Ölüm Labirenti
Huor, kavgaya ayak uyduramıyordu.İş çığırından çıkmıştı.
"Ya yerime Edmond gelseydi!"
diye düşünürken ejderhalar oraya gelmişti bile, bir yarı-tanrı ile hem de.
Eskiden olsa, belki de tek okla bir ejderhayı düşürebilirdi.Ama şimdi zor görünüyordu.
"Ne değişti?"
dedi hafif seslice düşünerek.
"Artık Minnä yok...."
Hayır, hayır, Minnä olmadan da yapabilirdi.
Yayı eline aldı, oku yerleştirdi.Gerdi, oku ellerinden ok, muazzam bir hızla ejderhanın yanından geçmişti.Huor ne olduğunu anlamaya çalıştı.Artık ister istemez sesli düşünüyordu.Beyni uyuşmuş gibiydi.
"Tabii ya, geçen onca zamanda kollarım eskisine göre çok daha fazla kuvvetlendi ve Minnä'nın ölmeden önce yaptığı son büyü, etkisini hala gösteriyor."
Ã?yleyse tek sorun nişan almadaydı.Eskiden olsa ejderhanın gözünü seçebilecek Huor, ejderhayı bile seçememişti.
"Sen ejderhasın, sen yaysın, ve sen oksun.Ejderha senin kötü yanın.Ok senin iyi yanın, ve yay senin bedenin."
Yeniden nişan aldı, okunu ellerinden bıraktığında ejderhanın birisinin yere doğru düşmekte olduğunu farketmişti.
"Bu kadar basit!"
"Ya yerime Edmond gelseydi!"
diye düşünürken ejderhalar oraya gelmişti bile, bir yarı-tanrı ile hem de.
Eskiden olsa, belki de tek okla bir ejderhayı düşürebilirdi.Ama şimdi zor görünüyordu.
"Ne değişti?"
dedi hafif seslice düşünerek.
"Artık Minnä yok...."
Hayır, hayır, Minnä olmadan da yapabilirdi.
Yayı eline aldı, oku yerleştirdi.Gerdi, oku ellerinden ok, muazzam bir hızla ejderhanın yanından geçmişti.Huor ne olduğunu anlamaya çalıştı.Artık ister istemez sesli düşünüyordu.Beyni uyuşmuş gibiydi.
"Tabii ya, geçen onca zamanda kollarım eskisine göre çok daha fazla kuvvetlendi ve Minnä'nın ölmeden önce yaptığı son büyü, etkisini hala gösteriyor."
Ã?yleyse tek sorun nişan almadaydı.Eskiden olsa ejderhanın gözünü seçebilecek Huor, ejderhayı bile seçememişti.
"Sen ejderhasın, sen yaysın, ve sen oksun.Ejderha senin kötü yanın.Ok senin iyi yanın, ve yay senin bedenin."
Yeniden nişan aldı, okunu ellerinden bıraktığında ejderhanın birisinin yere doğru düşmekte olduğunu farketmişti.
"Bu kadar basit!"
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Kiba korucunun sözünü dinledi ve gölgelerden çıkmadan yürümeye devam etti. Kendisini korsanların elinden kurtardığı için Miae ve Daylight'a şükran duyuyordu ama daha bunu söylemeye fırsat bulamamıştı. Köle kız ise kendisinden beklenmeyecek bir hünerle sessiz adımlar atıyordu ama gölgeler konusunda diğerleri kadar iyi değildi. Bedeni sessizlik ve saklanma için gerekli kıvraklığa ve tecrübeye sahipti ama sürekli olarak vücudunun bir kısmı gölgenin dışında kalıyordu.
"Sanki uzun zamandır giymediği, artık kendisine küçülmüş bir elbiseyi giymeye çalışıyor." diye düşündü Rhuan'lı. Kızı tanımıyordu ama bir avcı olduğuna inanmıştı.
Daylight'ın kılavuzluğunda arka sokakları kullanarak son duvarı da aşıp limandan çıktılar. Artık önlerinde ilk ışınlandıkları yere kadar uzanan ve daha önce ateşin başında bekleyen goblinler tarafından gözetlenen açıklık uzanıyordu. Bu açıklık şu anda kimsenin umrunda değil gibiydi. Burayı rahatlıkla geçebilirleri.
Tam o sırada Bargier'in sesi duyuldu. Küçük grup gökyüzüne fırlayan ama ejderhayı ıskalayan oku fark etti sonra da hedefini bulan oku... Devasa bir cüsse üzerlerine doğru geliyordu ve bir daha da kanat çırpamayacak gibiydi...
Kiba ezilmemek için kendisini uzağa attı. Her şey bir anda olmuştu ve şanslarının yaver gitmesini dilemekten başka hiç bir çareleri yoktu.
"Sanki uzun zamandır giymediği, artık kendisine küçülmüş bir elbiseyi giymeye çalışıyor." diye düşündü Rhuan'lı. Kızı tanımıyordu ama bir avcı olduğuna inanmıştı.
Daylight'ın kılavuzluğunda arka sokakları kullanarak son duvarı da aşıp limandan çıktılar. Artık önlerinde ilk ışınlandıkları yere kadar uzanan ve daha önce ateşin başında bekleyen goblinler tarafından gözetlenen açıklık uzanıyordu. Bu açıklık şu anda kimsenin umrunda değil gibiydi. Burayı rahatlıkla geçebilirleri.
Tam o sırada Bargier'in sesi duyuldu. Küçük grup gökyüzüne fırlayan ama ejderhayı ıskalayan oku fark etti sonra da hedefini bulan oku... Devasa bir cüsse üzerlerine doğru geliyordu ve bir daha da kanat çırpamayacak gibiydi...
Kiba ezilmemek için kendisini uzağa attı. Her şey bir anda olmuştu ve şanslarının yaver gitmesini dilemekten başka hiç bir çareleri yoktu.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
"Ahmaklar! Sekiz ejderhaya karşı ne gibi bir şansınız olabilir ki!" diyecekti ki bir ejderhanın ilk ışınlandıkları yere doğru düşmeye başladığını gördü. Fakat bu uzun sürmemişti, tam aşağıya düşmek üzereyken ejderha kendini toparlayarak tekrar yükseldi ve hiddetle Huor'a doğru kanat çırpmaya başladı. Thereon bir 'öf' çektikten sonra en yakındaki evin camını kırıp içeriye attı kendini. şansına evde kimse yoktu, karnı acıkan Thereon arkadaşları dışarıda ejderhalarla uğraşırken kendisine yiyecek bir şeyler aramaya koyuldu.
Last edited by Alenthas on Wed Jul 09, 2008 12:56 am, edited 1 time in total.
Kerrae kraldan aldığı kılıçla savaşmaya başladığında, işlerini çok daha çabuk halledebiliyordu. Bacağındaki ağrıya rağmen yeteneksiz goblinler ve onlardan daha fena olan korsanlar onu zorlayamıyordu. Goblinler zaten korsanlarla da savaşırken, bir de Kerrae iki gurubun da daha çok kaybetmesine sebep oluyordu. Korsanlar goblişnlere saldırmayı bırakmış gibilerdi ama goblinler hala saldırıyorlardı.
Kerrae kılıcını bir goblinin göğüsünden geçirdiğinde, hareketinin yanlışlığını anlamış oldu. Kılıç kısaydı! Kılcı birinin göüğünden geçirmek birini çok fazla yaklaştırmak demekti. O bunu düşünürken arkadan ikinci bir goblin saldırdı. Kerrae kılcında saplı duran goblini umurasamadan kılıcını savurduğunda, saplanmış goblin kılıçtan çıkarak birine çarpmıştı. Büyük ihtimalle bir korsandı ama Kerrae bunun asillerden biri olmasından ıkorkuyordu. Kafasını kaldırdığında, cesedin krala çaprığını görmüştü.
O tarafa dönerek fark ettiği ikinci şey, düşen ejderhaydı. Bu soylular iyi kavga ediyorlardı, gerek laflı gerek dövüş olarak. O sırada siyah, deri zırhlı, Lydronk'un adını duyunca çıldırdığı adamın bir cam kırıp o evin içine girdiğini gördü. "Kara şövalye," diye geçirdi aklından: "Kesin Reks'in adamı!" Ve hemen ardından Camdan fırlayıp adamın girdiği eve girdi...
Kerrae kılıcını bir goblinin göğüsünden geçirdiğinde, hareketinin yanlışlığını anlamış oldu. Kılıç kısaydı! Kılcı birinin göüğünden geçirmek birini çok fazla yaklaştırmak demekti. O bunu düşünürken arkadan ikinci bir goblin saldırdı. Kerrae kılcında saplı duran goblini umurasamadan kılıcını savurduğunda, saplanmış goblin kılıçtan çıkarak birine çarpmıştı. Büyük ihtimalle bir korsandı ama Kerrae bunun asillerden biri olmasından ıkorkuyordu. Kafasını kaldırdığında, cesedin krala çaprığını görmüştü.
O tarafa dönerek fark ettiği ikinci şey, düşen ejderhaydı. Bu soylular iyi kavga ediyorlardı, gerek laflı gerek dövüş olarak. O sırada siyah, deri zırhlı, Lydronk'un adını duyunca çıldırdığı adamın bir cam kırıp o evin içine girdiğini gördü. "Kara şövalye," diye geçirdi aklından: "Kesin Reks'in adamı!" Ve hemen ardından Camdan fırlayıp adamın girdiği eve girdi...
Huor, zaten ilk atışında (en azından isabetli ilk atışı) bir ejderhayı düşürmeyi zaten beklemiyordu.Neyse ki en azından ejderha yavaş geliyordu, tek kanadı sakattı.
"Bu kez kurtulamayacaksın!"
Aynı üçlüyü düşündü, iyi yanı, kötü yanı ve bedeni.
"Geber pislik!"
Okunun düşmanının başına girdiğini gördüğünce, içinde bir şeyler kıpırdamıştı.Sevinmişti.Özlemişti bunu.
Sonra kalan ejderhalara baktı, birisi neyse de, diğerinin üzerinde bir yarı-tanrı duruyordu.
"Olsun, bir yarı-tanrıyı öldürmek, zor olmasa gerek!"
Fakat şimdi büyük bir sorun daha vardı, öldürdüğü ejderha, inanılmaz bir hızla yere düşüyordu.Neyseki ejderin düştüğü yerde kimse yoktu.Ama diğerlerinin düşeceği yerler boş olmayabilirdi.
"Bu kez kurtulamayacaksın!"
Aynı üçlüyü düşündü, iyi yanı, kötü yanı ve bedeni.
"Geber pislik!"
Okunun düşmanının başına girdiğini gördüğünce, içinde bir şeyler kıpırdamıştı.Sevinmişti.Özlemişti bunu.
Sonra kalan ejderhalara baktı, birisi neyse de, diğerinin üzerinde bir yarı-tanrı duruyordu.
"Olsun, bir yarı-tanrıyı öldürmek, zor olmasa gerek!"
Fakat şimdi büyük bir sorun daha vardı, öldürdüğü ejderha, inanılmaz bir hızla yere düşüyordu.Neyseki ejderin düştüğü yerde kimse yoktu.Ama diğerlerinin düşeceği yerler boş olmayabilirdi.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Bir kaç günlük küflü bir ekmeği ağzına tıkıştırırken içeri fırlayan şövalyeyi gördüğünde pek şaşırmamıştı açıkcası. Goblinler, korsanlar, ejderhalar ve şimdide bir şövalye ...daha ne olabilir ki! Lokmasını tamamen yuttuğunda ağzından dışarı yüzlerce hamamböceği çıkmaya başlamıştı. şaşkına dönen şövalye tiksintiyle adama bakarken böcekler birleşip üç adet devasa bir böceğe dönüşmüşlerdi. Böceklerin şövalyeye saldırmasını emreden Thereon "hiç huzurlu bir gün geçiremeyecek miyim?" diye söylenerek evden çıkıp başka bir eve doğru düzgün yiyecek bulma umuduyla ilerlemeye başladı.
Code: Select all
RP dışı: büyük böcekler umber hulk ve orta boylu, devasa derken bir böceğin boyutuna göre devasa demek istedim.Huor, sırtına çarpan Goblinle o kadar irkilmemişti, daha komik anlar da yaşamıştı.
"şimdi bir ejderha daha avlama zamanı!"
Aynı üçlüyü kullanıyordu.
"Edmond ya burada olsaydı, aslında bütün bunları görmek isterdi!"
Nişan aldı, ve okunu bıraktı, ok yaydan çıktığında neredeyse görünmeyecek şekilde, muazzam bir hızda ilerliyordu.
Ve ejderhalardan bir diğeri daha aşağıya düşmeye başlamıştı, fakat bu kez daha büyük bir sorun vardı, ejderha üzerine doğru düşüyordu!
"şimdi bir ejderha daha avlama zamanı!"
Aynı üçlüyü kullanıyordu.
"Edmond ya burada olsaydı, aslında bütün bunları görmek isterdi!"
Nişan aldı, ve okunu bıraktı, ok yaydan çıktığında neredeyse görünmeyecek şekilde, muazzam bir hızda ilerliyordu.
Ve ejderhalardan bir diğeri daha aşağıya düşmeye başlamıştı, fakat bu kez daha büyük bir sorun vardı, ejderha üzerine doğru düşüyordu!
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Üç koca böceği -aslında Kerrae'den kısalardı- iyice tarttı şövalye. şüphesiz, kıskaçları Kerrae'yi hemen halledebilirdi. O durunca, nedense böcekler de durmuştu. Bunu fırsat bilip girdiğ-i camdan kaçmaya yeltendi Kerrae. Camdan geçerken, böceklerden biri pençesini hızla duvara vurdu ve duvar neredeyse yıkıldı. Kerrae kendini öne atmıştı, şimdi yere çarparsa, yüzüstü çarpacaktı. Ve sonunda öyle oldu. Yüzü yere çarptığında, yüzündeki ağrılar -gnomun tekmeleyerek yol açtığı ağrılar- yenilenmiş gibi oldu. Yanağı kana bulanmıştı.
Böceklerin geldiğini hemen anlayıp ileri doğru yuvarlanmaya sonra kalkmaya çalıştı. Yuvarlanabilmişti ama ayağa kalkmaya çalıştığında bir korsanb ona çelme takmıştı. Neyse ki, böcekler avlarını korsanla paylaşmaya istekli değildiler. Kosanı sertçe itti böceklerden biri ve Kerrae'ye yöneldi. Kadın bu arada Kral Huor'un üzerine gelen ejderhayı görmüştü. Ejderha henüz havadaydı ama düşerse... Aklına bir fikir gelmişti! Hemen kılıcına dayanıp kalktı. Bu sırada göğüs kafesine bir darbe yedi ama yılmadı. Kılıcı alıp böceklerden birine fırlattı. Saplandığı yerden yeşil 'kan' akıyordu ama böcek dayanıklıydı.
Kerrae, koşabildiği hızla koştu. Ara sıra düşecek gibi oluyor, goblinlerle karşılaşıyordu ama goblinleri peşindeki koca böcekler hallediyordu. Sonunda, kralın tan arkasına vardığında Böcekler tam arkasında, ejder ise tam üstündeydi. Kerrae kralı tutup çekti ve iki adım koştu. Sonrasında ise elinden geldiğince uzağa attı kendini kralla. Çok kısa bir an sonra, etraf yeşil kana bulanmıştı. Kerrae ise hala bayılmadığı için kendini şanslı sayıyordu. kendini çok açıdan şanslı sayıyordu aslında, kralı kurtarmış ve peşindeki böcekleri halletmişti. O beceriksiz kara şövalye, kısa vadede çözümler üretebilirdi ama Kerrae gibi kalıcı çözümleri asla! Derin bir nefes çektiğinde, öksürerek durdu. Düzgün nefes bile alamıyordu.
Gözüne bir şey çarptı: bir böcek daha! Baktığında, iki böceğin ejderha altında ezilmiş olduğunu gördü, üçüncüsü ise hala ayaktaydı!
Böceklerin geldiğini hemen anlayıp ileri doğru yuvarlanmaya sonra kalkmaya çalıştı. Yuvarlanabilmişti ama ayağa kalkmaya çalıştığında bir korsanb ona çelme takmıştı. Neyse ki, böcekler avlarını korsanla paylaşmaya istekli değildiler. Kosanı sertçe itti böceklerden biri ve Kerrae'ye yöneldi. Kadın bu arada Kral Huor'un üzerine gelen ejderhayı görmüştü. Ejderha henüz havadaydı ama düşerse... Aklına bir fikir gelmişti! Hemen kılıcına dayanıp kalktı. Bu sırada göğüs kafesine bir darbe yedi ama yılmadı. Kılıcı alıp böceklerden birine fırlattı. Saplandığı yerden yeşil 'kan' akıyordu ama böcek dayanıklıydı.
Kerrae, koşabildiği hızla koştu. Ara sıra düşecek gibi oluyor, goblinlerle karşılaşıyordu ama goblinleri peşindeki koca böcekler hallediyordu. Sonunda, kralın tan arkasına vardığında Böcekler tam arkasında, ejder ise tam üstündeydi. Kerrae kralı tutup çekti ve iki adım koştu. Sonrasında ise elinden geldiğince uzağa attı kendini kralla. Çok kısa bir an sonra, etraf yeşil kana bulanmıştı. Kerrae ise hala bayılmadığı için kendini şanslı sayıyordu. kendini çok açıdan şanslı sayıyordu aslında, kralı kurtarmış ve peşindeki böcekleri halletmişti. O beceriksiz kara şövalye, kısa vadede çözümler üretebilirdi ama Kerrae gibi kalıcı çözümleri asla! Derin bir nefes çektiğinde, öksürerek durdu. Düzgün nefes bile alamıyordu.
Gözüne bir şey çarptı: bir böcek daha! Baktığında, iki böceğin ejderha altında ezilmiş olduğunu gördü, üçüncüsü ise hala ayaktaydı!
Bir ejderha önce yere düşerken sonra birden havalanmıştı. Sonra tekrar kesin bir şekilde yere çakılmıştı. Ama artık anladığı bir şey varsa o da ejderhaların yere düşmeyeceğiydi. Hissedebiliyordu. Kalan ejderhalar büyüyle korunuyordu ve ejderhanın üzerindeki binicinin gülümsemesi de karanlıkta küçük bir kıvılcım gibiydi. Bir yarı-tanrıydı o.
Daylight'a ve yere atlamış olan Kiba'ya seslendi."Ejderhalara karşı fazla umut beslemeyelim. Sonuçta üzerindeki bir yarı-tanrı ve ejderhaların yaydığı büyüyü hissedebiliyorum. Daha doğrusu büyüyü yapan ejderhalar değil... Neyse. Kiba Daylight'ın işaret ettiği yöne hızlıca gitmeliyiz. Ejderhalarına gözüne takılmamamız lazım." dedi ve hızlıca ilerledi. Birden durdu. Bu ani duruşuyla Kiba ona çarptı. Ne yapıyorlardı? Neden yapıyorlardı? Annesini de bu uğurda kaybetmemişmiydi? İçindeki öfke önceden bir şömineydi. şimdi ise büyük bir yangın. Annesininde ejderhalar tarafından öldürüldüğünü biliyordu. Kiba ve Daylight yüzündeki anlamsız değişikliklere şaşkınlıkla karşılık veriyorlardı."Siz gidin biraz daha oyalanmam lazım." dedi dişlerini sıkarak.
Yüksek bir binaya tüm gücüyle koşuyordu. Tepesine çıkıp ejderhayı avlayacaktı. Yani aklındaki buydu. Elindeki kristal bıçak büyülüydü. Ejderhaların büyüsünü de büyülü bir nesne bozabilirdi.
Binanın çatısındaydı. Kiremitlere iyice yapıştı ve görünmemeye çalıştı. Arkadan gelen büyüyle korununa bir siyah ejderhayı gözüne kestirdi. Tam ejderha üstünden geçip gidecekken iyi bir sıçrayışla ejderhanın karnına kristal bıçağını sapladı. Ejderhanın hızıyla Miaé'nin zıplayışı ters olduğundan bıçak ejderhanın karnını boylu boyunca yarıyordu. Elindeki normal bir bıçak olsa ejderhayla beraber havada süzülüyor olurdu ama bu bıçak sanki önünde hiç bir şey yokmuş gibi koca ejderhanın karnını kesmişti. Ne yaptıının farkına varmadan tekrar çatıya atladı ve bir an bekledi yine. Arkasından ejderhanın boğuk sesi havayı çınlatıyor düşüş sesini duymak için sabırsızlanıyordu. İçinde tanı koyulamayan bir sadistlik duygusu belirmişti. Ya da kendini koruma dürtüsü...
Daylight'a ve yere atlamış olan Kiba'ya seslendi."Ejderhalara karşı fazla umut beslemeyelim. Sonuçta üzerindeki bir yarı-tanrı ve ejderhaların yaydığı büyüyü hissedebiliyorum. Daha doğrusu büyüyü yapan ejderhalar değil... Neyse. Kiba Daylight'ın işaret ettiği yöne hızlıca gitmeliyiz. Ejderhalarına gözüne takılmamamız lazım." dedi ve hızlıca ilerledi. Birden durdu. Bu ani duruşuyla Kiba ona çarptı. Ne yapıyorlardı? Neden yapıyorlardı? Annesini de bu uğurda kaybetmemişmiydi? İçindeki öfke önceden bir şömineydi. şimdi ise büyük bir yangın. Annesininde ejderhalar tarafından öldürüldüğünü biliyordu. Kiba ve Daylight yüzündeki anlamsız değişikliklere şaşkınlıkla karşılık veriyorlardı."Siz gidin biraz daha oyalanmam lazım." dedi dişlerini sıkarak.
Yüksek bir binaya tüm gücüyle koşuyordu. Tepesine çıkıp ejderhayı avlayacaktı. Yani aklındaki buydu. Elindeki kristal bıçak büyülüydü. Ejderhaların büyüsünü de büyülü bir nesne bozabilirdi.
Binanın çatısındaydı. Kiremitlere iyice yapıştı ve görünmemeye çalıştı. Arkadan gelen büyüyle korununa bir siyah ejderhayı gözüne kestirdi. Tam ejderha üstünden geçip gidecekken iyi bir sıçrayışla ejderhanın karnına kristal bıçağını sapladı. Ejderhanın hızıyla Miaé'nin zıplayışı ters olduğundan bıçak ejderhanın karnını boylu boyunca yarıyordu. Elindeki normal bir bıçak olsa ejderhayla beraber havada süzülüyor olurdu ama bu bıçak sanki önünde hiç bir şey yokmuş gibi koca ejderhanın karnını kesmişti. Ne yaptıının farkına varmadan tekrar çatıya atladı ve bir an bekledi yine. Arkasından ejderhanın boğuk sesi havayı çınlatıyor düşüş sesini duymak için sabırsızlanıyordu. İçinde tanı koyulamayan bir sadistlik duygusu belirmişti. Ya da kendini koruma dürtüsü...
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Huor, neyse ki bir şovalye tarafından uzağa fırlatılsa bile elindeki yayı bırakmazdı.Sonra böceği gördü ve hala bırakamadığı muzip tavırlarından birini takınarak:
"Bu ne lan!"
Sonra okunu yerleştirdi ve nişan aldı.
"Başıma bu da mı gelecekti?"
oku bıraktı. Böcek metrelerce ileriye fırladı ve beyni olmadığı halde Huor'un üzerine gelmeye başladı.Huor'un tepkisi bir kraldan beklenmeyecek kadar komikti.
"Oha!"
Yukarıdan dev bir ejderhanın çığlığı gelmişti, anlaşılan Algénia'nın kızı da iş görüyordu.
Sonra böceğe baktı.
"Seninle mi uğraşacağız şimdi?"
Böcek Huor'un üzerine atlamaya hazırlanıyordu.Huor ise bir diğer okunu daha çekmişti.
"Atla da görelim!"
Böcek Huor'a muazzam bir hızla atladı ve Huor'un oku, bu kez onu geri fırlatmadı, ağzını deldi ve geçti!
Böcek Huor'un üzerine düştüğünde, Huor'un üstü yemyeşil olmuştu ve böcek ölüydü.
Huor böceği itti, ters döndü ve uzuuuunca bir süre kustu.
"Bu ne lan!"
Sonra okunu yerleştirdi ve nişan aldı.
"Başıma bu da mı gelecekti?"
oku bıraktı. Böcek metrelerce ileriye fırladı ve beyni olmadığı halde Huor'un üzerine gelmeye başladı.Huor'un tepkisi bir kraldan beklenmeyecek kadar komikti.
"Oha!"
Yukarıdan dev bir ejderhanın çığlığı gelmişti, anlaşılan Algénia'nın kızı da iş görüyordu.
Sonra böceğe baktı.
"Seninle mi uğraşacağız şimdi?"
Böcek Huor'un üzerine atlamaya hazırlanıyordu.Huor ise bir diğer okunu daha çekmişti.
"Atla da görelim!"
Böcek Huor'a muazzam bir hızla atladı ve Huor'un oku, bu kez onu geri fırlatmadı, ağzını deldi ve geçti!
Böcek Huor'un üzerine düştüğünde, Huor'un üstü yemyeşil olmuştu ve böcek ölüydü.
Huor böceği itti, ters döndü ve uzuuuunca bir süre kustu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Kerrae, konuşabildiği kadarıyla kralın bir krala yakışmayan tavırlarını eleştirdi: "Minnetiniz gereksiz sayın kralım, bir Olevia şövalyesiyim ve Olevia adına çalışan herkesi korumalıyım. belki yaptığım hareket sizi şaşırtmış olabilir ama kral tavrınızı korumnız yeğedir..." Kral tabii bu sırada kusuyordu, ama onu duyabiliyordu en azından. Sonra devam etti: "Biliyorum sizin için sıradan bir şövalyeyim kralım, ama savaşta yaralananların rahatını sağlmak gerekir, bilirisiniz. Ve burada rahat olduğumu düşünmüyorum..."
Kerrae düşen ejderhayı görmüştü, ejderhanın göbeğindeki küçük parıltıyı, prensesinkine benzeyen gölgeyi de. Asiller iyi dövüşüyorlardı gerçekten...
Kerrae düşen ejderhayı görmüştü, ejderhanın göbeğindeki küçük parıltıyı, prensesinkine benzeyen gölgeyi de. Asiller iyi dövüşüyorlardı gerçekten...
Huor'un kusması geçtiğinde, gülme krizine girecekti neredeyse:
"Benim gözümde sıradan bir şovalye değilsin, hayatımı borçlu olduğum, harika bir şovalyesin!"
Sonra midesinin dışarı çıkmış olmasından kaynaklanan gözyaşlarını silerken:
"Sen seçilmiş kişisin, madem öyle, benden bir farkın yok değil mi!"
"Benim gözümde sıradan bir şovalye değilsin, hayatımı borçlu olduğum, harika bir şovalyesin!"
Sonra midesinin dışarı çıkmış olmasından kaynaklanan gözyaşlarını silerken:
"Sen seçilmiş kişisin, madem öyle, benden bir farkın yok değil mi!"
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Kerrae bunun üzerine gülecekti ama yaraları el vermiyordu. "Seçilmişim ha? Hayır, ben buraya sadece deli bir gnomun peşinden geldim, tapınak gnomu öylece salsaydı büyük ihtimalle burada olmayacaktım." dedi sonra durdu, önemli bir noktayı atlamıştı:
"Hayatınızı siz borçluysanız ben de borçluyum. O ejderhayı düşürmeseydiniz şu kara şövalyenin saldığı üç böceğin ikisi ölmeyecekti. Ve sonuncusunu da halletmeseydiniz büyük ihtimalle bu savaş benim son savaşım olurdu!"
"Hayatınızı siz borçluysanız ben de borçluyum. O ejderhayı düşürmeseydiniz şu kara şövalyenin saldığı üç böceğin ikisi ölmeyecekti. Ve sonuncusunu da halletmeseydiniz büyük ihtimalle bu savaş benim son savaşım olurdu!"
Rappel hiç bir tehlikeye bulaşmadan çatlak bir kayanın arkasına saklanmıştı. İki zıt yöndeki açıkta kalan kısımlarını sürekli gözlüyor hangi yönden gelse tersine kaçmak için bekliyordu.
"Bak burada kim varmış!"
Fahişe mi, korsan mı, olduğu belli olmayan kirli yanık, kara tenli, dağınık saçlı bir kadın yarı çıplak vücudu kayanın tepesinden Rappel'e bakıyordu. Kayalar arasına saklanmış bu güzel saçlı kadının aslında saklanmak için alabildiğine büzülmüş oldukça uzun bir adam olduğunu gördüğünde ise çürüklerini belli eden bir şakınlık ve birazda hayranlık ifadesiyle ağzı açık kaldı. Rappel bu fahişe suratlının tek başına olamdığından emin olduğundan ayağa kalkarak etrafına bakarken dahi kadın hala şaşkınlığını üstünden atamamıştı. Zaten çokta uzun sürmedi bu olay.
Elinde eğik kılıcı ile giysileri hızla giyilmekten üstünden sarkan bir korsan açıklığın sağından Rappel'e bir bakış attı. Yüzünde sarı saçlı güzeli görmekten oluşmuş pis bir sırıtış vardı. Karşılaştığı şey ise onu şaşırtmaktan çok kızdırmıştı. Korsanlara özgü okkalı ve Rapplein sülalesini de içine alan bir nara ile saldırdı.
Rappel çevik vücudunun hızı ile ters tarafa koşmak için hareketlenirken kadın ciyaklayarak elindeki küçük bıçağı rappel'in en kalçasına sapladı ancak her iki saşdırganıda hayretler içinde bırakacak şekilde yarasına bile aldırmadan koşan Rappel'e bakakaldırlar.
Kalkmış kılıcın tehdidi yetmiyormuş gibi birde tehditler savuran korsan peşine düşeceği sırada bir ejderhanın gür sesi duyuldu ve Rappel'i bırakıp bu mahşeri manzaranın etkisi altında ezildiler. eğer ejderhalara bakmasalar Rappelin ilerideki çamurlu şu çukurunun içine daldığını görebilirlerdi belki. Rappel burada da bulunana kadar biraz dinlenebilecekti en azından.
"Bak burada kim varmış!"
Fahişe mi, korsan mı, olduğu belli olmayan kirli yanık, kara tenli, dağınık saçlı bir kadın yarı çıplak vücudu kayanın tepesinden Rappel'e bakıyordu. Kayalar arasına saklanmış bu güzel saçlı kadının aslında saklanmak için alabildiğine büzülmüş oldukça uzun bir adam olduğunu gördüğünde ise çürüklerini belli eden bir şakınlık ve birazda hayranlık ifadesiyle ağzı açık kaldı. Rappel bu fahişe suratlının tek başına olamdığından emin olduğundan ayağa kalkarak etrafına bakarken dahi kadın hala şaşkınlığını üstünden atamamıştı. Zaten çokta uzun sürmedi bu olay.
Elinde eğik kılıcı ile giysileri hızla giyilmekten üstünden sarkan bir korsan açıklığın sağından Rappel'e bir bakış attı. Yüzünde sarı saçlı güzeli görmekten oluşmuş pis bir sırıtış vardı. Karşılaştığı şey ise onu şaşırtmaktan çok kızdırmıştı. Korsanlara özgü okkalı ve Rapplein sülalesini de içine alan bir nara ile saldırdı.
Rappel çevik vücudunun hızı ile ters tarafa koşmak için hareketlenirken kadın ciyaklayarak elindeki küçük bıçağı rappel'in en kalçasına sapladı ancak her iki saşdırganıda hayretler içinde bırakacak şekilde yarasına bile aldırmadan koşan Rappel'e bakakaldırlar.
Kalkmış kılıcın tehdidi yetmiyormuş gibi birde tehditler savuran korsan peşine düşeceği sırada bir ejderhanın gür sesi duyuldu ve Rappel'i bırakıp bu mahşeri manzaranın etkisi altında ezildiler. eğer ejderhalara bakmasalar Rappelin ilerideki çamurlu şu çukurunun içine daldığını görebilirlerdi belki. Rappel burada da bulunana kadar biraz dinlenebilecekti en azından.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Kiba söyleneni dinledi ve diğerlerinin yanına doğru koşmaya başladı.
Köle kız da sesini çıkarmadan Kiba'yı takip ediyordu. Rhuan'lıyı ne kadar çok üzdüğünü tahmin ediyordu ama kalkıp ondan özür dileyecek hali de yoktu. Hem zaten bu ölüm kalım anında velet tribi çekemezdi hiç!
Köle ve Kiba koşarlarken tepelerinden akan ejder kanıyla ıslandılar ve karnı yarılmış dev yaratık önlerinde yere düştü. Devasa ejderhalar martı gibi avlanıp yere düşmüşlerdi ki çoğu zaman aç martıları bile avlamak bu kadar kolay olmuyordu! Rhuan'lı denizci ejderhaları bu kadar kolay avlayan bu güçlü gurubun goblinlerden ve korsanlardan neden bu kadar çekindiğini anlayamadı. Bir günde iki kez düşen bir ejderin altında kalma tehlikesi atlatmıştı. Melez çocuk ilerde yeşil kanlı garip şeylerin kendisi kadar şanslı olmadıklarını gördü. Kadın şövalye ve Elf kralı oradaydılar.
"Terbiyeni takın. şimdi bir elf kralının yanına gidiyoruz." dedi köle kıza bakarak ve ne yazıkki sesi rahatsız edici bir cırtlaklıkta çıkmıştı. Kız önce sırıttı ve tam gülmeye başlayacaktı ki Kiba'nın gözlerinde kınında uyuyan wakazashiden daha keskin bir ifade gördü ve kendini toparladı. İkili adımlarını hızlandırıp kralın ve şövalyenin yanına geldiler.
"Ben geldim kralım. Safiel nerede?" Ne Huor ne de şövalye Kiba konuşana kadar onu fark etmemişlerdi...
Köle kız da sesini çıkarmadan Kiba'yı takip ediyordu. Rhuan'lıyı ne kadar çok üzdüğünü tahmin ediyordu ama kalkıp ondan özür dileyecek hali de yoktu. Hem zaten bu ölüm kalım anında velet tribi çekemezdi hiç!
Köle ve Kiba koşarlarken tepelerinden akan ejder kanıyla ıslandılar ve karnı yarılmış dev yaratık önlerinde yere düştü. Devasa ejderhalar martı gibi avlanıp yere düşmüşlerdi ki çoğu zaman aç martıları bile avlamak bu kadar kolay olmuyordu! Rhuan'lı denizci ejderhaları bu kadar kolay avlayan bu güçlü gurubun goblinlerden ve korsanlardan neden bu kadar çekindiğini anlayamadı. Bir günde iki kez düşen bir ejderin altında kalma tehlikesi atlatmıştı. Melez çocuk ilerde yeşil kanlı garip şeylerin kendisi kadar şanslı olmadıklarını gördü. Kadın şövalye ve Elf kralı oradaydılar.
"Terbiyeni takın. şimdi bir elf kralının yanına gidiyoruz." dedi köle kıza bakarak ve ne yazıkki sesi rahatsız edici bir cırtlaklıkta çıkmıştı. Kız önce sırıttı ve tam gülmeye başlayacaktı ki Kiba'nın gözlerinde kınında uyuyan wakazashiden daha keskin bir ifade gördü ve kendini toparladı. İkili adımlarını hızlandırıp kralın ve şövalyenin yanına geldiler.
"Ben geldim kralım. Safiel nerede?" Ne Huor ne de şövalye Kiba konuşana kadar onu fark etmemişlerdi...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest


