İhanetin İzinde (Orta Dünya - Ortak Öykü)
Urith Tumar'ın sözlerini duyduktan sonra içine tuhaf bir güven hissi geldi. Gerçekten de bir savaşçı ile avcının farkları böyle zamanlarda belli oluyordu. Belki ses tonu, belki de duruşu onda bu hissi uyandırmıştı. Ne olduğunu bilmiyordu ama o uyurken onun uyanık olacağını bilmek onun için yeterliydi.
Güz Yaprağı pelerinini mağaranın köşesinde bir yere serdikten sonra içine kıvrıldı ve Ayrıkvadi'nin güzel korularında geçirdiği günlere ait güzel anılarını zihninde canlandırdı. Grup arkadaşlarına güveniyordu, bu yüzden gözlerini de kapatmakta sakınca görmedi. Elflere özgü uykusunda dinlenmeye başladı.
Ancak Urith'in uykusunu Fırtınatepesi'nden kopup gelen bir kabusla yarıda kesildi. Daha önce hiç olmamıştı böyle bir şey. Irkına bahşedilmiş uykusunu hep kendi isteği ile yönetebilirdi ama bu sefer şer rüyalarına bile sızmıştı.
Urithviel sadece bir kaç saat uyuyabildi. Sonrasında pelerinin içinde sönmeye yüz tutmuş ateşin mağara duvarında sergilediği gölge oyununu seyrederek güneşin doğmasını bekledi. Bir uyuşukluk ve melankoli çökmüştü üstüne.
Warg'un hırıltısı, Gmoen'in sesi ve Buçukluğun koşuşturmasını duyana kadar çıkamadı pelerinin içinden. Kızdı kendisine. Kartallar gelmişti ve onlar gelmeseydi belki de kapıdaki Warg ile büyük bir sorunları olacaktı. Ne olursa olsun böyle bir zamanda bu şekilde uyuşup kalmaması gerekirdi. En sonunda üzgün bir suratla kalktı ve eşyalarını yüklendi. Duyduklarına göre kartallar biraz sonra ineceklerdi herhalde. Bu uyuşukluğunu nöbet sırası kendisine geldiğinde kesinlikle telafi edecekti.
Adurant ondan önce mağaranın kapısına gidip gök yüzüne bakmıştı. Urith de prensesin yanına yürüdü ve onunla birlikte gökyüzündeki kartallara baktı.
"Gerçekten gelmişler..." diye mırıldanmıştı prenses. Urith de cevap verdi.
"Evet Leydim. Bizi almaya gelmişler."
Güz Yaprağı pelerinini mağaranın köşesinde bir yere serdikten sonra içine kıvrıldı ve Ayrıkvadi'nin güzel korularında geçirdiği günlere ait güzel anılarını zihninde canlandırdı. Grup arkadaşlarına güveniyordu, bu yüzden gözlerini de kapatmakta sakınca görmedi. Elflere özgü uykusunda dinlenmeye başladı.
Ancak Urith'in uykusunu Fırtınatepesi'nden kopup gelen bir kabusla yarıda kesildi. Daha önce hiç olmamıştı böyle bir şey. Irkına bahşedilmiş uykusunu hep kendi isteği ile yönetebilirdi ama bu sefer şer rüyalarına bile sızmıştı.
Urithviel sadece bir kaç saat uyuyabildi. Sonrasında pelerinin içinde sönmeye yüz tutmuş ateşin mağara duvarında sergilediği gölge oyununu seyrederek güneşin doğmasını bekledi. Bir uyuşukluk ve melankoli çökmüştü üstüne.
Warg'un hırıltısı, Gmoen'in sesi ve Buçukluğun koşuşturmasını duyana kadar çıkamadı pelerinin içinden. Kızdı kendisine. Kartallar gelmişti ve onlar gelmeseydi belki de kapıdaki Warg ile büyük bir sorunları olacaktı. Ne olursa olsun böyle bir zamanda bu şekilde uyuşup kalmaması gerekirdi. En sonunda üzgün bir suratla kalktı ve eşyalarını yüklendi. Duyduklarına göre kartallar biraz sonra ineceklerdi herhalde. Bu uyuşukluğunu nöbet sırası kendisine geldiğinde kesinlikle telafi edecekti.
Adurant ondan önce mağaranın kapısına gidip gök yüzüne bakmıştı. Urith de prensesin yanına yürüdü ve onunla birlikte gökyüzündeki kartallara baktı.
"Gerçekten gelmişler..." diye mırıldanmıştı prenses. Urith de cevap verdi.
"Evet Leydim. Bizi almaya gelmişler."
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Ilthar şarkıdan pek etkilenmemişti. Evet, elfin sesi güzeldi. Ve evet, şarkı da güzel denebilirdi fakat Ilthar daha çok eğlenceli şeyleri severdi. Bu ise çok...elf idi. Eğer sadece kendisine hitaben bir şarkı söyleseydi o zaman gururu okşanırdı, ama herkese ait bir kıt'anın olması şarkıyı en azından Ilthar için pek önemli kılmıyordu. Onun için tek önemli kısmı ise ilk ve belki de son defa adının bir şarkıda geçiyor olması olabilirdi.
İlk önce kurutulmuş, sonra pişirilmiş etini afiyetle yedikten ve nöbet tutacaklar da belirlendikten sonra Ilthar'ı bağlayan bir şey kalmamıştı. O da horultular eşliğinde uyumaya karar verdi.
Sabah hobbitin çığlığıyla uyanmıştı. Kartallar mı? Ah...hayır, hayır, hayır, hayır... Gözlerini ovuşturdu ve neredeyse kemiklerini kırana kadar gerindi. Doğruldu ve etrafına baktı. Ateş sönmüş, yol arkadaşlarından çoğu kalkmıştı. Dünkü havaya göre pek enteresan bir değişimdi bu, güneş ışığı karın üzerinde parlıyor, mağaranın içerisini bile aydınlatıyordu. Karanlığa alışmış gözleri rahatsız da olsa bu görüntüye hayran kalmıştı.
İlk önce kurutulmuş, sonra pişirilmiş etini afiyetle yedikten ve nöbet tutacaklar da belirlendikten sonra Ilthar'ı bağlayan bir şey kalmamıştı. O da horultular eşliğinde uyumaya karar verdi.
Sabah hobbitin çığlığıyla uyanmıştı. Kartallar mı? Ah...hayır, hayır, hayır, hayır... Gözlerini ovuşturdu ve neredeyse kemiklerini kırana kadar gerindi. Doğruldu ve etrafına baktı. Ateş sönmüş, yol arkadaşlarından çoğu kalkmıştı. Dünkü havaya göre pek enteresan bir değişimdi bu, güneş ışığı karın üzerinde parlıyor, mağaranın içerisini bile aydınlatıyordu. Karanlığa alışmış gözleri rahatsız da olsa bu görüntüye hayran kalmıştı.
Nöbetçiler belli olduğunda Reiwen sesini çıkarmadan dinlenmeye karar vermişti. Kendisi ve kısa boylular dışında neredeyse herkes nöbet tutmak için can atıyor gibiydi. şimdiden bir kaç günün nöbetçileri belli oldu, onlar nöbetlerini bitirdiğinde bende üstüme düşen görevi yaparım. diye düşündü konuşmalar esnasında. Gecenin geri kalanı boyunca pek konuşmamış ve cücelerin horlamalarıyla birlikte kendisi de uyumuştu. Gece bazı zamanlar gözlerini açıp yolunda gitmeyen bir konu olup olmadığına bakıyordu fakat uyuyanları gördüğünde tekrar uykusuna dönüyordu.
Gorimac'ın heyecanlı sesiyle, gözlerini açmasını bir oldu. Kartallar mı? diye mırıldandı ve çantasını sırtına ve eline mızrağını alarak dışarı çıktı. Gözlerini dev kartallara çevirdiğinde heyecanla güldü, gözünü açtığında böylesi bir manzarayla karşılaşacağını tahmin etmemişti. Derin bir nefes alıp bıraktı, "Asıl zorlu yolculuk şimdi başlıyor olsa gerek" dedi. Kartallardan gözünü alamıyordu fakat onlarla seyahate çıkacak olması gerçeği hafiften ürpermesine sebep oluyordu.
Gorimac'ın heyecanlı sesiyle, gözlerini açmasını bir oldu. Kartallar mı? diye mırıldandı ve çantasını sırtına ve eline mızrağını alarak dışarı çıktı. Gözlerini dev kartallara çevirdiğinde heyecanla güldü, gözünü açtığında böylesi bir manzarayla karşılaşacağını tahmin etmemişti. Derin bir nefes alıp bıraktı, "Asıl zorlu yolculuk şimdi başlıyor olsa gerek" dedi. Kartallardan gözünü alamıyordu fakat onlarla seyahate çıkacak olması gerçeği hafiften ürpermesine sebep oluyordu.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
malzemelerini sırtlanarak sönmek üzere olan ateşi ayağıyla dağıttı Eolin.. mağarada unutulmuş birşey var mı diye son bir geriye baktı gün ışığının aydınlığında.. ve akabinde ağır adımlarla dışarı çıkıp şu dev kartalları yakından görmek için başını yukarı kaldırdı..
uçmak..?
bu güzel bir tecrübe olacaktı.. gülümsedi..
uçmak..?
bu güzel bir tecrübe olacaktı.. gülümsedi..
Aurë entuluva...!!
Tumar kartallar geldiğinde gözlüne hiç uyku girmemişti, Elf kadınla konuştuktan sonra da Eolinle diğer elf kadını izlemiş o günki notlarını almıştı. En sonunda o şağşal cücenin sesini duyduğunda düşünceler içerisinden uyanmış buldu kendini. yavaş yavaş açığa çıktığında kartalları görmüştü.
Uçmak, yüksekten nefret ediyordu. Bütün yolculuk boyunca, gözlerini açamayacağı belliydi. kartalların intişamlı görüntüsüne hayran hayran bakanların aksine Tumar uçmanın iğrençliği dışında hiç bir şey düşünemiyor gibiydi. Yüzü sararmıştı, uçmak gerçekten hiç hoşuna gitmiyordu. En sonunda aklına o soru geldi kim kim uçacaklardı ?
"Burada kaç kartal var herkes tek mi uçacak yoksa ikişer ikişer mi uçacağız ?" diye sordu, yüzünde ekşi bir ifadeyle
Uçmak, yüksekten nefret ediyordu. Bütün yolculuk boyunca, gözlerini açamayacağı belliydi. kartalların intişamlı görüntüsüne hayran hayran bakanların aksine Tumar uçmanın iğrençliği dışında hiç bir şey düşünemiyor gibiydi. Yüzü sararmıştı, uçmak gerçekten hiç hoşuna gitmiyordu. En sonunda aklına o soru geldi kim kim uçacaklardı ?
"Burada kaç kartal var herkes tek mi uçacak yoksa ikişer ikişer mi uçacağız ?" diye sordu, yüzünde ekşi bir ifadeyle
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
Beş adet dev kartal onları bekliyordu, iki tane de havada durmaktaydı. Gmoen inatçı çıkmıştı, bir süre binmemek için inat etti: "Biz cüceler uçmak için yaratılmamışız."
Dev kartallar pek sabırlı değiller ama, kimsenin izin almıyorlardı. Cüceleri ve hobbiti tek bir kartal aldı, diğer kartallar da bir kişiyi sırtlarına bindirdiler.
Uçmak Gmoen'e pek eğlenceli gelmemişti, elfler ve insanların düşünceleri hele hele hobbit dostunun düşüncesini merak etmiyor değildi. Hava güneşli olunca, rüzgar fazla rahatsız etmedi. Kartallar da çok hızlı uçmuyorlardı.
Dumanlıdağlar geride kalmak üzereydi. Son kez dağlara baktı. Terli kafasını kaşıyarak: "Buradan Yalnız Dağ da görünüyor mudur acaba?" diye sormadan edemedi.
2. Bölümün Sonu
Dev kartallar pek sabırlı değiller ama, kimsenin izin almıyorlardı. Cüceleri ve hobbiti tek bir kartal aldı, diğer kartallar da bir kişiyi sırtlarına bindirdiler.
Uçmak Gmoen'e pek eğlenceli gelmemişti, elfler ve insanların düşünceleri hele hele hobbit dostunun düşüncesini merak etmiyor değildi. Hava güneşli olunca, rüzgar fazla rahatsız etmedi. Kartallar da çok hızlı uçmuyorlardı.
Dumanlıdağlar geride kalmak üzereydi. Son kez dağlara baktı. Terli kafasını kaşıyarak: "Buradan Yalnız Dağ da görünüyor mudur acaba?" diye sormadan edemedi.
2. Bölümün Sonu
3. Bölüm "Carrock"

Beornların yaşadığı topraklara varmak üzereydiler. Kartallar onları kayalık dolu arazilere bıraktılar ve dağlara geri dönmek için havalandılar. Gmoen merakla sordu herkese: "Kartallarla uçmak nasıl bir histi?"
Biraz sonra beornlar onları bulacaktı ne de olsa, Carrock"tan geçebilmenin tek yolu beornlara ayakbastı parası ödemekti. Grubun amacı zaten lider Grimbeorn ile konuşmaktı, bu nedenle beornların ortaya çıkmasını bekleyeceklerdi. Gmoen de hem sadece kendisi mi bu uçuştan zevk almadı öğrenmek istiyordu.

Beornların yaşadığı topraklara varmak üzereydiler. Kartallar onları kayalık dolu arazilere bıraktılar ve dağlara geri dönmek için havalandılar. Gmoen merakla sordu herkese: "Kartallarla uçmak nasıl bir histi?"
Biraz sonra beornlar onları bulacaktı ne de olsa, Carrock"tan geçebilmenin tek yolu beornlara ayakbastı parası ödemekti. Grubun amacı zaten lider Grimbeorn ile konuşmaktı, bu nedenle beornların ortaya çıkmasını bekleyeceklerdi. Gmoen de hem sadece kendisi mi bu uçuştan zevk almadı öğrenmek istiyordu.
-
Possessed
- Site Çizeri
- Posts: 958
- Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
- Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
- Contact:
Çok rahat olmasa da deliksiz bir uykunun ardından yüce kartallarla yolculuk etmek her gün olmayacak bir şeydi. Cüce Gmoen'in sorusuna atladı hemen Ekiel.
"He he-. Enteresandı; ama bir daha yapar mıyım bilemem... Rahatsız olduğumu saklamayacağım." dedi ve gözlerini puslu gökte uzaklaşan kartallara çevirdi. Ayaklarının yerden kesilmesi onu biraz rahatsız etmişti, ata bile pek binmeyen biri olarak hep ayakları toprağa değsin isterdi. Birkaç kere tekne yolculuğu yapmıştı, her yolculuk sonunda gemiden inince eğilir toprağa elleriyle dokunurdu. Ayrıca yüce kartallar gökte ne hızla ilerliyordu öyle, Rohan'ın en hızlı atı kendini yırtsa bu hıza ulaşamazdı. Böylesi bir yolculuk da herkese nasip olmazdı, rahat edemese de bunu kabul ediyordu ve mutluydu sonunda. Yüreğini saran heyecanla karışık korku yavaş yavaş kaybolurken konuşmasına devam etti.
"Hem nasıl da küçüldü yeryüzü. Koca kayalar düzleşti, bir avuç kum tepesi oldu. Keşke hava o kadar da puslu olmasaydı da alabildiğine bakabilseydik. Bir haritacının hayatında bir kez uçması gerek ki görsün engin yeryüzü şekilleri tepeden nasıl görünür, haritalarına işlesin bunları."
"He he-. Enteresandı; ama bir daha yapar mıyım bilemem... Rahatsız olduğumu saklamayacağım." dedi ve gözlerini puslu gökte uzaklaşan kartallara çevirdi. Ayaklarının yerden kesilmesi onu biraz rahatsız etmişti, ata bile pek binmeyen biri olarak hep ayakları toprağa değsin isterdi. Birkaç kere tekne yolculuğu yapmıştı, her yolculuk sonunda gemiden inince eğilir toprağa elleriyle dokunurdu. Ayrıca yüce kartallar gökte ne hızla ilerliyordu öyle, Rohan'ın en hızlı atı kendini yırtsa bu hıza ulaşamazdı. Böylesi bir yolculuk da herkese nasip olmazdı, rahat edemese de bunu kabul ediyordu ve mutluydu sonunda. Yüreğini saran heyecanla karışık korku yavaş yavaş kaybolurken konuşmasına devam etti.
"Hem nasıl da küçüldü yeryüzü. Koca kayalar düzleşti, bir avuç kum tepesi oldu. Keşke hava o kadar da puslu olmasaydı da alabildiğine bakabilseydik. Bir haritacının hayatında bir kez uçması gerek ki görsün engin yeryüzü şekilleri tepeden nasıl görünür, haritalarına işlesin bunları."
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
-
Moonwhisper
- Kullanıcı

- Posts: 64
- Joined: Thu Apr 02, 2009 10:00 am
- Contact:
Hayatının en müthiş tecrübesini yaşamıştı kızıl saçlı hobbit. Heyecandan kalbi güm güm atıyordu. Kartallar onları indirdikten sonra da bir süre kendine gelememişti. Gmoenin sorusuyla birlikte toparlandı.
"Harikaydı!" dedi şakır gibi bir sesle. "Hiçbir likör, hiçbir ziyafet hatta hiçbir tütün bu keyfin yerini tutamaz. Biliyor musun dostum; o kartallardan biri olmak isterdim. Böylece tüm orta dünyayı gezebilirdim. Ah o ne müthiş bir histi" Rüzgarı hiç bu denli güçlü hissetmemiştim yüzümde. Biliyor musunuz atlardan nefret ederim ama bu şahane yaratıkların üzerinde hayatımın sonuna kadar yolculuk edebilirim. Bilbo bunu duyana kadar beklesin" Hele Meriadocun yüzünün alacağı ifadeyi düşünmeden edemiyorum."
İç cebinden piposunu çıkardı ve tütün keselerine uzandı. Belli ki bu deneyimi güzel bir tütünle taçlandırmaktı niyeti. Bir yandan da heyecanla konuşmasına devam etti; "İnanın bana bu yolculuğu bir kez daha yapabilmek için üç kere tırmanırdım Dumanlı Dağların zirvesine kadar. Söylesene Reiwen var mı denizlerde, uçmaktan daha heyecanlı bir uğraş? Urithviel, leydim siz söyleyin Ayrıkvadi cennetinde bile yoktur böylesi bir deneyim. Yanlışım varsa düzeltin ama bu hepimiz ömründe yaşabileceği en büyük heyecan olsa gerek. Ya sen Gmoen? Yolculuk boyunca sesin soluğun çıkmadı. Hayatın tadını böyle mi çıkarırsın sen?"
"Harikaydı!" dedi şakır gibi bir sesle. "Hiçbir likör, hiçbir ziyafet hatta hiçbir tütün bu keyfin yerini tutamaz. Biliyor musun dostum; o kartallardan biri olmak isterdim. Böylece tüm orta dünyayı gezebilirdim. Ah o ne müthiş bir histi" Rüzgarı hiç bu denli güçlü hissetmemiştim yüzümde. Biliyor musunuz atlardan nefret ederim ama bu şahane yaratıkların üzerinde hayatımın sonuna kadar yolculuk edebilirim. Bilbo bunu duyana kadar beklesin" Hele Meriadocun yüzünün alacağı ifadeyi düşünmeden edemiyorum."
İç cebinden piposunu çıkardı ve tütün keselerine uzandı. Belli ki bu deneyimi güzel bir tütünle taçlandırmaktı niyeti. Bir yandan da heyecanla konuşmasına devam etti; "İnanın bana bu yolculuğu bir kez daha yapabilmek için üç kere tırmanırdım Dumanlı Dağların zirvesine kadar. Söylesene Reiwen var mı denizlerde, uçmaktan daha heyecanlı bir uğraş? Urithviel, leydim siz söyleyin Ayrıkvadi cennetinde bile yoktur böylesi bir deneyim. Yanlışım varsa düzeltin ama bu hepimiz ömründe yaşabileceği en büyük heyecan olsa gerek. Ya sen Gmoen? Yolculuk boyunca sesin soluğun çıkmadı. Hayatın tadını böyle mi çıkarırsın sen?"
Coirdarg hafif bol gömleğinin ykasını biraz daha gevşetti ve hafif bir tempoyla kayalıklara doğru yürümeye devam etti. Kartallar görünüşe göre üstündekiler her kimse onları buraya bırakmışlardı. Her gün Carrock'a kartal üzerinde yolcu gelmiyordu; ki bunun son derece basit bir sebebi vardı: kartallar, Carrock'ın içinden geçmekten daha ekonomikti. Madem kartallarla buraya kadar gelebiliyorlardı bu yolcular, neden şimdi Carrock'ın içinden geçmek istiyorlardı? Üstünden geçselerdi para ödemek zorunda kalmayacaklardı.
Kartallara binen gruba yaklaştığını seslerden anladı, anlaşılan grupta obur bir hobbit vardı -likörden ve ziyafetlerden bahsetmişti-.
Coirdarg azıcık daha yürüyüp grubu gördüğünde hafifçe iç çekti; grup beklediğinden biraz daha kalabalıktı ve inanılmaz farklı soy ve ırklardan insanları barındırıyordu. şüphesiz gürültücü bir gruptu bu.
Kibarca boğazını temizledi -bir beorn ne kadar kibarca boğazını temizleyebiliyorsa tabii. Bu hgafif kükreme grubun dikkatini çekmeyi başardı. Sakince, çok da yüksek olmayan bir sesle konuşmaya başladı. Tabii bir beorna göre 'sakin' ve 'yüksek olmayan' bir sesle konuşmuştu. "Burada kamp mı yapacaksınız, yoksa Carrock'ın içinden mi geçeceksiniz? Eğer topraklarımızdan geçecekseniz belli bir miktar para ödemeniz lazım. Ha, yok, kamp yapacaksanız, ben yine de para alsam iyi olur." dedi, somurtarak. Ses tonunda bir bıkkınlık ve "işimi bitirip gitmek için sabırsızlanıyorum" havası hüküm sürüyordu.
Kartallara binen gruba yaklaştığını seslerden anladı, anlaşılan grupta obur bir hobbit vardı -likörden ve ziyafetlerden bahsetmişti-.
Coirdarg azıcık daha yürüyüp grubu gördüğünde hafifçe iç çekti; grup beklediğinden biraz daha kalabalıktı ve inanılmaz farklı soy ve ırklardan insanları barındırıyordu. şüphesiz gürültücü bir gruptu bu.
Kibarca boğazını temizledi -bir beorn ne kadar kibarca boğazını temizleyebiliyorsa tabii. Bu hgafif kükreme grubun dikkatini çekmeyi başardı. Sakince, çok da yüksek olmayan bir sesle konuşmaya başladı. Tabii bir beorna göre 'sakin' ve 'yüksek olmayan' bir sesle konuşmuştu. "Burada kamp mı yapacaksınız, yoksa Carrock'ın içinden mi geçeceksiniz? Eğer topraklarımızdan geçecekseniz belli bir miktar para ödemeniz lazım. Ha, yok, kamp yapacaksanız, ben yine de para alsam iyi olur." dedi, somurtarak. Ses tonunda bir bıkkınlık ve "işimi bitirip gitmek için sabırsızlanıyorum" havası hüküm sürüyordu.
Kartal konup sırtına binemesi için Urithviel'e izin verdiğinde elf kızının yüreği ağzına geldi. Kartalların büyük olduğunu biliyordu, hatta bir kaç kez gök yüzünde süzülüşlerini de görmüştü ama bir kartala ilk defa bu kadar yakın oluyordu. Onların bu kadar büyük oldukları aklının ucundan bile geçmezdi.
Kendisini taşıyacak kartal Urith'in sırtına binmesine izin vermeden önce kanatlarını açıp bir iki kere çırpıp sonra tekrar kapamıştı. Kanatların üfürdüğü rüzgar Urith'in yüzüne çarpmış, Dumanl dağların zirvesinde uğuldayan rüzgarın azametini geride bırakmıştı. Dev kuş kanatlarını çırptıktan sonra kimin güçlü olduğu da belli olmuştu. Nihayet dev yaratık Urith'e izin verdiğinde Güz Yaprağı oyalanmadan hayvanın sırtına tırmandı ve ancak boynundaki tüylere tutunduğunda vakit kaybetmeden havalandı.
Yolculuk boyunca Urith sanki derin bir rüyadaymış gibi altında uzanıp giden coğrafyaya bakmıştı. Bir daha böyle bir manzarayı göremeyeceğinin bilincinde gördüğü her anı beynine kazıdı. Rüyayı gerçekten ayıran tek şey yüzüne çarpan buz gibi havaydı ve bu yüzden bir süre sonra Güz Yaprağı pelerininin içinde büzülmek zorunda kaldı.
Kartal nihayet Carock'a vardığında Urith elf dilinde heybetli hayvana teşekkür etti ve bir sıçrayışta yere indi. Kartallar tekrar gök yüzüne kanat çırptıklarında bile arkalarından onlara veda etmeye devam ediyordu.
Nihayet kartallar gittiğinde Urithviel Cüce Gmoen'in sorusunu cevapladı.
"Bir rüya gibiydi Efendi Gmoen. Muhtemelen bir daha böyle bir şeyi yaşayamayacağım için her anın keyfini çıkarmaya çalıştım."
Sonra da dönüp diz çöktü ve gözlerini buçukluğun gözlerinin hizasına getirip uçmanın keyfinden deli divane olmuş buçukluğa konuştu.
"Sevgili Gorimac! Sen Orta Dünya'da sana sunulan tüm zevkleri tertemiz kalbinele bir sünger gibi emip kendi aldığından çok daha fazlasını bizlerle paylaşacak güçtesin! Seni tanıdığım için çok mutluyum zira başımıza ne gelirse gelsin, en karanlık şer'de bile bir damlacık neşe ve umut varsa senin onu çekip çıkaracağını ve bizlere göstereceğini biliyorum. Ve hayır, elbette böyle bir şey yaşamadım Ayrıkvadi'de ve böylesi bir şeyi başka bir yerde yaşamış olsam da yaşayamazdım herhalde..."
Urith sözlerini bitirdiğinde gözleri kayaların berisinden ortaya çıkan bir figürü seçti. Kısa bir süre sonra da Coirdarg varlığını gruba belli etmişti.
Coirdarg ücretten bahsettiğinde Urithviel dayanamadı ve konuştu yine.
"Vay be... Ayak bastı parası gerçekten de ayağımızı bastığımız anda isteniyormuş bu diyarda!"
Urith dönüp Kuytuorman Prensesi'ne baktı ve sözlerine devam etti.
"Grup adına konuşmak bana düşmez ama, şu kadarını biliyorum ki, ne kamp yapmaktır, ne de geçip gitmektir niyetimiz. Buraya dostane bir amaç için geldik..."
Kendisini taşıyacak kartal Urith'in sırtına binmesine izin vermeden önce kanatlarını açıp bir iki kere çırpıp sonra tekrar kapamıştı. Kanatların üfürdüğü rüzgar Urith'in yüzüne çarpmış, Dumanl dağların zirvesinde uğuldayan rüzgarın azametini geride bırakmıştı. Dev kuş kanatlarını çırptıktan sonra kimin güçlü olduğu da belli olmuştu. Nihayet dev yaratık Urith'e izin verdiğinde Güz Yaprağı oyalanmadan hayvanın sırtına tırmandı ve ancak boynundaki tüylere tutunduğunda vakit kaybetmeden havalandı.
Yolculuk boyunca Urith sanki derin bir rüyadaymış gibi altında uzanıp giden coğrafyaya bakmıştı. Bir daha böyle bir manzarayı göremeyeceğinin bilincinde gördüğü her anı beynine kazıdı. Rüyayı gerçekten ayıran tek şey yüzüne çarpan buz gibi havaydı ve bu yüzden bir süre sonra Güz Yaprağı pelerininin içinde büzülmek zorunda kaldı.
Kartal nihayet Carock'a vardığında Urith elf dilinde heybetli hayvana teşekkür etti ve bir sıçrayışta yere indi. Kartallar tekrar gök yüzüne kanat çırptıklarında bile arkalarından onlara veda etmeye devam ediyordu.
Nihayet kartallar gittiğinde Urithviel Cüce Gmoen'in sorusunu cevapladı.
"Bir rüya gibiydi Efendi Gmoen. Muhtemelen bir daha böyle bir şeyi yaşayamayacağım için her anın keyfini çıkarmaya çalıştım."
Sonra da dönüp diz çöktü ve gözlerini buçukluğun gözlerinin hizasına getirip uçmanın keyfinden deli divane olmuş buçukluğa konuştu.
"Sevgili Gorimac! Sen Orta Dünya'da sana sunulan tüm zevkleri tertemiz kalbinele bir sünger gibi emip kendi aldığından çok daha fazlasını bizlerle paylaşacak güçtesin! Seni tanıdığım için çok mutluyum zira başımıza ne gelirse gelsin, en karanlık şer'de bile bir damlacık neşe ve umut varsa senin onu çekip çıkaracağını ve bizlere göstereceğini biliyorum. Ve hayır, elbette böyle bir şey yaşamadım Ayrıkvadi'de ve böylesi bir şeyi başka bir yerde yaşamış olsam da yaşayamazdım herhalde..."
Urith sözlerini bitirdiğinde gözleri kayaların berisinden ortaya çıkan bir figürü seçti. Kısa bir süre sonra da Coirdarg varlığını gruba belli etmişti.
Coirdarg ücretten bahsettiğinde Urithviel dayanamadı ve konuştu yine.
"Vay be... Ayak bastı parası gerçekten de ayağımızı bastığımız anda isteniyormuş bu diyarda!"
Urith dönüp Kuytuorman Prensesi'ne baktı ve sözlerine devam etti.
"Grup adına konuşmak bana düşmez ama, şu kadarını biliyorum ki, ne kamp yapmaktır, ne de geçip gitmektir niyetimiz. Buraya dostane bir amaç için geldik..."
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Coirdarg grupta elf hanımlar olduğunu fark edince hafifçe kızardı ve boğazını tekrar temizlemek zorunda kaldı. Bu sefer gerçekten kibarca temizleyebilmişti boğazını. Elfleri farketmekte gecikmesi doğaldı tabii, son zamanlarda çok farklı şeyler hakkında düşünüyordu. Zihninde bir an bir şimşek çaktı. Düşüncelerini şimdilik bastırmaya kararverdi.
"Evet, bu yüzden adı ayakbastı parası ya zaten!" dedi; yaptığının elf kızının dediği şeyi yankılamak olduğunu biraz geç farketmişti. Bir anlık sessizlikte elf kızının bakışlarını takip etti. Elf kızının baktığı diğer elfi gözü bir yerden ısırıyordu. Daha önce karşılaşmadığına emindi o elfle, ama yine de bir tanıdıklık sözkonusuydu.
Beorn kendine çeki düzen vermeye karar verdi; duruşunu dikleştirdi ve yüz ifadesini düzeltti; ses tonunu hafifletti: "Anlamadım. Kamp yok. Topraklardan geçmek yok. Niye buradasınız?" dedi.
"Evet, bu yüzden adı ayakbastı parası ya zaten!" dedi; yaptığının elf kızının dediği şeyi yankılamak olduğunu biraz geç farketmişti. Bir anlık sessizlikte elf kızının bakışlarını takip etti. Elf kızının baktığı diğer elfi gözü bir yerden ısırıyordu. Daha önce karşılaşmadığına emindi o elfle, ama yine de bir tanıdıklık sözkonusuydu.
Beorn kendine çeki düzen vermeye karar verdi; duruşunu dikleştirdi ve yüz ifadesini düzeltti; ses tonunu hafifletti: "Anlamadım. Kamp yok. Topraklardan geçmek yok. Niye buradasınız?" dedi.
-
Moonwhisper
- Kullanıcı

- Posts: 64
- Joined: Thu Apr 02, 2009 10:00 am
- Contact:
Urithvielin sözleri üzerine yüzü kıpkırmızı olmuştu Gorimacin. Teşekkür etmek için ağzını açamayacak kadar utanmıştı. O esnada gruba bir "şeyin" yaklaşmakta olduğunu gördü. Karşısındaki heybetli, kıllı yaratık Gorimaci hem korkutmuş hem de midesini bulandırmıştı. Üstelik bu "şey" onlardan ayakbastı parası istiyordu. Gorimac bu tabire hiç alışkın değildi.
"Ayakbastı parası mı? Yani buraya ayağımızı bastığımız için para mı istiyorsun bizden? Bir yaşıma daha girdim. Ben yıllardır millerce yol dolaştım ve ilk defa yürümenin paralı olduğu bir yer görüyorum. Bu çok saçma bir uygulama dostum." Yavaşça beornun yanına doğru ilerledi. "Gel seninle bir anlaşma yapalım. Ben para ödemeyi sevmem ancak hediye vermeye bayılırım. Bu yüzden nadide tütünümü tatman için sana bir fırsat veriyorum." Beorna yaklaştıkça kesif bir bal kokusu dikkatini çekti. "Bu bal kokusu senden mi geliyor? Hmm" Balı seviyor olmalısın. Ben bala bayılırım. O halde hediyemi değiştiriyorum." Ã?antasından çok sevdiği bal likörünü çıkardı. "Sana favori içeceğimi hediye ediyorum" likörü beorna uzattı, "Eh ayakbastı parasını bu karşılar herhalde?"
"Ayakbastı parası mı? Yani buraya ayağımızı bastığımız için para mı istiyorsun bizden? Bir yaşıma daha girdim. Ben yıllardır millerce yol dolaştım ve ilk defa yürümenin paralı olduğu bir yer görüyorum. Bu çok saçma bir uygulama dostum." Yavaşça beornun yanına doğru ilerledi. "Gel seninle bir anlaşma yapalım. Ben para ödemeyi sevmem ancak hediye vermeye bayılırım. Bu yüzden nadide tütünümü tatman için sana bir fırsat veriyorum." Beorna yaklaştıkça kesif bir bal kokusu dikkatini çekti. "Bu bal kokusu senden mi geliyor? Hmm" Balı seviyor olmalısın. Ben bala bayılırım. O halde hediyemi değiştiriyorum." Ã?antasından çok sevdiği bal likörünü çıkardı. "Sana favori içeceğimi hediye ediyorum" likörü beorna uzattı, "Eh ayakbastı parasını bu karşılar herhalde?"
Beorn hobbitin ayakbastı parasıyla ilgili lafına karışacaktı ki hobbitin vardığı nokta hoşuna gitti. Küçük adam ona bir şişe bal likörü ikram ediyordu!
"Ayakbastı parası bizim için çok önemli..." dedi Coirdarg, saklını kaşıyarak. Hafifçe eğilip bal likörü şişesini alıp açtı ve kokladı. Bal kaliteliydi, likör kaliteliydi... Coirdarg kafasını kaşıdı bu sefer. "Ama bu likör de hiç fena değil..." dedi. Bir süre çok hafifçe hırladı. Bir ara para kesesini şakırdattı. "Ee..." dedi hobbite bakarak, tek dizi üzerine çöktü. "Söylesene, bundan bir tane daha var mı? Sizin gibi büyük bir grup için biraz fazla ayakbastı parası almam gerecek, anlıyorsundur. Bir tane daha verirsen şu bal liköründen, ayakbastı parasının hepsini ben karşılayabilrim. Ne dersin?" Bİr süre umut dolu gözlerle hobbite baktı. Sonra ne yaptığını farkedip kendi kendine hırıltlı bir biçimde gülüp yüz ifadesini yeniden biçimlendirdi; tek kaşını kaldırdı, hafifçe sırıttı. Bal likörü cidden güzel kokuyordu, büyük ihtimalle çok kaliteliydi. Bu grup bol bol yemek falan taşıyordu herhalde yanında. şansı varsa bunlardan biraz et de alabilirdi.
Etin düşüncesiyle dudaklarını yaladı ve yutkundu. Hemen sonra bir beorn düşüncelerini okuyabilecekmiş gibi bal likörünü, dev kartalları, elf hanımları düşünmeyi denedi.
"Ayakbastı parası bizim için çok önemli..." dedi Coirdarg, saklını kaşıyarak. Hafifçe eğilip bal likörü şişesini alıp açtı ve kokladı. Bal kaliteliydi, likör kaliteliydi... Coirdarg kafasını kaşıdı bu sefer. "Ama bu likör de hiç fena değil..." dedi. Bir süre çok hafifçe hırladı. Bir ara para kesesini şakırdattı. "Ee..." dedi hobbite bakarak, tek dizi üzerine çöktü. "Söylesene, bundan bir tane daha var mı? Sizin gibi büyük bir grup için biraz fazla ayakbastı parası almam gerecek, anlıyorsundur. Bir tane daha verirsen şu bal liköründen, ayakbastı parasının hepsini ben karşılayabilrim. Ne dersin?" Bİr süre umut dolu gözlerle hobbite baktı. Sonra ne yaptığını farkedip kendi kendine hırıltlı bir biçimde gülüp yüz ifadesini yeniden biçimlendirdi; tek kaşını kaldırdı, hafifçe sırıttı. Bal likörü cidden güzel kokuyordu, büyük ihtimalle çok kaliteliydi. Bu grup bol bol yemek falan taşıyordu herhalde yanında. şansı varsa bunlardan biraz et de alabilirdi.
Etin düşüncesiyle dudaklarını yaladı ve yutkundu. Hemen sonra bir beorn düşüncelerini okuyabilecekmiş gibi bal likörünü, dev kartalları, elf hanımları düşünmeyi denedi.
-
Moonwhisper
- Kullanıcı

- Posts: 64
- Joined: Thu Apr 02, 2009 10:00 am
- Contact:
Gorimac beorndan tam manasıyla tiksinmişti ama bunu ona belli etmemeye çalışıyordu. Onları rahat bırakması için en kaliteli likörünü vermişti ama bu arsız ayı ondan daha fazlasını istiyordu şimdi de. Gorimac duruşunu dikleştirdi, yüzü de ciddileşmişti. Ã?antasında bir tane daha bal likörü vardı ama onu da beornla paylaşmaya hiç niyeti yoktu. Dostlarıyla belki ama bu kaba yaratıkla asla.
"Grubumuz kalabalık ama iki tane cüce ve bir tane hobbit var.Takdir edersin ki bizim ayaklarımız o kadar da büyük değil. Kısacası bir şişe likör tüm ayaklar için yeterli olacaktır." Beorna arkasını döndü ve ağır adımlarla dostu Gmoenin yanına doğru yürümeye başladı. Son şişesinin ondan alınacağı düşüncesi tüylerini diken diken etmişti"
"Grubumuz kalabalık ama iki tane cüce ve bir tane hobbit var.Takdir edersin ki bizim ayaklarımız o kadar da büyük değil. Kısacası bir şişe likör tüm ayaklar için yeterli olacaktır." Beorna arkasını döndü ve ağır adımlarla dostu Gmoenin yanına doğru yürümeye başladı. Son şişesinin ondan alınacağı düşüncesi tüylerini diken diken etmişti"
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests

