YER ALTINDA BİR MABED(TANRI:APOCALYPSE)(KAOS, KATLİAM,
Soytarı Thor ile dışarı çıktıktan sonra biraz çevresine bakındı ve tembel tembel gerindi.
"Bana bak duygusal şey, görevinin bitmesini istiyorsan bize kalan bebeleri topla ve onları bana getir. Biliyosun peygamber efendi ve Andero bir kısmını aldı yumurcaklardan. Ne kadar kaldıysa umurumda değil al ve getir. Hmmm ailelere ise şey dersin...dur bakayım ne dersin...hah buldum. Soytarının onlara bir bakım evi yaptığından söz et; ama dur sen dilsizdin di mi? Körolasıca! Başka bir yalan bulamadın mı sanki!!! Dilsizmiş peh! Kıçımın dilsizi. Bana bak bir yolunu bul ve getir o bebeleri. ben kalacak küçük bir yer hazırlamaya gidiyorum, bir sürü işim gücüm var...hadi çabuk ol!!!"
Soytarı bunları dedikten sonra Thor'u oldukça zor durumda bıraktığını bilerek gülmeye başladı ve evlerden az ileride nasıl bir yer yapacağını düşünmeye başladı. Eğlenceli bir yer olmalıydı. Yumurcaklar zevk almalıydı di mi? Evet evet kesinlikle zevk alacaklardı...kikir kikir güldü soytarı ve yüzünde büyük bir ciddiyetle işe koyuldu...
Bir süre sonra hafiften geriye çekilerek işi beğendiğini belli etti yüzünden. Dışı oldukça cafcaflıydı yapının. İnsanın karnını acıktıran parlak renklerle süslüydü. Duvarlarında küçük soytarı figürleri vardı. takla atan, amuda kalkan, olduğu yerde gülen soytarılar. Bütün duvar boyunca dizilmişlerdi. Kağısı ise yine rengarenk boyanmıştı ve iki yanında insanları içeriye buyur eden soytarılar vardı. Tam bir çocuk bakım eviydi!!!
Soytarı herkes gelmeden içeriye girmek istemedi. İçerinin dışarıdan bile güzel olan süslemelerini görünce çocukların o şapşal mutlu ifadelerini görmek istiyordu. O yüzden kapıya oturdu ve Thor'u beklemeye başladı...
evet evet...soytarı çok eğlenecekti!!!!
"Bana bak duygusal şey, görevinin bitmesini istiyorsan bize kalan bebeleri topla ve onları bana getir. Biliyosun peygamber efendi ve Andero bir kısmını aldı yumurcaklardan. Ne kadar kaldıysa umurumda değil al ve getir. Hmmm ailelere ise şey dersin...dur bakayım ne dersin...hah buldum. Soytarının onlara bir bakım evi yaptığından söz et; ama dur sen dilsizdin di mi? Körolasıca! Başka bir yalan bulamadın mı sanki!!! Dilsizmiş peh! Kıçımın dilsizi. Bana bak bir yolunu bul ve getir o bebeleri. ben kalacak küçük bir yer hazırlamaya gidiyorum, bir sürü işim gücüm var...hadi çabuk ol!!!"
Soytarı bunları dedikten sonra Thor'u oldukça zor durumda bıraktığını bilerek gülmeye başladı ve evlerden az ileride nasıl bir yer yapacağını düşünmeye başladı. Eğlenceli bir yer olmalıydı. Yumurcaklar zevk almalıydı di mi? Evet evet kesinlikle zevk alacaklardı...kikir kikir güldü soytarı ve yüzünde büyük bir ciddiyetle işe koyuldu...
Bir süre sonra hafiften geriye çekilerek işi beğendiğini belli etti yüzünden. Dışı oldukça cafcaflıydı yapının. İnsanın karnını acıktıran parlak renklerle süslüydü. Duvarlarında küçük soytarı figürleri vardı. takla atan, amuda kalkan, olduğu yerde gülen soytarılar. Bütün duvar boyunca dizilmişlerdi. Kağısı ise yine rengarenk boyanmıştı ve iki yanında insanları içeriye buyur eden soytarılar vardı. Tam bir çocuk bakım eviydi!!!
Soytarı herkes gelmeden içeriye girmek istemedi. İçerinin dışarıdan bile güzel olan süslemelerini görünce çocukların o şapşal mutlu ifadelerini görmek istiyordu. O yüzden kapıya oturdu ve Thor'u beklemeye başladı...
evet evet...soytarı çok eğlenecekti!!!!
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
İblis bir anda elfin ve kızın omuslarından tutmuştu,o anda elf hayatında daha önce hiç böyle bir acı çekmediğini anlamıştı.Acısını göstermek istemiyordu ama böyle bir acıya dayanamazdı kimse,tabi kızda aynı durumdaydı ve o da böğürüyordu.O anda drowun ağzından bir cümle çıktı"beni hizmetine kabul et efendimmm"ve gözleri karardı...
Gözlerini açtığında çok karanlık bir yerdeydi ve etraf gözükmüyordu,ama biliyorduki bir savaş vardı ve kavga oluyordu.Tam o anda "O"nun sesini duydu ve itaat etti,efendisine hizmet etmek,adam öldürmek ve kötülük adına herşeyi yapmaya hazır olduğunu söyledi.Drow bir ara kızın yüzünde bir gülümseme gördü,hemen bu gülümsemenin bir intikam tebessümü olduğunu anladı ve ona bakarak sırıttı.
Bir sunaktaydı kızda onun yanında yeni uyanmıştı.Olanların hayal mi rüya mı olduğunu kestiremiyordu ama kızında aynı şeyleri yaşamış olduğuna yemin edebilirdi.Omzu acıyordu;açıp baktığını bir tür yanarak oluşan dövme olduğunu gördü,demek ki olanlar gerçekti.
Aklına bir anda kapıda gördüğü ve sonradan gelen drow geldi ona gülümsemiş ve baş sallamıştı.Onu daha önceden Menzoberronzan da hiç görmemişti acaba kimdi?Ama şimdi yoktu ona ne olduğunu merak etti ve düşündü""Ne yapacaktı?"".O anda bir kapı açıldı ve dışarıya daha önce hiç gömediği bir cüce çıkıyordu ayağa kalktı ve kızı gelmesini söyledi.Işığa doğru cücenin arkasında yürümeye başladı,Işığa doğru;bir KAOS yaratmaya ve efendisine hizmet etmeye hazırdı...
Gözlerini açtığında çok karanlık bir yerdeydi ve etraf gözükmüyordu,ama biliyorduki bir savaş vardı ve kavga oluyordu.Tam o anda "O"nun sesini duydu ve itaat etti,efendisine hizmet etmek,adam öldürmek ve kötülük adına herşeyi yapmaya hazır olduğunu söyledi.Drow bir ara kızın yüzünde bir gülümseme gördü,hemen bu gülümsemenin bir intikam tebessümü olduğunu anladı ve ona bakarak sırıttı.
Bir sunaktaydı kızda onun yanında yeni uyanmıştı.Olanların hayal mi rüya mı olduğunu kestiremiyordu ama kızında aynı şeyleri yaşamış olduğuna yemin edebilirdi.Omzu acıyordu;açıp baktığını bir tür yanarak oluşan dövme olduğunu gördü,demek ki olanlar gerçekti.
Aklına bir anda kapıda gördüğü ve sonradan gelen drow geldi ona gülümsemiş ve baş sallamıştı.Onu daha önceden Menzoberronzan da hiç görmemişti acaba kimdi?Ama şimdi yoktu ona ne olduğunu merak etti ve düşündü""Ne yapacaktı?"".O anda bir kapı açıldı ve dışarıya daha önce hiç gömediği bir cüce çıkıyordu ayağa kalktı ve kızı gelmesini söyledi.Işığa doğru cücenin arkasında yürümeye başladı,Işığa doğru;bir KAOS yaratmaya ve efendisine hizmet etmeye hazırdı...
"Yo yo ben öyle demek istememiştim... Yeni kaos efendisine hizmet etmek benim için onurdur. Bir iblis size mi seslendi? Gerçekten tehlikeli yaratıklardır, onlarla bir çok defa savaştım. Dikkatli olmanızı öneririm. Yardımcı olabileceğim bir şey var mı?"CHANGES wrote: -Demek ki,Lord Azalin'i gördünüz.Garip o iblisi gördüğümden eminim.O kızıl gözlerdeki alevi asla unutamam.Yakında çağrısına kulak vereceğim.
Sözlerinin bu kısmında yarımkanın tepkisine baktı.
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Adamlar şovalyenin dev cüssesi karşısında biraz sinmiş gibi gözükseler de onu umursamıyormuş gibi davranmaya çalışıyorlardı. Andero onların korkusunu hissedebiliyordu.Andero wrote: -Merhabalar on kasabanın değerli halkının üyeleri. Herhangi bir probleminiz var mıydı acaba yardım edebileceğim? diye sordu. Ses, normalde sahip olduğu o baritonluktan çok daha nazikçe ve normal çıkmıştı.
"Bizim bi problemimiz yok ama senin var galiba deminden beri bize yan gözle bakıyosun anlamadık şovalye efendi..."
Diğer adamlardan biri yanındakine fısıldadı fakat Andero'nun kulakları yeterince hassastı:
"Tepenin üstünde konuşurken bu kadar büyük gözükmüyordu, bu adama bulaşılmaz."
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Andero kanının damarlarında sinirden kaynadığını hissedebiliyordu. Bu insanın onunla bu tarz konuşması normalde olsa affedemeyeceği bir şeydi ama bazı şeyler bozulmadan devam ettirilmeliydi. Nasıl davranırdı eskiden olsa?
- Eğer aklınızda veya ruhunuzda herhangi bir probleme sebep olduysam gerçekten sizden özür dilerim beyler. Yaptığım şey, insanlara yan yan bakmak değil sadece ihtiyacı olan birileri var mı yok mu diye ufak bir gözlem yapmaktı ki sizlerin de bana baktığınızı gördüm ve yapmam gereken şeyin sizlerin durumunuzu sorgulamak ve herhangi bir problemi çözmeye çalışmak olduğunu düşündüm. Eğer bir probleminiz yoksa yarı meleğimizin yaptırdığı dua sırasında neden bana bakasınız ki? diye sordu sakince.
İnsanlardan biri bir tepede yaptığı bir konuşmadan bahsetmişti. Tepe? Konuşma? "Kimsin sen? Kimsin sen ki kendine on kasaba insanlarına seslenme yetkisini bulabiliyorsun?" diye sordu kendi kendine Andero.
- Eğer aklınızda veya ruhunuzda herhangi bir probleme sebep olduysam gerçekten sizden özür dilerim beyler. Yaptığım şey, insanlara yan yan bakmak değil sadece ihtiyacı olan birileri var mı yok mu diye ufak bir gözlem yapmaktı ki sizlerin de bana baktığınızı gördüm ve yapmam gereken şeyin sizlerin durumunuzu sorgulamak ve herhangi bir problemi çözmeye çalışmak olduğunu düşündüm. Eğer bir probleminiz yoksa yarı meleğimizin yaptırdığı dua sırasında neden bana bakasınız ki? diye sordu sakince.
İnsanlardan biri bir tepede yaptığı bir konuşmadan bahsetmişti. Tepe? Konuşma? "Kimsin sen? Kimsin sen ki kendine on kasaba insanlarına seslenme yetkisini bulabiliyorsun?" diye sordu kendi kendine Andero.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
"Kasabadaki herkese atıp tutup siz kahramansınız diye bağırıyodun. şimdi karılarını çocuklarını alıp bu mağaraya tıktın. Tanrı bilir aklından neler geçiyodur şimdi. Burada onları korumak için bulunmamız ne kadar da isabetli olmuş. şimdi çekil başımızdan da gölge yapma... Senden hiç bir şey istemiyoruz..."
Adam sözlerini adeta tükürür gibi söylemişti. Andero'nun kılığına girdiği adamı hiç sevmediği apaçık belliydi. Andero içerisindeki müthiş öfke dalgasını hissetti. Ã?fkesi ve katletme arzuları bu boyutta adeta katlanarak artıyordu.
Pis kılıklı adam ona kişlerinin arasından hızla geçirdiği tükürüğü ile garip bir ses çıkardı ve ev adama doğru dişlerini tehdirkarca gösterirken, yanındaki 2 adam kahkahalara boğulmuştu. Başka bir tanesi ise işlerin ters gideceğinin korkusından sinmiş gibiydi.
Adam sözlerini adeta tükürür gibi söylemişti. Andero'nun kılığına girdiği adamı hiç sevmediği apaçık belliydi. Andero içerisindeki müthiş öfke dalgasını hissetti. Ã?fkesi ve katletme arzuları bu boyutta adeta katlanarak artıyordu.
Pis kılıklı adam ona kişlerinin arasından hızla geçirdiği tükürüğü ile garip bir ses çıkardı ve ev adama doğru dişlerini tehdirkarca gösterirken, yanındaki 2 adam kahkahalara boğulmuştu. Başka bir tanesi ise işlerin ters gideceğinin korkusından sinmiş gibiydi.
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
İblislerle meleklerin birbirlerine ırksal düşman olduklarını biliyordu Brenne.Raistlin wrote: "Yo yo ben öyle demek istememiştim... Yeni kaos efendisine hizmet etmek benim için onurdur. Bir iblis size mi seslendi? Gerçekten tehlikeli yaratıklardır, onlarla bir çok defa savaştım. Dikkatli olmanızı öneririm. Yardımcı olabileceğim bir şey var mı?"
Acaba bu iblis hakkında bir bilgisi varmıydı?Bunu öğrenmeliydi..
-Aslına bakarsanız hanımefendi ben bu iblisle savaşmak zorunda kalıp kalmayacağımı bilmiyorum.Ama bu konuda biraz avantajlı sayılırım.Onun hakkında az da olsa bilgim var ve bildiğim önemli bir şey Azalin'e olan yakınlığıdır.Ve siz de ona yakınsanız belki hakkında bildikleriniz vardır?
Derin bir nefes aldı Brenne..
-Adı HELLFIRE...
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Andero adamın kendisine söyledikleri ve yaptıkları yüzünden hissettiği siniri kontrol altına almaya çalışıyordu. Kendisine yapılan bu saygısızlık kabul edilebilir derecede değildi. Gözlerinin dönmeye başladığını hissetti sinirden. Burada farklı şeyler vardı. Daha önce hissetmediği büyüklükte öfke, sinir ve öldürme arzusu damarlarını yakıp geçiyor ve doyurulması gereken bir açlık olarak onu kurutuyordu.
İllüzyonu korumada bir an zorluk çekti ama zor da olsa dengeyi sağlayabildi. Kol kasları hafifçe seğirdi. Sanki beynine giden kan oradan çekilmiş ve kollarına giden kısıma katılmış gibiydi. Bu adamı öldürmemek için herhangi bir sebep yok gibi görünüyordu. Etrafta onunla beraber ölebilecek bir çok kurban da vardı.
Sonra, aklına peygamberin *O*nun inanan istediğini söyleyen sözleri geldi. Onları kandırarak *O*na nasıl inanç sağlayabilirlerdi ki? İlk fırsatta sönecek sahte inançlar olmaz mıydı bunlar? Buraya getirebildiğine göre peygamber onları kandırmıştı. Yarı melek de konuşmasında aynı şeyi yapmıştı. Gerçeği görmeleri gerekmez miydi artık?
Eğer bunu yaparsa neler olurdu? Bu, göze alınabilecek bir kumar mıydı?
Bu düşünceler aklından büyük bir hızla geçti hissettiği öfke selinin içinde kaybolmuş ve silik bir şekilde ama yine de öfkesini bir miktar dizginlemeyi başarmışlardı. Onu yine hayal kırıklığına uğratmanın sonu olacağını biliyordu ve böyle sebepsiz yere yapılacak bir aptallıkta sahip olduklarına bir son vermek istemiyordu.
Sakinleşti. Ama içinde hala bu adamı ve yanındaki bu şakşakçı sürüsünü bu diyardan silme isteği vardı. Bunu herkesin içinde istediği gibi yapamayacaktı belki ama eğlenceli başka yöntemlerde vardı. Adama ve gruba baktı şöyle genişçe ve hiçbirinin üzerinde uzun süre durmayarak sadece tarıyormuş gibi...
- Sizlere yapılan her şey güvenliğiniz içindir. Bunu asla unutmayın. Aklımda da bildiklerinizden başka hiçbir şey yok. Tabii bildiğiniz bir şeyler varsa. Sizleri buraya zorla getirmedik. Sizlere bir şeyler vaat ettik ve siz de geldiniz. Bu mağara savunması son derece rahat, geniş ve kolay kolay bulunamayacak bir yer. Bu sebeplerle burada bulunan sizler, herhangi bir tehdit altında değilsiniz. dedi. Ardından sesini kısarak devam etti.
-Ayrıca mağaradaki altın yığınları da görene yeniden yapılacak bir başlangıç için taptaze bir heves sağlıyor. dedi ve eliyle boyutun tapınağa açılan kapısını gösterdi. Dikkatli bakıldığında o yönden hafif bir sarılık çarpıyordu gözlere. Sanki ışık parlak bir şeylere vuruyormuş gibi.
-Onları gördüğünü zannetmiyorum dedi kendisine laf atan adama yönelik olarak. Görmek ister misin? dedi ve eliyle kapı yönünü işaret etti adamın hareket etmesini bekler gibi.
İllüzyonu korumada bir an zorluk çekti ama zor da olsa dengeyi sağlayabildi. Kol kasları hafifçe seğirdi. Sanki beynine giden kan oradan çekilmiş ve kollarına giden kısıma katılmış gibiydi. Bu adamı öldürmemek için herhangi bir sebep yok gibi görünüyordu. Etrafta onunla beraber ölebilecek bir çok kurban da vardı.
Sonra, aklına peygamberin *O*nun inanan istediğini söyleyen sözleri geldi. Onları kandırarak *O*na nasıl inanç sağlayabilirlerdi ki? İlk fırsatta sönecek sahte inançlar olmaz mıydı bunlar? Buraya getirebildiğine göre peygamber onları kandırmıştı. Yarı melek de konuşmasında aynı şeyi yapmıştı. Gerçeği görmeleri gerekmez miydi artık?
Eğer bunu yaparsa neler olurdu? Bu, göze alınabilecek bir kumar mıydı?
Bu düşünceler aklından büyük bir hızla geçti hissettiği öfke selinin içinde kaybolmuş ve silik bir şekilde ama yine de öfkesini bir miktar dizginlemeyi başarmışlardı. Onu yine hayal kırıklığına uğratmanın sonu olacağını biliyordu ve böyle sebepsiz yere yapılacak bir aptallıkta sahip olduklarına bir son vermek istemiyordu.
Sakinleşti. Ama içinde hala bu adamı ve yanındaki bu şakşakçı sürüsünü bu diyardan silme isteği vardı. Bunu herkesin içinde istediği gibi yapamayacaktı belki ama eğlenceli başka yöntemlerde vardı. Adama ve gruba baktı şöyle genişçe ve hiçbirinin üzerinde uzun süre durmayarak sadece tarıyormuş gibi...
- Sizlere yapılan her şey güvenliğiniz içindir. Bunu asla unutmayın. Aklımda da bildiklerinizden başka hiçbir şey yok. Tabii bildiğiniz bir şeyler varsa. Sizleri buraya zorla getirmedik. Sizlere bir şeyler vaat ettik ve siz de geldiniz. Bu mağara savunması son derece rahat, geniş ve kolay kolay bulunamayacak bir yer. Bu sebeplerle burada bulunan sizler, herhangi bir tehdit altında değilsiniz. dedi. Ardından sesini kısarak devam etti.
-Ayrıca mağaradaki altın yığınları da görene yeniden yapılacak bir başlangıç için taptaze bir heves sağlıyor. dedi ve eliyle boyutun tapınağa açılan kapısını gösterdi. Dikkatli bakıldığında o yönden hafif bir sarılık çarpıyordu gözlere. Sanki ışık parlak bir şeylere vuruyormuş gibi.
-Onları gördüğünü zannetmiyorum dedi kendisine laf atan adama yönelik olarak. Görmek ister misin? dedi ve eliyle kapı yönünü işaret etti adamın hareket etmesini bekler gibi.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Cüce arkasına bile bakmadan hızlı adımlarla tapınağın koridorlarında ilerliyordu. Kara Elf kan lekeleriyle dolu mücevherler ve korkunç kırmızı duvarlarla süslü bir odadaydı. İnsan kurban edilen sunakta işkence amaçlı gözüken kesici delici bir çok alet vardı. Ellerin ve ayakların bağlandığı zincirler açıkça belli oluyordu ve üzerlerinde eski kurbanların sıyrılmış deri parçaları hala sarkıyordu. Sunağın altında bir kan oluğu dökülen kanın ve çıkarılan insan parçaların atılması için tasarlanmış bir lağım çukurunu andırıyordu.KraynS wrote:Işığa doğru cücenin arkasında yürümeye başladı,Işığa doğru;bir KAOS yaratmaya ve efendisine hizmet etmeye hazırdı...
Cüce korkunç ve karanlık koridorlarda bir süre ilerleyip duvardaki fresklere ve oymaları çekici ve kakma aletleriyle bir şeyler yapmaya başladı.
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
-
Xeyna_Inferno
- Kullanıcı

- Posts: 293
- Joined: Thu Mar 03, 2005 10:00 am
- Location: Sosaria...
- Contact:
Xeyna iblisin pençesini sol omuzunda hissettiğinde daha önce tatmadığığım muazzam bir acı hissetti... İblisin kahkası kadının beyninde yankılanıyordu... Avıya daha fazla dayanmıyacağını anladı ve kendini salıverdi...
Gözlerini yeniden açtığında kapkaranlık bir hiçlikteydi. Sadece kendi kalp atışlarını ve görmediği yaratıkların çığlıklarını duyuyordu...
Xeyna karanlığa gözlerini alıştırmaya çalışrıken zihninde bir ses yankılandı...
"Her yaşamın bir amacı olmalı..."
Xeyna bir anda karanlığı yaran iki alev şeklinde göz gördü. Kalp atışları öyle hızlanmıştıki yerinden çıkacak sandı... Ses tekrar duyuldu...
"Sana baktığımda... Amaç görüyorum... Güce olan açlığı görüyorum. İnitkam ve nefret görüyorum. Sizi görüyorum..."
Xeyna ses karşısında kayıtsız kalamıyordu. Eli gayri ihtiyari kılıcının kabzasına gitti... Gözler yaklaştıkca Xeyna'nın sol omuzundaki acı artmaya başladı. İbliisn pençesinin dağladığı yer karanlıkta yanmaya başladı...
Xeyna o anda yanlız olmadığını farketti. Az ilerde dark elfin omuzundaki yaranında alevlendiğini gördü...
Sesi tekrar duydu...
"Ruhlarınızı bağlıyorum... Katledin, öldürün, kandırın, soyun, ihanet edin, intikam alın ve orduyu büyütmek için yeni ruhlar bulun. Ã?dülünüz sonsuz güç ve karanlığın cenneti olsun..."
Xeyna artık kormuyordu... Kendisine zarar gelmeyeceğini anlamıştı... Ruhunu *O* na adamıştı...
Xeyna uyandığında kendini bir sunak odasında buldu. Yanında kara elf vardı. Omuzunda mütüş bir acı vardı. Gördüklerinin rüya olduğunu düşünmüştü ama kara elfe baktığında onunda sol omuzunu tuttuğunu gördü ve bunun bir rüya olmadığını anladı...
Bir cücenin kapıdan çıktığını farketti. Bu sırada kara elf ayağa kalktı ve Xeyna'ya gelmesini söyleyerek cücenin peşininden yürümeye başladı. Xeyna da ayağa kalkarak kılıcını çekti ve kara elfi takip etti...
Gözlerini yeniden açtığında kapkaranlık bir hiçlikteydi. Sadece kendi kalp atışlarını ve görmediği yaratıkların çığlıklarını duyuyordu...
Xeyna karanlığa gözlerini alıştırmaya çalışrıken zihninde bir ses yankılandı...
"Her yaşamın bir amacı olmalı..."
Xeyna bir anda karanlığı yaran iki alev şeklinde göz gördü. Kalp atışları öyle hızlanmıştıki yerinden çıkacak sandı... Ses tekrar duyuldu...
"Sana baktığımda... Amaç görüyorum... Güce olan açlığı görüyorum. İnitkam ve nefret görüyorum. Sizi görüyorum..."
Xeyna ses karşısında kayıtsız kalamıyordu. Eli gayri ihtiyari kılıcının kabzasına gitti... Gözler yaklaştıkca Xeyna'nın sol omuzundaki acı artmaya başladı. İbliisn pençesinin dağladığı yer karanlıkta yanmaya başladı...
Xeyna o anda yanlız olmadığını farketti. Az ilerde dark elfin omuzundaki yaranında alevlendiğini gördü...
Sesi tekrar duydu...
"Ruhlarınızı bağlıyorum... Katledin, öldürün, kandırın, soyun, ihanet edin, intikam alın ve orduyu büyütmek için yeni ruhlar bulun. Ã?dülünüz sonsuz güç ve karanlığın cenneti olsun..."
Xeyna artık kormuyordu... Kendisine zarar gelmeyeceğini anlamıştı... Ruhunu *O* na adamıştı...
Xeyna uyandığında kendini bir sunak odasında buldu. Yanında kara elf vardı. Omuzunda mütüş bir acı vardı. Gördüklerinin rüya olduğunu düşünmüştü ama kara elfe baktığında onunda sol omuzunu tuttuğunu gördü ve bunun bir rüya olmadığını anladı...
Bir cücenin kapıdan çıktığını farketti. Bu sırada kara elf ayağa kalktı ve Xeyna'ya gelmesini söyleyerek cücenin peşininden yürümeye başladı. Xeyna da ayağa kalkarak kılıcını çekti ve kara elfi takip etti...
İsim : Xeyna Inferno
Irk : İnsan
Sınıf : Fighter
Favori Silah: Katana
Boy : 1.82
Kilo : 60
Yaş : 28
Yönelim : Choatic Evil
Irk : İnsan
Sınıf : Fighter
Favori Silah: Katana
Boy : 1.82
Kilo : 60
Yaş : 28
Yönelim : Choatic Evil
-
_Nightfall_
- Kullanıcı

- Posts: 297
- Joined: Sun Jul 04, 2004 10:00 am
- Location: Ýzmir
- Contact:
Liraxle uzun zamandır kaosun çağrısını aramaktaydı ve arayısını da kendi için en uygun yer olan yer altından yapıyordu onun için bu karanlık dehlizler sahip olabilecegi en guzel evdi....
Kaosun çagrısı için yola çıktığından beri kafasında tek şey vardı ''kendisini efendisine adamak ve ona kendi yeteneklerini kanıtlamak'' amacı da dunyaya kaosu yayıp, yakıp yıkmaktı.... Acımasız kalbine gelen kaosun çagrısı gun gectikçe artıyor ama efendisini hiçbir yerde goremiyordu....
Daha sabretmeliydi.... Yakacak yıkacak ve intikamını alıp dunyaya karanlığı yayacaktı tabi efendisine itaat edecek ve comertçe odullendirilecekti en azından hedefi buydu... Artık hayat sadece efendisinden kötülükten ve kaostan ibaretti...
Kara elf ısı spektrumlu gozleriyle uzaklarda bir ısı farketti belkide hedefini bulmustu belkide efendisine itaat etmek için bir fırsattı buda yayını omzuna atıp koşmaya başladı koştukça ısı buyuyor gozlerini kamaştırıyordu...
Galiba gelmişti önunde kocaman bir kapı vardı etrafında heykeller duruyordu ama ortalıkta kimse yoktu kalbine gelen çagrı buradan geliyor ama içeri giremiyordu kapı kapalıydı ve onu duyan olmasını ümit ederek...
Kaosun yüce efendisi size itaat edip hayatımı kaos, intikam, karanlık ve kotuluk için vermeye geldim lutfen çağrımı duyun...... Ve bana kapılarınızı açın..............................................
Kaosun çagrısı için yola çıktığından beri kafasında tek şey vardı ''kendisini efendisine adamak ve ona kendi yeteneklerini kanıtlamak'' amacı da dunyaya kaosu yayıp, yakıp yıkmaktı.... Acımasız kalbine gelen kaosun çagrısı gun gectikçe artıyor ama efendisini hiçbir yerde goremiyordu....
Daha sabretmeliydi.... Yakacak yıkacak ve intikamını alıp dunyaya karanlığı yayacaktı tabi efendisine itaat edecek ve comertçe odullendirilecekti en azından hedefi buydu... Artık hayat sadece efendisinden kötülükten ve kaostan ibaretti...
Kara elf ısı spektrumlu gozleriyle uzaklarda bir ısı farketti belkide hedefini bulmustu belkide efendisine itaat etmek için bir fırsattı buda yayını omzuna atıp koşmaya başladı koştukça ısı buyuyor gozlerini kamaştırıyordu...
Galiba gelmişti önunde kocaman bir kapı vardı etrafında heykeller duruyordu ama ortalıkta kimse yoktu kalbine gelen çagrı buradan geliyor ama içeri giremiyordu kapı kapalıydı ve onu duyan olmasını ümit ederek...
Kaosun yüce efendisi size itaat edip hayatımı kaos, intikam, karanlık ve kotuluk için vermeye geldim lutfen çağrımı duyun...... Ve bana kapılarınızı açın..............................................
Artık insafsız olun... Gazap için... Yıkım için... Kızıl bir şafaga...<br><br>Değişik bişey isteyen <a href="http://s2.gladiatus.com/game/c.php?uid= ... IKLASIN</a>...
Kara zırhlar içerisindeki figürler hareket etmeye başlarken gözleri kırmızı bir ışık yaymaya başlamıştı. Tiz ve çılığa benzer sesi olan kara şovalye konuştu:
"Hayatını bu amaç için feda edecek kadar hırslıysan, Kaos sana çok daha fazlasını geri verecektir ölümlü..."
"Değerini ve cesaretini kanıtla kara elf... Testin için hazır ol... Efendi seni huzuruna kabul ettiğinde canını almazsa, değerlisin demektir. Hayatını onun pençesinin içine teslim et ki o da sana güvenip senin hayatını bağışlasın. Kaos'un pençesine ruhunu teslim et... Beni izle... Eğer cesaretin varsa..."
Kara şovalye boyut kapısının olduğu alev alev yanan dev pentagramın olduğu odaya doğru ilerledi... Yeni geleni karşılayan ve testini yapacak ola dev iblis alev alev yeniden maddeleşti.
Sağ elinde dev alevden bir klıç, sol elinde ise alevden bir kırbaç vardı...
"Kaos'a hizmet etmeye layık mısın? Konuş..."
Kara Alev'in hizmetkarının boynuzları tavana sürtündüğünde kıvılcımlar çıkartıyordu.
"Hayatını bu amaç için feda edecek kadar hırslıysan, Kaos sana çok daha fazlasını geri verecektir ölümlü..."
"Değerini ve cesaretini kanıtla kara elf... Testin için hazır ol... Efendi seni huzuruna kabul ettiğinde canını almazsa, değerlisin demektir. Hayatını onun pençesinin içine teslim et ki o da sana güvenip senin hayatını bağışlasın. Kaos'un pençesine ruhunu teslim et... Beni izle... Eğer cesaretin varsa..."
Kara şovalye boyut kapısının olduğu alev alev yanan dev pentagramın olduğu odaya doğru ilerledi... Yeni geleni karşılayan ve testini yapacak ola dev iblis alev alev yeniden maddeleşti.
Sağ elinde dev alevden bir klıç, sol elinde ise alevden bir kırbaç vardı...
"Kaos'a hizmet etmeye layık mısın? Konuş..."
Kara Alev'in hizmetkarının boynuzları tavana sürtündüğünde kıvılcımlar çıkartıyordu.
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Hafif bir kükürt kokusu geliyordu burnuna ne oldğunu anlamadan ayağa kalktı ve iblisin orda olduğunu gördü yavaş yavaş hatırlıyordu lanet olası bedeni dayanamamıştı yorgunluktan bayılmıştı kendine lanet etti ve yeni gelen kara elfi izledi onun acı çekmesini görmeyi çok istiyordu ama hala bulanık görmesi işleri biraz karıştırıyordu gözlerini ovaladı ve " haha bir kişi daha işte yavaş yavaş kaos dünyaya yayılıyor " diye mırıldandı Vladhek ardından ayini izlemeye koyuldu...
Rp Dışı: herkesden özürdilerim bilgisayarımın boardı işlemcisi falan yandıda yeni almak zorunda kaldım bu yüzden oyundan baya uzak kaldım eğer yukarıdaki yazıda yanlışlık varsa lütfen söyleyin...
Rp Dışı: herkesden özürdilerim bilgisayarımın boardı işlemcisi falan yandıda yeni almak zorunda kaldım bu yüzden oyundan baya uzak kaldım eğer yukarıdaki yazıda yanlışlık varsa lütfen söyleyin...
Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
Adam şaşkın bakışlarla kapıya baktı ve sonra arkasını dönüp yanındakilere baktı.Andero wrote: -Ayrıca mağaradaki altın yığınları da görene yeniden yapılacak bir başlangıç için taptaze bir heves sağlıyor. dedi ve eliyle boyutun tapınağa açılan kapısını gösterdi. Dikkatli bakıldığında o yönden hafif bir sarılık çarpıyordu gözlere. Sanki ışık parlak bir şeylere vuruyormuş gibi.
-Onları gördüğünü zannetmiyorum dedi kendisine laf atan adama yönelik olarak. Görmek ister misin? dedi ve eliyle kapı yönünü işaret etti adamın hareket etmesini bekler gibi.
"Ne?... sen... kim? ALTIN!" diye bağırdı adam ve kapıya doğru koşmaya başladı. yanındaki 4 kişi de cinnet geçirir gibi koşan adamın arkasından meraklı bir şekilde koşmaya başladılar: "Altın mı?"
Ã?ıkan gürültüye merakla bakan mağaradki diğer insanlar da önce koşan adamlara sonra da koştukları yöne baktılar. İnsanlar bir anda kapının arkasndan sızan altın ışığına bakakaldılar...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Andero adamın çıkarttığı yaygarayı görünce bir an bocaladı. Bu kadar ileri bir tepki beklemiyordu. Altını bulduğunu bu kadar insanla paylaşabilecek biriyle karşı karşıya olduğu gelmemişti aklına hiç. Onun bildiği kadarıyla bu tarz kendini akıllı sanan insanlar değerli şeyleri buldukları zaman paylaşımla kendilerine düşecek payı azaltmamak için bunları saklı tutarlardı.
Gösterdiği yerde altın falan yoktu. Sadece bu adamı dışarı çekip insanların gözlerinden uzakta öldürmek için yapılan basit bir illüzyondu. Ama şimdi onca insanın gözleri o yöne dönmüşken aklındakini yapmak gibi bir şansı yoktu.
Elini kapıya doğru kaldırdı ve ışık hemen soldu sanki kapı kapanmış ve mühürlenmiş gibi. Andero damarlarında bu oyunları oynamanın ona verdiği sinirin katlanarak arttığını rahatlıkla hissedebiliyordu. Bu oyundan kısa süre içinde kurtulabileceğini umuyordu yoksa buradaki insanları pek iyi şeyler beklemiyordu. Tabii ki onlar için iyi şeyler...
-İstediğin her şeye birkaç adım mesafesinde rahatça ulaşabileceğini mi sandın? diye bağırdı adama.
-*O*, sadece kendisine tapanlara yardım eder. *O*nun için hiçbir şey yapmadan *O*nun hediyelerine kavuşabileceğini mi sandın? Kimsin ki onca hediyeyi bu kadar kolay elde edebileceğini düşündün? dedi ve topluluğa döndü.
-*O*, kendine inananları ödüllendirmekte ve korumakta bonkördür. Sizden istediği sadece kendisine inanmanız ve tapmanız. Bugüne kadar kimlere taptınız ve karşılığında neler aldınız? Söyleyin, bu güne kadar taptıklarınızdan hangilerine olan inancınız kendi içinizden geldi, ailenizden, büyüklerinizden veya çevrenizden değil? Daha önce hangisini sorguladınız? Sadece körü körüne taptınız, sadece... Ama şimdi, önünüzde bir seçim hakkı var. Kendi kalbinizle yapabileceğiniz bir seçim. Kendi aklınızla yapabileceğiniz bir seçim. *O*, size burayı verdi korunmanız için, *O* size daha bir çok şey verebilir zira *O*nun gücünün sınırı yoktur. *O*na inanma ve*O*na tapma şansı önünüzde. Bu seçimi iyi düşünün zira *O*nun yolunu seçerseniz elde edebilecekleriniz rüyalarınızın ötesinde. Size bir seçim sunuyoruz. Bu seçimi iyi düşünün ve kararınızı öyle verin. (bluff+diplomacy) dedi.
Sonra bakışlarını az önce koşmaya başlayan adamlara çevirdi. Gözleri kısılmış ve sert bir hal almıştı.
- Belki de inanç zincirini sizler başlatırsınız ha ne dersiniz? Sizler için *O*na tapmak eminim ki iyi bir seçim olacaktır. dedi sertçe. (initimidate)
Gösterdiği yerde altın falan yoktu. Sadece bu adamı dışarı çekip insanların gözlerinden uzakta öldürmek için yapılan basit bir illüzyondu. Ama şimdi onca insanın gözleri o yöne dönmüşken aklındakini yapmak gibi bir şansı yoktu.
Elini kapıya doğru kaldırdı ve ışık hemen soldu sanki kapı kapanmış ve mühürlenmiş gibi. Andero damarlarında bu oyunları oynamanın ona verdiği sinirin katlanarak arttığını rahatlıkla hissedebiliyordu. Bu oyundan kısa süre içinde kurtulabileceğini umuyordu yoksa buradaki insanları pek iyi şeyler beklemiyordu. Tabii ki onlar için iyi şeyler...
-İstediğin her şeye birkaç adım mesafesinde rahatça ulaşabileceğini mi sandın? diye bağırdı adama.
-*O*, sadece kendisine tapanlara yardım eder. *O*nun için hiçbir şey yapmadan *O*nun hediyelerine kavuşabileceğini mi sandın? Kimsin ki onca hediyeyi bu kadar kolay elde edebileceğini düşündün? dedi ve topluluğa döndü.
-*O*, kendine inananları ödüllendirmekte ve korumakta bonkördür. Sizden istediği sadece kendisine inanmanız ve tapmanız. Bugüne kadar kimlere taptınız ve karşılığında neler aldınız? Söyleyin, bu güne kadar taptıklarınızdan hangilerine olan inancınız kendi içinizden geldi, ailenizden, büyüklerinizden veya çevrenizden değil? Daha önce hangisini sorguladınız? Sadece körü körüne taptınız, sadece... Ama şimdi, önünüzde bir seçim hakkı var. Kendi kalbinizle yapabileceğiniz bir seçim. Kendi aklınızla yapabileceğiniz bir seçim. *O*, size burayı verdi korunmanız için, *O* size daha bir çok şey verebilir zira *O*nun gücünün sınırı yoktur. *O*na inanma ve*O*na tapma şansı önünüzde. Bu seçimi iyi düşünün zira *O*nun yolunu seçerseniz elde edebilecekleriniz rüyalarınızın ötesinde. Size bir seçim sunuyoruz. Bu seçimi iyi düşünün ve kararınızı öyle verin. (bluff+diplomacy) dedi.
Sonra bakışlarını az önce koşmaya başlayan adamlara çevirdi. Gözleri kısılmış ve sert bir hal almıştı.
- Belki de inanç zincirini sizler başlatırsınız ha ne dersiniz? Sizler için *O*na tapmak eminim ki iyi bir seçim olacaktır. dedi sertçe. (initimidate)
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests