Kırık Aynadan Yansımalar (RP Ekranı)

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Locked
Ensiferum
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 37
Joined: Sat Apr 22, 2006 10:00 am
Contact:

Post by Ensiferum »

Lord Necros wrote:“Merak etme, bol bol dinleneceksin.” dedi Earl ve elini kılıcının kabzasına koydu. Sonra diğer elindeki kağıtları zırh cüppesinin cebine tıkıştırıp serbest kalan eliyle Ensiferum’un kolundan tuttu. “Benimle geliyorsun. Seni Oren Tapınağı adına tutukluyorum!”
Hah tam oldu şimdi.Söylendi kendi kendine .Gerçekten güzel saçmalamıştı.Kolunu çekmedi.Daha fazla sorun istemiyordu.
Peki Sayın şövalye tutuklayın ama suçum ne?Bunu sorarken şovalyenin gözlerinin içine baktı.Etkileyici konuşmayı ve etki altında bırakmayı babasından öğrenmişti.
Sadece yolunu şaşırmış bir gezgini sırf yönleri şaşırdı diye tutklayacak mısın?.Peki tamam o zaman.Tutukla .Cthol Murgos tan geldim ben buraya.Demekki güneye doğru ilerlemişim karavanla..
Hiç yerinden kıpırdamadı.Bir yandan ne yapacağını düşünüyordu ama gözleri şövalyenin üstündeydi.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Kadın telaşlı gözlerle arkasını dönüp kapıya anda gölgelerin içinden ikinci bir şekil çıktı ve kadına arkadan sarılıp elinin hızlı bir hareketiyle fahişenin boğazını kesti. Kadın acılı bir gurultu çıkarırken fışkıran kanın şırıltısı duyuldu. Birkaç saniye sonra şekil, bir zamanlar fahişe olan cesedi bıraktı ve ceset tok bir sesle yere düştü.

“Bu buluşmadan kimsenin haberi olmayacak. Fahişelerin bile.” dedi mumu tutan adam. Tekin olmayan, kısık bir sesi vardı. Penceresiz odada dışarıdan görülme derdi olmamalıydı, ama belli ki kimliğini Juiblex’e de açık etmek istemiyordu. Bu yüzden odada tek bir mumdan başka ışık yoktu.

Birkaç dakika kimse konuşmadı. Juiblex’in duyduğu soluk seslerine göre odada üçünden başkaları da vardı. Belki tehditkâr bir hava sergilemek içindi, ama emin olamazdı.

En sonunda Juiblex tam zırhını çıkarttığı anda adam boğazını temizledi. “Öldürmen gereken kişi basit birisi değil.” dedi usulca, Juiblex’in tepkisini ölçmek istercesine. “Temizlenmesi gereken kişilerin listesi uzun, bu yüzden yalnız olmayacaksın. Hepsini bir anda temizleyeceğiz. Bu sebeple gideceğin yerde senin gibi başkalarını da görürsen şaşırma.”

Yarım dakikalık bir sessizlik oldu. Sonra ses tonuna bakılırsa bomba etkisi yapacağını düşündüğü şeyi söyledi. “Görevin, yeni Oren ataerki Lord Hederick’i ve evlatlığı Theodorus’u öldürmek.”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Yolun kenarındaki çalılar ve ağaçların gölgelerinden çıkan Celdar, hızlı hareketlerle karanlıkta süzülerek binalara doğru ilerlemeye başladı. Gölgeler onu yeterince saklıyorlardı. Celdar sessiz hareket edemediği için kendine küfrediyordu, ama muhafızların hiçbiri onu duymamıştı şimdiye kadar.

Ã?nde at arabasıyla konuşan gruba yaklaştıkça, Celdar onların konuştuklarını işitmeye başladı.

“Kuzey tarlaları ha? Hasat vakti değil, nereden çıktı bu arpa kervanı?” dedi muhafızların başı gür bir sesle.

“Siz bilmiyor olabilirsiniz sör şövalye, ama biz sürekli hasatın bir kısmını depolarız. Bu da depomuzdan gelen bir kervan. İki gün sonra bir tane daha gelecek. Eğer depolamasaydık Sorpigol açlıktan ölürdü.” diye cevapladı sürücü sabırlı ama bezgin bir sesle. Muhafızlara canı sıkılmış gibi görünüyordu.

Muhafız birkaç dakika daha kağıtları karıştırdı. Bir bit yeniği aradığı belliydi. Bu sırada Celdar onların yanından geçmişti. Atlılar ona arkasını dönüklerdi. İlk binanın gölgesi sadece üç metre kadar ötedeydi.

“Tamam, geçin o halde. Gideceğiniz yer için bu caddeyi dümdüz tak-HEY SEN DE KİMSİN?!OLDUğUN YERDE KAL!”

Celdar telaşla arkasına baktığında muhafızın şok geçirir halde ona baktığını gördü. Onun uyarısı üzerine diğerleri de dönmüştü.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Adam Elrach’ın hamlesinden habersizce, gözlerinde zevk dolu bir parıltıyla elfin boğazına doğru eğiliyordu. Sonra tek duyduğu şey tok bir gürültü oldu ve gerisi karanlıktı.

Adam yere yapışırken diğer üçü geriye birer adım attılar. Gözlerinden şaşkınlık okunuyordu. Sonra şaşkınlık, öfkeye dönüştü. İri yarı olanı bir el baltası kaparken, ince ve küçük olanı bir çift kukri çıkarttı. Sonuncusu ise kısa bir kılıçla Elrach’ın karşısına dikildi.

Ne yaparsa yapsın çevresi sarılacaktı. Elrach’ın bundan şüphesi yoktu. Sağına iri olanı geçerken, küçük olanı arkasına süzüldü. Diğeri ise solundaydı. İlk hamle iri olandan geldi ve baltasını Elrach’ın yüzüne karşı savurdu ama Elrach bunu kılıcıyla engelledi. Aynı anda soldaki de kısa kılıcını saplamaya yeltendi ama tam zamanında bir adım geriye atan Elrach, kılıcın önünden geçmesine sebep oldu. Hemen ardından baldırlarında iki keskin acı hissetti barbar. Arkadaki ince olanı kukrilerini baldırlarına saplamıştı. Muhtemelen damarlardan birini kesmişti veya sinirlerden birini zedelemişti zira önce bacakları titreyen Elrach, bir saniye sonra dizlerinin üzerine düştü. (Elrach--> 11 damage)
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Ã?ocuk aldırmaz bir şekilde Estabin’e karşılık verdi. Bir dakika kadar öylece süzdü onu. Sonra da gülerek cevapladı. “Burası Sorpigol. Bana, seni oraya götürdükten sonra parayı vereceğini nereden bileyim? Sana neden güveneyim ki?”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

şövalyelerin şükür mırıltıları eşliğinde Mathan sokağa girdi. Sokak çok da uzun sayılmazdı ve iki yakası da aydınlıktı, ama buna rağmen kendisi karanlıktı. Dolunayın ışığı buraya ulaşamıyordu.

Sokağın ortalarına kadar ilerlemişlerdi ve henüz herhangi bir terslik olmamıştı. Mathan’ın aklında bu şövalyelerin aslında birer haydut olup onu burada kıstırıp kıstırmayacakları vardı. Zihni bu düşüncelerle doluyken aniden bir şeye takıldı ve yere düştü. O anda düşüncelerinden sıyrıldığında sokağın leş gibi bir koku tarafından istila edildiğini fark etti.

“Lanet olsun!” dedi öndeki şövalye ve Mathan kılıcın havayı yardığını duydu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Sokak karanlık olsa da Estalus çevresindekileri görebiliyordu. Ortada yakılabilecek pek bir şey yoktu. Bir evin önüne çekilmiş tahta bir at arabası vardı. Tabi onu söküp parçalayabilmesi gerekecekti. Yine bazı evlerin önünde çöp torbaları vardı. İçlerinde yakacak bir şeyler bulabilirdi. Ama bunun dışında yakılabilecek herhangi başka bir şey mevcut değildi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Maeglan geriye doğru uçup nefesini saldığında yaratıkların pek çoğunu nefesinin menziline alabildiğini fark etti. Nefesini üflerken ekinlere zarar vermeyecek bir açıyla üflemişti, ama bir şeyi unutmuştu.

Bedenleri alev alan gnoller acı dolu viyaklamalarla tarlanın içinde koşturuyorlardı. Nefesini üfledikten sonra Maeglan hâlâ birkaç gnollun yara almadan kaldığını fark etti. Ama çoğu viyaklayarak koşturuyor veya otların arasına yığılıyordu.

Bir anda ekinler alev aldı ve hızla tarlaya yayılmaya başladı. Ekinler ateşin altında büzüşürken Maeglan bulunduğu noktadan sağ kalan gnollerin dehşet dolu bakışlarını görebiliyordu. Ama bu bakışlar kendisinden mi, yoldaşlarının ölümünden mi yoksa tarlanın yanmasından mı kaynaklandığını kestiremiyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Essonya’nın ilk izlenimi adamın görmüş geçirmiş birisi olduğuydu. Siyah saçlarının arasında bol bol beyaz göze çarpıyordu. Gözlerinin altında mor halkalar belirmişti. Sakalsız, temiz yüzünde yorgunluğun çizgileri belirmişti. İri yapılı ve sağlam bir vücudu vardı. Basit bir rahip cüppesi giyiyordu. Cüppesine sıkı sıkı sarılmıştı. Ama Essonya’nın dikkatini en çok çeken kısmı gözleriydi. O masmavi gözlerde inanılmaz bir endişe, keder ve bunun yanında bir özlem vardı.

Adam Essonya’yı görmüyordu bile. Gözleri doğrudan kapı açılır açılmaz ayağa fırlayan George’un gözleriyle buluşmuştu.

“George...” dedi fısıltıyla gözleri yaşararak. “En sonunda geldin.”

“Hederick...”

İki eski dost hızlı adımlarla yaklaşıp birbirlerini kucakladılar. Bir dakika kadar böyle özlem giderdikten sonra birbirlerinden ayrıldılar ve George bir eliyle Essonya’yı işaret etti. “Hederick, bil bakalım bu kim.”

Hederick birkaç saniye Essonya’yı süzdü. “Oren aşkına! Bu Essonya mı? Bu kadar büyüdü mü?”

“Yirmi dört yaşında oldu Hederick.. Bizden çok uzak kaldın. Seni en son Thomas’la Barbara’nın cenazesinde görmüştüm.” diyerek karşılık verdi George kaşları çatılırken.

Hederick sıkılmış gözüküyordu. Sandalyeyi işaret ederek George’a oturmasını ima etti. Kendisi de odanın köşesinden bir tabure çekti ve Essonya’ya tuhaf gelen bir şekilde yavaş ve dikkatlice üzerine oturdu. “Biliyorsun George, tapınak sürekli bir savaş içinde. Bu diyarda kötü güçler çok fazla ve biz onlara karşı direnen yegâne gücüz. Her yerde, her daim onlarla savaş içindeyiz. Görüşmediğim tek kişi siz değildiniz. Kimseyle görüşmüyordum. Hiçbirinizi bu tehlikeye atmak istememiştim. Ama şimdi...”

“Ben de senin neden cüppenin altında zırh kuşandığını merak ediyorum Hederick.”
George’un kaşları çatılmıştı ama gözleri temkinliydi. Sanki kötü haberleri beklemek için kendini hazırlıyor gibiydi.

Bir dakika kadar Hederick konuşamadı. Yutkunup durdu. Sonra ikisinin de gözlerine bakamadan konuşmaya başladı. “Sorpigol’de son olanları biliyor musun?”

“Suikasti ve sonra tapınağın ihtilâlini mi? Evet, biliyorum.” diye cevap verdi George. Hâlâ kendini hazır tutuyordu.

“İlk başlarda... İlk başlarda sanmıştık ki bu işi çözümledik. Sorpigol’ün artık daha iyi bir yer olacağına inanmıştık. Her şey toparlanacaktı. Bu şehre düzen getirecektik.”

“Peki bunu engelleyen ne oldu?”
diye üsteledi George, Hederick bir kez daha susarken.

“Yanılmışız. Loncanın düzeni şehrin köklerine kadar işlemiş. Herkes düzenini bir şekilde ona göre oturtmuş. Üstelik loncanın kapsamı tahminimizden çok daha genişmiş. İlk dönemlerde parçalanıp birkaç farklı loncaya bölünmüşlerdi. şimdiyse yeniden birleşiyorlar.” Hederick tabureden kalktı ve pencerenin önüne gidip dışarıyı izlerken dalgınca konuşmaya devam etti. “Birkaç gün önce bir tanesini yakalamayı başardık. Ondan aldığımız bilgilere göre lonca tapınağa karşı son ve kesin bir darbeye hazırlanıyormuş. Tek gecede bütün önemli kişiler bir suikast dalgası ile katledilecek, geriye kalanlar ise işleri yürütemeyecek kadar amatör olacağından tapınak dağılacakmış.”

Hederick bir kez daha sessizliğe gömülürken George olanları tartıyordu. “Ve bizden seni korumamızı istiyorsun. Ama neden? Oren Tapınağı’nın arkasında tanrının kendisi vardır. Emrinizdeki ilahi güçlerle onları durdurabilirsiniz.”

Hederick’in yüzünden bir acı dalgası geçti ve sonra George’a döndü. “Artık Oren yok.”

“NE?!” George sandalyesinden fırladı. “Sen ne dediğinin farkında mısın Hederick?!”

“Keşke olmasaydım, ama korkarım ki öyleyim. Oren’i kaybettik. Artık hiçbirimiz onu hissedemiyoruz. Artık sadece bileğimizin kuvvetine sahibiz. Daha da kötüsü, loncanın ajanları o kadar derine işlemiş ki kime güveneceğimi bilemiyorum. Bu yüzden sana ihtiyacım var George.”


George kendisini tekrar sandalyesine attı. “Bizden seni korumamızı mı istiyorsun Hederick?”

“Sayılır. Ama sadece beni değil. Birisini daha. O benden daha önemli. Suikast dalgası yarın gece gerçekleşecek ve mümkünse ikimizin de bunu sağ atlatması lazım. Bundan sonra diyarın dört bir yanına mesaj yollayarak tüm tapınak şövalyelerini buraya çağıracağım. Korkarım ki çok yakında Sorpigol caddeleri kanla kaplanacak.”

“şövalyeler... Peki onlar ne alemdeler?”

“En az rahipler kadar kötü bir durumdalar. Oren’i kaybettiğimizden beri şehri demir yumrukla yönetiyoruz. Zayıflığımız hissedilmemeli.”


Hederick kapıya doğru yöneldi. “şimdi izninizle size korunması gereken diğer kişiyi getireceğim.”

Hederick odadan çıkıp kapıyı arkasından kapattı. George oldukça düşünceli görünüyordu. Bir dakika kadar dalgınca durduktan sonra Essonya’ya döndü. “Tüm bu olanlara sen ne diyorsun kızım?”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

şövalye karanlık sokağı bir dakika kadar daha süzdü. Sanki bir şey bulmayı ümit ediyor gibiydi. Sonra omuzlarını silkti ve gitmek için arkasını döndü.

Ve Erober ile göz göze geldi.

“Sen!” dedi öfkeyle ve kılıcını çekti. “Haksızca aldığın canların bedelini ödeyeceksin! Eğer şimdi teslim olursan, adil bir şekilde yargılanırsın!”

şövalye Erober’in teslim olacağını pek düşünmüyor olmalıydı zira sanki Erober ona saldıracakmış gibi kılıcını savunma pozisyonunda tutuyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Açıkçası hiç de etkileyici konuşamamıştı. Belki halen sızlayan yarası yüzündendi, belki de olayın heyecanı yüzünden. Ama buna rağmen şövalyenin yüz ifadesinden bunu yuttuğu belli olmuştu. Yine de tek kaşı kalkıktı. “Pekala, öyle olsun bakalım. Yine de gözüm üzerinde olacak. Sormak istediğin bir şey varsa şimdi sor. Aksi taktirde kervanın kalanıyla birlikte seni de göndereceğim.”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
AZaZ3L
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 117
Joined: Mon Mar 20, 2006 10:00 am
Contact:

Post by AZaZ3L »

Juiblex fahişenin boğazı kesilip yere bırakıldığında hoşnutsuzluğunu belli eden bir homurtu çıkardı..Adamın söylediklerini dikkatlice dinledi..Başka suikastlçilerinde işin içinde olduğunda öğrendiğinde ise;

''Bana güvenmemen beni gerçekten derinden yaraladı.'' dedi alaylı bir şekilde..Ardından başkalarının da işin içinde olduğunu ve acele davranması gerektiğini düşündü..

Hedeflerini öğrendikten ve adamın konuşması bittikten sonra;

''Bu işi olmuş bil'' dedi ,zırhını çıkarmayı yarım bırakarak tekrardan giyinmeye başladı..Ardından cüppesini de giyinip handan çıkıcak ve Tapınağa doğru atını sürücekti....
demarch
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 63
Joined: Fri Oct 07, 2005 10:00 am
Location: kimsenin bulamayacağı cennetimden
Contact:

Post by demarch »

Lord Necros wrote:“Tamam, geçin o halde. Gideceğiniz yer için bu caddeyi dümdüz tak-HEY SEN DE KİMSİN?!OLDUğUN YERDE KAL!”
Celdar'ın aklındaki bu değildi.. Ancak durup açıklama yapmakla zaman kaybetmeyecekti. şehri tanımıyor olabilirdi ama bir grup zırhlı adama yakalanacak kadar da yavaş değildi. Muhafızlar henüz tepki gösterememişken koşmaya başladı. En yakın sokağa daldı ve gölgelerden ilerledi. Arada yön değiştiriyordu ama olabildiğince girişten uzaklaşacaktı. Koşarken aklına kaybolabileceği geldi ancak şu an önemli olan kaçmaktı.. Çok zorda kalırsa ise birkaç muhafıza kılıçlarını tanıştırabilirdi..
quidquid latine dictum sit, altum videtur
(anything said in latin sounds profound.)
celebnor
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 173
Joined: Sat Dec 11, 2004 10:00 am
Contact:

Post by celebnor »

Lanet....evet gercekten bu bir lanetti...kafasında suphelerle ıssız sokaklara girmek...lanete ragmen hala bu adamlara karsı ufak bir güven hissediyordu belki de asıl lanet buydu...

acaba herseyi dogru mu yapmıştı??.... sorular mahtan'ın zihninde bogusurken beklemedigi birsey oluverdi sendeyip yere düstü...takıldıgı yere lanet okurken arkasındaki kılıcın cıkardıgı ıslık sesini duydu... refleks olarak kendini kenara atmaya çalştı ve lumcul noktalarını kılıctan korumaya çalıştı...aklına ne buyu geliyordu ne de baska bisey...sedece kendini kılıcın kesici darbesinden korumaya calıstı...
Auré Entuluva...Outa i lomé
Ensiferum
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 37
Joined: Sat Apr 22, 2006 10:00 am
Contact:

Post by Ensiferum »

Soracağım bir şey yok sayın şövalye.Anlayışın için teşekkür ederim.
Bunları söyledikten sonra geri kalan kervanın yanına doğru ilerlemeye başladı...
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest