İhanetin İzinde (Orta Dünya - Ortak Öykü)

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Walter
Yönetici
Posts: 528
Joined: Sat Oct 22, 2005 10:00 am
Location: Gilead
Contact:

Post by Walter »

Tumar, karşısındaki uzun boylu adama baktı. Elendil'in kılıcını taşıyan adamdan hediye almak. Bu gerçekten şaşırtıcıydı.

"Onur, duyarım, Arathorn oğlu Aragorn." dedi, hafifçe eğilerek. kılıcını kınına taktı. " Bazı Kuzeylilerin, bizi hatırlamaya başlaması, bana mutluluk verdi. Umarım bir gün kuzeylilerde evlerine döner."
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
Moonwhisper
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 64
Joined: Thu Apr 02, 2009 10:00 am
Contact:

Post by Moonwhisper »

Etrafı saran yemek kokusu kesifleştikçe Gorimac’in sabırsızlığı yeni boyutlar kazanıyordu. Büyük Salona vardığında masalar henüz dolmamıştı ama Bilbo oradaydı işte. Gorimac coşkuyla seslendi; Kuzen! Seni görmek ne kadar güzel. Ã?ay mı içiyorsun? Sana katılmama izin ver. Sesin geldiği yöne başını çeviren Bilbo’nun yüzünde uzun süredir görüşmediği bir dostla karşılaşmış olmanın mutlu ifadesi vardı; “Brandybucklardan Gorimac! Ayrıkvadiye seni hangi rüzgâr attı?” Gorimac mutlulukla kuzeninin yanındaki sandalyeye oturdu. Ah, kuzen anlatacak o kadar çok şey var ki… Ama konuşulacak pek çok konu varsa nefes yollarımızın biraz açılması gerek. Gözleri parlayarak pipo çantasına uzandı. Bu esnada Bilbo yüzünde bir gülümseme ile kendi piposunu hazırlıyordu. Doğum günü hediyeni beğendin demek dedi Gorimac mutlulukla -Bilbonun son doğum gününde ona son derece kaliteli bir pipo armağan etmişti- ve cevabı beklemeden devam etti; Yeni harmanımı tadana kadar bekle kuzen. Tütün keselerini tek tek masaya koydu. Açtığı üç keseden üç farklı tütün çıkardı. Bunları iki parmağı arasında yuvarlayarak hem ufaladı hem de karıştırdı.

Bu esnada dikkatsizce kenara ittiği bir kesenin açıldığını fark etmemişti. Bilbo’nun “Oradaki siyah yapraklar nedir?” sorusuyla başının karıncalanmaya başladığını hissetti. Ah o mu, başarısız bir deneme sadece. Yoğun bir duman veriyor ama kokusu çok kötü. Tütüne güzel bir aroma katmanın yolunu bulamazsam atmayı düşünüyorum. Yalan söylerken yüzünün kızardığını hissediyordu. Başarısız bir yalancı olduğu için içinden bir lanet okudu ve Bilbo’nun yüzüne bakmaya cesaret edemeyerek beceriksizce tütün kesesini kaldırmaya çalıştı.

“Umarım başarırsın” diyen Bilbo’nun sesindeki tatminsizlik tınısını fark etmesi hiç de güç değildi. Konuyu değiştirmek için tütün çeşitleri üzerine koyu bir sohbet başlattı. Bilbo’nun konuya ilgi göstermesi ile iyice rahatladı. Yaklaşık bir saat kadar sohbet edip pipo içtiler. Bir ara Bilbo ona tamamlayamadığı şiirlerin bir kaçına yardımcı olmasını teklif ettiyse de Gorimac bunu kibarca reddetti. "Ben okumayı seviyorum, yazmak konusunda pek yetenekli değilim" demişti.

Salon yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Bilbo ile sohbet oldukça güzel gidiyordu ki üç cücenin yanlarına gelmesi ile ideal öğünün günde altı sefer mi yoksa yedi sefer mi olması gerektiğine dair giriştikleri hararetli tartışma ortak bir karara bağlanamadan sonlanmak zorunda kaldı. Bilbo’nun onlarla selamlaşması ile gelen konuklara yer açmak durumunda olduğunu anladı. "Yeni kişilerle tanışmak daima iyidir" diye düşündü. Cüceler oturduğunda nazikçe kendini tanıttı. Selamlar saygıdeğer cüceler. Ben Gorimac Brandybuck, pipo ve tütün üreticisiyim. Emrinizdeyim… Birkaç dakika sonra hararetli bir sohbet başlamıştı. Masadaki cüceler pipo içmeye oldukça meraklıydı. Gorimac onlara yemekten sonra tütün ikram etmeyi önerdiğinde memnuniyetle kabul ettiler.

Yolgezerin de teşrif etmesi ile muhabbet iyice koyulaştı. Masadaki herkes gülümsüyor, muhabbete dahil oluyordu. Yemek faslının sonlarına doğru ciddi konular üzerine bir sohbet başladı –ki bu Gorimac’in alışkın olduğu bir şey değildi-. Tütünleri yoğun ilgi görmüştü fakat pipo bile konuşulan konuları ilgi çekici hale getirmeye yetmiyordu. Bilbonun yüzüne baktığında sohbetten keyif aldığını fark etti. “Yaşlanmışsın kuzen” diye geçirdi içinden. Kendisi insan yaşına göre kırklarında olmasına rağmen ciddi konular konuşmaktan pek haz etmezdi. Canı sıkılan Gorimac arkasına yaslanıp piposunu tüttürmeye devam etti. Aylak aylak çevresine bakınırken adının Gmoen olduğunu öğrendiği cücenin de kendini muhabbetten soyutlamış olduğunu fark etti. Sakice Yolgezerin yanından kalkıp –o gelince Bilbonun yanındaki yerini ona vermişti- Gmoenin yanındaki boş sandalyeye geçti.

Yüzündeki ifadeden tütünümü beğenmediğini mi çıkarmalıyım efendi cüce? dedi şaka yollu. Sohbet boyunca çok az konuştun. Bizim oralarda dil hareketsiz durdukça paslanır derler. Belki kendinden bahsetmek istersin. Hem muhabbet pipoyla birleşince damakta bıraktığı tat daha da güzelleşir. Dumandan bir halka çıkararak arkasına yaslandı ve cüceyi dinlemeye koyuldu…
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Demek Efendi Cirdan divan ile ilgili haber salmış! diye düşündü Urithiel. Soylu elf atası Cirdan'ı hangi elf bilmezdi ki? Elbette Urithiel'de biliyordu ama onun asıl bilmediği yuvası Imladris'de Elf Beyi Elrond'un topladığı divandı. Demek kader ona kendi yuvasında olup bitenleri bir yabancıya soracağı günleri de göstermişti... Oysa Urith burayı sadece bir kaç hafta önce terk etmişti.

" Sizi tanıma şerefine nail olduğum için çok mutlu oldum Efendi Reiwen Denizyolcusu. Tüm Mithlond'lu elfleri temsilen geldiğinize göre önemli biri olmalısınız. Size yardımcı olabileceğim herhangi bir konu varsa lütfen çekinmeden söyleyiniz."

Sonra Urithviel'in gözleri tekrar Reiwen'in yaralı bacağına gitti. Belli ki Elrond'un önemli misafiri ve Cirdan'ın elçisi kendi bacağını kendisi sarmak zorunda kalmıştı. Ayrıkvadi'de kim bilir başka hangi önemli konuklar vardı... Ve sonra Urith biraz da sanki kendi kendine konuşmaya devam etti.

"Athelas otlarından koymakla iyi etmişsiniz yalnız bu sadece yaranızın iltahablanmasını engelleyecektir. Ã?abuk şifa bulması için başka şeyler de yapmak gerekir... Esasında yaranızı bir görsem hiç de fena olmazdı..."

Güz Yaprağı kendi kendine gevelediğini fark ettiğinde utandı ve hemen kendine çekidüzen verip elinden geldiğince elf beyinin sorusunu yanıtladı.

"Gözleminizde yanılmıyorsunuz Efendi Reiwen. Imladris benim doğma büyüme yurdum. Lakin iki ay kadar önce sevdiğim elf Claeryan ile birlikte Mithlond'a giden bir kafile ile birlikte yola çıkmıştık. O zamanlar Imladris için yapabileceğim pek bir şeyin kalmadığına inanmıştım artık. Onu ve beni bekleyen sonsuz hayata yelken açma arzusundaydık. Orta Dünya'yı sonbaharın hükmü sarmıştı bir kere ve bahar hiç gelmeyecekmiş gibi bir karanlık çökmeye başlamıştı yüreklerimize...

Benim bütün ailem çoktandır Imladris'i terk etti ve ben soylu bir aileden gelirim. Elflerin içinde bulunduğu her savaşta atalarımızın ön saflarda bulunması ile övünürüz biz... Ancak o parlak günlerimizden geriye bir ben kaldım ve benim de yayım o korkunç Kara Süvariler'in karşısında dondu kaldı... Parmaklarım oka, ok yaya, yay da toprağa yapıştı kaldı sanki ve kendimi savunamadığım gibi sevdiğimin de benim için hayatını feda etmesine neden oldum... "

Urith kendini tutamamış, haftalar süren yalnızlığında biriktirdiği tüm sözcükleri hiç bir suçu olmayan Reiwen'e söyleyivermişti. Uzun ve tehlikeli yolculuğunda yeterince cesur olmuştu ve yuvasını bıraktığından çok daha farklı bulmuştu. Üstelik Claeryan'ın yokluğunda burası çok daha farklıydı. Güz Yaprağı daha fazla kendisini tutamadı ve göz yaşlarını koyuverdi...

"Özür dilerim... Acım henüz çok taze ve onu sözcüklere dökmeye gücüm daha fazla elvermiyor."

"Yalnız mutlaka yaranıza bir bakmak gerek..." dedi hala akan göz yaşlarının arasından. Konuyu değiştirmeye, güçlü olmaya çalışıyordu. "Ama belki yemekten sonraya bırakılabilir." diye tamamladı sözünü. Salondan gelen seslere kulak kabartmıştı. Elrond'un güven veren sesini duyabiliyordu ve onun söyleyeceklerini duymaya ihtiyacı vardı.

Urithviel Reiwen Denizyolcusu'nun önünde kibarca eğildi ve Mithlond'lu elfin koluna girerek salona kadar ona eşlik etti.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
WeS_DeX
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 736
Joined: Wed Jan 03, 2007 10:00 am
Location: Grand Line
Contact:

Post by WeS_DeX »

Denizyolcusu, karşısındaki yeşil gözlerin çektiği acı ve üzüntülerden habersiz, sohbetlerine devam ediyordu. Son Sıcak Yuva'nın pürüzsüz ve güzel havası kendisine huzur veriyordu, tıpkı Mithlond'da olduğu gibi.

"Mithlond'da yaşamak, doğup büyümek, küçük yaşlarda o muazzam gemilerin hayranı olmamı sağladı. Her zaman şaşıran gözlerle izledim o gemileri, içimin her seferinde büyük bir hevesle dolup taşması, bugün bir gemi yapımcısı ve gemi kaptanı olmamın tek sebebidir. Önemli biri olduğumu düşünemiyorum leydim, Mithlond elflerini temsilen seçildiğim için gurur duyuyorum kendimle ve elimden gelenin en iyisini yapacağıma dair kendime söz verdim. Başarısız olursam, huzurlu bir ölüm elimden alınmış olur." Reiwen gülümsedi.

Urithviel'in yarasına gösterdiği yoğun ilgiden dolayı utanmıştı. Yarasını görmek istediğini söylemesiyle Reiwen "Bunun için uygun zaman değil leydim. Söylediğim gibi o kadar da önemli bir yara değil. İlginiz için teşekkür ederim, uygun bir zaman olsaydı sağlığım için endişelenebilirdim fakat yemeği kaçırmak istemeyiz değil mi?" diyerek içten gülümsemesinin dışa vurmasını engelleyemedi.

Bir süre sonra Urithviel'in sözleri derinleşmiş, zümrüt yeşili gözleri uzaklara bakar olmuştu. Reiwen beklemediği bir anda kızıl saçlı elfin, henüz çok taze olan anılarını kendisiyle paylaşmasıyla duyduğu her kelimenin, hüzünle kulaklarına geldiğini hissetti. Kalbi az önceki gibi neşeli değildi, gözlerindeki parlaklık Urithviel'in hikayesiyle yerini matlaştırmıştı. Reiwen ne söyleyeceğini bilemedi. Imladris'de dolaşırken aldığı, üzerine tribal desenler işlenmiş yeşil mendili Urithviel'in elini nazikçe tutarak avcuna bıraktı "Leydim, lütfen o güzel gözlere karanlığın girmesine izin vermeyin. Lütfen silin göz yaşlarınızı..." büyük salonun görünmesi üzerine "Kimsenin sizi üzgün görmesini istemeyiz değil mi?" dedi kızıl saçlı elfe.

Konuşmanın ardından Urithviel, akan göz yaşlarıyla birlikte yarasına mutlaka bakılması gerektiğini söylemişti. Reiwen'in içi burkulmuştu üzgün gözler karşısında "Benim acım sizin acınızın yanında bir karınca ısırığı kadar kalır Leydim. Duyduklarımdan sonra bir yaraya sahip olduğumdan emin değilim." dedi sessizce, bütün bu olanlar Denizyolcusu'nu üzmüştü ve bu denli bir acıyı hafifletmek için elinden hiç bir şeyin gelmemesi üzüntüsünü katlamıştı.

Kızıl saçlı elfin referansına karşılık verdi, Urithviel koluna girdiğinde "Buraya kadar eşlik ettiğiniz için ne kadar teşekkür etsem azdır leydim. Size rastlamasaydım her an yolumu şaşırabilirdim." dedi ve gülümsedi, biraz tereddüt ettikten sonra "Eğer vaktiniz var ise yemekte size eşlik etmeme izin verin. Imladris'de tanıştığım farklı ırklardan önemli kişiler var. Eminim onları tanımak da istersiniz." diyerek Urithviel ile birlikte büyük salona girdi. Gözleri, kalabalıkta yol arkadaşlarını ararken kızıl saçlı elfin, cevabını bekliyordu.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Dura
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 281
Joined: Tue Jan 27, 2004 10:00 am
Location: Derfas
Contact:

Post by Dura »

bulunduğu terastan aşağıdaki nehri ve şelaleyi izlerken gelen geçenlere bakıyordu ara sıra.. pek çok ırktan gelen misafirlerin arasında ilk gelen gruptan ve aşağıdaki arbedeye katılanlardan başkaları da vardı..

üzerindeki yeni kıyafetler çok rahat ve ferahtı.. insanın vücudunu tazeliyordu adeta.. mat bir kumaşa sahip olan bu kemik rengi elf dokuması süssüz ve sade dikilmişti.. ancak böylesi bir sadeliğin barındırabileceği bir asaleti taşıyordu çizgilerinde.. yıllardır görevi gereği zincir zırh gömleğin konforsuzluğuna alışan, geceleri uyurken dahi çoğu kez yabanda bu kıyafetle yatan Eolin için bu rahatlık ve zarafet tarif edilemez boyuttaydı..

gelip geçenlere, salona girişten önceki terasta selam veriyordu tek tek.. yemeğe kadar bir süre daha burada yalnız oyalanacaktı.. eşsiz manzara ve elf hanımın hayali buradan kolayca ayrılmasına mani oluyordu..
Aurë entuluva...!!
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Urithviel akan göz yaşları ile birlikte rahatlamış, kendini biraz toparlamıştı. Üstelik yorucu ve uzun bir yolculuktan sonra ilk defa kendisini yalnız hissetmiyordu. Reiwen elinden geldiğince onu teselli etmiş, parmaklarının arasına işlemeli güzel bir mendil bırakmıştı. Urith göz yaşlarını yeşil mendile sildi. Ancak genç elfin yüzünde engebeli yolların, yabanda geçirilmiş yalnız gündüzlerin ve gecelerin bıraktığı toz ve toprak vardı. Gözyaşları ile birlikte Reiwen'in tertemiz yeni mendilini de kirletmişti... Gerçekten de ayağının tozu ile gelmişti Urith Imladris'e ve henüz temizlik için fırsat bulamamıştı. Mahçup olup hemen mendili cebine attı.

"Özür dilerim beyim. Mendilinizi kirlettim. Geri vermeden önce temizlememe müsade ediniz... Mutlu bir hayatınız varmış belli ki Mithlond’da. Belki de kaderimde sizin yaptığınız bir gemi ile yola çıkmak vardır yola Gri Limanlar’dan, belki burada sizinle tanışmış olmam da bundandır. Belki beyhude değildir sevdiğimin hayatını benim için feda etmesi, belki de hala şer’e karşı savaşta oynanması gereken bir rolüm vardır... "

Urith serinleşmeye başlamış sonbahar hafasını ciğerlerine çekti ve nihayet göz yaşlarını bastırdı. Sonra da elinden geldiğince güçlü olmaya çalışarak konuşmasına devam etti.

“Özüntümün ziyafete gölge düşürmesini istemem Efendi Reiwen. Elbette dostlarınızla tanışmayı ve yemekte size eşlik etmeyi çok isterim. Yol yorgunuyum ve karnım çok aç. Beyimiz Elrond’un ziyafetleri meşhurdur. Tüm dünyayı saran şer’in kara bulutlarına rağmen ister elf ister insan ister cüce, Orta Dünya’nın tüm iyi ırkları burada biraz olsun kederlerinden sıyrılmayı başarır. “

Urith Reiwen’in yanında salonda aşina olmadığı yüzleri seçmeye çalışarak bekliyordu.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Possessed
Site Çizeri
Posts: 958
Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
Contact:

Post by Possessed »

"Efendiler, doğuya yaptığım bir yolculukta karşılaştığım bir halk vardı. Kargı atmakta ünlülermiş, isabetli atışlarına tanık oldum. Attıkları kargı adamı delip geçiyor, zavallının gücünü kırıp yere seriyor. Eskiden oktan çekinirdim, hele yaylı Rohan süvarilerine hayranlıkla bakardım. Üstün ve hızlı manevra kabiliyetine uzak mesafeli silahın eklenmesiyle müthiş taktikler oluşturulabiliyor. Ama marifetli ellerde bir kargının gücü yadsınamazmış, bu kadar etkili olabileceğini düşünmemiştim. Genelde bizim piyadelerimiz kargıyı savunma aracı olarak kullanır, üzerine gelen atlıyı durdurmada birebirdir. Ama bu adamlar kargıyı daha saldırgan bir silaha dönüştürmüşler. Zaten çok ileri gitmedim, doğuya ilerledikçe toplum yapıları çok değişiyor, bize uygun değil."

Masadakiler onu pür dikkat dinliyordu, daha önce bu elfi görmemişlerdi. Ekiel salona girdiğinde masaların arasında biraz dolanmış, konuşmalarıyla dikkatini çeken bir elf grubunun sofrasına katılmıştı. Bir süre konuşulanları dinlemişti, ilk başta halklar arasındaki ittifak konuşuluyordu. Elflerin genel görüşü diğer uluslara pek güvenilemeyeceği şeklindeydi; ama güvenmek istiyorlardı. Bu sırada konu ırkların savaş taktiklerine gelmişti. Ekiel'in ilgisi dahiline girmişlerdi, Ekiel de açtı ağzını, kendi deneyimlerini aktarmaya başladı. Böyle keyifli bir sohbet sürüyordu aralarında, tabii leziz yemekler de tüketiliyordu sohbet içinde. Yemeklerin de tadına doyum olmazdı yani, elf mutfağı da ayrı güzeldir ki bu sofradaki elf mutfağının en lezzetli örnekleriydi.
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Gmoen, onunla konuşan hobbite aval aval baktı. Sakalının üstü tütün artıklarıyla dolup taşmıştı, bir hafta önce yediği elmanın sapının bile hala sakalında yer aldığı düşünülürse o tütün artıklarının uzun bir zaman daha Gmoen’e eşlik edeceğini tahmin etmek güç değildi.

“Bu yüz ifadesi benim genel olarak böyledir. Beğenmezlik yok. Irksal bir şey olsa gerek, beğensek de biz cüceler beğenmemiş gibi durmayı severiz.” diye belirtti Gmoen, ardından bir dirsek yemesi bir oldu Gimli’den.

“Tabi bunlar her bir cüce için aynı değildir. Bazı cüceler, gerçekten de beğenmedikleri için de somurtabiliyorlar. Bu nedenle bir cüceye bakıp bir şeyi beğenip beğenmediğini anlayamazsın. Gidip sorman gerekir derler.” diye anlatmaya devam etti Gmoen kıs kıs gülerek.

O esnada Elrond’un danışmanı Erestor tek tek masaları dolaşıyor ve misafirlerle ilgileniyordu. Gmoen, Erester yanlarına geldiğinde ayağa kalktı.

“Ayağa kalkmanıza gerek yoktu, sadece keyfiniz yerinde mi diye sormaya gelmiştim.” diye belirtti Erestor.

“Bunu neden keyfime sormuyorsun o zaman.” diye homurdanarak yerine oturdu Gmoen.

“Aragorn, Elrond neden yanımıza gelmedi bu akşam diye sormamı istedi sana.” dedi Erestor, Bilbo ile kafa kafaya verip şiirlere gömülmüş olan Aragorn’a.

“Birazdan geleceğimi bildir, Erestor. Bilbo’ya bir sözüm vardı da.” dedi Aragorn başını kaldırarak.

“Ben seni daha fazla tutmayayım, Dunadan. Sen git en iyisi, hem şu atkı için de teşekkür etmiş olursun.” dedi gülümseyerek Bilbo.

Aragorn yarı utanır vaziyette ayağa kalktı: “İyi madem, hepinize afiyet olsun cüce yoldaşlarım ve hobbit dostlarım.”

Erestor ile Aragorn yanlarından ayrıldıktan sonra Gmoen, Gorimac ile konuşmaya devam etti. Yavaşça masalar toplanmaya ve herkes dağılmaya başlamıştı. Elrond, Arwen ve Aragorn büyük salondan ayrılmışlardı bir süre sonra. Gimli ile babası Gloin de Bilbo ile yeni tanıştıkları Gorimac’a veda ettiler, ama Gloin, Gmoen’in bir süre daha aylaklık etmesine izin verdi. Gmoen de yeni dostu Gorimac’ı bırakmak istemiyordu zaten.

“Hadi bir etrafı dolaşalım. Hem belki senin pipolarından denemek isteyen başkalarını da bulursun.” diye önerdi Gmoen.

Büyük salonda verilen yemek bitmek üzereydi, ama hala isteyen salonda yiyip, içip, eğlenebilirdi. Yeni dostluklar için bundan daha iyi zaman bulunamazdı…
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Urith sonunda Reiwen ile birlikte masaya oturup ziyafetin tadını çıkarmıştı. Salonda pek çok tanımadık sima vardı ama bu hengame ve gürültünün içinde onlarla tanışmak oldukça zordu ve bir kez bu coşkulu kalabalığın içine girdikten sonra somurtmaya da imkan kalmamıştı. Güz Yaprağı acısını unutmamıştı ama kafileyi terk ettiği günden beri amaçladığı şeylerden ilkini, Imladris'e sağ salim geri dönmeyi başarmıştı. Bu yüzden biraz gevşemeye, hala vakti varken yuvasının sıcacık nimetlerinden faydalanmaya karar verdi. Masaya gelişigüzel yerleştirilmiş şarap testilerinden birini aldı ve Reiwen'e şarap ikram etti, sonra da kendi kadehini doldurdu.

Kolay içimli bordo renkli lal Urith'in önce yol yorgunluğunu, sonra da yavaş yavaş yüreğinde birikmiş karamsarlığın tortusunu aldı ve genç elfin zümrüt yeşili gözlerine tekrar ışık geldi. Reiwen hoş sohbet birisiydi ve ikisi yemek boyunca konuşmalarına devam ettiler. Reiwen vatanı Mithlond'dan, Urithviel ise bir avcı olarak Ayrıkvadi'nin çevresinde yaptıklarından ve gördüklerinden bahsetti. Ona annesinin ve babasının gidişini, onları Mithlond'da görüp görmediğini sordu, isimlerini verdi ve Reiwen'in bildiği kadarını merakla dinledi. Urthalas ve Fhaelviel'di babasının ve annesinin isimleri. İki elf bir süre daha konuşmalarına devam ettiler sonra Urith'in gözleri bir köşede Aragorn'u yakaladı. Bir hobbit ve cüce ile konuşuyordu. Kolcunun tekrar buraya geldiğini bilmiyordu ve ister istemez gözlerinde anıları canlandı.

Estel henüz iki yaşındayken gelmişti Imladris'e ve bu ismi ona Elrond koymuştu. Elf dilinde Umut demekti ve Elrond'un ona bağladığı umudu simgeliyordu. Bu ismin konmasının nedeni o zamanlar çoğu elf için bir sırdı ancak daha sonraları gerçek kimliği ve ismi açıklanınca bir anlam kazanmıştı. Estel on yaşına geldiğinde Urith 71 yaşındaydı ve ikisi de kısa bir süre için olsa da çocukluklarını birlikte yaşamışlardı. Lakin Estel bir insandı ve çok hızlı büyüyordu. Urith bir yetişkin olana kadar Estel adam olmuş, Aragorn ismiyle birlikte Ayrıkvadi'den ayrılmıştı. Daha sonra da yolları hiç kesişmemişti. İster istemez Aragorn'un onu hala hatırlayıp hatırlamadığını düşündü Güz Yaprağı.

Erestor Aragorn'un yanına yaklaştığında Urithviel aralarındaki konuşmayı duydu ve çok geç olmadan Elrond ile konuşmanın doğru olacağına karar verdi. Buraya gelmesinin bir nedeni de Elrond'a danışmaktı. Kibarca Reiwen'den izin isteyip Elf Beyi'nin yanına gitti.

"Sorularına cevap bulabilmen için seni kendi haline bırakmanın daha doğru olacağını düşündüm sevgili Urithviel. Acını paylaşmadığımı sakın merak etme kızım, ama yine de seni tekrar gördüğüme sevindim" dedi Elrond genç avcıyı gördüğünde.

"Demek olanları zaten biliyordunuz..." diyebildi Urith ancak. Belki şarabın da etkisi ile çok daha güçlü hissediyordu şimdi kendisini. "Oysa ben o trajediden sonra buraya gelen ilk kişi olduğumu sanıyordum."

"Ã?ylesin elbette ama belki de henüz çok gençsin. Bir haberin gelmesi için mutlaka bir ulağın gelmesine gerek olmadığını da bilirdin yoksa." Elrond Urith'e oturması için taştan bir bankı işaret etti ve kendisi de genç elf kızın yanına oturdu.

"İçine çöreklenmiş korkuyu ve karamsarlığı görebiliyorum ve tüm bunların mesnetsiz olduğunu da inkar edemem kızım. İntikam almak istiyorsun ancak intikam duygun çok büyük ihtimalle sevdiğinin fedakarlığını beyhude kılacak ve seni de zamansız aramızdan alacak. Dün burada çok önemli meseleler konuşuldu ve çok önemli kararlar alındı. Karanlık bir kez daha Orta Dünya'nın tüm iyi ırklarını tehdit eder oldu ve bu sefer safları çok daha kalabalık ancak bu diyarda hala umutlarımızı bağlayabileceğimiz bazı gelişmeler var. Bu umutların boşa çıkmaması için en küçüğümüzden en güçlümüze herkesin dayanışması gerekiyor ve geride kalmayı seçen veya gidecek bir yeri olmayan herkesin yapabileceği bir şeyler var. Sana verebileceğim yegane tavsiye de gözünü karartıp intikam peşinde koşmaktansa sevmen ve sevdiklerinin iyiliği için elinden geleni yapman olacak. Ã?fke ve nefretle yayından bıraktığın her ok, hedefi ne olursa olsun düşmanı daha güçlü kılacak. İntikam ateşini söndür Urithviel, bu düşmanın kırbacı!"

Elrond bir süre vadideki kızılın her rengine bürünmüş ağaçlara baktı ve sonra iç geçirip devam etti sözlerine.

"Güz geldi artık Imladris'e. Burada ailenin sana bıraktığı boş koridorları ve Claeryan'ın özlemini bulabilirsin sadece. Çok kısa süre sonra bir kafile daha ayrılacak buradan ve bu sefer Mithlond'a değil zira pek çok farklı ırktan oluşacak. şu anda sana söyleyemem ama yakında öğrenirsin. Biliyorum yeni geldin ama belki sen de gitmelisin onlarla. Seni Imladris'den uğurladığım zamanki gibi, iyilik ve iyi niyet içinde olmanı istiyorum sevgili kızım ve belki tüm bunları yeni yoldaşlarda bulabilirsin. Takdirim hem kendine, hem de başkalarına ancak böyle faydalı olabileceğin."

Elrond başka hiç bir şey söylemedi ve Urith'e son bir kez sarılıp onu eğlencenin devam ettiği salona uğurladı.

Güz Yaprağı hiç cevap vermeden salona geri döndü ama bu sefer kendisini daha iyi hissediyordu ve Elrond'un ne demek istediğini çok iyi anlamıştı. Kendi kendisine sessizce bir ağıt mırıldandı.

Seni hiç bir şey kalbimden alıp götüremez,
Ne beyaz yelkenleri olan bir gemi, ne de Mordor hançeri,
Fedakarlığını hiç bir şey beyhude kılamaz,
Ne intikamın kör ateşi, ne de korkunun aciz pençesi.

Sonra da salona muhtemelen çok yakında yoldaşları olacak kişileri tanımak için tekrar girdi.

Cüce Gmoen ve buçukluk Gorimac bir köşede oturmuş muhabbeti koyulaştırmış üstüne tüttürmeye de başlamışlardı. Cücenin çekilir bir tarafı yok gibi gözüküyordu ama buçukluklar, en azından tek bildiği buçukluk Bilbo göz önüne alınırsa, oldukça keyifli ve başkalarının da keyfine keyif katan bir halktı. Urith izin isteyerek ikilinin yanına sandalyesini çekti ve bir yandan da Reiwen'e gelmesi için işaret etti.

Sonra da en kibar sesiyle kendisini tanıttı.

"Ayrıkvadi'ye hoş geldiniz. Ben Urithviel Peredhil. Halinizden memnunsunuzdur umarım. Sakıncası var mı size katılmamın?"
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
WeS_DeX
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 736
Joined: Wed Jan 03, 2007 10:00 am
Location: Grand Line
Contact:

Post by WeS_DeX »

Leziz yemekleri yerken, Urithviel ile olan sohbet koyulaşmıştı. Kızıl saçlı elf, ebeveynlerini tanıyıp tanımadığını sorduğunda Reiwen üzülerek "Ayrıkvadi'ye yolum düşmeden önce, Mithlond'da görev başında olmadığım bir gün bile geçiremedim leydim. Ticaret amaçlı seferlere çıktım ve bir çok bölgenin haritasını çizebilmek için vatanımdan ayrıldım. Özülerek söylemeliyim ki, anneniz ve babanızla karşılaşmadım. Eğer bir gün Mithlond'da yolumuz düşerse, efendi Cirdan'a bu konuyla ilgi bir bilgisi olup olmadığını sorabiliriz. Efendi Cirdan'ın haberini almadığı bir konu duymadım henüz leydim." dedi gülümseyerek. Urithviel yanından ayrıldığında, şarabını yudumlayarak bu güzel yemeğin tadını çıkardı.

Aradan geçen süre boyunca, koruda beraber savaştıkları Gondor'lu Tumar'ı ve Rohan'lı Eolin Bozyele'yi görse de, yanlarına gitmemeyi yeğledi. Dikkatini bir grup cüce ve hobbitin bulunduğu masa çektiğinde ise önemli konuların konuşulduğunu, oturduğu köşeden hissedebiliyordu. O masadan biraz ileride ise bir başka hobbit ile cüce pipo içip daha neşeli konulardan konuşuyorlardı. Yüz ifadelerinden bunu anlayabilmişti Denizyolcusu. Bir süre gözlerini üstlerinden ayırmadı, şarabının son damlalarını yudumlarken Urithviel'in pipo içen kısa boyluların yanına gittiğini gördüğünde, kızıl saçlı elfin işaretini görmesi bir oldu. Yavaşça masadan kalktı ve yanlarına gitti.

"Afiyet olsun efendiler, ben Gri Limanlar'dan Reiwen Denizyolcusu. Hoş sohbetinize katılmamızın bir sakıncası yoktur umarım." dedi ince gülümsemesiyle birlikte. "Ayrıkvadi'de huzur bulmamak elde değil, umarım elflerin diyarından keyif alıyorsunuzdur."
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Dura
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 281
Joined: Tue Jan 27, 2004 10:00 am
Location: Derfas
Contact:

Post by Dura »

içeriden gelen sesler yemeğin başladığını işaret ettiğinde bu güzel manzarayı -biraz da isteksizce- bırakarak geniş yemek salonuna seyirtti.. içeride pek çok kişi yiyor içiyor sohbet ediyordu.. nedense kendini aç hissetmediğinden olsa gerek birkaç dilim peksimet ile lezzetli kurutulmuş yemişlerden kendine bir tabak yaparak köşede bir yere ilişti usulca.. etraftaki sohbetlere gülümseyerek kulak misafiri oldu.. oturduğu yer cücelere oldukça yakındı.. bu halka nedeni bilinmez bir şekilde oldum olası saygı duyardı.. sohbetlerinin arasına girmek istemedi..

ortamda elfler ve buçukluklar da dolanıyodu.. sohbetin soğuyup gecenin saatlerinin ilerleyeceği zamanı bekleyecekti konuşmak için.. şimdi kimseyi kendi sıkıcı mevzuları ile rahatsız etmek istemedi çünkü.. herkes oldukça mutluydu.. arkasına yaslanıp etrafı izledi..

bu kayısıya benzeyen yemiş ne kadar da farklı ve lezzetliydi böyle..
Aurë entuluva...!!
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Elrond'un yemek odasında her bir misafir karnının açlığını en lezzetli yemeklerle doyurmuş, yemek sonrası çöken ve başka hiç bir şeye benzmeyen o rehavetle sohbet ederken, giriş kısmında bir hareketlenme göze çarpmıştı. Orman yeşili bir pelerin giymiş zarif bir elf kızı ile siyah saçlı, zırhlarla kuşanmış iki elf askeri salona girdiler. Kız sakince olduğu yerden kımıldamadan salondaki kişilerin üzerinde gözlerini dolaştırmaya başladı, lakin sakin görünüşünün aksine elleri titriyor, yanakları pembe bir hal alıyordu. Toprak rengi saçları uzun bir yoldan gelmesine rağmen karışmış değildi, fazla narin ve masum gözüken yüzündeki en ilgi çekici yan iri badem biçimli gözleriydi, sanki yağmurlu bir sabahı anımsatırcasına grimsi mavi gözleri belli ki heyecanla ışıldıyordu. Sonunda nazarları odanın kenarında duran Legolas'ı bulduğunda, kıpırdadı. İki elf asker, kızı takip etti.

Elf kızı ağır adımlarla Legolas'a doğru ilerlerken, elf prensi de kızı görmüştü, görmüştü görmesine ama yüzünde pek memnun bir ifade yoktu. Gözlerini kısmış çatık kaşlarıyla elf kızına ve yanındaki savaşçılara bakıyordu.

Kız masaların arasından geçerken, bir an Boromir ona dönüp bakacak oldu bir kaç saniye boyuca rikkatli bakışları kızın siması üzerinde gezindi. Sonrasında yavaşça önünde dönüp içini çekti.

Legolas kız yanına varmadan ayağa kalkmıştı bile.
Daha kız ağzını açmadan Legolas fısıldadı ona.

"Burada ne yapıyorsunuz Adurant! Sizin Mirkwood'un güvenli ormanlarında babamın koruması altında olmanız gerekiyordu."

Adurant isimli elf kızı ellerini uzatınca Legolas samimiyetle bu elleri tuttu ve yüzündeki katı ifade değişir gibi oldu, şimdi bu mahsun elf kızına bakarken şefkat doluydu.

"Hemen bana kızma sevgili kardeşim, sana haber getirmem gerekti! Ah esef duyarım ki iyi bir haber değil sana getirdiğim. Nasıl olduğumu siz benden iyi bilirsiniz, onun için lütfen buradakileri rahatsız etmeyelim, rica ederim az ileride konuşalım sizinle!"
Legolas kaşlarını çattı.

"Bu kara haber ne ola ki Adurant, babam seni Mirkwood'un ormanlarından çıkartıp yanında iki korumayla Imladris'e göndersin benim berimden?"

"Lütfen..."

"Peki öyleyse."


Legolas korumalara döndü.
"Uzun bir yolculuktan geldiniz, lütfen dinlenin sevgili kardeşlerim. Adurant ile ben ilgilenirim."

Elf savaşçılar başları ile selam vererek çekildiler.
Ardından Legolas kız kardeşinin elini bırakmadan onunla birlikte yemek odasından çıktı.
Arkalarından sessiz bir iç çekiş yükseldi bir daha Boromir'den, yiğit savaşçı anlamsız bir kaç kelime mırıldandı giden elflerin peşinden.
Image
Moonwhisper
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 64
Joined: Thu Apr 02, 2009 10:00 am
Contact:

Post by Moonwhisper »

Gorimac yeni dostunun sohbetinden oldukça hoşlanmıştı. Gmoen ona göre oldukça cahildi ve kibarlıktan bihaberdi fakat çok eğlenceli bir karakterdi. Zaten Gorimac oldum olası cücelerle iyi anlaşırdı. Akşam boyunca pek çok hikâye paylaştılar, zaman zaman kahkahalara boğuldular. Ã?nce Yolgezer daha sonra da Gloin ve Gimli masadan ayrılmıştı. Yeni dostunun onunla kalması mutluluğunu ikiye katladı çünkü bu sohbetlerine uykuları gelene kadar devam edebilecekleri anlamına geliyordu.

Gorimac Gmoenle yürüyüşe çıkmak için Bilbodan izin istedi. Zaten yeterince uykusu gelen Bilbo ikiliye iyi eğlenceler diledi ve kendisi de dinlenmek için odasına gitmek üzere ayağa kalktı. Bu esnada yanlarına etkileyici bir elf geldi. Hırpani görüntüsü başlangıçta Gorimacin biraz ürkmesine sebep olsa da oldukça güzel bir bayanla karşı karşıya olduğunu fark etti Gorimac. Kısa bir süre için, kendini tanıtan elfin gözlerinin içine hiçbir şey demeden baktı. O gözlerde derin bir hüznün gölgesi vardı. “Ruhunu rahatsız eden bir durum var. Yardım edilmeli” diye düşündü. Kendi düşüncelerinden sıyrıldığında ise kabalık yaptığını fark edip Urithviel’in elini öptü.

“Kabalığımı mazur görün leydim” dedi “Güzelliğiniz karşısında donup kaldım. Bana Gorimac derler. Sohbetimize iştirak etmeniz bize onur verir. Lütfen size bir pipo hazırlamama izin verin. Hem belki pipolarımızı dışarıda tüttürmemizde sakınca görmezsiniz de biz de bu güzel yüzü akşam güneşi altında görebilme mutluluğunu yaşarız.” Hevesle çantasından yeni bir pipo çıkardı ve tütün keselerine uzanıp pipoyu hazırlamaya başladı. Bu esnada Reiwen yanlarına geldi…

“Hoş geldiniz beyim” dedi Gorimac mutlulukla. “Lütfen buyurun, meşhur harmanımdan size de ikram edeyim. Bu arada adım Gorimac Brandybuck Erdiyarının en beğenilen tütünlerini yetiştiririm.” Derhal yeni bir pipo çıkararak aynı işlemi tekrar etmeye başladı… “Artık dört kişi olduğumuza göre pipo içmenin keyfi de dörde katlanacak demektir” dedi son hazırladığı pipoyu Reiwene ikram ederken. “Tüm tasalarımız pipomuzun dumanıyla birlikte uçup gitsin, dostluğumuz daim olsun.” dedi ve piposundan bir nefes çekti.

Gorimac tüm akşam ve gece boyunca dostlarıyla sohbet etti. Erdiyarının meşhur hikayelerini dostlarıyla paylaştı ve onların anlattıklarını büyük bir ilgiyle dinledi. Yeni dostlar edinmiş ve karnını müthiş yemeklerle doyurmuş olmak ona Trolbükünde çektiği tüm zorlukları unutturmuştu. Gece boyunca anlatmış olduğu hikayeler zaman zaman Urithvielin yüzünü güldürmüştü ve hobbit mutsuz birinin gülümsemesini sağladığı için kendisiyle gurur duyuyordu. Gecenin sonlarına doğru uykusu iyice gelmişti ve yeni dostlarına iyi geceler dileyip onlardan ayrıldı. Bilbo bu gece uyuması için ona kendi odasında bir yer hazırlayacağına söz vermişti. Bu yüzden kuzeninin odasına doğru ilerledi. Kapıyı sessizce araladı. Bilbo huzurlu bir uykunun kucağına çoktan bırakmıştı kendini. Sessizce kendine ayrılan yatağa doğru ilerledi…
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

“Gece bitmez, ama benim gözler daha biraz daha açık durursa yere doğru akmaya başlayacak.” dedi Gmoen homurdanır gibi ses çıkartarak. Yeni tanıdığı kişilerin isimlerini bile doğru düzgün bilmiyordu, aslında pek de umurunda değildi. Bir daha onları görebileceğini sanmıyordu. Bu yüzden iyi geceler dilemeye bile gerek duymadan yanlarından ayrıldı.

Odasına vardığında daha Gimli’nin uyumadığını fark etti. Gloin ise çoktan horlama safhasına geçmişti. Belli ki onu rahatsız edecek türde bir rüya görmekteydi, bir ona yana bir bu yana dönüp duruyordu.

“Ayrıkvadi’ye yeni birileri gelmiş diye duydum. Sanırım orman elfleriymiş, şu prensin bir akrabası diye bir söylenti kulağıma ulaştı. Ama emin olamadım.” diye konuştu Gimli, Gmoen’in yüzüne bile bakmadan.

“Ben öğrenebilirim isterseniz.” dedi Gmoen nazik olmaya çalışan homurtulu sesiyle.

“Ã?ğrenmek istediğim için zaten sana bunları söylüyorum. Git, öğren, gel hemen.” diye kızdı bu sefer Gimli.

Gmoen, saygıyla eğildi ve odadan çıktı. Gmoen’e göre gereğinden fazla süslenmiş olan, her köşesine heykeller konmuş ve duvarlarına çeşitli tablolar asılmış koridorları geçti ve ortasında bir fıskiyenin yer aldığı bahçeye vardı.

Ahşap bir sandalyeye çökmüş genç bir hobbit yıldızları seyrediyordu. O kadar huzurluydu ki gören de ölmüş, gerçek anlamda huzura ermiş zannederdi.

“Efendi hobbiti rahatsız etmiyorumdur umarım.” dedi Gmoen sakince.

Hobbit, tombul göbeğine çekidüzen vererek ayağa kalktı: “Elflerin ezgilerinin hiç eksilmediği bu kutlu yerde beni rahatsız edebilecek tek şey, midemin gururtusu olurdu efendi cüce.”

Hobbit de efendi kalıbını kullandığına göre o da birisinin hizmetkârı olmalıydı yoksa asla üst rütbede olmuş biri karşısındaki kişiye bu şekilde karşılık vermezdi yani Gmoen’in düşüncesine göre.

“Sizi büyük salondaki yemekte gördüğümü hatırlayamıyorum, çok fazla ırktan önemli veya önemli olmak için buraya gelmiş kişi vardı ama çok az hobbit olduğundan hatırlardım eğer sizi görmüş olsaydım.” dedi Gmoen cümleleri kafasında uzun uzadıya toparlayarak.

“Efendim rahatsızlanınca yemeğe katılamadık. Ben de onunla ilgilenmek zorunda kalmıştım.” dedi sakince hobbit.

Gmoen sanki bir zafer kazanmış edasıyla gülümsüyordu. Burada tek birilerine hizmet eden kişi kendisi değildi en azından.

“Orman elfleri gelmiş diye duydum da bilirsiniz belki, önemli bir haber mi getirmişler yoksa? Bilginiz var mı bu konuda?”

“Tek bildiğim Elrond’un divanına katılmış olan orman elfinin bir akrabasının gelmiş olduğu.” diye yanıt verdi hobbit.

“Tek bildiğin buysa, çok bildiğin konulardan soru sormamak lazım o zaman.” dedi Gmoen birden.

“Peki, ne için gelmiş biliyor musun?” diye sordu ardından.

“Önemli bir haber getirmek içindir herhalde, nereden bileyim? Kulaklarım gördüğün üzere yerlerinde duruyor, bir yerlere misafire gitmemişler. Bilmem anlatabildim mi?” diye kızgınlıkla yanıt verdi tombul hobbit.

“Neyse sizi rahatsız ettiğim için kusuruma bakmayın. İsminizi öğrenebilir miyim son olarak?”

“Samwise, ama sen kısaca herkes gibi Sam diyebilirsin.”

“Ben de Gmoen.”

“Tanıştığımıza memnun oldum Gmoen.”

İyi geceler dilekleriyle Sam’in yanından ayrıldı Gmoen. Odasına geri döndüğünde öğrendiği bilgileri Gimli ile paylaşacaktı ki Gimli’nin çoktan uyuduğunu fark etti. O da artık yatağına çöküp uyumaya karar verdi ve gözlerini kapamasıyla da uyuması bir oldu.

Bir gün daha geçmişti Ayrıkvadi’de böylece, sabah olmuş herkes sabah kahvaltısı için odalarından çıkmıştı bile. Büyük salonda açık büfe tarzında bir kahvaltı hazırlanmıştı konuklara, ama Elrond, Aragorn, Gandalf ve Arwen yoktu. Zaten Elrond genelde kahvaltıyı ailesiyle birlikte yapmaktan hoşlanırdı. Aragorn ile Gandalf da artık ailesinin bir parçası gibi olmuştu. Bir de Gandalf’ın Elrond ile konuşacağı meseleleri de vardı.

Dün Ayrıkvadi’ye varmış olan beornun ise yaralarının tamamı iyileşmişti. Elrond’un hekimlik bilgisi çok engindi ve bitkilerden ilaç elde etme konusunda da çok bilgiliydi. Bu yüzden elleri şifa getirirdi, bu büyüden ziyade maharet ve bilgi birikiminden kaynaklanıyordu.

Gmoen, beornların yaşadığı Carrock bölgesinden daha yakın zamanda geçtiği için yeniden bir beorn karşılaşmaktan pek de mutlu değildi. Beorn ise ballı ekmek yiyip süt içiyordu. Yanından selam vermeden geçti Gmoen.

Erestor, masaları dolaşıp dün akşamki warg saldırısında Aragorn’un yanında bulunmuş olan kişileri arıyordu. Onlara büyük salonun dışındaki bahçeye gelmeleri gerektiğini bildirdi, ama başka bir şey demeden ayrıldı.

Not: Ayrıkvadi’de geçirdiğiniz geceyi, belki gördüğünüz bir rüya olur ya da ilginç bir olayı anlatabilir ardından da kahvaltının yapıldığı salona inersiniz. Orada Erestor’un sizi bulduğunu ve bahçeye gelmenizi istediğini yazarsınız ardından. Artık görevimizi öğreneceğiz…
WeS_DeX
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 736
Joined: Wed Jan 03, 2007 10:00 am
Location: Grand Line
Contact:

Post by WeS_DeX »

Gece enfes kokulu, salondaki her kişinin lezzetle dolup taşmasına yol açan yemekleri yedikten sonra, üzerine yeni tanıştığı hobbitin kaliteli harmanının tadı Reiwen'in görevini unutmasına yol açmıştı. Gorimac'ın sohbeti keyifliydi fakat Gmoen adlı cüce, Denizyolcusun'dan pek haz almamıştı sanki. Neyse ki sohbet koyulaşmış, her konudan biraz biraz konuşulmuştu. Ertesi günün yorucu bir gün olacağı aklına geldiğinde, herkese bu eğlenceli dakikalar için ayrıca teşekkür etmişti. Gecenin kalan kısmını dinlenmek için ayıran Reiwen, Ayrıkvadi'ye geldiğinden bu yana, olan bütün olayları kafasında son bir kez toparlarken, kendisini derin rüyalarda bulmuştu.

Güneş henüz doğmuştu. Hafif olan uykusundan erkenden uyandı ve üstündeki bütün kıyafetleri çıkardı Reiwen. Vücudunu serin suyun altına bıraktı, tertemiz kokan havayı içine çekti. Ne zaman rahat bir gece geçirse, sabahına bir o kadar güzel ve ferah bir hisle güne başlardı, bugün de olduğu gibi. Üzerine henüz hiç giymediği koyu kahverengi takımını geçirdi. Uzun ve, düz siyah saçlarını sade bir şekilde omuzlarının arkasına attı. Bir süre kendisiyle ilgili hazırlık yaptı, tatmin olduktan sonra kahvaltısını yapacağı salona indi. Pek iştahının olmadığını anlayınca zorla bir dilim ballı ekmek yemeyi başardı. Gözleri dün tanıştığı kişileri arasa da, kimseyi göremedi. Oturduğu yerde dalmıştı Mithlond'lu elf. Aklına minik Eariel'in öğrettiği şarkı estiğinde, şarkının huzur verici melodisini mırıldanarak yüzüne gülümsemesini yerleştirdi.

Arkasındaki adamı fark etmemişti Reiwen.

"Ah işte buradasınız. Afiyet olsun Mithlond'dan Denizyolcusu. Pek fazla vaktim olmadığı için lafı gevelemeyeceğim. Kahvaltınız bittiğinde büyük salonun çıkışındaki bahçeye gelmeniz gerekiyor. İyi günler..." dedi pek de yabancı gelmeyen ses. Reiwen arkasını döndüğünde gidenin Erestor olduğunu gördü. Kimseyi bekletmenin iyi olmayacağını düşünerek yavaş adımlarla bahçenin yolunu tuttu.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest