Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)

Frpworld forumlarındaki eski FRYO(Forum Rol Yapma Oyunu) başlıklarının tutulduğu arşiv.
Locked
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Tudor'un İhaneti:

Arbede Illüstrasyonu:
-------------------
--C----------------
---T-R-------------
---------------------
--------------------
--------------------
--------------------
--------------------
--------------------
-----------E(-3)---
--------------------

Round 2:

Elfin elinde yayıyla savaşması çok zordu ve hızlı karar vermesi gerekiyordu çünkü üzerine inmeye hazırlanan bir uzunkılıç bir de battal kılıç vardı... Elf kaçmaya karar verdiyse de Tudor daha hızlı davrandı ve elindeki dev kılıcı tüm gücüyle ona savurdu(Power Attack 7)

Kılıç elfin koluna inerken tüm vücudunu sarstı (Cilek -25hp). O anda cilek koluna yayılan ateş gibi bir sıcaklık hissetti fakat bünyesi güçlü zehiri yenmeyi başardı. (Fortitude tutar). Tudor bir kez daha Elf'e saldırmaya çalışsa da ıskaladı.

Elf slahın da darbesiyle hızla geri çekilip koşmaya başladı. 2 metreden uzun olan elfin bacakları ona koşarken fazladan bir hız sağlıyordu (Dark Sun Elfleri...)

Fakat gerilerken savunmasını düşüren elfe Tudor kılıcının yan tarafıyla bir kez daha saldırdı. Elf sırtının sol kısmında Tudor'un kılıcının sağ kürek kemiğinden ise Romedahl'ın kılıcının yarasını hissetti.(Cilek -27 hp) Tudor'un kılıcındaki zehir bu kez etkisini gösterdiğinde Elf'in narin vücudu yüzüstü yere yığıldı ve zihni karardı. (Cilek -4 constitution damage, -14hp)
Karanlık onu alıp, cehennemde lanetleyecek ve ruhunu vücuduna hapsedecekti.
Esen'in yaşam gücü karanlık diyara akmaya devam ediyordu (Esen -1 hp)

Round 2 sonu:

Cilek ölmüştür.
Esen baygındır.
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Brenne adamın gelmediğini anladığında bunu hala alışamadığı yeni görüş yeteneğine bağladı.Yeni kölelerine baktı sonra Andero konuştu,yorgundu ama nehrin karşısına geçmeden dinlenmek olmazdı.
-Yorgunsun,zayıfsın dinlenmen gerek seni anlıyorum ama bunlar için karşıya geçmeliyiz Andero.İnan bana en azından karşıya geçemeyenlerle uğraşmayız orası buradan daha tekin.Ben yolu açacağım ama ne kadar süreliğine açık tutabilirim bilmiyorum.şimdi yerdeki büyücüye yardım et te ayağa kalksın böylece karşıya hep birlikte geçebiliriz.

Brenne kölelerine baktı,onlara doğru bir kaç adım attı.

-Sizler ruhunuzun sıkıştığı bu ölümsüz bedenlere hapsoldunuz ve çektiğiniz acıyı gözlerinizden okuyabiliyorum.şimdi bana hizmetinizi yerine getirin ve sizlere efendiyle yüzleşme şansı vereyim.Belki sizi affeder,belki de...

Sözlerini bitirmedi Brenne,asasını yere sağlamca dayadı iki eliyle önünde tuttu ve konuşmaya başladı.Sözlerine başladığı anda şimşekler arttı gökgürültüsü şiddetlendi.

-Kalkın ey huzursuz ruhlar,kalkın ve silkinin.Aradığınız huzur akan nehrin içinde.Huzurunuzu bulun ve bize yolu açın.

Sözlerinin son kısmında asasını sağ eliyle gökyüzüne kaldırdı ve diğer eliyle nehri gösterdi,siyah akan nefret kusan nehiri.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Tenthor'un karşısında duran eskiden soytarı görünümlü yaratığın dikkati bir an için uzaktaki gruba kaydı ve o yöne doğru ilerlemeye başladı...

Brenne sözlerini bitirdiğinde etrafında toplanmış 4 yaratığa bir tane daha eklenmişti. Bir anda toprak sarsılmaya başladı. Ayaklarının altındaki toprak yarılmaya başlarken sağdan soldan zombiler, cesetler ve iskeletler topraktan çıkmaya başladılar.

Yavaş hareketlerini anlamsız fısıltıları ve kelimeleri izliyordu. Kendini topraktan kurtarabilenler nehire doğru ilerlemeye başladılar. Hepsi birer birer kara nehire girmeye başladılar ve öldürülmüş 5 "eski kahraman" onlara katıldılar. Topraktan fırlayan insan ölüleri ve yaratıklar nehire girmeye devam ettiler. Paramparça olmuş topraklara şimşekler eşliğinde bir asit yağmuru daha yağmaya başladı. Yaşayanlar için asit cildi tahriş eden ve acı veren bir özelliğe sahipti.

Sonunda ghoullar da nehire girdiler ve karanlık bulutlar hortumun etrafında toplanmaya başladı. Brenne bir tür trans içerisinde Kara Nehir'e yöneldi...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
FalcoN
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1027
Joined: Wed Jul 28, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by FalcoN »

Tudor, elfi öldürdükten sonra yere tükürdü. Yüzüne elfin kanı sıçramıştı. Su kesesini çıkartarak ufak bir bez parçasıyla yüzündeki kanı temizledi. Bezle işi bittikten sonra buruşturup bir kenara fırlattı. Ã?arpışmaya rağmen kendini yorgun hissetmiyordu aksine kuvveti daha da artmış gibiydi. Romedahl"a baktı.

- "Artık çocuk değil bir savaşçısın. Bunu biraz önce kanıtladın. Bundan sonra korku, acı ve his yok. Senden benim gibi olmanı istiyorum." derken Tudor, Romedahl kafasından "Ama sen bu değildin!" diye geçiriyordu. Fakat düşündüklerini kelimelere dökemedi Romedahl ve kendisine söylenenleri onaylarcasına kafasını sallayarak cevap verebildi. Sinsi gülümsemesi eşliğinde "Güzeeel!" dedi Tudor ve ekledi; "Yarım kalan bir işim var burada bekle!"

Tudor yerde yatmakta olan Esen"in yanına gitti. Baygın olduğunu fakat nefes aldığını gördü ve kulağına doğru eğilerek fısıldadı; "Zavallısın! Bağırıp çağırmaların şimdi nerede? Seni ahmak!" diye söylendikten sonra ayağı kalktı. Kılıcının sivri ucunu Esen"in kalbine yavaşça bıraktı. Sivri uç sadece deriye deymekteydi, henüz ete girmemişti ve Tudor kılıcın kabzasını iki eliyle sıkıca kavradı. Fakat bir sorun vardı. Aklının yarısı öldürme arzusu ile yanıp tutuşurken, diğer yarısı ise hala tereddüt içerisinde gidip geliyordu. Elleri titremeye başlayan Tudor aklına hakim olamıyordu. Alnından yüzüne doğru akan ter damlacıkları, Tudor"un beyni içerisinde yaşanan fırtınanın göstergesi gibiydi. Artık dayanamıyordu ve bir seçim yapmak zorundaydı ve yaptı. "His yok!!!" diye haykırırken kılıç, Esen"in göğsünü ve kalbini deşip geçerek toprağa kadar ulaştı..
Only God can Judge me!
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Andero tam Efla'ya yönelmişken yerin sarsılışını hissetti. Bir an dengesini sağlamakta zorluk çekti ama ayaklarını hafifçe açarak dengesini tekrar sağladı.

-Neler oluyor? diye bağırdı. Kılıcını yeniden çekti. "Lanet olsun! Bu kılıç hiç kınında kalmayacak mı?" diye düşündü. Brenne'in az önceki ölüleri kaldırışını izledi. Bunlar onun üstünde artık fazla bir etkiye sahip değildi. Ama bu sefer bir farklılık vardı. Uzaktan yanlarına gelen ölemeyeni izledi. Sonra, yerden çıkmaya başladılar. Andero sarsılmıştı. "O kadar fazla ki...". Kalkanını dengeledi ve savaş pozisyonu aldı. Ama bunlar ona saldırmıyor, doğruca nehre yöneliyorlardı. Bir süre bekledi. Bir şey değişmedi. Sonra gevşedi. "Brenne yüzünden olmalı." diye düşündü.

Zırhına bir şeyler düşmeye başladı. Zırhı tıngırdıyordu. "Yağmur yağıyor.". Saçlarının arasında bir acı hissetti. Saçının arasından çıkan ve alnı boyunca aşağı inen bir damla derisini dağlamıştı adeta. Yağmur damlaları cildine düştükçe yakıyordu.

Brenne'inde ölemeyenlerle beraber nehre doğru ilerlediğini görünce Andero pelerinini sırtında kaldırıp kafasının üstüne getirdi. Bu sayede, her ne kadar komik görünse de, başını bu damlalardan koruyabiliyordu. İlerledi ve Efla'yı kolunda tutup kaldırdı.

-Gitmeliyiz artık. dedi. Efla'nın kolunu bırakmadan onu nehre doğru çekiştirmeye başladı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

Efla Andero'nun kolunu çekiştirdiğini hissetmekten öte biliyordu artık. Ã?evresindeki herşeyi görmekten öte bir biçimde biliyordu. Ağzının kıpırtıları birşey söylediğine işaretti ama anlayamıyordu. Zira artık duyamıyordu. Zamanla bu hareketlerden konuşmaları çıkartabileceğini düşündü. Andero'ya karşılık verdi. Andero'nun kolunu biraz çekti. Bu ona ayağa doğrulması için gerekli vakti sağlamıştı. Yorulmuş olabilirdi. Ama öfkesini kusmak ona yepyeni bir tazelik vermişti, yürüyebilirdi. Bu sarhoşluk içerisinde gökten düşen damlaların yakıcılığına da pek aldırıyor sayılmazdı. Yine de kafasını korumak için kapşonu kafasına geçirdi. Etrafındaki ölülerin kalktığını biliyordu. Garip enerjilerini de sezebiliyordu. O kara cübbeli büyücü bu sefer başaramamıştı. Ölüler kontrolsüz yürüyordu. Ne kadar yadırgamıştı o büyücüyü. Ama şimdi ona ne kadar benziyordu. "Garip bir ironi" diye düşündü hareket ederken. Cezalandırılmış ve ödüllendirilmişti. İkisi de aynı şeydi. Hayatındaki bu garip ironilere alışıyordu iyice. Beynini yiyen düşüncelerden de azad olmuştu. şimdi uğraşacak başka şeyleri vardı. Fark etti ki Efla ölmüştü. Doğan yepyeni birisiydi. Basit bir değişimden farklıydı bu kuşkusuz...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Brenne asasını kaldırıp sözlerini tamamladı vücudundan sürekli boşalan ve sürekli yenilenen bir enerji hissetti.Bütün kasları düşünceleri sadece ölemeyenlerdeydi onları yönlendiriyor nehre gitmelerini izliyordu,sonra çakan şimşekler çoğaldı,altındaki yer titredi asasından ve vücudundan yayılan enerji arttı,kendi kontrolünün çok üzerinde bir şeylere hükmettiğini hissetti ama içinde bulunduğu yoğun konsantrasyondan bir anlığına bile çıkamıyordu.Artık kendisinden çok daha büyük bir irade tarafından yönetiliyordu adımları bilinçsizce nehre yönelirken bu iradenin efendi olduğunu ruhunun derinliklerinde hissedebiliyordu.Boyun eğdi ve ilerledi zaten karşı koyabilecek gücü yoktu.Adımları yavaştı sürekli esen rüzgar kapüşonunu havalandırdı ama açılmadı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
FalcoN
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1027
Joined: Wed Jul 28, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by FalcoN »

Romedahl koşarak Tudor'un yanına gitti. Esen'in göğsündeki kılıcı görünce hiddetlendi. Tudor'un iyilik adına sahip olduğu tüm değerler yok olmaya yüz tutmuştu ve Romedahl bu durumu artık hazmedemez dereceye gelmişti. Tudor'un Esen'i bir hiç uğruna öldürmesi, Romedahl'ı fazlasıyla rahatsız etmekle birlikte kafalasında çılgınca düşünceler oluşmasına sebep olmuştu. Bu nedenle Romedahl korkusuzca sordu;

- "Eğer bir konuda tartışırsak Esen'i öldürdüğün gibi beni de mi öldüreceksin Tudor? Hayır hiç sanmıyorum! Ã?ünkü sen kötü biri değilsin, sadece kafan karışık. Esen'i öldürdüğün için pişman olacaksın... Yani olmalısın! Değil mi?"

Romedahl'ın sözleri üzerine açık alanda Tudor'un kahkaları yankılanır; "Nhahahah!!! Bir yeni yetmenin bana böyle bir öğüt vereceği aklımın ucundan dahi geçmezdi!"

Romedahl'ın hayalindeki savaşçı, idolü Tudor... Artık yavaş yavaş yok oluyordu ve son bir çabayla Tudor'a geçmişi anımsatmak istedi; "Bir keresinde bana haksız yere hiç kimseyi öldürmediğini ve yaşamının geri kalanında da asla böyle birşey yapmayacağını söylemiştin! Hatırladın mı?"

Bu soru karşısında Tudor'un aklı zorlandı. Birşeyler hatırlar gibi oldu ama herşey çok bulanıktı. Bu nedenle kendini fazla sıkmadı Tudor; "Eeee!!! Canımı sıkmaya başladın genç! Eğer kaderinin bu elf ya da Esen gibi olmasını istemiyorsan çeneni kapalı tut! Yoksa..." derken bir anda Tudor'un sözünü keserek araya girdi Romedahl, "Yoksa ne? Benide mi öldürürsün ha! Hiç düşünme öldür! Öldür hadi! Belki de bu geri dönmeni sağlar! Beni öldürmek seni kendine getirecekse ben buna razıyım. Yap hadi!" diye haykırırken kirli gömleğini göğsünden sıyırmış Tudor'un ölüm hamlesini yapmasını beklemektedir. Bu sırada Tudor acınacak gözlerle Romedahl'a bakmaktadır; "Gözümde giderek küçülüyorsun!" diye aşağıladıktan sonra arkasını dönerek sallana sallana yürümeye başlar Tudor.

Bu son söz ve Tudor'un vurdumduymaz tavırları, artık Romedahl'ı iyice çığırından çıkartmıştır ve neler olacağını düşünmeden Tudor'a saldırmaya karar verir. Yerden kalkarak elindeki küçük sayılabilecek kılıcıyla Tudor'a vurabilmek için arkasından koşar. Fakat Tudor'un gücünün yanı sıra algılama yeteneğide arttığı için Romedahl'ın kendisine doğru koştuğun hisseder. Bunu üzerine Tudor, arkasını dönerek kendisine doğru koşmakta olan Romedahl'ın elindeki kılıcına, kendi devasa kılıcıyla vurur ve Romedahl'ın kılıcı elinden kopup gider.

Tudor, Romedahl'ın bu hareketi üzerine oldukça sinirlenir ve Romedahl'ı öldürmemek için kendisine zor hakim olur. Seri bir hamle ile Romedahl'ın yakasından kavrayarak "şansını fazla zorluyorsun! Dikkatli ol!" diyerek yakasından tuttuğu Romedahl'ı savurarak yere düşürür ve tekrar arkasını dönerek yürümeye devam eder.

Romedahl elinden hiçbir şey gelmemesinin verdiği çaresizlikle, yürümekte olan Tudor'un arkasından bakmaktadır..
Only God can Judge me!
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

KenTaky wrote:"His yok!!!" diye haykırırken kılıç, Esen"in göğsünü ve kalbini deşip geçerek toprağa kadar ulaştı..
Tudor arkasından kulağına fısıldayan brutal sesle irkildi.
"His yok Tudor, fakat çok zaman kaybettin."

Tudor arkasını hızla döndüğünde Romedahl'dan başkası yoktu.
"Hayvan içgüdülerinle hayatta kalabileceğine emin misin?"

Tudor neredeyse kontrolsüzce içgüdüsel olarak etrafında sesin kaynağını aradı fakat sesin kaynağı sanki etrafında dönüyordu... Yoksa kendi etrafında dönen Tudor muydu. Korkunç ses kahkahalar atarken, midesi bulanmaya başladı...
"Karanlığa boyun eğdin sonunda Tudor. Bu topraklarda rastladığın herkesi katlet... Belki o zaman sana hayatta kalma şansı veririm... Ve senden önce bana ulaşacaklardan birisini yenme şansını..."

Tudor'un midesindeki ağrı artarken, kulakları uğuldamaya başladı, sonunda kendinden geçip yere yığıldığında tek hatırladığı ses yine dehşetin sesiydi:
"Ã?nce çocukla başla... Onun ölümü sana karanlığın hizmetkarlarını yönetme gücünü bahşedecek... Hahahahaha..."

(Rp dışı: Tudor +2 Karma )
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Cesetler kara nehire girerek iğrenç sıvının akışını etkilemeye başladılar. Sadece 4 metre sonra nehirin derinliği insan boyunu rahatça aşıyordu... Yaratıklar trans halinde acı ve nefret çığlıkları atarak ilerlerken Brenne tam ortalarından ilerledi...

Kırmızı yıldırımlar yeri rastgele dağlarken, gökgürültüsü adeta çığlıklar atıyordu. Nehrin ortasında bir hareketlilik olurken ölmeyenlerin garip iniltileri arasında bir şey nehirden çıkmaya başladı. Nehrin dibine girmiş cesetler, değişik yaratıkların kafatasları ve kemiklerinden oluşan bir köprüyü yüzeye çıkarmaya başladılar...

Köprü çığlıklar arasında yükselirken gökyüzünün kakafonisi yüreklere korku salıyordu, fakat buraya kadar ulaşabilmiş olanlar zaten yeterince kan korku ve ölüm yaşamışlardı...

Köprü olabildiğine görkemli bir şekilde yükselirken köprünün altından insan iniltileri yükselmeye başladı. Gözleri oyulmuş, işkence çekmiş yüzlerce insan köprüyü ayakta tutuyordu. Hepsinin derileri siyah maddeyle kaplanmıştı fakat hepsinin canlı olduğu apaçık ortadaydı. Kara topraklara girmiş olanlar daha önce karşılaştıkları siyahi askerin burada bir ölmeyene dönüştüğünü görmüşlerdi, Lysana, Thylotrel, Kharon, Ezakiel... Hepsi birer ölmeyendi... Fakat bu insanlar hayattaydı ve korkunç acılar içerisinde oldukları açıktı...

Bazıları anneleri ve babalarını anıyor, bazıları Tanrılarından yardım dileniyor, bazıları ise öldürülmek için birbirlerine yalvarıyorlardı. Dualar lanetler öfke ve acı iniltileri birbirine girerken, kemiklerden yapılmış köprünün ortasındaki çember kırmızı bir rünle aydınlandı...

Brenne köprünün başına geçip daha önce hiç ağzına almaya cüret edemediği yasaklanmış dilde konuşmaya başladı:

*Sadece Abyssal bilenler anlayabilir* "Gölü besle... Yolu izle... Bana gel... *O*'nun sözleri... Bana ölümsüzlüğün düzlemine bir kapı aç..."

Brenne sözleri söylediğinde gözleri kırmızı alevle parladı... Gözleri bir daha kapanmayacak şekilde açılmıştı. Zihninin gözü açılmıştı, artık görmek için gözlerini değil zihnini kullanacaktı ve görüşünü hiç bir büyü hiç bir karanlık durduramazdı...
(RP dışı: Brenne Kalıcı True Seeing)

Köprünün ortasında kemiklerden yapılmış bir kapı vardı. Kapının üzerinde dört tane sembol vardı... Her bir sembol anlaşılmayan bir dilde rünlerle parlıyordu. Kapının hemen altında devasa boyutlarda bir insan ortaya çıktı.

Adam en az 2,5 metre boyundaydı... Üzerindeki siyah zırh o kadar büyüktü ki kafası ufacık kalıyordu. Zırhının farklı taraflarından vahşi dikenler fırlamıştı ve korkunç yüzler ve ölüm sembolleri altın rünlerle zırhında parlıyordu. Belinden iki kara uzun kılıç sarkıyordu ve etrafına yaydığı korkunç aura en korkusuz zihinlerde bile karabasanları andıran duygular uyandırıyordu. Zırhının açık olan ufak bölümlerinden sarı-mavi derisi ölmeyenlerinkine benzeyen fakat çok daha korkunç bir gücü barındıran doğasını ele veriyordu. Kafasındaki ölümsüzlüğün sembolü olan boynuzlara sahip kaskın ince bir bölümünden kırmızı alev alev yanan gözleri görünüyordu...

Image
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

Asit damlaları vücudunu, ve lanet zihnini yakarken Tenthor garip bir ritüelde olan cüppeli adamı izledi. Ona doğru ilerlerken nehrin ortasında sayısız kemikten inşa edilmiş bir köprü yükseldi. Köprünün altından insanın yüreğini acıtan haykırışlar gelmekteydi. Zavallılar diye düşündü Tenthor... Fakat onlara yardım edemezdi, şu an önemli olan kendi işiydi. Ama belki de orada bulunma amacı onlara yardım etmekti? Hayır diye düşündü Tenthor, kader tanrıları onunla ilgilenmeyi bırakalı uzun zaman olmuştu. şimdiyse kahrolası bir iblis tohumu onunla oynuyordu! Tenthor bunları düşünüp ağır adımlarla köprüye yaklaşırken, cüppeli adam bilmediği bir dilde, anlamlandıramadığı bir takım sözler söyledi. Sözlerin telaffuzu bile başlı başına bir lanetti sanki, sözcükler kafasının içinde yankılanarak ona acı verdi. Sonra ortaya bir kapı çıktı, tıpkı köprü gibi kemikten yapılmış, ve bilmediği rünlerle donanmış bir kapı... Kapının hemen altından ortaya çıkan devasa adam Tenthor'u iliklerine kadar ürpertti. Bu o iblis tohumu olabilir miydi? Hayır bu daha çok bir gardiyanı andırıyordu. Tenthor kafasında çakan ani bir şimşekle yapması gerekeni farketti. Eli kılıcının kabzasında, cübbeli büyücüyle arasındaki son bir kaç metreyi koşmaya başladı. şüphesiz büyücü o ..... ..... iblis için önemliydi. Ve köpürden nehre yuvarlanışını izlemek ona zevk vermeyecekti. (Bull rush)
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Brenne korku hissini kaybedeli çok oluyordu karşısındaki heybetli gardiyana baktı.Bu sadece kapıyı korumakla görevli bir hizmetkar olmalıydı.Sırtını dikleştirdi artık asasına dayanıp yürüyen adamdan eser yoktu.Sert adımlarla yere basıyor kendisine tam bir güvenle ilerliyordu.Gardiyana yaklaştı ve onunla yüzleşti.İlk sözleri abyssal oldu.

-Est kim karath zoc para passei.

"Efendi adına yolu aç geçiş bizlerindir"

Gardiyanın kızıl gözleri kendi kızıl gözleri ile eşleşti.O an içinden geçen bir enerji hissetti.Biliyordu ki sınanıyordu,gücü konusunda ve iradesi.Bu gardiyana karşı göstereceği en ufak bir zaafiyet varlığının son bulmasına neden olacaktı.Sözlerini tekrarladı,

-Est kim karath zoc para passei,im dir lakar kim karath.

"Efendi adına yolu aç geçiş bizlerindir,ya da efendinin iradesiyle yüzleş."

Bu sözlerden sonra Brenne kapüşonunu açtı,derisi dökülmüş lime lime olmuş yüzü ortaya çıktı.Bu yüzün kırmızı gözleri aynı yıldırımlar gibi parladı.şimşekler ve gökgürültüleri inleyen bedenler ile bir melodi oluşturuyordu.Derin bir sessizlik anı oldu.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Kaos şovalyesi sol elini kaldırdı ve büyücüye doğru koşan şovalyeyi gösteri...
"Est uthan filthas"
şovalye koşarken bir anda hareketsiz kaldı (Power Word Stun)

"Yargılanmak için *O*nun huzuruna gelin, ya da lanetlenerek geberin..."
Brenne köprüden yayılan enerjinin vücuduna aktığını hissetti zihni yorulsa da vücudu refleksleri ve zekası artmıştı...
(Rp dışı: +2 Str +2 Dex +2 Con +2 int -2 Wis +2 Charisma köprüye yaklaşanlar için...)
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Brenne gardiyanla konuşurken içinden geçen enerji ile yaşadığı değişimi hissetti.Gardiyanın dikkatindeki bir anlık bozulma Brenne nin Gardiyan ın gösterdiği yere bakmasına neden oldu.Ama orada sadece olduğu yerde duran bir şövalye vardı.Sonra gardiyanın sözlerini duydu kapüşonunu hafifçe kapattı,Andero ya döndü ve eliyle gelmelerini işaret etti.Sonra göz ucuyla tekrar şövalyeye baktı hala olduğu yerde duruyordu.

-Biz değerimizi kanıtladık yargılanmak için buradayız,yolu aç ya da bizi efendiye götür!

Sözleri kendinden emin ve sertti.Gardiyanın sözlerini bekledi.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Kaos şovalyesi'nin gözlerindeki alevde kısa bir parlama olsa da sonsuz öfkesine hakim olabildiği belliydi. şovalyenin zihinlere kazınan gırtlaktn gelen sesinin tonu zihinlere kazınıyordu adeta...

"Bu nehirden geçmenin tek bir yolu vardır büyücü... şimdiye kadar bu topraklarda öldürdüğün her ruhun sonsuza kadar korkunç acılar çekmeleri için Pandemonium'un en dibindeki çukurda yanmaları için isimlerini bana vermek... Bana bir ruh yeterli... Fakat vereceğiniz her ruh size karşınıza çıkacaklar karşısında daha fazla güç verecek... Eğer verecek ruhunuz yoksa sizin ruhunuzu alırım iğrenç ölümlüler..."

Gaddar ve soğuk sözler birer tokat gibi çarpıyordu... Efendi topraklarındakinin kalbinde öfke ve nefretin en derin, en saf halini açığa çıkarmak için her şeyi deniyordu...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests