Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A
Acılar içerisinde yüzüyorsun.
Ya bırak onlar seni alsın,
Ya da defet onlar senden ayrılsın!
Sadece duygularımın ırmağında sürükleniyordum. Sanki tüm o ölüleri yanımda hissediyor, onlara şarkı söylüyordum. Zehiran, Cervantes ve Dioraveni'nin orada ki varlıklarını çoktan unutmuştum. Ama sonra...
İlyamain sarsılan yer ile birlikte kendisine geldi. Ama bu sarsıntı o kadar kuvvetliydi ki raflarda ki kitaplar, tabaklar ve bardaklar yere düşüyorlardı.
İlyamain yanında havlamaya başlayan kurtarıcıya sıkıca sarındı ve kulağına gelen Zehiran'ın acı dolu seslerini dinledi. Ardından yer sarsıntısı kesilirken İlyamain'in sıkı sıkıya sarılıp orada tuttuğu kurtarıcı da havlamayı kesti.
Bir an ilahi adalet sözlerini düşündü ama Zehiran'ın hem haklı hem de haksız olduğunu düşündü. Denge... Belki de bunların hepsi dengeden kaynaklanıyordu. Sarsıntıyı bile unutmuştu o anda İlyamain. Sadece sözler...
Ardından Zehiran yeniden konuşurken yeniden ona odaklandı.
"Ã?-özür dilerim. Zaman zaman güçlerimin kontrolünü yitiriyorum. Görüyorum ki hepiniz iyisiniz. Evet, Lord Cervantes. Sanırım burayla ilgili bana sorularınız olacaktır."
İlyamain yine de gülümsemeyi başardı. Ev sahibelerinin normal birisi olmadığını anlamıştı tabiî ki de artık. Bunu çok daha önceden anlaması gerektiğini düşünürken buldu kendisini.
Ama fikirlerini dile getirmedi. Sadece sustu ve Cervantes'in anlatacaklarını dinledi. Zaman yoktu ve kapıda bir savaş vardı!
Ya bırak onlar seni alsın,
Ya da defet onlar senden ayrılsın!
Sadece duygularımın ırmağında sürükleniyordum. Sanki tüm o ölüleri yanımda hissediyor, onlara şarkı söylüyordum. Zehiran, Cervantes ve Dioraveni'nin orada ki varlıklarını çoktan unutmuştum. Ama sonra...
İlyamain sarsılan yer ile birlikte kendisine geldi. Ama bu sarsıntı o kadar kuvvetliydi ki raflarda ki kitaplar, tabaklar ve bardaklar yere düşüyorlardı.
İlyamain yanında havlamaya başlayan kurtarıcıya sıkıca sarındı ve kulağına gelen Zehiran'ın acı dolu seslerini dinledi. Ardından yer sarsıntısı kesilirken İlyamain'in sıkı sıkıya sarılıp orada tuttuğu kurtarıcı da havlamayı kesti.
Bir an ilahi adalet sözlerini düşündü ama Zehiran'ın hem haklı hem de haksız olduğunu düşündü. Denge... Belki de bunların hepsi dengeden kaynaklanıyordu. Sarsıntıyı bile unutmuştu o anda İlyamain. Sadece sözler...
Ardından Zehiran yeniden konuşurken yeniden ona odaklandı.
"Ã?-özür dilerim. Zaman zaman güçlerimin kontrolünü yitiriyorum. Görüyorum ki hepiniz iyisiniz. Evet, Lord Cervantes. Sanırım burayla ilgili bana sorularınız olacaktır."
İlyamain yine de gülümsemeyi başardı. Ev sahibelerinin normal birisi olmadığını anlamıştı tabiî ki de artık. Bunu çok daha önceden anlaması gerektiğini düşünürken buldu kendisini.
Ama fikirlerini dile getirmedi. Sadece sustu ve Cervantes'in anlatacaklarını dinledi. Zaman yoktu ve kapıda bir savaş vardı!
"Hayat acı ama kutsal, yaşanması gereken herşey yaşandı. Ã?ekilmesi gereken tüm acılar çekildi. Geri gelmesi gereken tüm hatıralar döndü. Bitmesi gereken delilik bitti. Yeni bir hayat başlıyor, yeni acılar çekilecek, belki de yeni düşmanlar gelecek. Başlaması gereken hayatlar bitecek, bitmesi gerekenler yaşanacak. Hiçbirşeyin önemi yok. Yerüstüne çıktığımdan beri neler neler yaşadım. ne acılar ne eziyetler çektim. Ama hiçbiri geçmişimi bilmemek kadar canımı yakmamıştı. Artık hepsi geride kaldı. Herşey daha farklı artık. Ne olduğumu biliyorum ama ne olacağımı değil. Bir nefret, bir kin yok hiçkimseye ve hiçbirşeye karşı. Sadece kendime karşı bir tiksinti duymayı bekliyordum ama o da yok. Ben neysem oydum. şimdi de neysem oyum. O halim ve bu halim. Aslında birfark yok arada. Ha menzoberranzan ha bu diyar..."
"vith tir cha'kohkev suru vel'bol ph' dos xunin" Burnunu kanatan kuşa ilk tepkisi bu oldu drow büyücüsünün ama onun da bir nedeni elbet vardı. Gülmeyi kesmesine sebep olmuştu bu kuş. Sonra bir anda düşündükleri aklına gelmişti. Geçmişi, karanlıkaltındaki akademide *Ã?ğretim görevlisi* olarak çalıştığı günler *bir Başbüyücü* olduğunu hatırladı Yilmax. Karanlıkaltının kaotik ortamındaki 10. evin büyü ustası Akademinin başbüyücüsü. Gücünün sınırlarını keşfederken olan *o şey* başına gelenler. Sonra kaçışı, hafızasını kaybedişi. Karanlıkaltında çok güçlüyken ve başbüyücüyken burada çırak oluşu. Ama içindeki gücü hissedişi ve sonunda üzerindeki lanetin kalkması. En büyük zaferi olmuştu drow büyücüsünün. Eskiden kara kraliçe adına kötülükler yaparken şimdi kendini dengeyi arayan, dengeyi sağlamaya çalışan bir karaktere sürükleyen evrim. Neler gelmedi ki başına? Ve farklı birşey hissetti Yilmax farklı bir güç "Olath Wharch" elini istemsizce cüppesini yoklarken buldu ve göğsünde hissetti aradığını. *Kara taş* üzerindeki hissedebildiği muhteşem gücüyle hala ondaydı.
--------------------------------------------------------------------------------------------
Son bentler de yıkılıyor,
Sonu geliyor, lanet kalkıyor.
100 yıldır süren bilinçsizlik yerini aydınlanmaya, hatırlamaya bırakıyor.
Bir drow geri geliyor.
İyi ya da kötü
Bunu zaman gösterecek.
Ölümlü gözlerden gizlenenler bir bir açığa çıkıyor
Ama sadece bir drow'un aklında...
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Kainatta mutlak iyilik ya da mutlak kötülük diye birşey yoktur.
Yalnızca güç vardır.
Güce sahip olan herşeye hükmeder.
Ta ki karşısına daha güçlü birisi dikilene dek...
Yilmax Z'yl Arnen
Red Robe Mage
"vith tir cha'kohkev suru vel'bol ph' dos xunin" Burnunu kanatan kuşa ilk tepkisi bu oldu drow büyücüsünün ama onun da bir nedeni elbet vardı. Gülmeyi kesmesine sebep olmuştu bu kuş. Sonra bir anda düşündükleri aklına gelmişti. Geçmişi, karanlıkaltındaki akademide *Ã?ğretim görevlisi* olarak çalıştığı günler *bir Başbüyücü* olduğunu hatırladı Yilmax. Karanlıkaltının kaotik ortamındaki 10. evin büyü ustası Akademinin başbüyücüsü. Gücünün sınırlarını keşfederken olan *o şey* başına gelenler. Sonra kaçışı, hafızasını kaybedişi. Karanlıkaltında çok güçlüyken ve başbüyücüyken burada çırak oluşu. Ama içindeki gücü hissedişi ve sonunda üzerindeki lanetin kalkması. En büyük zaferi olmuştu drow büyücüsünün. Eskiden kara kraliçe adına kötülükler yaparken şimdi kendini dengeyi arayan, dengeyi sağlamaya çalışan bir karaktere sürükleyen evrim. Neler gelmedi ki başına? Ve farklı birşey hissetti Yilmax farklı bir güç "Olath Wharch" elini istemsizce cüppesini yoklarken buldu ve göğsünde hissetti aradığını. *Kara taş* üzerindeki hissedebildiği muhteşem gücüyle hala ondaydı.
Gnom büyücüsüne dönerek " Aaargh o lanet olası kölelere bir başbüyücüye nasıl saygı gösterileceğini öğreteceğim. Böceğin kim olduğunu anlayacaklar. Kusura bakma gnom ama pek de durup dururken güldüğüm söylenemez. Bu arada elindeki sopayla bana zarar verebileceğini sanmıyordun sanırım. En azından kendini kaybetmiş birine vurmak pek de adil sayılmaz. Neyse acaba goblinler ne durumda acaba? Büyü işe yaradı herhalde en son metal sesleri duymuştum. Biraz durup olacaklara dikkat etsek iyi olur sanırım bu arada kuşun beni kendime getirdi ona borçluyum. şövalyeyi kaybetmemiz de iyi olmadı. Gerçekten üzücü bir kayıp. Sözlerimize kulak verse başına bunlar gelmezdi...""Durup duruken gülmek gibi dengesiz hareketler yapma. Seni düşman sandım. Ölebilirdin."
--------------------------------------------------------------------------------------------
Son bentler de yıkılıyor,
Sonu geliyor, lanet kalkıyor.
100 yıldır süren bilinçsizlik yerini aydınlanmaya, hatırlamaya bırakıyor.
Bir drow geri geliyor.
İyi ya da kötü
Bunu zaman gösterecek.
Ölümlü gözlerden gizlenenler bir bir açığa çıkıyor
Ama sadece bir drow'un aklında...
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Kainatta mutlak iyilik ya da mutlak kötülük diye birşey yoktur.
Yalnızca güç vardır.
Güce sahip olan herşeye hükmeder.
Ta ki karşısına daha güçlü birisi dikilene dek...
Yilmax Z'yl Arnen
Red Robe Mage
Slach tedirgen tavırlarla etrafı süzüyordu. Ne yapması gerektiğinin farkında bile değildi. Atların ayak sesleri bile huzursuzluğunu 2 kata çıkarmasına yetemişti. Bir şey var olduğunu seziyordu hatta çok oldukları nı da seziyordu ama hiç bir şey yoktu. Sessizlik o an için dayanılmazdı.
İnandığı ve yoılunda ilerlediği tanrısının yardımına ihtiyacı vardı. "Lütfen bana yardım et kayıp olan. Bu iğrenç durumdan beni kurtar" Sessi gecenin sessizliği arasında kayboldu ve duası son buldu.
Gecenin sessizliği aniden bir çığlıkla delindi. Ses boş arazi üzirinde sağdan ve soldan yankı yaptı fakat Slach sesin sağdan daha güçlü gelidiğini hissetmişti. İçinden bir lanet okudu. Hala etrafa bakınıyordu ve ne yapması gerektiğinin farkında değildi. " Hadi bir an önce bu araziyi terk edelim" dedi yoldaşlarına. Ve atı elinden geldiğince hızlı sürmeye calıştı. Ã?ığlık ve ölüm tehlikesi ona bütün rahatsızlıklarını şimdilik unutturmaya yetmişti.
İnandığı ve yoılunda ilerlediği tanrısının yardımına ihtiyacı vardı. "Lütfen bana yardım et kayıp olan. Bu iğrenç durumdan beni kurtar" Sessi gecenin sessizliği arasında kayboldu ve duası son buldu.
Gecenin sessizliği aniden bir çığlıkla delindi. Ses boş arazi üzirinde sağdan ve soldan yankı yaptı fakat Slach sesin sağdan daha güçlü gelidiğini hissetmişti. İçinden bir lanet okudu. Hala etrafa bakınıyordu ve ne yapması gerektiğinin farkında değildi. " Hadi bir an önce bu araziyi terk edelim" dedi yoldaşlarına. Ve atı elinden geldiğince hızlı sürmeye calıştı. Ã?ığlık ve ölüm tehlikesi ona bütün rahatsızlıklarını şimdilik unutturmaya yetmişti.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
-
Logan
- Kullanıcı

- Posts: 1963
- Joined: Thu Apr 29, 2004 10:00 am
- Location: Gölgelerin İçinden,Kan Kusturmaya Geldim
- Contact:
Gümüşyüz , koridorda bir arkasına baktı,bir önünki ışığa baktı , ışık ona çok huzur verici gelse de şu anda bitiremediği bir iş var dı. bir çok insanın bir çok masumun,arkasında bir karışıklık vardı ama bir elini uzatsa Gümüşyüz hazırdı çıkmaya bu koridordan, o kardıda ki huzuru istemiyordu,dünyada bu kadar çok zülum varken olmazdı o gittiği yerde rahat olamazdı.
Arkaya doğru baktı ve bağırdı
""Alın beni buradan Alınnnnnnnnnnn ""
Belki Lord Oren onu istemiyecekti ama o yinede SAVAşarak iyilik ,ADALET ,zülum yapanlara Ã?LÃ?M dağıtmaya devam edecekti.
Arkaya doğru baktı ve bağırdı
""Alın beni buradan Alınnnnnnnnnnn ""
Belki Lord Oren onu istemiyecekti ama o yinede SAVAşarak iyilik ,ADALET ,zülum yapanlara Ã?LÃ?M dağıtmaya devam edecekti.
Ã?LÃ?M NEREDEN VE NASİL GELİRSE GELSİN!!! Savas Nağralarmız kulakdan kulaga yayilacaksa ve silahlarimiz elden ele gececekse ve baskalari silah sesleriyle,savas ve zafer narâlariyla cenazelerimize agit yakacaksa Ã?LÃ?M HOS GELDİ SEF
Nakh yaralarını iyileştirirken ruhundaki güç bütün bedenini sarmıştı.Bu sadece bazı durumlarda ruhunu bedeninden serbest bırakıp fiziksel ve ruhsal rahatlamaya erebilme erdemine sahip olan kişilere bahşedilmiş bir güçtü.
Nakh meditasyonunu bitirdikten sonra dışarının sessiz olduğunu farketmişti,bu nasıl olabilirdi Nakh kendini meditasyonuna bırakmadan önce burası bir savaş alanıydı orkların acı dolu çığlıkları yükseliyor,ölü köpeklerin havlamaları ormanda yankılanıyordu.
Nakh şimdi karnındaki yarasını kontrol etmek için sağ eli ile karnına dokundu karnından hafifçe sızmakta olan yaradan, avucuna biraz kan birikintisi geldi ama az önceki durumundan çok daha iyi durumdaydı.Omuzundaki yarayı iyileştiremeyeceğini biliyordu içindeki güç şimdilik buna yeterli değildi,dizi ise tamamen iyileşmişti durumu deminkinden daha iyiydi az önce yerlerde sürünüyordu adeta.
Nakh kafasını çalılardan dışarı çıkardı ve etrafını kontrol etti görünürde hiç birşey yoktu ama yinede temkini elden bırakmamalıydı karşısına aniden bir orc veya herhangi bir yaratık çıkabilirdi. şu anda görünen iki seçenek vardı,ya ormana doğru gidecekti yada şehre doğru yönelecekti ikisininde güvenli olmadığı kesindi.Fakat burada çakılı kalmakta hiç hoşuna gitmemişti.
Nakh kendi kendine sakince mırıldandı
"Orklar şehirden geliyor,ölülerde ormanın içinden"
Nakh şimdi çalıların arasından elinden geldiğince sessiz bir şekilde çıkmıştı,içinde saklandığı bu dikenli çalılar yine derisini çizmişti fakat bu ince çiziklerin bir önemi yoktu.Nakh şehirden önce ormanın içini incelemeye kararvermişti.
Nakh eilnden geldiğince sessiz bir şekilde ağaçların arkalarına saklanarak ilerliyordu ve etrafı gözlüyordu.
Nakh meditasyonunu bitirdikten sonra dışarının sessiz olduğunu farketmişti,bu nasıl olabilirdi Nakh kendini meditasyonuna bırakmadan önce burası bir savaş alanıydı orkların acı dolu çığlıkları yükseliyor,ölü köpeklerin havlamaları ormanda yankılanıyordu.
Nakh şimdi karnındaki yarasını kontrol etmek için sağ eli ile karnına dokundu karnından hafifçe sızmakta olan yaradan, avucuna biraz kan birikintisi geldi ama az önceki durumundan çok daha iyi durumdaydı.Omuzundaki yarayı iyileştiremeyeceğini biliyordu içindeki güç şimdilik buna yeterli değildi,dizi ise tamamen iyileşmişti durumu deminkinden daha iyiydi az önce yerlerde sürünüyordu adeta.
Nakh kafasını çalılardan dışarı çıkardı ve etrafını kontrol etti görünürde hiç birşey yoktu ama yinede temkini elden bırakmamalıydı karşısına aniden bir orc veya herhangi bir yaratık çıkabilirdi. şu anda görünen iki seçenek vardı,ya ormana doğru gidecekti yada şehre doğru yönelecekti ikisininde güvenli olmadığı kesindi.Fakat burada çakılı kalmakta hiç hoşuna gitmemişti.
Nakh kendi kendine sakince mırıldandı
"Orklar şehirden geliyor,ölülerde ormanın içinden"
Nakh şimdi çalıların arasından elinden geldiğince sessiz bir şekilde çıkmıştı,içinde saklandığı bu dikenli çalılar yine derisini çizmişti fakat bu ince çiziklerin bir önemi yoktu.Nakh şehirden önce ormanın içini incelemeye kararvermişti.
Nakh eilnden geldiğince sessiz bir şekilde ağaçların arkalarına saklanarak ilerliyordu ve etrafı gözlüyordu.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
Sinir bozucu böcek vızıldamaları kulak tırmalıyordu.Horcoel ve Harbormm oldukları yerde öylece durmuşlardı."Orda öyle durmaya devam mı edeceksiniz yoksa gelip yardım etmeyi planlıyormusunuz?" V'ladhek sözleri söyledikten sonra açtığı dolaba baktı orada eskimiş botlar dışında pek bir şey yoktu ama ne olur ne olmaz diye botlardaki ipleri çözdü ve onları eline rulo şeklinde sardı..
O ipleri kullanabileceği birsürü yer vardı işe yarayabilirlerdi..
Diğer ikisine döndü ve"Dolabın kapağını kırmama yardım edin ince parçalarla kırarak belki boşluklara sıkıştırabiliriz çıkmaması içinde ipleri kullanırız yanlız iki tane var ona göre hadi kalkın ayağa!" V'ladhek dolabın kapağını kırdıktan sonra ilerideki kapıya doğru koşarak kapıya tekmeyi patlatmayı planlıyordu " umarım bu sefer bu kapı beni uğraştırmaz " diye içinden geçirdi ve dolabın kapaklarını kırmaya çabaladı...
O ipleri kullanabileceği birsürü yer vardı işe yarayabilirlerdi..
Diğer ikisine döndü ve"Dolabın kapağını kırmama yardım edin ince parçalarla kırarak belki boşluklara sıkıştırabiliriz çıkmaması içinde ipleri kullanırız yanlız iki tane var ona göre hadi kalkın ayağa!" V'ladhek dolabın kapağını kırdıktan sonra ilerideki kapıya doğru koşarak kapıya tekmeyi patlatmayı planlıyordu " umarım bu sefer bu kapı beni uğraştırmaz " diye içinden geçirdi ve dolabın kapaklarını kırmaya çabaladı...
Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
"Ahhh, nasıl da unuttum?! Lütfen bekleyin, az sonra geleceğim."
Zehiran aceleyle rahat koltuğundan fırladı ve yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle mutfağa gitti. Merdivenden inen ayak sesleri duydular. Sonra biraz bir şeylerin karıştırılma sesleri, ardından da yeniden merdivenden çıkan ayak sesleri. Zehiran yeniden mutfak kapısında belirmişti.
"şimdi geliyorum."
Zehiran gülümseyerek hızla kapıya yöneldi ve evden dışarı çıktı.
Birkaç dakika sonra gülümseyerek eve girmişti. Ama nedense, kapıyı kapatmadı. Koltuğuna kuruldu.
"Evet, nerede kalmıştık?"
Zehiran aceleyle rahat koltuğundan fırladı ve yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle mutfağa gitti. Merdivenden inen ayak sesleri duydular. Sonra biraz bir şeylerin karıştırılma sesleri, ardından da yeniden merdivenden çıkan ayak sesleri. Zehiran yeniden mutfak kapısında belirmişti.
"şimdi geliyorum."
Zehiran gülümseyerek hızla kapıya yöneldi ve evden dışarı çıktı.
Birkaç dakika sonra gülümseyerek eve girmişti. Ama nedense, kapıyı kapatmadı. Koltuğuna kuruldu.
"Evet, nerede kalmıştık?"
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Slach ve Maximillian atları dörtnala koşturuyorlardı. Denial sıkı sıkı Maximillian"a sarılmıştı. Artık Slach nereye baksa korkutucu bir hızla hareket eden gölgeleri görüyordu. Ne olduklarını anlayamamıştı, ama bir şeylerin bulunduğu kesindi.
Başka bir gölge tam karşılarına çıktığı anda Maximillian"ın ve Slach"ın atları aniden durdular ve şaha kalktılar. Neredeyse üçü de atlarından düşeceklerdi. Slach bu sırada çevredeki gölgelerin artık onlara doğru yaklaştıklarını gördü. Görünüşe göre sonları gelmişti.
Bu sırada Slach tanıdık bir lisanın, anlam veremediği sözlerini duydu: Büyü sözleri...
Görüntü dalgalandı, bedenleri minicik parçalara ayrıldı, büyük bir vakumlanma hissi yaşandı. Hiçbir şey görülmüyordu, hiçbir şey duyulmuyordu. Her şey bir bulanıklıktan ibaretti.
Başladı hızda bitti. Her şey bir anlığına karanlığa gömülmüştü.
Işıklar geri geldiğinde Slach artık atında olmadığını fark etti. Yerde yatıyordu. Başını kaldırıp baktığında ise Maximillian ve Denial"ın da aynı halde olduklarını gördü. Garip, küçük bir köydelerdi. İleride ise garip bir kale ve arkasında uzanan dağlar vardı. Her nasıl olduysa köye dönmüşlerdi.
Arkalarından vuran ışığın kaynağına baktığı zaman, Slach, arkasındaki evin kapısının davetkâr bir biçimde açılmış olduğunu gördü. Aynı zamanda inanılmaz yorgundu. Neredeyse parmağını bile kıpırdatamayacak kadar yorgun. Başını bile zor çeviriyordu.
Başka bir gölge tam karşılarına çıktığı anda Maximillian"ın ve Slach"ın atları aniden durdular ve şaha kalktılar. Neredeyse üçü de atlarından düşeceklerdi. Slach bu sırada çevredeki gölgelerin artık onlara doğru yaklaştıklarını gördü. Görünüşe göre sonları gelmişti.
Bu sırada Slach tanıdık bir lisanın, anlam veremediği sözlerini duydu: Büyü sözleri...
Görüntü dalgalandı, bedenleri minicik parçalara ayrıldı, büyük bir vakumlanma hissi yaşandı. Hiçbir şey görülmüyordu, hiçbir şey duyulmuyordu. Her şey bir bulanıklıktan ibaretti.
Başladı hızda bitti. Her şey bir anlığına karanlığa gömülmüştü.
Işıklar geri geldiğinde Slach artık atında olmadığını fark etti. Yerde yatıyordu. Başını kaldırıp baktığında ise Maximillian ve Denial"ın da aynı halde olduklarını gördü. Garip, küçük bir köydelerdi. İleride ise garip bir kale ve arkasında uzanan dağlar vardı. Her nasıl olduysa köye dönmüşlerdi.
Arkalarından vuran ışığın kaynağına baktığı zaman, Slach, arkasındaki evin kapısının davetkâr bir biçimde açılmış olduğunu gördü. Aynı zamanda inanılmaz yorgundu. Neredeyse parmağını bile kıpırdatamayacak kadar yorgun. Başını bile zor çeviriyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Nakh ormana girdiğinde müthiş bir sessizlikle karşılaştı...olağanüstü bir sessizlik. Ne bir baykuştan ne de bir böcekten bile ses çıkmıyordu. Normalde sessiz yürümede yetenekli olmasına rağmen etraf o kadar sessiz ve yer o kadar bitki örtüsüyle kaplıydı ki, Nakh"ın attığı her adım bu mutlak sessizliği bozuyordu. Hışırtılar çıkarta çıkarta yürümeye devam ederken Nakh"ın karanlıkta görebilen gözleri, pek çok otun ezilmiş olduğunu ve bu otların üzerinde birkaç damla kan lekesinin bulunduğunu gördü. Görünüşe göre doğru yoldaydı.
Nakh ilerlemeye devam etti. Ormanın çok içlerine girmese de içeride ilerliyordu. Ama fark ettiği kadarıyla ormanın derinliklerine gitmiyordu, ormanın içlerinden şehrin çevresinde dolanıyordu.
Nakh izlemeye devam ederken aniden görüş alanına giren iki yaratığı görerek durdu ve refleks olarak çömeldi. Görünüşe göre yaratıklar henüz onu fark etmemişlerdi.
Ã?ömeldiği yerden incelediğinde, Nakh bu yaratıkları bildiğini fark etti. Bunlar ettercap denilen yaratıklardı. Muhtemelen geceleyin avlanmaya çalışıyorlardı.
Nakh ilerlemeye devam etti. Ormanın çok içlerine girmese de içeride ilerliyordu. Ama fark ettiği kadarıyla ormanın derinliklerine gitmiyordu, ormanın içlerinden şehrin çevresinde dolanıyordu.
Nakh izlemeye devam ederken aniden görüş alanına giren iki yaratığı görerek durdu ve refleks olarak çömeldi. Görünüşe göre yaratıklar henüz onu fark etmemişlerdi.
Ã?ömeldiği yerden incelediğinde, Nakh bu yaratıkları bildiğini fark etti. Bunlar ettercap denilen yaratıklardı. Muhtemelen geceleyin avlanmaya çalışıyorlardı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Azazel orkların yanından geçip sokaktan yukarı doğru koşuyordu. Arkasında ise çarpışma hala devam etmekteydi. Yokuş yukarı sokaktan koşarken, insanın canhıraş çığlığını duydu ve bu çığlık oldukça uzun sürdü. Kimbilir nasıl öldürmüşlerdi onu.
Yaraları feci sancılıydı. Sokaktan en sonunda çıktığında bir yol ayrımına geldi. Birisi sağa diğeri ise sola gidiyordu. Ama işin kötü yanı, Azazel nereden geldiğini hatırlayamıyordu. Nereye gidecekti?
Kurdun havalamaları, orkların seslerine karışmıştı. Orkların acı böğürtüleri duyulabiliyordu. Ama en sonunda, kurdun iniltisi yankılandı.
Yaraları feci sancılıydı. Sokaktan en sonunda çıktığında bir yol ayrımına geldi. Birisi sağa diğeri ise sola gidiyordu. Ama işin kötü yanı, Azazel nereden geldiğini hatırlayamıyordu. Nereye gidecekti?
Kurdun havalamaları, orkların seslerine karışmıştı. Orkların acı böğürtüleri duyulabiliyordu. Ama en sonunda, kurdun iniltisi yankılandı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Sislerin arkasındaki çarpışma sesleri kesilmişti. Görünüşe göre goblinler birbirlerini öldürmüşlerdi. Böceklerin kanat çırpış sesleri hala duyuluyordu. Sonra zırıldanan bir ses kulaklara çalındı. Hastlisch bunun ne anlama geldiğini anlayamasa da Yılmax biliyordu.
"Lanet yer altı böceği! Dara derili solucan!"
Görünüşe göre goblin, bunları yapanın Yılmax olduğunu düşünüyordu. Seslerin tek bir kişiden çıkıyor olması ise, ikisinin de sadece bir goblinin sağ kaldığını anlamaları için yeterliydi. Böcekler ise herhalde başıboş ortada geziniyorlardı.
Schön ise bu sırada pençelerini Hastlisch"in kel kafasına geçirmişti ve onu sıkı sıkı kavramıştı. Hiç de bırakmaya niyetli gibi gözükmüyordu. Görünüşe göre bıraktığı zaman Hastlisch"in sapıtıyor olması, onu ihtiyatlı olmaya itmişti.
Bu sırada kendi kan gölünün ortasına yatan Gümüşyüz, can çekişmeye devam ediyordu. (Gümüşyüz --> -1 HP)
"Lanet yer altı böceği! Dara derili solucan!"
Görünüşe göre goblin, bunları yapanın Yılmax olduğunu düşünüyordu. Seslerin tek bir kişiden çıkıyor olması ise, ikisinin de sadece bir goblinin sağ kaldığını anlamaları için yeterliydi. Böcekler ise herhalde başıboş ortada geziniyorlardı.
Schön ise bu sırada pençelerini Hastlisch"in kel kafasına geçirmişti ve onu sıkı sıkı kavramıştı. Hiç de bırakmaya niyetli gibi gözükmüyordu. Görünüşe göre bıraktığı zaman Hastlisch"in sapıtıyor olması, onu ihtiyatlı olmaya itmişti.
Bu sırada kendi kan gölünün ortasına yatan Gümüşyüz, can çekişmeye devam ediyordu. (Gümüşyüz --> -1 HP)
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Dolabın kapağı hafif bir zorlamadan sonra V"ladhek"in elinde kalmıştı. V"ladhek diğer kapağa asıldığında o kapak onu biraz uğraştırsa da, biraz daha asılmasıyla kapağı kırmaya başarmıştı. Elinde dolabın iki kapağıyla birlikte duruyordu. Vızıltılar ise ne yaklaşıyor, ne de uzaklaşıyordu. En garibi ise Horcoel ve Harbormm orada öylece duruyorlardı. Hiçbir tepki vermemişlerdi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Selemor, Büyücülük Kulesi"nden ayrıldığından beri çok az dinlenip neredeyse dört nala at koşturmuştu. Babasından aldığı mektup ile On Kasaba"nın yok olacağını öğrenmesi onu büyük bir paniğe sürüklemişti. Ya geç kaldıysa? Bu düşünce zihnini kemiriyordu.
Ertesi gün şehre varacağını düşünerek dinlenmeye hazırlanırken, gökteki fırtına bulutlarından yansıyan kızıl ışıkları görmüştü. Sadece büyük bir yangın bu kadar kuvvetli bir ışık çıkartabilirdi. Selemor o anda geç kaldığını anlamıştı. Belki de babası ölmüştü.
Selemor hemen atına atlamıştı. Beyaz cüppesi ardında dalgalanarak On Kasaba"ya doğru dörtnala yol alıyordu. Atı artık koşuşturmacadan bitap düşmüştü. Eskisi gibi hızlı gidemiyordu. Ama en sonunda, bir saat kadar sonra şehre varmıştı.
Selemvor şimdi On Kasaba"nın batısındaki alçakça bir tepenin üzerindeydi. şehre en fazla beş dakikalık bir mesafe vardı. Arazi tamamen açıktı. Bu açık arazinin arkasında ise On Kasaba"nın alev alev yanmakta olan binaları yükseliyordu. Selemor, çocukluğunun geçtiği şehrin enkaz haline geldiğini görünce gözyaşlarını tutamadı. Bakışlarını güneye çevirdiğinde şehrin güney kısmında ordunun kamp ışıklarını görebiliyordu. Selemor o anda büyük bir nefret hissetti. Ama nefretinin değiştiremeyeceği bir gerçek vardı.
On Kasaba artık yoktu.
Ertesi gün şehre varacağını düşünerek dinlenmeye hazırlanırken, gökteki fırtına bulutlarından yansıyan kızıl ışıkları görmüştü. Sadece büyük bir yangın bu kadar kuvvetli bir ışık çıkartabilirdi. Selemor o anda geç kaldığını anlamıştı. Belki de babası ölmüştü.
Selemor hemen atına atlamıştı. Beyaz cüppesi ardında dalgalanarak On Kasaba"ya doğru dörtnala yol alıyordu. Atı artık koşuşturmacadan bitap düşmüştü. Eskisi gibi hızlı gidemiyordu. Ama en sonunda, bir saat kadar sonra şehre varmıştı.
Selemvor şimdi On Kasaba"nın batısındaki alçakça bir tepenin üzerindeydi. şehre en fazla beş dakikalık bir mesafe vardı. Arazi tamamen açıktı. Bu açık arazinin arkasında ise On Kasaba"nın alev alev yanmakta olan binaları yükseliyordu. Selemor, çocukluğunun geçtiği şehrin enkaz haline geldiğini görünce gözyaşlarını tutamadı. Bakışlarını güneye çevirdiğinde şehrin güney kısmında ordunun kamp ışıklarını görebiliyordu. Selemor o anda büyük bir nefret hissetti. Ama nefretinin değiştiremeyeceği bir gerçek vardı.
On Kasaba artık yoktu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Başına pençeler geçmiş 1mden biraz daha küçük gnom şu anda kelini görmekte zorlanmadığından emin olduğu karaelfe aşağıdan bir bakış attı. Nerdeyse 1.5 Hastlisch boyundaydı, belki biraz daha uzun. Yani her ne kadar Hastlisch'in baş seviyesi büyücünün oturupta kahkaha atarken cüppesinin tozlanmış kısmını geçmiyor olsa da, bu elfin boyu insanlara göre oldukça kısaydı. Elindeki sopanın kafasına isabet etmemesi için hiç bir sebep göremiyordu. Yine de elindeki sopasını bırakırken her daim dolu olan soru havuzuna yeni sorular katılıyordu.Yilmax wrote:" Aaargh o lanet olası kölelere bir başbüyücüye nasıl saygı gösterileceğini öğreteceğim. Böceğin kim olduğunu anlayacaklar. Kusura bakma gnom ama pek de durup dururken güldüğüm söylenemez. Bu arada elindeki sopayla bana zarar verebileceğini sanmıyordun sanırım. En azından kendini kaybetmiş birine vurmak pek de adil sayılmaz. Neyse acaba goblinler ne durumda acaba? Büyü işe yaradı herhalde en son metal sesleri duymuştum. Biraz durup olacaklara dikkat etsek iyi olur sanırım bu arada kuşun beni kendime getirdi ona borçluyum. şövalyeyi kaybetmemiz de iyi olmadı. Gerçekten üzücü bir kayıp. Sözlerimize kulak verse başına bunlar gelmezdi..."
*Acaba başka bir bildiğimi var, belki de bir büyülü alet!*
Ama bunları araştırması için ileride zamanı olacaktı. Birbiri içine geçipte havaya karışmamakta direnen koyu sis kitlesinin ardından gelen ciyaklamaya benzer goblin homurdanmasıyla irkildi. Belli ki söylenerek, bağırmaktaydı ve diğer ikisinden de ses gelmiyordu, ancak böceklerin vızıldama sesleri rahatlıkla duyulabiliyordu. Sisin arkasını sanki görebilecekmiş gibi gözlerini kısıpta arkasına bakmaya çalışırken bir yandan da durum analizi yapıyordu.
şu anda goblin onları görmezken onlarda goblini göremiyorlardı ve goblin kimseyi görebilecek durumda olmayan şövalyeyi aynı ormanın içindeki üçlü gibi göremiyorlardı. Yani şu anda aslında hiç bir grup bir diğerini göremiyordu ve aradaki bu sis bulutu asıl sorundu. Ancak bir sorun vardı ki bu goblin sis bulutu içine girebilir ve göremeiği duyamadığı kadar hareketette edemediğini düşündüğü şövalyeye ayrılık öncesi, ölüm adı verilen o ilginç ve korkunç hediyeyi bağışlayabilirdi.
Büyünün bilinen matematiği aldatmada başarılı olduğunu bilse de bu sis bulutunun şu ana kadar kalışını ve geçen seferlerde de kaldığı miktarı göz önünde bulundurarak daha uzun zaman boyunca burada duracağını bilen gnom kara elfe döndü ve az önceki saçma olayın kalan izleri olan elbisesi üstündeki tozları çuvalı tutmayan sağ elinin sert vuruşlarıyla giysisinden sökmeye çalışırken aklına bu gibi yaratıklara binen goblinlerin nasıl silahlar taşıdığı geldi. Belki de bu yaratıkları kontrol etmek için büyülü malzemeler kullanıyorlardı ve sadece bunun düşüncesi bile Hastlisch ismindeki boyu küçük, iştahı büyük gnomun iştahını kabartmaya yetiyordu.
Büyülü eşyalar ve daha da önemlisi bunlar hakkındaki bilgiler için daha önceden de başını belaya sokmuştu ama yine de içindeki goblinlerin eline düşme korkusuna engel olamıyordu. Oraya bir an önce gidip ganimetlerini görme isteğiyle dolmuş beyninin kıvrımlarından çıkan çığlıklar yüzünden duymuyor olsa da kalbi de şövalye için endişelerini fısıldıyordu. O şövalye sadece potansiyel bir müşteri veya önce saldırıp sonra düşünen aptal bir savaşçı değil, aynı zamanda canlı bir varlıktı. Yaşamını kurtaran cücelerden ona kalan bir hediye olarak yaşama değer vermeyi her ne kadar bilmese de öğrenmişti.
Giysilerindeki tozları giysisine pat-pat vurarak temizlerken gitme isteği ile gitme korkusu arasındaki savaşın kararını her zaman olduğu gibi başkasının üstüne attı ve 1.5 Hastlisch boyundaki kara tenli elfe gece yarısı damlatan bir musluk misali tek düze sesiyle
"Evet cüppeli büyücü. Buradan sonrası içinde bir planın mevcut mu yoksa birlikte bir karara mı varacağız?"
Cüppeli büyücü sözünü kahramanlığa ve başarıya hitaben olarak söylese de aslında Hastlisch gibi konuşma konusunda kötü birinden bir aşağılama gibi de algılanılabilirdi.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
-
Black_Rider
- Kullanıcı

- Posts: 230
- Joined: Tue Aug 17, 2004 10:00 am
- Location: İst
- Contact:
Abisinden sonra babasınında bu diyardan goctugunu dusundu bir an.Hayatta sahıp oldugu herseyı yitirmisti tek bırsey disinda
o da büyüsüydü.Nefreti doruga ulasmıstı buyucunun.Gozlerını onunde cayır cayır yanan kasabadan cekemiyordu.Kasaba yanında kendi yuregıde yanıyordu.
Nefreti kasabasını ısgal edenlereydı ama en buyuk nefreti kendisineydi.Gec kaldıgı ıcındı,babasını kurturamadıgı icindi.Ama bu kadar kolay vazgecmiyecekti.Atını
Yuksek buyuculuk kulesine cevirmiyecekti.Kasaba halkına ne oldugunu ogrenmesi lazimdi.Umudunu yitirmemeliydi babasının hala yasama sansı olabilecegini dusundu.
Kalbinden bunlar geciyordu kendisine pek inanmasa bile.
Selemor kirli sakallarını sıvazlamaya basladi.Buda buyucunun dusuncelerı ıle bogustugu anlamına geliyordu.Suan en iyisi kasabada arta kalanları incelemekti.Burdan pek arta
kalan birsey gormese bile.Bakıslarını guneye cevirdi. Ordu kamp halinde,onlar keyif catıyorken kasabada bir inceleme yapmalıydı.Ne bulcagını bılemiyordu.Belkı
hala hayatta kalan ınsanlar ya da daha harap olmamıs binalar
Ordu kamptaydı ama bu kasabanın tamamen bos olma anlamına gelmezdi.Ganimet toplamak icin askerler olabilirdi.Tedbiri elinden bırakmamalıydı.Bu yuzden atını
burada bırakmak en iyisiydi.
o da büyüsüydü.Nefreti doruga ulasmıstı buyucunun.Gozlerını onunde cayır cayır yanan kasabadan cekemiyordu.Kasaba yanında kendi yuregıde yanıyordu.
Nefreti kasabasını ısgal edenlereydı ama en buyuk nefreti kendisineydi.Gec kaldıgı ıcındı,babasını kurturamadıgı icindi.Ama bu kadar kolay vazgecmiyecekti.Atını
Yuksek buyuculuk kulesine cevirmiyecekti.Kasaba halkına ne oldugunu ogrenmesi lazimdi.Umudunu yitirmemeliydi babasının hala yasama sansı olabilecegini dusundu.
Kalbinden bunlar geciyordu kendisine pek inanmasa bile.
Selemor kirli sakallarını sıvazlamaya basladi.Buda buyucunun dusuncelerı ıle bogustugu anlamına geliyordu.Suan en iyisi kasabada arta kalanları incelemekti.Burdan pek arta
kalan birsey gormese bile.Bakıslarını guneye cevirdi. Ordu kamp halinde,onlar keyif catıyorken kasabada bir inceleme yapmalıydı.Ne bulcagını bılemiyordu.Belkı
hala hayatta kalan ınsanlar ya da daha harap olmamıs binalar
Ordu kamptaydı ama bu kasabanın tamamen bos olma anlamına gelmezdi.Ganimet toplamak icin askerler olabilirdi.Tedbiri elinden bırakmamalıydı.Bu yuzden atını
burada bırakmak en iyisiydi.
Herkes aya benzer.Karanlık bir tarafı vardır ve bunu hiç kimseye göstermez... Enter the Ghost Lake The waters whisper of something brooding no way out of here) Son of Dark --------------- Isim:Denikron Githalas Irk:Human Sinif:Wi
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests