Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Locked
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Azazel yolu koşarak geçerken rüzgarın çaptığı yaralı ve kör gözü daha da sızlıyordu. Kızgın şişler saplanıyor gibiydi, ama eğer durursa daha beteri olacaktı. Arkadan gelen homurtuları duyabiliyordu hala.

Azazel tekrar bir yol ayrımına çıktığında burnundan soludu. Ama en azından bu sefer seçmesi gerekmiyordu. Ã?ünkü sol taraftan yeni bir ork devriyesi son sürat ona yaklaşıyordu!

Azazel sağa saptığında sokağın sonunda binaların bittiğini ve ileride ormanın göründüğünü gördü.

Orklar Azazel"in hızıyla yarışamazlardı. Azazel az sonra binaları geçip şehirden çıkmıştı bile.

Kurt, aniden durdu.

Ormanın önünde pek çok ork vardı, ama orkların hiçbiri normal değildi. Bedenlerinde ölümcül yaralar vardı ama buna rağmen yürüyorlardı. Ayrıca hepsi de boş boş bakıyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Nakh bacağını kaldırıp ettercarp"in kafasına doğru tekmeyi yapıştırken ettercap geriye doğru eğildi ve sağlam koluyla aniden Nakh"ın bacağını yakaladı. Nakh"ın tekmesi kesilmişken bu anı fırsat bilen ettercap, Nakh"ı aniden çekti. Yarı ork sertçe yere düştü. Arkadaki ettercap acıyla inlerken Nakh"ı tutan hala bacağını tutuyordu.

Ettercap aniden eğildi ve dişlerini Nakh"ın bacağına geçirdi.

Nakh"ın olağanüstü derisi bu saldırıyı durduramasa da büyük ölçüde engelledi. Dişler saplandı ama minik bir yara açmışlardı. (Nakh --> -3 HP)

Nakh, dişlerden akıp kana karışan zehri de hissetti, ama sağlam vücudu bu zehre geçit vermemişti.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Yılmax büyüsünü bitirip ağaçların güvenliğinden çıkar ve Hastlisch öbür böcekle zihinsel bağını başarılı bir şekilde kurarken, goblinin tiz bir şekilde küfrettiğini duydular. Bir an sonra tok bir ses duyuldu ve goblinin sesleri kesildi. Sadece yaratıkların kanat çırpmaları duyuluyordu.

Kendi kutsal kanından oluşan gölün içinde, bilinçsizce uzanan Gümüşyüz için artık çok geçti. Kahramanlık denemesi, onurunu kaybetmesi ve canından olmasıyla son bulmuştu. On Kasaba yarı meleğe mezar olmuştu. (Gümüşyüz --> Death)
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Hayır, yukarıdaki her kimse kesinlikle iyi birisi değildi.

En önden fırlayan Horcoel, doğal olarak üst kata ilk ulaşandı. Merdivenden çıktığında merdivenin sağında yanyana üç kapı gördü. Kesinlikle iyi birisi değildi. Yaydığı iyilik aurası ona iyi olanları hissettiriyordu zaten-ki, onlar da peşinden gelen V"ladhek ve Harbormm idi.

V"ladhek de benzer bir his içerisindeydi. Kesinlikle iyi birisi değildi buradaki.

Boğuk inilti ortadaki kapının ardından tekrar duyuldu. Horcoel"in içini rahatsız edici bir huzursuzluk kapladı. Oradaki şey gerçekten de iyi bir şey değildi.

Üçü sessizce-yani cücenin homurtuları ve gürültüsünün el verdiği kadar sessizce-kapıya yaklaştılar. İçerideki ağlamaklı, korku dolu inilti devam ediyordu. Horcoel kapının kolunu tutup indirdi ve kapıyı hızla açarak içeri daldı.

Odanın köşesine büzülmüş, kara cüppelerle sarmalanmış bir şekil ciyak ciyak bağırmaya başladı.

"AAAAAAAAAA!!! BENİ Ãƒ?LDÃ?RMEYİN! BENİ Ãƒ?LDÃ?RMEYİN! NE İSTERSENİZ YAPARIM!!!"

şekil onlara bakmıyordu bile. Elleriyle yüzünü kapatmıştı. Yine de bu bembeyaz, uzun saçları ve kara teniyle bir drow olduğunu gizlemesini sağlayamıyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Selemor, alevlerin aydınlattığı arazide yürümeye devam ediyordu. Kampta hala kimse görünmüyordu. Ama etrafta bir tehdit de gözükmüyordu. Zaman zaman gözünün kenarında bir şeyler hareket ediyor gibi oluyor, oraya baktığında aslında sadece göz yanılsaması olduğunu fark ediyordu.

Selemor yavaş adımlarla şehre girdi. Binalar alev alevdi. Selemor yanlarından geçerken bazılarından bazı parçalar kopup yere düşüyordu. Düşen her bir parçayla, Selemor"un geçmişinden bir parça kopuyor, yanan her bir binayla Selemor"un geçmişi kül oluyordu.

Cadde oldukça uzundu. Zaten bir arkadaşı vaktiyle Selemor"a, bu caddede yürümenin, şehri bir ucundan diğer ucuna kadar katetmek gibi olduğunu söylemişti. Acaba ona ne olmuştu?

Selemor en sonunda caddenin sonuna varmıştı. Geniş bir meydan vardı burada. Her yer yanıyordu. Zamanında burada ne oyunlar oynarlardı. Bu cadde minik çocukların tahta kılıçlarla yaptıkları gösterilere, minik büyücülerin yaptıkları hayali veya kantrip büyülerine kaç kere sahne olmuştu? Kaç gece insanlar oyunlara dalan çocuklarını geç kaldıkları evlerine geri götürmek için bu caddeye akın etmişlerdi?

Duyduğu bazı sesler onu kendine getirdi. Tuhaf bir vızıltı vardı. Sanki binlerce böcek toplanmıştı. Bakışlarını meydandan güneye inen caddeye çevirdiğinde gerçekten de sokağı binlerce uçuşan böceğin kapladığını gördü. Böcekler ona doğru hareket etmiyorlardı şimdilik. Ama biraz daha yaklaşırsa olacakları tahmin edemezdi.

Yalnız bir başka sesler de vardı. Tam karşıdaki caddeden geliyordu. Selemor orada birisinin olduğunu göremiyordu. Ne olduğunu bilmediği ama orkların diline benzettiği bazı sesler geliyordu. Muhtemelen o caddeye bağlanan sokaklardan birinden geliyordu ve yaklaşıyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Sylvos
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1073
Joined: Sun Nov 21, 2004 10:00 am
Location: Darkon
Contact:

Post by Sylvos »

Harbormm gördüğü görüntü karşısında bir anlık şaşkınlıkla olduğu yerde kaldı. Sonra derin bir uykudan uyanırmışcasına bir anda kendine geldi ve birkaç adım odanın köşesinde büzüşmüş duran kara elfe doğru yaklaştı.
"AAAAAAAAAA!!! BENİ Ãƒ?LDÃ?RMEYİN! BENİ Ãƒ?LDÃ?RMEYİN! NE İSTERSENİZ YAPARIM!!!"
(Aura of Courage)

"Sessizlik." dedi silahsız olan sağ elini havaya kaldırarak. "Sana zarar vermeyeceğiz. Sadece budalaca bir harekette bulunma ve sakın yalan söylemeye kalkışma." dedi, bir saniyeden uzun olmayan bir sürede dik bakışları odayı tarayarak başka birilerinin olup olmadığını gözledi.

Sonra, bir köşede büzüşmüş duran kara elfe bir adım kalana kadar yaklaştı ve bakışlarını tamamen elfe dikti.
"Irkının kötü ünvanı yüzünden yeryüzünde öldürülmen Oren düsturlarına uymaz. Ölüm sadece hakedenlere verilir. Ve bazen ölüm tanrıların bir 'hediyesi' bile olabilir...

İlginç.. Hmmm. Söyle bakalım, adın ne ve bu karanlık vakitte burada ne arıyorsun?"
dedi sakin bir ses tonuyla kara elfe bakmayı sürdürürken...

_____________________________________________________________

Aura of Courage--> Tapınak şövalyesi ve onu açıkca görebilen herkes hiçbirşeyden korkmazlar. Büyülü korkular bile işlemez...
-I grow tired of shouting battle cries when fighting this mage. Boo will finish his eyeballs once and for all, so he does not rise again! Evil, meet my sword! SWORD, MEET EVİL!!
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Gnom başarılı olan büyüsünün ardından, kara elfin de gittiğini fark ettiğinde bir durum değerlendirmesi yapmaya başladı.

Kara elf yanında görünmez olarak ayrılmıştı. Gelen seslere göre goblinlerin hepsi de ya baygın yada ölüydü. Yaratıkların ikisi kendisini dinlerken biride kara elfi dinliyordu. şu anda yaralı olduğunu düşündüğü şövalye dumanların içinde yatıyordu. Etraftan herhangi bir tehlikenin sesi de gelmiyordu. Ne olursa olsun Hastlisch korkaktı ve korkak olarak kalacaktı. Zaten görünmez olan büyücü belki de ona bakmaya gitmişti.

*İşleri daha da karıştırmanın bir manası yok değil mi!*

Arkasındaki ormana bir göz attı ve kimsenin sizsice yaklaşıp yaklaşmadığına baktı. Aslında bu konuda onu Schönde uyarabilirdi ama tedbiri elden bırakmamak iyi olurdu.

Ağaçların üstünden görüntünün daha iyi olduğuna emindi. Yukarıda, bir ağaç tepesinde olduğunu bildiği dostuna fısıldadı.

"Schön!"

Elini yine çuvalına daldırdı ve içinden başka bir buluşunu daha çıkarttı. İçi yarı yarıya hava deriden büyük bir balonun her iki tarafında ona bitişik insan eli büyüklüğünde silindirik iki metal kutu. Metal kutuların diğer tarafında ise birer deri hortum dışarı çıkmaktaydı. Bunlardan biri oldukça kısaydı ve ucu incelerek uzun ince bir çubuğa varıyordu. Diğer taraftaki hortum ise üstünde huni şeklinde bir parça bulunan uzun başka bir boruyla bitiyordu. Bu boru oldukça inceydi ve uç kısmında dışarı doğru hafifi bir açılma vardı.

Bunun ardından gnom ellerini tekrar çuvalına daldırıp beyaz renkte bir kaç tane misket çıkarttı. Ardından ince uzun boruya takılı huninin kapağını açarak içindeki kıvrık borunun içine bunları tek tek bırakmaya başladı. Bu iş uzun sürecek gibiydi. Tekrar bir fısıltı ile dostuna seslendi.

"Schön!"
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Rhonin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 478
Joined: Mon Dec 27, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Rhonin »

V'ladhek önünde bağırıp çağıran adama baktı ve onu yavaşça süzdü "Seni öldürmek gibi bir niyetimiz yok drow." dedi elindeki kılıcı kınına koymadan yavaşça odanın içinde yürüdü..O sırada Harbormm drow a bir kaç şey söyledi ve V'ladhek durdu " Evet iyi soru..Neden burdasın?Neden diğerleri gibi gitmedin? " dedi düşük bir ses tonuyla..

V'ladhek odaya baktı daha sonra gözlerini onun üzerinden ayırmadan yavaşça sessizce bekledi..

Acaba bu drow u burda tutan neydi diye düşündü içinden..Neden diğerleri gibi gitmedi?Acaba arkada mı bırakıldı?Aklındaki sorular V'ladhek'i rahatsız ediyordu.

Adam belli ki drow olduğunu belirtmek istemiyordu..Acaba bundan utanıyormuydu? " Aahh hayır " diye düşündü ve bu fikre hafifçe gülümseyerek.

Gözlerini yavaşça Horcoel'e kaydırdı acaba napacaktı.V'ladhek sessiz kalmayı tercih etti ve drow a gözlerini tekrar çevirerek onu izledi.
 Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
Eldarin_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2636
Joined: Wed Dec 20, 2006 10:00 am
Location: Yolcu
Contact:

Post by Eldarin_ »

Cervantes elfin yüzüne baktı, sonra Slach ın yüzüne. Ağır bakışlar kendilerini karşılamıştı. Cervantes Maximilian ı tanımamıştı, Slach ı ise bir anlık şaşkınlıktan sonra ancak kestirebildi. Bir süreliğine onunla gözgöze geldi ama hiç sesini soluğunu çıkarmadı. Zehiran'ın gelmesini bekledi.

Zehiran gelip Slach a uygun tedaviyi uyguladığı sırada da paladin beklemekteydi. Zehiran işini halledip Cervantes'e kendisinden bahsedince paladin pür dikkat onu dinliyordu. Dolaylı ve ağdalı cevaplar vermesi Cervantes'in onun sıradan bir kasabalı olmadığını anlamasına yetmişti.

"Yaralıların durumu nedir madam? Onlara nasıl yardımcı olabiliriz?"

Cervantes şimdilik Zehiran hakkındaki sorularını geri planda bırakmıştı. Ama ona eksik cevaplar vermesi paladinin gözünden kaçmamıştı. Bu pekte hoşuna gitmemişti ama yaralıların tedavisinden ve durumlarının mühim olmasından ötürü Zehiran'ın soruları bu şekilde basit cevaplar vererek üstelediğini düşünüyordu.

Cervantes dik bir şekilde ayakta beklemeye devam etti. Gözü ikili ve Madam Zehiran'ın üzerindeydi...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

İlyamain yaralılar olduğunu duyunca endişelenmeden edemedi. Onları görmesi mümkün değildi ve ilginç olan hissetmemişti de...

Eğildiği kurtarıcının yanından doğrularak sadece dinledi. Cervantes'in bir tepki vermesini bekliyordu ama Cervantes bir tepki vermedi. Ã?ünkü adamlardan birisi direk ona hitap etmişdi. Ama Cervantes sadece yaralıların durumunu sordu. Evet bunu İlyamain de çok merak ediyordu. Hatta endişelenmeye başlamıştı. Ama Zehiran onlarla ilgilenirken karışmak istememişti. Sadece dinlemişti...

İlyamain omuzlarında hissettiği saçlarını arkaya atarak derin bir nefes aldı ve "Zehiran Hanım..." dedi. "Umarım durumları iyidir?"
Slach
Gölge Ustası
Posts: 759
Joined: Sat Nov 13, 2004 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by Slach »

Slach gözlerine karşı direniyordu. Bulanıklık ve karartı giderek giderek artıyordu. Gözlerinin ovuşturmak için ellerini kullanmaya çalıştı fakat yine bendeni onun bu hareketine karşı koymuştu. En son olarak çevredeki olaylarıda anlayamaz oldu ve bilincini kaybetti. Nabzı yavaşlamış ve zehir tüm müdahilelere karşın etkisini sürdürmeye devam ediyordu.

Slach dışardan göründüğü kadarıyla vücut ve bünye olarak büyük bir savaş veriyordu. Ayağındaki kasılamalar ritmik olarak sürüyordu. Kendini kaybetmişliğe bağlı olarak parmakları yumruk biçiminde kenetlenmişti.

Garip kokuyla sanki burnundaki bütün sinir hücerleri kendine gelmiş ve iğrenç kokusuyla Slach yüzündeki kasların kontrolüne girip kasılım yüzü ekşimişti. Kısa bir süre sonra kuru boğzından katı parçacıkların da içinde bulunduğu bir sıvının aktığını hissetti. O sıvı kurumuş olan boğazına öyle iyi gelmişti ki yakıcı tatıdı bile o anlık önemli değildi. ve yanağına yediği sağlam tokatla da gözlerini kısarak açmıştı. O anlık daha fazlası elinden gelmemişti. Kasılmaları gittikçe yavaşladı fakat hala kasları beyninin emirlerini yeri getirmemeye direniyordu. Kasılan ellerinin açıldığınıda biraz uzun olan tırnaklarıının avuç içine geçirmiş olduğu görünüyordu.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Yılmax
Başbüyücü
Posts: 686
Joined: Tue Apr 05, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yılmax »

Yilmax büyüsünü tamamlamasıyla içinde bir rahatlama hissetti, büyüleri ve yetenekleri onu terketmemişti. Hızlıca, oluşturduğu rüzgar duvarının içinden geçerek goblinlerin olduğu yere ve şövalyeye bakacak, eğer goblinler de yerdelerse ki sesler kesildiğinden dolayı öyle olduklarını umuyordu ölüp ölmediklerini anlamaya çalışacaktı. Eğer canlı iseler ve tuzak kurmaya çalışıyorlardıysa da zaten görünmez olacağından onu görmeleri mümkün değildi dolayısıyla ona tuzak kuramazlardı. Yine de etrafta başka tehlikeler olabilirdi. Gobline ve şövalyenin durumlarına baktıktan sonra on kasabaya doğru bakacak ve ormana geri dönerek gnom büyücüsüne durumları anlatacaktı...

--------------------------------------------------------------------------------------------
Son bentler de yıkılıyor,
Sonu geliyor, lanet kalkıyor.
100 yıldır süren bilinçsizlik yerini aydınlanmaya, hatırlamaya bırakıyor.
Bir drow geri geliyor.
İyi ya da kötü
Bunu zaman gösterecek.
Ölümlü gözlerden gizlenenler bir bir açığa çıkıyor
Ama sadece bir drow'un aklında...
-------------------------------------------------------------------------------------------------

Kainatta mutlak iyilik ya da mutlak kötülük diye birşey yoktur.
Yalnızca güç vardır.
Güce sahip olan herşeye hükmeder.
Ta ki karşısına daha güçlü birisi dikilene dek...

Yilmax Z'yl Arnen
Red Robe Mage
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Slach"ın gözlerini kaplayan karanlık hızla dağılırken, Zehiran elfin yüzünü şefkatle okşadı. Sonra Cervantes"e hitaben konuştu.

"Yapmanız gereken bir şey yok Lord Cervantes. Bu elfe bir iksir içirdim. Hem kanındaki zehir temizlenecek hem de yaraları iyileşecek. Sanırım artık sorularınızı cevaplayabilirim."

Cervantes ismi Slach"ın zihninde bir kamçı gibi şakladı. Cervantes"e yokluğunu nasıl açıklayacaktı? Acaba fark etmiş miydi?

Bu sırada Maximillian suçlu suçlu Cervantes"e yaklaştı. Cervantes"in gözlerine bakamıyordu ve Oren seçilmişi de bunun farkındaydı.

"Lordum, ben...biz On Kasaba"da kalanlardanız. Esefle bildiririm ki On Kasaba...yanıyor."

Maximillian tıkandı. Boğazı düğüm düğüm olmuştu. Devam edemedi.

On Kasaba ile ilgili haber Ilyamain"in suratında tokat gibi patlamış olmalıydı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Schön dalların arasından inerek Hastlisch"in omuzuna kondu. Ama Hastlisch Schön"ün ona hiç bakmadığını fark etti. Baykuş, sadık bir şekilde Hastlisch"in omzuna tünemiş olsa da dönüp ona hiç bakmıyordu. Aralarındaki telepatik bağdan Hastlisch, Schön"ün kendisine çok kırgın olduğunu hissetti ve o anda anladı: Hastlisch o böcekleri kendine çektiği için Schön kendisini aldatılmış hissediyordu!

Yılmax rüzgar duvarını aşarken rüzgarın artık aşırı derece zayıfladığını fark etti...tıpkı sis bulutu gibi. Sis bulutu inanılmaz bir hızla çözülüyordu. Saniyeler içinde üç böcek de, goblinler de görünür olmuşlardı. Goblinlerden birisi göğsündeki yara ile yerde yatıyordu. Diğeri ise kafasına saplanmış bir okla ondan birkaç metre sağdaydı. Üçüncü goblinde ise yara olmamasına rağmen bilinçsizce yerde yatıyordu. Yılmax bu böceklerden ikisinin Hastlisch"in kontrolünde olduğunu biliyordu, ama hala bir tanesi serbestti.

Böceklerden bir tanesi aniden dönüp Yılmax"ın olduğu tarafa baktı. Yılmax o anda hatırladı: Görünmezdi, ama duyulmaz değildi.

Drow şu anda tam Gümüşyüz"ün cesedinin yanındaydı. Görülen o ki yarı melek ölmüştü.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Horcoel hiçbir şey söylemedi. Harbormm ve V"ladhek, drowu sorgularken Horcoel sessiz kaldı ve gözleri dalgınlaşmaya başladı. Bir zamanlar tapınak şövalyelerinin lideri olan yarı elf, vücudunda birikmeye başlayan pozitif enerjinin verdiği keyifli titreşimlerle hafifçe kıpırdandı. Parmaklarının uçları hafifçe karıncalanırken, vücuduna dolan pozitif enerji, Horcoel"in görüşünü değiştirdi. Artık drowu daha farklı görüyordu. Drow siyah-kızıl karışımı bir şekilde parlıyordu-hem de oldukça güçlü bir şekilde. Horcoel artık emindi, drow kesinlikle Horcoel"in inançlarının karşıtındaydı.

Horcoel buna rağmen sessiz kaldı ve sorgunun bitmesini bekledi. Drowdan bir şeyler öğrenebilirlerdi. Hem yalan söylemeye çalışsa da rahatça anlardı.

Drow ellerini yavaşça yüzünden çekti ve kızıl gözlerini koca koca açarak önce Harbormm"a, sonra V"ladhek"e, en son olarak da Horcoel"e baktı. Görünüşe göre drow, sakinleşiyordu. Yine de hala elleri titriyordu. Suçlu suçlu üzerindeki delik deşik, kirli cüppesiyle oynamaya başladı ve bir süre cevap vermedi. Sonra sırtını yasladığı kanepeye biraz daha sokularak mırıldanmaya başladı.

"Eski adım a-artık kullanılmıyor haşmetli efendim. Artık hem kendi halkım arasında hem de sizler arasında Barra Qu'elaeruk olarak biliniyorum."

Drow cüppesinin yakasını burnuna götürdü ve sümkürdü. Cüppeyi bıraktığında yakaya saçılmış sümük, üçlünün gözleri önüne serilirken zaten leş gibi olan cüppeyi daha da kirletti.

"B-ben buraya sadece birkaç hafta önce geldim. Kalabalık olduğu için buraya yaklaşamayacaklarını ve beni rahat bırakacaklarını düşündüm. Ama ırkım yüzünden kimseye kendimi gösteremedim yoksa beni öldürürler veya kasaba dışına atarlardı-ki o da ölümüm anlamına geliyordu."

Drowun sesi oldukça kuru çıkıyordu. Belki saatlerdir bir şey içmemiş gibiydi. Gerçekten de kuru bir öksürük krizine girdi hemen. Üçlü onun fazla zayıf olduğunu fark etti. Kimbilir ne kadar zamandır bir şeyler yemiyordu.

"Bu yüzden onlar giderken burada kalmak zorunda kaldım efendim. Dışarı çıkarsam ya ırkdaşlarım ya da orklar tarafından öldürüleceğim." Drowun gözleri büyüdü. Kendini aniden ileri attı ve dizlerinin üzerindeyken cücenin yakasına yapıştı. Sesi artık fısıltı olarak çıkıyordu.

"Yalvarırım asil efendim, kurtarın beni."

V"ladhek bunun doğru olabileceğini düşünmüştü. Sonuç olarak inanılabilir bir hikayeydi. Harbormm"a göre inanılabilir bir hikaye olsa da burada eksik olan bir şeyler vardı sanki. Ama Horcoel anında hikayenin söylendiği gibi olmadığını anlamıştı. Bunun altında kesin bir bit yeniği vardı!
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest