Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)

Frpworld forumlarındaki eski FRYO(Forum Rol Yapma Oyunu) başlıklarının tutulduğu arşiv.
Locked
majenta
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 633
Joined: Sat Mar 06, 2004 10:00 am
Contact:

Post by majenta »

Andero içeri girdikten sonra etrafa son bir bakış attı. Pencerelerden ona bakan bir kaç yüz, bakışları karşılaştığı anda içeri kaçmıştı. Ah neler olduğunu öğreneceğim. Çok yakında.

Kafasını düşünceli bir şekilde iki yana salladıktan sonra içeri girdi. Etrafta duyulan hararetli mırıldanmalar kafalar kapıya çevrildikçe azaldı. Lysana'nın da içeri girmesiyle tamamen kesildi.

Majenta handakileri hafifçe süzdükten sonra Andero'ya baktı ve ne oluyor burda der gibi tek kaşını havaya kaldırdı. Bakışı yanlış anlamış olabilecek bir kaç kişi kendi aralarında hızlı bir şekilde fısıldaştılar ve han yine sessizliğe gömüldü.

Cevap alamayacağını anladığında gördüğü boş bir masaya doğru elini yavaşça savurdu. Andero kafasını olumlu anlamda sallayınca yavaşça masaya seyretti.Yavaşça oturduktan sonra tertipli olmanın önemli olduğu zamanlardan kalma ufak bir alışkanlıla cübbesinin katlanmış kısımlarını düzeltti.

Andero ve Lysana'nın oturmasını bekledikten sonra tıknaz, siyah saçlı erkek garsona bakmaya başladı. Bir süre sonra garson bakışı farketti ve masalarına geldi.Niyahet bizimle konuşma lütfunda bulunacak biri.

Garsonun sesinde hafif bir çekingenlik olsa da kulağa fazla itici gelmiyordu." Size nasıl yardımcı olabilirim efendim." Ahhh... Burda neler döndüğünü anlatsan çok iyi olurdu. Majenta, yüzüne hoş sayılabilecek bir gülümseme yerleştirdi. "Ben güzel şaraplarınızdan bir tane istiyorum. Arkadaşlarımsa..." Gülümsemesini hiç eksiltmeden Andero ve Lysana'ya baktı.[/i]
Sıkıntılarla dolu hayat, yer kalmıyor yaşamaya.
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Re: Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)

Post by Raistlin »

CHANGES wrote:şimdi bilmesi gerekenleri biliyordu.Mağaranın en kuytu köşesine çekildi ve bedeninin dinlenmesine izin vererek uykuya daldı.
Dharmon kan ter içerisinde her gece daha da korkunçlaşan kabusundan uyandı. Değişiminden sonra daha yavaş atmaya başlamış olan kalbi, şimdi ork davulları gibi kulaklarında yankılanıyordu. Yutkunduğunda kalbi yeniden eski ritmine döndü. Sol elinin içerisinde garip bir yara oluşmuştu. Mağaranın içindeki gölgelere baktığında elinin onları yönlendirdiğini fark etti. Gölgeler bir oyun oynuyorlardı ve oyun karanlığın kalbine gidecek yolu anlatıyordu.
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

Kahvaltısını bitiren Tenthor, Han'a yeni gelenlere aldırmadan odasına döndü. Acele etmeden, alışkın haraketlerle zırhını kuşandı ve tekrar aşağı indi. Tepedeki ormanlık alanda bir gezinti onu rahatlatabilirdi... Han'ın kapısını rahatça açıp, temiz havaya çıktı. Nerdeyse öğleye kavuşmuş olan güzel bir gün. Derin bir nefes alıp, yola koyuldu.
Lysana
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 716
Joined: Fri May 28, 2004 10:00 am
Location: Arborea
Contact:

Post by Lysana »

Han'a gelesiye kadar köyde yürüdükleri sokakları tek tek incelemişti köy normaldi pek farklı birşey yoktu insanlar işlerini yapıyor rutin koşuşturmacalarına devam ediyorlardı, ama karanlık bir havası vardı güneş istediği kadar köyü aydınlatsın köy yinede loş bir ortamın içinde gibiydi.

Han'a girdiklerinde tek tük müşteri vardı günün bu saatlerinde halktan pek kimse gelmiyordu herhalde, içeriye dikkat ettiğinde şovalye giyiniminde bir adam ve soytarı olduğunu varsaydı kişileri gördü onlara son bir bakış attıp andero ve majentanın yanına oturdu. sonra hancının yanlarına geldiğini farketti "su yeterli" dedi sevecen bir ses tonunda siparişleri alan kişiye, yolculuk boyunca acıkmamıştı sadece susamış ve yorgundu. içinin bir an ürperdiğini hissetti bunuda yorgunluğa vurdu dinlenmeleri gerekiyordu bu han iyi bir konak yeri olabilirdi fikrini majenta ve anderoyla paylaşmak için konuştu "nedersiniz burda bir geceliğine kalabiliriz sizi bilmem ama ben çok yorgunum" majenta ve anderonunda yorgun olduklarını görebiliyordu özelliklede anderonun.
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

-Sadece su. diye cevap verdi Andero hancıya Lysana'dan sonra. Garson anladığına dair hiçbir belirti göstermeden, şişmanlığının elverdiği ölçüde hızla geri gitti. "Oda korkuyor." diye düşündü Andero. Yavaşça kafasını çevirerek boyun kaslarını gerdi. Bu sırada kızıl saçlı bir adamın masasından kalkmasına ve yukarı çıkmasına takıldı gözleri. Sonra hafifçe esnedi. Dirseklerini masaya koyarak ellerini birleştirdi ve yumruk yaptı. Daha sonra başını yaptığı bu yumruğa dayayıp hafifçe nefes verdi. Ardından Lysana'nın sorusunu duydu.

-Ahh Lysana. Aslında ben bir an önce şu işe bir son vermek istiyorum ama sanırım haklısın. Bir şeyler mantığımın önüne geçiyor ama onu kullanabildiğim, şu an gibi, nadir zamanlarda doğru kararlar verebiliyorum. Evet. Biraz dinlenmeliyiz. Yoksa bu yolculuğu değil bu günü çıkaramayacağım. Sen ne dersin Majenta?
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Fallen
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1054
Joined: Sun Jul 04, 2004 10:00 am
Location: İzmir
Contact:

Post by Fallen »

Dostu Hrisskar'dan daha yeni ayrılmıştı elf, düşünceler içinde ormanda ilerliyordu.. vampirler..diyarda başlaması gereken av.. hepsi bir hayal kırıklığı olmuştu.. amaçsızca yürüyor ve düşünüyordu, bozuk morali çevresine olan dikkatinide azaltmıştı.. taaki karanlık ormanın içinde yerde dalgalanan kızıl bir ışık görene kadar...dev bir sekoya'nın yaprakları arasından sızıp yerde şekiller çizen bir ışıktı ve bu ışık her ne ise kesinlikle doğal değildi..elf hızla sekoya'nın altına yöneldi, kısık gözlerle bu ışığın kaynağını bulmaya çalıştı.. ama yapraklar görüşe pek izin vermiyordu.. kısa bir an düşündü.. zorda kaldığında ilk aklına gelen şey en yakın dostu olurdu.. o her zaman ranger'a yanıt verirdi.. yıllarca onunla birlikte pek çok maceraya atılmışlardı.. dostunu asla arkada bırakmamıştı bu kurt... elf kuytu bir köşeye çekildi... bu bir tür korunmaydı.. dostunu çağırırken savunmasız kalırdı elf... "eskilerden kalan başka bir kötü alışkanlık" diye geçirdi içinden.. çünkü çevrede tehlikeli olabilecek hiçbirşey yoktu.. bu sadece basit bir paranoya idi.. hafifçe gülümsedi.. yere diz çöktü ve gözlerini kapadı, kısa bir transın ardından dostunun varlığını sezebiliyordu.." bana gel eski dostum" diye fısıldadı içinden, işte o an dostunun hareket ettiğini hissetti...
Karanlık...
Kurt uykudaydı.. derin ve rahat bir uykuydu bu, hayatının en güzel anları uykudaki zamanlarıydı Kurt'un.. sonra bir ıslık duydu..ardından gelen bir fısıltı.. anlamsız sesler dizisi yeniden.. yankılanan basit sesler... "bana gel dostum"... ama yapması gerekeni biliyordu kurt, gözleri açıldı.. daha şimdiden koşmaya başlamıştı bile, orman yoğun ağaçlar çok kalındı.. kurt koşarken bir sağa bir sola dönüyordu sürekli.. dostunun varlığını sezebiliyordu ve sadece sezilerine doğru koşuyordu...
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
majenta
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 633
Joined: Sat Mar 06, 2004 10:00 am
Contact:

Post by majenta »

Esnemesine mani olmaya çalışırken sesi biraz boğuk çıkmıştı. "Burada dinlensek gerçekten çok iyi olur." İki gündür uyuyamıyorum ve neredeyse kafam masaya düşecek.

Sonra Lysana'nın yanına daha önce görmediği, belki de görüp de şu anda tanıyamadığı bir elf oturdu. Göz ucuyla hafifçe elfi süzdü.Ardından dirseklerini masaya dayadı, gözlerini kapadı ve şakaklarına hafifçe masaj yapmaya başladı.

Kısa bir an sonra masaya koyulan kupaların tok sesine karışan şarap kadehinin çınlamasıyla gözlerini açtı. Dirseklerini masadan indirmeden kadehine uzanıp ufak bir yudum aldı ve gözü beklemekte olan garsona takıldı. Yüzüne yine ufak bir gülümseme yerleştirerek" Acaba bize handa konaklamak için iki kişilik bir odayla tek kişilik bir oda ayarlayabilir misin?" dedi. Garson kafasını aşağı yukarı salladıktan sonra, sanki handa birkaç yabancının daha kalacağından büyük üzüntü duyuyormuş gibi konuştu."Odalarınız birazdan hazır olur efendim."Ardından merdivenlerden yukarı hızlıca çıkıp gözden kayboldu.
Sıkıntılarla dolu hayat, yer kalmıyor yaşamaya.
Türklider
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1308
Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
Location: AFYON! Hehehehe...

Post by Türklider »

Ezakiel köyü gören bir tepenin üzerinde oturuyordu. Bu topraklara girdiğinden beri hisleri hiç iyi yönde işaret vermemişti kendisine. Dişlerini gıcırdatarak oturduğu yerden gecenin içinde bir şeyler görmeye çalıştı.

Goblinsi gözlerinin dahi içinde göremeyeceği bir karanlık yavaş yavaş bu topraklara çöküyordu...

"Ee dostum... Aynı geçmişte ruhumda gördüğüm gibi bir karanlık... Sanki vücut buluyor."

Elindeki vücutsuz kafaya baktı; "Senin de ruhun bu kadar kararmış mıydı? Yoksa kendi hayatım için seni öyle mi görüyordum? Ama biliyorsun, aç kalsam da suçlu olduğundan emin olmadığım birini yemem... Bacakların da pek tuzsuzdu..."

İçindeki kötü his artarken karanlığın içinden kızıl bir şimşek çaktı. Ve Ezakiel, az önce tam ileri bakan ölü gözlerin artık kendine bakmakta olduğunu hissetti ve kafayı uzaklara fırlattı. Korkmamıştı ama öldüğünü çözemeyen gerizekalılarla işi yoktu.

Burnunu çektikten sonra ayağa kalktı sakince. Hırıltılı bir öksürükten sonra hiç bakmadan konuştu; "Gel elf... Kurdunu da getir ve şu rezalete bak... İşte bu durumdan kaçtım ben de... Güvensiz, amaçsız bir yaşam... Hiç sevgi yok..."

Yanına yaklaşan elf ile beraber aynı manzaraya baktı... "Az önce duydun elf, kötülük vücut buluyor... Ve eğer bir vücudu varsa, o vücut ölebilir... Eti varsa da yenebilir... Hahahaha!"

"Haydi, biraz kahramanlık yapalım..."
Saygılarımla...
Türklider...
Fallen
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1054
Joined: Sun Jul 04, 2004 10:00 am
Location: İzmir
Contact:

Post by Fallen »

Elf sekoyanın altına çökmüş, sessizce dostunun gelişini bekliyordu, bu karanlıktan hep nefret ederdi, kendini boşlukta gibi hissediyordu elf, amaçsızca oturuyordu...sonra kurt dostunun karanlıktan koşarak geldiğini gördü kurt'un.."sonunda" diye iç geçirdi..ardından eğilerek üstüne doğru koşan kurtu kucakladı, bir süre kurt'un sert kürkünü okşadı.. dostu buna bayılırdı.. sonra onuda alıp kızıl ışığın kaynağını daha iyi görebileceği bir yere doğru yürümeye başladı ikili, bir süre daha yürüdüler fakat kurt elf'in yanında huysuzlaşmaya başlıyordu.. ilerde bir şey olamalıydı...
Elf yayını çıkardı, hafifçe kamburunu çıkararak çalıların ve ağaçların ardından ilerlemeye devam etti.. kurtta en az onun kadar sessizdi..işte ileride.. elf iri bir şekil seziyordu.. havayı koklar gibi hareketleri vardı..elf ne olduğunu tam anlamamıştı henüz.. yaklaşmaya devam etti, artık yaratığın ne olduğunu anlamıştı..ardından bir rahatlama.."Ezakilel" dedi içinde, o anda böc ayının ona seslendiğini duyuyordu..
"Gel elf... Kurdunu da getir ve şu rezalete bak... İşte bu durumdan kaçtım ben de... Güvensiz, amaçsız bir yaşam... Hiç sevgi yok..."
Sonra elf sessizce bu ilginç yaratığın yanına yürüdü.. karşısındaki manzara korkunçtu gerçekten...böcayı ise neşesinden hiçbir şey kaybetmemiş gibiydi...
"Az önce duydun elf, kötülük vücut buluyor... Ve eğer bir vücudu varsa, o vücut ölebilir... Eti varsa da yenebilir... Hahahaha!"

"Haydi, biraz kahramanlık yapalım..."
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Korkunç bir yıldırım pentagramın tam ortasına indiğinde kızıl ışıkla gökyüzü adeta kana bulandı. Işık o kadar parlaktı ki sesi gelmeden önce Azakiel ve Thlyrotel'ın adeta kanları dondu, zaman onlar için akmaz oldu.

Bir anda kulakları yırtan ses Böcayı ve Elf'e sert bir yumruk gibi çarptı. Acıdan sağır olmamak için ağızlarını açıp, kulaklarını tıkadılarsa da beyinlerindeki zonklama dinecek gibi değildi. Kendi damarlarında akan kanın sesinin davul gibi gümbürtüsünü duyuyorlardı. Kendi kalplerinin ritmik melodisinin kısa aralarında ise sessiz dalga geçen bir kahkaha...

Ölümlü olduklarını yüzlerine bir tokat gibi vuran o iğrenç sessiz kahkaha...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
FalcoN
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1027
Joined: Wed Jul 28, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by FalcoN »

Hızla atını sürerken bir köyün yakınlarından geçtiğini farketti ve biraz dinlenebilmek için rotasını köye doğru çevirir çevirmez birden bire inanılmaz bir gürültüyle birlikte kendini yerde buldu. bir an için aptallaşmıştı. Zor bela kafasını gökyüzüne doğru çevirdi. Gördüğü manzara karşısında adeta şok olmuştu kızıl bir ışık gökyüzünü hızla kaplıyordu. Olanlar hiçbir anlam verememişti Tudor. Yerde sırtüstü uzanmış gökyüzüne bakıyordu şaşkın bir yüz ifadesiyle. Zaten yapacak fazla birşey de yoktu böyle bir durumda..
Only God can Judge me!
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Dışarıda gün ağarmıştı ama bu aydınlık ile gecenin karanlığı arasındaki tek fark karabulutların arasından sızan çok ince güneş ışığıydı.Dışarıda gölgeler uzundu ve koyu.Köye doğru bir bakış fırlattı Changes çalışan köylüleri gördü,zavallı bir şekilde toprağı işlemeye çalışıyorlardı.Asasına dayanan Brenne kapüşonunu kafasına çekti ve yavaş adımlarla köye doğru ilerlemeye başladı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Hükümlü
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1548
Joined: Mon Jun 09, 2003 5:31 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Hükümlü »

Yan masasına oturan tiplere baktı. iki sap ve bir kadın. keyifle izliyordu. kahvaltısı gelmişti o anda. tüm dikkatini ona verdi ve kendinden beklenmeyecek bir iştahla yedi yemeğini. Yedikten sonra güzelcene geğirdi. utanmış gibi bir hareket yaptı ve sandalyesinden fırladı.
Küçük asasını eline alarak bir kaç hareket yapmaya başladı aynı anda kahkahalar atıyordu. Havada taklalar atıyordu. Ã?ıngırakları delicesine çınlıyordu.

Durdu birden. çevresinden hiçbir alkış almamasına rağmen:

"Teşekkürler teşekkürler." Abartılı reveranslar yapıyordu. Ardından caf caflı şapkasını çıkararak para almak için yandaki masaya gitti. Yeşil gözlerini kadından ayırmadan şapkasını önlerine uzattı...

O sırada duyulan gökgürültüleri herkesi yerinden oynatmıştı soytarı dahil. Geriye doğru takla attı çığlık atarken. çevresine çabucak göz attı ve tekrar şapkası önde; ama bu sefer bütün yüzünü kaplayan bir sırıtışla ,kadından gözünü ayrımadan, masanın önünde dikildi.
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Brenne köye girdiğinde üzerindeki bakışları hissetti,bu bakışların üzerinden kalkması için yapması gereken tek şey kafasını o yöne doğru yavaşça çevirmek oldu.Bu ürkütücü yabancının ilgisini çekmek bir köylünün isteyebileceği en son şeydi.Köyün içinde ilerlerken gördüğü bir tabelada sessiz han yazıyordu.Aslında bir handa bulunmak her ne kadar onun için can sıkıcı ve tehlikeli olsada Brenne burasının farklı olduğunu düşünüyordu.Yavaşça tırmandı merdivenleri,asasıyla iteledi kapıyı ve içeriden suratına o sıcak havanın çarpmasına izin verdi.Son kez içeriye girip girmemek konusunda bir tereddüt yaşadı ama yapılması gereken yapılacaktı.Efendisinin ona verdiği parşömeni kontrol etti ve yavaşça kapıdan içeri süzüldü.Sağda solda kendisine çevrilen gözleri umursamadan duvar dibindeki bir masaya ilişti.Brenne nin girişinden sonraki sessizlik sürüyordu bu sessizliği ilk bozan bu adama doğru korkak adımlarla yaklaşan hancı oldu.
Brenne adama doğru bir kaç söz mırıldandı, bunlar onunla zihinsel bir temas kurmak için yeterliydi
Siyah cüppenin kafa kısmı hancıya doğru döndü.
"Sadece yiyecek bir şeyler ve biraz şarap" diye tısladı gırtlaktan gelen ses.Bir eli kesesine uzanıp birkaç gümüş sikke çıkarmıştı bile.Hancı yemeği getirmek üzere giderken içindeki korkunun etkisiyle bir kaç sandalyeye çarptı.Etrafta bu kadar silahlı adam olması Brenne yi biraz tedirgin etmişti.Elini tekrar parşömenin üzerine yerleştirdi ve ısmarladıklarını getirmesini bekledi hancının.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

Tekrar Han'a döndüğünde vakit öğleni geçmişti. Han'dan içeri girdiğinde sabahki kalabalığın artmış olduğnu gördü. Hancı'nın yüzündeki sırıtış ne kadar memnun olduğunun göstergesiydi; dilsiz ve sağır buçukluk bar'da oturmuş bir maşrapa birayı yudumlayıp sevdiği yemeklerden atıştırırken garsonların etrafa koşuşturmasını izliyordu. Kalabalıktan rahatsız olan Tenthor odasına çıktı; buradan ayrılma vakti gelmişti...
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests