Korsan oturduğu masadan Huysuz Dede'nin söylediklerini işitti ve derin bir kahkaha attı "Demek kurbağaya cevireceksin beni ha Yaşlı Adam" dedi ve gülümsedi "Bir daha ki sefere daha dikkatli olmaya çalışırım sözlerimde ama sizde bir dahaki sefere bir korsanı uykusundan ve özellikle böyle rüyalar gören bir korsanı uykusundan uyandırmasanız iyi edersiniz!" diyerek gülümsemesine devam etti "Bize eşlik etmek istemez miydiniz Huysuz Yaşlı Dede?" sözleri kırıcı olmaktan cok neşeliydi korsanın bu daveti alay etmek icin değil gercekten istediği icin söylemişti.CLiCKs wrote:"Doğrusunu söylemem gerekirse pembe sakalları olan Huysuz bir Dedesin sen!". Bunu söyleyene baktı. Kaşları iyice çatılmıştı. "Demek sen yaptın ha!" şarabı kendi içtiğine dair yorumu duymamıştı. Tam adamın yanına gidecekti ki garson kız yanına geldi
Kahvaltı yapmasını önermişti. Kızın gülümsemesine gülümseyerek karşılık verdi. "Evet kızım. Sanırım şimdi kahvaltı yapsam iyi olur. şarabı akşama tekrar alabilirim." dedi. Sonra kendisine 'huysuz' diyen adama dönerek "Bir daha bunu yaptığında eminim ki seni kurbağaya çevirecek büyü aklıma gelir!" son bir kez payladı. Hala sakalını onun boyadığını düşünüyordu.
Kara Toprak
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Tek kaşını çattı. "Sanırım kahvaltımı yanında yapabilirim." dedi. Adamın olduğu masaya gitti. Yanındaki sandalyeye oturdu. Sonra adamın kulağına yaklaşıp fısıldadı. "Kurbağa konusunda ciddiydim." dedi ve kahvaltısını beklemeye başladı.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
bakışlarını hancı kızdan çevirdi ve yanına oturan adama "sana da selamlar biraderim" dedi..WeS_DeX wrote:...Biraz ekmek ve süt cok iyi olurdu." diyerek gülümsedi kahvaltısına başlamış olan adamın karşısındaki sandalyeye izin istemeden oturdu. "Selamlar tekrar" dedi ve adamın göğsündeki parlak ve ilgi çekici armayı süzdü. İlginç ve oldukça kaliteli duran üstündeki kartal figürü dikkatini çekmişti.
akabinde yaşlı adam ile olan muhabbetlerini ilgiyle izledi.. çayının istediği kıvama gelip gelmediğini anlamak için sürekli karışıtırıyor ve kupayı burnuna yaklaştırıp kokusunu deniyordu..
Aurë entuluva...!!
Yaşlı adamında masaya katılmasıyla 3 kişi olmuşlardı (Dura-Clicks-Wes_Dex). Kulağına fısıldadığı kısa ve öz cümleden sonra kocaman sırıttı ve sessizce "Bende huysuz bir dede olduğun konusunda ciddiydim" diyerek kendisini tanıttı "Bu arada ben Donaef Loaroam" dedi yaşlı adamla, kurt sahibine bakarak. Burnuna gelen güzel kokuyu farkettiğinde karşısındaki adamın ekmeğinin yanındaki kupaya göz attı. "Hmm güzel kokuyor. Ne içiyorsun Kurt sahibi?"CLiCKs wrote:Tek kaşını çattı. "Sanırım kahvaltımı yanında yapabilirim." dedi. Adamın olduğu masaya gitti. Yanındaki sandalyeye oturdu. Sonra adamın kulağına yaklaşıp fısıldadı. "Kurbağa konusunda ciddiydim." dedi ve kahvaltısını beklemeye başladı.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Alenthas bütün gece sessiz durmuştu. Millet muhabbet edip, sağda solda sızadursun Alenthas kafasını eline yaslamış, dirseğini de masaya koymuş boş boş bakıyordu. Arada sırada kendinden geçip tekrar uyanmıştı ama uyanık kalmaya kararlıydı. Zaman zaman hancıyla, zaman zaman garsonlarıyla kısa muhabbetler etmiş, bol bol içmişti. Güneş doğarken şaşırtıcı derecede enerjik olan kızı çağırmış, elli sikke gümüş koyup hanı terk etmişti.
"Banada Ozu diyebilirsin evlat." Bir kaç saniye içinde adama karşı olan hiddeti bitmişti. Karnı guruldamıştı. "Eh, sanırım acıkmışım." dedi. Sonrasında kese çantasını masaya koymuş yine içinde bir şeyler karıştırıyordu. Baharat kokusu tekrar yayılmaya başlamıştı.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Genç büyücü sıkılmıştı artık. Kendisini çok geri planda hissetmişti, herkes şarkı söylüyor, muhabbet ediyordu ama o sadece izlemekle yetiniyordu.
"Bu arazileri değerlendirmek lazım. Babama diyeyim de akademi binasını buralara taşısınlar. Neyse bunu not edeyim hemen en iyisi. " dedi ve minik bir parşömene bir şeyler karaladı. Masasının üstüne bir kaç gümüş bıraktı, emin olamadı ama en azından yediklerini karşılayacak kadar koyduğuna emindi.
"Umarım gereğinden fazla koymamışımdır." dedi içinden ve hanı terk etti.
"Bu arazileri değerlendirmek lazım. Babama diyeyim de akademi binasını buralara taşısınlar. Neyse bunu not edeyim hemen en iyisi. " dedi ve minik bir parşömene bir şeyler karaladı. Masasının üstüne bir kaç gümüş bıraktı, emin olamadı ama en azından yediklerini karşılayacak kadar koyduğuna emindi.
"Umarım gereğinden fazla koymamışımdır." dedi içinden ve hanı terk etti.
"Hmm adaçayı demek..." dedi ve ekledi " Böyle güzel kokulu bir şeyi reddetmemin imkanı yok" acıkan karnını yediği elma bastırmıştı. Cebinden öteki elmayı çıkardı ve masaya koydu "Bende elmayı ezerek suyunu çıkarmayı severim. Cıkan suyun tadınıda, tabi ki sadece elmayı da cok severim." dedi ve bıcağıyla elmayı ortasından iki eşit parçaya bölerek bir parçayı Yaşlı Adama diğer parçayı da Kurt Sahibine uzattı. "Tadı güzeldir kuzeyin soğuklarının ferahlığı vardır!" diyerek elmasını övdü. "Kısa bir ismin varmış yaşlı Ozu... Yoksa Huysuz Ozu'mu demeliydim" diyerek gülümsedi. "Dün gece dışarıya çıktığımda uzakta bir yapı gördüm...Yıkıktı fakat sanki yıkılmadan önce güzel bir yapıydı. Bir fikrin varmı Kurt Kardeş?" dedi ve ekledi "Buralar benim topraklarım, ana vatanım fakat bağışlayın beni hafızam son zamanlarda yerinde değil."
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
"kurt kardeş.." dedi ve gülümsedi.. "hoşuma gitti bu ama beni Dura diye de çağırabilirsin eğer istersen.."
"kuzey benim vatanımdır.." deyip yarım elmayı aldı ve kokladı, gözlerini kapadı, mazide kalan tüm güzellikleri hatırlamaya çalıştı bu kokuyla.. ama hiçbir şey olmadı.. başını eğerek sağol der gibi bir hareketle tabağına koydu elmayı..
"evet o tapınağı bilirim.. çok eskiden bilirim.. ama böyle değildi benim bildiğim yıllarda.. orayla ilgili planlarım var ancak buranın yerlisi olan birilerine danışmam da gerek bir yandan.. yardımcı olabilir misin..?"
"kuzey benim vatanımdır.." deyip yarım elmayı aldı ve kokladı, gözlerini kapadı, mazide kalan tüm güzellikleri hatırlamaya çalıştı bu kokuyla.. ama hiçbir şey olmadı.. başını eğerek sağol der gibi bir hareketle tabağına koydu elmayı..
"evet o tapınağı bilirim.. çok eskiden bilirim.. ama böyle değildi benim bildiğim yıllarda.. orayla ilgili planlarım var ancak buranın yerlisi olan birilerine danışmam da gerek bir yandan.. yardımcı olabilir misin..?"
Aurë entuluva...!!
"Tapınak" dedi sessizce ve düsündü korsan "Ben buralarda bir kaç tapınak biliyordum fakat gözümde canlanamıyor... Planların olduğundan bahsettin, ne gibi planlar bunlar?" diyerek düsünceli bir sekilde baktı Dura'ya o sırada verdiği ada çayını cebinden cıkardığı ufak bir pakete koydu ve tekrar cebine attı. "Eğer planı açıklarsan yardımcı olabilirim Kurt Kardeş fakat umarım zararlı bir iş değildir." diyerek dikkatle dinlemeye basladı.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Lydronk yatağından kalktı ve bir süre etrafa boş boş baktı: "Bir şey yapacaktım ben ama..." dedi vesonra aklına yağacaüız şey geldi. Kendi yanağına bir kez tokat attı, cüppesini giydi, kitabını yatağının altına gizledi, yatağıysa yapılmamış bir biçimde bıraktı. Bileytaşını ve bıçağını cüppesinin cebine koyup koşa koşa aşağı indi. Merdivenden inerken neredeyse düşüyordu.
Etrafta köpekgillerden birisi varsa görememk için gözlerini kapayarak atının yanına koştu, sağ eyer çantasından deri zırhını çıkardı, kucağında deri zırhala odasına hızla koşup zırhı giydi. Üzerine cübbesini geçirip aşağı indi ve sağa sola bakındı. Dün geceden gördüğü bir iki insan vardı. Garson kızı da rahatlıkla görebiliyordu: "Beni soran olmamıştır herhalde?" dedi. Cevap beklemeden hızla konuşmaya devam etti: "Tamam, peki. Ben öğlene doğru falan gelirim. Akşama doğru ya da..." dedi. Sonra azıcık ara verdi, fakat yine de kimsenin konuşmasına yetecek kadar uzun değildi bu ara: "Odamı düzeltmenize gerek yok, ben toparladım!" diye de yalan söyleyip koşa koşa dışarıya çıktı ve atına bindi. Daha sonra dörtnala güneye doğru sürmeye başladı...
Etrafta köpekgillerden birisi varsa görememk için gözlerini kapayarak atının yanına koştu, sağ eyer çantasından deri zırhını çıkardı, kucağında deri zırhala odasına hızla koşup zırhı giydi. Üzerine cübbesini geçirip aşağı indi ve sağa sola bakındı. Dün geceden gördüğü bir iki insan vardı. Garson kızı da rahatlıkla görebiliyordu: "Beni soran olmamıştır herhalde?" dedi. Cevap beklemeden hızla konuşmaya devam etti: "Tamam, peki. Ben öğlene doğru falan gelirim. Akşama doğru ya da..." dedi. Sonra azıcık ara verdi, fakat yine de kimsenin konuşmasına yetecek kadar uzun değildi bu ara: "Odamı düzeltmenize gerek yok, ben toparladım!" diye de yalan söyleyip koşa koşa dışarıya çıktı ve atına bindi. Daha sonra dörtnala güneye doğru sürmeye başladı...
"çok uzun süredir yabanda dolanıyorum.. kuzey vatanımdır demiştim ya.. o çok eski geçmişte kalmış bir hayal gibi şimdi.. ve ne yazık ki yok edildi o güzel hayal.. mahfedildi.. ben yıllar süren bu sürgünde bir yer aramadan amaçsızca dolaştım.. pek çok şey yaşadım.. pek çok insan tanıdım.. pek çoğunu ellerimle verdim toprağa.. ve artık biraz durulmanın vaktidir.. buradaki tapınağın hizmetine girmeyi umut ediyordum ancak bu diyarı harabolmuş buldum..
şimdi nedense bu şehri yeniden yükseltmem gerektiğini hissediyorum.. sanki ilahi bir ilham bu.. bu düşünceye bir türlü engel olamıyorum.. bu şehir yeniden kurulmalı.. tabiatla dost ahalisi ile tüm dünyaya numune olacak bir şehir yükselmeli burada.. bunun da başlangıcını buradaki doğa tapınağını yeniden inşaa etmek oluşturuyor.. ama buralarda neler olduğunu bilen birilerine ihtiyacım var.. bana olan biteni anlatacak birilerine.."
şimdi nedense bu şehri yeniden yükseltmem gerektiğini hissediyorum.. sanki ilahi bir ilham bu.. bu düşünceye bir türlü engel olamıyorum.. bu şehir yeniden kurulmalı.. tabiatla dost ahalisi ile tüm dünyaya numune olacak bir şehir yükselmeli burada.. bunun da başlangıcını buradaki doğa tapınağını yeniden inşaa etmek oluşturuyor.. ama buralarda neler olduğunu bilen birilerine ihtiyacım var.. bana olan biteni anlatacak birilerine.."
Aurë entuluva...!!
Donaef dikkatle dinledi. Dura'yı anlayabiliyordu, kendiside uzun yolculuk boyunca bir çok arkadaşının ölümüne şahit olmuş ve anavatanından uzaklarda, denizlerde süzülmüstü. Anavatanı onun icinde bir hikayeymiş geliyordu. Dura'nın konusmasından etkilendi ve özellikle böyle bir düsünceyi duyduktan sonra şaşırdı.
"Seni anlayabiliyorum Dura. Aslına bakarsan buralara tam olarak ne olduğunu bende öğrenmek istiyorum. Buralardan giderkende yıkılmış ve yıkılmaya dahada yüz tutmuştu diyar. Ben yardım isteğine karşılık olumlu bakıyorum. Umarım Tapınağın icinden birşeyleri cebe atmayı düsünmüyorsundur." dedi ve düsündü, "Hayır, Hayır... Böyle düsünmediğini tahmin ediyorum." diyerek sordu "Peki ben nasıl yardımcı olabilirim. Sanırım bunu kendim bulmam gerekiyor." cümlelerini bitirdikten sonra piposunu doldurdu "şu tapınağa kısa bir süre icinde yakından baksam iyi olur. Unutma ben bir Korsan'ım ve elimden oldukça iş gelir."
"Seni anlayabiliyorum Dura. Aslına bakarsan buralara tam olarak ne olduğunu bende öğrenmek istiyorum. Buralardan giderkende yıkılmış ve yıkılmaya dahada yüz tutmuştu diyar. Ben yardım isteğine karşılık olumlu bakıyorum. Umarım Tapınağın icinden birşeyleri cebe atmayı düsünmüyorsundur." dedi ve düsündü, "Hayır, Hayır... Böyle düsünmediğini tahmin ediyorum." diyerek sordu "Peki ben nasıl yardımcı olabilirim. Sanırım bunu kendim bulmam gerekiyor." cümlelerini bitirdikten sonra piposunu doldurdu "şu tapınağa kısa bir süre icinde yakından baksam iyi olur. Unutma ben bir Korsan'ım ve elimden oldukça iş gelir."
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests


