Kara Toprak
İki maceracının handan çıkışlarını izledi,kendi maceralarını düşündü biran,macera tutkusunu sanırım asla yenemeyecekti..düşüncelere dalmışken bir müşterinin kendisine seslendiğini duydu,hemen bakışlarını o yöne çevirdi ve müşterinin yanına gitti hızlı adımlarla,kız gülümseyerek müşteriye baktı "Buyrun efendim ne istemiştiniz?" dedi sevecen bir tavırla..
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
Keskin bir ıslık çaldı.
"Bu kadar yeterli olur ufak bir ateş yakalım burada."
Ateşi yakmaya başlarken kurdu geldi matarasındaki suyu kaba boşaltıp ateşin üzerine koydu sonra mataranın kapağını açıp kurdun boynuna astı. Başını okşayıp sırtına bir şaplak attı ve kurt bir ok gibi fırlayıp uzaklaştı.
"Getir bakalım bulduklarını, güzel keskin gözlerin var her gemicide olduğu gibi. Hiç hata yapmamışsın."
Kaynayan suya attığı yaprakları bıçağının kabzasıyla ezmeye başladı.
"Ben çok gezmedim doğrusu ömrüm boyunca bu bölgede yaşadım. Deniz şartları zordur tahmin ederim ama doğada yaşamakta zordur eğer yol gösterenin yoksa. Yaşlı bir kolcu vardı o büyüttü beni, bildiğim herşeyi ondan öğrendim desem yeridir."
Bir süre sonra kaynar su ve otlar yoğun bir bulamaç haline geldi. Kurtta ıslanmış ve matarayı doldurmuş olarak geri dönmüştü.
"Al önce şu ayaklarını yıka önce güzelce, toz topraktan arınsın. Sonra bu bulamacı süreriz, başta biraz yakar ama göreceksin yaraların kısa sürede iyileşir."
"Bu kadar yeterli olur ufak bir ateş yakalım burada."
Ateşi yakmaya başlarken kurdu geldi matarasındaki suyu kaba boşaltıp ateşin üzerine koydu sonra mataranın kapağını açıp kurdun boynuna astı. Başını okşayıp sırtına bir şaplak attı ve kurt bir ok gibi fırlayıp uzaklaştı.
"Getir bakalım bulduklarını, güzel keskin gözlerin var her gemicide olduğu gibi. Hiç hata yapmamışsın."
Kaynayan suya attığı yaprakları bıçağının kabzasıyla ezmeye başladı.
"Ben çok gezmedim doğrusu ömrüm boyunca bu bölgede yaşadım. Deniz şartları zordur tahmin ederim ama doğada yaşamakta zordur eğer yol gösterenin yoksa. Yaşlı bir kolcu vardı o büyüttü beni, bildiğim herşeyi ondan öğrendim desem yeridir."
Bir süre sonra kaynar su ve otlar yoğun bir bulamaç haline geldi. Kurtta ıslanmış ve matarayı doldurmuş olarak geri dönmüştü.
"Al önce şu ayaklarını yıka önce güzelce, toz topraktan arınsın. Sonra bu bulamacı süreriz, başta biraz yakar ama göreceksin yaraların kısa sürede iyileşir."
Ayaklarını bir güzel yıkamaya başladı bir yandan da dinliyordu. "Kurdun ne yapması gerektiğini biliyor, sanki bir insanın beyni bahşedilmiş yaratılışına, yada o beyni bu güzel arkadaşıma sen mi hediye ettin?" dedi ve kurda getirdiği sular için teşekkür etti "Bu iyiliğinin karsılığını ödeyeceğime emin olabilirsin " dedikten sonra ayaklarını yıkamayı bitirmiş ve birazda ellerini yıkadıktan sonra "Bende her zaman ömrüm boyunca buralarda olacağımı düşünürdüm fakat yanılmışım. Bazen düşünüyorum da iyiki de yanılmışım. Buraları ne kadar özlesem de denizlerde gecirdiğim günler bunu telafi edebiliyordu." durdu ve piposunu doldurup agzına koydu "Bu bulamacı ayağıma ben mi sürüyüm yoksa sen mi yapmak istersin?" diyerek piposundan dolayı kıs kıs güldü. İşaret parmağıyla, orta parmağını lapaya daldırdı nasır tutmuş elleri ısıdan o kadar da etkilenmemişti, yaralarına sürmeye başladı. Bir kaç saniye içerisinde sürdüğü yerler gercekten de yanmaya başlamıştı "Bu da ne yoksa şu tahta bacak olayında ciddi miydin? Bu seyler ayaklarımı feci derecede yakmayı basladı." dedi ve gülümsedi bütün ayağına sürmesini bitirdikten sonra "Eşyalarım buraya pek uzak sayılmaz. İsimiz bittikten sonra ben gizlediğim cantamı ve kılıçımı almaya yola çıkacağım."
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
"Merak etme geçer kısa sürede, silahlarını alma konusuna gelince, belki hancının kiralık atı filan vardır o zaman hem ayaklarını yormamış olursun hem de işini daha hızlı halledersin."
Piposunu yaktı.
"Kurtu yavruyken bulmuştum, annesini öldürüp yemişler yavrulardan da bir bu kalmıştı, kıyamadım ölüme bırakmaya. Yıllardır yanımda, çok zekidir gerçekten ona bir çok şey öğrettim, o da benim hayatımı defalarca kurtardı."
Piposunu yaktı.
"Kurtu yavruyken bulmuştum, annesini öldürüp yemişler yavrulardan da bir bu kalmıştı, kıyamadım ölüme bırakmaya. Yıllardır yanımda, çok zekidir gerçekten ona bir çok şey öğrettim, o da benim hayatımı defalarca kurtardı."
son sözünden sonra geçen konuşmaları sessizce dinledi.. içinde şüphe vardı.. tek tek hareketlerini, konuşmlarını, bakışlarını izledi konuşanların.. masanın etrafındaki bu adamlara güvenmek zorundaydı.. korsan ve kolcu gibi görünen adam kalkıp gittiklerinde bu düşüncelere dalmış bir halde sesini çıkarmadı..
"müsaadenizle efendim.." diyerek masadaki ihtiyarı başıyla selamlayıp kalktı ve şöminenin yanındaki kırık sallanan sandalyeye bıraktı kendini.. ateşi seyretmeyi severdi.. düşünmesine ve karar vermesine yardım ederdi dans eden ışıklar.. o anda barda olan birkaç kişiyi tamamen unutarak bir şarkının melodisini mırıldanmaya başladı kısa bir süre sonra..
bu daha çok bir ağıta benziyordu..
bakışları şöminenin titreşen alevlerine dalıp gitmişti..
mmmm mm mm mmmm mm
mmm mmmm mmmmm mmm m mmmm
"müsaadenizle efendim.." diyerek masadaki ihtiyarı başıyla selamlayıp kalktı ve şöminenin yanındaki kırık sallanan sandalyeye bıraktı kendini.. ateşi seyretmeyi severdi.. düşünmesine ve karar vermesine yardım ederdi dans eden ışıklar.. o anda barda olan birkaç kişiyi tamamen unutarak bir şarkının melodisini mırıldanmaya başladı kısa bir süre sonra..
bu daha çok bir ağıta benziyordu..
bakışları şöminenin titreşen alevlerine dalıp gitmişti..
mmmm mm mm mmmm mm
mmm mmmm mmmmm mmm m mmmm
Aurë entuluva...!!
-
Possessed
- Site Çizeri
- Posts: 958
- Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
- Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
- Contact:
Kızın hemen yanında bitmesine şaşırdı bir an genç yolcu. "Ee.. Hmm.. Ehe, bu kadar acele etmenize gerek yok." dedi ilk, hafifçe sırıtarak devam etti. "Normal kahvaltı menünüzden bir porsiyon alabilir miyim? Ayrıca yanında eğer sizde varsa iki üç elma rica edecektim."Lysana wrote:"Buyrun efendim ne istemiştiniz?" dedi sevecen bir tavırla..
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
"Zeki birisin. Eğer at bulursak oraya gitmemiz daha kolay olur fakat," derken piposunu harladı ve bir duman cekti, yavasca üflerken "at bulamazsak daha çok yürümek zorunda kalacağım" dedi ve düsünmeye başladı.
"Hem otları toplayıp hemde eşyalarımı aldıktan sonra hana geri döneceğimi söyledim kendime ve bu kesin bir karardı. Ne kadar yaralı olursam olayım, bir şekilde devam etmek zorundaymışım gibi hissediyorum. Kararını vermiş bir korsan asla geri dönmeyi göze alamaz!" biraz daha bekledikten sonra yola koyulacaktı.
"Bir at... Bu işi başardıktan sonra bir yerden at satın almalıyım." diyerek sırıttı "Eger buralardan uzaklarda olsaydım... Satın almama gerek kalmazdı" dedi sırıtması hırıltılı bir şekilde şiddetlendi. "Bir korsan ne olursa ve ne şekilde olursa olsun, neşesini korumalıdır! Bizler iyi yada kötü olsun... Eğleniriz. Diyar dirildikten sonra, denizlere geri döneceğim. Bir gün karşılaşırsak gemimde her zaman yerin var kolcu!" dedi ve piposundan derin bir nefes çekti.
"Hem otları toplayıp hemde eşyalarımı aldıktan sonra hana geri döneceğimi söyledim kendime ve bu kesin bir karardı. Ne kadar yaralı olursam olayım, bir şekilde devam etmek zorundaymışım gibi hissediyorum. Kararını vermiş bir korsan asla geri dönmeyi göze alamaz!" biraz daha bekledikten sonra yola koyulacaktı.
"Bir at... Bu işi başardıktan sonra bir yerden at satın almalıyım." diyerek sırıttı "Eger buralardan uzaklarda olsaydım... Satın almama gerek kalmazdı" dedi sırıtması hırıltılı bir şekilde şiddetlendi. "Bir korsan ne olursa ve ne şekilde olursa olsun, neşesini korumalıdır! Bizler iyi yada kötü olsun... Eğleniriz. Diyar dirildikten sonra, denizlere geri döneceğim. Bir gün karşılaşırsak gemimde her zaman yerin var kolcu!" dedi ve piposundan derin bir nefes çekti.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Acele tavırlarının genç adamı korkuttuğunu düşündü,yinede gülümsedi kimseyi bekletmeyi sevmezdi, "Kahvaltınızı hemen getiricem,ama üzgünüm yanımda hiç elma yok sizin için mutfağı araştıracağım" dedi ve genç yolcuya göz kırparak,hanın mutfağına doğru yol aldı..
O sırada hafif bir melodi işitti..daha çok mırılndanmaydı ,şöminenin az ilersine baktığında,şarkının az önceki müşterilerden birine ait olduğunu gördü,hüzünlü bir ağıt gibiydi ve ister istemez kızın içinin burkulmasına sebep oldu, ağır adımlarla hanın mutfak kapısından girerek kısa bir süre gözden kayboldu..
Yaklaşık beş dakika sonra bakır bir tepsinin içinde,iki dilim sıcak ekmek,bir bardak süt beyaz peynir ve iki kırmızı elmayla geri döndü, kahvaltı belki çok zengin değildi ama böyle bir yerde ve böyle bir han için fenada sayılmaz diye düşündü kız ve tepsiyi yolcunun önüne koydu..
"Kahvaltınız ve elmalarınız" dedi kız gülümseyerek
Kız biran durduktan sonra,kendiside genç yolcunun karşısındaki sandalyeye yerleşti,şaşırmıştı belki genç adam,ama kız çok umursuyormuş gibi gözükmedi,kısa bir sürede olsa burdaki insanlardan biraz birşeyler duymak istiyordu, bilgilerine yeni birşeyler katmalıydı bunun için gelmişti bu kasabaya zaten...
Dirseklerini masanın üstüne koydu meraklı gözlerle devam etti "Vaktinizi çok almak istemem ama sormak istediğim birşey var" diyerek söze girdi "Burda yenimisiniz? az önceki yolculara da sormuştum ama onlar benim sorumu cevapsız bıraktılar belkide işitmediler" dedi kız bir an şöminenin karşısında oturan diğer adama baktı..sonra tekrar devam etti "Söylermisiniz buraya ne ad veriyorlar yani bu topraklara elbet bir adı vardır öyle değilmi?" kız gülümsedi ve sustu, içten içe bu yabancı adamın birşeyler bilmesini umarak bekledi, merakını saklayamıyacak bir boyuttaydı ve kısa bir bilgi paylaşımı bile kızı çok mutlu edicekti..
O sırada hafif bir melodi işitti..daha çok mırılndanmaydı ,şöminenin az ilersine baktığında,şarkının az önceki müşterilerden birine ait olduğunu gördü,hüzünlü bir ağıt gibiydi ve ister istemez kızın içinin burkulmasına sebep oldu, ağır adımlarla hanın mutfak kapısından girerek kısa bir süre gözden kayboldu..
