Hafifçe kaşlarını çattı.
"Sadece onlara zarar veren değil. Hiç bir şekilde kızılderililere zarar gelmesini istemyorum. Benim kanımda, onların kanı var. Onların bu ateşli silahlar karşısında ne kadar şansı olabilir ki?"
Sonra yüz ifadesi düzeldi.
"Dediğin gibi bir süre deneyelim istersen. Ama haydut hayduttur ve haydut kötüdür. Tek korumak istediğim kızıl derililer"
"Kaldığın bir yer var mı? Ben Teksas'ta yaşıyorum, genellikle bilgileri de oradaki şeriften alıyorum. İstersen bir süre misafirim olabilirsin, ya da sana güzel bir otel buluruz."
Gözlerinin önünden akan yeşil ağaçlara bakıyordu.
"Kızılderili bir katil var duydun mu adını hiç? Kara kanatlı ölüm diyorlar ona. Yüzü beyaza boyalı ve mavi şeritler var."
"Büyük balık, bizim yakalayamayacağımız kadar büyük. Kızılderililer onun bir hayalet olduğunu düşünüyorlarmış."
Biraz düşündü.
"Ama yanlış hatırlamıyorsam sadece beyazları öldürüyordu, yani senin tipin değil."
Piposunu tüttürürken gülüyordu.
Aline hafifçe gülmeye başladı.
"Hayalet... Huzursuz bir ruh. Neden olmasın."
Gülmeye devam etti.
"Peki senin bundan sonra aklın yakalamak için düşündüğün bir haydut var mı?"
"General H. Howard tam yakalamak isteyeceğin bir tip. Eski asker kızılderili katliamı yapmış. Yakalamaya çalışabiliriz ama çok büyük risk, yalnız olduğunu zannetmiyorum yanında hala sadık askerleri vardır."
Biraz düşündü.
"Ok ve yay kullanmayı biliyor musun? Belki dinamit bağlayarak etkili bir ateş gücü yaratabiliriz. Yine de acele karar vermeyelim şerifin ofisinde ilanları bir gözden geçiririz."
"Kesinlikle haklısın, bu adamı gerçekten yakalamak isterdim. Ok ve yayı sadece temel olarak kullanmayı biliyorum. Ama dediğin gibi, ilanları da gözden geçiririz."
"Laflayınca tren yolculuğu çabuk geçiyor, Boston'a varmışız bile. Geçen sefer yaralı halimle çok zor bir dönüş yapmıştım."
İndiler ve atlarını aldılar, tabutu bir arabaya yükleyip pinkerton'un ofisine gittiler.
"Bakalım burada kimle görüşeceğiz? Umarım Bob'un çirkin suratını tanıyabilirler."
"Bobu tanımasalar bile işi veren dedektifin beni tanıyacağına eminim. Dürbününüde geri vermek istiyorum hem. Neyse sanırım herhangi yetkili birisi ile görüşsekte olur."
Bir şey hatırlamış gibi elini cebine attı ve biraz karıştırdıktan sonra katlanmış ve cebine koyduğundan beri hiç okunmamış bir kağıt çıkarttı.
"Deektif bana adres vermşiti. Bakalım yeri tutuyormu?"
Last edited by Illyra on Wed Jul 16, 2008 7:19 pm, edited 1 time in total.
Kid adamdaki tersliği farketmemiş gibi davranır. Demirciden çıkar, hotel'de demirciyi görebileceği bir oda tutar. Odasına çıkıp farkettirmeden demirciyi gözetlemeye başlar.
.
“Merhaba,” der Pinkerton dedektifi James Hunter. Bu adam Ally ve Alvarez’e Bob Troble’ı yakalama görevini veren Pinkeron dedektifidir, zaten Ally de görür görmez adamı tanımıştır. “Demek başardınız ha! Kusura bakma treni karşılayamadım işim çıkmıştı.” Adam Ally ile Douglas’ı Pinkerton ofisinde ağırlar biraz ve başlarından geçenleri öğrenir. “Demek birlikte çalışacaksınız ha, yarın uğrarsanız belki size aranan birkaç kişi hakkında ipucu verebilirim, bağlantılarımız kuvvetlidir, anlarsınız ya! Zaten ödülünüzü yarın vereceğiz, para gelecek,” der James. “Ama sanırım şimdi dinlenmek istersiniz, size otelden oda ayarlayalım,” der. Ã?ıkarlar.
Aline kısa bir süre fikri aklından geçirir ve dedektiften bazı istedii bilgileri bu yemekte sızdırabileceğini kabul eder.
"şey.. Olur..."
Dediğinde, yüzüne masum bir ifade yerleştirmiş ve şirin gözükmektedir.
Douglas dedektifin ayarladığı otele yerleşir. Güzel sıcak bir banyo yapar tıraş olur.
Sonra Ally'nin odasına uğrar
"şehri dolaşmak istiyorum biraz almayı düşündüğüm bazı şeyler var. Senin ihtiyacın olan bir şey var mı?"
"Bir saniye."
Ayağa kalkarak çantasını karıştırır ve dedektifin kendisine verdiği pek te işe yaramayan dürbünü Douglas'a verir.
"Bunu dedektiften almıştım ama pek te işe yaradığını söyleyemem. Daha iyisi ile değiştirirsen ileride daha çok işimize yarayabilir ne dersin?"