İhanetin İzinde (Orta Dünya - Ortak Öykü)
"Endişelerine hak veriyorum Reiwen. Kartalların gözleri keskindir, ama inan bana bizi göremediyseler bile muhakkak duymuşlardır. Mağaranın akustiği muhteşem ve burada fırtınadan başka sadece bizim sesimiz duyuluyor."
Urith eğilip Ekiel'in ortaya yeni koyduğu kuru üzümlerden bir avuç aldıktan sonra tekrar arkasına yaslandı, bu sırada Ekiel'e dönüp kibarca teşekkür etti. Sonra da sözlerine devam etti.
"Civardaki yırtıcı hayvanlar burayı zaman zaman tıpkı bizim gibi sığınak olarak kullanmış, ancak hiç biri burayı yuvası olarak bellememiş. Oldukça kalabalık bir grubuz ve kanımca en azından yırtıcı hayvanlardan endişelenmemize çok fazla gerek yok."
Urith tekrar arkasına yaslandığında Reiwen ve Gorimac tütün muhabbetine başlamıştı, sonra da Tumar ortaya kendi yemeklerini koymuştu. Urith biraz peynir ve ekmeği de yedikten sonra karnı nihayet doymuştu.
Sonra Reiwen buçukluğun harmanını üflediğinde Urith tütünün kokusu ile mest olmuştu. Reiwen'e dönüp kibarca konuştu.
"Tütünün tadına bakabilir miyim? Tabi senin için sakıncası yoksa."
Urith eğilip Ekiel'in ortaya yeni koyduğu kuru üzümlerden bir avuç aldıktan sonra tekrar arkasına yaslandı, bu sırada Ekiel'e dönüp kibarca teşekkür etti. Sonra da sözlerine devam etti.
"Civardaki yırtıcı hayvanlar burayı zaman zaman tıpkı bizim gibi sığınak olarak kullanmış, ancak hiç biri burayı yuvası olarak bellememiş. Oldukça kalabalık bir grubuz ve kanımca en azından yırtıcı hayvanlardan endişelenmemize çok fazla gerek yok."
Urith tekrar arkasına yaslandığında Reiwen ve Gorimac tütün muhabbetine başlamıştı, sonra da Tumar ortaya kendi yemeklerini koymuştu. Urith biraz peynir ve ekmeği de yedikten sonra karnı nihayet doymuştu.
Sonra Reiwen buçukluğun harmanını üflediğinde Urith tütünün kokusu ile mest olmuştu. Reiwen'e dönüp kibarca konuştu.
"Tütünün tadına bakabilir miyim? Tabi senin için sakıncası yoksa."
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Piposundan bir duman daha almıştı hem kokusu, hemde tadı olağanüstüydü. Ortaya koyulan yiyecekleri, meyveleri ve içecekleri canının istemediğini fark etti. Tütünden olsa gerek diye düşündü. Ne zaman piposunu yaksa iştahı kapanırdı. Yediği üzümler kesmişti açlığını, pek de aç sayılmazdı zaten. Urithviel'in tütününün tadına bakmak istemesi üzerine, Reiwen gülümsedi
"Tabii ki leydim. İsteklerinizde sakınca aramamı beklemeyin. Sakınca arayacak olanlar kendilerini oldukça iyi biliyorlar." dedi ve güldü. Piposunu kızıl saçlı elfe uzattı "Dilediğiniz kadar içebilirsiniz leydim. Bu enfes tattan biraz daha alırsam, tütüne karşı fiziksel bir bağımlılık hissetmeye başlayacağım." neşesi yerine gelen Reiwen piposunu Urithviel'e verdi.
"Gorimac'ın tütünler konusunda elde ettiği başarıyı ilk nefeste anlayacağınızdan eminim leydim" diyerek ateşe yaklaştı. Ellerini ateşe tutarak ısıtmaya başladı.
"Tabii ki leydim. İsteklerinizde sakınca aramamı beklemeyin. Sakınca arayacak olanlar kendilerini oldukça iyi biliyorlar." dedi ve güldü. Piposunu kızıl saçlı elfe uzattı "Dilediğiniz kadar içebilirsiniz leydim. Bu enfes tattan biraz daha alırsam, tütüne karşı fiziksel bir bağımlılık hissetmeye başlayacağım." neşesi yerine gelen Reiwen piposunu Urithviel'e verdi.
"Gorimac'ın tütünler konusunda elde ettiği başarıyı ilk nefeste anlayacağınızdan eminim leydim" diyerek ateşe yaklaştı. Ellerini ateşe tutarak ısıtmaya başladı.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
"Teşekkür ederim Denizyolcusu."
Urithviel pipoyu eline aldıktan sonra bir süre burnunun çevresinde gezdirdi. Dumanı çekmeden de kokusu güzeldi. Urithviel bu konulara pek hakim olmasa da tütünü pipoya doldurmak hüner isteyen bir işti ve buçukluk bu konuda ustaydı. Çok sıkı doldurulan tütün üstten yanar, ateş alta ulaşmaz, dumanı çekilemezdi. Gevşek bırakılırsa bu sefer de ortasından yanar, kesif dumanı ve acı bir dumanı olurdu.
Bu tütün ise tam kıvamında doldurulmuştu. İçimi kolay, dumanı aromalıydı. Her nefeste piponun içi kor gibi parlıyor, sonrasında sanki baldan rengini almış kehribar rengi korlar kuzguni küllerin içinde belirginleşiyordu.
Güz Yaprağı dumanla birlikte gevşemiş, mağaranın dışındaki kara kışı, Orta Dünya'yı sarmalayan kara bulutları ve çevrelerindeki adı olan ve olmayan pek çok tehlikeyi unutmuştu.
Yeterince içtiğine hükmedince pipoyu tekrar buçukluğa uzattı.
"Bu gerçekten de mükemmel... Ama sanırım beni biraz çarptı... İzninizle biraz hava alacağım."
Sonra Urith dengesini kurmaya çalışarak mağaranın ağzına kadar yürüdü. Ateşin ısınmış çemberinden çıkıp mağaranın girişini süpüren rüzgara yüzünü tutmasıyla ayılması bir oldu. Isı farkından gözleri yaşardı. Elinin tersiyle gözlerini sildikten sonra fırtınalar altındaki dağlara ve gökyüzüne baktı.
Sonra da tekrar içeri dönüp Reiwen'in yanına oturdu.
Elini yerde duran yayın üstüne koydu ve iyice kendisine gelene kadar bir süre bekledi. Sonra da Reiwen'e dönüp
"Kendimizi rahata iyice kaptırmadan nöbet sırasını belirlememiz lazım." dedi. Soruyu Denizyolcusu'na sormuştu ama aslında soru herkesi ilgilendiriyordu.
Urithviel pipoyu eline aldıktan sonra bir süre burnunun çevresinde gezdirdi. Dumanı çekmeden de kokusu güzeldi. Urithviel bu konulara pek hakim olmasa da tütünü pipoya doldurmak hüner isteyen bir işti ve buçukluk bu konuda ustaydı. Çok sıkı doldurulan tütün üstten yanar, ateş alta ulaşmaz, dumanı çekilemezdi. Gevşek bırakılırsa bu sefer de ortasından yanar, kesif dumanı ve acı bir dumanı olurdu.
Bu tütün ise tam kıvamında doldurulmuştu. İçimi kolay, dumanı aromalıydı. Her nefeste piponun içi kor gibi parlıyor, sonrasında sanki baldan rengini almış kehribar rengi korlar kuzguni küllerin içinde belirginleşiyordu.
Güz Yaprağı dumanla birlikte gevşemiş, mağaranın dışındaki kara kışı, Orta Dünya'yı sarmalayan kara bulutları ve çevrelerindeki adı olan ve olmayan pek çok tehlikeyi unutmuştu.
Yeterince içtiğine hükmedince pipoyu tekrar buçukluğa uzattı.
"Bu gerçekten de mükemmel... Ama sanırım beni biraz çarptı... İzninizle biraz hava alacağım."
Sonra Urith dengesini kurmaya çalışarak mağaranın ağzına kadar yürüdü. Ateşin ısınmış çemberinden çıkıp mağaranın girişini süpüren rüzgara yüzünü tutmasıyla ayılması bir oldu. Isı farkından gözleri yaşardı. Elinin tersiyle gözlerini sildikten sonra fırtınalar altındaki dağlara ve gökyüzüne baktı.
Sonra da tekrar içeri dönüp Reiwen'in yanına oturdu.
Elini yerde duran yayın üstüne koydu ve iyice kendisine gelene kadar bir süre bekledi. Sonra da Reiwen'e dönüp
"Kendimizi rahata iyice kaptırmadan nöbet sırasını belirlememiz lazım." dedi. Soruyu Denizyolcusu'na sormuştu ama aslında soru herkesi ilgilendiriyordu.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Kendi sözlerini umursamayan kadının nöbet, demesini pek umursamamıştı Tumar, O zaten rahata kapılmamalarını söylemişti, ama elfler onu dikkate almamışlardı. Sırtıyla mağara duvarına yaslandı, Konuşmadan iki elfe doğru bakmaya başlamıştı, ortaya koyduğu yemekten bir lokma yememişti, Karnı açtı ama bunu umursamıyordu iki gündür yemediği zamanda olmuştu.
Dışarıya doğru baktığında, hiç bir şey görmedi, elf kadını bir dışarıya doğru gidip gelmişti buçukluk tütünü onu çarpmış gibiydi alaylı bir gülümseme takıldı yüzüne, Buradaki elflerin çoğu bilgiçlik taslıyor ama hiçbiri, bir grup yolculuğu yapmamış, asker bile olmamışlar. Derin bir iç çekti, belki de en iyisi karışmamaktı ama bunlara kalırsa bu dağlardan bile çıkamazlardı.
Yerinden doğruldu etrafındakilere baktı " Evet, bariz rahat davrandık. Bu bizi ölüme götürür. Bazılarınızın askeri eğitim almadığını biliyorum, ama birbirimize uygun davranmazsak çok uzun yaşamayız. On kişiyiz, nöbetler ikişer ikişer olsun. Dört saatte bir değişmek süretiyle gece dört kişi nöbet tutacak. Nöbet tutanların farklı ırk olması bence önemli, Elflerin uzak görüşü ile cücelerin gece görüş özelliği ya da biz insan askerlerin duyuları önemli bir faktör. Üstelik böylece nöbetlerde birbirimizi daha iyi tanımış anlaşmazlıklarımızı da gidermiş oluruz.
Ã?ncelikle Nöbeti kim tutacak sorusuna gelirse bu gecenin ilk devrini ben tutarım benim yanımda kim nöbet tutmak ister." ardından daha yavaş bir sesle " Eğer yorgun değilsen ikinci dört saatte senin tutmanı isterim Rohanlı, bu gece bir şeyler olacağını hissediyorum."
dedikten sonra Sorusuna e açıklamalarına yanıt bekledi.
Dışarıya doğru baktığında, hiç bir şey görmedi, elf kadını bir dışarıya doğru gidip gelmişti buçukluk tütünü onu çarpmış gibiydi alaylı bir gülümseme takıldı yüzüne, Buradaki elflerin çoğu bilgiçlik taslıyor ama hiçbiri, bir grup yolculuğu yapmamış, asker bile olmamışlar. Derin bir iç çekti, belki de en iyisi karışmamaktı ama bunlara kalırsa bu dağlardan bile çıkamazlardı.
Yerinden doğruldu etrafındakilere baktı " Evet, bariz rahat davrandık. Bu bizi ölüme götürür. Bazılarınızın askeri eğitim almadığını biliyorum, ama birbirimize uygun davranmazsak çok uzun yaşamayız. On kişiyiz, nöbetler ikişer ikişer olsun. Dört saatte bir değişmek süretiyle gece dört kişi nöbet tutacak. Nöbet tutanların farklı ırk olması bence önemli, Elflerin uzak görüşü ile cücelerin gece görüş özelliği ya da biz insan askerlerin duyuları önemli bir faktör. Üstelik böylece nöbetlerde birbirimizi daha iyi tanımış anlaşmazlıklarımızı da gidermiş oluruz.
Ã?ncelikle Nöbeti kim tutacak sorusuna gelirse bu gecenin ilk devrini ben tutarım benim yanımda kim nöbet tutmak ister." ardından daha yavaş bir sesle " Eğer yorgun değilsen ikinci dört saatte senin tutmanı isterim Rohanlı, bu gece bir şeyler olacağını hissediyorum."
dedikten sonra Sorusuna e açıklamalarına yanıt bekledi.
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
-
Possessed
- Site Çizeri
- Posts: 958
- Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
- Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
- Contact:
Girdikleri mağara sanki tam onlar içindi, genişliğiyle yüksekliğiyle bu gruba birebir. Herkes ateşin yakılacağı noktanın çevresine dizildi ve cüceler ateşi yaktığı zaman biraz ısınmaya başladılar. Gene de Ekiel'in elleri buz gibiydi, sanki kanı çekilmiş bir ölü gibi. Pelerinine sarındı; ama bu sefer de terledi. Kendi kendine biraz cebelleşirken ortaya üzümler konmaya başladı. Oh, üzüm... İşte Ekiel'e hitap eden bir şeyler ortaya çıkıyordu, ağız tadına çok düşkündü kendisi. Ancak çok yemeğe utandı, kendini tutup bir iki tane alıp biraz bekliyordu, sonra tekrar bir iki tane alıp gene beklemeye koyuluyordu. Onun bu tutumlu çabasına karşılık cücenin tekinin dolma parmaklarıyla güzelim üzümleri avuçlarına doldurmasına bozuldu biraz. Ağzını açıp iki çift laf edecekti ki Rohanlı at efendisinin kuru üzümlerini gördü. "Neyse..." dedi kendi kendine. Ardından yiyecekler artmaya başladı, herkes bir parça yiyecek çıkarıp ortaya koydu. Gondorlu savaşçı Tumar'ın peynirini görünce çok sevindi Ekiel, insan peynirini hiçbir şeye değişmezdi. Ne lezzetli bir şeydi şu peynir! Peynirden bir parça alırken nöbet söz konusu olmuştu, Gondorlu savaşçının sözü bitince Ekiel konuştu.
"Ã?ncelikle peynir için teşekkür ederim sağlam kalkanlı Tumar. Nedir bunun sırrı anlamadım gitti. Kadınlarınız çok marifetli yiyecek konusunda. Neyse konumuza gelelim, nöbet için çok doğru konuştun. Yalnız bir ricam olacak idi, ilk nöbeti ben tutmak isterim. Uyuyup uyanınca sersem oluyorum, hiç uyumamak daha rahat geliyor bana."
"Ã?ncelikle peynir için teşekkür ederim sağlam kalkanlı Tumar. Nedir bunun sırrı anlamadım gitti. Kadınlarınız çok marifetli yiyecek konusunda. Neyse konumuza gelelim, nöbet için çok doğru konuştun. Yalnız bir ricam olacak idi, ilk nöbeti ben tutmak isterim. Uyuyup uyanınca sersem oluyorum, hiç uyumamak daha rahat geliyor bana."
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
Cücelerin davranışına karşılık sadece hafifçe gülümsedi, kendisine çelimsiz denilmesini ise o kadar önemli bulmadı. Aslında bakılırsa onlara göre söyledikleri doğru bile sayılırdı, kolları veya bacakları cücelere kıyasla çelimsizdi. Cücelerden korkmadığını fark etti, söylediklerinden, hatta komik bile sayılabilirdi. Kuyutorman'da ya da Imladris'te böyle şeyleri duymasına imkân yoktu...
Yolculuğun kalanında kimseye yardım etmedi, kimseye bit şey söylemedi. Geceyi geçirmek için mağaraya vardıklarına, sessizce bir kenara çekildi, ateşe yaklaşmadı ve yemek yemedi. şu an aç ve üşümüş olsa da canı hiç bir şey istemiyordu. Ã?nce diğerleri karınlarını doyurup yemek yemeliler diye düşündü, hepsinin ihtiyaçlarının tamamladığını görünce, kendisi de ateşin başına oturup bir şeyler yiyebilirdi.
Sonra Gondor"lu yiğidin şarkısını işitti. Çok içten söylemişti şarkıyı, Adurant"ın yüreğine dokunmuştu sesindeki bir şey. Sonunda Tumar, dışarıdaki kurt ulumalarından dolayı daha şarkı söylemeyeceğini belirtmişti. Adurant durduğu karanlık köşede oturuşunu hafifçe dikleştirdi, kendiside bir şarkı söylemek istiyordu ve biliyordu ki hafif sesi mağarada fazla yankılanmayacak, sadece arkadaşları bunu duyabilecekti"
"Dokuz arkadaş düştük yola
Imladris"ten, Dumanlı Dağlar"a
Yolumuz gidiyor daha uzaklara
Ama bu gece dinlencemiz burada
***
Eolin Rohan"lı at efendisidir
Yelesi boz, aklı da pektir
Kılıcı düşmanınkine denktir
şanı Rohan"ı geçmiştir
Gondor"lu Tumar habercidir
Ak ağacın yiğit bir askeridir
Türküleri kılıcı kadar keskindir
Bakışları yaşayan bir ateştir
Reiwen Mithlond"lu elftir
Denizlerin kendisi kadar bilgedir
Yüreği ise ince ve naziktir
Gülümsemesi güneş gibidir
Ekiel Lothlorien"in askeridir
Marangozluk asıl mesleğidir
Ã?ne çıkan özelliği asaletidir
Adımları bir kedi kadar zariftir
Urithviel bize Imladris"in hediyesidir
Gökyüzündeki yıldızlar kadar güzeldir
Gözleri kadar kalbi de naziktir
Acılarını tatlı simasın da gizlemiştir
Ediyarın"dan Gorimac gelmiştir
Arkadaşları piposuyla şenlendirir
Aklı ve kalbi boyundan yüksektir
şimdiden yüreğimizde yer etmiştir
Sert cüce, Gmoen Borusuüflenen"dir
Erebor"dan şanlı bir askerdir
Siması heykeller kadar serttir
Sakalları kızıl, zekâsı sivridir
Gilder oğlu Ilthar hakikatlidir
Erebor"dan bir başka cücedir
Baltası ile kayaları parçalayabilir
Bakışları ile düşmanını korkutabilir
Adurant, Kuyutorman"dan gelir
Lakabı ise Yaprakesintisi"dir
Savaşmakta çok iyi değildir
Bu yüzden bu şarkıyı söylemiştir."
Sesi çok ince ve hafifti, flütümsü tonu ile söylediği şarkı insanın sadece kulaklarına değil kalbine dokunuyordu., tonu tıpkı lekesiz bir kristal gibi yükselmişti, ama mağaranın duvarlarında yankı yapmamış, tıpkı orman ağaçlarının yaprak hışırtısına benzeye n bir şekilde içeride kısılıp kalmıştı. Adurant ayağa kalktı.
Başını eğdikten sonra mağaranın girişine gitti ve Tumar"ın tam karşısında durdu.
"Ben sizinle nöbet tutarım, Gondor"lu Tumar."
Ardından pelerinine sarınarak, kendisini yarı gizleyerek mağaranın kapısından dışarıya çıktı.[/i]
Yolculuğun kalanında kimseye yardım etmedi, kimseye bit şey söylemedi. Geceyi geçirmek için mağaraya vardıklarına, sessizce bir kenara çekildi, ateşe yaklaşmadı ve yemek yemedi. şu an aç ve üşümüş olsa da canı hiç bir şey istemiyordu. Ã?nce diğerleri karınlarını doyurup yemek yemeliler diye düşündü, hepsinin ihtiyaçlarının tamamladığını görünce, kendisi de ateşin başına oturup bir şeyler yiyebilirdi.
Sonra Gondor"lu yiğidin şarkısını işitti. Çok içten söylemişti şarkıyı, Adurant"ın yüreğine dokunmuştu sesindeki bir şey. Sonunda Tumar, dışarıdaki kurt ulumalarından dolayı daha şarkı söylemeyeceğini belirtmişti. Adurant durduğu karanlık köşede oturuşunu hafifçe dikleştirdi, kendiside bir şarkı söylemek istiyordu ve biliyordu ki hafif sesi mağarada fazla yankılanmayacak, sadece arkadaşları bunu duyabilecekti"
"Dokuz arkadaş düştük yola
Imladris"ten, Dumanlı Dağlar"a
Yolumuz gidiyor daha uzaklara
Ama bu gece dinlencemiz burada
***
Eolin Rohan"lı at efendisidir
Yelesi boz, aklı da pektir
Kılıcı düşmanınkine denktir
şanı Rohan"ı geçmiştir
Gondor"lu Tumar habercidir
Ak ağacın yiğit bir askeridir
Türküleri kılıcı kadar keskindir
Bakışları yaşayan bir ateştir
Reiwen Mithlond"lu elftir
Denizlerin kendisi kadar bilgedir
Yüreği ise ince ve naziktir
Gülümsemesi güneş gibidir
Ekiel Lothlorien"in askeridir
Marangozluk asıl mesleğidir
Ã?ne çıkan özelliği asaletidir
Adımları bir kedi kadar zariftir
Urithviel bize Imladris"in hediyesidir
Gökyüzündeki yıldızlar kadar güzeldir
Gözleri kadar kalbi de naziktir
Acılarını tatlı simasın da gizlemiştir
Ediyarın"dan Gorimac gelmiştir
Arkadaşları piposuyla şenlendirir
Aklı ve kalbi boyundan yüksektir
şimdiden yüreğimizde yer etmiştir
Sert cüce, Gmoen Borusuüflenen"dir
Erebor"dan şanlı bir askerdir
Siması heykeller kadar serttir
Sakalları kızıl, zekâsı sivridir
Gilder oğlu Ilthar hakikatlidir
Erebor"dan bir başka cücedir
Baltası ile kayaları parçalayabilir
Bakışları ile düşmanını korkutabilir
Adurant, Kuyutorman"dan gelir
Lakabı ise Yaprakesintisi"dir
Savaşmakta çok iyi değildir
Bu yüzden bu şarkıyı söylemiştir."
Sesi çok ince ve hafifti, flütümsü tonu ile söylediği şarkı insanın sadece kulaklarına değil kalbine dokunuyordu., tonu tıpkı lekesiz bir kristal gibi yükselmişti, ama mağaranın duvarlarında yankı yapmamış, tıpkı orman ağaçlarının yaprak hışırtısına benzeye n bir şekilde içeride kısılıp kalmıştı. Adurant ayağa kalktı.
Başını eğdikten sonra mağaranın girişine gitti ve Tumar"ın tam karşısında durdu.
"Ben sizinle nöbet tutarım, Gondor"lu Tumar."
Ardından pelerinine sarınarak, kendisini yarı gizleyerek mağaranın kapısından dışarıya çıktı.[/i]
Last edited by Illyra on Fri Jan 22, 2010 8:17 pm, edited 1 time in total.

başıyla Talendor'un oğlunu onayladı..
"rahat ol Gondor eri.. yorulduğunda beni dürtüverirsin.."
etrafındakilere şöyle bir göz gezdirip devam etti..
"Tumar doğru söyler.. nöbetleri farklı ırklar tutmalı.. özellikle birbirleri ile didişenlerin omuz omuza durması gerekli.. canları birbirlerine emanet olunca küçük çatışmalarının anlamı kalmayacaktır.. bu özellikle cenk sırasında hep uyguladığımız bir usuldür.. kavgalıları birbirine kankardeş yapıp beraber yollarız göreve.. ki en yakın dosttan bile daha can ciğer olurlar hep.. can kadar önemli emanet var mıdır..? bu emaneti alan ve veren nice dost olur bir düşünün hele.."
bir an durup elindeki son birkaç kuru üzümü ağzına attı ve ateşe biraz daha yaklaşarak devam etti..
"Adurant kardeşimin şarkısı beni memnun etti.. hepimizin tek amaca gittiğini, herkesin hasletletini sayarak anlattı sağolsun.. teveccüh etti.. sanırım ondan alacağımız dersler var.. şimdi hepimiz biraz dinlenelim ve nöbet sıramızın gelmesini bekleyelim.."
"rahat ol Gondor eri.. yorulduğunda beni dürtüverirsin.."
etrafındakilere şöyle bir göz gezdirip devam etti..
"Tumar doğru söyler.. nöbetleri farklı ırklar tutmalı.. özellikle birbirleri ile didişenlerin omuz omuza durması gerekli.. canları birbirlerine emanet olunca küçük çatışmalarının anlamı kalmayacaktır.. bu özellikle cenk sırasında hep uyguladığımız bir usuldür.. kavgalıları birbirine kankardeş yapıp beraber yollarız göreve.. ki en yakın dosttan bile daha can ciğer olurlar hep.. can kadar önemli emanet var mıdır..? bu emaneti alan ve veren nice dost olur bir düşünün hele.."
bir an durup elindeki son birkaç kuru üzümü ağzına attı ve ateşe biraz daha yaklaşarak devam etti..
"Adurant kardeşimin şarkısı beni memnun etti.. hepimizin tek amaca gittiğini, herkesin hasletletini sayarak anlattı sağolsun.. teveccüh etti.. sanırım ondan alacağımız dersler var.. şimdi hepimiz biraz dinlenelim ve nöbet sıramızın gelmesini bekleyelim.."
Aurë entuluva...!!
Tumar, diğer iki elfin onlara hitap ederek konuştuğunu duyunca hafifçe gülümsedi, " Teşekkürler Eikel beğenmenize sevindim," dedikten sonra elf kadın kendileriyle ilgili bir şarkı söyledi. Komutan Faramir, elflerin güzelliklerinden birinin sesleri olduğunu söylerdi ama Tumar bunu hiç umursamamıştı. En azından şu ana dek. şarkı büyüleyici bir şekilde mağaranın dışına çıkmamış sadece içeride yankılanmıştı.
şu ana kadar, bir kaç kez yiğitlikler yapmış olabilirdi, ama adının şarkılarda geçtiğini hiç düşünemezdi bile, şaşkınlıkla şarkıyı dinledi grubu güzelce anlatıyordu sanki şarkı kendisini anlatan bölümü de gayet hoşuna gitmişti. Güzel ve uzun bu şarkıyı dinledikten sonra, Eikel ile Adurant nöbet tutmak istemişlerdi. Sonra elf kadın dışarıya doğru yürümüştü.
"Bu gece Elf bayan nöbet tutmak istiyor, bu güzel şarkısı yüzünden istediği buysa kabul edeceğim, umarım buna kızmazsın Eikel sende yarın ilk nöbeti alırsın mesela İlthar ile ikiniz tutabilirsiniz." dedi cüceye gülümseyerek baktı. Eoline başıyla hafifçe salayarak teşekkür etti
Ardından yüzü endişeyle asıldı, Dışarıya doğru gitmekte olan kadına bakarak iç çekti. Demek, kendini ispatlamaya çalışıyor bu gece göreceğiz diye düşündü hızlı adımlarla kadını takip etti.
" Dışarıya çıkmayın, kapı ağzında da nöbet tutabiliriz." dedi yavaşça kadınına yetişir yetişmez....
şu ana kadar, bir kaç kez yiğitlikler yapmış olabilirdi, ama adının şarkılarda geçtiğini hiç düşünemezdi bile, şaşkınlıkla şarkıyı dinledi grubu güzelce anlatıyordu sanki şarkı kendisini anlatan bölümü de gayet hoşuna gitmişti. Güzel ve uzun bu şarkıyı dinledikten sonra, Eikel ile Adurant nöbet tutmak istemişlerdi. Sonra elf kadın dışarıya doğru yürümüştü.
"Bu gece Elf bayan nöbet tutmak istiyor, bu güzel şarkısı yüzünden istediği buysa kabul edeceğim, umarım buna kızmazsın Eikel sende yarın ilk nöbeti alırsın mesela İlthar ile ikiniz tutabilirsiniz." dedi cüceye gülümseyerek baktı. Eoline başıyla hafifçe salayarak teşekkür etti
Ardından yüzü endişeyle asıldı, Dışarıya doğru gitmekte olan kadına bakarak iç çekti. Demek, kendini ispatlamaya çalışıyor bu gece göreceğiz diye düşündü hızlı adımlarla kadını takip etti.
" Dışarıya çıkmayın, kapı ağzında da nöbet tutabiliriz." dedi yavaşça kadınına yetişir yetişmez....
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
" Dışarıya çıkmayın, kapı ağzında da nöbet tutabiliriz."
Adurant kapı ağzından az geriye çekilerek mağaranın içine girdi, sırtını duvara yasladı. Fısıldayan sesi özür diler gibiydi.
"Kusura bakmayın Tumar Bey, biraz heyecanlıyım. Bu benim Kuyutorman dışında geçirdiğim ilk zaman da, bu yüzden biraz aşırı davranışlarda bulunabilirim""
Yavaşça içini çekti.
"Sadece işe yaramak istiyorum, şarkı söylemek dışında bir şeyler yapabilmek istiyorum. Kimse için Kuyutoman Prensesi, sırtlarında taşınan bir yük olmak istemiyorum."
Bir süre sessizce geceye ve yağan kara baktı, çevredeki bütün sesleri dinledi. Aslında karşısındaki bir insan olduğu için biraz çekiniyordu, insanlardan her zaman çekinmişti " hayatı boyunca da pek insan gördüğü söylenemezdi.
Pelerinine iyice sarındı. Konuştuğunda sesi yine aynı fısıltı tonundaydı.
"Bana biraz Gondor"dan bahis eder misiniz sizden rica etsem? Dışarıdaki hikayeleri, başka yerlerle yurtlarla ilgili şeyleri dinlemeyi pek severim" Hem merak etmeyin, sizi dinlerken aynı zamanda dışarıdan gelen sesleri rahatlıkla dinleyebilirim""
Beklentiyle Tumar"a baktıktan sonra, hareketini biraz aşırı görmüş olacak ki, yeniden bakışlarını mağaranın ağzından dışarıya çevirdi.
Adurant kapı ağzından az geriye çekilerek mağaranın içine girdi, sırtını duvara yasladı. Fısıldayan sesi özür diler gibiydi.
"Kusura bakmayın Tumar Bey, biraz heyecanlıyım. Bu benim Kuyutorman dışında geçirdiğim ilk zaman da, bu yüzden biraz aşırı davranışlarda bulunabilirim""
Yavaşça içini çekti.
"Sadece işe yaramak istiyorum, şarkı söylemek dışında bir şeyler yapabilmek istiyorum. Kimse için Kuyutoman Prensesi, sırtlarında taşınan bir yük olmak istemiyorum."
Bir süre sessizce geceye ve yağan kara baktı, çevredeki bütün sesleri dinledi. Aslında karşısındaki bir insan olduğu için biraz çekiniyordu, insanlardan her zaman çekinmişti " hayatı boyunca da pek insan gördüğü söylenemezdi.
Pelerinine iyice sarındı. Konuştuğunda sesi yine aynı fısıltı tonundaydı.
"Bana biraz Gondor"dan bahis eder misiniz sizden rica etsem? Dışarıdaki hikayeleri, başka yerlerle yurtlarla ilgili şeyleri dinlemeyi pek severim" Hem merak etmeyin, sizi dinlerken aynı zamanda dışarıdan gelen sesleri rahatlıkla dinleyebilirim""
Beklentiyle Tumar"a baktıktan sonra, hareketini biraz aşırı görmüş olacak ki, yeniden bakışlarını mağaranın ağzından dışarıya çevirdi.

Güz Yaprağı Adurant'ın şarkısına bayılmıştı. Titreyen ateşin gölgesinde mağaraya huzur dolmuştu ve ilk kez farklı ırklar birbiri ile anlaşmaya başlamış gibi gözüküyordu. İlk nöbetin sırası aşağı yukarı belli olduktan sonra Güz Yaprağı Tumar, Ekiel ve Kuytuorman Prensesi'ne bakıp konuştu.
"Prenses Adurant ilk nöbeti alıyorsa benim ikinci nöbeti almam daha doğru olacaktır. Böylece her devriyede bir yayımız olur. Uygun mu Savaşçı Tumar?"
"Prenses Adurant ilk nöbeti alıyorsa benim ikinci nöbeti almam daha doğru olacaktır. Böylece her devriyede bir yayımız olur. Uygun mu Savaşçı Tumar?"
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
-
Possessed
- Site Çizeri
- Posts: 958
- Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
- Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
- Contact:
Demin Ekiel'in hassas kulaklarının duyduğu nasıl da güzel bir şarkıydı! Kimdi hem bu yaratıcılığa hem de büyüleyici sese sahip kişi? Bu muhteşemliğe hayran olmamak anca orklara yaraşır. Ekiel arkasını döndüğünde bir köşede elf prensesi Adurant'ı gördü. Hele şarkının Ekiel'e atfedilen dizelerini duyunca adeta büyülendi. Kendisine marangoz denmesi çok hoşuna gidiyordu ki dizeler de onun marangozluğunu vurguluyordu. Ona her söylenen marangoz sözü ustasına yapılan bir övgüydü ona göre.
Ekiel söz aldıktan sonra Rohanlı Eolin'in yorumlarını dinledi ve ona hak verdi. Doğru demişti at beyi, güven köprülerini kurmak bir dostluğun en temel taşıdır. Güvenmediğiniz kişi sizin dostunuz olamaz. Bu görev bittikten sonra herhangi bir dostluk kalır mı bilinmez; ama bu görevde başarılı olunmak isteniyorsa herkes birbirine güvenmeli. Ardından Gondorlu savaşçı Tumar, nöbet için Ekiel'i değil de güzel elf prensesini seçmişti. Ekiel içinden bir kez daha takdir etti prensesi. Yan gelip yatmak yerine prensesliğini bir kenara koyup nöbete gönüllü oluyordu.
"Tamamdır," dedi Tumar'a dönerek. "yalnız bu sözünüzü unutmayın. Yarın ilk nöbet benim."
Ardından kızıl saçlı elf hanım ikinci nöbete talip oldu. Grupta okçuların olmasına sevinmişti Ekiel, hele bir de bu okçular keskin elf gözlerine sahiplerdi. Kendisi okçuluk konusunda çok başarılı değildi, zaten canının pek yay kullanmayı çektiği de söylenemez, ilgisi yoktu yay germeye.
Ekiel söz aldıktan sonra Rohanlı Eolin'in yorumlarını dinledi ve ona hak verdi. Doğru demişti at beyi, güven köprülerini kurmak bir dostluğun en temel taşıdır. Güvenmediğiniz kişi sizin dostunuz olamaz. Bu görev bittikten sonra herhangi bir dostluk kalır mı bilinmez; ama bu görevde başarılı olunmak isteniyorsa herkes birbirine güvenmeli. Ardından Gondorlu savaşçı Tumar, nöbet için Ekiel'i değil de güzel elf prensesini seçmişti. Ekiel içinden bir kez daha takdir etti prensesi. Yan gelip yatmak yerine prensesliğini bir kenara koyup nöbete gönüllü oluyordu.
"Tamamdır," dedi Tumar'a dönerek. "yalnız bu sözünüzü unutmayın. Yarın ilk nöbet benim."
Ardından kızıl saçlı elf hanım ikinci nöbete talip oldu. Grupta okçuların olmasına sevinmişti Ekiel, hele bir de bu okçular keskin elf gözlerine sahiplerdi. Kendisi okçuluk konusunda çok başarılı değildi, zaten canının pek yay kullanmayı çektiği de söylenemez, ilgisi yoktu yay germeye.
Last edited by Possessed on Sat Jan 23, 2010 7:06 pm, edited 1 time in total.
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
Nöbet tutanlar belirlenmişti. Gmoen gönül rahatlığıyla bir köşeye çekilmiş ve gözlerini kapamıştı. Uyuması için iki daika yetmişti. Ardından sabaha kadar gözlerini açmadı. Ondan nöbet tutanlar neler yaptı, kimler ardından nöbet tuttu hiç bir şey bilmiyordu, pek de umrunda değildi.
Sabah güneşiyle kalktığında fırtınanın çoktan dinmiş olduğunu fark etti. Gandalf bir şekilde doğru demişti, işte güneşli hava onları karşılamıştı. Gmoen'in kulakları buz gibi mağara duvarına değidiği için donmak üzereydi. Bu yüzden braz ısınsınlar diye mağaradan dışarıya çıktı. Yanına ne olur ne olmaz diye küçük oduncu baltasını da almıştı.
Güneş iyi gelmişti. Ama kulaklarının ısınmasıyla demin duyamadığı hırıltıları şimdi net duyabiliyordu. İri bir warg ona bakıyordu. Cüce warglara alışıktı, orklarla kommensal bir hayat süren bu kurt türleriyle çok haşır neşir olmuştu zamanında.
İri warg sanki bir şeye kızmış gibiydi. Gmoen dünkü olaylarda yoktu, ama bu warg dünkü saldırıda ölen warglerin lideriydi. İntikam için buradaydı anlaşılan. Tek başına gelmesinin bir sebebi olmalıydı, yoksa böyle ortaya çıkmazdı.
"Bu kadar açıkta olma cesaretini nasıl gösterdin sen, bak kartallara sabah kahvaltısı olursun bu gidişle..." diye düşmanını uyardı Gmoen.
Ama warg lideri ulumalarıyla karşılık verdi Gmoen'e. Ardından geriye çekildi ve gözden kayboldu. Gmoen şaşkınlıkla: "Bu da neydi?" diye düşündü.
Başını yukarı kaldırdığında dev kartallardan birini gördü. Kartal onu görünce diğer dostlarına da haber verdi. Dev kartallar mağaranın girişine iniyordu. Artık Dumanlıdağlar'dan ayrılma vakti gelmişti. Ama Gmoen için fırtınalı dağlarda yürümek hiç bir şeydi, dev bir kartala binmek ise kulağa korkutucu geliyordu.
Sabah güneşiyle kalktığında fırtınanın çoktan dinmiş olduğunu fark etti. Gandalf bir şekilde doğru demişti, işte güneşli hava onları karşılamıştı. Gmoen'in kulakları buz gibi mağara duvarına değidiği için donmak üzereydi. Bu yüzden braz ısınsınlar diye mağaradan dışarıya çıktı. Yanına ne olur ne olmaz diye küçük oduncu baltasını da almıştı.
Güneş iyi gelmişti. Ama kulaklarının ısınmasıyla demin duyamadığı hırıltıları şimdi net duyabiliyordu. İri bir warg ona bakıyordu. Cüce warglara alışıktı, orklarla kommensal bir hayat süren bu kurt türleriyle çok haşır neşir olmuştu zamanında.
İri warg sanki bir şeye kızmış gibiydi. Gmoen dünkü olaylarda yoktu, ama bu warg dünkü saldırıda ölen warglerin lideriydi. İntikam için buradaydı anlaşılan. Tek başına gelmesinin bir sebebi olmalıydı, yoksa böyle ortaya çıkmazdı.
"Bu kadar açıkta olma cesaretini nasıl gösterdin sen, bak kartallara sabah kahvaltısı olursun bu gidişle..." diye düşmanını uyardı Gmoen.
Ama warg lideri ulumalarıyla karşılık verdi Gmoen'e. Ardından geriye çekildi ve gözden kayboldu. Gmoen şaşkınlıkla: "Bu da neydi?" diye düşündü.
Başını yukarı kaldırdığında dev kartallardan birini gördü. Kartal onu görünce diğer dostlarına da haber verdi. Dev kartallar mağaranın girişine iniyordu. Artık Dumanlıdağlar'dan ayrılma vakti gelmişti. Ama Gmoen için fırtınalı dağlarda yürümek hiç bir şeydi, dev bir kartala binmek ise kulağa korkutucu geliyordu.
-
Moonwhisper
- Kullanıcı

- Posts: 64
- Joined: Thu Apr 02, 2009 10:00 am
- Contact:
Kulaklarının hiç alışık olmadığı, meşum bir ulumayla gözlerini açtı Gorimac. Sert yüzeyde uyumaya hiç alışık değildi ve her yanı ağrıyordu. Genelde uykusu çok ağır olan hobbit warg ulumasını duyduğu gibi uyanıvermişti. Hızla toparlandı, tam ayağa kalkmak üzere iken tüylerini diken diken eden tiz bir ses duydu. Etrafta horlayan kimse yoktu. Demek ki Gmoen mağara değil diye düşündü Gorimac. Dostunun başına kötü şeyler gelmiş olabileceği düşüncesi ile koşarak mağaranın dışına çıktı.
Gözlerinin güneş ışığıyla ilk teması Gorimac içi acı verici olmuştu. Fakat gözlerinin kamaşması gök yüzündeki dev kartalı görmesine mani olmadı. "Kartallar" diye bağırdı heyecanla. "Uyanın bizi buldular! Kartallar geldi!" heyecan içinde sağa sola koşuşturmaya başladı"
Gözlerinin güneş ışığıyla ilk teması Gorimac içi acı verici olmuştu. Fakat gözlerinin kamaşması gök yüzündeki dev kartalı görmesine mani olmadı. "Kartallar" diye bağırdı heyecanla. "Uyanın bizi buldular! Kartallar geldi!" heyecan içinde sağa sola koşuşturmaya başladı"
Tumar, " Ã?yle olacak merak etmeyin.Birlik olmalıyız, Rohanlı Eolin ile nöbet tutarsınız o zman dedi." dedi Eikel ile Elf kadına
Ardından Adurant'a doğru döndü bu kadının sözlerinde yanlız kalmış, hep korunulmuş birini gördü, dışarıda hava günden güne kararmaktayken Adurant'ın düşünceleri de günden güne kararmakta olduğunu hissetti Tumar. Derin bir iç çektİ, gri gözleri dışarıda konuşmaya başladı.
"Hiç bir zaman kendinizi küçümsemeyin. Bu göreve katıldığınız kendinizi ispatladığınızını gösterir zaten o yüzden karanlık düşüncelerden sakının. Umut içimizdeki hep olacaktır. Gökyüzü kararsa da yıldızların hep orada olduğunu bildiğimiz gibi umudun da her zaman içimizde olduğunu bilmeliyiz aslında."
Ardından Adurant'ın gondordan bahsedişiyle Tumar'ın gözleri parladı, gülmeyen yüzü gülümsedi, elini siyah parlak saçlarından geçirip giri gözleriyle kadına baktı.
"Ah Gondor! Bilmelisiniz oraları. Bir çayırlığın içinden yükselen beyaz bir çiçek gibidir Minas tirith, Ecthelion'un ak kulesi sabah güneşinde inci gibi parlarken sancakları seher rüzgarı ile dalgalanır. Ah o şehir ne yüksektir, halkımız, Osgilath'dan zaferle döndüğümüzde ne hoş karşılamıştı bizi. Üzerimize menekşeler karanfiller atılmıştı."
Tumar her zaman notlar yazdığı defterinin arasındaki mor menekşeyi Adurant'a gösterdi. Gözleri tekrar dışarıya daldı. "Bunu sakladığımda Komutanım Berengir yanıma gelmiş. " Böyle şeyleri saklama huyun hiç değişmeyecek demişti." ardından Komutan Faramir bize doğru dönmüş. " Abimin dediği gibi bugün güzel bir gün onu hatırlayalım, anıları saklamak gayet hoş Tumar, yarın gece ikiniz gelin de bir konuşalım demişti. Gerçi konuşamadık, Denethor o gece benle konuştuğu sabah erkenden yola çıktım. Yolum buraya düştü."
" Güneyde Krallığımızın umutları tükeniyor, bütün umutlarımızı, Komutan Boromir'e bağladık. O bizi kurtaracak olan adam ve İsildur'un varisi. İkisinden de hediyeler taşıyorum. bu benim için büyük bir onur, Yürek sağlamsa, ışığı mutlaka bulur ben buna inanıyorum ve o iki adam ışığı mutlaka bulacaklar."
Ardından Adurant'a doğru döndü bu kadının sözlerinde yanlız kalmış, hep korunulmuş birini gördü, dışarıda hava günden güne kararmaktayken Adurant'ın düşünceleri de günden güne kararmakta olduğunu hissetti Tumar. Derin bir iç çektİ, gri gözleri dışarıda konuşmaya başladı.
"Hiç bir zaman kendinizi küçümsemeyin. Bu göreve katıldığınız kendinizi ispatladığınızını gösterir zaten o yüzden karanlık düşüncelerden sakının. Umut içimizdeki hep olacaktır. Gökyüzü kararsa da yıldızların hep orada olduğunu bildiğimiz gibi umudun da her zaman içimizde olduğunu bilmeliyiz aslında."
Ardından Adurant'ın gondordan bahsedişiyle Tumar'ın gözleri parladı, gülmeyen yüzü gülümsedi, elini siyah parlak saçlarından geçirip giri gözleriyle kadına baktı.
"Ah Gondor! Bilmelisiniz oraları. Bir çayırlığın içinden yükselen beyaz bir çiçek gibidir Minas tirith, Ecthelion'un ak kulesi sabah güneşinde inci gibi parlarken sancakları seher rüzgarı ile dalgalanır. Ah o şehir ne yüksektir, halkımız, Osgilath'dan zaferle döndüğümüzde ne hoş karşılamıştı bizi. Üzerimize menekşeler karanfiller atılmıştı."
Tumar her zaman notlar yazdığı defterinin arasındaki mor menekşeyi Adurant'a gösterdi. Gözleri tekrar dışarıya daldı. "Bunu sakladığımda Komutanım Berengir yanıma gelmiş. " Böyle şeyleri saklama huyun hiç değişmeyecek demişti." ardından Komutan Faramir bize doğru dönmüş. " Abimin dediği gibi bugün güzel bir gün onu hatırlayalım, anıları saklamak gayet hoş Tumar, yarın gece ikiniz gelin de bir konuşalım demişti. Gerçi konuşamadık, Denethor o gece benle konuştuğu sabah erkenden yola çıktım. Yolum buraya düştü."
" Güneyde Krallığımızın umutları tükeniyor, bütün umutlarımızı, Komutan Boromir'e bağladık. O bizi kurtaracak olan adam ve İsildur'un varisi. İkisinden de hediyeler taşıyorum. bu benim için büyük bir onur, Yürek sağlamsa, ışığı mutlaka bulur ben buna inanıyorum ve o iki adam ışığı mutlaka bulacaklar."
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
"Boromir Bey'i hatırlıyorum, benim geldiğim akşam Elrond Bey'in salonundaydı. Ã?yle güzel anlattınız ki Gondor'u gözümün önünde canlandıra bildim. Karanlık zamanlar geçiriyoruz, ama dediğiniz gibi, umut. Umarım zamanla bu karanlığı aşacağız. Eğer öyle bir zaman gelirse, bende Gondor'da misafir olmak isterdim."
Bir süre sessiz kaldı, ardından gece göğünü izleyerek Tumar'a Kuyutorman'ın güzelliklerinden bahis etti. Belki de insanlar düşündüğü ve ya korktuğu kadar kötü değildi.
Nöbet saatleri bittiğinde, mağaranın en sessiz köşesine çekilip, pelerinini yere serdi, ve rahatsız bir uykuya daldı.
Sabah kendisini ilk uyandıran ayak sesleriydi, gözlerini açmadan bunun bir cüceye ait olduğunu anladı. Anlamsız bir şekilde mırıldanıyordu. Sonra Gorimac'ın sesini duydu.
""Uyanın bizi buldular! Kartallar geldi!",
Olduğu yerden hızla kalktı ve pelerinini koluna atarak gökyüzüne bakmak için mağaranın kapısına gitti. Gökyüzünde kartalları gördüğünde heyecanlandığını hissetti. Kendi kendine mırıldandı.
Gerçekten gelmişler...
Bir süre sessiz kaldı, ardından gece göğünü izleyerek Tumar'a Kuyutorman'ın güzelliklerinden bahis etti. Belki de insanlar düşündüğü ve ya korktuğu kadar kötü değildi.
Nöbet saatleri bittiğinde, mağaranın en sessiz köşesine çekilip, pelerinini yere serdi, ve rahatsız bir uykuya daldı.
Sabah kendisini ilk uyandıran ayak sesleriydi, gözlerini açmadan bunun bir cüceye ait olduğunu anladı. Anlamsız bir şekilde mırıldanıyordu. Sonra Gorimac'ın sesini duydu.
""Uyanın bizi buldular! Kartallar geldi!",
Olduğu yerden hızla kalktı ve pelerinini koluna atarak gökyüzüne bakmak için mağaranın kapısına gitti. Gökyüzünde kartalları gördüğünde heyecanlandığını hissetti. Kendi kendine mırıldandı.
Gerçekten gelmişler...

Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
