Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)

Frpworld forumlarındaki eski FRYO(Forum Rol Yapma Oyunu) başlıklarının tutulduğu arşiv.
Locked
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Hancı Brenne nin istediklerini getirdi,bir hata yapmamak için fazladan bir özen gösteriyor,siparişlerini masaya koyarken elleri titriyordu.Siparişleri koyduktan sonra sikkelere doğru ürkekçe uzandı hancı,Brenne onu dikkatlice izledi sadece.Hancı sikkeleri aldı ve hemen uzaklaştı.
Bir an buraya gelmekle hata yapıp yapmadığını düşündü Dharmon Brenne,aklı kalkıp gitmek ile burada kalmak arasında gidip geliyordu.Sakinleşmek için kadehe doğru uzandı ve bir yudum aldı şaraptan.şarap şimdiye kadar içtikleri arasında en kötüsüydü ama Brennenin bunu farkedebilmesi imkansızdı.şu an sadece savaşçılara konsantre olmuş birisinin gelip alıştığı üzere ona meydan okumasını yada bu handan dahası bu köyden çıkmasını isteyeceğini düşünüyordu.Böyle bir tepki karşısında sayı avantajı bariz bir şekilde karşı taraftaydı bu onu tedirgin etmeye yetiyordu.Huzursuzca kıpırdandı ve önündeki az pişmiş etten bir parça kesip ağzına götürdü.Keşke şimdi evimde olsaydım diye düşündü o zaman bütün avantaj bende olurdu diye hayıflandı.Huzursuz gözlerle etrafa bakındı cüppesinin altından.Yemeğinden sadece bir kaç ısırık almasına rağmen neredeyse tamamen doymuştu.Etraftakilerin bakışları yavaş yavaş kendisinden uzaklaştı ve kendi aralarında konuşmaya başladılar.Brenne bu konuşmaların muhtemel odak noktasında kendisi olduğunu düşünüyordu.
Efendi diye mırıldandı Brenne,bu söz ona içten içe bir güç veriyor cesaret aşılıyordu.Dışarıdaki gökgürültüsü adeta kulakları sağır edercesine gümbürderken,Brenne doğru yerde olduğundan emindi.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

Eşyalarını toplaması fazla vaktini almadı. Odasının kapısını kapatıp yavaşça ana salona indi. Doğruca Hancı'nın karşısına gelip kafasıyla kısa bir baş selamı verdi. Bar masasının üzerine kaldığı süre için iki altın ve de hazırlattığı yiyecekler için de bir altın bırakıp sessizce Han'dan ayrıldı. Kapının yanında genç bir köylüyle sohbet eden seyis bir şey söylemesine fırsat kalmadan ahıra koşturdu. Atı hazırlayıp gelmesi oldukça kısa sürmüştü. Tenthor'sa bu kısa süreyi seyis'in sohbet ettiği köylüyü inceleyerek geçirmişti. Genç adam burada kendisiyle yalnız kalmaktan huzursuz olmuş olsa gerek, neşeli bir ıslık çalmaya çalışıyor fakat nefesindeki titremeler rahatsızlığını belli ediyordu. Seyis atıyla dönünce Tenthor adama teşekkür etti ve bakır parayı adama uzattı. Yol çantasını ata yerleştirdikten sonra, çevik bir haraketle ata bindi ve hızlı bir tırısla köyden ayrıldı. Han fazlasıyla kalabalıklaşmıştı, bu köyde garip bir şeyler vardı ve nedense yabancıları bala konan sinek gibi kendine çekmişti.. En iyisi doğu'daki ufak ormanda kamp kurup olayların gelişimini incelemekti...
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Thentor köyden ayrılırken son kez geriye baktığında, çıktığı handan içeri giren üstü başı paramparça bir adam olduğunu gördü. Giydiği zincir zırh yer yer delinmiş, yırtılmış ve sırtına ise koca bir kılıç saplanmış olan adam rahatça yürüyerek hanın kapısından girerek gözden kayboldu...
Last edited by Raistlin on Wed Oct 13, 2004 10:15 pm, edited 1 time in total.
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Kızıl saçlı şovalyenin handan çıkmasının üzerinden yalnızca bir kaç dakika geçmişti ki, gıcırdayan kapı yeniden işkence çeken bir tutsağın sessiz çığlıkları gibi açıldı.

İçeriye simsiyah saçlı, siyah tenli bir adam girdi. Üzerindeki zincir zırh yer yer kudretli kılıç ve balta darbeleriyle yırtılmış, bir çok yerinden delinmişti. Adam elleri kan içerisinde içeriye girerken hanın zeminine hala kan damlıyordu. Zincir zırhının altındaki gömleği ve sırtındaki pelerini adeta paçavraya dönmüştü. Çizmelerini sürüyerek hanın içine giren siyahi savaşçı'yı ister istemez farkeden buçukluk hancı çığlığı basıverdi.

Adam sağ elini ileri uzatarak acıyla hancıya doğru uzandığında sırtından saplanıp göğüs kafesinin içinden mide ve bağırsaklarına saplanmış bir uzun kılıç gözüküyordu. Adam ağzını açtığı anda kan boşalırken çatallaşmış kalın sesi titriyordu:
"Lütfen yardım edin..."
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

İçeriye giren adam ölümefendisini ilk önce şaşırttıysa da şimdi neden burada olduğunu daha iyi anlıyordu.Ã?ünkü burada ölüm handan içeriye yürüyerek girebiliyordu.Ölümefendisininde girip handa bir masada oturmasında ne gibi bir sakınca olabilirdi ki?
Sakin bir şekilde şarabından bir yudum daha aldı Brenne ama bu kez de şarabın tadı ona inanılmaz derecede güzel geldi.
İşte başlıyor diye mırıldandı kendi kendine.Kapüşonu suratının tüm hatlarını gizlemese o anda Brenne ye bakan birisi bu adamın o iğrenç açık mavi gözlerindeki gülümsemeyi görebilirdi.Ölüm çığlığı duymak kadar zavkli birşey yoktu ve bu adam yeteri kadar korkmuş görünüyordu.Yani zevki tam anlamıyla ikiye katlanmıştı.İşte şimdi etraftakilerin ne yapacaklarını merakla izlemeye koyuldu.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Türklider
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1308
Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
Location: AFYON! Hehehehe...

Post by Türklider »

Sırıtarak kalktı Ezakiel sakin görünmeye çalışan bir tavırla.

"İyi yumruktu."

Elf'in kafası kadar olan elini yardım etmek amacı ile uzattı. Bakışları köyün arkasında kalan ovadaydı; yıldırımın düştüğü ovada...

"Buralarda ne arıyoruz biliyor musun elf? Saf bir ruh buralarda habersizce dolanıyor... Ona bir kötülük gelmesini engellemek için geldik... Kader de seni getirdi bana yardımcı olmaya. Sanırım tanrılar görünmeden de olsa yardımcı oluyor bize... Hahaha!!"

Elfi kaldırdıktan sonra sırıtarak yokuş aşağı yürümeye başladı.

"Büyük şehirlerde gezginler ve hacılar vardır. Böyle nerede acayip bir şey var, onu görmeye giderler aylarca yıllarca yolculuğu göze alıp... Sanırım bunun gibi bir görüntü için bin yıllarını bile harcayanlar çıkardı... O yüzden kıymetini bil..."
Saygılarımla...
Türklider...
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

Bu da nesi!! Tenthor şaşkınlıkla atını çevirdi, hayır bu hayal olamayacak kadar canlıydı ama nasıl?? şaşıran hayvanı mahmuzlayarak dört nala Han'a doğru ilerledi. Kapıyı açarken yerdeki kan izlerini görebiliyordu, kapıyı açtı ve içerdeki ilginç manzarayla yüzleşti..
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

İçi su dolu bardak önünde duruyordu. Andero gözlerini dikmiş ona bakıyor, ama nedense içesi gelmiyordu. Çok susamıştı ama içemiyordu işte. Bunda bardağın içindeki şeyin su olup olmadığına dair sahip olduğu derin şüphe de etkiliydi tabi. Majenta da handa kalmayı kabul etmişti. Bu onu sevindirmişti çünkü gerçekten dinlenmeye ihtiyacı vardı. şu an böyle ölü gibi durmasının sebeplerinden biri de yorgunluktu. Zihinsel, ruhsal ve fiziksel yorgunluk... Üçü birden üzerine hücum etmişti ve bunun ağırlığını kaldırabilmek gerçekten imkansızla eş değerdi. Haliyle Andero da bunu beceremiyordu. Bir an gözünü bardaktan alıp (üstünde yüzen ufak bir şey görmüştü en son) Majenta'ya baktı. Majenta da bir yere bakıyordu. Onun bakışlarını izledi. Lysana'nın yanında başka bir elf gördü. Bu elfi bir yerden tanıdığını hissetti bir an. Sonra boş verdi ve tekrar bardağa döndü.

O sırada kulaklarına çalınan gürültüyle dikleşti birden. Dışarıdan inanılmaz bir gürültü geliyordu. Neden sonra, bu büyük sesin gök gürültüsü olduğunu anladı. "Burda her şey bir garip" diye düşündü. Tekrar eğildi. Dirseklerini masaya koyarak ellerini birleştirdi. Başını yapmış olduğu yumruğa dayadı. Başı ağrıyordu. "Bir an önce dinlenmeliyim" diye düşündü.

O bunları düşünürken başka bir gürültü baş gösterdi. Ama bu sefer ki çok farklıydı. Daha çok....... neşeliydi. Başını kaldırdı. Adamın biri masalardan bulduğu bir boşlukta kendi kendine oynuyor, elindeki sopayla bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Bir an yüzünde ince bir gülümseme belirdi ama aniden silindi yüzünden bu gülümseme. Canı sıkılmıştı. Eskiden ne kadar berbatta olsa da bu tarz gösterileri severdi. Eğlenceyle ve kahkahalarla karşılardı. Peki ya şimdi... Sadece ufak bir gülümseme. Belki de o bile değil. "Neler oluyor bana?" diye sordu kendi kendine. "Daha fazla baş ağrısı.". Başını tekrar yumruğuna dayadı ve masaya eğildi.

Bir süre öyle kaldı. Sonra içine bir karanlık çöktü. Bu onu tedirgin etmişti. "Yine mi?" dedi kendi kendine. "Ama hiç böyle gelmemişti.". Bekledi, ama gelmedi acı. Karanlık hafif hafif kalkmaya başlamıştı üstünden. Başını kaldırıp etrafa baktı. Deminki adamın Lysana'nın başına geçmiş, şapkasını onun önünde tutar vaziyette durduğunu gördü. "Para istiyor. Eskiden verirdim. Ya şimdi....". Andero başını adamdan çevirdi. Karşı duvarın dibinde, yavaşça masaya oturan siyah cübbeli birinden başka kayda değer bir şey göremedi.

Sandalyesinde geriye yaslandı. Altındaki sandalye biraz gıcırdadı. Ellerini başının arkasında birleştirdi. Gözlerini kapattı kısa bir süre. "Bu akşam güzelce uyuyacağım." diye söz verdi kendi kendine. "Ve bu beni kendime getirecek.".

Hana ilk geldiklerinde gördüğü kızıl saçlı adamın merdivenlerden indiğini gördü. Geldiğini görmemişti ama bu günlerde fazla dikkatli değildi zaten. "Yorgunluktan" dedi kendi kendine. "Düzeleceğim." Adam ilerledi ve kapıdan çıktı.

Andero birkaç dakika öylece hana baktı. "Bir hana göre bu kadar sessiz bir yer... Böyle bir köye de bu yakışır." diye düşündü. Sonra aniden kapı açıldı. İçeriye Andero'yu şoka sokan biri girdi. Adam mahvolmuştu. Sırtındaki kılıcı görünce şoku bir kat daha arttı ama içinde garip bir şeyler hissetti, eskiden bir şeyler. Handaki herkez şaşkınlıkla sinmişti.

-Lütfen yardım edin....

Adamın bunu söylemesini beklemesi Andero'nun yaptığı bir hataydı. Adam yere devrilmişti. Andero onun gibi bitkin görünen birinden beklenmeyecek bir hızla kalktı yerinden ve aynı hızla adamın yanına gitti. Ne yaptığını anlamıyordu, sadece yapıyordu. O an içindeki değişikliği anladı. Eski Andero'da aynen böyle yapardı. Bu düşünce onu gülümsetti. Aynı anda adamın yanına diz çöküyordu. Gülümsemesini kimsenin görmemesi için başını eğdi. Zira yanlış anlaşılabilirdi. "Ama eski Andero bu adamı biraz olsun iyileştirebilirdi de" diye bir düşünce geçti aklından. Gülümsemesi silindi. Adam yüz üstü düşmüştü. Sağ elindeki eldiveni çekip attı ve adamın nabzına bakmaya çalıştı fakat adam yeniden ayaklanarak kalktı. "Keşke ona yardım edebilseydim". Sonra aklına rahibe geldi. Aynı anda kapı açıldı. Kimin geldiğine bakmadı.

-Lysana. diye bağırdı. Ona yardım et.

Eliyle adamı yan pozisyonda sabit tutuyordu. Zira sırt üstü düşerse kılıç daha derine saplanabilirdi, böyle bir şey mümkünse tabii. Kılıcı çekmeye de korkuyordu. Ã?ünkü kılıç göğüs kafesinden geçiyor gibiydi ve eğer kılıcı çekerse göğüs kafesindeki basınç dengeleri bozulacağından adam nefes alamazdı ve bu da ölüm gerçeğini değiştirmezdi.

/// Edit by Raistlin: Siyahi adam yere düşer düşmez ayaklanır.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Hükümlü
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1548
Joined: Mon Jun 09, 2003 5:31 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Hükümlü »

İçeriye giren karalar içerisindeki adam dikkatini çekmişti. Ona baktı ve çenesini ovuşturdu. O sırada devasa adamın içeri girdiğini gördü. o anda soytarının gözleri büyüdü, dondu kaldı yerinde 1-2 saniye. hemen ardından başlığını kafasına iyice yerleştirdi büyük bir ciddiyetle.

Ellerini arkasında birleştirerek meraklı gözlerle adama baktı. Sırtına girmiş olan kılcı görünce yüzünde genişçe bir dırıtış yayıldı adamın. gülmesine engel olamamıştı. çevresinde dönüp duruyordu adamın.

bu görüntü besbelli onın hoşuna gitmişti...
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Fallen
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1054
Joined: Sun Jul 04, 2004 10:00 am
Location: İzmir
Contact:

Post by Fallen »

Elf kulakları zonkalayarak yerden kalktı... çevresinde olup bitene anlam vermeye çalışıyordu.. bu diyar.... çok değişmişti, şapşal şapşal çevresine bakınırken böcayı'nın sesini duymuyordu bile, öylece çevreye bakıyor ve düşünüyordu... aklından buna neyin sebep olabileceğine dair pek çok olasılık geçti, kesinlikle doğal değildi... sonra bu diyarın eski hali.. bir şimşek gibi yankılandı kafasında...... "Ã?ığlıkların Kalesi!!" diye geçirdi içinden.. evet şimdi tüm bu iğrenç manzaranın olduğu yerde.. eskiden Ã?ığlıkların kalesi duruyordu.. ve bu isim.. aklına gelen tek bir isim vardı...
"Azalin"... sonunda ölüm olsada.. o lanetli yaratıkla bir hesabı vardı elf'in, yakınlarının.. akrabalarının.. canını yakmıştı o... intikam yakındı..
bir anda eski anılar aklını doldurdu.. çığlıklar.. elf dostlarının acıyla bakan yüzleri, acıyla yardım bekliyorlardı.... hayır onları bir kere terk etmişti zaten.. bir daha olmazdı.. yapamazdı.. nefes alışverişi hızlanmıştı elf'in, çatılmış kaşlarının altından nefret taşıyordu dışarıya.. sonra ne yaptığını fark etti elf.. ama çok geçti.. gene o karanlık, ruhunu, dahada kötüsü aklını kontrolü altına alıyordu..adrenalin vucüdünü sarmıştı bile..işte o yaratık.. yeniden onu ele geçirmişti...

Ã?fkesi yeniden aldı elf'i.. bir başka öfke krizi.. gözleri çılgınca ortalıkta dönüyordu.. hareket eden herhangi birşey arıyordu...sonra böcayıyı fark etti şaşkınca dönmüş ona bakıyordu... bir anda çevik bacaklar ok gibi fırladılar.. elf o kadar hızlıydıki Böcayı daha ne olup bittiğini anlamadan bacağına bir kılıç saplanmıştı bile..neyseki derin bir yara değildi..tepki olarak böcayı elf'e sertçe bir yumruk indirdi.. öyleki bu yumruk elf'i sertçe yere serdi....yumruğun ardından elf kendine gelmişti...titreyen elindeki kılıca baktı.. ne yaptığını henüz anlayabilmişti.. sonra hıçkırıklara boğuldu.. bu haykırışların arasında böcayı belli belirsiz "özür dilerim" dediğini duyuyordu elf'in...
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Oren_Dautry
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2577
Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Oren_Dautry »

uzun zamandan sonra ilk defa gülümsedi elf beyi.. silkinerek kendine geldi ve çökmüş omuzlarını dikleştirdi..elinin tersiyle gözyaşından yapış yapış olmuş yüzünü ouşturdu ve hana girdi....
"Sessiz Han" müthiş bir yer olmalı diye düşündü..
gerçi bu aralar en çok ihtiyacı olan şeydi.." sessizlik..."

içeriye girdiğinde inanılmaz bir arbede vardıve bir kan deryasına adım atmış olduğunu farketmesi biraz zaman aldı. Yerde yardım dilenen bir adam onun başında Lysana die çığlık çığlığa bağıran başka bir adam ve oşuşturan insanlar..
"aman ne sessizlik" diye düşündü elf beyi ancak olanlar karşısında fiziken bir şok geçirmişti, hiçbir tepki veremiyen elf sonunda tuttuğu nefesini vermesi gerektiğini hatırladı..
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
FalcoN
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1027
Joined: Wed Jul 28, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by FalcoN »

Uyandığında kendini çok garip hisler içerisinde hissediyordu. Son hatırladığı şey gözlerini gökyüzünden alamadığıydı ve bir an için kendi kendine "Acaba rüyamıydı?" diye sordu. Gerçekle hayal arasında gidip geliyordu çünkü doğal değildi yaşadığı aklının sınırlarını zorluyordu. Başını sağ ve sola doğru hızlı hamlelerle iki üç kere çevirdi. atının yanında olmadığını farketti . Yavaş yavaş hatırlıyordu " Atımdan düştüm " diye fısıldadı " ve o kızıl ışık... " kafasını gökyüzüne doğru kaldırırken -tam kaldıramadan ya da gökyüzünü göremeden- yere kapaklandı inanılmaz bir baş ağrısıyla. ani bir refleksle iki eliyle başının ön kısmını saracak şekilde kavradı kafasını. birden bire ağrı etkisini kaybetmeye başladı ilginç bir şekilde. hafifledi.. hafifledi.. ve bir anda bitti denecek kadar az bir etki bıraktı ama garipti.. yani nasıl olurda böylesine şiddetli bir ağrı 1 - 2 dakika etkisini kaybedebilirki diye düşündü o anda herşeyi çok net bir şekilde hatırladı ve yine kendi kendine "gürültü" dedi. "baş ağrımın sebebi bu olmalı.." Kafasını yukarıya dogru kaldırdı ve gökyüzüne baktı. kızıl ışık, kırmızı bir sis bulutuna dönüşmüş gibiydi ve ses yoktu ama beyninde yankılanmalar olduğunu kolaylıkla hissedebiliyordu Tudor. Bulundu yerde çimenler ve irili ufaklı ağaçlar vardı. "Atımı bulmalıyım" dedi ve çevreye bakınmaya başladı..
Only God can Judge me!
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Siyahi adam kendi kanına basarak yüzüstü yere kapaklandığında sırtındaki korkunç yaradan daha fazla kan yere boşaldı. Yanına gelen Andero'nın nabzına bakma denemesini sağ eliyle reddetti.

"Hayır hayır anlamıyorsun! Ben iyiyim, ama dostlarım... Dostlarımı kurtarmalıyız!"

Adamın korku dolu gözleri acıyla kısıldı ve gözyaşları siyah yanaklarından döküldü. Yanına gelen adamın bahsettiği Lysana'yı gören siyahi adam, korku içerisinde geriledi:

"Hayır lütfen ben lanetlendim... Bana dokunursan sadece zarar verirsin. Beni boşverin, lütfen arkadaşlarıma yardım edin..."
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Bir lanetten bahsediyordu bu adam ve hala ölmemişti.İşte lanet bu olmalıydı,sırtında koca bir kılıçla ölememek.Sonrasında hiç birşey yokmuş gibi ayağa kalkması ölümefendisini şaşırtmıştı.Yardım istedi ve genç kadından korkmuş görüntüsü Brenne yi mutlu kıldı.Bu iş Brenne nin ilgisini çekmişti.Efendinin gücü olmalıydı bu ve ona ulaşması için önünde bir yol belirmişti.Yavaşça ayağa kalktı asasına dayandı ve adama yaklaştı.

-Eğer gerçekten lanetlenmişse ona yardım edemezsiniz,kaderini sadece kendisi değiştirebilir.Ama belki geride kalanlar için birşey yapılabilir.
diye geldi derinden boğuk bir ses.Brenne nin tek düşündüğü yaptıklarının ya da yapacaklarının bir iyilik maskesi ardında ya da en azından asıl amacını gizleyecek biçimde diğerlerine aktarılmasıydı.Oraya yalnız gitmemeliydi.Cüppe yavaşça bu zavallı adama doğru döndü.Buyurgan bir ses tonu ile seslendi.

-Ne oldu,anlat!Anlat ve dostlarını kurtar!
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Hükümlü
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1548
Joined: Mon Jun 09, 2003 5:31 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Hükümlü »

evet evet çok ilginçti. eğlendirici olmaktan öteydi hatta!!!

"Eğer gerçekten lanetlenmişse ona yardım edemezsiniz,kaderini sadece kendisi değiştirebilir.Ama belki geride kalanlar için birşey yapılabilir."

Arkadan boğuk sesi duydu ve gülerek sese doğru baktı. Siyah cüppeli adam geliyordu. Karizmanı yesinler diye düşündü ve sırıtışı kıkırdamaya dönüştü.

"Ne oldu,anlat!Anlat ve dostlarını kurtar!"

evet bu adam kesinlikle karzimatik olmaya çalışıyordu; ama oldukça komikti soytarı giyimli adama göre.

Bütün arbadenin ortasında kahkahalara gömülmüştü. Yanda vuku bulan olaylar karşısında büyük bir tezat oluşturuyordu adam. Ne zaman kafasını kaldırıp siyah cüppeliye baksa karnına ağrılar girmişçesine gülüyordu.
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests