Ölüm Labirenti
Rappelin aklından pekçok fikir geçmişti: Otlar,içecekler,ayıltıcı iksirler... Peki ama en kolayı hangisiydi.Rappel biliyordu ki adamı ayıltmak için çok zamanı yoktu ve biliyordu ki Palantiste ilerlerken adamın gücü onlara gerekliydi.Tenceresine bir kez daha göz attı. Su adamı biraz önce sinirlendirmiş ve biraz kendine gelmesini sağlamıştı.
"Bir tencere daha su eminimki iri dostumuzu kendine getirir." dedi tekrardan su almak için göle doğru eğilirken...
Adrian Huora doğru bir bakış attı.
"Ben iyiyim bu gece bu kadar ıslanmak yeter."
Ama Rappel ikna olmamış gibiydi. Elindeki suyla dolu tencereyle Adriana doğru yaklaşıyordu.İri adamın kalın bilekli eli uyarıcı şekilde yukarı kalktı.
"Sakın !! Eğer bir daha beni ıslatırsan yemin ederim seni öldürürüm dostum"
Ardından el yavaşça aşağı indi.Huora sırıtık bir bakış daha attı. "Ã?yle değil mi elf kralı" ardından sıkıca Huora sarıldı ve Huorun çabalarına rağmen bırakmaya hiç niyeti yoktu.
"Hadi ama koca adam birazcık sudan mı korkuyorsun?" diye üsteledi Rappel alaycı bir ifadeyle.
"Korkmak mı ?Ben hiç birşeyden kork..." sözünü bitirmeden birşeyin kulağının etrafında dolaştığını fark etti. Gıdıklanıyordu. Huordan uzaklaşarak arkasına bakındı. Onu gıdıklayan şey kendi saçı olmalıydı. Kulağını kaşımak için elini kaldırmıştı ki...
Az önceki ıslaklık hissi yeniden suratına çarpmıştı.Ã?fkeyle Rappele döndü. Arık kendindeydi ama bu kez adamı öldüreceği kesindi. Admın üstüne doğru yürürken tüm kasları gerildi. Rappel ayaklarını yere daha sağlam bastı ve adamın üstüne atlamasını bekliyordu...Huor iri adamı tutmaya çalışıyordu ama bu sefer engel olması çok güçtü...
Arkadan büyücünün hükmedici sesi duyulmuştu.Adrianda dahil olmak üzere gölün etrafındaki herkes büyücüye bakıyordu şimdi. Büyücü bir yandan yürüyor bir yandanda
"buraya sizinle uğraşmak için gelmedim! Burda bir görevimiz var. şu saçmalığı derhal kesin" diye bağırıyordu.
Büyücü iki adamın tam ortasında durdu ve Adriana dönerek :
"eğer gelmek istiyorsan gelirsin ve bir işe yararsın yada burda korsanlarla beraber sişenin dibine vurursun. Seçim senin seçimin"
Adrian iki elini yana açarak üstüne baktı. Ardından büyücünün arkasında duran adama sonrada büyücüye.
"Ne taraftan" dedi. Sesinden kendinde olduğu anlaşılıyordu.
"Bir tencere daha su eminimki iri dostumuzu kendine getirir." dedi tekrardan su almak için göle doğru eğilirken...
Adrian Huora doğru bir bakış attı.
"Ben iyiyim bu gece bu kadar ıslanmak yeter."
Ama Rappel ikna olmamış gibiydi. Elindeki suyla dolu tencereyle Adriana doğru yaklaşıyordu.İri adamın kalın bilekli eli uyarıcı şekilde yukarı kalktı.
"Sakın !! Eğer bir daha beni ıslatırsan yemin ederim seni öldürürüm dostum"
Ardından el yavaşça aşağı indi.Huora sırıtık bir bakış daha attı. "Ã?yle değil mi elf kralı" ardından sıkıca Huora sarıldı ve Huorun çabalarına rağmen bırakmaya hiç niyeti yoktu.
"Hadi ama koca adam birazcık sudan mı korkuyorsun?" diye üsteledi Rappel alaycı bir ifadeyle.
"Korkmak mı ?Ben hiç birşeyden kork..." sözünü bitirmeden birşeyin kulağının etrafında dolaştığını fark etti. Gıdıklanıyordu. Huordan uzaklaşarak arkasına bakındı. Onu gıdıklayan şey kendi saçı olmalıydı. Kulağını kaşımak için elini kaldırmıştı ki...
Az önceki ıslaklık hissi yeniden suratına çarpmıştı.Ã?fkeyle Rappele döndü. Arık kendindeydi ama bu kez adamı öldüreceği kesindi. Admın üstüne doğru yürürken tüm kasları gerildi. Rappel ayaklarını yere daha sağlam bastı ve adamın üstüne atlamasını bekliyordu...Huor iri adamı tutmaya çalışıyordu ama bu sefer engel olması çok güçtü...
Arkadan büyücünün hükmedici sesi duyulmuştu.Adrianda dahil olmak üzere gölün etrafındaki herkes büyücüye bakıyordu şimdi. Büyücü bir yandan yürüyor bir yandanda
"buraya sizinle uğraşmak için gelmedim! Burda bir görevimiz var. şu saçmalığı derhal kesin" diye bağırıyordu.
Büyücü iki adamın tam ortasında durdu ve Adriana dönerek :
"eğer gelmek istiyorsan gelirsin ve bir işe yararsın yada burda korsanlarla beraber sişenin dibine vurursun. Seçim senin seçimin"
Adrian iki elini yana açarak üstüne baktı. Ardından büyücünün arkasında duran adama sonrada büyücüye.
"Ne taraftan" dedi. Sesinden kendinde olduğu anlaşılıyordu.
Last edited by Starfell on Sat Jul 05, 2008 5:00 pm, edited 1 time in total.
Gemilerin her biri patladığında Safiel memnuniyetle içten içe gülümsüyordu: "Afeim evlat!" demişti içinden.
Ama bu iri kıyım Adrian'ın içki sevdası ve hala Thereon olmadığına inandığı Thereon'un kendini bilmez hareketleri yüzünden gülümsemesi silindi.
Rappel neyseki Adrian'ın sorununu çözmüştü. Ama Thereon'un davranışlarına Huor da bir anlam veremiyordu.
Ama bu iri kıyım Adrian'ın içki sevdası ve hala Thereon olmadığına inandığı Thereon'un kendini bilmez hareketleri yüzünden gülümsemesi silindi.
Rappel neyseki Adrian'ın sorununu çözmüştü. Ama Thereon'un davranışlarına Huor da bir anlam veremiyordu.
Rıhtım patlayan gemilerin etrafa saçılan parçalarıyla alev alev yanarken korsanlar alevlerin daha fazla büyümemesi için ellerinden geleni yapıyordu. Kaptan Lambert ve adamları gizlendikleri yerden çıkmış, tutuşmak üzere olan gemilerini söndürmek için esaslı bir çaba göstermeye başlamışlardı.
Yine de Kiba ve kızıl saçlı kız güvende değildi. Rıhtımdan biraz uzakta karaya çıkmışlardı ama patlayan gemilerdeki parlak eşyaları ve rom fıçılarını karmaşadan faydalanıp cebe indirmeyi akıl etmiş bir grup korsan kıyıyı kolaçan ediyordu. Kiba istese kendini kurtarabilirdi ama bu kıyafetle bu kızı burada böyle bırakırsa korsanlar ona balıkçı ağını eşeleyen martılar gibi didik didik ederdi.
Köle tüccarı ve iki goblini görüldükleri yerde öldürülmüştü. Goblinlerin gemileri sabote ettiği haberi yangından bile hızlı yayılmıştı. Bir kaç korsan haberi hapishaneye de uçurdu. Hapishane duvarlarının arkasında gemilerinin havaya uçuşunu izleyen korsanlar sebebi öğrendiklerinde kıyamet koptu ve hapishane birbirine girdi. Safiel ve arkadaşları bir şey yapacaklarsa şimdi tam zamanıydı.
Kiba ve kız ise oldukları yere sıkışmışlardı ve hiç bir yere gidemiyorlardı. Kendilerini fark eden bir grup korsan sırıtarak onlara doğru geliyordu. Eğer sadece Kiba'yı görseler belki alarm verip bütün korsanları başlarına toplayacaklardı ama kızıl saçlı kızı gördüklerinde kalabalık olmak istemediklerine karar vermişlerdi.
Kiba kılıcını kavradı ve korsanlarla yüzleşmek için kızıl saçlı kızı arkasına aldı.
Yine de Kiba ve kızıl saçlı kız güvende değildi. Rıhtımdan biraz uzakta karaya çıkmışlardı ama patlayan gemilerdeki parlak eşyaları ve rom fıçılarını karmaşadan faydalanıp cebe indirmeyi akıl etmiş bir grup korsan kıyıyı kolaçan ediyordu. Kiba istese kendini kurtarabilirdi ama bu kıyafetle bu kızı burada böyle bırakırsa korsanlar ona balıkçı ağını eşeleyen martılar gibi didik didik ederdi.
Köle tüccarı ve iki goblini görüldükleri yerde öldürülmüştü. Goblinlerin gemileri sabote ettiği haberi yangından bile hızlı yayılmıştı. Bir kaç korsan haberi hapishaneye de uçurdu. Hapishane duvarlarının arkasında gemilerinin havaya uçuşunu izleyen korsanlar sebebi öğrendiklerinde kıyamet koptu ve hapishane birbirine girdi. Safiel ve arkadaşları bir şey yapacaklarsa şimdi tam zamanıydı.
Kiba ve kız ise oldukları yere sıkışmışlardı ve hiç bir yere gidemiyorlardı. Kendilerini fark eden bir grup korsan sırıtarak onlara doğru geliyordu. Eğer sadece Kiba'yı görseler belki alarm verip bütün korsanları başlarına toplayacaklardı ama kızıl saçlı kızı gördüklerinde kalabalık olmak istemediklerine karar vermişlerdi.
Kiba kılıcını kavradı ve korsanlarla yüzleşmek için kızıl saçlı kızı arkasına aldı.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Patlayan gemilerin arasında Kiba'yı arıyordu. Sonunda da gördü. Daylight'a "Gitmemiz lazım. Küçük dostumuz oradan sağ çıkamayabilir, tek başına..." dedi. "Bargier'i de Safiel veya Huor'a yardım için göndermelisin. Belki onlarla konuşamaz ama önlerinden gelerek yerimizi buldurabilir."
Hızla aşağıya indiler ve Kiba'nın sıkıştığı yere gittiler. Sonra farketti ki Kiba'nın yanında bir kız daha vardı. Korsanların da ilgisini çeken bu olmalıydı.
Ã?nce etrafı kolaçan etti. Başka korsanların gelip gelmediğine bakmak için. Görünürde herkes bir kavga içindeydi. Goblinler ve korsanlar...
Çok sessizce en arkadaki korsana yaklaştılar. Miaé hızla kristal bıçağını adamın boynunun soluna sapladı. Ölürken sesi çıkmasın diye de pis kokan ağzını eliyle tutmak zorunda kaldı. Bu ağır cüsseyi kendi taşıyamayacağı için Daylight'la ölü korsanı yavaşça yere bıraktılar. Olabildiğince...
Kiba'nın onları farketip etmediğini bilmiyordu ama arkadan sessizce, birer birer korsanları öldürüyorlardı.Taki sadece en öndeki korsan kalana dek. Artık onu Kibayle yüzleşmesi için beklediler. Kiba şaşkınlıktan çıkıp durumun nasıl bir anda değiştiğini farketmişti. Yüzünde küçük bir gülümseme vardı.
Hızla aşağıya indiler ve Kiba'nın sıkıştığı yere gittiler. Sonra farketti ki Kiba'nın yanında bir kız daha vardı. Korsanların da ilgisini çeken bu olmalıydı.
Ã?nce etrafı kolaçan etti. Başka korsanların gelip gelmediğine bakmak için. Görünürde herkes bir kavga içindeydi. Goblinler ve korsanlar...
Çok sessizce en arkadaki korsana yaklaştılar. Miaé hızla kristal bıçağını adamın boynunun soluna sapladı. Ölürken sesi çıkmasın diye de pis kokan ağzını eliyle tutmak zorunda kaldı. Bu ağır cüsseyi kendi taşıyamayacağı için Daylight'la ölü korsanı yavaşça yere bıraktılar. Olabildiğince...
Kiba'nın onları farketip etmediğini bilmiyordu ama arkadan sessizce, birer birer korsanları öldürüyorlardı.Taki sadece en öndeki korsan kalana dek. Artık onu Kibayle yüzleşmesi için beklediler. Kiba şaşkınlıktan çıkıp durumun nasıl bir anda değiştiğini farketmişti. Yüzünde küçük bir gülümseme vardı.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Prtal açıldığında, Kerrae bayağı bir tereddütlüydü. Büyüye çok az güvenirdi ve saçma tartışmalar yapan birinin portalına girmek istemiyordu! Rappel -adını öğrenebilmişti- içeri adım attığında yavaşça ilerledi. Tam önünde Lydronk portala kjoşuyordu. Gnomun bacakları kısa olduğundan Kerrae onu rahatlıkla geçebilirdi, zırhının içinde bile.
Gnomu tutup kenara çekti Kerrae, bu yüzünde bir iki morluğa sebep olmuştu. Gerçi Lydronk'u 'toplantı' boyunca bayağı sıkı tutmak zorunfda kalmıştı, bu da çok mortluğa sebep olmuştu ama gnomun Kerrae'nin suratını tekmeleyerek bıraktığı morluklar daha fena gibi geliyordu ona.
Lydronk'u kenara koyduğunda yaptığının yanlışlığını fark etti ve potala girecekkem gnomu gömleğinin yakasından tutup sürükledi. Fakat görüntü boşluğun içinde kaybolmuştu. Gnom herhalde içeri adım atmıştı. Fakat bir şey unuttuğu aklına geldi: başlığı ve kılıcı! Adaya giderken onları almamıştı, sadece zırhı vardı. Gerçi uyurken de zırhını çıkarmadığı içindi bu.
Kerrae geçidin öbür tarafından çıktığında yerdeki kusmuğu gördmüştü ilk. Kendisi de kusmamak için zor tutmuştu kendini; ama o sdalmamıştı ki! Asillerden hangisininin bunu yaptığını merak etti. Henüz Rappel'in üzerindeki kusmuğu fark etmiş değildi. Fark etseydi bunu ona kimin yaptığını bağıra çağıra sorardı. Fakat yapmadı. Sessiz olduğu zamanlarda ya homurdanıyor ya Rappel'e bakıyordu. Kiba'yı göndermişti başbüyücü, normalde buna çok kızardı Kerrae amas homurtusunun sesini yükseltmek dışında bir şey yapmadı.
Homurtusunun sebepleri ona göre çok önemliydi. Bu asiller aralarında bir sürü kavga etmişlerdi, Lydronk'u görememişti, Rappel'in üzerinde kusmuk vardı, Kiba henüz dönmemişti ve kılıcıyla kaskı yoktu!
Huor gitmek gerektiğini söylediğinde karşı çıkmadı tabii,kılıcı yoktu ama şans eseri kını yanındaydı. Keskin değildi ama kesinlikle çok sertti bu kın!
Gnomu tutup kenara çekti Kerrae, bu yüzünde bir iki morluğa sebep olmuştu. Gerçi Lydronk'u 'toplantı' boyunca bayağı sıkı tutmak zorunfda kalmıştı, bu da çok mortluğa sebep olmuştu ama gnomun Kerrae'nin suratını tekmeleyerek bıraktığı morluklar daha fena gibi geliyordu ona.
Lydronk'u kenara koyduğunda yaptığının yanlışlığını fark etti ve potala girecekkem gnomu gömleğinin yakasından tutup sürükledi. Fakat görüntü boşluğun içinde kaybolmuştu. Gnom herhalde içeri adım atmıştı. Fakat bir şey unuttuğu aklına geldi: başlığı ve kılıcı! Adaya giderken onları almamıştı, sadece zırhı vardı. Gerçi uyurken de zırhını çıkarmadığı içindi bu.
Kerrae geçidin öbür tarafından çıktığında yerdeki kusmuğu gördmüştü ilk. Kendisi de kusmamak için zor tutmuştu kendini; ama o sdalmamıştı ki! Asillerden hangisininin bunu yaptığını merak etti. Henüz Rappel'in üzerindeki kusmuğu fark etmiş değildi. Fark etseydi bunu ona kimin yaptığını bağıra çağıra sorardı. Fakat yapmadı. Sessiz olduğu zamanlarda ya homurdanıyor ya Rappel'e bakıyordu. Kiba'yı göndermişti başbüyücü, normalde buna çok kızardı Kerrae amas homurtusunun sesini yükseltmek dışında bir şey yapmadı.
Homurtusunun sebepleri ona göre çok önemliydi. Bu asiller aralarında bir sürü kavga etmişlerdi, Lydronk'u görememişti, Rappel'in üzerinde kusmuk vardı, Kiba henüz dönmemişti ve kılıcıyla kaskı yoktu!
Huor gitmek gerektiğini söylediğinde karşı çıkmadı tabii,kılıcı yoktu ama şans eseri kını yanındaydı. Keskin değildi ama kesinlikle çok sertti bu kın!
Safiel eline Tarikatının en güçlü asalarından biri olan üç elmaslı asasını almıştı. Ã?fkeliydi.
"Dinle Beni, Reks. Nasıl ki Esten'in karşısına çıkıp bir Tanrı'nın bu dünya ile tüm bağlılarını koparttıysam senin bu dünyadaki son pisliğinin olduğu bu yerini yerle bir edip seni de bu dünyadan soyutlayabilirim." diye bağırdı.
Hapishanenin olduğu yere ışınlandı ve hapishanenin ağır demirden yapılmış dev kapısına devasa bir yıldırım yolladı. Kapı yerine artık koskoca bir yarık vardı. Tüm goblinler hem delirmiş bir büyücüyle hem de eski müttefikleri şimdi ne oldu da bu kjadar kızdıklarını anlamadıkları korsanlarla nasıl baş edeceklerini kara kara düşünüyorlardı.
Ama Reks, Esten gibi değildi. Hala bir sürü kozu vardı kullanabileceği. Meher şu anda druidlerle uğraşıyordu ve Keirmer'i ele geçiröeye çalışıyordu. Ama hala boşta bir hizmetkarı daha vardı. O da Üçkağıtçı Medas'tı.
Sadece Medas değildi Polantes Adasına göndereceği. Ã?ünkü Polantes Reks için çok önemliydi. Zieros'daki Tapınağındaki Esten'in soysuz bir kızıl elf hizmetkarı taarfından yapılan katliamından sonra Polantes onun için daha bir önemli olmuştu.
Onun için çok zor durumda kalmadığı müddetçe çağırmadığı ejderhalarınına ihtiyacı vardı.
Daha Medas'ın ve ejderhaların gelmesine vardı ve Safiel ile arkadaşalrının bundan haberi yoktu. Ã?ünkü Reks'in hiç bu kadar öfkeleneceğini kimse tahmin edemezdi. Herkes Esten'i karanlıkların Kraliçesi diye adlandırmışken Reks sadece basit birer piyonmuş gözüyle bakılıyordu.
Safiel bile Esten'den korktuğu kadar Reks'ten çekinmiyordu. Ona pek saygı duyduğu da söylnemezdi. Bu dünyaya sadece ucube yaratıklar yaratmaktan başka bir işe yaramayan bir tanrıya asla saygı duyamazdı.
Karşısına çıkan korsan veya gobline acımıyordu. Ã?ünkü yıllar önce bu hapishaneye düştüğü o talihsiz günlerde hiçbiri ona acımamıştı. Elinden sevgili asası alındığında bile gözyaşlarıyla herkes alay etmişti. Onla alay eden başta üvey abisi Gerrfer üç elmaslı asaya kendisi sahip olduğunda o asayı geri almak için her şeyi feda edeceğine emindi.
Sadece biraz sevgi istmeişti. Kismenin ona acımasını istemiyordu. Ama ona sevgi gösterenlerin ona acıdıkları için sevgi gösterdiklerinin farkındaydı. Sevgili eşi Galdeel içind e aynen böyle düşünüyordu. Aynen sevgili dostu orman elflerinin yüce kralı Huor için de böyle düşünüyordu.
Bu uğurda sevgiyi ve saygıyı hak ettiğini süşünüyordu. Hainse haindi, korkaksa korkaktı. Ama en azından cezasını da sonunda çekmişti.
şimdi cezalarının en büyüğüyle yüzleşiyordu. Bu hapishane eski anılarının geri dönüşü gibiydi. O küçük kızı kurtarmalıydı. şimdi o küçük kız Reks'in kızıyım diyerek karşısına çıkmıştı. Onla bir hafta kadar önce sevişmişti. Karısını aldatmıştı. Bu zaman kadar herkese ihanet etmişti. Huor'a, Lydronk'a bile... Ama Galdeel'i hiç aldatacağını düşünmemişti. Onu seviyordu. Burtha'ya gidip oraya mühürlediğindne sonra ilk onu karşılayan oydu.
İlk defa Galdeel ona güvenmişti. Ona içten gülümsemişti. şimdi yüzü utançtan kıpkırmızıydı.
Ama bu kızıllığı öldürdüğü düşmanlarının kanlarıyla kapatabiliyordu. Bir alev topunu yollarken içten içe keyif aldığını fark etti. Öldürmek ve acı çektirmekten zevk aldığını...
Hapisten kurtardıkları mahkumlarda savaşa ortak oluyordu. Korsanlara ve goblinlere saldırıyordu. İşte o vakit yürekelri ağızlara getirecek bir ses duydular. Bir sürü kanat çırpma sesi...
"Reks kalesini korumaya kararlı..." diye düşündü Safiel.
"Dinle Beni, Reks. Nasıl ki Esten'in karşısına çıkıp bir Tanrı'nın bu dünya ile tüm bağlılarını koparttıysam senin bu dünyadaki son pisliğinin olduğu bu yerini yerle bir edip seni de bu dünyadan soyutlayabilirim." diye bağırdı.
Hapishanenin olduğu yere ışınlandı ve hapishanenin ağır demirden yapılmış dev kapısına devasa bir yıldırım yolladı. Kapı yerine artık koskoca bir yarık vardı. Tüm goblinler hem delirmiş bir büyücüyle hem de eski müttefikleri şimdi ne oldu da bu kjadar kızdıklarını anlamadıkları korsanlarla nasıl baş edeceklerini kara kara düşünüyorlardı.
Ama Reks, Esten gibi değildi. Hala bir sürü kozu vardı kullanabileceği. Meher şu anda druidlerle uğraşıyordu ve Keirmer'i ele geçiröeye çalışıyordu. Ama hala boşta bir hizmetkarı daha vardı. O da Üçkağıtçı Medas'tı.
Sadece Medas değildi Polantes Adasına göndereceği. Ã?ünkü Polantes Reks için çok önemliydi. Zieros'daki Tapınağındaki Esten'in soysuz bir kızıl elf hizmetkarı taarfından yapılan katliamından sonra Polantes onun için daha bir önemli olmuştu.
Onun için çok zor durumda kalmadığı müddetçe çağırmadığı ejderhalarınına ihtiyacı vardı.
Daha Medas'ın ve ejderhaların gelmesine vardı ve Safiel ile arkadaşalrının bundan haberi yoktu. Ã?ünkü Reks'in hiç bu kadar öfkeleneceğini kimse tahmin edemezdi. Herkes Esten'i karanlıkların Kraliçesi diye adlandırmışken Reks sadece basit birer piyonmuş gözüyle bakılıyordu.
Safiel bile Esten'den korktuğu kadar Reks'ten çekinmiyordu. Ona pek saygı duyduğu da söylnemezdi. Bu dünyaya sadece ucube yaratıklar yaratmaktan başka bir işe yaramayan bir tanrıya asla saygı duyamazdı.
Karşısına çıkan korsan veya gobline acımıyordu. Ã?ünkü yıllar önce bu hapishaneye düştüğü o talihsiz günlerde hiçbiri ona acımamıştı. Elinden sevgili asası alındığında bile gözyaşlarıyla herkes alay etmişti. Onla alay eden başta üvey abisi Gerrfer üç elmaslı asaya kendisi sahip olduğunda o asayı geri almak için her şeyi feda edeceğine emindi.
Sadece biraz sevgi istmeişti. Kismenin ona acımasını istemiyordu. Ama ona sevgi gösterenlerin ona acıdıkları için sevgi gösterdiklerinin farkındaydı. Sevgili eşi Galdeel içind e aynen böyle düşünüyordu. Aynen sevgili dostu orman elflerinin yüce kralı Huor için de böyle düşünüyordu.
Bu uğurda sevgiyi ve saygıyı hak ettiğini süşünüyordu. Hainse haindi, korkaksa korkaktı. Ama en azından cezasını da sonunda çekmişti.
şimdi cezalarının en büyüğüyle yüzleşiyordu. Bu hapishane eski anılarının geri dönüşü gibiydi. O küçük kızı kurtarmalıydı. şimdi o küçük kız Reks'in kızıyım diyerek karşısına çıkmıştı. Onla bir hafta kadar önce sevişmişti. Karısını aldatmıştı. Bu zaman kadar herkese ihanet etmişti. Huor'a, Lydronk'a bile... Ama Galdeel'i hiç aldatacağını düşünmemişti. Onu seviyordu. Burtha'ya gidip oraya mühürlediğindne sonra ilk onu karşılayan oydu.
İlk defa Galdeel ona güvenmişti. Ona içten gülümsemişti. şimdi yüzü utançtan kıpkırmızıydı.
Ama bu kızıllığı öldürdüğü düşmanlarının kanlarıyla kapatabiliyordu. Bir alev topunu yollarken içten içe keyif aldığını fark etti. Öldürmek ve acı çektirmekten zevk aldığını...
Hapisten kurtardıkları mahkumlarda savaşa ortak oluyordu. Korsanlara ve goblinlere saldırıyordu. İşte o vakit yürekelri ağızlara getirecek bir ses duydular. Bir sürü kanat çırpma sesi...
"Reks kalesini korumaya kararlı..." diye düşündü Safiel.
Yardımına gelmişlerdi! Kiba içinde kabaran coşkuyu daha fazla saklayamadı ve gülümsemeye başladı. Arkasında bir sürü arkadaşı olduğunu düşünen cesur korsan şimdi en önde yalnız kalmıştı ama aslında bunun farkında değildi. Küçük bir çocuk ve bir kız. Neredeyse aldığı keyfi unutup onlar için üzülmeye başlayacaktı.
Kiba kendisine yaklaşmakta olan korsanın duymasını umursamadan kendi kendine fısıldadı.
"Miae ve Daylight! Ne kadar yumuşak ve ne kadar da ölümcüller..." Rhuan'lı denizci iki kızın ölümcül uyumu karşısında büyülenmişti.
Korsan nihayet Kiba'nın önüne geldiğinde etrafının iyice sessizleştiğini fark etti. Değil arkadaşlarının konuşmaları, artık onların adım seslerini bile duymuyordu. şüphelenen korsan şimdiye kadar en az 10 tane kızı aşağılayıcı küfür duymuş olması gerektiğini düşündü ama arkasından hiç ses gelmiyordu. Tereddütle arkasını döndüğünde arkadaşlarının hiç birini göremedi. Biraz arkada Miae ve Daylight duruyordu ama yanan rıhtımın oluşturduğu arka planda sadece iki karaltıydılar ve şaşkına dönmüş korsan onları görmedi bile. Panik içinde arkasına, Kiba'ya döndü. Avcı av olduğunu anlamıştı.
Kiba sakladığı kılıcını çıkardı ama korsanı öldürmek için ihtiyaç duyduğu cesareti bir türlü kendisinde bulamıyordu. Halbuki Goblin'i ne kadar kolay öldürmüştü... Zihnindeki ikinci zihne ihtiyacı vardı. Öldürmeyi bilen ve ölüme üzülmeyen zihne...
Kiba kılıç taşıyıp kılıç sallamanın ne kadar kolay, ama kılıçla et kesmenin ne kadar zor olduğunu gördü. Korsana tanıdığı her zaman adamın kendisini toparlamasını ve bir plan yapmasını sağlıyordu. Kiba hemen davranmazsa korsan arkadaşlarını çağıracaktı. Rhuan'lı denizci donup kalmışken arkasındaki kızıl saçlı kız bağırmaya başlamıştı.
"Darg da Khubdal! Darg da! Darg da Khubdal!"
Rhuan'lı denizci kılıcıyla öne atıldı ve korsana saldırdı. Korsan Kiba'nın hamlesini rahatlıkla savurdu ve kendisine koşan çocuğa bir de çelme taktı. Kiba yere kapaklandı ama refleksif olarak düşerken vücudunu düşmana döndürdü ve kılıcını oraya gelmekte olduğuna emin olduğu kılıcı durdurması için kaldırdı. Korsanın palası wakazashi ile çarpıştı, bir kıvılcım çaktı ve pala wakazashi'ye değdiği yerde ikiye bölündü. Korsan şimdi silahsızdı ve panik olmuştu.
"DARG DA! DARG DA! DARG Da DOG' na bluba!"
Kiba ayağa kalktı ve kılıcını hala şaşkınlığı üzerinden atamamış korsanın kalbine sapladı. Korsan önce böğürdü sonra kılıç hala göğsünde Kiba'nın üstüne yığıldı. Ölmekte olan adamın yüzü suratının sadece bir karış önünde Kiba olduğu yerde donup kalmıştı.
İlk kez bir adam öldürmüştü ve bunun sorumluluğu ona bir anda ne kadar da ağır gelmişti... Küçük çocuk son nefesini verip ölen adama bakarken çırpılan dev kanatların sesinin taşıdığı tehlikenin farkına bile varamamıştı.
Kiba kendisine yaklaşmakta olan korsanın duymasını umursamadan kendi kendine fısıldadı.
"Miae ve Daylight! Ne kadar yumuşak ve ne kadar da ölümcüller..." Rhuan'lı denizci iki kızın ölümcül uyumu karşısında büyülenmişti.
Korsan nihayet Kiba'nın önüne geldiğinde etrafının iyice sessizleştiğini fark etti. Değil arkadaşlarının konuşmaları, artık onların adım seslerini bile duymuyordu. şüphelenen korsan şimdiye kadar en az 10 tane kızı aşağılayıcı küfür duymuş olması gerektiğini düşündü ama arkasından hiç ses gelmiyordu. Tereddütle arkasını döndüğünde arkadaşlarının hiç birini göremedi. Biraz arkada Miae ve Daylight duruyordu ama yanan rıhtımın oluşturduğu arka planda sadece iki karaltıydılar ve şaşkına dönmüş korsan onları görmedi bile. Panik içinde arkasına, Kiba'ya döndü. Avcı av olduğunu anlamıştı.
Kiba sakladığı kılıcını çıkardı ama korsanı öldürmek için ihtiyaç duyduğu cesareti bir türlü kendisinde bulamıyordu. Halbuki Goblin'i ne kadar kolay öldürmüştü... Zihnindeki ikinci zihne ihtiyacı vardı. Öldürmeyi bilen ve ölüme üzülmeyen zihne...
Kiba kılıç taşıyıp kılıç sallamanın ne kadar kolay, ama kılıçla et kesmenin ne kadar zor olduğunu gördü. Korsana tanıdığı her zaman adamın kendisini toparlamasını ve bir plan yapmasını sağlıyordu. Kiba hemen davranmazsa korsan arkadaşlarını çağıracaktı. Rhuan'lı denizci donup kalmışken arkasındaki kızıl saçlı kız bağırmaya başlamıştı.
"Darg da Khubdal! Darg da! Darg da Khubdal!"
Rhuan'lı denizci kılıcıyla öne atıldı ve korsana saldırdı. Korsan Kiba'nın hamlesini rahatlıkla savurdu ve kendisine koşan çocuğa bir de çelme taktı. Kiba yere kapaklandı ama refleksif olarak düşerken vücudunu düşmana döndürdü ve kılıcını oraya gelmekte olduğuna emin olduğu kılıcı durdurması için kaldırdı. Korsanın palası wakazashi ile çarpıştı, bir kıvılcım çaktı ve pala wakazashi'ye değdiği yerde ikiye bölündü. Korsan şimdi silahsızdı ve panik olmuştu.
"DARG DA! DARG DA! DARG Da DOG' na bluba!"
Kiba ayağa kalktı ve kılıcını hala şaşkınlığı üzerinden atamamış korsanın kalbine sapladı. Korsan önce böğürdü sonra kılıç hala göğsünde Kiba'nın üstüne yığıldı. Ölmekte olan adamın yüzü suratının sadece bir karış önünde Kiba olduğu yerde donup kalmıştı.
İlk kez bir adam öldürmüştü ve bunun sorumluluğu ona bir anda ne kadar da ağır gelmişti... Küçük çocuk son nefesini verip ölen adama bakarken çırpılan dev kanatların sesinin taşıdığı tehlikenin farkına bile varamamıştı.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Huor, kanat çırpma sesini duyduğu anda, anıları canlanmıştı.O sırada düşmanları kılıçtan geçiriyordu.En son 30 yıl önce yay kullanmıştı.Fakat bu kanat sesleri, onu bir kez daha sırtındaki yayı çıkartmaya zorlayacaktı.Yüce Deniz Kralı'nın yayı.
Fakat önce goblinleri yok etmeliydi.Öldürmek, en son 30 yıl önce -kendi- muhafızlarını öldürmüştü ve ömrümde hiçbir şey ona bu kadar zevk vermemişti.Vermeyecekti de.
Fakat önce goblinleri yok etmeliydi.Öldürmek, en son 30 yıl önce -kendi- muhafızlarını öldürmüştü ve ömrümde hiçbir şey ona bu kadar zevk vermemişti.Vermeyecekti de.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Kerrae somurtarak, yumruklarını ve kılıç kınını kullanıp goblinleri bayıltıyordu. Baygın goblinler 'asiller' için çok kolay hedefti sonuçta. Korsanların dikkatini çekiyordu tabii; ama onların hamlelerinden rahatlıkla kaçabiliyordu. Onlar eğitimsizdi, o ise Olevia'nın yolunu yürümüştü. Ona hangi Reks hizmetkarı ne yapabilirdi ki! Yanıldığını ancak boyunundaki kesinkle fark edebildi. Ama bunu kılıcının olmayışına bağlıyordu! Kaskı da yoktu zaten...
Kanat çırpış seslerini duyduğunda, sakindi. Bırakacatı. Kılıç kınıyla bir şey yapamazdı. Hoş, kılıccıyla da çok etkili olamazdı. Kral, prenses ve başbüyücü hallederlerdi bunu. Gerçi prensesin bir günahı yoktu, en asil davranan oydu aralarında. Her şeye rağmen başbüyücünün çocuksuluğu yoktu davranışlarında. Başbüyücü kadar yoktu en azından.
Sonunda, cxesedini bulduğu bir korsanın kılıcını almaya karar verdi. Onun alıştığı türden bir kıulıç değildi bu. İnce bir kılıçtı ve kabzasının üzerinde kavisti bir yuvarlak vardı. Kılıcın elinden kolay kolay düşmesini engelliyordu bu. Alışamamıştı kılıca ama en azından kılıç kınından daha ölümcül bir silahtı.
Bir goblinin karnına kılıcını sapladığında, arkasından bir korsan geldi. O kadar uğraşıyordu korsanlardan uzak durmak için; ama hep onu buluyor gibilerdi. Dönüp kılıcını saplamak istediğinde korsan onu sertçe itti ve Kerrae yere yapıştı. Korsanın sırıtışını görmemesi Kerrae için adamın niyetini anlamayı zorlaştırmıyordu: "şansın var ki güzelsin, şövalye. Yoksa şimdiye kadar ölmüş olurdun!" Kerrae bunun üzerine sinirlenip ayağa kalkacaktı ki, korsanın sırtına ayağını bastırdığını fark etti. Kılıcı elinde ve kolu serbestti, adam şövalyenin vücut hatlarına bakıyordu belli ki, yoksa kolunu mutlaka yakalardı. "Disiplinsiz!" diye aklından gerçidi Kerrae: "İyi yağmalıyor olabilirler ama kesinlikle nadiren iyi dövüşüyorlar!".
Kılıcını havaya attı. Bu son derece risklli bir hareketti ama denemeye değerdi. Kılıç dönerek yükseldiğinde, korsan reflekslerinin etkisiyle hızla geri adım attı. Aynı anda Kerrae de yüzükoyun posizyondan dönmüştü. Adamın ayağına eliyle 'çelme' takıp onu düşürdüğünde, kılıc baldırına sertçe inmişti. Bacağı ayağa kalktığında ağrıyordu ama ağrı goblinin kafasına inan bir dirseğe mani oolamamıştı.
Kanat çırpış seslerini duyduğunda, sakindi. Bırakacatı. Kılıç kınıyla bir şey yapamazdı. Hoş, kılıccıyla da çok etkili olamazdı. Kral, prenses ve başbüyücü hallederlerdi bunu. Gerçi prensesin bir günahı yoktu, en asil davranan oydu aralarında. Her şeye rağmen başbüyücünün çocuksuluğu yoktu davranışlarında. Başbüyücü kadar yoktu en azından.
Sonunda, cxesedini bulduğu bir korsanın kılıcını almaya karar verdi. Onun alıştığı türden bir kıulıç değildi bu. İnce bir kılıçtı ve kabzasının üzerinde kavisti bir yuvarlak vardı. Kılıcın elinden kolay kolay düşmesini engelliyordu bu. Alışamamıştı kılıca ama en azından kılıç kınından daha ölümcül bir silahtı.
Bir goblinin karnına kılıcını sapladığında, arkasından bir korsan geldi. O kadar uğraşıyordu korsanlardan uzak durmak için; ama hep onu buluyor gibilerdi. Dönüp kılıcını saplamak istediğinde korsan onu sertçe itti ve Kerrae yere yapıştı. Korsanın sırıtışını görmemesi Kerrae için adamın niyetini anlamayı zorlaştırmıyordu: "şansın var ki güzelsin, şövalye. Yoksa şimdiye kadar ölmüş olurdun!" Kerrae bunun üzerine sinirlenip ayağa kalkacaktı ki, korsanın sırtına ayağını bastırdığını fark etti. Kılıcı elinde ve kolu serbestti, adam şövalyenin vücut hatlarına bakıyordu belli ki, yoksa kolunu mutlaka yakalardı. "Disiplinsiz!" diye aklından gerçidi Kerrae: "İyi yağmalıyor olabilirler ama kesinlikle nadiren iyi dövüşüyorlar!".
Kılıcını havaya attı. Bu son derece risklli bir hareketti ama denemeye değerdi. Kılıç dönerek yükseldiğinde, korsan reflekslerinin etkisiyle hızla geri adım attı. Aynı anda Kerrae de yüzükoyun posizyondan dönmüştü. Adamın ayağına eliyle 'çelme' takıp onu düşürdüğünde, kılıc baldırına sertçe inmişti. Bacağı ayağa kalktığında ağrıyordu ama ağrı goblinin kafasına inan bir dirseğe mani oolamamıştı.
Huor dostunun durumunu farkettiğinde, önce önündeki gobline iki elindeki kılıçları karşı darbelerle indirdi.Ardından dirseğe baktı, kız yenemeyeceğe benziyordu.Tam düşmanı kıza kılıcı indiriyordu ki bir bıçak ona engel oldu, boğazındaki bir bıçak.Sonra Edmond kılıçlarından birisini kıza vererek boş eline bıçak aldı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Kanat sesleri ve kükremeler... Ejderhalar geliyordu. Üç tane kara ejderha, arakalarında ise iki tane kızıl iki tane de mavi ejderha.
En öndeki kara ejderhanın bir sürücüsü vardı: Üçkağıtçı Medas.
Safiel yaşlı mahkumlara yardımcı oluyordu. Aralarında hasta olanlar vardı. Küçük bir kız ağlıyor ve kan kusuyordu. Safiel yanına yaklaştı. Onu iyileştirmek istiyordu tüm kalbiyle.
Birden biri öksürerek konuştu: "Ona yardım edemezsin. Rahat bırak onu ki huzur içinde ölsün."
Safiel konuşan kişinin mavi gözlerine bakarken kalakaldı. Bir şey diyemedi. Sanki etrafında bembeyaz sis oluşyuordu. Beyninde sesler yankılanıyordu.
"Anne... Babam nasıl biriydi?"
"O usta bir büyücüydü. Gelmiş geçmiş en iyi büyücülerden. Altındna bir kalbi vardı sanki. Herkesin sevdiği ve saygı duyduğu biriydi."
"Neden peki yanımızda değil."
Cevap yoktu. Ã?ünkü cevap tam karşısındaydı. Ã?ocukluğunun her günü her anında bildiği halde bilmemiş gibi davransa da cevabı biliyordu. Babasının yanında bulunmamasına neden olan adama baba demek zorunda kalıyordu. İğrense de ona baba demekten başak çaresi yoktu.
"Baba... Gelmişken bir de annemi görmek istemiştim."
"O öldü."
Geçmiş karanlık kuyularından tek tek tırmanıyordu sanki.
"Lütfen. Bana yardım et. Beni bu pis goblinin elinde bırakma. Annemi ve babamı öldürdü gözümün önünde. Lütfen..."
"İşte bu geceki eğlencemi de buldum..."
"Hayır... Lütfen..."
O kız sanki yanıbaşındaydı. Ona dokunacaktı sanki istese.
"Bana babalık yaptı. Bana doğru yolu gösterdi. Ben Reks'in kızıyım. O ulu bir Tanrı ve benim babam."
O çekici gözler, o masum yüz şimdi değişmişti. Yine tarih tekrar ediyordu. Bu kızın da hayatını mahvedemezdi.
Ama mavi gözlü yaşlı adam öksürerek: "Lütfen, evlat. Ben senden en az 100 yaş daha yaşlıyım ve senden daha bilgiliyim. Ve bu dünyanın tek bir kuralı var. O da Tanrıların işine karışma!"
Safiel konuşamıyordu. "Neden? Masumiyet bu kadar basit bir şey mi? Küçük bir kızın hayatını kirletmeye kimin hakkı var ki?"
Ejderhalar dehşet saçarken Safiel hala küçük kızı kucağına almış bırakmıyordu. Kız:
"Lütfen beni bırakma." dedi. Ağzı ve burnundan kan gelmeye devam ediyordu. Üstünde goblinlerden kalma pislikler vardı.
"Masumiyetini kaybetmiş mi şimdi? Hiç bir şeyden haberi yok onun? O güzel gülümsemsi nerde? Neden ağlıyor? Gülmesi gerekmez mi?"
Yaşlı adam Safiel'e yaklaştı: "Bu dünya kötü değil. Hayır, asla olamaz. Kötülüğü bizler getiriyoruz. Bir tanrıya suça atarak işten sıyrılamak kolay tabi. Ama hepimizin içinde az da olsa yeşermeyi bekleyen bir kötülük tohumu yok mu?"
Safiel sıkıca küçük kıza sarılıyordu. "Ama peki bu kızın suçu neydi?"
"Kader sadece oyununu oynadı? Zar atma sırası bize gelince sadece sanşına güvenemezsin. Hile de oyuna dahildir mutlaka. Demek ki hileli zar vermişler kızın eline." diye açıkladı yaşlı adam.
Ejderhalar gök yüzünde dehşet saçıyordu. Polantes katliamı başlamıştı. Kaçan tüm mahkumlar ve goblinlere sataşan tüm korsanlar birer bire katlediyordu.
"Bir karar vermelisin büyücü. O küçük kıza sarılarak onu kurtalamazsın. Ama diğerleri hala umutları kaybolmadan onlara yardım etmelisin." diye ısrar etti yaşlı adam.
"Peki ya sen ne olacaksın?" diye sordu Safiel.
"Beni dert etme. Bir ejderhanın benim nasırlı derimi seveceğini pek sanmam."
En öndeki kara ejderhanın bir sürücüsü vardı: Üçkağıtçı Medas.
Safiel yaşlı mahkumlara yardımcı oluyordu. Aralarında hasta olanlar vardı. Küçük bir kız ağlıyor ve kan kusuyordu. Safiel yanına yaklaştı. Onu iyileştirmek istiyordu tüm kalbiyle.
Birden biri öksürerek konuştu: "Ona yardım edemezsin. Rahat bırak onu ki huzur içinde ölsün."
Safiel konuşan kişinin mavi gözlerine bakarken kalakaldı. Bir şey diyemedi. Sanki etrafında bembeyaz sis oluşyuordu. Beyninde sesler yankılanıyordu.
"Anne... Babam nasıl biriydi?"
"O usta bir büyücüydü. Gelmiş geçmiş en iyi büyücülerden. Altındna bir kalbi vardı sanki. Herkesin sevdiği ve saygı duyduğu biriydi."
"Neden peki yanımızda değil."
Cevap yoktu. Ã?ünkü cevap tam karşısındaydı. Ã?ocukluğunun her günü her anında bildiği halde bilmemiş gibi davransa da cevabı biliyordu. Babasının yanında bulunmamasına neden olan adama baba demek zorunda kalıyordu. İğrense de ona baba demekten başak çaresi yoktu.
"Baba... Gelmişken bir de annemi görmek istemiştim."
"O öldü."
Geçmiş karanlık kuyularından tek tek tırmanıyordu sanki.
"Lütfen. Bana yardım et. Beni bu pis goblinin elinde bırakma. Annemi ve babamı öldürdü gözümün önünde. Lütfen..."
"İşte bu geceki eğlencemi de buldum..."
"Hayır... Lütfen..."
O kız sanki yanıbaşındaydı. Ona dokunacaktı sanki istese.
"Bana babalık yaptı. Bana doğru yolu gösterdi. Ben Reks'in kızıyım. O ulu bir Tanrı ve benim babam."
O çekici gözler, o masum yüz şimdi değişmişti. Yine tarih tekrar ediyordu. Bu kızın da hayatını mahvedemezdi.
Ama mavi gözlü yaşlı adam öksürerek: "Lütfen, evlat. Ben senden en az 100 yaş daha yaşlıyım ve senden daha bilgiliyim. Ve bu dünyanın tek bir kuralı var. O da Tanrıların işine karışma!"
Safiel konuşamıyordu. "Neden? Masumiyet bu kadar basit bir şey mi? Küçük bir kızın hayatını kirletmeye kimin hakkı var ki?"
Ejderhalar dehşet saçarken Safiel hala küçük kızı kucağına almış bırakmıyordu. Kız:
"Lütfen beni bırakma." dedi. Ağzı ve burnundan kan gelmeye devam ediyordu. Üstünde goblinlerden kalma pislikler vardı.
"Masumiyetini kaybetmiş mi şimdi? Hiç bir şeyden haberi yok onun? O güzel gülümsemsi nerde? Neden ağlıyor? Gülmesi gerekmez mi?"
Yaşlı adam Safiel'e yaklaştı: "Bu dünya kötü değil. Hayır, asla olamaz. Kötülüğü bizler getiriyoruz. Bir tanrıya suça atarak işten sıyrılamak kolay tabi. Ama hepimizin içinde az da olsa yeşermeyi bekleyen bir kötülük tohumu yok mu?"
Safiel sıkıca küçük kıza sarılıyordu. "Ama peki bu kızın suçu neydi?"
"Kader sadece oyununu oynadı? Zar atma sırası bize gelince sadece sanşına güvenemezsin. Hile de oyuna dahildir mutlaka. Demek ki hileli zar vermişler kızın eline." diye açıkladı yaşlı adam.
Ejderhalar gök yüzünde dehşet saçıyordu. Polantes katliamı başlamıştı. Kaçan tüm mahkumlar ve goblinlere sataşan tüm korsanlar birer bire katlediyordu.
"Bir karar vermelisin büyücü. O küçük kıza sarılarak onu kurtalamazsın. Ama diğerleri hala umutları kaybolmadan onlara yardım etmelisin." diye ısrar etti yaşlı adam.
"Peki ya sen ne olacaksın?" diye sordu Safiel.
"Beni dert etme. Bir ejderhanın benim nasırlı derimi seveceğini pek sanmam."
Huor ejderhaların tam olarak gelmesiyle bir kraldan beklenmeyecek -ama bir ozandan beklenecek- bir argoyla
"şimdi hapu yuttuk!"
dedi.Sonra ise, daha önce onunla ejderhalar avlamış olduğu yayını çıkardı.Nacağından bir ok aldı.Beklemeye başladı.
"GELECEğİNİZ VARSA GÃ?RECEğİNİZ VAR!"
"şimdi hapu yuttuk!"
dedi.Sonra ise, daha önce onunla ejderhalar avlamış olduğu yayını çıkardı.Nacağından bir ok aldı.Beklemeye başladı.
"GELECEğİNİZ VARSA GÃ?RECEğİNİZ VAR!"
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Daygliht hafif bir sesle Kiba'ya seslendi.
"Ã?abuk geriye, gölgelerin içine. Sokaklardan saklanarak gidebiliriz. Burada kalak çok tehlikeli artık."
Sonra Miaé'ye bakarak bir şeyler mırıldandı. Ama Miaé ne dediğinden pek emin olamadı. Çok tuhaftı doğrusu... Daylight sanki başka bir yerde gibiydi...
Bu sırada bir kartal gökyüzünden halkalar çizerek hızla kalabalığın tepesine indi ve pençelerini kalabalıktan bir korsanın kafasına geçirdi.
Bargier ok gibi fırladı aradan. Gökyüzünde bir yol göstericiydi...
"Ã?abuk geriye, gölgelerin içine. Sokaklardan saklanarak gidebiliriz. Burada kalak çok tehlikeli artık."
Sonra Miaé'ye bakarak bir şeyler mırıldandı. Ama Miaé ne dediğinden pek emin olamadı. Çok tuhaftı doğrusu... Daylight sanki başka bir yerde gibiydi...
Bu sırada bir kartal gökyüzünden halkalar çizerek hızla kalabalığın tepesine indi ve pençelerini kalabalıktan bir korsanın kafasına geçirdi.
Bargier ok gibi fırladı aradan. Gökyüzünde bir yol göstericiydi...

Kiba Daylight'ın sesini duyduğunda kendisini toparladı ve kılıcını adamın göğsünden çekip çıkarttı, kanı silmeden wakazashi'yi kınına soktu. Köle kız yerde cansız yatan korsanı tekmelemeye başladı. Bunlar aciz ve güçsüz tekmeler değildi. Kiba kırılan göğüs kafesinin sesini etrafındaki onca gürültüye rağmen duyabiliyordu. Bargier'in onlara yol göstermek için fırladığını gördüğünde kızı kolundan tuttu ve Daylight'a doğru çekiştirdi.
"Vrag ma Bluba. Miigna medor amna!"
Yemyeşil gözler Kiba'ya bakıp öfke kusmuştu. Rhuanlı denizci kızın hangi dili konuştuğunu çıkartamamıştı.
"Tamam peki ne halin varsa gör. Yaşamak istiyorsan beni takip et, ya da bu kıyafetle burada bekle ve kendine belki bir koca bulursun!"
Kiba da hiddetlenmişti, çocuğu ilk kez bu kadar sinirli gören kız yelkenleri suya indirdi ve başını "tamam" anlamında salladı.
Kiba kısa ve seri adımlarla Miae ve Daylight'ın yanına geldi. Bu üçlü gölgeleri kullanabilrdi ama köle kızın kendi gölgesini yaratmaktan başka gölgelerle hiç bir alakası yok gibi gözüküyordu.
"Tamam hadi gidelim. Ama bu kızı ne yapacağız? Yerimizi belli etmez mi?" Tam o sırada kız ilk kez anlamlı sesler çıkardı. En azından Kiba için...
"Begn bigr avcıgım abdal cocug. Senden cok daga sesgiz haregett edegim beyn!"
Kiba şaşkınlıkla arkasına dönüp kocaman gözlerle kıza baktı.
"KUTSAL ROM FIÃ?ISI ADINA!!! Anlamlı bir söz söyledin! Ben de seni goblinler yetiştirdi sanıyordum!!!"
Kiba bir kez daha yüzüne ama bu sefer diğer yanağına sert bir tokat yedi.
"İki elini de çok iyi kullanıyorsun. Elin çok ağır." dedi çocuk yanağını ovuşturarak.
"Gerceg big ergek olsagdın yumrugumun da cok agır oldugunu ögregirdin!"
"Bu lafı söyleyeceğine keşke yumruk atsaydı..." diye düşündü Kiba. Bozulmuştu ve tek kelime söylemeden Daylight'a baktı sonra da karanlık sokaklara doğru ilerlemeye koyuldu. Gökyüzündeki kanat sesleri canını sıkıyordu.
"Vrag ma Bluba. Miigna medor amna!"
Yemyeşil gözler Kiba'ya bakıp öfke kusmuştu. Rhuanlı denizci kızın hangi dili konuştuğunu çıkartamamıştı.
"Tamam peki ne halin varsa gör. Yaşamak istiyorsan beni takip et, ya da bu kıyafetle burada bekle ve kendine belki bir koca bulursun!"
Kiba da hiddetlenmişti, çocuğu ilk kez bu kadar sinirli gören kız yelkenleri suya indirdi ve başını "tamam" anlamında salladı.
Kiba kısa ve seri adımlarla Miae ve Daylight'ın yanına geldi. Bu üçlü gölgeleri kullanabilrdi ama köle kızın kendi gölgesini yaratmaktan başka gölgelerle hiç bir alakası yok gibi gözüküyordu.
"Tamam hadi gidelim. Ama bu kızı ne yapacağız? Yerimizi belli etmez mi?" Tam o sırada kız ilk kez anlamlı sesler çıkardı. En azından Kiba için...
"Begn bigr avcıgım abdal cocug. Senden cok daga sesgiz haregett edegim beyn!"
Kiba şaşkınlıkla arkasına dönüp kocaman gözlerle kıza baktı.
"KUTSAL ROM FIÃ?ISI ADINA!!! Anlamlı bir söz söyledin! Ben de seni goblinler yetiştirdi sanıyordum!!!"
Kiba bir kez daha yüzüne ama bu sefer diğer yanağına sert bir tokat yedi.
"İki elini de çok iyi kullanıyorsun. Elin çok ağır." dedi çocuk yanağını ovuşturarak.
"Gerceg big ergek olsagdın yumrugumun da cok agır oldugunu ögregirdin!"
"Bu lafı söyleyeceğine keşke yumruk atsaydı..." diye düşündü Kiba. Bozulmuştu ve tek kelime söylemeden Daylight'a baktı sonra da karanlık sokaklara doğru ilerlemeye koyuldu. Gökyüzündeki kanat sesleri canını sıkıyordu.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Daygliht sessizce en arkadan hepsini takip ediyordu. Miaé ise en önden adımlarını, Bargier'in kanat seslerine göre ayarlıyordu. Herkese mırıldandı.
"Kısa süre içinde güvende olacağız. Bu sırada bize neler olduğunu anlatabilirsiniz. Gerçekten orada neler yaptın Kiba? Bargier kız ile geminin içine girdiğini söyledi. Zaten pek bir şey anlayamadan patlamalar başladı."
Bu sırada Miaé arkasına dönerek, korucuya susmasını işraet etti.
"Git gide yaklaşıyoruz Daygliht. Peşimizde kimsenin olmadığından emin olmalıyız."
"Siz ilerleyin ben çevreyi kontrol edeceğim."
Böylece Daylight rahatlıkla başka bir evin çatısına bir sincap gibi tırmandı ve eğildi. Ã?evreyi kontrol ettikten sonra arkadaşlarına geçmelerini işaret etti.
"Kısa süre içinde güvende olacağız. Bu sırada bize neler olduğunu anlatabilirsiniz. Gerçekten orada neler yaptın Kiba? Bargier kız ile geminin içine girdiğini söyledi. Zaten pek bir şey anlayamadan patlamalar başladı."
Bu sırada Miaé arkasına dönerek, korucuya susmasını işraet etti.
"Git gide yaklaşıyoruz Daygliht. Peşimizde kimsenin olmadığından emin olmalıyız."
"Siz ilerleyin ben çevreyi kontrol edeceğim."
Böylece Daylight rahatlıkla başka bir evin çatısına bir sincap gibi tırmandı ve eğildi. Ã?evreyi kontrol ettikten sonra arkadaşlarına geçmelerini işaret etti.

Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest

