Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A
Logan ın sözleri Eldarin e ilk anda oldukça çarpıcı gelmişti. Fakat cevabı verecek kişi kendisi değildi, bunun için dudaklarını sımsıkı birleştirerek suskun kalmayı tercih etti.
Eldarin müthiş patlamayla başını Yilmax ın üzerinden kaldırdı, önce pervanenin müthiş bir mukavemet ile Schön e çarptığını ardından kuşun acı çığlıklarını duydu.
Bir an ne yapacağını şaşırmış olduğu düşünülse de Eldarin bası atında son derece rahat kararlar verebilen bir büyücüydü. Bu birçok kez onun için hayatını kurtarıcı olmuştu.
İnflak eden Gnom icadı... Bu konuda gnom belki daha bilgiliydi, Eldarin durduğu yerde inflak eden araç üzerine bir söz söyleyemezdi.
Ama Limerik Ormanı...Nedense ona eskisinden daha farklı görünüyordu. Dostu Dragonfly orada konaklamaktaydı. Peki neden şimdi burada değildi, ve bu yıkıma müdahale etmemişti. Dragonfly ı uzunca bir süre tanımış olsa da bir druid in düşüncelerini ve vereceği tepkileri anlayabilmek pek mümkün olamayabiliyordu. şimdi Eldarin bunun cevabını bulmalıydı.
Dragonfly ı bulup onunla bu meseleyi görüşmeliydi. Ve nedense gözüne eskisi gibi görünmeyen Limerik Ormanlarını da incelese hiç fena olmazdı. İşi aslı neydi bilmeliydi.
Ã?yle ya da böyle...
'Limerik Ormanlarına yönelsem fena olmayacak.'
Yilmax ın sözleriyle beraber Eldarin başını gnoma çevirdi;
"Kuşun durumu nasıl? Yaşayacak mı?
Patlayan alet, senin olsagerek...Durumu bize açıklayabilecek misin gnom?"
şimdi tekrar sırt çantasının yanındaydı Eldarin, kesesini ve kristalini çantanın içine bıraktı. Ã?antasının kayışlarını birbirine sıkıca geçirdi ve sırtına aldı.
Yeni yolculuğuna hazırdı...
Ve yine, kaotik büyücü. Her zaman yaptığı hareketlerden yapacaktı. Yine tek başına ne işi varsa görecekti.
Büyücü derin bir soluk aldı, biraz sonra alamayacağını biliyordu çünkü...
Eldarin müthiş patlamayla başını Yilmax ın üzerinden kaldırdı, önce pervanenin müthiş bir mukavemet ile Schön e çarptığını ardından kuşun acı çığlıklarını duydu.
Bir an ne yapacağını şaşırmış olduğu düşünülse de Eldarin bası atında son derece rahat kararlar verebilen bir büyücüydü. Bu birçok kez onun için hayatını kurtarıcı olmuştu.
İnflak eden Gnom icadı... Bu konuda gnom belki daha bilgiliydi, Eldarin durduğu yerde inflak eden araç üzerine bir söz söyleyemezdi.
Ama Limerik Ormanı...Nedense ona eskisinden daha farklı görünüyordu. Dostu Dragonfly orada konaklamaktaydı. Peki neden şimdi burada değildi, ve bu yıkıma müdahale etmemişti. Dragonfly ı uzunca bir süre tanımış olsa da bir druid in düşüncelerini ve vereceği tepkileri anlayabilmek pek mümkün olamayabiliyordu. şimdi Eldarin bunun cevabını bulmalıydı.
Dragonfly ı bulup onunla bu meseleyi görüşmeliydi. Ve nedense gözüne eskisi gibi görünmeyen Limerik Ormanlarını da incelese hiç fena olmazdı. İşi aslı neydi bilmeliydi.
Ã?yle ya da böyle...
'Limerik Ormanlarına yönelsem fena olmayacak.'
Yilmax ın sözleriyle beraber Eldarin başını gnoma çevirdi;
"Kuşun durumu nasıl? Yaşayacak mı?
Patlayan alet, senin olsagerek...Durumu bize açıklayabilecek misin gnom?"
şimdi tekrar sırt çantasının yanındaydı Eldarin, kesesini ve kristalini çantanın içine bıraktı. Ã?antasının kayışlarını birbirine sıkıca geçirdi ve sırtına aldı.
Yeni yolculuğuna hazırdı...
Ve yine, kaotik büyücü. Her zaman yaptığı hareketlerden yapacaktı. Yine tek başına ne işi varsa görecekti.
Büyücü derin bir soluk aldı, biraz sonra alamayacağını biliyordu çünkü...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Göz altları morumsulaşmış gnom, Eldarin"in sorusuna cevap vermek için halsizce başını kaldırdı. Kucağındaki Schön'ün çırpınışları kesildi ve başı yavaşça ve bir insanın asla döndüremeyeceği kadar geriye döndürerek kısık gözlerle bakmaya başladı. Belki de bu hayvanlar aleminde bir tehditkar bakıştı yada Schön insana daha çok benzemeye başlamıştı ama bunun kızgın bir bakış olduğu kesindi.Eldarin wrote:Yilmax ın sözleriyle beraber Eldarin başını gnoma çevirdi;
"Kuşun durumu nasıl? Yaşayacak mı?
Patlayan alet, senin olsa gerek...Durumu bize açıklayabilecek misin gnom?"
"Guuk!!"
Hastlisch, Schön'ü kavrayışını gevşetti ama tüylerini okşamayı kesmedi. İçi boşaltılmış bir kumbara gibi tüm duygularından boşaltılmış gnom'un sesinde ilk geldiğindeki halinden daha tekdüze bir ses tonlaması vardı.
"Onun adı Schön bayım. Kendisine aslan yüreklide diyebilirsiniz ve evet iyi. Ancak güzel tüylerinin uzaması için bir rahibe ihtiyacımız olacak gibi geliyor."
Aslında Schön bu gibi bir kazayı ilk kez atlatmıyordu ve kartal stili uçuşunu ilk çalışmalarındaki kazaları çıkartılırsa neredeyse tamamı Hastlisch'in deneylerindeki patlamlardan olmuştu. Kızmakta o kadarda haksız değildi. Ancak her kaza sonunda kuşun küçük yaralarla kurtulması ve çabuk iyileşmesi aslında olağan bir şeydi. Buradaki tüylerin de normalden çabukl çıkacağı gibi bir düşünceye sahipti gnom.
Konuşmalarından sonra Hastlisch aslında Eldarin'in söyledikleriyle can kulağıyla dinlemediğini anladı. Kafasında başka bir olay var gibiydi. Kasabanın insanlarının hayatları yada daha acil bir konu. Ne istediğini yada düşündüğünü anlama konusunda çok başarısız olan gnom dikkatini daha çok ne yapacağına verdi ve dikkatini çantadan çıkacaklara ve Eldarin"in hareketlerine yoğunlaştı. İnsanları anlamakta başarısız olduğu kadar büyüleri anlamakta da başarılıydı.Eldarin wrote:şimdi tekrar sırt çantasının yanındaydı Eldarin, kesesini ve kristalini çantanın içine bıraktı. Ã?antasının kayışlarını birbirine sıkıca geçirdi ve sırtına aldı.
Yeni yolculuğuna hazırdı...
Ve yine, kaotik büyücü. Her zaman yaptığı hareketlerden yapacaktı. Yine tek başına ne işi varsa görecekti.
Büyücü derin bir soluk aldı, biraz sonra alamayacağını biliyordu çünkü...
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Dioraveni hevaenbreeze nin dizginlerini tam yaşlı insan kadının eline sıkıştırmıştı ki bir sesle irkilerek ilyamin e döndü. kız yerdeydi ve siyh körep tam yanındaydı.
elinden geldiğince hızlı bir şekilde kızın yanına gitti. kız bastonunu arıyordu. yavaşça eğilerek bastonu aldı ve sonra kızın koluna girerek ayağa kaldırdı. kıza ufak bir garipşik sezmişti. birden yere düşmüştşü. ve köpeğe "koruyucu" diye sesleniyordu. bastonu kızın eliv verdi ve eve baktı.
"hadi" dedi "istersen benimle berbaer yürüyebilrisin, hemde istediğn kadar lady ilyamin"
bu sırada acaba köprek bana saldırır mı diye düşünerek tek gözüyle köpeği kesiyordu. yinede hayvanların kendilerine ve sevdiklerine zarar verme içgüdüsünü hatırladı.kendisinin bu kıza zarar verme gibi bir düşüncesi yoktu ve hatta ona yardım etmek istiyordu.
ilyamin bir cevap vermeden yürümeye başlamanın nezaketsizlik olacağına karar verdi kızın rahat edeceği bir şekilde kolunda durarak ilyamin in cevabını bekledi...
elinden geldiğince hızlı bir şekilde kızın yanına gitti. kız bastonunu arıyordu. yavaşça eğilerek bastonu aldı ve sonra kızın koluna girerek ayağa kaldırdı. kıza ufak bir garipşik sezmişti. birden yere düşmüştşü. ve köpeğe "koruyucu" diye sesleniyordu. bastonu kızın eliv verdi ve eve baktı.
"hadi" dedi "istersen benimle berbaer yürüyebilrisin, hemde istediğn kadar lady ilyamin"
bu sırada acaba köprek bana saldırır mı diye düşünerek tek gözüyle köpeği kesiyordu. yinede hayvanların kendilerine ve sevdiklerine zarar verme içgüdüsünü hatırladı.kendisinin bu kıza zarar verme gibi bir düşüncesi yoktu ve hatta ona yardım etmek istiyordu.
ilyamin bir cevap vermeden yürümeye başlamanın nezaketsizlik olacağına karar verdi kızın rahat edeceği bir şekilde kolunda durarak ilyamin in cevabını bekledi...

-
Horcoel_Baator
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 673
- Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
- Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
- Contact:
Zaman..Zaman nasıl bir kavramdıki içinde yaşayanları hep şaşırtırdı..Bazen esen hafif bir meltem gibi yavaş ve tatlı gözükürdü gözümüze zaman geçmek bilmezdi....Bazen ise bir fırtına gibi hızlı ve tehtitkar olurdu..Her şey bir anda olur biterdi ve genelde yapacak birşeyimiz olmazdı..
Horcoel saniyenin onda biri gibi kısa bir zaman dilimi kadar duraksadı yanan ve acı çekmekte olan surete bakındı..
''Birşeyler yap paladin..Orada öylece durma ve birşeyler yap..''
Horcoelin beyninden gelen sinyaller vücuduna hızla haraket etmesi için onu zorlarken şovalye hızla surete doğru ilerlemeye başlamıştı..O sırada aklında başka bir görüntü belirdi..Gene yakıp yıkılan bir kasaba..Uçup giden hayaller ve yaşamlar..Ortada ise orcların öldürmeyip bıraktığı sarışın bir yarımelf..Babasının cesedi başında..İntikam isteyen bir yarımelf..
Ve 20 yıl sonrası..Başka görüntüler..Başka bir cesedin başında..Babası bildigi başka bir cesedin başında..
İntikamın sadece daha büyük acılara neden oldugunu görecek ve intikamdan vazgeçecek bir yarım elf..
''Biz saflıgımızı korudugumuz sürece karanlık asla istediğine ulaşamıyacak Nimarien''
Horcoel bu sırada yanan vücudun yanına ulaştıgında hızla elf pelerinini çıkartarak vücuda hızlı hızlı çarparak varlıgın yanan kıyafetlerini söndürdü..(2 saniye)
şovalye varlıgı pelerininine sararken bir yandan sağ eline konsantre olmaya başladı..Varlıgın yaralarının ciddiyetini kontrol edecek vakti yoktu..Ama yaşam söz konusu oldugunda işi şansa da bırakamazdı..Fazla olmasada en azından varlıgın yaralarını kapatacak ve onu hayatta tutmaya yetecek kadar enerjisini kullanacaktı..Onu görünmez kılan büyünün etkisi geçicekti belki ama..İç huzuru ve olumlu düşünceleri saf iyilik ve merhametle birleştirirken sağ eli mavi bir ışıkla parıldamaya başladı ve bu elini varlıgın omzuna götürdü..Parıltı paladinin dokundugu yerden varlıgın vücuduna yayılırken vücudunda zarar gören tüm organları iyileşecek,ancak kendini tam olarak toparlaması zaman alacaktı..(Lay on hands 1hp yaraları ve zarar görmüş organları birleştirir kanamayı durdurur vs vs her eve lazım
)(5 saniye)(Bu sırada görünmezligimde geçmiştir herhalde tabi )
Ardından kucagına kaptıgı gibi dışarıya yöneldi..
''Ben paladin Horcoel'' dedi fısıltıyla..''Sizi buradan çıkartacagım..Sakın korkmayın ve ben gözlerinizi açın diyene kadar gözlerinizi açmayın..''
Horcoel evden çıkıp evin etrafını dolaşıp orcları kendisi ile binanın arasına alacaktı..Böylece kendilerini görmemelerini sağlayabilir ardından kurtardıgı varlıkla konuşarak diğerlerine ne olduguna dair bilgi alabilirdi..Yada başka canlı kalıp kalmadıgı konusunda...
Horcoel saniyenin onda biri gibi kısa bir zaman dilimi kadar duraksadı yanan ve acı çekmekte olan surete bakındı..
''Birşeyler yap paladin..Orada öylece durma ve birşeyler yap..''
Horcoelin beyninden gelen sinyaller vücuduna hızla haraket etmesi için onu zorlarken şovalye hızla surete doğru ilerlemeye başlamıştı..O sırada aklında başka bir görüntü belirdi..Gene yakıp yıkılan bir kasaba..Uçup giden hayaller ve yaşamlar..Ortada ise orcların öldürmeyip bıraktığı sarışın bir yarımelf..Babasının cesedi başında..İntikam isteyen bir yarımelf..
Ve 20 yıl sonrası..Başka görüntüler..Başka bir cesedin başında..Babası bildigi başka bir cesedin başında..
İntikamın sadece daha büyük acılara neden oldugunu görecek ve intikamdan vazgeçecek bir yarım elf..
''Biz saflıgımızı korudugumuz sürece karanlık asla istediğine ulaşamıyacak Nimarien''
Horcoel bu sırada yanan vücudun yanına ulaştıgında hızla elf pelerinini çıkartarak vücuda hızlı hızlı çarparak varlıgın yanan kıyafetlerini söndürdü..(2 saniye)
şovalye varlıgı pelerininine sararken bir yandan sağ eline konsantre olmaya başladı..Varlıgın yaralarının ciddiyetini kontrol edecek vakti yoktu..Ama yaşam söz konusu oldugunda işi şansa da bırakamazdı..Fazla olmasada en azından varlıgın yaralarını kapatacak ve onu hayatta tutmaya yetecek kadar enerjisini kullanacaktı..Onu görünmez kılan büyünün etkisi geçicekti belki ama..İç huzuru ve olumlu düşünceleri saf iyilik ve merhametle birleştirirken sağ eli mavi bir ışıkla parıldamaya başladı ve bu elini varlıgın omzuna götürdü..Parıltı paladinin dokundugu yerden varlıgın vücuduna yayılırken vücudunda zarar gören tüm organları iyileşecek,ancak kendini tam olarak toparlaması zaman alacaktı..(Lay on hands 1hp yaraları ve zarar görmüş organları birleştirir kanamayı durdurur vs vs her eve lazım
Ardından kucagına kaptıgı gibi dışarıya yöneldi..
''Ben paladin Horcoel'' dedi fısıltıyla..''Sizi buradan çıkartacagım..Sakın korkmayın ve ben gözlerinizi açın diyene kadar gözlerinizi açmayın..''
Horcoel evden çıkıp evin etrafını dolaşıp orcları kendisi ile binanın arasına alacaktı..Böylece kendilerini görmemelerini sağlayabilir ardından kurtardıgı varlıkla konuşarak diğerlerine ne olduguna dair bilgi alabilirdi..Yada başka canlı kalıp kalmadıgı konusunda...
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
the ones I love will always be the ones who pay..''
O zaman unutulmaz bir andı benim için... Kurtarıcıyı kaybettiğimi düşündüğüm o korkunç anlardan birisiydi. Kurtarıcı benim için hayatımı yolunda tutan tek şeydi sanki o zamanlarda. Ama ben korktuğumda ona sarılıyor ve rahatlıyordum. Rahatlamak için derin nefes almanın da yararları vardır derler ama aslında benim durumumda bu doğru değildir. Orada, o elf kızı bena yardım edip beni yerden kaldırdığında bunu denedim. Derin nefes almayı denedim ama olmadı. Beni rahatlatan bu değildi. Daha önceden de defalarca kez fark ettiğim gibi beni rahatlatan yakınımda ki bir canlının desteğiydi. Belki de bu Logan'ı kaybettiğimden beridir duyduğum yalnızlık hissindendir. Oysa şimdi düşününce... şimdi düşününce ben Logan ile o kadar uzun sürede zaman geçirmedim. Sadece biliyorum ki bir zamanlar onu sevdim... ve sonra... ve sonra onu kaybettim. Bu da o an benim için demekti ki "Sevgi Kaybedilebilecen bir duygudur!"
İlyamain, Dioraveni'nin yardımı ile kalktığında derin bir nefes aldı ve kalp atışlarının yavaşlaması için çabaladı. Ama bu hiçbir işine yaramıyordu. Bunun farkındaydı.
Kurtarıcı ise diğer yanında sessizce duruyor, burnunu onun eline sürerek rahatlamasına yardım ediyordu.
İlyamain bir yanında ki elf kızının ve diğer yanında ki köpeğin varlığı sayesinde buldu bir kaç dakika içerisinde o eski sakinliği ve koluna girmiş olan elf kızına bakarak "Özgünüm." dedi. "Gerçekten üzgünüm elf gezgini Dioraveni." Sonra açıklama gereği duyarak konuşmasını sürdürdü. "Uzunca bir süredir körüm ne yazık ki." dedi. "Uzun zamandır..." diye tekrarladı iç çekerek. "O hastalıktan beri..."
İlyamain bir an sessizce bekledi ve ardından yavaşça öne doğru bir adım attı. "Yardımın için sağol elf arkadaşım." dedi elfçe konuşarak. Bir şeye odaklanmak, başka bir dil konuşmak onun sakinliğini tamamiyle yerine getirdi. "şimdi birlikte eve girebiliriz."
Bazı zamanlarda kendi lisanınız dışında ki lisanları kullanmak sizi bir çabaya sürükler ve rahatlama duygusu bu şekilde de sizi bulur. Ben bunu yaşadım ve fark ettim. İnsan her zaman bir şeyler öğrenen, öğrenme isteğine aç bir varlıktır...
İlyamain, Dioraveni'nin yardımı ile kalktığında derin bir nefes aldı ve kalp atışlarının yavaşlaması için çabaladı. Ama bu hiçbir işine yaramıyordu. Bunun farkındaydı.
Kurtarıcı ise diğer yanında sessizce duruyor, burnunu onun eline sürerek rahatlamasına yardım ediyordu.
İlyamain bir yanında ki elf kızının ve diğer yanında ki köpeğin varlığı sayesinde buldu bir kaç dakika içerisinde o eski sakinliği ve koluna girmiş olan elf kızına bakarak "Özgünüm." dedi. "Gerçekten üzgünüm elf gezgini Dioraveni." Sonra açıklama gereği duyarak konuşmasını sürdürdü. "Uzunca bir süredir körüm ne yazık ki." dedi. "Uzun zamandır..." diye tekrarladı iç çekerek. "O hastalıktan beri..."
İlyamain bir an sessizce bekledi ve ardından yavaşça öne doğru bir adım attı. "Yardımın için sağol elf arkadaşım." dedi elfçe konuşarak. Bir şeye odaklanmak, başka bir dil konuşmak onun sakinliğini tamamiyle yerine getirdi. "şimdi birlikte eve girebiliriz."
Bazı zamanlarda kendi lisanınız dışında ki lisanları kullanmak sizi bir çabaya sürükler ve rahatlama duygusu bu şekilde de sizi bulur. Ben bunu yaşadım ve fark ettim. İnsan her zaman bir şeyler öğrenen, öğrenme isteğine aç bir varlıktır...
"Pöeh! Bir dahaki sefere önünüze bakmayı deneyin!" dedi cüce savaşçı gözüne ve yüzüne gelen toz dumanı arasından boğuk bir ses ile azarlarcasına. Ağzına giren bazı kum ve tozları tükürerek çıkarmaya çalıştı.
Sonra körlemesine ilerlerken diğerlerine takılarak üstlerine düştü. Harbormm altında ezilenlerin huysuzca mırıldanmalarını ve-ağırlığının zırhı ile onlara yüklenmesi ile kendini toparlayarak yana çekildi. Diz üstü çökerek birkaç saniye boyunca gözüne kaçan kumları çıkarmak, bu körlükten kurtulmak için uğraştı. Diğerleri de ayağa kalkmıştı ve ayak adımlarından anlaşılana göre ilerliyorlardı.
"Size cücelerin neden yeraltında yaşamayı tercih ettiğini anlatayım mı?" dedi sinirli bir şekilde.
Cüce savaşçı bir yandan gözünü ovarak bir yandan da, homurdanarak ayağa kalktı ve peşlerinden ilerledi...
Sonra körlemesine ilerlerken diğerlerine takılarak üstlerine düştü. Harbormm altında ezilenlerin huysuzca mırıldanmalarını ve-ağırlığının zırhı ile onlara yüklenmesi ile kendini toparlayarak yana çekildi. Diz üstü çökerek birkaç saniye boyunca gözüne kaçan kumları çıkarmak, bu körlükten kurtulmak için uğraştı. Diğerleri de ayağa kalkmıştı ve ayak adımlarından anlaşılana göre ilerliyorlardı.
"Size cücelerin neden yeraltında yaşamayı tercih ettiğini anlatayım mı?" dedi sinirli bir şekilde.
Cüce savaşçı bir yandan gözünü ovarak bir yandan da, homurdanarak ayağa kalktı ve peşlerinden ilerledi...
-I grow tired of shouting battle cries when fighting this mage. Boo will finish his eyeballs once and for all, so he does not rise again! Evil, meet my sword! SWORD, MEET EVİL!!
Eldarin kuşun, ya da ismiyle hitap edilecek olursa, Schön ün ağır yaralı olduğunu göründe üzülmeden edemedi, yine de yaşıyor olması onu bi nebze rahatlatmıştı. şimdi gnome dönmüş olan büyücü dudaklarının arasından; "Umarım aslan yürekli iyileşecektir, tüyleri için belki bir şeyler yapabilirdim ama şimdi bunun için zamanımın olmadığını görüyorum." diyebildi.
Sonra gruba tümüyle baktı,
"Horcoel, Sylvos, Rhonin ve Finrod harabeleri araştırmak üzere ayrıldılar. Bence sizlerde burada beklemekten ziyade olan biten üzerine araştırmalar yapsanız fena olmayacak. Lakin 10 kasaba yıkıntılarından uzak durmanızı tavsiye ederim. Hem dostlarımızın başını belaya sokmamış olursunuz orada. Benim ufak bir işim var ve gitmem gerek. şimdilik ne üzerine olduğunu size açıklamak istemiyorum, ama bir şeyler öğrendiğimde bunu gelip sizinle paylaşacağım.
Uğurlar olsun sizlere."
Sonra Eldarin elini belindeki keselerin olduğu noktaya attı.Buradan bir miktar kav ve çakmaktaşı aldı. İki eliyle hızlıca çakmaktaşını kava çarptı. Ã?akmaktaşının değmesiyle kav bir anda parladı, Eldarin kavın ince tahta kısmını elinden atmadan önce yüzünü kava götürdü ve kavın bir anda ortaya çıkarmış olduğu koyu dumanı ağzının içinde topladı. Bir saniyeden kısa süre ağzında tuttuğu duman boğazına işlemeden büyücü dumanı hemen ellerinin önüne doğru yavaşça püskürttü ve duman silsilesinin bütünleşik durmasını sağladı. Duman hemen ellerinin önünde havaya karışmadan önce Eldarin ellerini dik bir şekilde üst üste geçirdi. Ã?nce tepedeki ellerini belli bir açıyla çevirerek duman silsilesinin birbirinden ayrılmasını sağladı.
Jistrah tagobar ast miorparann kiniagic"
Sonra büyü sözlerini okumaya başladı ve aynı anda iki elini birbirinden 30 santim uzaklaştırdı, ayrılmış duman silsilesini tekrar elleriyle toparlar gibi yaptı, büyülü sözlerin etkisiyle duman artık Eldarin in emri altındaydı.
Böylece Eldarin in büyüsü bir kez daha başlamış oldu. Elinde evirip çevirdiği büyünün etkisindeki duman gibi ortadan kaybolmayı, bir ruh gibi yükselip buradan ayrılmayı amaçlıyordu"
NOT: Yapılan büyü; Gaseous Form
Sonra gruba tümüyle baktı,
"Horcoel, Sylvos, Rhonin ve Finrod harabeleri araştırmak üzere ayrıldılar. Bence sizlerde burada beklemekten ziyade olan biten üzerine araştırmalar yapsanız fena olmayacak. Lakin 10 kasaba yıkıntılarından uzak durmanızı tavsiye ederim. Hem dostlarımızın başını belaya sokmamış olursunuz orada. Benim ufak bir işim var ve gitmem gerek. şimdilik ne üzerine olduğunu size açıklamak istemiyorum, ama bir şeyler öğrendiğimde bunu gelip sizinle paylaşacağım.
Uğurlar olsun sizlere."
Sonra Eldarin elini belindeki keselerin olduğu noktaya attı.Buradan bir miktar kav ve çakmaktaşı aldı. İki eliyle hızlıca çakmaktaşını kava çarptı. Ã?akmaktaşının değmesiyle kav bir anda parladı, Eldarin kavın ince tahta kısmını elinden atmadan önce yüzünü kava götürdü ve kavın bir anda ortaya çıkarmış olduğu koyu dumanı ağzının içinde topladı. Bir saniyeden kısa süre ağzında tuttuğu duman boğazına işlemeden büyücü dumanı hemen ellerinin önüne doğru yavaşça püskürttü ve duman silsilesinin bütünleşik durmasını sağladı. Duman hemen ellerinin önünde havaya karışmadan önce Eldarin ellerini dik bir şekilde üst üste geçirdi. Ã?nce tepedeki ellerini belli bir açıyla çevirerek duman silsilesinin birbirinden ayrılmasını sağladı.
Jistrah tagobar ast miorparann kiniagic"
Sonra büyü sözlerini okumaya başladı ve aynı anda iki elini birbirinden 30 santim uzaklaştırdı, ayrılmış duman silsilesini tekrar elleriyle toparlar gibi yaptı, büyülü sözlerin etkisiyle duman artık Eldarin in emri altındaydı.
Böylece Eldarin in büyüsü bir kez daha başlamış oldu. Elinde evirip çevirdiği büyünün etkisindeki duman gibi ortadan kaybolmayı, bir ruh gibi yükselip buradan ayrılmayı amaçlıyordu"
NOT: Yapılan büyü; Gaseous Form
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Eldarin bir anda dumana dönüştü ve yükselerek ortadan kayboldu ve gözlerini ayırmadan, ona bakmakta olan gnome'un gözleri kocaman açılırken Schön de bu olaya şaşırarak Hastlisch"in gevşeyen ellerinden kurtulduğu gibi korku içerisinde havalandı. Baykuş havada daireler çizerek uçarken kanat çırpışlarındaki gevşeklik her halinden yorgun olduğunu ve gündüz uyku vaktinin çoktan geçmiş olduğunu belli ediyordu.
Gümüşyüz gnome"un başına gelen talihsizliklere bakmış bakmış ve bakmıştı... Ardından olan onca olay süresince bile hiçbir şey hissetmemiş, öylece gnome"a bakmaya devam etmişti. Bakmış bakmış ve bakmıştı. Hiçbir şey hissetmiyordu. Hayır! Bu kendisini çok garip hissetmesine neden olmuştu. Sanki ruhunda bir boşluk hissetmişti. Sanki dua ederken duası ulaşması gereken yere ulaşmamıştı ve sanki duası bir boşlukta yankılanmıştı.
Yılmax ruhundaki karmaşadan sıyrılmaya çabalayarak etrafına bakıyordu ve en sonunda gnome'a bakmıştı.
Topallayan, hayır o topallamıyordu ki bastonuna yaslana yaslana yürüyordu sadece, bir kadın o tarafa doğru geliyordu. Limerik ormanından çıkmıştı ve sadece yürüyordu. Onlara doğru geliyordu. Bir anda tüm hepsinin bakışları o tarafa döndü. Ã?ünkü kadının sesi artık yanık kokusu iyice artan havada onlara ulaşmıştı. "Neden?" dedi. "Neden yıldızlar bu gün bu kadar duygusuz? Neden çileler toprağın derinliklerini sarmış durumda? Neden güneş küf kokuyor? Neden? Neden?" Kadın bastonuna dayanmadığı sol elini onlara doğru uzatmıştı ve ileriye doğru bastonuna yaslanarak yürürken bir ölü gibi gözüküyordu. Ama ne ölüydü ne de normal bir kadındı.
Kadının söylediği onca anlamsız sözü hiç biri anlamazken bir an sonra kadın onlara ulaşmıştı ve ilk kavrayan Hastlisch oldu. Daha önceden de, yolculukları sırasında böylesine garip bir adamla karşılaşmıştı. Adama çevre halk kahin diyordu. Oysa adam ona deli gibi gözükmüştü. Ama bu kadın... bu kadın o adamdan bile deliydi belli ki...
"Ormanım, evim ve tahtalarım tutuştu... Hayatımın ışığı, dünyanın ateşine karıştı ve beni sardı. Neden? Neden gökyüzü ölü gibi gözüküyor? Neden yıldızlar duygusunu kaybetmiş gibiler?"
Gümüşyüz gnome"un başına gelen talihsizliklere bakmış bakmış ve bakmıştı... Ardından olan onca olay süresince bile hiçbir şey hissetmemiş, öylece gnome"a bakmaya devam etmişti. Bakmış bakmış ve bakmıştı. Hiçbir şey hissetmiyordu. Hayır! Bu kendisini çok garip hissetmesine neden olmuştu. Sanki ruhunda bir boşluk hissetmişti. Sanki dua ederken duası ulaşması gereken yere ulaşmamıştı ve sanki duası bir boşlukta yankılanmıştı.
Yılmax ruhundaki karmaşadan sıyrılmaya çabalayarak etrafına bakıyordu ve en sonunda gnome'a bakmıştı.
Topallayan, hayır o topallamıyordu ki bastonuna yaslana yaslana yürüyordu sadece, bir kadın o tarafa doğru geliyordu. Limerik ormanından çıkmıştı ve sadece yürüyordu. Onlara doğru geliyordu. Bir anda tüm hepsinin bakışları o tarafa döndü. Ã?ünkü kadının sesi artık yanık kokusu iyice artan havada onlara ulaşmıştı. "Neden?" dedi. "Neden yıldızlar bu gün bu kadar duygusuz? Neden çileler toprağın derinliklerini sarmış durumda? Neden güneş küf kokuyor? Neden? Neden?" Kadın bastonuna dayanmadığı sol elini onlara doğru uzatmıştı ve ileriye doğru bastonuna yaslanarak yürürken bir ölü gibi gözüküyordu. Ama ne ölüydü ne de normal bir kadındı.
Kadının söylediği onca anlamsız sözü hiç biri anlamazken bir an sonra kadın onlara ulaşmıştı ve ilk kavrayan Hastlisch oldu. Daha önceden de, yolculukları sırasında böylesine garip bir adamla karşılaşmıştı. Adama çevre halk kahin diyordu. Oysa adam ona deli gibi gözükmüştü. Ama bu kadın... bu kadın o adamdan bile deliydi belli ki...
"Ormanım, evim ve tahtalarım tutuştu... Hayatımın ışığı, dünyanın ateşine karıştı ve beni sardı. Neden? Neden gökyüzü ölü gibi gözüküyor? Neden yıldızlar duygusunu kaybetmiş gibiler?"
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
V"ladhek o ağırlığı üzerinden attığını sanıyordu ama aslında ağırlık, yani Harbormm, kendi kendisine kalkmıştı. Yoksa onun gibi bir şövalyenin bile böylesine bir ağırlığı üzerinden kaldırması biraz zordu. Zırhlar içerisindeki bir cüce...
Finrod ise alttan zorlukla sıyrılmıştı. Narin bir yapıdaydı ve bir büyücüydü. İkisinin altında kalması onu çok feci hırpalamıştı. Zorlukla nefes alarak doğruldu ve etrafında halen görünmeyen yoldaşlarına baktı. Ardından yere baktı ve izlerini görmeye çabaladı ama şimdi izleri de gözükmüyordu. Az önce ki karmaşada izleri de kaybolmuştu anlaşılan.
Derken sokağın kenarına, bir binanın gölgelerine doğru ilerlemeye başladı Finrod. Her yer yanan alevlerin sesi dışında çok sessizdi. Sanki doğal olmayan bir sessizlikti bu. Gölgelere doğru yaklaştı, geri geri binanın gölgelerine doğru sokuldu ve derken ayağına ince bir cismin takıldığını hissetti. İnce cisim bir an sonra varlığını yitirdi ve o anda Finrod neredeyse reflekssel olarak eğildi. Üzerinden geçen oklar hızla arkasında ki duvara çarparak geriye sekerken bunun sokak boyunca kurulmuş olan bir tuzak olduğunu anladı. Ayağının deydiği ince cisim de birkaç saniyede koparak tuzağı devreye geçiren bir ipten başka bir şey değildi. Neyse ki elf refleksleri onu bu tuzaktan zamanında kurtarmıştı. Ama şimdi önlerinde olan tehlikenin farkına varmıştı.
Etrafında hiç ses yoktu. Az önce üzerine düşen yoldaşları şimdi sanki orada değillerdi...
Derken sokağın ilerisinden bir ses duydu. Bu o cücenin homurdanmayı anımsatan kaba sesiydi. "Size cücelerin neden yeraltında yaşamayı tercih ettiğini anlatayım mı?" diyordu cüce. V'ladhek de onunla birlikte ilerliyor olmalıydı. Anlaşılan onun takip ettiğini sanarak ilerlemeye başlamışlardı. Onu geride bırakarak... Hepsinden ötesi tuzaklarla dolu sokağın içerisine doğru. Finrod onları uyarmalıydı... Finrod bağıramayacağını biliyordu ama onları uyarmazsa bir başka tuzak devreye geçebilirdi. Finrod kararını vermeli ve onları uyarmalıydı...
Finrod ise alttan zorlukla sıyrılmıştı. Narin bir yapıdaydı ve bir büyücüydü. İkisinin altında kalması onu çok feci hırpalamıştı. Zorlukla nefes alarak doğruldu ve etrafında halen görünmeyen yoldaşlarına baktı. Ardından yere baktı ve izlerini görmeye çabaladı ama şimdi izleri de gözükmüyordu. Az önce ki karmaşada izleri de kaybolmuştu anlaşılan.
Derken sokağın kenarına, bir binanın gölgelerine doğru ilerlemeye başladı Finrod. Her yer yanan alevlerin sesi dışında çok sessizdi. Sanki doğal olmayan bir sessizlikti bu. Gölgelere doğru yaklaştı, geri geri binanın gölgelerine doğru sokuldu ve derken ayağına ince bir cismin takıldığını hissetti. İnce cisim bir an sonra varlığını yitirdi ve o anda Finrod neredeyse reflekssel olarak eğildi. Üzerinden geçen oklar hızla arkasında ki duvara çarparak geriye sekerken bunun sokak boyunca kurulmuş olan bir tuzak olduğunu anladı. Ayağının deydiği ince cisim de birkaç saniyede koparak tuzağı devreye geçiren bir ipten başka bir şey değildi. Neyse ki elf refleksleri onu bu tuzaktan zamanında kurtarmıştı. Ama şimdi önlerinde olan tehlikenin farkına varmıştı.
Etrafında hiç ses yoktu. Az önce üzerine düşen yoldaşları şimdi sanki orada değillerdi...
Derken sokağın ilerisinden bir ses duydu. Bu o cücenin homurdanmayı anımsatan kaba sesiydi. "Size cücelerin neden yeraltında yaşamayı tercih ettiğini anlatayım mı?" diyordu cüce. V'ladhek de onunla birlikte ilerliyor olmalıydı. Anlaşılan onun takip ettiğini sanarak ilerlemeye başlamışlardı. Onu geride bırakarak... Hepsinden ötesi tuzaklarla dolu sokağın içerisine doğru. Finrod onları uyarmalıydı... Finrod bağıramayacağını biliyordu ama onları uyarmazsa bir başka tuzak devreye geçebilirdi. Finrod kararını vermeli ve onları uyarmalıydı...
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Pelerinin içindeki şeklin uzun, altın sarısı saçları, pelerinin katlarının arasından dökülüyordu. Vücudu yer yer su toplamıştı, ama tüm yaraları bundan ibaretti. Zayıf, kısık bir mırıltı çıktı. Varlık bir kadındı belli ki. Bitap bir şekilde Horcoel"e yaslanmıştı.
Horcoel hemen buradan çıkmaları gerektiğini biliyordu. Alevlerin üzerine düşen taze yıkıntılar sayesinde durdukları yer henüz alev almamıştı. Ama çok kalamazlardı. Üzerinde durdukları tahtalar da aynı kanıdaydılar belli ki. Zira keskin kırılma çatırtıları çıkartmaya başlamışlardı.
Kadın korkuyla pelerini sıyırdı ve Horcoel"e sıkı sıkı sarıldı. Koca koca açılmış, berrak mavi gözleri, bakanı içlerine hapsediyordu sanki. Kadın birkaç titrek fısıltı koyuverdikten sonra yine fısıltı halinde, ama gayet net bir şekilde Horcoel"e seslendi. O ses, o tonlama... Yüzlerce, binlerce yılın bilgeliğini barındırıyordu sanki. Çok acılar görmüş, ama hepsine direnmiş, acı çeken bir ruhun ızdırabını dindirecek bir merhamet ve dayanıklılık taşıyordu.
"Onu bulmak istiyor musun?"
Horcoel hemen buradan çıkmaları gerektiğini biliyordu. Alevlerin üzerine düşen taze yıkıntılar sayesinde durdukları yer henüz alev almamıştı. Ama çok kalamazlardı. Üzerinde durdukları tahtalar da aynı kanıdaydılar belli ki. Zira keskin kırılma çatırtıları çıkartmaya başlamışlardı.
Kadın korkuyla pelerini sıyırdı ve Horcoel"e sıkı sıkı sarıldı. Koca koca açılmış, berrak mavi gözleri, bakanı içlerine hapsediyordu sanki. Kadın birkaç titrek fısıltı koyuverdikten sonra yine fısıltı halinde, ama gayet net bir şekilde Horcoel"e seslendi. O ses, o tonlama... Yüzlerce, binlerce yılın bilgeliğini barındırıyordu sanki. Çok acılar görmüş, ama hepsine direnmiş, acı çeken bir ruhun ızdırabını dindirecek bir merhamet ve dayanıklılık taşıyordu.
"Onu bulmak istiyor musun?"
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Azazel eve girdiğinde bir çatırtı duydu. Büyük bir şey kırılmıştı. Sonra bir insanın savaş narası yükseldi. Sonra da çeliğin çeliğe çarpma sesleri evde yankılandı. Azazel giriş holünü geçtiği zaman yerde kan izlerini gördü. Evde bir çarpışma yaşandığı belliydi. Az ileride sağda bir merdiven vardı. Oraya gitmeye çalıştığında, üst kattan sallanan cesedi fark etti. Bir insan askeri boynuna ip geçirilerek asılmıştı. Gözleri yerlerinden fırlamak üzereydi. Dili ağzından dışarı sarkmıştı. Yüzü mosmordu.
Azazel merdivenin çevresine baktığında başka cesetler de gördü. İki insan cesedi daha vardı. Acımasızca parçalanmışlardı. Cesetler insan cesetlerinden ibaret değillerdi. Merdivene yığılmış çok sayıda ork cesedi de vardı. Oklarla delik deşik olmuşlar, yada kılıçlarla biçilmişlerdi.
Azazel merdivenin çevresine baktığında başka cesetler de gördü. İki insan cesedi daha vardı. Acımasızca parçalanmışlardı. Cesetler insan cesetlerinden ibaret değillerdi. Merdivene yığılmış çok sayıda ork cesedi de vardı. Oklarla delik deşik olmuşlar, yada kılıçlarla biçilmişlerdi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Ã?rümcek bir an duraksadı. Ã?yle ki sanki ölmüş gibiydi. Ama sonra kıskaçlarını birbirine vurdu ve Slach"a doğru sıçradı.
Slach"ın oku vücudunu deldiği gibi, onu sürükleyip bir ağacın gövdesine mıhladı.
Slach"ın da gayet iyi bildiği gibi örümcekler bundan ibaret olamazdı. Bu civarda daha fazlasının olması gerekliydi. Gerçekten de ağaçlardan aşağı onun gibi pek çok başka örümcek daha iniyordu.
Slach tam arkasından kıskaç sesleri duydu. Hızla dönüp baktığında neredeyse kendi boyunda, dev bir örümcekle karşılaştı.
Slach"ın oku vücudunu deldiği gibi, onu sürükleyip bir ağacın gövdesine mıhladı.
Slach"ın da gayet iyi bildiği gibi örümcekler bundan ibaret olamazdı. Bu civarda daha fazlasının olması gerekliydi. Gerçekten de ağaçlardan aşağı onun gibi pek çok başka örümcek daha iniyordu.
Slach tam arkasından kıskaç sesleri duydu. Hızla dönüp baktığında neredeyse kendi boyunda, dev bir örümcekle karşılaştı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Nakh, cesedi elinden geldiğince hızla arıyordu; ama zırh giyen bir vücudu aramak zordu. Nakh aramaya devam etti ama hiçbir şey bulamadı. Her nasılsa orkun üzerinde değerli bir şey yoktu. Hala arayamadığı yerler mevcuttu. Ama artık ork sesleri çok yakından geliyordu. Kararını hemen vermeliydi. Ya hemen saklanacaktı ve kontrol edemediği yerlerde değerli bir şeyler olması ihtimalini kabul edecekti, yada orklar tarafından görülecekti.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Salvador ve adamları duvar kenarına geçtiklerinde hızları oldukça düştü. Adamlar da şimdi sesi duymuşlardı. Ama adamların hiçbirisi korku belirtisi göstermedi. Hepsi de liderlerini takip ediyordu.
Mağarada yavaş yavaş ilerledikçe ses de yaklaştı. Salvador sesin tek sahibinin olmadığını fark etti. Çok sayıdaydılar; ama ne kadar olduklarını çıkartamıyordu.
Seslere yaklaştıkça askerlerde hafif bir tedirginlik boy gösterdi. Salvador dönüp onlara baktığında ise hepsinin kendisine güvenle baktıklarını gördü. Bir paladinle birlikteydiler. Onlara ne zarar verebilirdi ki? Askerlerden birisi öne çıkıp Salvador"un dikkatini çekti.
"Efendim, bu sesler bana çok tanıdık geliyor. Sanki... Sanki..." Bir anlık sessizlik oldu. Metalik ciklemeler bile sustu. Sonra... "Yarasalar!" dedi asker.
Kanat çırpınışlarının sesleri mağarada yankılandı ve metalik ciklemeler öfkeli bir hal aldılar. Yarasalar doğruca grubun üzerine doğru uçtular. Gazaplarından en büyük payı Salvador almıştı ama zırhı sayesinde yara almadan kurtulmuştu. Diğer askerler kendilerini yere atmışlardı. Meşaleler yerlerde yuvarlandılar.
Yarasalar tepelerinden geçip gittikten sonra askerler-bir kısmı kıkırdayarak, bir kısmı gülerek, bir kısmı da homurdanarak-ayağa kalktılar. İkisi gidip meşaleleri geri aldılar.
Salvador, şimdi meşalelerin aydınlattığı mağara duvarlarının daha farklı olduğunu fark etti. Sanki özenle oyulmuşlardı. Doğal bir oluşum olamazdı bu.
Mağarada yavaş yavaş ilerledikçe ses de yaklaştı. Salvador sesin tek sahibinin olmadığını fark etti. Çok sayıdaydılar; ama ne kadar olduklarını çıkartamıyordu.
Seslere yaklaştıkça askerlerde hafif bir tedirginlik boy gösterdi. Salvador dönüp onlara baktığında ise hepsinin kendisine güvenle baktıklarını gördü. Bir paladinle birlikteydiler. Onlara ne zarar verebilirdi ki? Askerlerden birisi öne çıkıp Salvador"un dikkatini çekti.
"Efendim, bu sesler bana çok tanıdık geliyor. Sanki... Sanki..." Bir anlık sessizlik oldu. Metalik ciklemeler bile sustu. Sonra... "Yarasalar!" dedi asker.
Kanat çırpınışlarının sesleri mağarada yankılandı ve metalik ciklemeler öfkeli bir hal aldılar. Yarasalar doğruca grubun üzerine doğru uçtular. Gazaplarından en büyük payı Salvador almıştı ama zırhı sayesinde yara almadan kurtulmuştu. Diğer askerler kendilerini yere atmışlardı. Meşaleler yerlerde yuvarlandılar.
Yarasalar tepelerinden geçip gittikten sonra askerler-bir kısmı kıkırdayarak, bir kısmı gülerek, bir kısmı da homurdanarak-ayağa kalktılar. İkisi gidip meşaleleri geri aldılar.
Salvador, şimdi meşalelerin aydınlattığı mağara duvarlarının daha farklı olduğunu fark etti. Sanki özenle oyulmuşlardı. Doğal bir oluşum olamazdı bu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Yaşlı nine, kendisine göre olağanüstü bir hızla Heavenbreeze"i ahıra götürmüştü. şimdi ahırdan gelen inek ve öküzlerin seslerine, Heavenbreeze"in kişnemeleri de eklenmişti.
Dioraveni ve Ilyamain birlikte eve doğru ilerlerken, elf prensesi, kör kızın elfçe konuştuğunu fark etmişti. Elfçeyi nereden biliyordu acaba?
İkili yavaş yavaş ilerleyip, yaşlı kadının evinden içeriye girdikleri sırada tam arkalarından ninenin sesini duydular.
"Ah geldiniz demek. Çok güzel, çok güzel. Buyurun, oturun. Rahatsız olmayın lütfen. Kendinizi evinizde gibi hissedin."
Yaşlı nine muhtemelen bütün köy meydanını inleten bir gürültüyle kapıyı kapattı. Dioraveni çevresine bakındığında basit, ama yaşlı bir kadın için gayet konforlu bir ev gördü. Giriş kapısı, bir oturma odası ve yemek odasına açılıyordu. Tam karşıda ise mutfak vardı. Sol tarafta kalan bir oda ise belli ki yatak odasıydı. Yemek masasının sağındaki duvara bir şömine oyulmuştu. şöminenin önünde üç koltuk ve iki sehpa vardı.
Dioraveni ve Ilyamain birlikte eve doğru ilerlerken, elf prensesi, kör kızın elfçe konuştuğunu fark etmişti. Elfçeyi nereden biliyordu acaba?
İkili yavaş yavaş ilerleyip, yaşlı kadının evinden içeriye girdikleri sırada tam arkalarından ninenin sesini duydular.
"Ah geldiniz demek. Çok güzel, çok güzel. Buyurun, oturun. Rahatsız olmayın lütfen. Kendinizi evinizde gibi hissedin."
Yaşlı nine muhtemelen bütün köy meydanını inleten bir gürültüyle kapıyı kapattı. Dioraveni çevresine bakındığında basit, ama yaşlı bir kadın için gayet konforlu bir ev gördü. Giriş kapısı, bir oturma odası ve yemek odasına açılıyordu. Tam karşıda ise mutfak vardı. Sol tarafta kalan bir oda ise belli ki yatak odasıydı. Yemek masasının sağındaki duvara bir şömine oyulmuştu. şöminenin önünde üç koltuk ve iki sehpa vardı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
