Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Horcoel_Baator
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 673
Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
Contact:

Post by Horcoel_Baator »

''Yapacak birşey yok..'' dedi etrafına bakınırken elfçe şovalye..''Bu adamlar emir kulu anlaşılan..Ve inançları kesinlikle bizimle uyuşmuyor..Buram buram negatif enerji akıtıyor vücutları..En azından çoğunun'' dedi iç çekerek..

Slach a döndü ancak birşey söylemedi..Zaten söylemesi de gerekmiyordu..Hemen ardından tekrar Azazel e yöneldi..''Sakin bir yere gidersek dostum..''Devam'' edebilme şansımız daha fazla olacaktır görevimize..şu ejderhaların menzilinden hele bir çıkalım..Sonra ne yapabilecegimize bakarız..''(elfçe)

Azazel i bırakır bırakmaz az önce konuşan görevlinin yanına ilerledi..''Hey..'' dedi seslenerek..''Dediğimiz gibi bayım bizler yabancıyız ve emin olunki buranın kurallarını bilseydik hava alanınıza vizesiz giriş yapmazdık..Hem bunu aramızda halletmenin bir yolu yokmu..Vizenin parası neyse burada ödeyelim..Sizde bizi ve silahlarımızı serbest bırakın..''Gnomenin ona vermiş oldugu parayı çıkartarak adama uzattı..Biraz adamların içindeki bencillik duygusuna güveniyordu aslen..Negatif parlamaları onlara güvenilmeyecegi anlamına gelsede onların içindeki bazı belli başlı duyguları kontrol edilebilecegi de anlamına geliyordu..Gerçi direk rüşvet teklif etmezdi..Eğer adamlar onur yaparsa bu oldukça riskli olurdu ancak dolaylı yoldan ettiğinde hem kendini riske atmaz..Hemde grubun görevini tehlikeye atmazdı..Oldukça inandırıcı bir tavır takınarak ''Vize para''sını öndeki şefleri sandıgı kişiye uzatmaya devam etti..

''Buradan hepimiz için ne kadar vize parası gerekiyorsa alabilirsiniz..''Başından söyleseydiniz kesşke..
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
Squan
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 557
Joined: Wed Jun 09, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Squan »

Salvador sadece bekliyordu. Etrafı dinliyor ve süzüyordu. Kılıcın sesi beyninde yankılanmıştı. Buradan bir şekilde kurtulabilmeleri gerekirdi. Ã?nünde silahı almak için duran ve sabırsızlanan adamı umursamadı. Kılıcı adama vermemişti.

Kılıca içinden belki yapılabilecek bir şeyler vardır! diyebilmişti.

Bu hareketinin karşı tarafı sinirlendireceğini biliyordu. Arkadaşlarının kendi aralarında konuşmasından herkesin teslim olmaya hazır olduğu belliydi. Ama kimse onların nereye götüreleceğinden haberleri yoktu. İlk başta bunu öğrenmeleri gerektiğini düşündü. Bu yaratıkların silahları aldıktan sonra onları öldürmemesi için bir sebep varmıydı?

Tam soru soracağı anda Horcoel in önerisini duydu.
''Dediğimiz gibi bayım bizler yabancıyız ve emin olunki buranın kurallarını bilseydik hava alanınıza vizesiz giriş yapmazdık..Hem bunu aramızda halletmenin bir yolu yokmu..Vizenin parası neyse burada ödeyelim..Sizde bizi ve silahlarımızı serbest bırakın.."
Gnome un verdiği parayı uzatmıştı. Yaratıkların vereceği cevabı merak ediyordu...[/quote]
Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Horcoel’in dedikleri üzerine yaratıklardan bir kısmı memnun, bir kısmı da şaşkın görünürken, teklifin gerçek anlamını anlayanlar öfkeli, rahatsız ve tedirgin görünüyorlardı. Kumandan yüzü öfkeyle çarpılarak Salvador’un kılıcını almaya çalışan yaratığı işaret etti ve kendi dillerinde bir şeyler söyledi. Asker başını kesin bir şekilde salladı ve kılıcını Salvador’un gırtlağına dayadıktan sonra kılıcı hızlı bir şekilde aldı ve geri çekildi.

“Zekiceydi insan, ama işe yaramadı!” dedi komutan aynı yüz ifadesi ve öfkeden titreyen bir sesle Horcoel’e sonra yanındaki cüppeli adamı işaret etti. Adam ellerini keselerine atıp hızlıca birkaç sözcük söyledi.

Diğerleri hiçbir şey anlayamıyordu. Söylenen sözleri de duyamasa da Yılmax hareketleri görebiliyordu. Zihni hızlı bir şekilde taradı ve hareketlerin kendisinin yapabildiklerinden çok daha güçlü bir büyüye ait olduğunu anladı. Bu büyü etraflarını telekinetik olarak hareket ettirilebilen, aşılmaz bir küreyle kaplayacaktı. (Otiluke’s Telekinetic Sphere)

Ve gerçekten de öyle oldu. Bir anda çevreleri tuhaf, gri renkte bir küreyle kaplandı. Dışarıda neler olduğu konusunda hiçbir fikirleri yoktu zira küre katıydı ve dışarısı görülemiyordu.

Ama en azından tartışıp karar alabilecekleri bir durumdaydılar, en azından bir süre için.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
AZaZ3L
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 117
Joined: Mon Mar 20, 2006 10:00 am
Contact:

Post by AZaZ3L »

Azazel,kapatıldıkları kürede şöle bir göz gezdirdi...Sonra hafif bir iç çekti,Herkesin duyabilieceği bir ses tonunda konuştu;

''Sanırım bir plan kararlaştırmak için son şansımız olabilir..Bizi götürdükleri yerde ayırabilirler..''
Slach
Gölge Ustası
Posts: 759
Joined: Sat Nov 13, 2004 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by Slach »

Slach , Horcoeldeki keseyi daha önce fark edememişti.' Gerçi fark etsem ne olacaktı ki .. Tanrım beni bu yolu izlemem için göndermişti şu anlık başka bir şey yapmamalıyım.' Keseyi uzatırken herkesi dikkatlice süzdü zekice bir plandı ve bazılarının gözlerinde alama isteğini görünce sevinmişti fakat Komutanları emrindeki çapulcularla aynı fikirde deği gibiydi. ' Hayır bu kötüye işaret. Ve dahası parayı almadılar. Parayı alsalar en azından vize parasını verdiğimiz halde bizi tutukladıklarını söylerdik ve para desenlerinini farklı olmasıyla da komutanı suçlu duruma düşürebilirdik. Lanet olsun...'

Slach için iyi bir izlenim olmuştu askerlerin hepsi komutan olmadığı açıktı ve belki bir şekilde ikna edebilinirdi. Bunları düşünürken birkaç büyülü söz duymuştu ama o kadar dalmıştı ki etkisi gerçekleştiğinde ne olduğunu anladı.

Gri renkli küre sağlam bir metal gibi görünüyordu. Nereye gittiklerini görmemesi Slach'ı oldukça rahatsız etmişti.

''Sanırım bir plan kararlaştırmak için son şansımız olabilir..Bizi götürdükleri yerde ayırabilirler..''

"Evet kısa zasmanımız olabilir. Yargılanma sırasında ne söyleyeceğiz. Bence ... Aahhag lanet olsun hiç bir şey aklıma gelmiyor. Fakat kesinlikle görevden ve ne yapamaya çalıştığımızdan bahsetmeyelim. Belki kendi dünyamızda bir hazine ararken geçtiğimiz bir kapıdan buraya geldiğimizi söyleyelim. Fakat Horcoelin dediği dünyayı kurtarma göreviyle oldukça çelişkisi var."

Herkesin yüzüne baktı özellikle şovalelerin yüzlerine böyle bir yalan söyleyebilirler miydi?
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Yılmax
Başbüyücü
Posts: 686
Joined: Tue Apr 05, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yılmax »

Yilmax, rüşvet teklifinin ki bir şövalyenin daha önce böyle birşey yaptığına şahit olmamıştı; kabul edilmediğini hayal kırıklığıyla da olsa farketti. Bu yaratıkların istedikleri böyle basit bir bedelden çok daha fazlası olmalıydı. O kadar kolay olmasını beklemediği de bir gerçekti açıkçası. Lanet olası yaratıklar belki de onları idam edeceklerdi. Yaptıklarının bir suç olması ihtimali ona komik gelse de durum ortadaydı. Sonra yaratıkların lideri konuştu;
Lord Necros wrote:“Zekiceydi insan, ama işe yaramadı!”


Ardından arkasındaki cüppeli'ye işaret etti. Cüppeli olanın bir büyücü olduğunu şimdi anlamıştı başbüyücü çünkü yaratık bir büyü yapıyordu! Hem de güçlü bir büyü. "Lanet olsun bu neden silahları istediklerini açıklıyor bir de büyücünün elinden silah aldıklarını sanıyorlar diye aşağılamıştım. Ne kadar aptalmışım, bu yaratıklar lanet olsun. İşimiz şimdi sarpa sarıyor işte. Diyarda yaşayanları kurtarmayı bırak kendimizi nasıl kurtarırız." Düşünceler içerisindeyken büyücünün büyüsü nihayet bitmişti lanet bir küre etraflarını sarmalamıştı grubun. Büyü, onları taşımaya yaraıyacaktı dışarı çıkamayacak, etrafı göremeyecek ve sesleri duyamayacaklardı öte yandan dışarıdakiler de onları duyamayacaklardı. En kötüsü dışarıyı görememesiydi, neyle karşılaşacaklarını bilemeden ilerliyeceklerid bu da onların pazarlık etme güçlerini azaltacaktı.

Slach wrote:''Sanırım bir plan kararlaştırmak için son şansımız olabilir..Bizi götürdükleri yerde ayırabilirler..''

"Evet kısa zasmanımız olabilir. Yargılanma sırasında ne söyleyeceğiz. Bence ... Aahhag lanet olsun hiç bir şey aklıma gelmiyor. Fakat kesinlikle görevden ve ne yapamaya çalıştığımızdan bahsetmeyelim. Belki kendi dünyamızda bir hazine ararken geçtiğimiz bir kapıdan buraya geldiğimizi söyleyelim. Fakat Horcoelin dediği dünyayı kurtarma göreviyle oldukça çelişkisi var."


" Ã?ncelikle bize yapılan büyüden size biraz bahsedeyim; büyü bizi bir yerden bir yere zorla alıkoyarak yapılmış bir büyüdür. Hiç bir ses duyamayız ve etrafı göremeyiz, ancak onlar da bizi göremez ve duyamazlar. Bize dışarıyı görememe gibi bir dezavantaj sunuyor eğer kaçmak istersek etrafı bilemeden kaçacağız ve kolayca yakalanmamız olası bu durumda onların her dediklerini yapmak zorunda kalacağız. Ama şu anda konuşacaklarımızı da duyamayacaklardır o konuda rahat olalım. şimdi ; Usta Slach'ın da dediği gibi gerçek görevimizden bahsetmemek ilk hedefimiz olmalıdır ki Sör Horcoel'in de bu yaratıklar konusunda nasıl bir izlenimi olduğunu öğrenmemiz de bizim yararımızadır diye düşünüyorum. Ã?ünkü Kutsal Savaşçıların bu şekilde güçleri olduğunu tecrübelerimle öğrendim. Biraz nabza göre şerbet vermemiz gerekecektir. Başlangıç olarak yaratıklarla uzlaşmaya çalışabiliriz ve bir önerim de Elf dostumuz Azazel'e olacaktır, kendi doğasını bu yaratıklara göstermemek ve sakin olmak yerinde olacaktır çünkü bu yaratıkların ne gibi görüşleri olduğunu tam olarak bilemeyiz. Kendi, grubumuz ve diyardaki tüm canlıların yaşamlarını tehlikeye atabilecek birşeyler yapmak istemeyiz herhalde. şimdi hepinizin fikirlerini almak isterim dostlarım. Henüz vaktimiz varken bunları konuşmalıyız..."

Sözlerini bitirir bitirmez tüm herkesin teker teker yüzlerine bakarak drurum değerlendirmesi yapmalarını bekledi...
İnsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın ağzı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık
Squan
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 557
Joined: Wed Jun 09, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Squan »

Salvador olan olayların çok seri bir şekilde gelişmesi karşısında şaşırmıştı. Horcoel in para teklifini kabul etmemişlerdi. Buna bir nebze olsun üzülsede pek şaşırmamıştı. Kılıcınıda kaybetmişti. Orada kılıcı vermeyebilirdi. Ama bu sefer herkesin hayatını tehlikeye atmış olacaktı.
Slach wrote: ''Sanırım bir plan kararlaştırmak için son şansımız olabilir..Bizi götürdükleri yerde ayırabilirler..''

"Evet kısa zasmanımız olabilir. Yargılanma sırasında ne söyleyeceğiz. Bence ... Aahhag lanet olsun hiç bir şey aklıma gelmiyor. Fakat kesinlikle görevden ve ne yapamaya çalıştığımızdan bahsetmeyelim. Belki kendi dünyamızda bir hazine ararken geçtiğimiz bir kapıdan buraya geldiğimizi söyleyelim. Fakat Horcoelin dediği dünyayı kurtarma göreviyle oldukça çelişkisi var."
"Bunu kabul etmiyorum!" Salvador slach ın sözlerini duyar duymaz verdiği tek tepki bu olmuştu.
Yilmax wrote:
" Ã?ncelikle bize yapılan büyüden size biraz bahsedeyim; büyü bizi bir yerden bir yere zorla alıkoyarak yapılmış bir büyüdür. Hiç bir ses duyamayız ve etrafı göremeyiz, ancak onlar da bizi göremez ve duyamazlar. Bize dışarıyı görememe gibi bir dezavantaj sunuyor eğer kaçmak istersek etrafı bilemeden kaçacağız ve kolayca yakalanmamız olası bu durumda onların her dediklerini yapmak zorunda kalacağız. Ama şu anda konuşacaklarımızı da duyamayacaklardır o konuda rahat olalım. şimdi ; Usta Slach'ın da dediği gibi gerçek görevimizden bahsetmemek ilk hedefimiz olmalıdır ki Sör Horcoel'in de bu yaratıklar konusunda nasıl bir izlenimi olduğunu öğrenmemiz de bizim yararımızadır diye düşünüyorum. Ã?ünkü Kutsal Savaşçıların bu şekilde güçleri olduğunu tecrübelerimle öğrendim. Biraz nabza göre şerbet vermemiz gerekecektir. Başlangıç olarak yaratıklarla uzlaşmaya çalışabiliriz ve bir önerim de Elf dostumuz Azazel'e olacaktır, kendi doğasını bu yaratıklara göstermemek ve sakin olmak yerinde olacaktır çünkü bu yaratıkların ne gibi görüşleri olduğunu tam olarak bilemeyiz. Kendi, grubumuz ve diyardaki tüm canlıların yaşamlarını tehlikeye atabilecek birşeyler yapmak istemeyiz herhalde. şimdi hepinizin fikirlerini almak isterim dostlarım. Henüz vaktimiz varken bunları konuşmalıyız..."

"İlginç bir büyü!" Salvador yılmax ın konuşmasını dinlemişti. Büyüyle ilgilenmiyordu aslında. Sadece söylemiş olmak için söylemişti.

Kollarını birleştirmiş orada duruyordu. Düşünceler kafasını kurcalıyordu. Kılıç elinden gitmişti. Bir şekilde onu alması gerekirdi. Hiçbir Lich le karşılaşmamışlardı. Ama onların varlıklarını az çok biliyordu. Bu da içinde buruk bir tat yaratmıştı. Bu karşılaştıkları yaratıklar hakkında hiçbir bilgisi yoktu. Ya lich bunları koboltlarda olduğu gibi-aklına mağaradaki düello gelmişti, oradanda insanların ölümleri geldi gözünün önüne- kullanıyor olabilirdi. Bu yaratıklar hakkında hiçbir bilgisi yoktu. Ama böyle bir durumda yargılanacaklarını sanmıyordu.
Ama belli olmazdı bu. Lich bu yaratıklar sonuçta kobolttan zekiydiler. En azından ilk izlenimi böyleydi. Bu durumda yargılama durumlarıda olabilirdi onları. Yargılanırlarsa gerekli açıklamayı yapabilirlerdi. Yalan söylemeden. Kendilerini kurtarabilirlerdi.
Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Küre içindeki vakitleri birkaç dakika daha sürdü. Hareket ettiklerini dahi hissetmiyorlardı, sadece büyünün doğası gereği hareket ettirilebileceğini bildiklerinden bunu düşünüyorlardı.

Horcoel’in, yaratıkların gerçek doğasını açıklaması üzerine uzun bir sessizlik oldu. Bu, uzlaşma çabalarının işe yarama ihtimalini oldukça aşağı çekiyordu. Rüşvet de işe yaramamıştı. Doğalarına rağmen bu halkın arasında da idealist ya da onurlu olanların var olduğu belliydi.

Sonuç olarak, bir karar alamadan küre aniden yokoluverdi ve hepsi de kendilerini dünyalarının kalelerinin zindanlarını aratmayan bir zindan koridorunda buldular. İki yönden de pek çok asker tarafından sarılmışlardı. Büyücünün tek bir komutuyla birlikte hepsi de bilinçlerini kaybetti.

İlk uyanan Salvador oldu. Gözünü açtığında kendisini dışarıdan gelen meşale ışığıyla aydınlanan, demir parmaklıklarla kaplı bir hücredeydi. Hiç de geniş bir yer değildi. İki kişi muhtemelen zor sığardı buraya. Üzerini incelediğinde tüm eşyalarının gitmiş olduğunu fark etti. Basit, yırtık pırtık paçavralar giydirilmişti sadece. Zihninde kılıcın yokluğuyla birlikte gelen tuhaf bir boşluk hissi vardı.

İkinci olarak Slach uyandı ve o da kendisini aynı şekilde bir hücrede buldu. Tüm eşyaları gitmişti, ama onun üzerindeki paçavralar boyuna büyüktü ve üzerinden düşüyordu resmen.

Azazel gözlerini diğerlerinden hiç de farklı olmayan bir hücrede açtı. Onun da durumu diğerlerinden farklı sayılmazdı. Daracık bir hücrede, paçavralara büründürülmüştü.

Horcoel kendisine gelirken rahatsızca inledi ve gözlerini açar açmaz ayağa fırlayıp dövüş için savunma pozisyonu aldı, ama karşısında kimse yoktu. O da diğerleri gibi daracık bir hücreye tıkılmış ve paçavralar giydirilmişti.

V’ladhek titreyerek uyandı. Bacağında hafif bir sızı vardı. Ona giydirilen tek paçavra, pantolon yerine geçen bir taneydi. Üzerine hiçbir şey giydirilmemişti. Bir su birikintisinin içinde yatıyordu. Ufak hücresinin diğerlerinden tek farkı, sağ duvarında tavandan gelen bir su akımı olmasıydı.

Bir süre hiçbir şey olmadı. Hepsi kendini toparlarken tüm zindana bir sessizlik hakimdi. Görebildikleri hiçbir hücrede birbirlerini göremiyorlardı.

Birkaç dakika sonra ayak sesleri duyuldu. Her bir hücrenin önüne bir gölge düştü ve sonra ikişer kişi göründü. Birisi hücrenin kapısını açarken diğeri içeri girdi. Hücrenin kapısı arkadan kapandı.

Hepsinin de, tüm tutsaklarına bakışları aynıydı. O anda hepsi de anlamıştı: Gerçek sorgulama şimdi başlıyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Slach
Gölge Ustası
Posts: 759
Joined: Sat Nov 13, 2004 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by Slach »

Slach gözlerini açtığında bir hücrede tek başına yatarken bulmuştu. Hücreyi göz ucuyla süzüp tek başına olduğunu anlayınca doğruldu ve dar hücrenin duvarına dayandı. ' Ne zamandır bu lanet hücredeyim ve diğerleri nerde. üfff' Üzerindeki paçavralara baktı. Elbiselerin içinde kaybolmuş gibiydi. En kötüsü pantolonu kalçalarının üzerinde durmamakta inat ediyordu. Büyük olan elbiseyi düzgün bir biçimde yırtmaya çalıştı. Paçavra olduğundan çabucak yırtılmıştı. Ã?ıkan şerit kumaşı beline doladı ve iyice sıktı. 'Bu daha iyi'

Slach lanet olsun diyerek duvara geçirmişti. O anda aklında parlak bir fikir belirmişti.' Eğer bizimkiler yakınlardaysa katı üzerinde yankılanan sesi duyabiler ve eğer mors alfabesi bilen varsa... ahh' Heyecanlandı ve bu iş için vurabilecek bir şey aradı. Bulmadı ama eliyle bir yere kadar ses çıkartabilirdi.

–••• • –• •• •– –• •–•• •– –•–– •– –• •••– •– •–• –– ••

Code: Select all

 Beni anlayan var mı
Kulağını duvara dayadı ve karşılık gelmesini bekledi. Hemen cevap gelmemeişti ama Slach birşeyler ümit ederek bir kaç defa daha vurdu? Ayak seslerini duymuştu. Yaptığı işi bırakıp hemen yere oturdu. Ayak sesleri kendi bulunduğu hücrenin önünde bitmişti. Slach ister istemez heycanlandığını hissetmişti. Sakin olmaya çalıştı ve geleni bekledi.

İçeri giren adamın sorgu için geldiği belliydi. Hiç ses çıkaramadan adamın sorusunu sormasını bekledi. Aklından da bir sürü yalan düşünüyordu.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Sorgulama birkaç saat boyunca devam etmişti. Pek çok sorgucunun aksine bu yaratıklar sorgu sırasında şiddet kullanmamışlar ve onlara zarar vermemişlerdi. Horcoel’in onlara bu yaratıkların doğası konusunda anlattıkları düşünülürse, böyle bir davranış sergilemeleri tuhaf sayılırdı. Sorularını sormuşlar ve yanıtları sabırla dinlemişlerdi. Lâkin, onlara yönetilen hiçbir soruyu cevaplandırmamışlardı.

Belli bir şey kararlaştıramadıkları için, herkes kendince bir şeyler anlatmıştı. Salvador olanları doğru bir şekilde bir bir anlatırken, Slach kıvırmak için bol bol yalan söylüyordu.

Sorgulama bittiğinde sorgucular aynı sükûnetle zindanlardan çıktılar ve hepsini yalnız başlarına bıraktılar. Birkaç saat hiçbir şey olmadı. Zindan sessizdi. Slach gibi bazıları diğerlerine ulaşmak için beyhude çabalarda bulundular. En sonunda hepsi de anlamıştı ki, birbirlerine yakın bile değillerdi. Her gibi zindanın farklı kesimlerindeydiler.

Birkaç saat sonra, en sonunda ayak sesleri duyuldu. Hepsinin hücrelerinin önüne gelen birer subay ve ikişer muhafız, kapıları açtılar. Söyledikleri sözler kısmen aynıydı: Kumandan onları bekliyordu.

Ancak muhafızların eşliğinde subayları takip ederek zindandan çıktıklarında birbirlerini görebildiler. Muhafızlar konuşma fırsatı vermediği için tek kelime bile edemeden, uçan hisarın içinde dolanıp durdular ve en sonunda kulelerden birinin tepesindeki bir odanın önünde durdular. Subaylardan birisi kapıyı tıklattı ve ardından kapıyı aralayıp içeri girdi. Subayın cüssesi yüzünden, selam durduğu kişiyi göremiyorlardı. Subay, kendi dilinde bir şeyler söyledikten sonra tutukluları içeri soktu ve muhafızlar ve diğer subaylarla birlikte, odanın içinde duvarların önünde sıraya geçti.

Odadaki tek pencereden Astral Boyut’un engin, gri boşluğu gözüküyordu. Arada sırada pencerenin önünden bir kırmızı ejder geçiyor, veya uzaklardan bir astral gemi süzülüyordu. Odanın içi ise tipik bir komutan odasıydı. Sol taraftaki duvara dayalı bir masanın üzerinde düşman askerlerini belirtmek için çeşitli figürler duruyordu. Tam yanında duran, açık bir sandıkta ise harita ruloları göze çarpıyordu. Küçük bir kitaplık pencerenin yanına yerleştirilmişti. Kapının tam karşısında sade, tahta bir masa vardı. Masanın arkasında bir tane, önünde de birbirine bakan iki tane tahta sandalye vardı. Ã?ndeki sandalyelerden birinde siyah bir pelerine sarınıp yüzünü başlığıyla kapatmış bir şekil oturuyordu. Diğerinde ise gemide onlarla konuşan ve Horcoel’in rüşvet teklif ettiği komutan. Ama masanın arkasındaki sandalyede oturan ise, bambaşka birisiydi. Gösterişli, parlak zırhlara bürünmüştü. En az zırhı kadar gösterişli bir kılıç taşımaktaydı. Bakışları, diğer komutan gibi kin dolu değil, ciddiydi. Uzun, siyah saçları özenle taranmıştı. Saçlarını örme zahmetine girmemişti, tam aksine serbestçe salmıştı. Üzerlerinde bazı renkli boncuklar ve takılar vardı. Sağ kulağındaki küpenin parıltısı da dikkat çekiyordu. Miğferi ise masanın üzerindeydi.

“Ben, Kumandan Lykus’um. Hakkımda daha fazlasını bilmenize gerek yok. Lâkin bu hanım...” eliyle pelerinine sarınmış olan şekli gösterdi. “Durumunuzu anlattı ve size kefil oldu. Bu yüzden sizi serbest bırakacağım.”

Bunun ardından Kumandan Lykus, kadına döndü ve hiçbirinin anlamadığı bir dilde bir şeyler konuştu. Kadın ve o birkaç dakika konuştuktan sonra kadın ayağa kalktı ve ona en yakın olan Slach’ın yanına gidip elf dilinde bir şeyler söyledi.

Code: Select all

“Muhafızların sizi götüreceği hana gidin ve orada Rahaneld’i bulun. Size yardım edecektir.”
Hemen ardından Kumandan Lykus ayağa kalktı ve “Muhafızlar size şimdi bir hana kadar eşlik edecekler. Hanımefendi yanınıza gelene kadar oradan ayrılmayın.” dedi. Bununla birlikte muhafızlar, grubu zorlayarak odadan çıkarttılar.

Bununla birlikte hisarın alt katlarına indirilen grup, bir astral gemi ile Tu’narath’ın o tuhaf uzantılarından birine aktarıldı. Muhafızlar, Tu’narath’ın tuhaf, demirden ve taştan yapılmış binalarının ve caddelerinin arasından onları bir hana götürdüler.

Han cidden kalabalıktı ve drowdan cüceye, insandan gnoma kadar her ırka mensup kişiler vardı. Muhafızlar girdiğinde handaki uğultu kesilmişti, ama muhafızların grubu bir masaya yerleştirip çıkmalarının ardından uğultu tekrar başladı.

Grup şimdi hiç tanımadıkları bir şehrin tuhaf bir hanında başbaşalardı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
AZaZ3L
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 117
Joined: Mon Mar 20, 2006 10:00 am
Contact:

Post by AZaZ3L »

Sorgulama sırasında ağzını bile açmamıştı sadece evet,hayır gibi kısa yanıtlar kullanmıştı.......Ve o cübbeli kadın..Kim olduğu konusunda hiç bir tahmini yoktu.....Ama herkimse onları zindandan çıkarmış ve serbest kalmalarını sağlamıştı................

Azazel masaya oturduğunda derin bir iç çekti..Bu kurtulmuş olmanın rahatlığın verdiği bir iç çekmeydi...Parmaklarını masada tıkırdatmaya ve etrafa bakınmaya başladı..............
Yılmax
Başbüyücü
Posts: 686
Joined: Tue Apr 05, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yılmax »

Tutuklanışları, sorguları hepsi lanet olasıca yaratıkların kanunları ve zihniyetleri. Acaba diğerleri sorguda neler anlattılar diye düşünmeden edemedi. Özellikle Salvador ve Azazel'den görevlerini tehlikeye sokacak şeyler anlatmamalarını umarak iç çekti. Dürüstlük uğruna belki de binlerce canın yokolmasına sebep olacaklardı. Ne kadar iyi niyetle bunu söyleyecek olsalarda adaleti yerine getirebilmek için gerektiğinde yalan söylemek de, öldürmek de, işkence etmek de gerekebilirdi. Yapılmalıydı da. Sonunda bir hana getirildiler, Yilmax etrafta onları duyabilecek birilerinin olup olmadığına dikkat ederek diğerlerine döndü başkalarının duyamayacağı bir ses tonuyla;

" Sorguda umarım görevimizi tehlikeye sokacak kadar şey anlatmamışsınızdır dostlarım. Binlerce can bizim görevimizi tamamlayabilmemize bağlı. Bu arada bize kefil olan kadın, kim olduğunu bilen varmı? Ya da bize neden kefil olduğunu?"

Kadın nereden çıkmıştı, neden onlara kefil olmuştu bilmiyordu. Ama asıl kafasını kurcalayan onların hapiste olduğunu nereden öğrenmişti? Mutlaka onlardan birşey isteyecekti. Zaman kaybetmek iyice canını sıkıyordu. Bir sürü canlı katlediliyordu boyutlarında belki de katledilmişlerdi bile. İyice umutsuzluk sarmıştı her yanını kahrolası hayatlarını belki de bir hiç için tehlikeye atıyorlardı...
Rhonin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 478
Joined: Mon Dec 27, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Rhonin »

Güm!!
Güm!!!
GÃ?M!GÃ?M!GÃ?M!!

"Sesler giderek artıyor..Kafamdaki bütün sorunlar yığın olmuş durumda ve ne yapacağımı bilmiyorum.İnsanlığın kurtulması mı yoksa kendimizi kurtarmak için çabalarken insanları kurtardık diye övünmek mi?Hangisiydi yaptığımız?.." V'ladhek kafasındaki salak saçma çelişkiyle sinirleri bozuluyordu..

Aklına hücredeki anlar gelmişti..Soğuktu.Suyun her damlayışı her yere indiğindeki o ses..Deliriyormuydu?Yoksa cidden bu kadar olay sinirlerini mi bozmuştu..V'ladhek başını kaldırdı."Kimin artık ne dediği o kadarda önem taşımıyor olan oldu artık şu anki durumumuzda buradan nasıl çıkacağımız veya bilinmeyeni nasıl bulacağımızdır..Yanlız ilk önce şu söylediği adamı bulmamız gerekiyor sanırım,ondan ediniceğimiz bilgileri merak ediyorum açıkcası..Umarım bu yaşadığımız bütün olayları açıklayabilecek kadar bilgi taşıyordur.."

V'ladhek etrafına göz gezdirdi.."Yapılacak yapılmalıydı.Biten bitmeliydi." diye düşündü bir anda.."Biten bitmeliydi.." diye fısıldadı bu kendisine ait bir cümle olmamalıydı söylememeliydi..Bu kadar insan nasıl buraya gelmiş olabilirdi ki diye düşündü bir anda?Bu kadar kişi nasıl burada olabilirdi..Kendi amaçları dışında kim gelmiş olabilirdi ki buraya?..

"şu adamı veya kadını bilmiyorum her neyse..Kime soracağız?Bir fikri olan var mı?"
 Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Hanın alt salonu aslen geniş, ferah bir yerdi. Oturdukları masa duvar dibindeydi ve alt salonun kısmen her yerini görebiliyorlardı. Sadece hanın ortasındaki bazı kolonlar, görüşlerini kısıtlıyordu. Hanın sol tarafında boydan boya bir bar vardı. Arkasındaki kapının ise mutfak olduğu belliydi. Bu barın bir ucunda ise üst katlara-büyük ihtimalle odalara-çıkan merdiven göze çarpıyordu.

Han gerçekten çok kalabalıktı. Masalar tıkış tıkıştı ve barın önü de oldukça kalabalıktı. Sanki başka han yokmuş gibi insanlar buradaydı. Aslında kim bilebilirdi ki? Belki de gerçekten başka bir han yoktu.

Aralarındaki tartışma birkaç dakika sürdü. Kimse kadının kim olduğunu bilmiyordu. Yine kimse, burada onları alması gereken kişiyi de tanımıyordu. Kadın o sözleri Slach’a söylemiş olsa da büyük çoğunluğu elfçe bildiği için anlamaları zor olmamıştı.

Aradan yaklaşık on dakika geçmişti. Eşyaları onlara geri verilmediği gibi üzerlerindeki paçavralar da çıkartılmamıştı. Bu kıyafetle bu handa durmak oldukça dikkat çekiciydi, zira handaki müşterilerin hemen hepsinin giyimi kaliteliydi.

Sonra Azazel’in gözüne, merdivenlerden inen birisi takıldı. Onları esir alan ırkla aynıydı. Saçları düzgün bir şekilde taranmıştı ve parlaktı. Pahalı ve rahat görünüşlü kıyafetler giyiyordu. Üzerinde beyaz, ipek bir gömlek, altında keten, bej bir pantolon vardı. Boynuna kan kırmızısı bir fular bağlanmıştı. Parmaklarında pahalı görünümlü birkaç yüzük göze çarpıyordu.

Birkaç saniye boyunca birilerini aracasına çevresine bakındıktan sonra gözleri grubun masasına ilişki ve rahatlamış bir halde nefes vererek hızlı adımlarla masaya doğru yürüdü...en azından o kalabalığın arasından hızlı bir şekilde yürümeyi denedi. Resmen kalabalıkla boğuşarak geçen bir dakikanın ardından, en sonunda masaya varabilmişti.

“Ehem ehem...” diye boğazını temizledi hepsinin dikkatini çekmek için. “Sizi beklettiğim için özür dilerim, ama yukarıda odalarınızı ayarlamaya çalışıyordum. Bu kalabalık içinde odalarınızla uğraşmak ciddi sorun yarattı da. Adım Rahaneld. Siz beni bekliyordunuz, ben de sizi bekliyordum. Aklınızı kurcalayan pek çok soru olduğundan eminim. Ama en iyisi önce odalara çıkmaktır. Bunlar böyle ortalıkta konuşulacak şeyler değildir ve bu kalabalıkta bu kıyafetlerle durmak biraz...ilgi çekici olacaktır.” dedi burun kıvırarak ve ekledi. “Ayrıca eşyalarınız da odalarda. Siz gelmeden biraz önce onlar da geldiler. Benimle gelin lütfen.”

Rahaneld, V’ladhek’in kolunu omzuna atarak ona yürümesinde yardımcı oldu. Diğerleri de onlarla birlikte yukarı koyuldular. V’ladhek yüzünden yukarı çıkmaları biraz sorun oldu, zira odaları dördüncü-yani en üst-kattaydı. Bu katta yalnızca üç kapı bulunuyordu. İkisi yanyanaydı ve tam merdivenin karşısındaydı. Birisi ise merdivenin solunda bulunuyordu. Rahaneld, V’ladhek’i bu odaya yöneltti. “Suitim.” dedi gülümseyerek. “En iyi orada gizlice tartışabiliriz. Buyrun.” dedi ve kapıyı açıp hepsini içeri buyur etti.

İçerisi gerçekten de tam anlamıyla bir suitti. Gayet lüks eşyalara sahipti. Kocaman bir ikiz yatak tam karşıdaydı. Büyük bir şöminede ateş gürül gürül yanıyordu ve pek çok şamdan, odayı aydınlatıyordu. Odada içi su dolu bir küvet de mevcuttu. Bir köşedeki küçük bir sehpanın üzerinde ise çeşitli içkilerin bulunduğu şişeler yer alıyordu. Bir başka tarafta ise aynalı bir çekmece vardı. Hemen yanında ise koca bir dolap. İki koltuk ve dört sandalye ise, şöminenin önüne yerleştirilmişti.

Rahaneld, V’ladhek’i koltuklardan birine yerleştirdikten sonra gerinip sırtını kütürdetti ve diğerlerine oturmalarını işaret etti. “Sanırım artık sorularınızı sorabilirsiniz. Bu arada, ne içerdiniz? Cidden güzel bir koleksiyon var burada.”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Squan
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 557
Joined: Wed Jun 09, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Squan »

Salvador kafası karışmış bir şekilde olanları düşünüyordu. şimdi garip bir yerde, bir hanın üst katında bir odadalardı. Ve işin garip yanı onları esir alan ırktan. Horcoelin demesiyle kötü olan ırktan! Ama şu an yardım ediyor gibi gözüküyordu.
Lord Necros wrote: “Sanırım artık sorularınızı sorabilirsiniz. Bu arada, ne içerdiniz? Cidden güzel bir koleksiyon var burada.”
Salvador ilk başta silahlarının nerede olduğuna baktı. Her ne kadar yardım etmeye çalışsada bu yaratıklara -yada yaratığa- güvenemezdi. Ama önce;

"Bize niye ve kim yardım etti?" diye sordu.

Arkadaşlarınında bu soruyu merak ettiklerini biliyordu.Yada en azından öyle olduğunu tahmin ediyordu.
Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 0 guests