Yaklaşık beş dakika sonra bakır bir tepsinin içinde,iki dilim sıcak ekmek,bir bardak süt beyaz peynir ve iki kırmızı elmayla geri döndü, kahvaltı belki çok zengin değildi ama böyle bir yerde ve böyle bir han için fenada sayılmaz diye düşündü kız ve tepsiyi yolcunun önüne koydu..
"Kahvaltınız ve elmalarınız" dedi kız gülümseyerek
Kız biran durduktan sonra,kendiside genç yolcunun karşısındaki sandalyeye yerleşti,şaşırmıştı belki genç adam,ama kız çok umursuyormuş gibi gözükmedi,kısa bir sürede olsa burdaki insanlardan biraz birşeyler duymak istiyordu, bilgilerine yeni birşeyler katmalıydı bunun için gelmişti bu kasabaya zaten...
Dirseklerini masanın üstüne koydu meraklı gözlerle devam etti "Vaktinizi çok almak istemem ama sormak istediğim birşey var" diyerek söze girdi "Burda yenimisiniz? az önceki yolculara da sormuştum ama onlar benim sorumu cevapsız bıraktılar belkide işitmediler" dedi kız bir an şöminenin karşısında oturan diğer adama baktı..sonra tekrar devam etti "Söylermisiniz buraya ne ad veriyorlar yani bu topraklara elbet bir adı vardır öyle değilmi?" kız gülümsedi ve sustu, içten içe bu yabancı adamın birşeyler bilmesini umarak bekledi, merakını saklayamıyacak bir boyuttaydı ve kısa bir bilgi paylaşımı bile kızı çok mutlu edicekti..
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
-
Possessed
- Site Çizeri
- Posts: 958
- Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
- Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
- Contact:
Kızın kahvaltıyı getirmek için mutfağa gitmesinin ardından genç yolcu şöminenin başında mırıldanan yaşlı adamı duydu. Yahu mırıldandığı melodi bir şekilde tanıdık geliyordu. "Bey amca nereden gelme acaba?" diye düşündü içinden. Kendi geldiği yerden bir melodi değildi ama küçüklüğünden beri gezerdi, belki de oralardan kalma bir anıdandı bu melodi.
Kızın kahvaltıyı getirmesiyle genç yolcunun gözler büyüdü. Tepsideki beyaz peynir onu o kadar mutlu etmişti ki. Ã?yle diyarlar görmüştü ki beyaz peynir bilinmiyordu. Ayrıca elmalarının da tepside hazır durması sevincini arttırdı. Ã?ne konan tepsiye bakarak toprak anaya bir şükran duydu. Tam elmalarını almış elleriyle ovuşturuyordu ki yemeğini getiren kız karşısındaki sandalyeyi çekip oturuverdi. Kızın hevesle sorduğu soruları dinledikten sonra gülümseyerek yanıtlamaya başladı.
"Hmm, aslında ben de buralı değilim, doğudan geliyorum. Sizin sorularınızı ne kadar yanıtlarım bilmiyorum; ama ben bildiklerimi anlatayım. Belki sizin kafanızda da bazı bilgiler vardır da anlattıklarımı birleştirir, bir bütüne varırsınız. Neyse, amcam çok gezen bir tüccardı, çocukken de onla uzun kervanlara katılırdım. Zamanında buralardaki bir kente uğramıştık. Tanrım ne güzel bir şehirdi. Nasıl zengin ve canlı bir yerdi ki anlatamam; pazarlarını, saraylarını, tavernalarını görmeniz lazım. Anlatılana göre zamanının bilim ve sanat merkeziymiş, herkesin yolu buraya bir kez düşermiş. Gel gör ki Tanrıların takdiri mi diyelim bilemiyorum, korkunç bir yıkımla yok olmuş diyorlar bu güzeller güzeli diyar." Bu arada elindeki elmaları ovuşturmayı kesip çantasından bir bez parçası çıkardı. Elmaları bu beze sararak çantasına koyarken konuşmaya devam etti.
"Küçük olduğum için çok şey hatırlamıyorum; ama sonralar gezdiğim köylerde büyük yıkımdan bahsediyorlardı. Kentin yok olduğunu duyduğum için kervandan ayrılıp uğramaya çekinmiştim. Çok da ileri gitmedim zaten sonra evime geri döndüm. Amcam yaşlılıktan dolayı bir daha kervana katılmadı, ben de çocukluğumda yaptığım bu egzotik yolculukları bir daha canlandırmak için amcamın eski kervan rotasını takip etmeye çalışıyorum. Yıkım nasıl olmuşsa yani çevrede hiç yerleşim yok. Günlerdir boş yürüyorum, neyse ki bu hanı buldum." İki eliyle ekmeği kırdı, bir parça koparıp ağzına tıktı. Ne güzel ekmekti bu.
"Oh, ekmek güzelmiş. Bu arada sizin bildiğiniz bir şeyler varsa dinlemek isterim."
Kızın kahvaltıyı getirmesiyle genç yolcunun gözler büyüdü. Tepsideki beyaz peynir onu o kadar mutlu etmişti ki. Ã?yle diyarlar görmüştü ki beyaz peynir bilinmiyordu. Ayrıca elmalarının da tepside hazır durması sevincini arttırdı. Ã?ne konan tepsiye bakarak toprak anaya bir şükran duydu. Tam elmalarını almış elleriyle ovuşturuyordu ki yemeğini getiren kız karşısındaki sandalyeyi çekip oturuverdi. Kızın hevesle sorduğu soruları dinledikten sonra gülümseyerek yanıtlamaya başladı.
"Hmm, aslında ben de buralı değilim, doğudan geliyorum. Sizin sorularınızı ne kadar yanıtlarım bilmiyorum; ama ben bildiklerimi anlatayım. Belki sizin kafanızda da bazı bilgiler vardır da anlattıklarımı birleştirir, bir bütüne varırsınız. Neyse, amcam çok gezen bir tüccardı, çocukken de onla uzun kervanlara katılırdım. Zamanında buralardaki bir kente uğramıştık. Tanrım ne güzel bir şehirdi. Nasıl zengin ve canlı bir yerdi ki anlatamam; pazarlarını, saraylarını, tavernalarını görmeniz lazım. Anlatılana göre zamanının bilim ve sanat merkeziymiş, herkesin yolu buraya bir kez düşermiş. Gel gör ki Tanrıların takdiri mi diyelim bilemiyorum, korkunç bir yıkımla yok olmuş diyorlar bu güzeller güzeli diyar." Bu arada elindeki elmaları ovuşturmayı kesip çantasından bir bez parçası çıkardı. Elmaları bu beze sararak çantasına koyarken konuşmaya devam etti.
"Küçük olduğum için çok şey hatırlamıyorum; ama sonralar gezdiğim köylerde büyük yıkımdan bahsediyorlardı. Kentin yok olduğunu duyduğum için kervandan ayrılıp uğramaya çekinmiştim. Çok da ileri gitmedim zaten sonra evime geri döndüm. Amcam yaşlılıktan dolayı bir daha kervana katılmadı, ben de çocukluğumda yaptığım bu egzotik yolculukları bir daha canlandırmak için amcamın eski kervan rotasını takip etmeye çalışıyorum. Yıkım nasıl olmuşsa yani çevrede hiç yerleşim yok. Günlerdir boş yürüyorum, neyse ki bu hanı buldum." İki eliyle ekmeği kırdı, bir parça koparıp ağzına tıktı. Ne güzel ekmekti bu.
"Oh, ekmek güzelmiş. Bu arada sizin bildiğiniz bir şeyler varsa dinlemek isterim."
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
"Sen burada dinlenirken ben geri döneyim, hancı at kiralamaya heveslenirse burayı tarif edeyim gelsin."
Ayağa kalktı,
"Haydi sana iyi yolculuklar, akşam kalan merhemi de sürmeyi unutma. Umarım bir gün deniz yolculuğu da yaparız." dedi korsanın dediklerine cevaben.
Hana geri dönmek için yürümeye başladı.
Ayağa kalktı,
"Haydi sana iyi yolculuklar, akşam kalan merhemi de sürmeyi unutma. Umarım bir gün deniz yolculuğu da yaparız." dedi korsanın dediklerine cevaben.
Hana geri dönmek için yürümeye başladı.
Lydronk cübbesinin bileğindeki taze kan lekesinden -ki taze olan kan değil, lekeydi- kurtulması gerektiği düşüncesiyle atını hanın yakınına bir yerlere bağladı. Başı öndeydi, ayakları ise yerde sürünüyordu. Arada bir ayaklarından birini kaldırmayı denediğinde başarısız olup dengesini kaybediyordu.
Hanın kapısını yavaşça açtı. Sonra yine aynı yavaşlıkla kapadı. Daha da yavaş bir biçimde bir masaya oturdu, bakışlarını tahta masaya sabitledi ve cebinde bir şeyi yokladı. Aradğı şeyi cebinde bulunca yüz hatları bir anlığına biraz gevşedi, daha sonraysa eskisinin iki katı gerginleşti. Uzun süre masaya bakıp düşüncelere dalmış göründü.
Hanın kapısını yavaşça açtı. Sonra yine aynı yavaşlıkla kapadı. Daha da yavaş bir biçimde bir masaya oturdu, bakışlarını tahta masaya sabitledi ve cebinde bir şeyi yokladı. Aradğı şeyi cebinde bulunca yüz hatları bir anlığına biraz gevşedi, daha sonraysa eskisinin iki katı gerginleşti. Uzun süre masaya bakıp düşüncelere dalmış göründü.
Archi mahmur gözler, ebleh bakışlarla ortak salona girdi.
"ya offf, gene içtim haddinden fazla" dedi kendi kendine. Kafası davul gibi olmuştu ve daha tam uyanamamıştı. İnsan bu kadar içmemeli dedi genç adam kendi kendine ama napsın. Kafasının bi hoş olup sağa sola kaymasını seviyordu.
Uzun ve dikkatli adımlarla tezgahın başına geçti. Bu gün malzemeler gelecekti, ne yeni gelen genç kıza, ne de Salmir e söyleyebilmişti. Bizim Salmir de benim gibi uyuyakalmış anlaşılan diye düşündü kendi kendine.
Ama bu genç kız harika birşeydi ya
) Hanı ne de güzel çekip çevirmiş. Mutlu oldu genç Archi, ama artık aylaklık vakti geçmişti. İş zamanıydı ve şu lanet malzemeler ne zaman gelecekti?
"Sallea güzelim, ne oldu ben fazla içmişim galiba" diye seslendi garsona. Kafa birmiyonken umarım kızın ismini yanlış hatırlamadım diye düşündü ama o kadar kusurunu da affederdi heralde. "Önemli birşey oldu mu? Erzak gelecekti bu gün, haber var mı ondan?" diye seslendi.
"ya offf, gene içtim haddinden fazla" dedi kendi kendine. Kafası davul gibi olmuştu ve daha tam uyanamamıştı. İnsan bu kadar içmemeli dedi genç adam kendi kendine ama napsın. Kafasının bi hoş olup sağa sola kaymasını seviyordu.
Uzun ve dikkatli adımlarla tezgahın başına geçti. Bu gün malzemeler gelecekti, ne yeni gelen genç kıza, ne de Salmir e söyleyebilmişti. Bizim Salmir de benim gibi uyuyakalmış anlaşılan diye düşündü kendi kendine.
Ama bu genç kız harika birşeydi ya
"Sallea güzelim, ne oldu ben fazla içmişim galiba" diye seslendi garsona. Kafa birmiyonken umarım kızın ismini yanlış hatırlamadım diye düşündü ama o kadar kusurunu da affederdi heralde. "Önemli birşey oldu mu? Erzak gelecekti bu gün, haber var mı ondan?" diye seslendi.
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
güç amacın, k
Kız,genç adamın anlatıklarını büyük bir ilgi ve merakla dinledi adamın bildiklerini,paylaşması kızı çok mutlu etmişti..anlatıklarıda merak uyandırıcıydı, ticaretin bu kadar renkli olduğu bir diyar bir anda toza toprağa karışması gerçekten çok büyük bir talihsizlikti, kız bir anlığına iç çekti gözleri hala heyecan ve merakla parlıyordu.."Beni bu diyara çeken asıl şey" dedi bir an duraksadı "Bir tanrılar savaşı olduğu,ve tanrıların kendileriyle birlikte diyarıda yok ettikleri söylentisiydi,ben de tanrısı olmayan bir diyarın nasıl bir yere benzediğini merak ettim doğrusu,sonuçta insanlar doğası gereği birşey inanmak zorundalar değilmi?" bir onay beklercesine adama baktı..bir anlığına nerde olduğunu unutmuştu'ki kızı han sahibinin sesi kendine getirdi..önündeki genç adama birazdan dönüceğini söyleyen bir işaret yaptı ve masadan kalktı..ve han sahibinin yanına gitti
"Günaydın efendim,kendinizi nasıl hissediyorsunuz?" durdu ve gülümsedi "İsmim suala patron ama yanlış telaffuzun sizin için bir mahsuru yok" dedi neşeli sesiyle.. " ve herhangi önemli bir sorun olmadı erzakları soruyorsanız henüz hiçbirşey ulaşmadı." önüne düşmüş sarı kahküllerini arkaya üfledi -bu onun çok sık yaptığı bir hareketti- ve patronunun talimatını bekledi..
"Günaydın efendim,kendinizi nasıl hissediyorsunuz?" durdu ve gülümsedi "İsmim suala patron ama yanlış telaffuzun sizin için bir mahsuru yok" dedi neşeli sesiyle.. " ve herhangi önemli bir sorun olmadı erzakları soruyorsanız henüz hiçbirşey ulaşmadı." önüne düşmüş sarı kahküllerini arkaya üfledi -bu onun çok sık yaptığı bir hareketti- ve patronunun talimatını bekledi..
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
"Bu ilginç işte" dedi Archi sesindeki hayal kırıklığı barizdi. "Eğer erzaklarımız ulaşamazsa kısa bir süre sonra müşterilere yetişlmekte zorlanacağız kuzum. Bu işe bir çözüm bulmalıyım." dedi kendi kendine.
"Acaba birilerini kiralayıp erzak almaya mı göndersek?" dedi Sualaya. Bu işi kısa bir süre içerisinde halletmesi gerekiyordu.
"Tamam kuzum teşekkürler" dedi hancı morali bozuk bir şekilde ve ekledi. "Sen işine geri dön. Erzaklarla ilgili birşey olursa da bana haber ver."
Hancı kendi gidemezdi ya da garsonları gönderemezdi. Anlaşılan patronlardan birine extradan iş vermesi gerekiyordu. şu erzaklara ne olmuştu yahu. Anlaştığı adamların bu gün sabaha hana yetiştirmesi gerekiyordu erzakları ama öğlen olmuştu. Mesafe de o kadar uzak değildi hani. En iyisi akşama kadar beklemek ama o zaman da erzak sıkıntısı baş gösterebilirdi. Yok yok en iyisi acilen birşeyler yapmak ama ne? diye düşünürken tezgahı temizliyordu genç hancı.
"Acaba birilerini kiralayıp erzak almaya mı göndersek?" dedi Sualaya. Bu işi kısa bir süre içerisinde halletmesi gerekiyordu.
"Tamam kuzum teşekkürler" dedi hancı morali bozuk bir şekilde ve ekledi. "Sen işine geri dön. Erzaklarla ilgili birşey olursa da bana haber ver."
Hancı kendi gidemezdi ya da garsonları gönderemezdi. Anlaşılan patronlardan birine extradan iş vermesi gerekiyordu. şu erzaklara ne olmuştu yahu. Anlaştığı adamların bu gün sabaha hana yetiştirmesi gerekiyordu erzakları ama öğlen olmuştu. Mesafe de o kadar uzak değildi hani. En iyisi akşama kadar beklemek ama o zaman da erzak sıkıntısı baş gösterebilirdi. Yok yok en iyisi acilen birşeyler yapmak ama ne? diye düşünürken tezgahı temizliyordu genç hancı.
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
güç amacın, k
Korsan bir süre düşünceleriyle başbaşa kalmıştı, -dikeni olmaya- bir ağaca sırtını yaslayarak piposunu içiyordu. Ayağındaki merhem kurumuştu. Eliyle kalıp halini almış merhemi kazımakla, öylece bırakmak arasında uzun süre kararsız kalmış ve ilaca dokunmadan, ayağına sandaletlerini geçirmişti. Bandanasını kafasına sarmış ve eşyalarını gizlediği noktaya doğru adımlarını sıklaştırmıştı.
Ayakları hala acıyor ve yürüdükce yanıyordu. Korsanın anlayamadığı nokta tepedeki otların, yaralarına hızlı ve oldukça etki etmesiydi. Neyseki gelmişti eşyalarını bıraktığı yere, biraz bekledi ve etrafını kesti. Beklediği gibi gelen gecen kimse yoktu. Yolun sağ tarafında uzanan, üstünde büyük ve sivri kayaların bulunduğu tepeye doğru yürüdü. Az ilerde, çalıların ve kayaların beraber gizlediği noktaya, yani eşyalarını bıraktığı yere doğru ilerledi. Oturdu.
"Simdi bir bakalım..." dedi ve elini çift taraflı kocaman baltanın üzerinde gezdirirken "İste buradasın eski dostum. Bir daha seni bu şekilde bırakmayacağıma dair söz veriyorum!" Baltanın iki keskin tarafını da birbirine bağlayan noktanın bir tarafında, kafatası yarıdan kesik ve açılmış kuru kafa figürü vardı. Bu "Asphyx" korsanlarının bayrağıydı tahmin edilebileceği gibi. Baltanın arka kısmını çevirdi ve kan kırmızısı koca yakuta dokundu. Büyük yakutun etrafını, ufak zümrütler ve safirler çeviriyordu. Yakutun tam üstünde bir ametist ve tam altında ise aquamarine taşı vardı. Sapının üst kısımlarında ise yine değerli ve ufak taşlar bulunuyordu. Zamanında elde ettiği ganimetlerin bir kısmını, baltasının ihtişamı için kullanmıştı. Bunun yanında büyük bir çanta vardı ve çantanın içerisi oldukça kalabalık görünüyordu.
Orada olması gereken her şeyini kontrol ettikten sonra, deri zırhını üstüne geçirdi, küpelerini taktı. Bileklerine kalın deri bileklikleri geçirdikten sonra baltasını sırtına astı. Baltayla birlikte artık tam bir korsan gibi görünüyordu. Genelde arbedeye bu takımıyla girerdi. Ã?antasını da omuzuna astıktan sonra, bu eşyaları burada bıraktığı için ve kendine "aptal" dediği için kızdı. "Ayaklarımdaki o dayanılmaz sancıyla, günlerdir cektiğim yorgunlukla dayanamamam normal! Sudan bir sebepten değildi ya, bütün kıymetlilerimi burada bırakmak..." diyerek yola koyuldu. Güneşin batmasına pek fazla bir süre kalmadan döneceğini tahmin etti.
Ayakları hala acıyor ve yürüdükce yanıyordu. Korsanın anlayamadığı nokta tepedeki otların, yaralarına hızlı ve oldukça etki etmesiydi. Neyseki gelmişti eşyalarını bıraktığı yere, biraz bekledi ve etrafını kesti. Beklediği gibi gelen gecen kimse yoktu. Yolun sağ tarafında uzanan, üstünde büyük ve sivri kayaların bulunduğu tepeye doğru yürüdü. Az ilerde, çalıların ve kayaların beraber gizlediği noktaya, yani eşyalarını bıraktığı yere doğru ilerledi. Oturdu.
"Simdi bir bakalım..." dedi ve elini çift taraflı kocaman baltanın üzerinde gezdirirken "İste buradasın eski dostum. Bir daha seni bu şekilde bırakmayacağıma dair söz veriyorum!" Baltanın iki keskin tarafını da birbirine bağlayan noktanın bir tarafında, kafatası yarıdan kesik ve açılmış kuru kafa figürü vardı. Bu "Asphyx" korsanlarının bayrağıydı tahmin edilebileceği gibi. Baltanın arka kısmını çevirdi ve kan kırmızısı koca yakuta dokundu. Büyük yakutun etrafını, ufak zümrütler ve safirler çeviriyordu. Yakutun tam üstünde bir ametist ve tam altında ise aquamarine taşı vardı. Sapının üst kısımlarında ise yine değerli ve ufak taşlar bulunuyordu. Zamanında elde ettiği ganimetlerin bir kısmını, baltasının ihtişamı için kullanmıştı. Bunun yanında büyük bir çanta vardı ve çantanın içerisi oldukça kalabalık görünüyordu.
Orada olması gereken her şeyini kontrol ettikten sonra, deri zırhını üstüne geçirdi, küpelerini taktı. Bileklerine kalın deri bileklikleri geçirdikten sonra baltasını sırtına astı. Baltayla birlikte artık tam bir korsan gibi görünüyordu. Genelde arbedeye bu takımıyla girerdi. Ã?antasını da omuzuna astıktan sonra, bu eşyaları burada bıraktığı için ve kendine "aptal" dediği için kızdı. "Ayaklarımdaki o dayanılmaz sancıyla, günlerdir cektiğim yorgunlukla dayanamamam normal! Sudan bir sebepten değildi ya, bütün kıymetlilerimi burada bırakmak..." diyerek yola koyuldu. Güneşin batmasına pek fazla bir süre kalmadan döneceğini tahmin etti.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests

