun umurunda bile değildi.) Bu yüzden bu iki adamın (ya da bir adam ve bir çocuğun) hayatını kurtarmalıydı. İblisler tamamen savunmasız gözüken ama aslında kendilerine has özel yetenekleri olduğundan şüphe etmediği adamları (ya da her neyseler onları) kurtarmanın tek yolunun dikkatlerini üzerine çekmek olduğunu biliyordu. Bir anda ağaçların arasından fırladı ve bağırarak iblislere doğru tüm hızıyla koştu. Kılıcını kalplerine nişanlamalıydı yoksa iki dev yaratıkla savaşması güçleşecekti.

Narayı duyan ve dikkatlerini insan ve gnome"dan ayıran yaratıklar üzerlerine doğru koşmakta olan barbarı fark ettiler. Ciddi bir rakip olmasa kendilerine saldıracak cesareti bulabilmiş eğlenecek bir ölümlü gördüklerine sevinen yaratıklar ölümlüye tattıracakları acıların ve işkencelerin tadını şimdiden almış gibi bir yüz ifadesiyle barbara doğru uçmaya başladılar. Siyah derili ve sarı gözlü olan iblis 2 metrelik barbarı yakalamak için kafasına doğru bir hamle yaptığı sırada Corax bir anda kendini yere fırlattı ve yuvarlandı. Bir anda yaratığın yakınına girmiş ve onu gafil avlamıştı. Dizlerinden biri yere değdiği anda tüm kuvvetiyle sıçradı ve alttan üste doğru savurduğu kılıcının yaratığın göğüs kafesini yarıp kalbini parçalamasını sağladı. Gri renkli daha kısa olan iblis diğer askerin attığı ölüm çığlığını duydu fakat yere düşmeye başlamış olan arkadaşının dizine basıp havaya sıçramış olan savaşçıyı fark edememişti. Corax rakibini şaşırtmak için yaptığı hareketin onu iblisin üzerine fırlatacağını tahmin etmemişti fakat 4 metre yüksekten diğer gri iblise doğru düştüğünü anlayınca tek yapması gereken kılıcını kalbine doğrultmaktı. Kılıç canavarın taş gibi sert derisine tüm hızıyla saplandı ve Corax"ın ağırlığıyla kalbine girip sırtından dışarı çıktı. Tüm bu olaylar göz açıp kapayıncaya kadar olmuştu. Kılıç hiç vakit kaybetmeden iblisin ruhunu emmeye ve kanını içmeye başlamıştı. İblis pençeli eliyle barbarın göğsünü parçaladı fakat Corax kılıcını sabit tuttu. Saniyeler içinde iblis felç oldu ve yalnızca çığlığına devam etti. Barbarın parçalanmış gözsündeki yaralar kılıçtan kendisine akan büyüsel bir güçle kapanmaya başladılar ve bütün yaraları iyileşti. Corax sapık bir zevkle rakibinin acılar içindeki gözlerini izledi ve şeytandan bile kuvvetli olduğunu düşündü. İblis birkaç saniye içinde tamamen kurumuştu, kılıç çok acıkmıştı kuşkusuz. Corax kalkıp diğer iblisin ölüsüne ilerleyecektiki uzaktan gelen yeni kanat sesleriyle irkildi. Mükemmel dinleme yetisiyle yaratıkların yönünü saptadı ve hemen savunmaya geçti. Bir anda kendini bir sis bulutu içinde buldu, büyü olduğunu bilen barbar büyünün olmadığını kafasında defalarca kez tekrar etti (Bu şekilde büyüyü yok edeceğini düşünüyordu.) Gözlerini kapattı ve etrafını dinlemeye başladı. İblisler çok uzakta olamazlardı. İblislerin etrafında döndüğünü sisi pençeleriyle tırnakladıklarını duyuyordu. İkisinin de yerini saptayan Corax en yakındakine doğru gözlerini açıp koşmaya başladı. Hafif zırhı ve deri botlarının koşarken çıkardığı ses yangının yok eden korkunç gürültüsünün arasında kaybolmuştu.

Nodaril görünmez olarak büyülerini yapmaya devam ediyordu. Barbarın iki iblisi saniyeler içinde öldürmesini izledi ve onun üzerine doğru uçan iki iblisi şaşırtmak için Corax"ın etrafında bir sis bulutu oluşturdu. Yaratıklar etrafından görmez gözlerle geçiyor yarattığı sisi delmeye içine girmeye çalışıyorlardı. Sonra bir anda yaratıklardan biri onun durduğu noktaya gözlerini dikti. Alevler saçan ağzını açıp bir çığlık attı. Öığlığın draconic dilinde söylenmiş bir büyü sözü olduğunu anlayan Nodaril hemen kendini bir kenara fırlattı ve etrafı saran ateşlerden kıl payı kurtuldu. Görünmezlik büyüsünü fark edebilecek yetenekteki iblise hayret eden Nodaril konsantrasyonu bozulduğu için dağılan sisin içinden fırlayan barbarı gördü.

Bir anda sis dağıldı ve başka bir yöne bakmakta olan baatezunun gırtlağını vahşice kesti. Yaratıktan bir anda boşalan kanlar ve nefes almaya çalışan ciğerlerinin içine çektiği havanın kanla sulanmış sesi mide bulandırıcıydı. Barbar"ın ikinci hamlesi yaratığın açık bırakmış olduğu karnına doğru oldu. Büyülü dev kılıç rahatça yaratığın karnını deldi ve barbar yaratık çığlık bile atamazken dev kılıcı bütün gücüyle ve ayrı bir sapık zevkle yaratığın karnının içinde çeviriyordu. İki büklüm olmuş yaratıktan akan kırmızı-siyah kanlara bulandı ve ateş gibi yanan saçlarına siyah sıvılar bulaştı. Birliğinin başka bir askerinin parçalanan vücudunu gören rütbeli iblis zorlukla fark ettiği büyücünün son yerinden ayrılmış olduğunu tahmin edip barbara yöneldi. Corax üzerine yıkılan iblisin cesedini zorlukla üzerinden atmaya çalışıyordu fakat çok geç kalmıştı. Diğer iblis çoktan barbarın yanına kadar uçmuş ve pençesiyle kafasını uçuruyordu. İblisin yüzü zevkle çarpıldı ve pençesiyle barbarın kafasını uçurup diğer pençesiyle vücudunu kaptı. Etrafa saçılan kanlarla zevke gelen iblis bir anda elindeki illüzyon insan vücudu yok olunca sinirli bir çığlık attı. Kurbanının nerede olduğunu anlamak için kafasını çevirmek üzereyken vücudu şiddetle sarsıldı. Pençesiyle sırtından girip göğsünden çıkmış olan kılıcı tuttu ve onu çıkarmaya çalıştı. Sırtına yapışmış olan Corax onu öne düşürmek için itti ve hali kalmamış dev yaratık hızla yere düştü. Corax kalbini ıskalamış olduğu için kendi kendine küfretti ve kılıcıyla yaratığın kalbini deşti ve kılıç onun da ruhunu aldı. Artık kılıç müthiş bir güçle parlıyordu. Etraflarındaki yangını bile yok edecek bir soğukluk hissi etrafını kaplıyordu ve kan rengi rünler ateşten de parlak bir şekilde yanıyordu. Kara metalden yapılmış kılıç alevlerin arasında bir gölge gibiydi ve karanlığın kendisinden bile karanlıktı. Barbar kılıcına bir saniye müthiş bir zevkle baktı ve kılıcını göğe kaldırıp tüm gücüyle bağırarak bir zafer narası attı.

Estebin sorgulayan gözlerle yanındaki gnome Utrik"e baktı. Utrik, Hırsızların tanrısı Mask"ın maddesel düzlemdeki yansıması, onun bir avatarı idi. Yansımalar gerçeğine her zaman benzemezdi ama Utrik"in Mask"le bir alakası olduğunu Tanrılar bile tahmin edemezdi. Utrik barbarın bir ilüzyonunu yaratıp iblisin rakibinin kafasını kopardığını düşünmesini sağlamıştı. Çok güçlü bir varlık olmasına ve büyüye de alışık olmasına rağmen Baatezu savaş heyecanıyla bu ihtimali göz önünde bulundurmamış ve bu onun canına hatta ruhuna mal olmuştu. Utrik kendisine bakan Estebin"e yaramaz bir bakış attı ve ellerini iki yana kaldırıp omuz silkti:"şey yapmasam ölecekti.. Ama sonra o yaratıklar naapacaktık biz onlara.. Ben yaptığımın..." diye konuşmaya devam etti. Estebin bir el hareketiyle sinirli bir biçimde onu susturdu. Barbar bir anda etrafına bakınmaya başladı. Kaşlarını çatıp her yere baktı. Sonra ifadesi heyecanla çarpıldı. Nodaril! Onu nasıl da unutmuştu. Kendisini savaşın adrenalinine kaptırmıştı ve onu tamamen unutmuştu. Kendi kendine bir ağız dolusu küfür etti bu arada tüm gücüyle bağırıyordu: "Nodaril! Nodaril!" Hızla onu bıraktığı yöne doğru koşmaya başladı ki bir anda Nodaril görünür oldu. Yerden kalkmaya başlamıştı ve üstü başı toz toprak kül ve is içindeydi. Corax anında onu farketti ve yanına koşup adeta kendini yere attı. Barbar fısıldayarak sordu: "Nodaril iyi misin? Sana bir şey oldu mu?". Nodaril sakin fakat acısı nedeniyle biraz yüksek sesle konuşuyordu: "Yaratık... Bana saldırdı. Yana sıçradım ama sanırım... yaralandım.". Barbar elini sıkıca tuttu ve o da heyecanla bağırdı: "Seni kurtaracağım merak etme, seni iyileştirecek birini bulacağım." Corax hızla ayağa kalktı. Nodaril"in durduğu nokta yanan evlerden ve enkazlardan uzakta güvendeydi. Çok iyi bildiği gibi büyücüyü taşımaya kalkarsa kanamasını arttırabilirdi hatta onu taşımaya çalışırken öldürebilirdi bile. Nodaril"in yanmış olduğunu farketti. Ayakları ve elleri ciddi biçimde yanmıştı. Büyük ihtimalle kendi kendisine iyileşirdi fakat bu en az bir ay alırdı ve ateşin yol açtığı su toplayan yerlerin izlerini hayatı boyunca taşırdı. Yarası ölümcül değildi fakat yanlış hareketler ve fark edilmemiş bir iç kanama onu ölüme yaklaştırabilirdi. Nodaril kaburgalarının sağlığından endişeliydi. Yere kendini attığı zaman altında kalmış taşlar canını çok yakmıştı ve büyülü alevden kabarmış elleri ve ayakları çok canını yakıyordu. İnsanları iyileştirmekte kullandığı boynundaki sembolün gücü buçukluğa yardım ettiğinde tükenmişti ve yeniden kullanabilmesi için en az bir gün daha gerekliydi. Corax ve Nodaril bir anda arkalarından gelen ve varlıklarını unuttukları insanların sesleriyle irkildiler: "Merhaba!"
Barbar o garip çocukla çelimsiz adamı tekrar fark etti. Onları ölüme terk etmiş olmayı diledi çünkü onları kurtarayım derken aşkı da zarar görmüştü. Üstelik herhangi birisinin de yardım etmeye çalıştığını da hatırlamıyordu. Zaten tekrar düşününce bu zavallı baba oğuldan da daha fazlasını umamazdı. Nodaril en azından bir gnomela bir insanın hayatını kurtarmış olduklarından dolayı içinde müthiş bir mutluluk ve huzur hissetti.
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Estebin ilgileri kendi üzerine çektikten sonra Utrik"in durumu iyice karıştırmaması için hemen atıldı. Erkek sesiyle "Benim hayatını kurtardınız bayım size teşekkür etmeye geldim. Cesaretiniz inanılmazdı..." Corax konuşmanın yalnızca ilk kısmını duymuştu, sevgilisi yanı başında acı çekerken onu ihmal etmesine yol açmış değersiz postlarıyla konuşuyorlardı. Barbar sinirle bağırdı: "Öekil başımdan!". Artık onlardan öğrenmek istediği hiçbir şey yoktu. Artık onlarla ilgili hiçbir şey umurunda değildi. Nodaril onlarla kötü konuşmaması konusunda Corax"a bir şeyler söylüyordu fakat o artık hiçbir şeyi duymuyordu. Fakat Estebin ve Utrik barbarın isminin Corax olduğunu Nodaril"den öğrenmiş oldular ve artık hırsız loncasını kasıp kavuran bu büyük derdin barbar olduğuna iyice emin oldular. Estebin düşünüyordu: "İyiki yaşamışsın barbar... Belki de seninle dost olabiliriz. Hem benim hayatımı kurtardın değil mi?". Kendi kendine içinden gülümsedi. Bunlar hakkında en ufak bir fikri olmayan Corax artık işime yaramazlar onları da kılıca kurban mı etsem? diye düşünüyordu ki bir anda çocuk bağıra çağıra konuşmaya başladı: "Ama işte biz de bu nedenle geldik! Ben onu iyileştirebilirim! Ben rahibim tanrımın gücüyle o iyileşebilir!". Corax "iyileşebilir" sözcüğünden sonra dikkatle gnome"a baktı. Utrik devam etti: "...İyileşir!.. BEN BUNU YAPABİLİRİM!... Ben rahibim!!.." diye yaygarayı koparırken Corax ciddi biçimde onu inceliyordu. Sözlerinde en ufak tiğe almaya rastlasa kafasını uçuracaktı fakat çocuğun söylediklerinin hepsinin içten olduğunu düşündü. İçinde bir anlık bir umut belirdi, bir çocuğun bir rahip olması ne kadar da saçma ve mantıksızdı. Ama şu 2-3 günde ne mantıklı gitmişti ki zaten? Hem bu çocuk aslında pek çocuk gibi değildi. Yani ne bileyim? Diye düşündü. Utrik bağırıp çağırırken, Estebin araya girdi: "Sus! Evet bayım eğer izin verirseniz arkadaşım bayanı iyileştirebilir. İzin verirseniz...". Corax bir anda kaşları çatık ona baktı. Öocuk bir rahip, ona sus diyen ve ona arkadaşım diyen babası gibi görünen bir adam. Barbara bakıp bu kızgın halinde ona gülücükler saçan fakat içten konuşan ve kendine çok güvenen çocuk gibi gözüken ama olmadığı belli bir rahip... Neler oluyordu, içinden çıkamıyordu bir anda umudu yok olup bir anda sönüp ikisinin de kafasını uçurmak istiyordu. Belki kılıç iyileştirirdi! Evet belki o yapardı. Kılıçla anlaşırdı. Bu ikisinin ruhları karşılığında Nodaril"in sağlığı. Gayet mantıklı gözüküyordu. Kılıç açlıkla onu çağırdı. "Evet sahip evet!". Hayır bu çok riskliydi, şansını bir kere olsun canlılarla deneyecekti. Sonsuz hapse mahkum edilmiş kana susamış bir lichle böyle hayati bir konuda anlaşmaya değmezdi.

"Peki yap öyleyse!" diye kızgınca konuştu, hala güvensizce "çocuk"u izliyordu. Utrik mutlulukla Nodaril"in yanına gidip ellerini göğsüne dayadı ve dualar etmeye başladı. Bunu gören Corax"ın yüzü sinir kıskançlık ve vahşetle çarpıldı. Eli bir anda sırtındaki kılıcı kavradı, yüzü sinirle titriyor bu cesaretin, bu ahlaksızlığın, bu şerefsizliğin kılıcının ucuyla pürüzsüzleştirmeyi düşünüyordu. Corax"ın alev gibi yakan gözlerinden kıskançlığını ve sinirini anlayan Nodaril ona eliyle gizlice sakin bir dur işareti yaptı. Barbar"ın eli hala sırtındaki kılıçtaydı ve onun büyüsel titremesinin eldivenli elindeki kılları diken diken ettiğini nerdeyse karnını acıktırdığını hissediyordu. Gene de durmaya çalıştı ve kendine hakim oldu. Eli kılıcındayken kendini kontrol etmesi zorlaştığı için elini yeniden geri çekip yumruk yaptı ve dişlerini sıktı. Utrik bunları hiç görmediği için büyüsüne rahatça devam ederek, ellerini Nodaril"in üzerinde gezdirdi ve beyaz bir enerji ellerinden çıkıp Nodaril"e aktı. Nodaril"in bacaklarındaki ve ellerindeki kanamalar ve yaralar iyileşti, su toplamış yerler yeniden pürüzsüz cildine dönüştü, kırılmış kaburgaları yerine oturdu ve eskisi kadar sağlam oldular. Nodaril"in acısı ve yüzündeki ifade bir anda yok oldu. Nefesi kesilmiş bir şekilde "Tanrım ben iyiyim" dedi. Utrik mutlulukla ona bakıyordu ki bir anda barbarın çekmesi sonucu geri uçtu ve yere düşüp afalladı. Corax Nodaril"i sevgiyle kucakladı ve kuvvetle sıktı. Nodaril kuvvetli kavrayışla kendini güvende ve huzurlu hissetmişti. Corax ise Nodaril"in kokusunu duyup ve yumuşak ince bedenine sarılınca bütün problemlerinden ve acılarından kurtulmuş ve onu sert bir adam yapan sinirinden arınmış hissetti; fakat bunu uzun tutmayarak etrafındakilere kendini aciz göstertmek istemedi. O sert, vahşi bir savaşçıydı. Tersini iddia eden herkese de bunu kanıtlamaya hazırdı.

Onların bu kısa sarılışını Estebin zevkle izledi. Loncanın başına açtığı dertlerden ve tanıdığı insanları öldürdüğünden dolayı bu adama olan nefreti inanılmazdı. Bizzat mask tarafından özellikle Corax"ı öldürmesi için yardım gören bir süikastçiydi. Estebin eğer o Mask yardakısı zannettiği (aslında Mask"in bizzat kendisi olan) Utrik karışmasa yaralı barbarı rahatça öldürebileceğini düşündü. Ama hayatta kalmış barbara ölümden daha beter olan daha büyük acıları tattıracaktı. Evet o çok sevdiği şimdi neredeyse köpeği olduğu elf kadının vahşice katledecek binlerce işkence çektirecekti ve Corax"a da it gibi izletecekti. Elf"in ölüm çığlıkları barbarı binlerce kez öldürecekti şüphesiz. İçinden düşündü: "İyiki ölmemişsin Corax. Mask"in hizmetçisi olmasa çoktan ölmüştün. Bu gnome gerçekten benim aldığım zevki arttırıyor. Ama bunu ona hissettirmemeliyim.". Estebin hemen yüz ifadesini düzeltti. Aklından ilk geçen vahşi nefret, intikam ve öldürme içgüdülerinden sıyrılınca Corax ve Nodaril"in aşkını da düşündü. Kendininkine ne kadar da benziyordu. Bir elf kadını ve bir insan erkeği... Cinsiyetler dışında her şey aynıydı. Umutsuzca Crinn"i tek elf aşkını andı. Sonra konuyu kafasından uzaklaştırmaya çalıştı. Aynı anda yüz ifadesini kontrol etmek çok zordu ama bu Estebin"in işiydi, duygular denizinde boğulmamalıydı. Barbarın parçalarına ayırdığı çırağını düşünüp nefretini tazeledi. Nodaril hevesle ayağa kalktı ve gülümseyerek yere düşmüş gnome"la konuştu: "Corax, bak beni iyileştiren ... arkadaşa teşekkür bile etmedik...". Corax zaten teşekkür etmekten yana değildi. Onların leş hayatlarını kurtarmıştı onlarca sevdiğinin acılarını azaltmışlardı. Daha hala ona bir can borçluydular. Nodaril hala gnome"la konuşmak için çabalarken Corax Nodaril"i gitmek için yönlendirmeye çalışıyordu. Güle güle demek bile onun adeti değildi. Kimseye teşekkür etmediği gibi kimseden teşekkür de beklemiyordu. Teşekkür için bir şeyler yapanlar zaten cehenneme gitsindi, karşılığında bir şey bekleyeceksen onu alamama ihtimalini de düşüneceksin diye düşündü. Yapılan bir şey artık hayata geçmiştir, onun için alacağın ya da söyleyeceğin teşekkür onu değiştiremeyeceğine göre zaten bir anlamı yoktur.

Nodaril kıvrak bir şekilde kolaylıkla barbarın ellerinden kurtuldu ve ayağa kalkmaya çalışan gnome"a yardım etti: "Selamlar, ben Nodaril. Bir büyücüyüm, ve bu da savaşçı arkadaşım Corax" diyerek barbarı gösterdi. Corax somurtarak sıkıldığını belli eder bir halde gözlerini kısıp yüksek içten bir nefes verdi: "Evet harika ben de Corax şimdi yabancılar bizim biraz işimiz var burda daha fazla duman isin içinde beklemek istemiyorum ve biz de gidiyorduk değil mi Nodaril?". Gnome tam konuşmaya başlayacakken Estebin yeniden ileri atıldı ve elini barbara uzattı. "Ben de Floba, ozanlık yaparım. Arkadaşım rahiptir ve beraber dolaşırız.". Estebin barbarın el sıkma gibi bir refleksi bile olmadığını anlayınca havada kalan elini indirdi ve Nodarile döndü. Nodaril gnome"u gülümseyerek izliyordu: "Evet çok da iyi bir rahip. Hangi Tanrı"ya tapıyorsunuz acaba?". Utrik bir anda heyecanlandı ve bağırmaya başladı: "Olmaaazz, olmaaaz! Söyleyemem ismi yasaaaak , Tanrı ismi yasaak. Söyleyemem! Olmaaaz!" diye bağırıyordu. Corax gözlerini kısıp kaşlarını çattı ve güvensizliği bir kat daha arttı. Estebin gnome"u susturdu ve şaşkınlıkla gnome"a bakan Nodaril"e döndü: "Herkes bu Tanrı"yı kendisi bulmalıymış bu yüzden yalnızca müritlerine ismi açıklanıyor. Ayrıca Tapınaklarını da çok gizli kurmuşlar ve ben de hiç ayin yaptıklarını görmedim doğrusu. Sanırım illüzyon yapmada değişik bir yetenekleri var." Diyerek konuyu değiştirmeyi denedi. Gayet de başarılı olmuştu, Nodaril hemen kendisinin de illüzyon yeteneklerine sahip olduğundan bahsetmeye başlamıştı bile. Fakat barbar için konu değişmemişti. Konu artık tapınaklarının neden gizli olduğu, tanrılarının adının neden gizli olduğu ve ayinlerini neden gizli yaptıklarıydı. Kara Ölüm büyücüleri hakkında bile bu garip rahip hakkında bildiğinden daha fazlasını biliyordu (Aslında bunun nedeni eski bir yol arkadaşının ölüm büyücüsü olmasıydı). Kafasında bu rahibin oluşturabileceği tehditleri göz önünde ulunduruyordu. İlk izlenimlerinden edindiği gibi bu adamlarla ilgili garip bir şeyler vardı ne kadar savunmasız gözükseler de onların da bu kadar hayatta kalmasını sağlayan birkaç duadan daha fazlası olmalıydı. Nodaril sonunda: "Ben de illüzyondan anlarım, belki yeteneklerimizi paylaşırız?" dedi. Utrik coşkuyla el çırparak hoplayıp zıplamaya başladı: "Aaa ne güzel olur ne güzel olur! Demek sizinle geliyoruz yaşasııın yaşasıııın!". Sonra bir an sustu. Corax gözlerini sonuna kadar açmış gnome"a bakıyordu. Sanki "Aklından bile geçirme!" dermiş gibiydi.

Estebin de bu fikri tehlikeli bulmuştu. Vahşi barbar hakkında bilgi edinmek mantıklıydı ama havadan sudan bile hır çıkartan sinirli adama tahammül etmek imkansızdı. Önünde sonunda kimliklerimiz açığa çıkabilir diye düşünüyordu. Kızgınlıkla Utrik"e baktı: "Onlarla gideceğimizi kim söyledi. Hem onlar seni istemezler zaten!" dedi. Nodaril mutlulukla "Elbette isteriz lütfen gelin" dedi. Corax"ın kaşlarını çatıp ona baktığını görmezden geliyordu. Corax acaba onu iyileştirmedi de büyüledi mi diye düşündü. Bunu kesinlikle yalnızken Nodaril"le konuşacaktı. Neden her gittiğimiz yerde karşılaştıklarımızı it sürüsü gibi peşimize takıyoruzki? dedi içinden. Mutlaka bunun bir açıklaması olmalıydı. Estebin bu sefer de gnome"a güvenecekti. Belki de bir planı vardı kim bilir?. Belki de Mask onun kulağına bir şeyler fısıldıyordu. Özüntülü içten bir sesle "Biz bu kasabada kalacaktık ama her şey yok oldu" dedi Estebin. "Belki de sizinle gelirsek bu bizim için de daha iyi olacak" Corax şimdi ozanı inceliyordu. Onunla ilgili gözden kaçırdığı bir şeyler vardı. Gnome"la fazla kafasını yormuştu belki de asıl bu adamı incelemesi gerekiyordu. Özüntüyle konuşurken yüzüne baktı, ellerine vücuduna baktı. Bir gariplik bir farklılık arıyordu ama bulamıyordu. İçgüdüleri büyük bir tehlike seziyor ama duyuları onları yalanlıyordu. Sonunda paranoyasının mantıksız olduğunu düşündü ve daha fazla onları incelemeye karar verdi. Evet gözlerini onlardan ayırmayacaktı, yabancılar kesinlikle güvenilmezdi. Aralarında anlaşan Nodaril Utrik ve Estebin mutlulukla birbirlerine baktılar sonra hepsi aynı anda Corax"a baktı. Nodaril ayrı bir dikkatle bakıyor söyleyeceklerini olumlu yönde etkilemek için gülümsüyor ve yabancılara güvendiğini gösteriyordu. Corax düşünceli ve sessizken bir anda konuştu: "Ozanları sevmem hatta çoğundan nefret ederim, bir çoğunu da yalnızca kötü çaldıkları ve söyledikleri yaptıkları şebeklikler nedeniyle haklı olarak öldürmüşümdür. Rahipleri her zaman takdir etmişimdir ama senin gibi ufacık ve zayıf bir rahip doğada nasıl hayatta kalacak hala hiçbir fikrim yok ama bu da zaten senin sorunun sanırım. Yine de Nodaril"i iyileştirip bana onu iyileştirmenin diğer yollarıyla uğraştırtmadın ve yardımcı oldun. Bu yüzden gelebilirsin." Tekrar Estebin"e döndü: "Sen! Sizlere yardım ettim siz de bana yardım ettiniz bu yüzden sizin bu yardımlaşmanın şerefine sadık kalacağınızı umuyorum. Aksi halde..." eliyle boğazını keser gibi sert bir işaret yaptı. "Sizlere güvenmiyorum ve sizden de güven beklemiyorum, şimdi her ne cehenneme gidecekseniz sizi oraya götürelim ve sonsuza dek ayrılalım!". Bu arada Nodaril belli yerlerde Corax"a kaşlarını çatıp kızgın hareketler yapıyordu fakat barbar hepsini görmezden gelip istediği her şeyi söylemişti. Nodaril daha fazla kimsenin konuşmamasını (özellikle Corax"ın) sağlamak için hemen atıldı: "Öyleyse hepimiz anlaştık hadi yola çıkalım!". Estebin elini uzattı ve Nodaril elini memnuniyetle sıkarken "Çok teşekkür ederiz" dedi. Yüzünde en tecrübeli hırsızların bile fark edemeyeceği hafif bir gülümseme vardı.
Last edited by Raistlin on Fri Aug 15, 2003 9:25 am, edited 1 time in total.
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Dört kişilik bu garip grup yangının rüzgarla yayılmadığı tarafından ormana girdiler ve biraz ilerledikten sonra Utrik"in "Tanrımla görüşmeliyim bu önemli çok önemli tanrım beni çağırdı" diye sürekli konuşmaya başlamasından dolayı durdular. Bir anda Utrik yokoldu. Corax hızla kılıcını çekti ve "Nerullun iblisi..." diye fısıldadı. Nodaril zar zor onu sakin olması için ikna etti. Estebin barbarın sürekli bitmez tükenmez tehditkar bakışlarından gözlerini kaçırıp başka şeylerle ilgilenmeye çalışıyordu. Sanki barbar her an her saniye üzerine saldırıp onu parçalarına ayıracakmış gibi hissediyordu. Aklına sürekli barbarın insanları nasıl yediği ve etlerini kemiklerinden nasıl sıyırdığı geliyordu. Üzerinde korkunç bir baskı hissediyordu fakat bunun yalnızca barbardan kaynaklanmadığını da düşünüyordu. Sanki bir şeyler beynine girmeye onu açmaya çalışıyordu. Estebin huzursuzlukla sürekli hareket ediyor, beynine girmeye çalışan şeyleri kovmaya çalışıyordu. Bir anda Estebinin üzerindeki baskı yokoldu. Barbar dinliyor gibiydi. Gözlerini kısmış yere göğe bakıyor ve bir yöne doğru bir sağ kulağını bir sol kulağını yöneltiyordu. Sessizce konuştu: "İki kişi... Birinin adımları kısa... Diğeri uzun boylu ve ağır...". Artık gözleri kapalıydı, o yönü gösterdi: "100 feet..." Birden yayını çekti ve o yöne doğrultup kulaklarını açtı. Estebin de sesleri duyuyordu fakat barbarın yeteneğini takdir etmişti. Muhtemelen en iyi hırsızları bile rahatlıkla duyabilirdi. Ama uyurken de duyabilir miydi acaba? Hafifçe gülümsedi. Sonra Nodaril bir büyü yapmaya başladı ve açıklıkta ufacık gnome ve 1.90lık dev bir suret göründü. Barbar yayını çoktan doğrultmuş yanlış bir hareket bekliyordu. Nodaril görüntüsünü bulanıklaştıran bir büyüyü bitirmişti. O anda önlerindeki gnome da bir büyü yaptı ve 2 suret kampın ortasından beliriverdiler. Corax daha yakınına gelmiş olan dev half-orc rahibe yayını çevirmişti. Tam kalbine nişan almıştı ve yüzünde sert bir ifade vardı. Utrik neşeyle konuşmaya başladı: Bu rahip Mielikinin rahibi ve bizim dostumuz. O da bizimle gelebilir mi?" Nodaril sakinleşmişti dev rahibe baktı, şimdiye kadar hiç böyle bir rahip görmemişti ve ilginç gelmişti: "Evet sanki duymuştum. Mielikinin half-orc rahibi. Hikayenizi kesinlikle dinlemek isterim..."
"SAÖMALIK! Mieliki böyle bir yaratığı "ASLA" rahibi yapmaz! Ne zamandan beri insan eti yiyen yaratıklar rahip oluyormuş?" derken Corax"ın yüzünde sinsi bir gülümseme vardı.

"Corax peki bu semboller nedir? Üzerine Mielikinin sembollerini takmış görmüyor musun?" Yeorde başını eğerek tanrısının ismini onurlandırdı. Nodaril artık emindi. Half-orc bir rahipti. "Ne yani "bu" da mı bizimle gelecek?" dedi Corax, yayını hala kalbine nişanlamış tek kasını bile oynatmamıştı. Yeorda kalın bariton sesiyle: "Evet sizinle geleceğim, Mieliki size yardımcı olmam için yolladı beni!". Corax yüksek sesle bir kahkaha attı sonra tüm kuvvetiyle sinirli bir şekilde bağırdı "Öyleyse Mieliki çıldırmış olmalı!". Nodaril kızarak gerilmiş yayın önündeki okun önüne geçti: "Sen nasıl bir Tanrı"yı yargılarsın Corax! Onun çıldırmış olduğuna sen mi karar vereceksin? Sen kendini Tanrı mı sanıyorsun!". Corax yayını gevşetti. Okunu sadağına geri koydu fakat sürekli half-orc"un nefret ettiği pis suratını izliyordu. Yüzünde hafif bir gülümsemesi vardı ve alaycı bir şekilde konuşmaya devam etti: "Ben de o incik boncuğu üzerime geçirip bir Tanrı"nın adı söylenince eğilebilirim. Göreceksin Nodaril sonunda ben haklı çıkacağım. Burada gördüğün insanlardan ve..... (Yeordaya bakarak) hayvanlardan... hiç biri göründüğü şey değil. Göreceksin..." Bu arada yayını sırtına geri astı ve kendi dudaklarını gizleyerek sessizce fısıldadı"Sayende izlemem gereken 3 kişi var artık. Birinin yanlış bir hareketinde hepsinin kafasını sana sunmak görevim oldu sanırım. Onlar tehlikeli adamla..." derken Nodaril gülümsemeye çalışarak: "Hadi gidelim" dedi. Grupta en önde Nodaril ve Yeorda konuşurken. Arkalarında Estebin ve Utrik fısıldaşıyorlardı. En arkadan gelen Corax Yeorda"ya tiksintiyle bakıyor, Nodaril"in yanında olduğu için en ufak ters hareketini bekliyordu. Kıskançlıktan gözü dönmüş Corax zihninde Yeorda"yı yüzlerce farklı şekilde öldürüyordu. Belki böylece içinde biriken vahşeti engelleyebilirdi. Zihni tamamen Yeorda"ya odaklanmış dudaklarından dışarı çıkmış dişlerinden yeşilimsi derisine ve düz alnına kadar her noktasını kafasına kazıyor ve onun ırkına duyduğu nefretini kinini yavaş yavaş besliyordu.

Bu arada Estebin ve Utrik"in fısıldaştığının farkında bile değildi: "Estebin, tanrımız ittifak yapmamızı istiyor. Büyük bir savaş, barbar müttefik olabilir." Hafifçe gülümsedi ve devam etti: "Cezasını alacak ama henüz değil... "
"Lonca?..."
"Gitmiş... Hepsi ölmüş... Herkes... Tapınak... ". Gnomun gözleri buğulandı ve dudakları titredi. Sessizce içini çekti. Estebin gnomun sırtına hafifçe vurdu: "Merak etme hepsinin üstesinden geleceğiz... Loncaya zarar vermiş herkesin..." İfadesizce arkalarından gelen barbara baktı.

Nodaril Yeorda"nın hikayesini dinledi ve bazen hüzünlü bazen mutlu bazense korku dolu hissetti. Orklardan nefret etmesine ve tiksinmesine rağmen ve Yeorda da şiddetle atalarının korkunç ifadelerini ve çirkinliklerini zihninde canlandırmasına rağmen doğasını yenip içini güzellikle ve iyilikle doldurabilmiş bir varlık olduğu için Yeorda"yı takdir etmişti. Onun tanrısıyla yıkılamaz bağını ve ölümüne bağlılığını muhteşem bulmuştu. Yeorda"yla uzunca sohbet ettikten sonra Corax"ın yanına gitti. Corax ona bakmıyordu, yüzünü bile çevirmiyordu. Kızgın olduğu belliydi. Aslında Corax tepki olarak bunu yapmıyordu. Kendisi tepki vermemek için bunu yapıyordu. Nodaril"e bir kez baksa ona kızgınlıkla korkunç şeyler söyleyecek Yeordayı zihninde kaç kez öldürdüğünü sayacaktı. Bu yüzden ona bakmıyordu.
Nodaril Corax"ın koluna girdi ve beraber yürümeye başladılar. Corax o zaman Nodaril"e baktı ve gülümseyen yüzünü görünce onun da çarpık hafif gülümsemesi ortaya çıktı. Neredeyse dişleri bile görünecekti. Barbarın içten gülümsemesi binlerce kahkahasına bedeldi ve Nodaril bunu biliyordu. Corax elini beline sardı ve Nodaril de Corax"ın kaslı vücuduna kolunu sardı. Arada birbirlerine bakarak beraber yürüdüler ve Estebin geriye baktığında tam da bu bakışmayı gördü. İki mutlu insanın çapkın saf ve mutlu bakışmalarıydı. Estebin kalbinde bir ağrı hissetti ama aldırmadı. Corax"a olan nefreti daha da arttı ve güzel olan iyi olan her şeyi yok etme isteği içinde daha da kabardı. Utrik sanki aynı sahneyi görmüş de Estebinin zihnini okumuş gibi ona baktı ve gizli bir gülümseme fırlattı.
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

şimdi biz bütünüz...

Post by Raistlin »

Böylece grup Corin imparatorluğu topraklarındaki Shinta köyüne doğru yola çıktılar. Yeorda orada lady'si Meiliki'nin kendilerine yardımcı olacağını ve gelişi önlenemez savaşı engellemenin bir yolunu bulacaklarını söylemişti. Corax elbette bunun kesinlikle "mantıksız" ve bir half-orc tarafından söylendiği için "beyinsizce" bir plan olduğundan, savaşın umrunda bile olmadığından yakındı. Nodaril barbarı ormanın içinde ağaçlar tarafından gizlenmiş bir yere çekip hüzünlü gözlerle onun gözlerine bakarak sarıldı:
"Lütfen, Masum insanlar için belki de bir kurtuluş bulabiliriz. Bunu çok istiyorum... Nolur? Bunu benim için yapamaz mısın? Diğer insanları umursamadığını yabancıların hepsinin kötü ve güvenilmez olduğunu düşündüğünü biliyorum ve huzursuzluğunu seninle birlikte hissediyorum ve seziyorum. Bir kez olsun ölecek insanların arasında iyil ve güzel insanların olduğunu ve kurtarılmayı hak ettiklerini düşünemez misin? Bunu benim için yapamaz mısın? Aşkımız için... yapamaz mısın?"

Corax Nodaril'in melodik ve etkileyici sesiyle tüylerinin diken diken olduğunu hissetti ve aşkının ona bu kadar içten bu kadar yakın seslenmesiyle midesine ve kalbine bir ağrı saplandı. Hayatı boyunca çok acı çekmiş korkunç yaralar almıştı hatta cehennem'de ölümün ötesinde bir acıyı bile yaşamıştı; fakat Nodaril'in gözlerinin içine bakarak konuşması onun canını ölümlü ya da ölümsüz hiç bir varlığın, hiç bir işkencenin yakamayacağı kadar çok yakmıştı. 25 senelik hayatında 4 aylık'ken son ağladığından beri ağlamamıştı ama şimdi gözleri kanayana kadar ağlamak istiyordu. Corax'ın köyünde bebekler ağlamamak için eğitilirdi, böylece barbarlar sonsuz bir sessizlik içinde onların beyinlerini yakıp kavuran korkunç öfke ve delilikten uzaklaşmaya çalışırlardı. Corax sesi titreyerek onu hüzünle süzen Nodaril'in gökler kadar muhteşem denizler kadar engin badem şeklindeki gözlerine baktı. İnsanüstü güzelliği karşısında nefesi her saniye yeniden kesiliyor ona bakmak, dudaklarının yakınlığını düşünmek bile kalbini durduruyor sonra barbar bir an nefes alınca tüm hayat fonksiyonları yeniden yerine geliyordu. Bariton ve derin sesine rağmen arada titreyen hafif bir ses tonuyla konuştu:

"Senin için binlerce insanı kurtarmam ya da binlerce insanı öldürmem gerekseydi ya da ruhumu satmam gerekseydi bir an bile tereddüt etmezdim. Senin için binlerce yıl acı çekmem ya da sonsuz bir karanlık içinde ölümün nefesine binlerce yıl yaşamam gerektiğini söyleseler yine de yapardım. Senin için... Tanrı'mdan bile vazgeçerdim. Bu... varlık düzleminde senin dışında benim için anlam taşıyan hiç bir şey yok... Senin için vazgeçmeyeceğim hiç bir şeyim yok..."
Ve korkunç bir şehvetle öpüştüler. Nefesleri birbirine karışırken gözleri tamamen kapanmış ikisi de varlıklarını birbirine emanet etmişler ve ruhları bu dünyadan arınmıştı. Zihni bulanmış Corax bu anın hiç bitmemesi için bildiği tüm Tanrı'ların isimlerini kendi kendine tekrarlayıp onlara yalvardı. Nodaril için herşeyini kaybetmeye razıydı... Hiç bir şeyin önemi yoktu.

Barbar'ın uzamış sakalları Nodaril'e batıyor fakat dudaklarının birbirine dokunması'yla hissettiği mutluluk ölüm acısını bile hissetmesini engelleyebilirdi. Corax ve Nodaril'in kendisininkine dayanmış vücudunu hissediyor, her yerinin müthiş bir zevkle sanki bağırdığını duyuyordu. İkisi de bir anda çırpınan kanat sesleriyle irkildiler ve Corax şimşek gibi kanat seslerinin yönüne doğru dönüp vücudunu Nodaril'in önüne siper etti. Eli çoktan kılıcının kabzasını kavramıştı bile...

Nodaril deminden beri kafasındaki sesin ne olduğunu artık netçe duyabiliyordu: "Usta! Usta! İyi misin? Bu adam sana zarar vermeye mi çalışıyor? Neden cevap vermiyorsun? Usta Noolur konuş!"
Nodaril şaşkınlığı arasından Corax'a seslendi: "Dur lütfen o benim arkadaşım ona zarar verme."
Corax da zaten kuşa zarar vermeyi düşünmüyordu. O daha büyük bir tehditin olup olmadığını kontrol ediyordu. Aşk'ın şehvetiyle bulutlanmış zihni aydınlığa kavuşurken dokunma ve koklama dışındaki hisleri de yerine gelmeye başladı. Hemen sakinleşti ve Melisto'nun hafifçe süzülerek Nodaril'in hafifçe kaldırdığı sol koluna konmasını izledi. Bu arada Nodaril üstün zekalı familiar'ı Melisto'ya empathic link'i ile Corax'ın aşkı olduğundan ve ona zarar vermediğinden bahsetti. Melisto hemen bu koca vahşi görünüşlü adamın Nodaril için önemini kavradı.
"Pek sana göre değil gibi geldi bana ama... sen daha iyi bilirsin usta. Geçen sefer seni etkilemeye çalışan o şaklaban büyücü elf'ten daha iyi olduğunu düşünüyorsun sanırım. Yalnızca görüntünün aldatıcı olduğunu umuyorum" diyerek korkak bakışlarla Corax'ı süzdü ve barbarın kendisiyle konuşması karşısında irkildi:
"Selamlar doğanın muhteşem yaratığı... Sanırım tanışmadık. İsmim Corax Tigerheart. Seninki nedir?"
"Ben... ben... Melisto... sen... şey..."
Nodaril gülümseyerek Corax'a sorgulayan bir bakış fırlattı. Takdir etmiş bir şekilde kaşlarını hafifçe kaldırıp başını onaylar gibi salladı. Corax:
"Eskiden bir ölüm büyücüsü ile bir süre beraber yolculuk ettim. Onun da konuşan bir yılanı vardı. Yılan'ı boynuna sarılmış gördüğümde neredeyse kafasını koparıyordum fakat büyücülerin bu yakın arkadaşları hakkında bir çok bilgi edindim. Ya da en azından Nerak'ın bana söylediği kadarı hakkında..."

Bir süre daha konuştular ve Nodaril özlediği familiar'ını sevip besleyerek hasret giderdikten sonra bir anda grubun geri kalanını ne kadar uzun zamandır beklettiklerini hatırladılar. Karanlığın çöktüğünü şaşkınlıkla farkettiler ve grubun geri kalanını görmek için en son bıraktıkları yere gittiklerinde çoktan kamp kurmuş olduklarını gördüler. Estebin ve Utrik sinirlerini gizlemeye çalışıyor ve çok da iyi başarıyorlardı; fakat Yeorda cleric olmasının verdiği sakinliği ve hoşgörüyü kaybetmek üzereydi ve onun yerine damarlarında yanan ork kanı yüzünden kendini kaybedecekti; fakat bunun Meiliki'nin bir sınaması olduğunu düşünerek kendini doğanın ruhu dinçleştiren ve dinlendiren sesli sessizliğine verdi. Tanrı'sı barbar'ın ve en önemlisi büyücünün güçlü müttefikler olduğunu ona fısıldamıştı. Eğer ikisinin devam etmeye ikna olmalarını beklemek için yalnızca bir gününü kurban etmesi gerekiyorsa buna katlanmaya razıydı.

Corax 15 dakika süren bir avlanmadan elinde kocaman bir geyik'le geri döndü. Hiç bir normal insanın kullanması mümkün olmayan çift kirişli yayından fırlayan ok hayvanı delip geçmiş ve sessiz hızlı bir ölüm vermişti. Barbar kolayca ve hızlıca bir ateş yakıp hayvanın derisini yüzdü ve tahtadan bir düzenek kurarak yemeği pişirmeye başladı. Nodaril bütün ısrarlarına rağmen geyiği yemeyi reddetti hatta sanki biraz üzülmüş gibiydi. Yeorda, Utrik ve Estebin taze çatırdayan etin davetkar kokusuna karşı koyamayarak etten birer parça yediler. Nodaril değişik bir iki toz serperek etin daha muhteşem bir tada kavuşmasını sağladı fakat ufak cüppesine sığması imkansız gibi gözüken çıkardığı meyveleri yedi. Corax baharatın tadını çok beğendi ve keyiflenmiş bir şekilde 3 kişilik et yedi. Utrik'in çantasından çıkardığı elf şarabı da paylaşıldı. Corax kendisinde çok daha muhteşem bir şarap olduğunu savundu; fakat bu şaraptan da en az 2-3 bardak dolusu içmişti. Estebin karşılarına çıkabilecek tehlikelere karı silahlanmak için yol üzerinde bir yere uğramayı teklif etti. Grup tok mutlulukla onaylarken Corax düşünceli bir şekilde sustu; fakat hiç kimsenin dikkatini çekmedi. İyice akşam olduğunda Corax sonraki gün öğleden sonra Estebin'in önerdiği şehirde buluşmayı teklif etti ve ardı arkası kesilmeyen kendisinin nereye gideceği sorularına sertçe bol bol "işi olduğu" ve "başkalarını ilgilendirmediği" cevaplarıyla geçiştirdi. Eşyalarını toplayan Corax Nodaril'in elinden tuttu ve kulağına fısıldadı:
"Bu gece aşkımızı kanımızla bağlayacağım" dedi. Nodaril şaşkınlıkla Corax'a baktı ve yüzünde her zamanki biliçsizce çapkın çarpık gülümsemesini gördü. Gözleri parlayan Nodaril kamptakilere el sallayıp güle güle diyerek kendisini çekiştiren ve gruptakilere değil selam vermek dönüp bile bakmayan Corax'ın arkasından hızla uzaklaştı. Melisto Nodaril'in biraz üstünde uçuyor, karanlıkta yaklaşacak bir tehlike olması ihtimaline karşı çevresinde süzülüyordu.

"Melisto kendi başının çaresine bakabilir mi? Gideceğimiz yer onun için biraz tehlikeli olabilir."
Nodaril şaşkınlıkla Corax'a baktı: "Neden tehlikeli bir yere mi gidiyoruz? Tehlikeli olan nedir?"
"Benim arkadaşlarım senin kuşundan biraz daha vahşi... Aç olma ihtimalleri var ve nazik bir kuşu yemekten çekinmezler gibi geliyor bana Üstelik aşkımı bir kuşla paylaşmak zorunda kalırsam ben de tehlikeli olabilirim diyelim... " Nodaril ortak dilde Melisto'ya seslendi ve kamptakileri takip etmesini emretti. Melisto biraz üzülüp sinirlendiyse de boynunu ve gagasını okşayan Nodaril'e başını sürtüp bir çığlık atarak uzaklaştı ve "Emredersin Usta" diyerek uçup gitti.

Corax sonunda yaşadığı yerin önündeki ağaç labirentine ulaştı. Ormanı ve sessizliği müthiş keskin kulaklarıyla dinledi ve tatmin olarak izlenmediklerine karar kıldı. Ağaçlar ve sarmaşıklarla gizlenmiş ağaçların arasında bir eli Nodaril'in elinde ilerledi. Nodaril kısa sürede yön bulma yeteneğini kaybetmiş, kendini sağını solunu bile karıştırır bir halde bulmuştu. Her yanı birbirine benzeyen karanlık sık ağaçlar arasında Corax müthiş bir eminlikle ilerliyor Nodaril ayak uyduramayınca hafifçe ona bakıp gülümsüyordu.

Nodaril acaba barbar'ın onu hangi korkunç mahzene götürdüğünü merak etti. Herhalde burada yaşıyor olamazdı... Barbara bir kez daha baktı... Evet aslında... tekrar düşününce... Olabilirdi! Sonunda Corax yosunlu bir kaya gibi gözüken bir ilüzyonun içinden geçti ve Nodaril'de elini tutmaya devam ederek onu takip etti. Çok güçlü bir ilüzyon büyüsüydü hatta bir anahtar olmadan girilmesi mümkün değil diye düşündü Nodaril. Barbar'ın böyle bir mekanı bulmuş olması mümkün değildi. Kesinlikle bir ratlantı sonucu buraya varmak mümkün değildi.

Bir anda kendini bir mağarada buldu. Büyülü beyaz ışıklar mağaranın iki yanında hızla yanmaya başladı ve karanlığı kovdu. Mağaranın sağ ve sol duvarında siyah obsidyenden oyulmuş iki savaşçı heykeli vardı. Corax ikisine ciddiyetle bakıp bağırarak konuştu: "Bu Nodaril... Ona bir zarar gelirse ikinizi de ufak parçalara bölüp cehenneme yollarım!!! Buradan istediği gibi geçebilir ve istediği yere gidebilir!"
heykellerin konuşmayan ağızlarından derin sesler aynı anda yükseldi: "Nodaril... Zarar verme... Herşeyi yapabilir..."
"Evet aynen öyle! Emirler anlaşıldı mı!"
"Anlaşıldı... efendim..."
Nodaril kara taştan yapılmış ellerinde dev kılıçlar taşıyan Golemlere baktı. Korkunç bir kara büyünün eseriydiler. Yanlarında durmak bile olmayan gözbebeklerinin kendisini süzmekte olduğunu düşünmek bile insanın içine
önlenemez bir korku salıyordu. Tüm tanrılar adına... bir insan burada nasıl yaşayabilirdi???

Corax mutlulukla mağarada ilerledi. Nodaril'e ciddiyetle mağaranın yürüyebileceği kısmını gösterdi ve başka bir taraftan yürümeye hatta uçmaya bile kalkarsa soluduğu havanın kendisinin dönüşeceği asitlerin etlerini eriteceğinden zehirin ciğerlerini patlatacağından ve sonsuza dek yokolacağından gülerek bahsetti. Nodaril kaşlarını çatıp, korkuyla sordu: "Bunların hiç birinden korkmuyor musun? Hem buradaki her şey nasıl büyülü olabiliyor? Bu çok mantıksız... Tanrım! Bu korkunç sesler de ne!"

Korkunç yaratıkların aksi ve sinirli hırlamaları ve vahşi ulumaları duyuldu. Bir anda 2,5 metre boyunda 2 gri renkte kurt kenardan göründü. Kırmızı parlayan gözleri mağaranın sonundan gözüktü. İnanılmaz bir hızla mağaraya giren misafirlerine doğru koşmaya başladılar. Nodaril hemen ellerini keselerindeki değişik büyü elementlerine atarken Corax eğlenir bir tavırla silahını çıkarıp duvara yasladı ve kollarını iki yana açıp kurtlara doğru ilerledi. Nodaril bir kendini bile savunmayan Corax'a bir de koşan dev kurtlara baktı. Kurtlar bir anda barbarın üstüne atlayıp onu yere devirdiler ve her yerini koklayıp sevinç gösterilerinde bulundular. Bu arada diğerlerinden daha büyük beyaz bir kurt vahşice hırlayarak Nodaril'e kafasını eğmiş kuyruğunu bacaklarının arasına almış tehditgar bir şekilde yaklaşıyordu... Corax yerden hızla kalkıp Nodaril'in yanına koştu ve önüne geçti. Sağ elinin işaret parmağını sinirle indirip kaldırarak kurta şiddetle bağırıp çağırdı:
"HAYIR TORDİN! O yemek değil. YEMEK DEğİL! Git dışarda avlan çabuk!" diye bağırdı ve ağlamaklı sesler çıkaran dev kurt kafasını sahibinin bacağına sürttü. Corax hayvanın başını şiddetle sarsarak neredeyse vuran bir şiddetle sevdi. Hayvan mutlulukla ilginç sesler çıkarıp çıkışa doğru koşturdu. Diğerleri de onun arkasından koştururken mutlulukla uluyup bağırışıyorlardı. Nodaril kurtların inanılmaz bir şekilde barbarın kendisine gösterdiği yoldan geçtiklerini farketti.

"Tanrım! Böyle korkunç bir yerde böyle korkunç hayvanlarla yaşıyorsun!"
"A demek mağaramı bu kadar beğendin. Kurtlarım da çok güzeller değil mi? Bana ölümüne bağlıdırlar ve normal bir kurttan daha büyük ve daha güçlüdürler! Daha zeki olduklarını söylememe bile gerek yok sanırım..."
"Nasıl? Bana kendini anlat... Lütfen... Nasıl oldu da burada yaşıyorsun?"
Corax içten gürültülü bir kahkaha attı:
"Hepsinin sırası gelecek sen merak etme... şimdi benimle gel. Seni neden buraya getirdiğimi de anlayacaksın..."

Mağaranın kudretli yüzlerce metre yükselen kubbesini ve sonsuza kadar uzuyormuş gibi gözüken bacasını gördüler ve Nodaril barbar'ın yemek pişirdiği yerin mağaranın tam ortası olduğunu öğrenince gülmekten kendini alamadı. Corax Nodaril'i dev mağarada bıraktı ve kilerine gitti. Bir kaç odaya daha uğradıktan sonra geri döndü. Elinde iki tane elf'in tabak barbarınsa bardak diye nitelendirdiği kocaman kaplarda şarap getirmişti. Bir de gümüşten yapılmış oymalı üzerinde kaplan şeklinde süslemeleri olan muhteşem bir kap getirdi. Önce elf şarabından içtiler ve Nodaril bu şarabın Utrik'inden güzel olduğuna ikna oldu. Yüzlerce yumuşacık postun üst üste konmasıyla oluşmuş yatakta yatan Nodaril, Corax'ın mağarayı hayatını kurtardığı arkadaşlarının nasıl kendisi için tasarladıklarını, en çok uğraşıp kanıyla canıyla Corax'a yardım edenin de Dark Elf bir ölüm büyücüsü olan Nerak olduğunu dinledi. Nerak'ın Corax'a özel bir ilgi duyduğunu ve kılıcı kendisine verenin de o olduğunu öğrendi.

Bunları konuşurken bir anda Corax sustu ve Nodaril'e baktı. Nodaril de gülümseyerek onun yüzünü izliyordu. Corax yavaşça Nodaril'e doğru yaklaştı. Kalp atışları yine onu öldürecek gibi hızlanmıştı. Her saniye kalp krizi geçirecek gibi oluyor, ayakları uyuşuyordu. Midesi istemsizce kasılıyor, boğazı kuruyordu. Nodaril sakince oturup izliyordu. Aslında içinde fırtınalar kopuyor fakat Corax'a belli etmek istemiyor onu aşkıyla daha fazla çıldırtmaya çalışıyordu sanki. Sonunda ufak oyunundan vazgeçti ve dakikalarca öpüştüler. Sanki dakikalarca denize dalmış ve sonunda nefessiz kalmış gibi soluyorlardı:
"Doğdum, yaşadım ve öldüm. şimdi yeniden hayattayım fakat dudaklarına her dokunduğumda yeniden doğuyorum, öpüştüğümüz her saniye yaşadığımı hissediyorum ve durduğumuz anda da ölüyorum! Sana dokunamadığım her saniye beynimi kemiren ve yakan bir cehennem hissediyorum. Oysa her dokunduğumda sonsuz bir huzur ve mutlulukla doluyorum. Bana ne büyüsü yaptın Nodaril? Ben sensiz artık nasıl var olabilirim?"
"Aynı büyüyü sen de bana yapmışsın Corax. Sanki bir kum fırtınası beni yutmuş ve beni yüzlerce kez çeviriyor. Durmaya çalışıyorum ama mümkün değil. Benim için de bu hayat sensiz yaşanması mümkün olmayan bir çöl olurdu. Ve o çöldeki tek su sen olurdun..."

Corax ve Nodaril birbirlerine sarılıp mutluluklarını paylaştılar. Corax Nodaril'in elini tutup bir yüzük taktı. Nodaril çok güçlü bir büyünün vücudunu sardığını hissetti. Corax'a baktı ve o da aynı yüzükten bir tane takıyordu. Yüzük Corax'ın zırhındakiyle aynı motiflerde bir kaplan resmine sahipti. Siyah bir metalden yapılmış yüzüğün üstündeki kaplan motifleri gümüştü ve büyülü bir aura ile parlıyordu:
"Bu yüzükleri çok güçlü bir şaman olan babam bana verdi. Bu yüzüğü takan kişi aynı yüzükten verdiği insan'ın acısını paylaşır ve onu korurmuş. Artık senin canın yanarsa benim de canım yanacak ve kanımla canımla seni koruyacağım. Yanında olmasam bile aslında yanında olacağım ve vücudum senin kalkanın olacak. Karanlık bizi alana kadar... karım olur musun?"
Nodaril postların üzerinde sarılarak yattığı Corax'ın yüzüne baktı. Kendine hakim olup ciddiyetle konuştu: "Olurum ama bir şartım var..." Corax ciddileşerek onu dinliyordu. "Sakalların çok uzamış biraz kes yoksa öpüşürken beni öldüreceksin!".
"Sen iste kafamı da keserim!"
İkisi de gülmeye başladı. O anda Corax dikçe oturdu ve avucunun içine ufak bir kesik attı. Damlayan kanını gümüş kasede biraz biriktirdi. Nodaril ilginç rituel'i dikkatle izledi. Sonra Nodaril'in elini aldı ve avucunu açtı. Nodaril dişini sıkarak acıyı hissetmemek için önlem aldı. Corax ufak bir çizik attı ve Nodaril'in yüksek elf ve nymph kanı gümüş kasenin içinde Corax'ınkiyle karıştı. Kanayan sağ ve sol ellerindeki yaralarını birbirlerine dayadılar ve önce Corax kaseyi kaldırdı ve bir yudum içti. Nodaril bu sahne karşısında şoke olsa da belli etmedi. Hiç bir zaman barbarların çok normal olduğunu düşünmemişti. Üstelik aşkı için bu kadar fedakarlık pek de önemli değildi. Onun için değil kanını gerekirse canını verird. Nodaril bastırılmış bir tiksintiyle nefesini tutarak kaseyi aldı ve aynı şekilde içti. Sıcak kan ağzında hiç beklemediği inanılmaz hoş bir tad bırakarak midesine doğru indi ve ateş gibi yanan sıcaklığı tüm vücuduna yayıldı. Kanı içmekten ne kadar müthiş bir haz aldığını kendi kendine bile itiraf etmekten korktu. Sonra içinde bir kalp atışı daha hissetti. Bu kalp kendisininki kadar hızlı atıyordu fakat çok daha kuvvetli adeta gümbürdeyerek atıyordu.
"Artık kanımız da bir... şimdi biz bütünüz..."

Nodaril barbar'ın vücudunu dokunmasa da hissediyordu ve onun vücüdunun ne haykırdığını biliyordu; çünkü aynısını da kendi vücudu çılgınlar gibi bağırıyordu. Artık sakalların ya da başka bir şeyin önemi yoktu. İşkence çekiyor olsalardı bile farketmezdi. O gece birbirlerinin çarpan kalplerini iki insanın şimdiye kadar hiç hissetmediği kadar yakın hissettiler...

Corax sonraki sabah müthiş bir mutluluk ve dinginlikle kalktı. Hayatında ilk kez kalkıp birini öldürmek istemiyor birini öpmek istiyordu! Yanında Nodaril'in olmadığını farkedince bir an telaşlandı. Acaba o gece yaşadıkları bir rüya mıydı? Hayır bir rüya bile Nodaril'in müthiş güzelliği karşısında sırıtırdı. Hiç bir varlık böyle müthiş bir güzelliği kafasında bile canlandıramazdı! Evet dün gece gerçekti fakat şimdi o nerdeydi? Cevap alamayacağını bile bile Nodaril diye seslendi. Korkuyla ayağa kalkıp giyinmeye başladı; fakat Nodaril'in melodik bildik sesi yüreğine su serpti ve adrenalin seviyesini azalttı:

"Burada kilerdeyim, canım..."
Corax pantalonunu ve zırhının altına giydiği gömleğini giyerek kilere hızla ilerledi. Nodaril kilerde yanında beyaz dev kurt'la beraber duruyordu ve önündeki bazı meyveleri kesiyordu. Nodaril dışarı çıkıp meyve toplamıştı. Corax arkasından Nodaril'e sarıldı ve çoktan taranmış altın parlaklığındaki sarı dalgalı saçlarını öptü:
"Günaydın canım. Dışarı mı çıktın? Yolu nasıl buldun peki?"
"Benim de yöntemlerim var" diyerek beyaz kurda doğru bir gülümseme fırlattı. Kurt müthiş bir sevinçle kendi etrafında bir tur atıp heyecanla yeniden yerine oturdu. "Meyve topladım. Sana bize özgü bir kahvaltı hazırlıyorum."
Corax soyulmuş ve doğranmış meyvelerle dolu meyve sularıyla dolu kaseye baktı. Her sabah et yemeye alışık barbar buna rağmen ağzının sulandığını hissetti. Meyvelere hiç bir zaman dayanamamıştı. Nodaril'e de dayanamamıştı zaten!

Nodaril meyve salatasını bitirince dönüp barbarı şehvetle öptü. Corax yeniden yanan kanıyla Nodaril'i kalçalarından havaya kaldırarak kendi boyuna yaklaştırdı ve öpmeye devam etti. Nodaril bu vahşi ve barbar öpüşmeyle içinde müthiş bir zevk hissetse de yeniden batan sakalları bahane ederek barbarı sakinleştirdi. Corax bunu söylediği anda kilerden koşarak ayrıldı: "Hemen geliyorum!"...

Sonunda mucizevi bir şekilde meyve salatalarını yiyip mağaradan ayrılan çift saatin öğlen olduğunu farketti. Grubun diğer elemanlarıyla olan buluşma noktasına ulaşmak için çok az zamanları kalmıştı. Corax yalnızca bıyık ve topsakal bırakmış ve onları da çok kısa bırakmıştı. Nodaril sakalın barbara yakıştığını söyleyerek moralini tazeledi. Corax'ın söylediğine göre köylerinde çok büyük bir üzüntü duyan kadınlar saçlarını keser erkekler ise sakallarını keserlermiş. Bunun dışında ne erkekler ne de kadınlar saçlarına ya da sakallarına dokunmazlarmış.

Nodaril çoğu büyüsünü çalışmak için zaman bulamamış olduğunu farketti. Normalde geceleri çalışıp hemen uyur böylece sabah aklında büyü kelimeleri taze bir şekilde dolanırdı. Ancak şimdi iki gün önce çalıştıklarıyla idare etmek zorundaydı. Nodaril buluşma noktasına hızlı ulaşmak için bir büyü yapacağını söyledi ve Corax da ciddiyetle onu izledi. Nodaril büyüsünü yaptıktan sonra bir süre ilerlediler. Corax uçmayı ya da bacaklarının kuvvetlenmesini bekliyordu. Hiç bir şey olmadığını düşünürken bir anda yürüdüklerinde çok hızlı bir şekilde ilerlediklerini farketti. Sanki aynı anda hem onlar yürüyor hem de dünya onlara doğru yürüyor böylece iki katı hızlı yol alıyorlardı. Böylece hızlıca köye ulaşan Corax ve Nodaril köyü kül ve is içinde yanmış bir halde buldu. Melisto uçarak ustasının omzuna kondu ve diğerlerinin şehirin meydanında onları beklediğinden bahsetti. Yerde yarıklar yoktu ve hiç bir "doğaüstü" güce ait ayak izine rastlamayan Corax, köyün yağmalanmış olabileceğini söyledi. Melisto'nun söylediği gibi köyün meydanına geldiklerinde Yeorda, Utrik ve Floba'yı (!) fark ettiler. Floba yağmaladığı bazı eşyaları ciddiyetle inceliyor. Utrik bulduğu oyuncaklarla değişik ilüzyonlar yaratarak oynuyordu. Elindeki yoyo bir an yılana dönüşüyor etrafındakileri ısırmaya çalışıyor, an makarna haline gelip cansız yere sarkıyordu. Yeorda külle örtülmüş toprakları okuyor bulduğu ufacık çiçeklere matarasından bir damla su döküyordu. Corax üçüne yaklaşırken yeniden sinirlerinin ortaya çıkmaya başladığını hissetti; fakat Nodaril'in elini kendi elinde hissederek kendine rahatça hakim oldu. Bıraksındı Nodaril konuşsun, onun mutluluğu her şeyden önemliydi... Her şeyden...

"Selam arkadaşlar, ne olmuş bu köye? Ne zaman yakıp yıkmışlar biliyor musunuz?" dedi Nodaril.
Floba kara tüylü bir ok gösterdi ve ciddiyetle: "Kara elfler... Herhalde köyü yağmalayalı bir iki gün olmuştur. Sizler kararınızı verdiniz mi? Bizimle geliyor musunuz?"
Nodaril Corax'a çapkın bir gülümsemeyle yan yan baktı: "Evet geliyoruz. Bundan sonra beraber yolculuk edeceğiz..."
Utrik bir anda coşarak bağırıp çağırmaya başladı: "Ollleeeyyyy! Barbar ve büyücü de bizimle geliyor! Artık bizi kimse durduramaz. Herkesi yenebiliriz ve insanları kurtarabiliriz! Ve biz..."
Estebin hemen Utrik'in ağzını kapatıp susturdu:
"Ve biz bu ormanlarda dikkatli olmalıyız. Kara elfler hala geziniyor olabilir." Yeorda saygıyla bir selam verdi ve konuşmaya başladı:
"Bizimle geldiğiniz için teşekkürler. Yolumuz uzun ve tehlikeli. Yardımlarınız bizim için çok değerli ve eşsiz. Mieliki sizi kutsasın ve yolumuzda bize güç versin. Biraz zaman kaybettik fakat kapatılamayacak bir süre değil..."
"O halde hemen yola çıkalım daha fazla ölüm ve yıkım görmek istemiyorum." diyerek tamamladı Nodaril ve grup Shinta köyüne doğru yola çıktı...
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest