-Daha önce bu dostundan bahsettiğini hiç hatırlamıyorum! Amcasıyla uzun zamandır birlikte olmanın verdiği bir rahatlıkla sormuştu bu soruyu. -Ayrıca benim için endişelenmeyi bırak, biliyorsunki beni büyüten sensin. Nasıl dikkatli olacağımı senden öğrendim... Essonya amcasının ne düşündüğünü bilmiyordu ama Sorpigol'a geldiklerinden beri garip bir ruh hali içine bürünmüştü...Necros_Spellweaver wrote: Bu yüzden eğer bir şekilde ayrılırsak, burada çok dikkatli olmalısın Essonya. Herkese kanmamanı öneririm. İyi gözükenler bile kötü olabiliyor.? Bir anlık sessizlikten sonra devam etti. Eğer sormak istediğin bir şey yoksa kızım, gelecek durağımız Oren Tapınağı. Oren ataerki ihtilâlden hemen önce lonca tarafından katledildi. Tapınak da bunu bahane ederek ihtilâli gerçekleştirdi. şimdiki ataerk benim akın bir dostum, ve bizi buraya o çağırdı.?
Kırık Aynadan Yansımalar (RP Ekranı)
Karanlık sokakta bir başına tedirgin bir şekilde yürüyordu estalus.Her 5 adımda bir artık alışkanlık olmuş şekilde eli boynundaki kolyeye gidiyordu.Kolyenin orda olması Estalus un gözle görülür şekilde rahatlamasını sağlıyordu.Sorpigol'ün karanlık ve tehlikeli sokaklarında yaklaşık olarak 1 saate yakın bir süredir dolaşıyordu.Vede bu sokaklarda 2 tane yardım çığlığı ile karşılaşmıştı.
Estalus hala bir han bulamamıştı.Zira gece nin bu saatinde böyle tehlikeli bir şehrin sokaklarında tek başına yürümek yeterince tehlikeliydi.Bu düşünce aklına gelince adımlarının hızını dahada arttırdı.
Estalus yürümekte olduğu caddenin iki yan sokakla birleştiğini gördü.Yine başka sokaklar yine başka caddeler dedi içinden üfleyerek.
Aniden bir çığlık sesi gecenin sessizliğini bozdu.Estalus şaşkınlık içinde daha önce karşılaşmış olduğu iki çığlıktaki gibi yerinde sıçradı.Yine birine bir hırsız veya başka biri saldırmıştı.
-"Bu sefer lanet olasıca çığlıklara yardım için gitmiycem" dedi.
Estalus çığlığa aldırmayarak caddenin sonuna vardı.Vede soldaki sokağı seçerek yürümeye devam etti.Bir han bulmalıydı...
Estalus hala bir han bulamamıştı.Zira gece nin bu saatinde böyle tehlikeli bir şehrin sokaklarında tek başına yürümek yeterince tehlikeliydi.Bu düşünce aklına gelince adımlarının hızını dahada arttırdı.
Estalus yürümekte olduğu caddenin iki yan sokakla birleştiğini gördü.Yine başka sokaklar yine başka caddeler dedi içinden üfleyerek.
Aniden bir çığlık sesi gecenin sessizliğini bozdu.Estalus şaşkınlık içinde daha önce karşılaşmış olduğu iki çığlıktaki gibi yerinde sıçradı.Yine birine bir hırsız veya başka biri saldırmıştı.
-"Bu sefer lanet olasıca çığlıklara yardım için gitmiycem" dedi.
Estalus çığlığa aldırmayarak caddenin sonuna vardı.Vede soldaki sokağı seçerek yürümeye devam etti.Bir han bulmalıydı...
No one hears him cry so he turns to evil...
-
Horcoel_Baator
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 673
- Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
- Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
- Contact:
Gitmek diye düşündü Maeglan..Yani kaçmak..Yarı ejder kafasını kaldırıp önündeki 5 gnoll e bakınırken..Bu onun eğitiliş tarzıyla tamamen zıt bir davranış olurdu..Ne kadar onursuzca..Necros_Spellweaver wrote:Dolunay ışığı altında Sorpigol’ü izlerken pençelerinden birisini sıktı Xanthroat Maegian. Neden buraya gelmişti? Gerçek kimliğini aramıyor muydu? Hırsızlarıyla, katilleriyle, dolandırıcılarıyla ünlü bir suç şehri olan Sorpigol’de onun ebeveynleri ne arardı ki?
Derin bir nefes alıp bıraktı. Belki de kaderi buydu. Hiç alakası yokken yüreğinin derinliklerinde onu buraya getiren bir dürtü hissetmişti. Belki gerçek kimliğiyle ilgili bir şeyler vardı burada. Belki de doğru olmayan, düzeltmesi gereken şeyler. Bilmiyordu, ama öğrenecekti.
Yavaş adımlarla dolambaçlı patikadan ayrılıp şehre doğrudan girmeye karar verdi. Gece vakti dışarıda kalmayı pek istemiyordu. Yine de koşacak, hatta uçacak değildi. Cüssesi bile insanların çoğunun gözünü korkutmaya yeterdi.
Peki ya kendi cüssesinde kişileri?
Xanthroat patikanın dışındaki çalıları ve ağaçları aralayarak ilerlerken çalılar aniden bitti ve yerini düzenli bir bitki örtüsüne bıraktı. Bunların aralarında düzenli yollar vardı ve hepsi de eşit aralıktaydı. Burası sanki bir...tarla?
Ama burada ekili olan bitkileri tanımıyordu Xanthroat. Kapsüllü, tuhaf bitkilerdi bunlar. Marul, domates, salatalık veya başka bir şey değil. Ama bunun ne olduğunu bilmemesi böyle şeylerin olamayacağı anlamına gelmiyordu ya. Xanthroat omuzlarını silkti ve bitkilere mümkün olduğunca dokunmadan ilerlemeye devam etti. Söz konusu iri cüssesi olduğundan bu gerçekten de takdire şayan bir çabaydı.
Gözlerini bitkilerden ayırmadan ilerlemeye devam ediyordu Xanthroat. İleri bakarsa mutlaka birkaçına veya daha fazlasına zarar verirdi. Yavaş, gerçekten de yavaş adımlarla ilerliyordu. Eğer patikadan gitse muhtemelen şimdiye şehre varmıştı.
Sonra görüş alanına bitkilerden başka bir şey daha girdi. Bir çift tuhaf, dev ayak.
Xanthroat içgüdüsel olarak hemen başını kaldırdı ve geriye bir adım attı. Karşısındaki şey köpeğimsi burnuyla bir gnolldu ve yalnız değildi. Arkasında onun gibi dört tane daha vardı. Gnoll, elinde tuttuğu halberde yaslanarak diğer eliyle Xanthroat’ı işaret etti ve homurdanırcasına bir şeyler söyledi. Xanthroat söylenenlerden hiçbir şey anlamamıştı. Bunu anladığı belli olan gnoll bu sefer Ortak Lisan’da sözlerini tekrarladı.
“Sen buradan defol! Burası bizim! Sen hemen gitmek veya biz seni parçalamak!”
Xanthroat kanatlarını sonuna kadar açıp önünde duran canavarımsı katillere tekrar göz gezdirdi..Tek eliyle tırpanının sapını kavrarken diğer eliyle destek alarak anlık bir savunma pozisyonuna girdi..Bu sırada olanları ve olabilecekleri düşünüyordu samuray..Sorpigol gibi bir yerde bunlar gibi çok adamın olabileceğini hesaplarken adamları süzmeye devam ediyordu..En ufak bir haraketlerine karşılık uçabilir ve onlar hiçbirşey yapamadan havadan onları ok yağmuruna tutabilirdi..Ancak bu onurlu olmazdı..
Hem karşı tarafa bir seçim şansı vermelliydi durum ne olursa olsun..Güçlü ve eğitimli olması ona hiçkimse üzerinde bir ezme hakkı tanımazdı..Hatta bu merhametsiz canilerin bile..
Yaşam herkeze verilen bir armağandı ve altın ejder samurayları bulundukları ortamda ellerinden geldiğince yanlışları düzeltmeye çalışırlardı..Ã?nlerine gelenlere saldırmazlardı..
''Kimse kimseyi parçalamayacak canavar..''dedi iç ürküten sesi ile..(Intimidate)Ardından tırpanını kendini koruyacak şekilde önüne getirirken bir kertenkeleyi andıran pullu yüzündeki belli belirsiz kaşlar çatıldı..''Burası kimsenin malı değil..Özellikle sizin gibi canilerin..''
Bir an adamları bayıltıp gidebileceğini hesapladı..Peki ya sonra..Uyandıklarında bu canavarımsı varlıklar başkalarına zarar vermeyeceklermiydi??
Muhtemellen vereceklerdi..O halde onları yakalayıp adalete teslim etmeliydi..
Hangi ırktan yada ne olurlarsa olsun..Bir altın samurayın gözünde herkez eşit olmalıydı..
Daha fazla söze gerek yok diye düşündü Maeglan ilk sözü yada saldırıyı hazırlıkla beklerken..Eğer etraflarını sararlarsa kanatlarını ancak o zaman kullanacaktı..İsteyen herkezle teker teker ve adilce döğüşebilirdi..Ancak 5 kişinin ortasında olmak pek adil ve onurluca birşey olmazdı..
(Combat Expertise -3 Ab,+3Ac)
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
the ones I love will always be the ones who pay..''
Necros_Spellweaver wrote:Estabin Rockbreaker Sorpigol’un karanlık ve tekinsiz sokaklarında dolaşıyordu. şehre geleli daha yarım saat bile olmamıştı, ama daha şimdiden burayı sevmemişti. Burası kabilesinin kampı veya On Kasaba gibi değildi. İnsanların hepsi derbeder görünüşlü ve çıkarcı bakışlıydı.
Gecenin soğuk ayazı karşısında Estabin kahverengi pelerinine sarındı. Gördüğü adamların pek çoğunun onun para kesesine göz diktiklerini biliyordu. İri yapısı ve uzun boyu sayesinde şimdiye kadar kendisine karşı bir harekette bulunan olmamıştı, ama Estabin de biliyordu ki karanlık bir sokakta ansızın arkadan uzanıp gırtlağını kesen bir bıçak karşısında en iri savaşçı bile dayanamazdı.
Sorpigol’e girdiğinden beri izleniyordu. Estabin’in savaşçı içgüdüleri bunu anlayacak kadar gelişmişti. Birisi veya birileri onu izliyordu; ama ne zaman Estabin durup çevresini kolaçan etse hiç de daha önceden gördüğü birisini göremiyordu.
Estabin üç gün önce bir haberciden bir mektup almıştı. Mektup, eski dostu Elrach’dan geliyordu. Elrach Sorpigol’deydi ve onu üç gece sonra Sorpigol’deki Parlak Mücevher Hanı’nda bekliyor olacağını yazmıştı. Estabin de bunun üzerine rotasını Sorpigol’e yöneltmişti.
şimdi tamamen yabancı olduğu bu şehirde, Estabin tek başına Parlak Mücevher Hanı’nı arıyordu. Oranın nerede olduğu konusunda en ufak bir fikri bile yoktu.
Dalgınca bir köşeden döndüğü anda önüne yaşlı, kamburu çıkmış bir kadın çıktı ve bir çanağı Estabin’in burnunun dibinde sallayarak “Yüce tanrılar seni korusun evladım. Bu yaşlı ninenin bu gece karnını doyurması için bir sadaka ver evladım.” dedi.
Estebin karşısındaki kadını görünce bir an şaşkınlık yaşamıştı. Takip edilmenin hissiyle bunun bir tür tuzak olabileceğini düşündü bir an. Ani bir tepkiyle etrafına bakındı.
Daha sonra önündeki bayana baktı. Pelerinin altından da elini kesesine götürmüştü. Kadının bu kadar dibine girmesi bir an garipsemişti.
Normalde dilencilere pek para vermezdi. Ama bu yabancı yerde fazla dikkat çekmese iyi olurdu. Kadına 2 bakır uzattı. Daha sonra kadına hiçbir şey demeden yanından gidecekti...
Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.
Elrach, yediği yemeğin tadını çıkarıyordu. Estebin gelecek mi acaba diye düşünürken yanına hancı gelip birşey isteyip istemediğini sordu. Kupasındaki son damla biraya kadar içerek hancıya baktı ve;
"Biraz daha cüce birası istiyorum hancı ve biraz daha et. (Gülümseyerek) Aşçının iyi yemek yaptığını duymuştum ve gerçekten yemeği beğendim. Onu biraz daha on urlandırmam gerektiğine karar verdim."
Hancı gittikten sonra handakileri gayri ihtiyari süzerek sorun çıkarabilecek birilerinin olup olmadığını Estebin'in gelip gelmediğini kontrol etti.
"Biraz daha cüce birası istiyorum hancı ve biraz daha et. (Gülümseyerek) Aşçının iyi yemek yaptığını duymuştum ve gerçekten yemeği beğendim. Onu biraz daha on urlandırmam gerektiğine karar verdim."
Hancı gittikten sonra handakileri gayri ihtiyari süzerek sorun çıkarabilecek birilerinin olup olmadığını Estebin'in gelip gelmediğini kontrol etti.
İnsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın ağzı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık
-
FrontsideAir
- Gölge Ustası
- Posts: 1245
- Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul (İzmir)
- Contact:
Erober gözlerini bezginlikle, gözlerini acıtana kadar ovuşturdu. Acı Erober'i biraz daha kendine getirmişti. Ara sokakta kutuların arkasında çömelmiş bekliyordu. Bir anlık uyku dalgasıyla ayaklarının uçlarında sallandı ve arkasındaki kutudan destek aldı. Yavaşça sırtını kutuya doğru eğerek yaslandı. Uyumak istiyordu, hem de deliler gibi! Mantığı onu bırakmak üzereydi. Hedefini şaşırmış düşünceler onu uyumaya teşvik ederken durumun müşküliyetini ifade eden son mantık kırıntısı zihninin içinde haykırdı: "Oren'in p.çleri peşinde!"
Kaymış gözlerini birden açarak uyku sersemliğinden kurtuldu ve tekrar uyumamak için bir şeyler düşünmeye çalıştı. Uyanık kalmalıydı. Kutunun üzerinden görmeyen gözlerle caddeye baktı. Güneyden gelen mülteciler vardı. Gözleri aralarında dolaşırken, içinde paralar zıplayan bir keseye takıldı. Gözleri birden fark ettiği kesenin çekiciliğiyle açılırken, az önce fark etmediği kese sahibini de fark etti: hırpani görünümlü bir tüccar...
Erober heves kırıklığıyla keseye son bir kez daha baktı. O adamı soyamazdı. Ã?ünkü adam mülteciydi ve zavallı görünüyordu. Eğer onu soyarsa bir sürü insan aç ve mağdur kalabilirdi. Bunun dışında zaten peşinde tapınak şövalyeleri varken caddeye çıkıp da hırsızlık yapamazdı. Hem zaten böyle bir adamı soymayı da beceremezdi. Onu bu işe iten şey hırstı ve hırsı olmazsa hırsızlık yapamayacağına da emindi.
Peki, şimdiki hamlesi ne olmalıydı? şövalyelerden kurtulmak, annesine yollamak için para bulmak, birkaç soylu kesesi veya gırtlağı çizmek -ve biraz uyumak! Uyumadan önce yapacağı ilk iş izini kaybettirmek olmalıydı. Parayı sonra da bulabilirdi. En son da sıra soylulara gelirdi, şanslılardı.
Erober başını doğrultup tekrar sokağa baktı. "Artık ayağa kalkmazsam uyuyacağım..." Ã?ömelme pozisyonunda bir bir ayağını, bir diğerini uzatarak uyuşmuş bacaklarına kan gitmesini sağladı. Bıçaklarını son kez yokladı, sokağın iki ucuna, sonra da yukarıya baktı. Kafasında planı şekillenmeye başladı. Dama çıkacak ve birkaç sokak sonra inerek izini kaybettirecekti. Binanın yüksekliğine, çıkıntılarına baktı ve damına çıkılabilecek bir bina olup olmadığını kafasında tarttı. Eğer bina uygunsa belindeki ipi çözüp ucuna, kanca bağlayıp yukarıya fırlatmayı planlıyordu.
Kaymış gözlerini birden açarak uyku sersemliğinden kurtuldu ve tekrar uyumamak için bir şeyler düşünmeye çalıştı. Uyanık kalmalıydı. Kutunun üzerinden görmeyen gözlerle caddeye baktı. Güneyden gelen mülteciler vardı. Gözleri aralarında dolaşırken, içinde paralar zıplayan bir keseye takıldı. Gözleri birden fark ettiği kesenin çekiciliğiyle açılırken, az önce fark etmediği kese sahibini de fark etti: hırpani görünümlü bir tüccar...
Erober heves kırıklığıyla keseye son bir kez daha baktı. O adamı soyamazdı. Ã?ünkü adam mülteciydi ve zavallı görünüyordu. Eğer onu soyarsa bir sürü insan aç ve mağdur kalabilirdi. Bunun dışında zaten peşinde tapınak şövalyeleri varken caddeye çıkıp da hırsızlık yapamazdı. Hem zaten böyle bir adamı soymayı da beceremezdi. Onu bu işe iten şey hırstı ve hırsı olmazsa hırsızlık yapamayacağına da emindi.
Peki, şimdiki hamlesi ne olmalıydı? şövalyelerden kurtulmak, annesine yollamak için para bulmak, birkaç soylu kesesi veya gırtlağı çizmek -ve biraz uyumak! Uyumadan önce yapacağı ilk iş izini kaybettirmek olmalıydı. Parayı sonra da bulabilirdi. En son da sıra soylulara gelirdi, şanslılardı.
Erober başını doğrultup tekrar sokağa baktı. "Artık ayağa kalkmazsam uyuyacağım..." Ã?ömelme pozisyonunda bir bir ayağını, bir diğerini uzatarak uyuşmuş bacaklarına kan gitmesini sağladı. Bıçaklarını son kez yokladı, sokağın iki ucuna, sonra da yukarıya baktı. Kafasında planı şekillenmeye başladı. Dama çıkacak ve birkaç sokak sonra inerek izini kaybettirecekti. Binanın yüksekliğine, çıkıntılarına baktı ve damına çıkılabilecek bir bina olup olmadığını kafasında tarttı. Eğer bina uygunsa belindeki ipi çözüp ucuna, kanca bağlayıp yukarıya fırlatmayı planlıyordu.
Code: Select all
Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.
Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..Ensiferum zorlukla doğruldu ve zırhlı adamları inceledi.Evinden uzaklaştığında lanet okuyası geldi ama bu onun seçimiydi.Sanırım macera yeni başlıyor diye düşündü ama o midesinde okun acısını hissettiği zamanı düşününce bir daha yaralanmamak için dikkat etmeye söz verdi kendi kendine.Sonra uzun zamandır boş boş bakınmakta olduğu aklına geldi.Necros_Spellweaver wrote: “Hey sen, aşağı in! İsmini söyle.”
Ben Ensiferum.Peki ama siz kimsiniz?
Diye cevaplandırdı adamı.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Ã?ığlık bir yankı şeklinde çıktığı için nereden geldiğini çıkarmak imkansız gibi bir şeydi, ama yine de Gredix kendisine bir yön seçmişti ve yolları o yöne doğru aşındırmaya başlamıştı bile.
İleride sağa sapan bir sokağa saptı. Oradan sola sapan bir başka sokağa girdi. Oradan tekrar sağ ve...
Ã?nünde beş ilâ yedi metrelik bir ara sokak vardı. İleride başka bir caddeye bağlanıyordu. Ama caddeye bağlanana kadar zifiri karanlık bir sokaktı. Gredix bu yüzden genişliğini tam kestiremiyordu.
Birkaç saniye geçmemişti ki Gredix döndüğü sapaktan gelen bir şangırtı sesi ile irkildi. Sap o sapakta birbirine bitişik bulunan çöp bidonlarından birisi devrilmişti.
İleride sağa sapan bir sokağa saptı. Oradan sola sapan bir başka sokağa girdi. Oradan tekrar sağ ve...
Ã?nünde beş ilâ yedi metrelik bir ara sokak vardı. İleride başka bir caddeye bağlanıyordu. Ama caddeye bağlanana kadar zifiri karanlık bir sokaktı. Gredix bu yüzden genişliğini tam kestiremiyordu.
Birkaç saniye geçmemişti ki Gredix döndüğü sapaktan gelen bir şangırtı sesi ile irkildi. Sap o sapakta birbirine bitişik bulunan çöp bidonlarından birisi devrilmişti.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Juiblex, fazla ses çıkartmamak için atını yavaşça sürerken, tüm duyularını genişleterek tetikte bekliyordu. Sorpigol gibi bir yerde her şey olabilirdi. Buna rağmen ortalık sessizdi. Evlerin bazılarından mum ışıkları geliyordu. Muhtemelen korkudan geceleri uyuyamayan çocuklar içindi. Bunun dışında evlerin çoğu karanlıktı. Sadece birkaç tanesinde düzgün bir ışık vardı.
On dakika kadar bulunduğu caddede ilerledi ama gördüğü tüm tabelalar demirci, kıyafet dükkânları, manav, kasap gibi yerlerdi. Han yoktu.
Karanlık bir yan sokağın önüne geldiğinde oradan gelen bir inilti duydu, ama inilti hemencecik kesildi ve ortalık yeniden sessizliğe gömüldü. On metre kadar ötede cadde diğer caddelerle bir dörtyol ağzında birleşiyordu ve sokak lambaları, bu dörtyolun tam ortasındaki çeşmenin kenarına oturmuş bir adamı aydınlatıyordu. Adam, hatları tam seçilmeyecek kadar gölgelerin içindeydi.
On dakika kadar bulunduğu caddede ilerledi ama gördüğü tüm tabelalar demirci, kıyafet dükkânları, manav, kasap gibi yerlerdi. Han yoktu.
Karanlık bir yan sokağın önüne geldiğinde oradan gelen bir inilti duydu, ama inilti hemencecik kesildi ve ortalık yeniden sessizliğe gömüldü. On metre kadar ötede cadde diğer caddelerle bir dörtyol ağzında birleşiyordu ve sokak lambaları, bu dörtyolun tam ortasındaki çeşmenin kenarına oturmuş bir adamı aydınlatıyordu. Adam, hatları tam seçilmeyecek kadar gölgelerin içindeydi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Dakikalar birbirini kovalarken Celdar sessizce izledi. Atlılar, Celdar’ın görüş sınırına kadar ilerlyor, sonra tekrar geri dönüyorlardı. Bu da Celdar’ın içeri girmesi için ona oldukça az bir vakit veriyordu ve bu durumda bile girişteki beşli kendisini yol dışından şehre girerken görebilirdi.
şehrin çevresinde bir surun varolmaması Celdar için büyük avantajdı; ama eğer şehrin tüm sınırları bu atlılar gibi kontrol ediliyorsa o zaman durumu oldukça zordu.
Atlılar ve girişteki bekçiler hiç de sıradan şehir muhafızlarına benzemiyorlardı. şehir muhafızları muhtemelen uykulu olurlar ve zorlukla ayakta dururlardı. Ama bu adamlar bırakın ayakta duramamayı, dimdik, mağrur bir edayla duruyorlardı. Dolayısıyla bunları atlatmak, uyku sersemi şehir muhafızlarını atlatmaktan daha da zor olacaktı.
şehrin çevresinde bir surun varolmaması Celdar için büyük avantajdı; ama eğer şehrin tüm sınırları bu atlılar gibi kontrol ediliyorsa o zaman durumu oldukça zordu.
Atlılar ve girişteki bekçiler hiç de sıradan şehir muhafızlarına benzemiyorlardı. şehir muhafızları muhtemelen uykulu olurlar ve zorlukla ayakta dururlardı. Ama bu adamlar bırakın ayakta duramamayı, dimdik, mağrur bir edayla duruyorlardı. Dolayısıyla bunları atlatmak, uyku sersemi şehir muhafızlarını atlatmaktan daha da zor olacaktı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
“Sorpigol...diğerlere göre daha tehlikelidir kızım. Sorpigol’ün tehlikeleri gizlidir, aniden karşına çıkarlar. Hatta karşına çıkmayabilirler dahi. Bu sebeple normalden de dikkatli olmalısın. Bak.” dedi amcası ve Sorpigol’ün ilk binalarının yanından geçerken ilerideki bir adamı gösterdi. Adamın onlara sırtı dönüktü ve geri geri geliyordu. Sanki bir şey sürüklüyor gibiydi. Adam biraz yana dönünce Essonya bunun bir ceset olduğunu gördü.
“Muhtemelen arkasına geçip aniden boğazını kesti. Parasını aldı, ve şimdi de cesedi saklayıp gidecek.”
Gerçekten de onlar yavaş yavaş ilerlerken adam hemen bir evin gölgesine girdi ve gözden kayboldu.
“Arkadaşıma gelince...” diye devam etti George “O aslına bakarsan benim çocukluk arkadaşım. Onu baban da tanırdı. Ama maalesef ki onunla yıllardır hiç görüşemedik. Birbirimizin izini kaybetmiştik. Bu yüzden ondan haber alınca çok şaşırmıştım.”
Atını caddelerde biraz daha ilerlettikten sonra, George derin bir iç çekti. “Açıkçası ona sabah gitmeye niyetliydim, ama bu endişe içimi kemiriyor. Sanırım ona şimdi gideceğim. Peki sen kızım, benimle mi gelmek istersin, yoksa seni bir hana yerleştireyim mi?”
“Muhtemelen arkasına geçip aniden boğazını kesti. Parasını aldı, ve şimdi de cesedi saklayıp gidecek.”
Gerçekten de onlar yavaş yavaş ilerlerken adam hemen bir evin gölgesine girdi ve gözden kayboldu.
“Arkadaşıma gelince...” diye devam etti George “O aslına bakarsan benim çocukluk arkadaşım. Onu baban da tanırdı. Ama maalesef ki onunla yıllardır hiç görüşemedik. Birbirimizin izini kaybetmiştik. Bu yüzden ondan haber alınca çok şaşırmıştım.”
Atını caddelerde biraz daha ilerlettikten sonra, George derin bir iç çekti. “Açıkçası ona sabah gitmeye niyetliydim, ama bu endişe içimi kemiriyor. Sanırım ona şimdi gideceğim. Peki sen kızım, benimle mi gelmek istersin, yoksa seni bir hana yerleştireyim mi?”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Estalus soldaki sokakta ilerleyip sonuna vardı, ama hâlâ bir han bulamamıştı. Arada sırada bazı tabelalarla karşılaşıyordu, ama bunlar çeşitli dükkânlara ait tabelalardı. Hiçbiri bir hana ait değildi.
Yeni çıktığı yoldaki sokak lambaları yanmıyordu. Ya yakılmamışlardı, ya da özellikle söndürülmüşlerdi. Yine de elf gözleri sağolsun, Estalus dolunayın ışığında rahatlıkla görebiliyordu. şimdiye kadar gözlerine ters herhangi bir şey çarpmamıştı.
Bu çıktığı yeni yolun sonunda bir tek sokak lambası yanıyordu. Sokak lambasının dibinde ise yırtık pırtık kıyafetlerine sarınarak gecenin ayazından korunmaya çalışan ve bir elinde bir kase tutan bir dilenci vardı. Bunun dışında etraf boştu.
Yeni çıktığı yoldaki sokak lambaları yanmıyordu. Ya yakılmamışlardı, ya da özellikle söndürülmüşlerdi. Yine de elf gözleri sağolsun, Estalus dolunayın ışığında rahatlıkla görebiliyordu. şimdiye kadar gözlerine ters herhangi bir şey çarpmamıştı.
Bu çıktığı yeni yolun sonunda bir tek sokak lambası yanıyordu. Sokak lambasının dibinde ise yırtık pırtık kıyafetlerine sarınarak gecenin ayazından korunmaya çalışan ve bir elinde bir kase tutan bir dilenci vardı. Bunun dışında etraf boştu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Xanthroat’ın sözleri ve ses tonu karşısında gnoll nahoş bir kahkaha atarak arkasındakilere baktı. Diğerleri ilk başta tedirgin olmuş gözükseler de, bu etkiyi üzerlerinden atıp onlar da liderlerinin kahkahalarına katıldılar.
Sonra öndeki gnoll havlamayla uluma arası bir ses çıkardı. Sonra Xanthroat’ın iki yanındaki gür ekin sıralarının arasından bir kafa yükseldi.
Sonra bir tane daha...
Ardından bir tane daha...
Birkaç saniye içinde tarla boyunca pek çok başka gnoll ortaya çıkmıştı. Xanthroat’ın çevresinde şimdi otuz civarı gnoll vardı. Bazıları ellerindeki arbaletleri Xanthroat’a doğrultmuşlardı, diğerleri ise ellerindeki koca kılıçlar, mızraklar, baltalar gibi silahlarıyla ona doğru yaklaşıyorlardı. Ama hiçbir gnoll-tıpkı Xanthroat’ın tarlaya ilk girdiğinde yaptığı gibi-otlara zarar vermeye cüret edemiyordu. Otları yararak Xanthroat’ın yanına hemen ulaşacaklarına, çevrelerinden dikkatlice dolanıyorlardı.
Yakın dövüşe girecek olanlar Xanthroat’ın önüne ve arkasına geçerken, mızrak gibi uzaktan vurabielcek olanlar yan sıralara geçerek Xanthroat’ın sağına ve soluna yayılıyorlardı. Hepsinin gerisinde de arbaletliler vardı. Ama henüz hiçbirisi tetiği çekmemişti.
Sonra öndeki gnoll havlamayla uluma arası bir ses çıkardı. Sonra Xanthroat’ın iki yanındaki gür ekin sıralarının arasından bir kafa yükseldi.
Sonra bir tane daha...
Ardından bir tane daha...
Birkaç saniye içinde tarla boyunca pek çok başka gnoll ortaya çıkmıştı. Xanthroat’ın çevresinde şimdi otuz civarı gnoll vardı. Bazıları ellerindeki arbaletleri Xanthroat’a doğrultmuşlardı, diğerleri ise ellerindeki koca kılıçlar, mızraklar, baltalar gibi silahlarıyla ona doğru yaklaşıyorlardı. Ama hiçbir gnoll-tıpkı Xanthroat’ın tarlaya ilk girdiğinde yaptığı gibi-otlara zarar vermeye cüret edemiyordu. Otları yararak Xanthroat’ın yanına hemen ulaşacaklarına, çevrelerinden dikkatlice dolanıyorlardı.
Yakın dövüşe girecek olanlar Xanthroat’ın önüne ve arkasına geçerken, mızrak gibi uzaktan vurabielcek olanlar yan sıralara geçerek Xanthroat’ın sağına ve soluna yayılıyorlardı. Hepsinin gerisinde de arbaletliler vardı. Ama henüz hiçbirisi tetiği çekmemişti.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Estabin, iki bakırı kadının çanağına atarken yaşlı kadının gözleri parladı. Yaşlı kadın gülümseyerek Estabin’e bakmaya çalıştı ama Estabin çoktan yaşlı kadının yanından ayrılıyordu.
Barbar kolunda ani bir kavrayış hissetti ama kavrayışın zayıflığından bunun dilenci kadın olduğunu anladı. Tekrar arkasına dönmeden el çoktan kolundan çekilmişti bile. Kadın ve Estabin gözgöze geldiklerinde kadının gözlerinde tuhaf bir parıltı vardı.
“Tanrılar seninle olsun evladım. Kutsamalarını üzerinden hiç eksik etmesinler.” dedi kadın ve arkasını dönüp caddede yavaş yavaş ilerlemeye başladı.
Barbar kolunda ani bir kavrayış hissetti ama kavrayışın zayıflığından bunun dilenci kadın olduğunu anladı. Tekrar arkasına dönmeden el çoktan kolundan çekilmişti bile. Kadın ve Estabin gözgöze geldiklerinde kadının gözlerinde tuhaf bir parıltı vardı.
“Tanrılar seninle olsun evladım. Kutsamalarını üzerinden hiç eksik etmesinler.” dedi kadın ve arkasını dönüp caddede yavaş yavaş ilerlemeye başladı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
“Tabi efendim.” dedi hancı ve hafifçe eğilerek kupayı alıp mutfağa dalarak gözden kayboldu.
Elrach hanı süzdüğünde tüccarın gayet sakinlikle yemek yediğini fark etti. Bir sorun çıkartacağa benzemiyordu. Gölgelerin içine çekilmiş, yüzü görünmeden piposunu tüttüren adamın ne olduğunu anlamak mümkün değildi. Ã?bür grup ise gittikçe daha çok sarhoş oluyordu. Muhtemelen potansiyel tehdit bu gruptaydı. Estabin ise ortalarda yoktu.
Hancı birden yanında bitip birayı masaya koyduğunda Elrach düşüncelerinden sıyrıldı. “İşte, buyrun efendim. Başka bir arzunuz?”
Elrach hanı süzdüğünde tüccarın gayet sakinlikle yemek yediğini fark etti. Bir sorun çıkartacağa benzemiyordu. Gölgelerin içine çekilmiş, yüzü görünmeden piposunu tüttüren adamın ne olduğunu anlamak mümkün değildi. Ã?bür grup ise gittikçe daha çok sarhoş oluyordu. Muhtemelen potansiyel tehdit bu gruptaydı. Estabin ise ortalarda yoktu.
Hancı birden yanında bitip birayı masaya koyduğunda Elrach düşüncelerinden sıyrıldı. “İşte, buyrun efendim. Başka bir arzunuz?”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests
