Sonunda antik harabelere vardığınızda üzerin kar bile yağmayan, büyüsel titreşimlerini uzaktan bile hissedebildiğiniz (en azından bazılarınız) taştan bir meydan gördünüz. Atları ve arabayı bırakarak meydana çıkan basamakları tırmandınız. Hepiniz Zubin"in tarif ettiği (ve az buçuk lich olanların da bildiği gibi) telepotasyon noktası olan ortadaki daireye çıktınız. Dairenin etrafında yerde taş gibi duran ama yakından incelendiğinde aslında değişik bir metal olduğu anlaşılan ve üzerinde çeşitli kadim dilde semboller, harfler bulunan bir çember vardır. Zubin"in tarif ettiğine göre ritüel yapılırken bu çember dönmeye başlayacak ve büyüsel enerji had safhaya vardığında merkez dairede kim varsa teleport olacaktır.
Ortadaki masa gibi taşın üzerinde de karmaşık bazı tablolar bulunmaktadır. Bu tablolarda her sembolün karşısına bir takım numaralar yazılmıştır. Zubin"in tarifine göre her teleport kapısında kadim zamanlarda yazılmış böyle koordinat tabloları vardır ve her kapı değişik yerde olduğundan tablolar farklılık göstermektedir. Yani koordinatlar her kapının kendine özgü mevkisine bağlı olarak verilmektedir.
Sizin gideceğiniz yerin adı: VALASSE
Taşın üstündeki VALASSE"yi oluşturan sembolleri araştırdığınızda bazı harflerin ve sayıların binlerce yıllık zamandan dolayı aşınmış olduklarını görüyorsunuz. Ancak bazı harfler rahatlıkla okunuyor. (okunamayan her bir sembolü ? işareti ile gösterdim)
V = 904?
A = 10553
L = ????
A = 10553
S = ????
S = ????
E = 0303
Elinizdeki parşömeni okurken, ortasında bir bölümde gideceğiniz yerin ismindeki her harfin koordinatlarını sırayla okumanız lazım
Ã?rnek: AEEA gibi bir yere gidecekseniz;
10545. 0303. 0303.10545 şeklinde bir koordinatı parşömende yazan büyü sözlerinin arasına sıkıştırmanız gerekir ki kapı sizi doğru yere gönderebilsin.
.
Last edited by dwaxer on Sat Jun 12, 2010 3:59 am, edited 2 times in total.
"Ne yapcaz şimdi? Kafadan sayı mı atcağız? Bir dakika belki diğer harflerin sayılarına bakarsak mantıklı bir şey çıkarabiliriz. Yaşarken matematik profesörüydüm ben."
Sonra biraz düşündü. "Matematik profesörü değildim ama profesördüm... En azından doçent ya da doktor... tam bilemedim şimdi öğretmen gibi bir şeydim sanki."
Zack Okunabilen harfleri ve rakamları incelemeye başlar.
devrimk wrote:"Ne yapcaz şimdi? Kafadan sayı mı atcağız? Bir dakika belki diğer harflerin sayılarına bakarsak mantıklı bir şey çıkarabiliriz. Yaşarken matematik profesörüydüm ben."
Zack Okunabilen harfleri ve rakamları incelemeye başlar.
Etrafa bir bakmaya karar verir. Belki daha öncelilerden kalan bir parşömen bulur da bir iki harfin kodunu çözmeyi umar.
"Ben bir şöyle etrafa bakınıyım.İşe yarar bir şey bulurum belki."
Yoğun uğraşma ve düşünsel faaliyetten sonra boyut kapısı mekanizmasının zaman ve mevkiyi gösteren ölçüm sistemlerinin kombine edilmesiyle çalıştığını anladınız. Doğru koordinatları tespit edip parşömeni okuduğunuzda, yerdeki dış çember uğultulu bir ses eşliğinde dönmeye başlar.
Bu sırada öteden yaklaşan kişiler belirir. Bunlar eski dostlarınız Aramil, Boris ve Naome!
Ama bu sefer yanlarında üç kişi daha vardır.
Uzun altın renkli saçları olan parlak zırhlı kadın at aradanızın yanından geçerken beyaz bir ışık ile parlar ve zombi atlarınız toza dönüşerek yere dökülür.
"İşte oradalar!" diye bağıran Boris oklarını size doğru yollar ancak sanki çevrenizde görünmez bir koruma kalkanı oluşmuş gibi oklar kenara doğru seker. Bu sırada etrafınızdaki çemberin dönüşü iyice hızlanmış, dış dünyanın görüntüsü yavaş yavaş bulanıklaşmaya başlamıştır.
Elinde kitap olan kadın "boyut kapısı açıyorlar!" diye bağırır. Daha sonra elinden bir ateş fırlatır. Size doğru gelmekte olan ateş topu gittikçe büyümektedir; büyür büyür büyür, öyle ki hayatınızda gördüğünüz en büyük ateş topudur bu; öyle güzel ve ölümcüldür ki... Ancak çemberin dönme hızı artık son safhaya gelmiş, mekan gözünüzden silinmek üzeredir, boyutlar arası yolculuğunuz belli ki başlamak üzeredir. Tam bu sırada cehennemsi bir sesle ateş topu bulunduğunuz yere çarpar ve son hatırladığınız, çemberin ani bir şekilde durmasıdır.
Birden kendinizi bambaşka bir yerde buldunuz. Ancak serin gölgeli elf ormanları değil burası. Aksine güneş acımasız bir şekilde parlıyor. (Aegron"un koruyucu karanlık elbisesi olmasa hemen ölürdü) Etrafınız göz alabildiğine çöl kumu ile çevrili, sanki kızgın kumlardan oluşan bir denizin ortasındasınız. Ufka kadar her yönde hiçbir göze çarpacak nesne yok, sadece kum tepeleri.
"Haaaah! Kırdı teleport aletini ayı karı! Neyse en azından takip edemezler. Yolu uzattık mı kısalttık mı acaba?"
Birden uzakta bir şey görmüş gibi şaşırmış ve korkmuş taklidi yapar ve koşarak bir kum tepesine atar kendini. "Kaçın saklanın kutup ayısı geliyor!"
Yerde bir kaç saniye bekler esprisine kimsenin gülmediğini anlayınca üzerindeki kumları temizleyerek ayağa kalkar. "Neyse biriniz yapacaktı nasılsa bu espriyi ben yapayım dedim. Batıya doğru ilerleyelim o zaman nasılsa açıkma susama derdimiz yok."
"Acıkma susama derdimiz yok mu ? Su anda soguk bir beyine hayır dermiydin. sus biliyorum demezdin. Soğuk soğuk bir dana kanı içip iliklerimde hissetmek için herşeyi verirdim. Peki herşeyi değil.."
Çok hızlı ve saçma konuştugunu farketmişti ve biraz suskun kaldı.
"Neredeyiz biz ya... şu karanlık elbisede olmasa işim yaş ha... Suyun çıkardı bu sıcakta.."
Thanks Mario but The princess is in another castle!!
"Amma sıcakmış be! Bi kemik, bi ilik kaldım." Tek bir yöne doğru giderlerse elbet yollarını bulacaklardı. "Hadi gidelim ne bekliyoruz? Kutup ayısının gelmesini mi? O bize gelmiyorsa, biz ona gidelim, Zack!"
.
Bir gün boyunca batıya doğru ilerlediniz. Bir sabah vakti ufukta bir şeyler görünmeye başladı. Kuzeyinizde, yaklaşık bir günlük mesafede, dağ kadar yüksek ama düzgün yapısıyla bir piramit olduğunu belli eden bakır renginde bir bina var. Güneyiniz de ise yine yaklaşık bir günlük mesafede dağlar gözüküyor. Bu dağlar Hakmarun"un doğusuyla batısını ayıran sıra dağların bir parçası olmalı.
"Piramitlere mi gitsek? Partide bir mumya eksikti onu da oradan buluruz kesin."
Zack piramitlere doğru bakarken düşüncelere daldı.
"Bu salak Lili bizi takip edebiliyor mu acaba? Ne işim var insanların ortasında bu piramite yerleşsem firavunu olurum lan buranın." Bir an düşünceleriyle gaza geldi kollarını havaya kaldırarak bağırdı. "Görelim bakalım sen mi beni yeneceksin ben mi seni İstanbul!"