Kırık Aynadan Yansımalar (RP Ekranı)

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Yılmax
Başbüyücü
Posts: 686
Joined: Tue Apr 05, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yılmax »

Lord Necros wrote:“Eskortluk edeceğiniz kişi…ehem…önemli bir kişi diyelim. Götüreceğiniz yer ise Cthul Murgos. Buradan deniz yoluyla ayrılacak, tıpkı sizin gibi. Yolda başına bir şeyler gelmesinden korktuğumuz için sizi gemiye yanına koyacağız, ama ancak ona muhafızlık ederseniz.”
İsmini neden kullanmamıştı bilemiyordu ancak madem buradan gitmek istiyorlardı ona eşlik etmeliydiler. Nasıl olsa yolda kim olduğunu öğrenilerdi.

"Mmm madem ismini ve mevkisini söylemek istemiyorsun öyle olsun. Korunacak kadar önemli birisi olduğu ortada."

Sonra Estebin ve diğer adama bakarak;

"Sen de onaylıyorsan kabul edelim derim Estebin. Ve sen yabancı, ne diyorsun bu konuda ?"

Kader onu ve can dostunu nereye sürüklüyordu bilinmez ama bir yerlerde tanrılar varsa onların çizdiği kaderine boyun eğmeyecekti...
İnsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın ağzı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Peter sakince düşünmeye çalıştı. Aklına gelen bir kaç yol vardı. Ama sonuçta Max muhtemelen yön bulma yöntemlerinin en işe yarayanlarını denemişti. Ã?yle ise ne yapılabilirdi? Belki de ilk önce sakinleşmek ve yemek su gibi ihtiyaçları karşılamak daha doğru olurdu. Mex e döndü. Biraz dinlensek belki daha düzgün düşünebiliriz değil mi kardeşim? Sanırım bir hayvan avlamyıp karnımızı doyurmayı deneyebiliriz. Bitkilerden de yiyebiliriz ama hangisinin zehirli olduğunu en azından ben anlayabilir miyim bilmiyorum.

Sonra geceyi burada geçirmeye hazırlanırız. Belki ormanın etrafında veya içinde birileri varsa onların bizi bulmalarını sağlayacak bir şeyler bulabiliriz.

Ama önce istersen oturalım. Ve sana bir şeyler çalayım Max. Aklıma gelen en eski şarkılarımdan birisi. Peter içgüdüsel olarak belki sazın sesinin de birileri tarafından duyulabileceğini düşündü. Ormanın içinden gelen bir saz sesi kesinlikle merak uyandıracaktı.

Acı pişmanlık körleştirir seni göremezsin
Boğulur gibi hissedersin kendini
Yürümek bile zor gelir sana
Diz çökersin unutursun çevrendeki her şeyi
Unutursun geçmişi geleceği
Yarın vermen gereken ödevi
Bir saat sonraki sınavı
Unutursun her şeyi ve ağlarsın
Ağlarsın bazen saatlerce
Acı yavaş yavaş azalır
Her zaman açık kalacak bir yara
Bıraksa da geride
Yine de yıkanmış ruhun
Artık daha güçlüdür
Ã?ğrenmiştir nasıl yaşanacağını
Ona diz çöktürmüş yaraya
Kalkarsın yepyeni bir güçle dönersin hayata
Bir defa daha

Tanrıların en güzel hediyelerindendir gözyaşları
Bu hediyedir güldüren çocukların onca acının ardından
Ã?ünkü hep taze de kalsa acıları
Yıkar göz yaşları her akşam ruhlarındaki o sıkıntıyı
Biz yetişkinlerse küçümseyerek bakarız onlara
Göz yaşının zayıflık olduğuna inanırız
Hatta yok etmek isteriz onu
Ağlayan bir çocuğu susturarak
Hastalığa değil ilaca karşı savaşır gibi
Savaşırız bizi iyileştiren gözyaşları ile
Bir derdimiz olduğunda içimize atar
Onu unutarak katlanmaya çalışırız
Ama olmaz yapamayız
Dertler büyür ve çökertir bizi
Paylaşmadıkça onları
Daha fazla sararlar ruhumuzu
Bizse hala direniriz ağlamamaya
Zayıflık sanıp reddettiğimizden ağlamayı
Mahkum kalırız gittikçe daha fazla zayıflamaya

Ağlamak çocukluğumda kalan en büyük özlemim benim
Ã?yle çok istiyorum ki onu almayı
Başaramıyorum
Ne mutlu ki onlara bunu yaşayabiliyorlar hala
Bizse acımasızca engellemeye çalışıyoruz onları
En büyük insafsızlığı yağıyoruz onlara
Engelleyerek gözyaşlarını
Gözlerinde hala gözyaşı kalmışken
Yapmayalım bunu
Bırakalım çocuklar ağlasın
Yanlarında olalım ağlarken
Hatta ağlayalım onlarla
Ama durdurmayalım onları
Eğer üzüntü veriyorsa bize gözyaşları
Versin bırakalım
Başkasının acısına üzlebiliyorsak hala
Hatta onunla ağlayabiliyorsak
Ne mutlu bize

Eğer hala bir şeyler yapmak istiyorsak
Bu üzüntüyü acıyı yok etmek istiyorsak
O zaman gözyaşı ile değil
Onu yaratanlarla savaşalım

RP DIşI: Eski şiirlerimden birisi Peterin repertuarına kattım. Firblenin değildi sonuçta... Sorun olmazsa ortama da uygun gibi.. : )
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
User avatar
mikael
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 692
Joined: Fri Apr 07, 2006 10:00 am
Contact:

Post by mikael »

Setsuna'nın yüreği ağzına geldi. Acaba bu adam ondan şüphelenmiş miydi?

Genç büyücü sokağın köşesine gidip, adamın görüş alanından çıkmak için sakin ve kaygısız adımlarla harekete geçti. Olabildiğince dikkat çekmemeye ve adamın bakışlarından rahatsız olmamış gibi davranmaya çalışıyordu.
Mark
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2004
Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
Location: Midkemia, portal/istanbul
Contact:

Post by Mark »

“En sonunda zaman geldi.” diye başladı Başrahip. “Bugünkü darbemizle hem Azalin Tapınağı’nı çöküş aşamasına getireceğiz, hem de şehirde büyük bir üstünlük kazanacağız. Azalin Tapınağı’nın çöküşüyle birlikte tek galip biz olacağız. Kaos Tapınağı artık bize diremeyecek kadar zayıfladı. şehir yönetimi zaten yıkılmak üzere. Yakında tüm Cthul Murgos, Yeminer’e adanmış bir şehir olacak.” Başrahip kaideden indi ve Mark’a doğru yürüdü. Bu sırada cüppesinin cebinden iki tane şişe çıkarttı. Birisi açık yeşil bir sıvıyla doluydu, öbürü ise renksiz bir sıvıyla. “Bu iksirleri bizzat hazırladım. Yeşil olan, Azalin simyacılarının deneylerine eklenmeli. İksirlerinin yapısını bozacak. Renksiz olan ise Azalin Tapınağı’nın su rezervlerine dökülmeli. Fark edemeyecekleri bir zehir bu. Onları kolayca ortadan kaldıracağız.” Başrahip şahin bakışlarıyla son gruba baktı. “Sorusu olan?”
Rahibin gözlerinin içine bakti,"Emredersiniz, Başrahip."

Ekip olarak yola çıktıklarında, Jarek in liderliğine güveninden ziyade her ihtimali göz önüne almalıydı. Cebinden, kendinin hazırladığı iksiri çıkardı ve uzattı:
"Bunu, zor durumdaysan ortalarına fırlat. Dikkat et, yakınında olma." (Stun Gase potion)

Jarek'in, pür dikkat plan yaptığından emindi. Ã?ncü ve tüm grup toplandiginda,
"Simdi tam olarak ne yapacağız. Nerden gireceğiz? ve Basrahibin bahsettiği su rezervleriyle, tapinagin simya odasina nasil gideceğimize dair bir harita elinize geçti mi?" Ã?ncü ve Jarek e hitaben.
"Ã?nümüzde kaç kişi var. Jarek seni desteklemem için bazi bilgileri benimle paylaşman lazim. Başrahibin, bana verdiği özel görevi yerine getirmem için buna ihtiyacım var."
Captain_of_Elven
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 59
Joined: Sun Apr 23, 2006 10:00 am
Location: Izmir(%89)-Antalya(%10) [%1'i yollarda]
Contact:

Post by Captain_of_Elven »

Averius tekmeyle uyanmanın acısı ve şaşkınlık içinde güne başlamıştı.Bir süre hiçbir sey yapmadan etrafına bakındı.Olayları analiz etmeye çalışıyordu.

Görünüşe bakılırsa gece boyu yolculuk etmişlerdi.Bu onu biraz üzdü yolculuk sırasında kaçma denemesi yapacaktı.Ama sonra sevinidi fazla kolcu kalmamıştı.Birkaç adam bir de yaralı bir kişi vardı.

Yolculukları Sorpigol denen lanet yere doğru ilerlemişti.Burayı biliyordu, daha önce hiç gelmemişti zaten gelmekte istemezdi...Yıkıntı bir evin holünde durunca Averius biraz etrafı inceledi.Diğerleri yaralıyla konuşuyolardı.Tek fırsat bu olabilirdi.Etrafındakilerin yaralıyla meşgul oluşunu umut ederek ve tüm günün yorgunluğunu sanki hiçe sayarak etrafına bakındı ve tüm gücüyle evin holünden dışarı koştu.İlk fırsatta izini kaybettirmek istiyordu...Hiç istemesede, sokaklar arasında kaybolabileceğinden Sorpigole doğru koştu.


Oyun Dışı Not:Bir kaç haftadır sınavlarımın yoğunluğundan dolayı haftasonları dışarı çıkamıyordum artık haftalık devam edeceğim.Tüm Rp Oyuncularından özür dilerim.
Kaybetmek ölmektir... Binlerce savaştan galip çıkabilirsin; ama sadece bir savaşta mağlup olursun.

Bir zahmet destek olun şu gariban şovalyeye kaydolun oynamasanızda olur aslında.
[url]http://www.knightfight.co.uk/?ac=vid&
dekotta
Kutsanmış Kişi
Posts: 233
Joined: Sun Apr 10, 2005 10:00 am
Contact:

Post by dekotta »

Dekotta hafif bir rahatlama yaşadı, buradaki kişilerin 10 kasaba savaşından haberleri yokmuş gibi görünmesi onu şok etmişti ve korkuya kapılmasına neden olmuştu. Dikkatli adam Dekotta'nın anlattıklarından tatmin olmamış, sorularına devam etmişti.

Dekotta rahatlamasına karşı adamın sorularına devam etmesine biraz canı sıkılmıştı. Sesinde hafif bir bıkkınlıkla devam etti konuşmasına.

"Ben bir arayıcıyım efendim, *O* bizden uzaklaşınca nedenini araştırmak için bir yolculuğa çıkmayı kendime görev edindim. " dedi sesine hafif bir hüzün katmaya çalışarak.

Dekotta daha fazla açıklama yapması gerektiğini biliyordu ve bu açıklamaların işi zora koşacağını da biliyordu. O yüzden ne kadar az belirsizliklere girerse o kadar iyi olacağına karar kıldı.

"Araştırmalarımı bu belaların merkezi olabilecek 10 kasaba civarında yoğunlaştırmaya karar vermiştim, bu nedenle oradaki komutanlarla iletişim kurdum. Orada toplananlar da *O* nun kullarıydı ve bana yardımcı olacaklarını düşündüm. Ettiler de " dedi Dekotta son sözünü hafif bir şüphe ile söylemişti, sanki başka şeyler düşünüyormuş gibi bir hava katmıştı konuşmasına. Gözleri karşısındaki komutanın arkasına bakıyormuş gibi odaklanmıştı bir an ve sonra da tekrar karşısındakine odaklandı.

"Onlar da benden 10 kasabalıları ezerken onlara katılmamı istediler, sanırım arkada kalmamın benim açımdan sorun olabileceğini düşündüler, çünkü çevrede düşmanların olduğu konuşuluyordu. "

"Ve buradayım komutan, bundan sonra sı da sizin ellerinize kalmış " dedi karanlık rahip karşısındaki adama bakarken.
celebnor
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 173
Joined: Sat Dec 11, 2004 10:00 am
Contact:

Post by celebnor »

“Eskortluk edeceğiniz kişi…ehem…önemli bir kişi diyelim. Götüreceğiniz yer ise Cthul Murgos. Buradan deniz yoluyla ayrılacak, tıpkı sizin gibi. Yolda başına bir şeyler gelmesinden korktuğumuz için sizi gemiye yanına koyacağız, ama ancak ona muhafızlık ederseniz.”

Mahtan adamın sozlerini güçlükle ayırt ettikten sonra adama doğru kafasını kaldırdı.

"Tamam...kabul ediyoruz" dedi ve yol arkadasları olacak iki barbara baktı..onlar yerine karar vermiş oldugunun farkındaydı..üstelik onların ona güvenmediklrinin de farkındaydı.. ama yapacak birşey yoktu...

"şimdi tam olarak ne yapmamız gerekiyor"
Auré Entuluva...Outa i lomé
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

İblisimsi drow ve birkaç saniye cevap vermedi. Boş bakışlı gözlerinden neler düşündüğü belli olmuyordu. Sadece o kırmızı gözlerle Dekotta’nın gözlerine öylece bakıyordu.

“Peki neden buradasın? Neden tapınağa gitmek yerine Cthul Murgos’a geldin? Raporunu oraya vermen gerekirken neden buradasın?” diye üsteledi aniden.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Edmond koşarak minotaura doğru hücum ederken minotaur korkuyla birkaç adım geri çekildi. Edmon üzerine atlayıp baltayı kavradığı zaman minotaur korkuyla baltayı kurtarmaya çalışarak çırpındı. Birkaç saniye süren güreşmenin ardından minotaur boynuzuyla Edmond’a vurmaya çalıştı ama Edmond tam zamanında geri çekilerek bu hamleden kurtuldu. Yine de geri çekilmesi, baltayı bırakması anlamına geliyordu. Minotaur bu anı fırsat bilerek baltasını başının üzerinde kaldırdı ve var gücüyle Edmond’un kafasına indirdi. Edmond hızla yana kaydı ve balta onu ıskalayarak yere saplandı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

“Ah çok basit.” dedi gölgelerdeki adam elini sanki önemsiz bir şeyden bahsedercesine sallayarak. “Tek yapmanız gereken şey adamımıza göz kulak olmak. Kendisini ortadan kaldırmak isteyenler var. Bu sebeple Sorpigol’ü terk ediyor zaten. Burada can güvenliği kalmadı. Cthul Murgos’ta şansını deneyecek bir de. Ama yolda başına bir şeylerin gelme ihtimali mevcut. Dahası, yanında çok önemli bir emaneti taşıyor olacak. Korumanız gereken şey sadece o değil, ayrıca emanet.” Adam biraz daha duraksadıktan sonra devam etti. “Bina içinde serbestçe gezinebilirsiniz, ama dikkat edin, dışarı çıkarsanız şövalyeler tarafından yakalanma riskiniz ortaya çıkar.”

Bu sözlerle birlikte gölgedeki adam topuklarının üzerinde dönüp kapıdan çıktı ve kapıyı yavaşça kapatarak Estabin, Elrach ve Mathan’ı baş başa bıraktı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

“Kötü durumda olduğumu göstermiyorum değil mi?” diye yanıtladı şövalye hüzünle gülümseyerek. Gözleri yine daldı ve birkaç dakika boyunca anılarıyla boğuşurken yüzündeki hüzünlü gülümseme hiç silinmedi. “Her neyse, öncelikle kendimi tanıtayım. Adım Filiberto. Görevim gereği nereden geldiğimi söylemem doğru olmaz korkarım. Lütfen bunu yanlış anlamayın, bu bir güvensizlik değil. Hikâyeme gelince…” derin bir nefes alarak iç çekti ve devam etti. “Halkıma çok acılar çektiren birisini bulmak.”

Filiberto sustu ve pelerinini araladı. Gredix, tıpkı düşündüğü gibi, Filiberto’nun tam takım zırha büründüğünü gördü. Filiberto belindeki keselerden birisini araladı ve içinden katlanmış bir parşömeni çıkarttı. Yıpranmış parşömeni yavaşça açan Filiberto, masaya koyduğu parşömeni Gredix’in önüne sürdü. Bu bir haritaydı. Güneyi, büyüklüğünün haritadan kestirilemediği bir denize açılan, doğusu ve batısında iki nehir bulunan, kuzeyi ise dağlık olan bir bölgeyi gösteriyordu. Gredix, haritada pek çok şehir ismi görmesine rağmen hiçbirini tanıyamamıştı.

“Halkım,” diye başladı Filiberto “Tarımla uğraşır. Gördüğün gibi bu iki nehrin arasında kurulmuştur uygarlığımız. Tarımla uğraşmamıza rağmen pek çok başka dallarda da ilerlemiş durumdayız: Mühendislik, ticaret, astronomi, büyü, sanat, kültür… Buna rağmen tarım ağırlıklı bir toplum olmuşuzdur hep. Her yıl belirli periyotlarda bu iki nehir taşar ve çevrelerine bereket getirir. Ã?rünler bu bereketle daha çabuk olgunlaşır, daha verimli olur.” Filiberto’nun gözlerindeki ışıltı, memleketine ne kadar sevgi duyduğunu Gredix’e belli ediyordu. “Tahmin edersiniz ki böyle parlak bir medeniyetin düşmanları da oldukça fazladır. Bazıları dış düşmanlardır. Bu medeniyeti kıskanıp onu ortadan kaldırmak isterler. Bazıları ise iç düşmanlardır. Bu medeniyete hükmetmeyi isterler. Bunun dışında şehir devletleri halinde yaşayan halkım arasında çeşitli mücadeleler daima olmuştur.” Filiberto’nun yüzü karardı ve ses konu ağırlaştı. “İşte bu iç düşmanlardan birisidir Lamar. Tanrısına olan sadakâti sayesinde tanrısının ona bahşettiği güçlerin yanı sıra, büyücülük üzerinde de yoğun bir hakimiyeti olan, hırs dolu arzularını tatmin etmek için her şeyi yapabilecek birisidir.

Lamar’ın amacı tüm bu topraklara her ne pahasına olursa olsun hükmetmektir, her ne pahasına olursa olsun!”
Filiberto son kelimeleri vurgulamıştı. “Gaddar tanrısının da desteklemesiyle birlikte Lamar, ülkede terör estirdi. Ölkenin her yanındaki tuhaf olayların hepsinde onun parmağı vardı. İnanın o kadar çok şeyler çektik ki… Bu olayların sorumlusunu uzun zamandır bilmiyorduk ama en sonunda araştırmalarım bizi Lamar’a götürdü. Planları yerle bir olan Lamar, güneydeki bir balıkçı kasabasından kaçırdığı bir tekne ile kaçtı.

Ben ve yoldaşlarım da onu takip ettik.”


Filiberto durdu ve önündeki yemekten bir çatal aldı. Gözlerindeki sıkıntı, anlattığı kadarının sonrasında olanların habercisiydi sanki.

“Lamar’ın kaçışı sadece bir tuzaktı. Lamar’ın planlarını altüst eden bizleri peşinden çekiyordu. Lamar’ı izledik. Açık denizde nerede olduğumuzu bilmiyorduk. Ufukta Lamar’ın teknesini görebiliyorduk ama.

O açık denizdeki dalgalar hem Lamar’ın hem de bizim kullandığımız tekneler için çok fazlaydı. Sonuçta ikimizin de tekneleri alabora oldu. En son hatırladığım şey bu ağır zırhımla dibe çöktüğümdü.

Kendime geldiğimde küçük bir kumsaldaydım. Diğer arkadaşlarım da öyle. Nerede olduğumuzu bilmeden birkaç gün kumsalda konakladık. Hiç kimseye rastlayamayınca da kendimiz keşfe çıktık.

Kumsalın gerisindeki ormanı araştırırken bir gece saldırıya uğradık. Yoldaşlarımın çoğunu orada kaybettim.”
Filiberto gözleri dolunca bir dakika kadar konuşmayı kesti. “Cennetin Kralı ruhlarını bağışlasın, çok zorlu bir dövüştü. Geriye sadece ben ve ruhban arkadaşım kaldık. Lamar ve adamlarını takip ederken rastladığımız yolu takip ettiğimizde de bu şehre geldik.

şehir içinde Lamar ve adamlarının saldırısına bir kez daha uğradık. Bu sefer yanlarında yerel bazı savaşçılar da vardı. Onlarla çarpışırken yoldaşımla ayrı düştük.

O günden beri yalnızım. Soruşturmalarımda Lamar’la ilişkisi olanlardan öğrendiğime göre, memleketimizden çok çok çok uzakta bir yerdeymişiz. Açıkçası tam anlayamadım. Ama buraya geldiğimden beri gelen mültecilerden duyduklarım her yerde afetlerin yaşandığı. Anladığım kadarıyla Lamar bu afetlerden korkmuş ve bu bölgeden uzaklaşmaya çalışıyormuş. Tüm denemeleri başarısız olmuş, ama buradan çıkışın büyülü bir yolunu bulmuş. şimdi kendisini bu büyü için gereken şeyleri bulmaya odaklamış.

Kısacası Lamar kaçamamalı. Ben büyüden hiç anlamam korkarım. Bu yüzden Lamar’ı gittiği yerde takip etme şansım yok. Lâkin Lamar’ı bulup öldürmem lazım. Aksi takdirde halkıma daha çok fazla acı çektirecek. Yoldaşımı hiçbir yerde bulamadığım için öldüğünü varsayabiliyorum ancak. Bu yüzden de sizin gibi yiğit birisinden yardım istemek zorunda kalıyorum.”


Filiberto sustu ve yemeğine döndü. Birkaç lokma yedikten sonra Gredix’e baktı. “Benim anlatacaklarım bu kadar. Sorularınız varsa cevaplamaya çalışırım. Ama ben sizi tanımıyorum asil savaşçı.”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

“KOMUTAN Jarek.” dedi Jarek Mark’ın gözlerinin içine öfkeyle bakarak. “Bana böyle hitap edeceksin çaylak.” Jarek homurdanarak tüm gruba döndü ve kemerinden bir parşömen tomarı çıkartıp açtı. Cthul Murgos’un bir haritasıydı bu.

“İşte burası.” diye gösterdi Jarek parmağıyla liman bölgesinin güneyini. “Asıl gruplar burada toplanıyor. Saldırı buradan başlayacak. Gizlice yapılan bir saldırı izlenimi vereceğiz ama asıl amaç zaten görülmek. Böylelikle gizli bir darbe vurmayı planladığımızı sanan Azalin inananları, savunmalarını bu bölgeye yöneltecekler. Burada kıran kırana bir çarpışmanın olacağından şüphem yok. İşte bütün dikkatler buraya yönelmişken bizimkisi gibi küçük ekipler liman bölgesine gizlice girecekler. Biz ise şuradan gideceğiz.” Jarek parmağıyla surların denizle buluştuğu yeri gösterdi. “Buradan sandallarla ilerleyeceğiz. Açıktan gideceğimiz ve ışıklardan kaçınacağımız için ise kimse farkımıza varamayacak.”

Jarek parmağıyla liman bölgesini gösterdi. Limanların tam arkasındaki meydanın öbür ucunda Azalin Tapınağı olarak kullanılan eski belediye binası ve çevresini saran dört büyük bina kırmızıyla işaretlenmişti. “Buralar Azalin inananlarının savaşçılarının kışlaları. Asıl güçleri burada yoğunlaşmış. Ne yazık ki su rezervleri de…” Jarek en büyük olan binayı gösterdi. “Burada. Burası bir depo olarak kullanılıyor. Sadece su değil, bütün erzaklar burada bulunmakta. Ã?ncelikli görevimiz su rezervlerini zehirlemek. Ã?atışmalar bittiğinde biz püskürtülmüşüz izlenimi yaratarak geri çekileceğiz. Daha sonra hem yaralılarla ilgilenmek için, hem de dövüşten yorulan askerler için su getirilecek. İşte bu da onların sonu olacak.” Jarek bu kez de tapınağı işaret etti. “Gelelim simya laboratuarına. Laboratuar tapınağın içinde, bu yüzden oraya ulaşmamız çok zor olacak. Tapınağın içlerine kadar girip mahzenlere ulaşmamız lazım. Su rezervlerine ulaşmamız bile tehlikeliyken bunu başarmamız daha da güç olacaktır. şüphesiz zorlu çatışmalar bizi bekliyor. Ama en azından tapınak ve çevresindeki tek ekip biz olmayacağız. Başka görevlerle orada bulunan birkaç grup daha olacak. Eğer şansımız yaver giderse başımız sıkıştığında onlardan biriyle karşılaşırız.”

Jarek başını kaldırıp etrafa bakınırken Mark’ın verdiği şişeyi de keselerinden birisine yerleştirdi. “Evet, sorusu olan yoksa yola çıkıyoruz.”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Peter sazın tellerine son kez dokunarak ezgiyi noktaladı ve bakışlarını Maximillian’a çevirdi. Maximillian başını yanındaki bir ağaca dayamış, sessizce ağlıyordu. Yine de en azından az önceki histerik hali geçmişti. şarkı en azından buna yaramıştı. Maximillian başını yavaşça Peter’e çevirdi.

“Teşekkür ederim kardeşim. En azından sen yanımdasın.” dedi ve uzanıp Peter’in elini tuttu. “Yine de buradan çıkabileceğimizi pek sanmıyorum. Bitkiler konusunda ben de en az senin kadar cahilim korkarım. Yine de bir şeyler aramaya gideyim. Belki şans eseri bulurum. Sen buradan ayrılma. Nasıl olsa…” Max acı acı gülümsedi. “Dönüp dolaşıp geleceğim yer yine burası, öyle değil mi?”

Maximillian ayağa kalktı ve kılıcıyla yay ve okları dışındaki bütün eşyalarını oraya bıraktı. “Ben gelene kadar sen de kamp hazırlıklarını yapar mısın? Gelirken ateş için çalı çırpı da toplarım.” dedi ve yavaşça ormanın içine doğru ilerledi.

Max uzaklaşırken Peter elinde sazı ile onu izliyordu. Gencin pek umudu yoktu. Daha çok çaresizlik içinde yiyecek aramaya gitmişti. Maximillian gözden kaybolduğu anda Peter tam arkasında yaşlı bir ses duydu.

“Çok genç. Belli ki hayatı yaşıtlarına nazaran ona daha fazla şey öğretmiş, ama yine de henüz bütün gerçekleri göremiyor, en azından senin şarkında anlattığın gerçekleri. Yine de azimli ve kolay kolay pes etmeyi reddediyor.”

Peter irkilerek arkasını döndü. İki metre kadar gerisinde devrilmiş bir ağacın kalıntılarının üzerinde oturmuş, koyu yeşil bir cüppe giyen, yüzü kırış kırış olmuş bir elf vardı. Cüppesinin kukuletasını geriye atarak kısa, beyaz saçlarını ortaya çıkartmıştı. Badem gözleri berrakça, Maximillian’ın gittiği yöne bakıyordu. Gözler daha sonra Peter’e çevrildi. “En azından sen, onun göremediği bazı şeyleri görebiliyorsun oğlum.”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Setsuna sakin görünmeye çalışarak ortamdan uzaklaşırken hâlâ adamın bakışlarını üzerinde hissedebiliyordu. şehirden buradan çıkamayacağını anladığı için tekrar içerilere doğru gidiyor, gözden kaybolmaya çalışıyordu. Adımlarını hızlandırdı ve ilerideki dönemeçten sola dönüp hızla ilerledi. Caddenin kenarında, mümkün olduğunca gölgelerde kalmaya çalışıyordu. Tabi bunu da ne kadar becerebilecekse!

Yol boyunca ilerlemeye devam etti ve cadde, varoş bölgelere doğru ilerledikçe kendisine yönelen uğursuz bakışların arttığını fark etti. Güneşin son ışıkları gökteki bulutlardan yansırken artık kararmış bir sokağı fark etti Setsuna. Orada saklanabilir miydi acaba?

Sokağın tam önüne geldiğinde tekrar arkasına baktı ve onu daha önceden inceleyen adamın onu takip etmekte olduğunu gördü. Üstelik sadece birkaç metre ötesindeydi. Elektrik mavisi gözlerini Setsuna’nın gözlerine dikmiş, bir elini pelerininin altına sokmuş bir vaziyette hızla Setsuna’ya doğru yaklaşıyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Xanaphia derin bir nefes aldı ve birkaç saniye tuttu. Kulaklarını çevresindeki tartışmalara ve homurdanmalara tıkarken derin bir nefes verdi ve zihnini boşaltıp tek bir şeye, kapının ardını duymaya odaklandı. Boştaki eli ile yavaşa sembolleri yavaş ve aralıklı bir şekilde çizmeye başlarken dudakları zaman zaman kıpırdıyor ve büyüyü sürdürüyordu. Büyü ağının kusursuz yapısı Xanaphia’nın bedeninden akıp kulağına dayadığı boynuza, oradan da kapının ardına geçerken Xanaphia’nın vücudu karıncalanıyor, hafif bir zevk alıyordu.

Uzun ve yavaş süren büyünün son sözcüğünü de seslendirdiği zaman Xanaphia soluğunu tuttu ve sesleri dinlemeye odaklandı.

Kapının ardından boğuk boğuk yankılanan, fısıltıyla söylenen sözcükler duyuluyordu. Birden çok kişi mevcuttu orada, Xanaphia bu kadarından emindi. Söylenenleri anlamıyordu, ama şüphesiz bu cüce lisanıydı. Sesler heyecanlı heyecanlı bir şeyleri tartışıyordu fısıldaşarak.

Xanaphia dinlemesinin artık anlamsız olduğunu biliyordu. Konuşulanları anlayamıyordu. Ama en azından artık içeride birilerinin olduğunu biliyordu.

Bu sırada kulağına başka sesler de çalındı Xanaphia’nın. Başka varlıkların sesleriydi bunlar. İnsan sesine benziyorlardı. Bu dili anlayabiliyordu Xanaphia. Hatta iki kişinin tartışması gibi geçiyordu. Xanaphia cücelerin konuşmalarını vazgeçip bu konuşmayı dinledi.

“Sen salağın teksin Reynald! Ne olmasını bekliyorsun, sen böyle bağırınca kapıların açılacağını mı? Sen ki kuleye yeni gelip kapının önünde bağırıp çağıran çıraklara kızan birisisin. Aynı şeyi şimdi kendin yapıyorsun be adam!”

“A-ama… Ama… Ben çırak değilim anlıyor musun? Kulenin kapısı itildiğinde açılabilecek büyüklükteydi, ama burada on metrelik demir kapılardan bahsediyoruz!”

“Ama bu aynı şekilde bağırdığın gerçeğini değiştirmiyor!”


Tanrılar aşkına! Bu resmen bir işkenceydi! Sadece büyüyü yapmak bile en azından on dakika alıyordu ve Xanaphia bu sürenin üzerinde bir de kapının ardını dinlemişti. Ve bu sırada Reynald ve Molissei hâlâ tartışıyorlar mıydı?! Xanaphia bir an şaşkınlığına lanet etti. Tam da içeriden insan sesi geldiğini düşündüğü anda seslerin aslında yanında konuşan Reynald ile Molissei’ye ait olduğunu anlamıştı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest