Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)
Thylrotel birden kalkıp hanı terketmişti,esen'le ikisi öylece kalakalmışlardı.Karşısındaki kadına gözucuyla baktı,sonra bakışlarını hanın içinde gezdirdi.Andero sonunda kara cüppeliyle olan konuşmasını bitirmiş ve masada oturuyordu.Artık birşeyler öğrenmenin ve harekete geçme zamanı gelmişti diye düşündü. yavaşça oturduğu sandalyeden kalktı,Karşısındaki barbar kadına iyi geceler dileyip Anderonun yanına doğru yürüdü.
Anderonun yüzü sıkıntılı gibiydi ama kararlılığın verdiği ifadeyi görebiliyordu,Andero nun karşısındaki sandalyelerden birine oturdu,konuşucaktıki çakan şimşeyin sesiyle bir an ürktü ve durdu.
sonra sakin bir edayla konuşmaya başladı. "evet andero o kara cüppeliyle olan konuşmanda bazı cevaplar bulabildinmi?ne yapıyoruz sonsuza kadar bu han'da bekleyemeyiz sanırım" sorgu dolu bir ifadeyle anderoya bakıyor du,gelicek olan yanıtı bekledi...
Anderonun yüzü sıkıntılı gibiydi ama kararlılığın verdiği ifadeyi görebiliyordu,Andero nun karşısındaki sandalyelerden birine oturdu,konuşucaktıki çakan şimşeyin sesiyle bir an ürktü ve durdu.
sonra sakin bir edayla konuşmaya başladı. "evet andero o kara cüppeliyle olan konuşmanda bazı cevaplar bulabildinmi?ne yapıyoruz sonsuza kadar bu han'da bekleyemeyiz sanırım" sorgu dolu bir ifadeyle anderoya bakıyor du,gelicek olan yanıtı bekledi...
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Tenthor kendine geldiğinde gece iyice eskimiş, bulutlar gökyüzünü parlak yıldızlara terkettiğinden yağmur tamamen kesilmişti. Bir süre gözlerini ateşe dikerek dinlendi. Alnında soğuk terler birikmiş, sağ eli kılıcın kabzasını kavramaktan tutulmuştu. Gözlerini ateşe dikmiş otururken bir anda bir terslik olduğunu farketti. Ateşin şimdiye çoktan geçmiş olması gerekirdi, oysa hafif hafif yanmaya devam ediyordu. Yavaşça ayağa kalkıp etrafa göz gezdirdi. Sol çaprazındaki ağacın altında genç bir adam yatmaktaydı. Boyu Tenthor kadar uzun olmasa da vücudu oldukça yapılıydı ve üzerindeki zırhla yanında uzanmış duran kılıçtan bir savaşçı olduğu anlaşılıyordu. Ona yakın bir diğer ağacın altındaysa daha da genç biri hatta bir çocuk yatıyordu. Tenthor kılıcını yavaşça çekip ucu yere gelicek şekilde durdu, sol ayağıyla savaşçı olduğunu düşündüğü adamı dürtükleyip uyanmasını sağladı... 'Kimsin sen. Ve kampımda ne arıyorun!'
Esen masaya oturduğundan beri ilgisini, siyah cübbelinin olduğu masada yoğunlaştırmıştı . Birinin kıkırdadığını duydu. Kafasını çevirdiğide kıkırdama gülmeye dönüştü. Mythel, kendini tutamayıp gülüyordu. Lysana ile birbirlerine baktılar. Mythel ikisinin soran bakışlarını anlamamazlığa verip "Özgünüm bayanlar, ama hanları hiç sevmemişimdir eskiden beri, sohbet için çok teşekkür ederim.."
dedikten sonra ani bir hareketle handan dışarı çıktı. Bunu yaparken arkasına bile bakmamışt. hiç bir şey olmamış gibi Lysanaya baktı. Elfin gitmesi esenin suçuymuş gibi davranıyordu dişi olan elf . Derken o masada oturmasını gerektirecek bir şey kalmadığını düşünmüş olacak ki Bir mazeret bulup kalktı . Artık iyice susamıştı. Hancıya bir kupa bira vermesini söyledi. Ne olursa olacaktı nasılsa, bari susuzluğunu dindirmiş olurdu. Hancı birayı masaya koymuştu ki birayı aldığı gibi bir dikişte bitirdi. Hancı şaşkın gözlerini esenin üzerinde gezdirdi. Elindeki boş kupayı hancının önüne koydu ve ikinci bir kupa getirmesini istedi. Bu hancının hoşuna gitmişti. Birasını beklerken Etrafını izledi. Masadan kalkan Lysana siyah cübbeliyle konuşan savaşcının yanındaydı. İçtiği biranın vucüduna yayıldığını hissediyordu. Gergin olan kasları yavaş yavaş gevşemişti. Gözüne bir şey takıldı Mythelin oturduğu taburenin üstünde küçük bir madalyon. Bu madalyonu Mythele ilk karşılaştığında onun boynunda görmüştü. Etrafına bakındı ondan başka biri daha gördümü diye. Ama handa ki hiç kimse bu küçük madalyonu görmemişti. Elinde tuttuğu bu madalyon küçük bir çocuğun boynuna göre yapılmıştı sanki. Üzerindeki kabartmada ise kanatlı bir peri vardı. Ã?yle dalmıştı ki hancının birayı masaya bıraktığını daha sonra fark etti. Ama handaki kalabalıktan öylesine bezmişti ki esenin neyle uğraştığına bile bakmamıştı. Bunlarla uğraşırken asıl amacını tamamen unutmuştu. Gözleri siyah cübbeliyi aradı.
dedikten sonra ani bir hareketle handan dışarı çıktı. Bunu yaparken arkasına bile bakmamışt. hiç bir şey olmamış gibi Lysanaya baktı. Elfin gitmesi esenin suçuymuş gibi davranıyordu dişi olan elf . Derken o masada oturmasını gerektirecek bir şey kalmadığını düşünmüş olacak ki Bir mazeret bulup kalktı . Artık iyice susamıştı. Hancıya bir kupa bira vermesini söyledi. Ne olursa olacaktı nasılsa, bari susuzluğunu dindirmiş olurdu. Hancı birayı masaya koymuştu ki birayı aldığı gibi bir dikişte bitirdi. Hancı şaşkın gözlerini esenin üzerinde gezdirdi. Elindeki boş kupayı hancının önüne koydu ve ikinci bir kupa getirmesini istedi. Bu hancının hoşuna gitmişti. Birasını beklerken Etrafını izledi. Masadan kalkan Lysana siyah cübbeliyle konuşan savaşcının yanındaydı. İçtiği biranın vucüduna yayıldığını hissediyordu. Gergin olan kasları yavaş yavaş gevşemişti. Gözüne bir şey takıldı Mythelin oturduğu taburenin üstünde küçük bir madalyon. Bu madalyonu Mythele ilk karşılaştığında onun boynunda görmüştü. Etrafına bakındı ondan başka biri daha gördümü diye. Ama handa ki hiç kimse bu küçük madalyonu görmemişti. Elinde tuttuğu bu madalyon küçük bir çocuğun boynuna göre yapılmıştı sanki. Üzerindeki kabartmada ise kanatlı bir peri vardı. Ã?yle dalmıştı ki hancının birayı masaya bıraktığını daha sonra fark etti. Ama handaki kalabalıktan öylesine bezmişti ki esenin neyle uğraştığına bile bakmamıştı. Bunlarla uğraşırken asıl amacını tamamen unutmuştu. Gözleri siyah cübbeliyi aradı.
Dürtüklendiğini hissedince uyandı. şovalyenin sorusuna "Benim adım Tudor ve burada ne aradığıma gelince; bir şey aradığımız falan yok. Amacımız sadece biraz uyuyabilmekti. Buraya öğrencimle birlikte gecenin karanlığında geldik ve uykuya ihtiyacımız vardı. İzin almak için seninle konuşmak istedik ama sen farklı bir dünyada gibiydin."
Tudor ayağı kalkar ve oldukça ciddi bir yüz ifadesiyle "Aslında şanslıymışsın şovalye dün seni o halde gördükten sonra bir daha kalkabileceğini sanmıyordum."..
Tudor ayağı kalkar ve oldukça ciddi bir yüz ifadesiyle "Aslında şanslıymışsın şovalye dün seni o halde gördükten sonra bir daha kalkabileceğini sanmıyordum."..
Only God can Judge me!
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Tenthor adamı şöyle bir süzdü. Sonra kılıcını hafif bir haraketle kınına soktu. 'Sana güveniyorum Tudor. Konuşma işini sabaha bırakalım, biraz dinlenmeye ihtiyacım var...' Tenthor ateşe bir iki dal atıp çantasından ince bir battaniye çıkardı. 'Huzurlu uykular' dedi yumuşak bir sesle... Huzurlu bir uyku, uzun zamandır sahip olamadığı bir hazineydi... Karmaşık rüyalarla dolu uykusuna yatarken aklında bu düşünce vardı...
Elf bir süre ağladı, ne için ağladığını bilmeden ağlamak gerçekten ilginçti ama elf bu tür tecrübeleri daha öncede yaşamıştı.. ve şu an, sadece ağlamak istiyordu.. ağladı ve ağladı.. ruhu böylece acılarından arınıyordu sanki...
Sonra kızarmış gözlerindeki yaşları sildi, bulunduğu çevreye ilk defa dikkat ediyordu şu an.. ormandaydı.. oysa bir çatıda olması gerekirdi.. göz yaşlarından sonra şaşkınlık sardı aklını.. şu an aklından pek çok sebep ve sonuç geçiyordu neden burada olabileceği ile ilgili, ama hanigisinin doğru olabileceğini kim bilebilirdi ki..
Sonra elf ayağa kalktı. neyseki ormandaydı, onu buraya kim getirdiyse.. ormana bırakmakla hata yapmıştı.. ardından Sekoyalar elf'in dikkatini çekti.. burası tanıdık bir yer olmalıydı... evet bu kasabaya buradan gelmemişlermiydi.. şimdi net olarak hatırlıyordu.. ayın konumundan kasabanın yerini keşfedebilirdi.. ama önce ayı görebilceği bir yer bulması gerekiyordu.. bulacaktıda, kafası yukarı dönmüş bir şekilde ormanda yürüyordu elf şimdi.. fazla yürümesine gerek kalmadan.. yaprakların arasından sızan ay ışığı.. gözlerine indi..
"evet kasaba buranın güneyinde" dedi içinden ve sonra güneye doğru yöneldi, yolda buna neyin sebep olabileceğine dair sebepleri düşünüyordu elf.. gereksiz düşüncelerdi bunlar, nasıl olsa sebebi asla bulamayacaktı...ve elf bu düşünceler içindeyken.. köyün ışıkları, ilerde görününr olmuştu bile..
Sonra kızarmış gözlerindeki yaşları sildi, bulunduğu çevreye ilk defa dikkat ediyordu şu an.. ormandaydı.. oysa bir çatıda olması gerekirdi.. göz yaşlarından sonra şaşkınlık sardı aklını.. şu an aklından pek çok sebep ve sonuç geçiyordu neden burada olabileceği ile ilgili, ama hanigisinin doğru olabileceğini kim bilebilirdi ki..
Sonra elf ayağa kalktı. neyseki ormandaydı, onu buraya kim getirdiyse.. ormana bırakmakla hata yapmıştı.. ardından Sekoyalar elf'in dikkatini çekti.. burası tanıdık bir yer olmalıydı... evet bu kasabaya buradan gelmemişlermiydi.. şimdi net olarak hatırlıyordu.. ayın konumundan kasabanın yerini keşfedebilirdi.. ama önce ayı görebilceği bir yer bulması gerekiyordu.. bulacaktıda, kafası yukarı dönmüş bir şekilde ormanda yürüyordu elf şimdi.. fazla yürümesine gerek kalmadan.. yaprakların arasından sızan ay ışığı.. gözlerine indi..
"evet kasaba buranın güneyinde" dedi içinden ve sonra güneye doğru yöneldi, yolda buna neyin sebep olabileceğine dair sebepleri düşünüyordu elf.. gereksiz düşüncelerdi bunlar, nasıl olsa sebebi asla bulamayacaktı...ve elf bu düşünceler içindeyken.. köyün ışıkları, ilerde görününr olmuştu bile..
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
"İyi geceler" dedi Tudor. Romedahl"ın olan bitenden haberi yoktu uykusuna devam ediyordu ve şovalye uyumak için tekrar yerine döndü. Tudor da uykusunu tam anlamıyla alamamıştı. İyi ki şovalyeyle olan sohbet kısa sürdü diye düşündü. Yarıda kesilen uykusuna devam etmek için can atıyordu tekrar ağacın dibine uzandı. Sanki hiç uyumamışçasına hala çok yorgundu..
Only God can Judge me!
Brenne gitmek için hareketlendiğinde ona dokunan eli hissetti,bu çok uzun zamandır ona yabancı olan bir duyguydu.Aniden döndü sağ eli yavaşça büyü bileşenlerine uzanırken asası adama doğru hareketlendi.Bu sırada adamın sesi duyuldu.
"Dur Brenne, aradığım cevaplar var ve bunların sende olduğunu düşünüyorum... konuşmalıyız.."
Bu sözleri duyan Brenne iç disiplinini sağladı,bir adım geriye çekildi.Elfin bu davranışı hiç hoşuna gitmemişti,birden zihninde bir dalgalanma belirdi.Bu adamın biraz önce masaya gelen adam olduğunu hatırladı.
-Sen benim adımı nereden biliyorsun savaşçı?Ve sorularının yanıtlarının bende gizli olduğunu.
şaşırmış ve hazırlıksız yakalanmıştı Brenne.Kendisini toplaması fazla zamanını almadı.Bir savaşçı daha diye düşündü.Hiç fena olmaz,belki küçük bir zaman kaybına değer.
-Seni dinliyorum
Asası hala biraz önünde ve sağ eli cübbesinin içinde büyü bileşenlerinin üzerindeydi.
"Dur Brenne, aradığım cevaplar var ve bunların sende olduğunu düşünüyorum... konuşmalıyız.."
Bu sözleri duyan Brenne iç disiplinini sağladı,bir adım geriye çekildi.Elfin bu davranışı hiç hoşuna gitmemişti,birden zihninde bir dalgalanma belirdi.Bu adamın biraz önce masaya gelen adam olduğunu hatırladı.
-Sen benim adımı nereden biliyorsun savaşçı?Ve sorularının yanıtlarının bende gizli olduğunu.
şaşırmış ve hazırlıksız yakalanmıştı Brenne.Kendisini toplaması fazla zamanını almadı.Bir savaşçı daha diye düşündü.Hiç fena olmaz,belki küçük bir zaman kaybına değer.
-Seni dinliyorum
Asası hala biraz önünde ve sağ eli cübbesinin içinde büyü bileşenlerinin üzerindeydi.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
Adını konuşmalarınız sırasında duydum.. sorularımın cevabını sende arayışımın nedeni ise....sana efendi diyen adamı takip ettim, kara nehre kadar, ve orda biri benimle konuştu.. sevdiğim kişi elinde ve onu kurtarmam lazım...
bana dedi ki,
"Onu kurtarmak istiyorsan beni bul..."
Onun kim olduğunu bilebileceğini düşünüyorum.. Ya da onu nerde aramam gerektiğini....
bana dedi ki,
"Onu kurtarmak istiyorsan beni bul..."
Onun kim olduğunu bilebileceğini düşünüyorum.. Ya da onu nerde aramam gerektiğini....
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Brenne adamın söylediklerini kısa bir süre düşündü.Demekki bu adam nehre kadar gitmişti,demekki bu adam bir savaşçıydı hem de yönlendirilmek isteyen bir savaşçı.Cüppesinin altında yine tatminkar bir gülümseme belirdi Brenne nin.
-Kimi aradığın konusunda bildiğim şeyler seninkilerden çok fazla değil savaşçı ama onu bulmak için gideceğin yer belli.Onu bulmak için gideceğin tek yer o yıldırımların düştüğü fırtınanın merkezi olacaktır.Ama oraya tek başına gitmeyi planlıyorsan daha oraya yaklaşamadan huzurlu bir ölüm için yalvarmaya başlayacağını sana garanti edebilirim.
Oraya gitmek için herkesin kendine göre amaçları vardı ama heralde içlerinde en acımasız ve haince olanı Brenne ninkiydi.Brenne yalanı artık yaşam biçimi haline getirmiş bu adam sözlerine devam etti.
-Yarın oraya gitmek için içinde benim de bulunduğum bazı kişiler yola çıkacak ve eğer sen de bize katılmak ve oraya ulaşmaya çalışmak istersen yarın sabah hazır ol,yanımızda bir savaşçı daha olması bize güç katacaktır.Bunu bir düşün.şimdi eğer daha fazlası yoksa yapılması gereken hazırlıklarım var.
Cüppe hafifçe selamını verdi,asa önde cüppe arkada çıkışa doğru yöneldi.
-Kimi aradığın konusunda bildiğim şeyler seninkilerden çok fazla değil savaşçı ama onu bulmak için gideceğin yer belli.Onu bulmak için gideceğin tek yer o yıldırımların düştüğü fırtınanın merkezi olacaktır.Ama oraya tek başına gitmeyi planlıyorsan daha oraya yaklaşamadan huzurlu bir ölüm için yalvarmaya başlayacağını sana garanti edebilirim.
Oraya gitmek için herkesin kendine göre amaçları vardı ama heralde içlerinde en acımasız ve haince olanı Brenne ninkiydi.Brenne yalanı artık yaşam biçimi haline getirmiş bu adam sözlerine devam etti.
-Yarın oraya gitmek için içinde benim de bulunduğum bazı kişiler yola çıkacak ve eğer sen de bize katılmak ve oraya ulaşmaya çalışmak istersen yarın sabah hazır ol,yanımızda bir savaşçı daha olması bize güç katacaktır.Bunu bir düşün.şimdi eğer daha fazlası yoksa yapılması gereken hazırlıklarım var.
Cüppe hafifçe selamını verdi,asa önde cüppe arkada çıkışa doğru yöneldi.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
Brenne çıkışı yöneldiğinde savaşçı elfin sözleri duyuldu.
"Pekala, yarın bekliyor olacağım..."
Bu sözler Brenne nin yüzündeki o çürümüş gülümsemeyi yeniledi.Brenne nin hesabına göre yarın en az 4-5 kişi olacaklardı ve bunların çoğu savaşçıydı.Yani olası bir tehlike anında arkalarına saklanabileceği savaşçılar.Zaten buraya gelmesinin amacıda bu değilmiydi.Gitmesi gereken yere ulaşırken yalnız olmamak böylece efendinin tüm dedikleri yerine getirilecekti.
Kendisine bakan bir kaç kişiyi daha farketti ama artık ayrılma zamanı gelmişti ve Brenne handan dışarı yöneldi.Tahta merdivenlerden aşağı indi her bir basamakta gıcırdayan tahtalar Brenne için sadece güzel birer melodiydiler.Gökyüzünün karanlığına baktı,ileride çakan şimşekleri gördü.
"Geliyorum efendi,yarın yarın orada olacağım."
Köyün içinden yavaş adımlarla ilerledi,girişindeki aynı sahne tekrarlandı.
Kendisine fırlatılan kaçamak bakışlar bu uğursuz adamın ilgisini çekmemek için perdeler arkasında kalıyordu.Bu şekilde çıktı Brenne köyden,gideceği yer belliydi.Geldiğinde konakladığı ine doğru yöneldi,mezarlığın yanından geçerken şöyle bir baktı.
"Yakında"dedi "çok yakında"
Gökgürültüsü şiddetini artırdı ve çok büyük bir yıldırım bu kez fırtınanın göbeğine inerken ortalık kıpkırmızı aydınlandı.Bu yıldırımdan sonra yağmur başladı.
Brenne artık ine ulaşmıştı ve kendisini çok rahatlamış hissetti.İnin en karanlık bölümüne ilerledi ve gözlerinin karanlık görüşüne geçmesine izin verdi.Sabahtan beri sadece handa yediği bir kaç kırıntıdan başka birşey olmamasına rağmen çok az acıkmıştı Brenne.Yanında getirdiği kurumuş ekmeği suyla ıslattı ve bir kaç küçük ısırık aldı.İşte doymuştu bile.
Dışarıdan gelen bir kaç küçük taş yuvarlanma sesine dikkat kesildi,iyice karanlığa gömüldü büyü bileşenleri çoktan ellerinde belirmişti.Ancak ne gelen ne de giden vardı,uzun süre hiç bir hareket olmayınca rahatladı Brenne.Yapması gerekeni biliyordu.Yavaşça siyah metalden yapılmış hançerine uzandı ve onu sol bileğine yaklaştırdı.Bir kaç küçük mırıldanmanın tek tercümesi vardı.
-Efendi,bu değersiz hizmetkarına yol göster.
Mırıldanması bittiğinde Brennenin ruhu çoktan bedenini terketmişti,içeride ise sadece karanlık ve gölgeler hüküm sürüyordu.
"Pekala, yarın bekliyor olacağım..."
Bu sözler Brenne nin yüzündeki o çürümüş gülümsemeyi yeniledi.Brenne nin hesabına göre yarın en az 4-5 kişi olacaklardı ve bunların çoğu savaşçıydı.Yani olası bir tehlike anında arkalarına saklanabileceği savaşçılar.Zaten buraya gelmesinin amacıda bu değilmiydi.Gitmesi gereken yere ulaşırken yalnız olmamak böylece efendinin tüm dedikleri yerine getirilecekti.
Kendisine bakan bir kaç kişiyi daha farketti ama artık ayrılma zamanı gelmişti ve Brenne handan dışarı yöneldi.Tahta merdivenlerden aşağı indi her bir basamakta gıcırdayan tahtalar Brenne için sadece güzel birer melodiydiler.Gökyüzünün karanlığına baktı,ileride çakan şimşekleri gördü.
"Geliyorum efendi,yarın yarın orada olacağım."
Köyün içinden yavaş adımlarla ilerledi,girişindeki aynı sahne tekrarlandı.
Kendisine fırlatılan kaçamak bakışlar bu uğursuz adamın ilgisini çekmemek için perdeler arkasında kalıyordu.Bu şekilde çıktı Brenne köyden,gideceği yer belliydi.Geldiğinde konakladığı ine doğru yöneldi,mezarlığın yanından geçerken şöyle bir baktı.
"Yakında"dedi "çok yakında"
Gökgürültüsü şiddetini artırdı ve çok büyük bir yıldırım bu kez fırtınanın göbeğine inerken ortalık kıpkırmızı aydınlandı.Bu yıldırımdan sonra yağmur başladı.
Brenne artık ine ulaşmıştı ve kendisini çok rahatlamış hissetti.İnin en karanlık bölümüne ilerledi ve gözlerinin karanlık görüşüne geçmesine izin verdi.Sabahtan beri sadece handa yediği bir kaç kırıntıdan başka birşey olmamasına rağmen çok az acıkmıştı Brenne.Yanında getirdiği kurumuş ekmeği suyla ıslattı ve bir kaç küçük ısırık aldı.İşte doymuştu bile.
Dışarıdan gelen bir kaç küçük taş yuvarlanma sesine dikkat kesildi,iyice karanlığa gömüldü büyü bileşenleri çoktan ellerinde belirmişti.Ancak ne gelen ne de giden vardı,uzun süre hiç bir hareket olmayınca rahatladı Brenne.Yapması gerekeni biliyordu.Yavaşça siyah metalden yapılmış hançerine uzandı ve onu sol bileğine yaklaştırdı.Bir kaç küçük mırıldanmanın tek tercümesi vardı.
-Efendi,bu değersiz hizmetkarına yol göster.
Mırıldanması bittiğinde Brennenin ruhu çoktan bedenini terketmişti,içeride ise sadece karanlık ve gölgeler hüküm sürüyordu.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Andero başını kaldırıp Lysana'ya baktı. Sorusunu dinledi.
-Evet. O siyah cüppeliyle konuştum. Adı Brenne'miş. Bir büyücü, ölemeyenlerle ilgileniyormuş. İlginç bir ilgi alanı bana sorarsan. Neyse... Lanetlilerle arasında bir bağ olduğunu söyledi. Amacı bu laneti durdurmakmış, en azından denemek. O'na gitmek istiyor.
Size rüyalarımı anlatmıştım. İşkence çektiğim o rüyaları... Aynı ses biraz önce yine kafamdaydı. Bana... Bana kendisini bulmak istiyorsam bu adamı takip etmem gerektiğini söyledi. Buraya geliş amacım buydu ve elime geçen bu fırsatı kaçıramam. Onunla gideceğim. Yarın, handa buluşacağız. Bana buraya kadar eşlik ettiğiniz için gerçekten çok teşekkür ederim. Ama bundan sonrası sanırım bundan öncesinden çok daha tehlikeli. Senden böyle bir fedakarlıkta bulunmanı isteyemem, ne de Majenta'dan, ne de Efla'dan. Ama karar sizlerin olacak tabi.
Kafasını kaldırıp handa gezdirdi bakışlarını. Efla hala masadaydı, Majenta'yı ise göremedi. "Yatmaktan bahsediyordu. Yukarı çıkmış olmalı." diye düşündü. Ayağa kalktı.
-İyi düşünün rahibe. Bu kolay olmayacak. Gerçekten kolay olmayacak. Eğer kararınız gelmek yönündeyse inanın çok mutlu olurum. Yarın handa Brenne ile buluşacağız ve nihayet başlayacak. dedi. Çok yorgunum. İzninizle gidip biraz dinleneceğim. Başını eğerek hafifçe selam verdi ve Lysana'nın yanından ayrıldı.
Efla'nın yanına gitti Andero. Oturmadı.
-Sevgili dostum. Sonunda başlıyor. Buraya kadar geldin benim için. Sana gerçekten müteşekkirim. Ama senden bundan sonrasını isteyebilecek yüreğe sahip değilim. Yarın şu kara cübbeli adamla beraber,ki adı Brenne, burada buluşup şu laneti yok etmeye çalışacağız. Benim lanetimde sanırım orada son bulacak. Gelip gelmemek senin özgür seçimin. Bil ki hangi kararı verirsen ver, senin hakkındaki düşüncelerim hiç değişmeyecek. Eğer bizimle gelmek istersen inan çok mutlu olurum. İyice düşünmeden kararını verme. Ã?ünkü dönememe ihtimalimiz dönme ihtimalimizden daha büyük görünüyor. dedi. Yavaşça elini Efla'nın omzuna koydu ve hafifçe sıktı. Sonra eğilerek masaya dayanmış kalkanını aldı. Etrafa göz gezdirerek bir garson aradı. Boş birini gördü ve ona doğru ilerledi.
-Burada bir elf vardı az önce. Kum rengi bir cüppe giyiyordu. Beyaz saçlı biriydi. dedi.
-Hee hatırladım. dedi garson çekingence. Arkadaşım onu odasına yerleştirirken gördüydüm. Yukarda bi yerde. İstersen gösterim. Andero başını olumlu anlamda salladı.
Merdivenlere yöneldiler. Yukarı çıkmaya başladılar. Andero'nun zırhı basamaktan basamağa geçtikçe hafifçe şıngırdıyordu. Pelerini merdiven basamaklarının uçlarına değiyordu. Üst kata çıktılar. Garson bir kapının önünde durdu.
-Aha burası. Buraya yerleştirdiydi onu. Andero garsonun söylediklerini anlamakta güçlük çekiyordu zira adamın konuşması ona garip gelmişti.
-Teşekkürler, gerisini ben hallederim. dedi. Bu sözü üzerine adam bariz bir korku yaşadı ve hemen oradan ayrıldı. Andero şaşırmıştı. "Ne söyledim ben?" diye düşündü. Sonra sözünün nereye çekilebileceğini anlayınca hafif bir kahkaha attı. Kahkası kesilince kapıya döndü ve hafifçe vurdu. Cevap gelmedi. Kapıyı itti. Kapı açıldı. Başını olumsuz anlamda salladı. "Bir büyücü bir handa, özellikle de bu tarz bir köyün hanında daha dikkatli olmalı" diye düşündü. Yavaşça içeri girdi. Yatmadan önce Majenta'yla da konuşmak istiyordu.
-Evet. O siyah cüppeliyle konuştum. Adı Brenne'miş. Bir büyücü, ölemeyenlerle ilgileniyormuş. İlginç bir ilgi alanı bana sorarsan. Neyse... Lanetlilerle arasında bir bağ olduğunu söyledi. Amacı bu laneti durdurmakmış, en azından denemek. O'na gitmek istiyor.
Size rüyalarımı anlatmıştım. İşkence çektiğim o rüyaları... Aynı ses biraz önce yine kafamdaydı. Bana... Bana kendisini bulmak istiyorsam bu adamı takip etmem gerektiğini söyledi. Buraya geliş amacım buydu ve elime geçen bu fırsatı kaçıramam. Onunla gideceğim. Yarın, handa buluşacağız. Bana buraya kadar eşlik ettiğiniz için gerçekten çok teşekkür ederim. Ama bundan sonrası sanırım bundan öncesinden çok daha tehlikeli. Senden böyle bir fedakarlıkta bulunmanı isteyemem, ne de Majenta'dan, ne de Efla'dan. Ama karar sizlerin olacak tabi.
Kafasını kaldırıp handa gezdirdi bakışlarını. Efla hala masadaydı, Majenta'yı ise göremedi. "Yatmaktan bahsediyordu. Yukarı çıkmış olmalı." diye düşündü. Ayağa kalktı.
-İyi düşünün rahibe. Bu kolay olmayacak. Gerçekten kolay olmayacak. Eğer kararınız gelmek yönündeyse inanın çok mutlu olurum. Yarın handa Brenne ile buluşacağız ve nihayet başlayacak. dedi. Çok yorgunum. İzninizle gidip biraz dinleneceğim. Başını eğerek hafifçe selam verdi ve Lysana'nın yanından ayrıldı.
Efla'nın yanına gitti Andero. Oturmadı.
-Sevgili dostum. Sonunda başlıyor. Buraya kadar geldin benim için. Sana gerçekten müteşekkirim. Ama senden bundan sonrasını isteyebilecek yüreğe sahip değilim. Yarın şu kara cübbeli adamla beraber,ki adı Brenne, burada buluşup şu laneti yok etmeye çalışacağız. Benim lanetimde sanırım orada son bulacak. Gelip gelmemek senin özgür seçimin. Bil ki hangi kararı verirsen ver, senin hakkındaki düşüncelerim hiç değişmeyecek. Eğer bizimle gelmek istersen inan çok mutlu olurum. İyice düşünmeden kararını verme. Ã?ünkü dönememe ihtimalimiz dönme ihtimalimizden daha büyük görünüyor. dedi. Yavaşça elini Efla'nın omzuna koydu ve hafifçe sıktı. Sonra eğilerek masaya dayanmış kalkanını aldı. Etrafa göz gezdirerek bir garson aradı. Boş birini gördü ve ona doğru ilerledi.
-Burada bir elf vardı az önce. Kum rengi bir cüppe giyiyordu. Beyaz saçlı biriydi. dedi.
-Hee hatırladım. dedi garson çekingence. Arkadaşım onu odasına yerleştirirken gördüydüm. Yukarda bi yerde. İstersen gösterim. Andero başını olumlu anlamda salladı.
Merdivenlere yöneldiler. Yukarı çıkmaya başladılar. Andero'nun zırhı basamaktan basamağa geçtikçe hafifçe şıngırdıyordu. Pelerini merdiven basamaklarının uçlarına değiyordu. Üst kata çıktılar. Garson bir kapının önünde durdu.
-Aha burası. Buraya yerleştirdiydi onu. Andero garsonun söylediklerini anlamakta güçlük çekiyordu zira adamın konuşması ona garip gelmişti.
-Teşekkürler, gerisini ben hallederim. dedi. Bu sözü üzerine adam bariz bir korku yaşadı ve hemen oradan ayrıldı. Andero şaşırmıştı. "Ne söyledim ben?" diye düşündü. Sonra sözünün nereye çekilebileceğini anlayınca hafif bir kahkaha attı. Kahkası kesilince kapıya döndü ve hafifçe vurdu. Cevap gelmedi. Kapıyı itti. Kapı açıldı. Başını olumsuz anlamda salladı. "Bir büyücü bir handa, özellikle de bu tarz bir köyün hanında daha dikkatli olmalı" diye düşündü. Yavaşça içeri girdi. Yatmadan önce Majenta'yla da konuşmak istiyordu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Melkortr sabah olmadan , güneşin ışıkları uyanıp tenini yakmadan saklana bileceği bir yer arıyodu. köye gitmeden oğlunun izini tekrar bulmalıydı.
Ã?nce dağların içlerine sokulan mağralarda uzun yıllar yaşamış olduğu bilgi birikimiyle köyün kuzeyindeki dağda bir mağaranın en muhtemel olabilecek yerine doğru koşmaya başladı ta ki beş kurdun kanlar içindeki cesetleri ile karşılaşıncaya dek. cesetlerin üzerinde oğlu KHARON un savaş cekicinin izini görünce o anda kararını verip bilmediği hata duymadığı ve yerlilerin onu nasıl karşılayacağını bilmediği köye doğru yere akan kurt kanının izini takip ederek koşmaya başladı.
kan izlerini bir han girişine kadar takip etti gecenin bu saatinde han ışıkları hala yanıyordu. köylere çok baskın düzenlemiş bu baskınları yönetmişti. ama bu köy çok farklıydı, hemde çok.
Ã?nce dağların içlerine sokulan mağralarda uzun yıllar yaşamış olduğu bilgi birikimiyle köyün kuzeyindeki dağda bir mağaranın en muhtemel olabilecek yerine doğru koşmaya başladı ta ki beş kurdun kanlar içindeki cesetleri ile karşılaşıncaya dek. cesetlerin üzerinde oğlu KHARON un savaş cekicinin izini görünce o anda kararını verip bilmediği hata duymadığı ve yerlilerin onu nasıl karşılayacağını bilmediği köye doğru yere akan kurt kanının izini takip ederek koşmaya başladı.
kan izlerini bir han girişine kadar takip etti gecenin bu saatinde han ışıkları hala yanıyordu. köylere çok baskın düzenlemiş bu baskınları yönetmişti. ama bu köy çok farklıydı, hemde çok.
MelkorTR
Defender of GAİA
Defender of GAİA
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest