Kardeşlik (Oyun)

Farklı sistemler ve dünyalar üzerine hazırlanan aktif oyunlarımızın bulunduğu bölümdür.
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Benjamin bulduklarını yandaşlarına göstrerirken,

Bakın içeride neler buldum. Gerçi hiç biri şu anda işimize yaramayacakmış gibi geliyor ama zamanları da gelecektir herhalde.

Kayığı bulacağımıza buradan uzaklaşsak nasıl olur sizce? Karanlıklar içinde fazladan 1 gün daha geçirmek istemiyorum. Zaten bu yaptığımız ile herhalde kötülerin planlarını bir süreliğine sekteye uğratmışızdır.

Yüzünde hafif ürperen bir ifadeden küçük bir sırıtışa geçiş oldu.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am
Contact:

Post by dwaxer »

Darkgnome wrote:Kayığı bulacağımıza buradan uzaklaşsak nasıl olur sizce? Karanlıklar içinde fazladan 1 gün daha geçirmek istemiyorum. Zaten bu yaptığımız ile herhalde kötülerin planlarını bir süreliğine sekteye uğratmışızdır.
"Merak etme ışık yakarız!" Olaf sevecen bir gülümseme eşliğinde bu şakayı yaparken, amacı dostuna güven vermekti. "Evet, bir an önce gitmemiz gerekiyor; hatırlarsanız Huor'un cansız vücudunu geri götürmemiz lazım ve ölü olarak kaldığı süre ne kadar az olursa geri getirilmesi o kadar kolay olur... Ayrıca yanlışlıkla ölümlerine sebep olduğumuz kaçırılan kişilerin cesetlerini de -ya da en azından birer parçalarını- geri götürmeliyiz." Bu sırada Yenendithas'a dönerek, "lpatlayan küreyi ben taşısam daha iyi olur; sen ağız alışkanlığıyla o Tanrının adını her fısıldığında infilak ediyor çünkü. Epoh da araştırırız onu iyice. Bir beze saralım."

"Yakın yerleri bir araştırmak istiyorum ardından ölenler için dua edeceğim. Sonra da hep birlikte gidelim buradan... Yalnız ganimetleri de unutmayalım."



.
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am
Contact:

Post by dwaxer »

.

Ortadaki ışık saçan küreyi inceliyorlardı. "Hımm..." der Olaf sakalını kaşıyarak, "belli ki bu ışık kaynağı günde bir defa kullanılabilen dünyalar arası bir geçit!" Arkadaşlarına dönerek, "haydi hazırsanız geçelim!" der.


.
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am
Contact:

Post by dwaxer »

.
Olaf geçitten geriye gittiklerinde karşılaşabilecekleri herhangi bir kötü süprize karşı dualarını etmeyi ihmal etmez.

Arkadaşlarına dönerek eliyle onları işaret etti ve mırıldandı: Deus Lathander affero nos potestas! Bless

Ve kendi alnına dokunur: Cingi aversabilis malus! Protection from Evil

.
devrimk
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2082
Joined: Thu Feb 03, 2005 10:00 am
Contact:

Post by devrimk »

Geçitten tekrar geçtiler simsiyah karanlık hepsini teker teker yuttu, boğucu ve sıkıntılı bir kaç saniyeden sonra kendi dünyalarına dönmenin huzurunu yaşadılar. Aralarından biri eksilmişti dakikalarca beklemelerine rağmen Darthu ortaya çıkmadı. Geçidin azizliği yüzünden geri de dönemezlerdi, zaman kaybetmemek için hızla yola koyuldular. Wheloon’a varınca buçukluk ve cüce aralarından ayrıldı, hediye olarak buçukluğa büyülü pelerini verdiler. Obertarium Durgen kendisine gelene kadar başında duracağına dair söz verdi.
Atlarını neredeyse çatlatırcasına koşturarak kulelerine vardılar. Sevimli gnome Finder’in yaptığı büyülü kapıdan geçtiler. Naolas’ın evine girdiler apar topar, her biri birbirinin ağzından laf alarak olayı ayrıntılarıyla anlattılar.

Naolas anlatılanları dikkatle dinledi, masanın üzerine koydukları küreye bakıyordu devamlı. “Peki iki saat bize müsaade edin bu arada siz de dinlenin, tekrar oraya gideceğiz.” Hepsinin gözlerine bakarak ekledi “Bu sefer beraberce.”
Kapıdan çıkarlarken “Yenendithas, eve gidince babana haber ver ivedilikle buraya gelmesini rica ediyorum.”

İki saat sonra Naolas’ın yanına gittiklerinde Talentis ve Rhombus’un da hazırlanmış olduğunu gördüler.
Talentis söze girdi, “Tahminimize göre durum sandığımızdan çok daha ciddi, Yenendithas oğlum gittiğiniz yeri bize gösterebilir misin?”

Yenendithas yoğunlaştı ve büyülü sözcüklerle birlikte bazı hareketler yaptı. Hepsinin gözü önünde beliren görüntü gölge dünyasında savaştıkları yerin minik bir kopyasıydı. (Silent image)

Talentis Rhombus’a döndü. Rhombus başıyla onayladı: “-Gölge dünyasına gidiyoruz o zaman. El ele tutuşun.” Söylendiği gibi yaptılar, Rhombus’un ağzından kutsal sözcükler dökülürken etraf dönmeye başladı, artık birbirlerini göremiyor sadece hissediyorlardı, etraflarından hızla yıldızlar geçiyor bu da onların bir hayli başını döndürüyordu. Rhombus’un duası biter birmez kendilerini o uğursuz karanlık dünyada buldular aynı dünya olduğuna emindiler fakat tanımadıkları bir bölgeydi.
“-Kısa bir yolculuk daha yapacağız.” dedi Talentis. Büyülü kelimeyi söyler söylemez sanki vücütları paramparça oldu her noktalarına binlerce iğne saplandı. Sadece bir an sonra Jherremor’un kokuşmuş cesedinin yanında buldular kendilerini.

Talentis büyülü sözler söylerken elinde bir tutam tüy tutuyordu.
“-İlginç Darthu burada da değil.” Dedi.

Rhombus ilerledi ve yerde yatan rahibeye doğru eğildi kısa bir dua etti ve sonra sorusunu sordu.
“Söyle nereye gidecektiniz?”
Ölü dudaklar aralandı ve derinlerden gelen hırıltılı ses cevap verdi. “Desparios’ın yanına.”
Rhombus duyduğu ismi diğerleri duydu mu diye baktı, aldıkları cevaptan hiç biri memnun olmamıştı.”
“-Hangi yönde?”
“-Kuzey batıda.”
“-Amacınız neydi?”
“-Büyü örgüsünü kırmak.”

“-Korktuğumuz şeyler bir bir başımıza geliyor. Nehir yoluyla vakit kaybedemeyiz.” Talentis bir büyü daha yaptı. Birden herkesin yanında simsiyah gözlerinden ateş, burun ve toynaklarından duman çıkaran atlar belirdi. “Binin ve takip edin merak etmeyin gayet uysaldırlar.”

Naolas ata binip havalanmıştı bile hepsi uçarak ilerlemeye başladılar, atlar başdöndürücü bir hızla gidiyor rüzgar sertçe yüzlerini dövüyordu. Bir süre sonra yerde ışık dizisi olduğunu ve onu takip etmeye başladıklarını farkettiler. Sonunda insan yapısı dev bir çemberin ortasına geldiler. Yere indiklerinde korkunç şekilde yanmış ve kurumuş cesetlerle karşılaştılar, Olaf dikkatlice baktığında vucut pozisyonlarından bu kişilerin ölene kadar canlı canlı yandıklarını hatta hangi lanet büyünün etkisiyle bilinmez kemikleri ortaya çıkacak kadar yanmalarına rağmen o anlarda bile yaşadıklarını düşündü.
Wulfgar yerdeki dev pençe izine bakıyordu.
“-Bu ejder izi mi?” diye sordu şaşkınca.
“-Desparios.” gedi Naolas. “Geç kaldık, çok geç kaldık.” dedi üzüntülü bir sesle.
“-İyi de ne olmuş burada?” diye sordu Benjamin.
devrimk
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2082
Joined: Thu Feb 03, 2005 10:00 am
Contact:

Post by devrimk »

Bir süre önce:

Karanlıkların içindeki bölgede oniki adam çember şeklinde dizilmiş sakince oturuyordu. Ortalarında duran dev siyah ejderi boş bakışlarla süzüyorlardı.
“-Zaman geldi!” dedi karanlıklara gizlenmiş adam. “Daha fazla beklemek gafillik olur.”
Ejder huzursuzca etrafını kolaçan etti.
“-Yeterli olacaklarına emin misin?”
“-Olmak zorunda, başka şansımız olmayabilir.” dedi adam.
“-O zaman tören başlasın!” dedi ejder kükrercesine.
Elinde mavi parlayan küreyi tutan kadın ejdere doğru yaklaştı, vücut yapısından elf olduğu belli oluyordu. Küreyi yukarı kaldırdı katran rengi kolları kürenin mavi ışığında parlıyordu.
“-Shar! Duy sesimizi, cabalarımız seni kutsamak içindir.”
Ardından yoğunlaşarak duasını etmeye başladı, uzun süre durmak dinlenmek bilmeden duasına devam etti.
Küre her kelime de daha güçlü parlıyor kulakları rahatsız eden bir uğuldama yayıyordu. Ã?yle bir an geldi ki şimşekler çıkartmaya başladı. Bu şimşekler sanki hedeflerini biliyormuş gibi kıvrılıp bükülerek oturan on iki adama doğru ilerledi. şimşekler adamları sardığında kurbanlar bilinçlerine kavuşabildiler ama artık çok geçti. Kurbanlar acılar içinde yanarak haykırıyorlar, küre tıpkı bir paratoner gibi onların yaşam enerjilerini topluyor ve siyah ejderi bu güçle dolduruyordu. Ejder belli ki acı çekiyor ama kazandığı gücün farkında olduğundan hırs ve delilik arasında giden bir ruh haliyle kahkahalar atıyordu.

Bir an sonra sessiz bir patlama oldu, mavi ışık dalgası yayıldı ve heryer sessizliğe gömüldü. Kadının elindeki mavi küre artık simsiyah parlak bir küreye dönüşmüştü.
“-Evet! Evet! Başaracağımızı biliyordum.” diyerek kahkaha attı ejder tamahkarlıkla.
“-Artık gidebiliriz burada işimiz bitti.” dedi adam.
“-Evet anlaştığımız gibi sizin küçük sorununuzu çözelim o zaman.” dedi ejder.
Kadın kısa bir dua etti ve üçü bir anda yok olup bu diyarı terkettiler.
devrimk
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2082
Joined: Thu Feb 03, 2005 10:00 am
Contact:

Post by devrimk »

Geçiş:

Yenendithas, Olaf ve Wulfgar tıpkı yıllar önceki gibi eski değirmene çağırılmışlardı yanlarında Benjamin’de vardı. Huor, Darthu ve Kragash yoktu artık yanlarında. İhtiyar heyetinin karşısındaydılar tekrar. Bu sefer daha az kişi katılmıştı toplantıya.
Naolas konuştu:
“Buraya ilk geldiğinizde çıraktınız. Hepinizin heyecanını hatırlıyorum, tecrübesiz maceracılar olarak katıldığınız bu toplulukta artık deneyimli ve cesur savaşlara dönüştüğünüzü görüyoruz. Bu gün burada kardeşlerimin de onayıyla sırlarımızda bir perde açmak için toplandık.”
Işıklar büyülü bir şekilde kısıldı değirmenin duvarında hiyeroglif misali görüntüler geçmişi canlandırmaktaydı şimdi.
“Bundan yıllar yıllar önce, büyük tanrı AO kader tabletlerini yazmıştı. Hain Bane ve Myrkul bu tabletleri çaldılar. Mystra bu durumu çözmek için cennetin kapılarına gitti. Kapının koruyucusu Helm onun geçmesine izin vermedi. Mystra kararında diretti ve Helm ile savaşmaya başladı. Helm korkunç bir darbe vurarak Mystra’yı öldürdü. Bu ölüm Toril’de korkunç bir kargaşaya yol açtı. Biz insanlar bunu Zor zamanlar “Times of Troubles” olarak adlandırdık. Mystra ölünce büyü ağı bozuldu bazı bölgelerde büyü yapılamaz oldu bazı bölgelerde en kudretli büyücüler bile istediği büyüyü yapamıyordu.”
Bu durumu düzeltmek için çalışanlar arasında biz de vardık. Yaşlı adam (Elminster) bu potansiyele sahip ölümlüyü bulmakta geçikmedi. Midnight ismiyle bilinen insan Mystra’nın adını ve kuvvetini alarak Toril’deki düzeni sağladı. Bane ve Myrkul cezalarını buldu ve öldüler. Kader tabletleri de AO tarafından yok edildi. Fakat büyü ağının kontrol edilebileceğini öğrenen hasis Shar kendi ağını yaratmaya başladı. Bizim asli görevimizi de bu oluşturuyor. Mystra’nın büyü ağını korumak. Bu konu da sizin de canınız pahasına çalışacağınıza can-ı gönülden inanıyoruz.”
“Kardeşlerim zinciri oluşturalım!”
Hepsi bir çember çizecek şekilde dizildiler kollarını göğüslerinde çapraz olarak tuttular ve el ele tutuştular.
“Aramıza çırak olarak katılmıştınız artık üstad olarak devam edeceksiniz. AO bütün insanlığı korusun!”

Sonrasında Naolas olan biteni anlatmaya başladı.
“Kardeşlerim burada toplanmamızın üzücü bir sebebi daha var, gölgenin uşaklarına karşı savaşımızda büyük bir darbe aldık. Siyah ejder Desparios Shar’ın güçlü uşaklarından biri çoğunuz biliyorsunuz. Yaptıkları ayin sayesinde Cormyr’in güney doğusundaki bölgede büyü ağını kırdılar. Artık Wheloon’u da kaplayan geniş bir bölge “ölü alan” (Dead magic area) oldu. Bu bölgede artık büyü yapılamayacak, tanrılar dualara yanıt vermeyecek.”
Soğuk bir sessizlik tüm odayı kapladı, kardeşler toplantıyı hüzünlü bir şekilde sessizce terkettiler.
devrimk
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2082
Joined: Thu Feb 03, 2005 10:00 am
Contact:

Post by devrimk »

Altı yıl sonra
Epoh kasabasında her zamanki gibi neşe dolu bir gündü. Bu küçük kasaba dünyalarındaki onca kötülüğe rağmen hâlâ huzur veren güvenli bir sığınaktı adeta.
Kırk yaşlarındaki rahip kasabada kendinden emin adımlarla yürüyordu. Ã?ocukluğunun geçtiği kasabaya uzun süredir gelememişti. Olaf en son buraya ne zaman geldiklerini hatırladı. Huor’un aralarından ayrıldığı o lanet olasıca ejderin büyü örgüsünü kırdığı zaman. O süreden beri kendi bölgesiyle uğraşmış bir çok yardım çağrısına cevap vermişlerdi. Hesap etti neredeyse yedi yıl olacaktı. Naolas onları tekrar göreve çağırdığına göre önemli bir şeyler olması gerekti.
Naolas’ın evine gitti kapıyı çalacakken açıldı, Naolas sevgiyle kucakladı Olaf’ı.
“-Eski dostum hoşgeldin.Hemen geldiğin için teşekkür ederim.”
Olaf biraz şaşırdı, Naolas o küçükken de aynı şimdiki gibiydi. Kendisi ise hafif kocamış hatta saçına aklar düşmeye başlamıştı. Büyük ihtimal Naolas’dan daha yaşlı duruyordu artık.

Naolas masasına geçti, içeriden 6-7 yaşlarındaki sarı saçlı mavi gözlü bir çocuk fırladı,
“-Naolas amca bu gün balık tutmaya gidebilir miyim? Hem derslerimin hepsini çalıştım, hem de uslu durdum bütün gün.”
Naolas gülümsedi “-Madem öyle diyorsun gidebilirsin ama gel bak sana kimi tanıştıracağım. Kahraman Lathander rahibi Olaf’ın maceralarını anlatmıştım hatırlıyor musun?”
“-Aaaa! Evet. Yer altı şehrine girip kendisine tuzak kuran hırsızlar kralını öldürmüştü bir vuruşta!”
Ã?ocuk gözlerini kocaman açmış hayranlıkla bakıyordu şimdi Olaf’a.
“Ben de büyüyünce sizinle gelebilir miyim? Hem çok kuvvetliyim bakın.” Minik kollarını sıkıp gerinerek Olaf’ın önünde poz veriyordu.
“Tamam büyüyünce gidersin, haydi şimdi bizi yanlız bırak konuşmamız gereken şeyler var Olaf amcanla.”
Ã?ocuk koşarak uzaklaşırken boynuna kolye gibi astığı yüzüğü gördü Olaf, Azoun ailesinin kraliyet sembolü olan yüzüğü.

“Dostum size önemli bir görev vereceğim. Kuzey batıda ‘On şehir’i biliyorsundur. Orkların kralı Obould dev bir ordu toplamış. 10.000 kişilik bir ordu olduğu söyleniyor. Onları durdurabilecek tek bir nokta var ‘Cehennem Kazanı’. Orası stratejik olarak o kadar güvenli ki 10.000 değil 100.000 kişi de olsa alamaz. Orada tecrübeli askerlerden oluşan bir savunma hattı kuruyoruz. Kalenin kumandanı Arween, tecrübeli bir şövalyedir. Emirlerine uyun.” Olaf’ı uğurlarken şöyle dedi “Dönerken erzak ve giyecek almayı unutma oraların iklimi serttir, ayrıca bu büyülü parşömeni Yenendithas’a verirsin. Wulfgar’ın kayıplara karıştığından haberim var istersen kasabada bir dolaş yanına yardımcı almak istersen kolaylıkla gönüllü bulabilirsin.”

Olaf çıktığında düşüncelere daldı neler gerekebileceğini düşündü. Demircinin yanından geçerken uzun süredir demircide çalışan cüce Dantes'i gördü. Belki Wulfgar'ın yerine bu kısa savaşçıyı almak isabetli bir karar olabilirdi.
Last edited by devrimk on Tue Feb 17, 2009 6:05 pm, edited 1 time in total.
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am
Contact:

Post by dwaxer »

.
Olaf Edmond'a yanaşır. Biraz hoş beş sohbet ettikten sonra, "görüyorum ki savaş antremanları yapıyorsun ve belli ki güçlü kuvvetlisin. Peki Kuzey batıdaki On şehir'e, orklara karşı durmaya gidecek bir ekibe katılıp, ciddi bir macera yaşamaya ne dersin?" diye sorar.

.
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Genç savaşçı inanılmaz derecede sevinmiştir.

"Orklar mı? Sonunda yapacak bir iş çıktı!"

Henüz genç olmasına rağmen yine de uzun olan sakallarını sevinçle sıvazlar.

"Macera...."

Genç savaşçı yıllardır aradığı şeyi bulmuştur.Baltasını eline alır.Ve gülümser.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am
Contact:

Post by dwaxer »

.
"Güzeel hazırlan bakalım o zaman!" der Olaf ekibe yeni katılan arkadaşa. "Hımmm, bizim eski takım arkadaşlarını da haberdar edelim de bir an önce yola çıkalım!.."

.
devrimk
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2082
Joined: Thu Feb 03, 2005 10:00 am
Contact:

Post by devrimk »

Dantes eşyalarını topladıktan sonra Olaf'la birlikte geçitten geçerek kulelerine vardılar. Olaf Yenendithas'a parşömeni verdi bu bir Teleport parşömeniydi. Akşam üzeri Benjamin, Dantes, Olaf ve Yenendithas tekrar toplandılar büyücünün scrollu okumasıyla kendilerini on şehirin yakınındaki Cehennem Kazanında buldular. Bölgenin görünümü gerçekten ihtişamlıydı, tırmanılamayacak kadar sarp iki dağın ortasına konulmuş kale geçidi tamamıyla kapatıyordu. Yüzyıllardır süren saldırıların izleri belliydi kalenin bir çok yeri yeniden yapılmış bir çok yeri ise yıkık durumdaydı. Kar buralardan hiç inmiyordu belli sonbaharda olmalarına rağmen her yer karla kaplıydı, soğuk insanın nefesini kesecek sertlikteydi.

Kaleye doğru yürümeye başladılar üç kere kesik kesik vurulan çan sesi duydular belli ki geldikleri farkedilmişti. Kısa sürede bir karşılama komitesinin geldiğini gördüler. Üç kadın atlı onlara doğru yaklaştı. En önde kızılı saçlı göreni hayran bırakacak güzellikte bir elf kızıydı, işlemeleri ve süslemeleri elf işi olduğu belli olan ağır bir zırh giymekteydi. Atının sağrısındaki kalkanında Corellonun sembolü vardı.

Genel lisanda "Merhaba." dedi elflerin konuşunca duyulan melodi gibi yumuşak ve kibar sesiyle.
"Naolas'ın bahsettiği yiğitler siz olmalısınız. Benjamin, Dantes, Olaf ve Yenendithas." Hepsine isimleriyle hitap ederken gözlerinin içine baktı.
"Gelin ve size ayırdığımız yerde bir süre dinlenin iki saat içinde genel bir toplantı yapacağız."

Hepsinin beraber kalabileceği koğuş şeklinde ranzalı küçük bir odaya yerleştirdi.
"Kusura bakmayın buranın şartları içinde size daha iyi verebileceğimiz bir yer yok. İki saat içinde görüşmek üzere."
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Genç savaşçı diğerlerine bakar ve gidip bir ranzanın alt katına yerleşir.

"Hayatta yukarıda yatamam."

Aklında gideceği maceraların hayalleri vardı.Öldüreceği orkların hayalleri vardı.Ve baltasının üstündeki kanların hayalleri vardı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am
Contact:

Post by dwaxer »

.
"2 saat vaktimiz varmış," dedi Olaf arkadaşlarına göz gezdirerek. "İsterseniz dinlenin ama ben bu 2 saati kaleyi dolaşarak, iyice tanımak amacıyla harcamak istiyorum."

.
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Savaşçı dostuna baktı:

"Ben dinleneceğim, siz isterseniz gezin.Ama yorgunum.İki saatte olsa bana yeter."
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests