Kırık Aynadan Yansımalar (RP Ekranı)

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Locked
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

George ve Essonya tartışadursun, artık her şey için çok geçti. Adamın gitgide zayıflayan solunumu aniden durmuştu bile. Kadın feryat figan kendisini kocasının üzerine atarken bir an donakalan George, adamın nabzını kontrol etti. Sonra başını iki yana salladı. “Ölmüş...”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Gnollar bu teklif üzerine sadece güldüler. Xanthroat’la konuşan gnoll-ki liderleri olma olasılığı yüksekti-eliyle onu işaret etti ve tangırtılar eşliğinde iki yandan on kadar arbalet oku fırladı.

Xanthroat tırpanını savurarak oklardan ikisini havada parçalarken okların dördü zırhından sekti. Ama okların dördü zırhını hatta pullu derisini bile aşmayı başarmıştı. Oklardan birisi sol omzuna, birisi midesine, birisi sağ baldırına birisi ise boynunun sol alt kısımlarına saplanmıştı. (Xanthroat--> 32 Damage)

Sırtındaki pelerini düşünüldüğünde kanat çırpması oldukça zordu. Havada ani hareketler yapması pelerinin kanatlarına dolanmasına ve yere çakılmasına yol açabilirdi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Askerlerden bir tanesi-soldaki-karanlık bir edayla “Burada her zaman sorun vardır. Sorpigol’e hoşgeldiniz.” dedi. Askerler hâlâ kılıçlarını kınlarına yerleştirmemişlerdi. Ã?ndeki asker ise Mathan’ı baştan aşağı süzüyordu. “Madem bir tüccarsınız, size hana kadar eşlik edeceğiz. Belli bir yere gidiyor muydunuz?”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Elf de başını sallayarak Elrach’a karşılık verdi. Yüzü halen görülmüyordu. Hancı mutfaktayken elf öylece bekliyordu, muhtemelen verdiği siparişleri.

Bu sırada sarhoş grubun sesi kısıldı. Tip tip büyücüye bakmaya başladılar. Sonra birisi eğilip diğerlerine doğru bir şeyler fısıldadı ve ardından hepsi de kaba kahkahalar patlattılar. Sonra bir diğeri aynı şekilde bir şeyler fısıldadı ve yine kahkahalar yükseldi. Ardından ilk adam ayağa kalktı ve gidip elfin omzunu sertçe kavradı.

“Defol buradan büyücü! Burada büyücü istemiyoruz.”

Elf fark etmemiş gibi birkaç saniye durdu. Sonra elini yavaşça omzunu kavrayan ele uzattı ve eli tutup geri çekti. Elin yaşlı, rahatsız, titrek sesi ilk defa o zaman duyuldu. “Burası bir han ve en az senin kadar burada kalma hakkına sahibim.”

Belli ki sarhoş adam bundan hoşlanmamıştı. Eli eliyle sertçe büyücüyü kavradı ve sandalyeden alıp yere fırlattı. Diğerleri kahkahalarla gülerek ayağa kalktılar. Sarhoi ilerledi ve büyücünün dudaklarından ilk sözcükler dökülürken midesine bir tekme atarak büyücünün nefesini kesti. Bir diğeri sandalyesini kaptı ve ayağa kalkmaya çalışan büyücünün sırtına geçirip sandalyeyi parçaladı. Sonuncusu ise büyücünün yanına geldi ve suratına sert bir tekme indirdi. Büyücü yerde takla atarak döndü ve yüzü açığa çıktı.

Bu elf gerçekten de çok yaşlıydı. Saçları beyazlamıştı ve yüzü kırış kırıştı. Adamın attığı tekme yüzünden vurnu kırılmış, dudağı ve kaşı patlamıştı. Yüzü kanlar içindeydi. Yarı baygın duruyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

“Hsssııısss...” Elf elinden geldiğince konuşmaya çalışıp Estalus’a yanıt vermeye çabalıyor, ama bunu bir türlü başaramıyordu. O kadar çok titriyordu ki gözlerini açamıyordu bile. Zaman zaman gözkapakları azıcık aralandığında Estalus elfin geriye kaymış gözlerinin beyazını görebiliyordu. Ama tüm bu haline rağmen elf ona cevap vermeye çalışıyordu. Yine de tek çıkartabildiği ses anlamsız sözcüklerden ibaretti.

Sonra elf uzanıp Estalus’un elini kavradı ve sımsıkı tuttu. Bu onu burada tutmak için değil, daha çok destek bulmak için yapılmış bir hareketti belli ki. Elf hâlâ konuşmaya çabalıyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Ama yolda düzgün birisi yoktu ki. Zaten gecenin geç saatinde tenha bir yoldu ve hiçbiri düzgün değildi. Birkaç dakikalık yürüyüşün ardından Estabin bu saat olmasına rağmen dışarıda olan küçük, kızıl saçlı, sevimli bir oğlan çocuğuna hanın yerini sordu. Hanın ismini ilk başta hatırlayamamış, mektubu açıp tekrar okuması gerekmişti. Hanın ismini söylediğinde çocuk başını onaylarcasına salladı, ama sonra cin gibi bir gözle baktı ve “Bir bakırına seni oraya götürürüm.” dedi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

“Harika...” dedi Earl kağıda bir şeyler karalarken. “Bir işsiz daha. Bu kadar işsizi nereye yerleştireceksek.”

Tapınak şövalyesi kağıtları doldurmaya devam ederken bir dakika kadar durdu. Sonra aniden aklına bir şey gelmiş gibi durdu ve gözlerini açarak Ensiferum’a baktı. “Bir dakika! Batının neresi? Sorpigol’ün batısı deniz!”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Gerçekten de trajikomik bir durumdu. Sokak beş insan boyundan kısaydı, lakin bit duvarla sonlanıyordu. Burası bir çıkmaz sokaktı.

şimdi tapınak şövalyesinin ayak sesleri ve zırhının tangırtıları bariz bir şekilde duyulur olmuştu. Erober sadece birkaç saniyesinin kaldığının farkındaydı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Gecenin körüydü zaten. Havanın daha fazla kararması ancak bulutların dolunayı kaplayarak ay ışığını kesmesi şeklinde olabilirdi. Gel gör ki bu gece havada tek bir bulut bile yoktu. Bu şekilde idare etmek zorundaydı.

Birkaç dakika geçtikten sonra ana yoldan sesler duymaya başladı. Ã?eşitli gacırtılar, toynak sesleri ve insanların homurtuları. Çok kısa bir süre sonra Celdar’ın görüş alanına yedi arabalık bir konvoy serilmişti. Birer atın çektiği yedi yük arabası şehre doğru ilerliyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Cevap gelmedi, ama Gredix gölgelerin kıpırdandığını görebiliyordu. Sonra birden bir şey yukarı doğru hareket etti ve kendi boyundan birkaç santim yukarıda bir çift sarı, tehdirkâr göz gördü. Sonra gözler hızla yere doğru indi ve ona aşağıdan bakarak tısladı.

Bir kedi... Sadece lanet olası bir kediydi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
AZaZ3L
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 117
Joined: Mon Mar 20, 2006 10:00 am
Contact:

Post by AZaZ3L »

Juiblex atını durdurdu..Çok rezil bir yere benzesede sonunda bir han bulmuştu ve gerçekten yorgundu..Cüppesinin başlığını kapıdan içeri girmeden önce iyice yüzünü karartıda bırakıcak şekilde aşağı çekti..yavaş adımlarla ve içeri girdi..
Rhonin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 478
Joined: Mon Dec 27, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Rhonin »

Gredix in soğuk yüzünü bir anda gülümseme aldı.Kendi kendine sırıtıyordu..Aptal gibi bir kediyle konuşmaya çalışmıştı kılıcını kınına sokmadan sokağın içinden geçmeyi planladı..Bir kedi olsa bile orada biri onu izliyor olabilirdi..Yani hala kendisine bir şey olma şansı yok olmamıştı.

Ã?nündeki kediye dikti gözlerini " Sadece koruyucu.. " dedi kendi kendine.Bunun anlamının başkalarının anlamayacağı kadar güçlü olduğunu biliyordu..Gredix tereddüt etti ileri bu sokaktan geçmek istemiyordu.Başına bela alacağı büyük olasılıktı.

Sokağın diğer ucuna baktı.İleride bir yerde han bulup oturması iyi olurdu.Yorgundu ama hala savaşacak kadar gücü vardı.Ne kadar gücü olsada dinlenmeliydi ve biraz yemek hiç fena olmazdı.Gredix kılıcını kınına sokmadan geri döndü.Etrafından gelecek veya gelebilecek bütün tehlikelere karşı kendini hazırlamıştı.

Arkasını sokağa döndü ve ana caddeye gitmek ve bir han bulabilmek için yürümeye başladı..Bugünün olaysız ve rahat geçmesini istiyordu.Aklındaki sorular kafasını karıştırıyordu ama hemen bunları unutmaya çalıştı..Bir kasaba veya şehir her neyse..Nasıl böyle bir yere dönmüş olabilirdi ki?

Neden her zaman bir yerlerin kesinlikle kötülük dolması gerekiyordu ki?Ama bu dengeydi ve denge bozulmamalıydı hiç bir zaman..Kötülük hep hüküm iyilik ise hep eşitlik ve güzel bir dünya isterdi.Herşeyin düzgün olduğu bir dünya düşündü Gredix içinden..

Ne kadar güzel olsa da bir süre sonra bu inanılmaz sıkıcı gelecekti.Hemde o kadar kötü olacaktı ki.Belki o kadar iyilik içinden beklenmeyen bir kötülük doğuracaktı.."Her şeyin fazlası kötü.." dedi kendi kendine ve han aramaya devam etti Gredix etrafı dikkatle izlerken..

Uç noktalara gelindikçe doğacak kötülükleri düşündü sessiz gecede.Buradaki insanların sefilliğini,sırf rezillikleri yüzünden bazı insanların çaldıklarını düşündü ve iç çekerek yoluna devam etti.
 Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
demarch
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 63
Joined: Fri Oct 07, 2005 10:00 am
Location: kimsenin bulamayacağı cennetimden
Contact:

Post by demarch »

Lord Necros wrote:Gecenin körüydü zaten. Havanın daha fazla kararması ancak bulutların dolunayı kaplayarak ay ışığını kesmesi şeklinde olabilirdi. Gel gör ki bu gece havada tek bir bulut bile yoktu. Bu şekilde idare etmek zorundaydı.

Birkaç dakika geçtikten sonra ana yoldan sesler duymaya başladı. Ã?eşitli gacırtılar, toynak sesleri ve insanların homurtuları. Çok kısa bir süre sonra Celdar’ın görüş alanına yedi arabalık bir konvoy serilmişti. Birer atın çektiği yedi yük arabası şehre doğru ilerliyordu.

Nihayet şansı dönmüştü işte. Bu fırsatı iyi değerlendirmeliydi. Konvoyun kapıdaki muhafızları oyalayacağını biliyordu. Bu sürede içeri sızması gerekliydi,hızla ve sessizce..Atlıların gidiş gelişini gözetlemeye başladı yine.Konvoy girişe vardığında, atlılar da yoksa, şehre girecekti daha fazla oyalanmadan. Ancak hareketlerinde şüpheli bir şey olmaması için de koşmayı pek düşünmüyordu, eğer birileri görürse hemen suçlu konumuna düşmek istemiyordu. Ã?yle birşey olursa "bir açıklamayla kurtarabilirim kendimi" diye düşünüyordu..
quidquid latine dictum sit, altum videtur
(anything said in latin sounds profound.)
FrontsideAir
Gölge Ustası
Posts: 1245
Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
Location: İstanbul (İzmir)
Contact:

Post by FrontsideAir »

Erober zamanının çok azaldığının farkındaydı ama son saniyelerini de düşünerek geçirecekti, çünkü düşünmek onun en büyük silahıydı..

"Eğer bu adamı öldürürsem ne olur? Ölürken ses çıkarabilir ve diğer şövalyeler gelebilir. Böyle t....lı bir herifi öldürmek de zor iş. Eğer yeterince sessiz olursam beni görmeyebilir. Görürse de iki kaşının arasında hançerimi bulur. Belki de dikkatini başka bir yöne çekerek yanıltmalıyım. Ama adam şüphelenmemişken ses çıkarmak da riskli olur. Buradan kaçabilme imkânım var mı peki? Çok zor.. Ã?yleyse önce iyi saklanıp dövüş ihtimalini ortadan kaldırmalıyım. Eğer beni fark ederse cebimdeki çakılı atıp dikkatini dağıtırım. Dikkati dağılırsa arkasından yaklaşıp boğazını keserim, dağılmazsa da vücudunun korunmayan bir bölgesini hedefleyip hançerimi fırlatırım."

Erober planını kurmuştu. İşe yaraması ie şansına bağlıydı. İlk aşama olarak yerinden ayrılmadan kuytulara sokulup gölgelerle bütünleşti ve cebinden bir çakıl çıkarıp sol eline, hançerini de sağ eline aldı..

Code: Select all

Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.

Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..
Yılmax
Başbüyücü
Posts: 686
Joined: Tue Apr 05, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yılmax »

Lord Necros wrote:Elf de başını sallayarak Elrach’a karşılık verdi. Yüzü halen görülmüyordu. Hancı mutfaktayken elf öylece bekliyordu, muhtemelen verdiği siparişleri.

Bu sırada sarhoş grubun sesi kısıldı. Tip tip büyücüye bakmaya başladılar. Sonra birisi eğilip diğerlerine doğru bir şeyler fısıldadı ve ardından hepsi de kaba kahkahalar patlattılar. Sonra bir diğeri aynı şekilde bir şeyler fısıldadı ve yine kahkahalar yükseldi. Ardından ilk adam ayağa kalktı ve gidip elfin omzunu sertçe kavradı.

“Defol buradan büyücü! Burada büyücü istemiyoruz.”

Elf fark etmemiş gibi birkaç saniye durdu. Sonra elini yavaşça omzunu kavrayan ele uzattı ve eli tutup geri çekti. Elin yaşlı, rahatsız, titrek sesi ilk defa o zaman duyuldu. “Burası bir han ve en az senin kadar burada kalma hakkına sahibim.”

Belli ki sarhoş adam bundan hoşlanmamıştı. Eli eliyle sertçe büyücüyü kavradı ve sandalyeden alıp yere fırlattı. Diğerleri kahkahalarla gülerek ayağa kalktılar. Sarhoi ilerledi ve büyücünün dudaklarından ilk sözcükler dökülürken midesine bir tekme atarak büyücünün nefesini kesti. Bir diğeri sandalyesini kaptı ve ayağa kalkmaya çalışan büyücünün sırtına geçirip sandalyeyi parçaladı. Sonuncusu ise büyücünün yanına geldi ve suratına sert bir tekme indirdi. Büyücü yerde takla atarak döndü ve yüzü açığa çıktı.

Bu elf gerçekten de çok yaşlıydı. Saçları beyazlamıştı ve yüzü kırış kırıştı. Adamın attığı tekme yüzünden vurnu kırılmış, dudağı ve kaşı patlamıştı. Yüzü kanlar içindeydi. Yarı baygın duruyordu.

Elf, kendisine selam verdikten sonra, gerçekten de harap haldeydi, Elrach yemeğine döndü. Bir an geçmişti ki sorun çıkarması muhtemel olan adamlar elf'e sözle sataştılar. Bunu fazla önemsemese de yaşlı elf'e kötü bir şekilde saldırdılar. Tekmeler, üzerinde sandalye kırmalar. Elrach gördükleriyle birlikte iyicene sinirlenerek bira kupasını sert bir şekilde masaya vurdu ve adamlara doğru dönerek sert bir ses tonuyla konuşurken elini devasa kılıcının kabzasına attı;

"Aaargh lanet olası herifler. Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz. Gücünüzü bu yaşlı zavallıda mı ispat ediyorsunuz. Eğer o adamın tek bir kılına dahi zarar verirseniz sizin cezalarınızı teker teker vermekten çok hoşnut kalırım. Bu yaşlı adamdan ve hancıdan özür dileyip defolup gidin.(intimidate)

Hancı, Yaşlı Elf'le ilgilen...


Sesi adeta kükrer gibi çıkmıştı Elrach'ın. şimdi adamları süzüyordu en küçük ters hareketlerinde cezalarını elleriyle vermekten büyük zevk duyacaktı...
İnsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın ağzı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests