Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Locked
Yılmax
Başbüyücü
Posts: 686
Joined: Tue Apr 05, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yılmax »

Necros_Spellweaver wrote:Kadın korku dolu gözlerle gökyüzüne bakıyordu.

"Yıldızlar bir ses perdesinin arkasına neden çekilmiş? Ateş hissediyorum ama yanan gök değil yer iken hava neden bu kadar aydınlık? Neden titreyen ruhum beni ateşlere sarıyor? Neden evren sanki son kaosunu yaşıyor?"

Kadın, ona söylenen hiçbir şeyi duymamış gibiydi, ya da onlara aldırmıyordu. Bastonuna dayana dayan Gümüşyüz ve Yılmax"ın yanından geçti ve yüzünü kasabaya dönüp kollarını havaya açtı.

"Doğanın ışığı doğruya götürür. Burada ölenleri al ve ebedi dengene kat. Onları kollarına al ve huzur ihsan et."

Kadın gözlerini kapayarak başını geriye attı. Gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladı.

Schön bu sırada havada mutlu mutlu guklayarak uçuyordu. Kadını gördüğü zaman hızla bir pike yapıp kadının başının üzerine kondu. Gümüşyüz, Yılmax ve Hastlisch, neler olacağını bilerek Schön"e ve kadına baktılar. Az sonra kadının da üstü başı batacaktı.

Schön mutlulukla gukladı ve tüylerini kabartıp kadının kafasına oturdu. Kadının sağ kulağını şaka ve sevecenlikle kemirdi. Kadın yavaşça uzanıp baykuşu eline aldı ve avuçlarının arasında tutarak gözlerini kapadı. Birkaç saniye sonra avuçlarını açtı. Schön, tüyleri yeniden çıkmış bir şekilde, mutlu mutlu gukladı ve kadının omuzuna kondu. Ters ters Hastlisch"e baktı. Sonra da bir "Hıh!" dercesine başını öbür yana çevirdi. Görünüşe göre baykuş hala aracın ve patlamanın sorumlusunun Hastlisch olduğunu unutmamıştı.
Yilmax kadının sorularına cevap ile vermeden yanından geçip gitmesine içerlese de aynı sözleri sürekli tekrar etmesinden dolayı akıl sağlığının pek de yerinde olmadığını ya da bir şoka girmiş olabileceğini tahmin etti. Kadın birşeyler söyleyen gnomun da yanından geçtikten sonra az önce yaralanan muzır baykuşu avuçlarına aldı ve avuçlarını açtığında kuş sapasağlamdı. " Ah bir druid, bu beni hiç şaşırtmadı." Tekrar birşeyler sormaya yeltendi ancak kadının cevap veremeyecek durumda olduğu açıktı. "Kimbilir başından neler geçti de bu duruma düştü" diye düşündü ve ağzından çıkmak üzere olan kelimeleri yuttu.

"Dostlarım, hala burada durup bekleyecekmiyiz? Usta Eldarin giderken etrafı incelememizin faydalı olacağını söylemişti. Burada durup beklemeyi düşünmüyoruz herhalde. Araştırmaya en azından bu yaşlı bayanın nereden geldiğine ve neden bu hale geldiğini öğrenmeye çalışarak başlayabiliriz sanırım. Yine de eğer bir grupsak birlikte hareket etmemiz ve birlikte karar almamız daha doğru olur diye düşünüyorum. (Kısa bir süre bekledikten sonra) Araştırmaya limerik ormanından başlayabileceğimizi düşünüyorum..." dedikten sonra diğerlerinin tepkisini bekleyecekti. Ona güvenmelerini bekleyemezdi ne de olsa bir drow'du. Kendisi bile güvenemiyordu henüz kendine...

--------------------------------------------------------------------------------------------
Son bentler de yıkılıyor,
Sonu geliyor, lanet kalkıyor.
100 yıldır süren bilinçsizlik yerini aydınlanmaya, hatırlamaya bırakıyor.
Bir drow geri geliyor.
İyi ya da kötü
Bunu zaman gösterecek.
Ölümlü gözlerden gizlenenler bir bir açığa çıkıyor
Ama sadece bir drow'un aklında...
-------------------------------------------------------------------------------------------------

Kainatta mutlak iyilik ya da mutlak kötülük diye birşey yoktur.
Yalnızca güç vardır.
Güce sahip olan herşeye hükmeder.
Ta ki karşısına daha güçlü birisi dikilene dek...

Yilmax Z'yl Arnen
Red Robe Mage
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Zahiran gülümseyerek Ilyamain"e baktı ama Ilyamain"in bunu görmesi olanaksızdı. Bir süre sessiz kaldıktan sonra devam etti.

"Ordunun büyüklüğü konusunda bir fikrim yok. Ama sanırım daha fazla detayı öğrenebileceğiniz birisi mevcut. Ben size sadece bu civar hakkında bilgi verebilirim."

Zehiran çayından bir yudum daha aldı. Kurumuş boğazını ıslattı ve devam etti.

"Evet, sanırım tehlikedeyiz. Buradakiler de bunun farkında. Ama dediğiniz gibi, kale hemen arkamızda. Pek acele ettiğimiz söylenemez. şimdi oturursanız hanımefendi, size yemeğin tarifini verebilirim. Beklettiğim için ikinizden de özür dilerim ama detayları öğrenebileceğiniz kişi..." Zehiran çenesini karşıyarak düşündü. "Sanırım şu anda köye girdi."
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Cervantes en sonunda köye varmıştı. O geldiğinde halk çoktan evlerine girmişlerdi bile. Gece gece aceleleri yoktu anlaşılan. Gündüz olduğunda eşyalarını toparlayıp sakince kaleye çekileceklerdi belli ki. Zira diğer tüm evlerdeki ışıklar sönmüştü...biri dışında. Ev Cervantes"i garip bir şekilde çekiyordu. Ama oraya gitmekten başka çaresi yoktu. Nasıl olsa diğer herkes uyumuştu.

Cervantes evin kapısını vurduğunda aksi bir "Geldim, geldim!" diyen bir kadın sesi duydu. Sonra kapı açıldı. Yaşlı bir kadın gülümseyerek kapının önünden çekildi.

"Hoşgeldiniz Lordum. İçeri buyurmaz mısınız?"

Cervantes"in gözleri o içeri girdiğinde dönüp ona bakan bir elf ve bir insana kaydı. Eh, insan pek bakamıyordu anlaşılan. Gözleri başka bir taraftaydı. Belli ki kördü.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Slach yerdeki küçük örümcekten ikisini bağırarak ezdi ve öldürdü karşısındaki büyük örümcek kendisine doğru atladı ve slach'ın ayağından ısırdı. Slach acı dolu bir çığlık attı o anda kılıcını salladı örümceğin dişlerinden birini koparmayı başarmıştı ve örümcek tiz iğrenç bir çığlık atarak geriledi. Bu sırada etraftan gelen küçük örümcekler slach ın üzerine doğru çıkmaya çalışıyordu. Bütün vücudunu sallayarak onlardan kurtulmaya çalıştı ve bir kaç tanesini daha ayağı ile ezmeyi başardı.

İki örümcek slach ın sırtını yasladığı ağacın arkasından tırmanıp onun boynuna gelmeyi başarmışlardı. Slach'ın hissettiği ürperme kılıcını garip bir şekilde sallamasına neden olmuştu ve bu da karşısındaki örümceğin keskin olmayan tarafıyla kafasına indirmesine neden oldu. Slach çırpındıkça yerdeki bazı örümcekleri eziyordu ama büyük olana daha fazla avantaj sağlıyordu örümcek sersemlemiş bir şekilde geriye doğru adımlar attı.

Bir iki saniyenin ardından Slach'ın üzerine yeniden atladı bu sefer sol kolunu ısırmayı başarmıştı. Slach tekrar acı dolu bir çığlık kopardı. Bu sefer de sinir ve hırsla kılıcını doğrultup esen rüzgarda ıslık çıkararak örümceğin kafasına geçirdi örümcek dişlerini oynatarak garip bir çığlıkla geri gitmeye başlamıştı. Belki de bu bir şanstı çünkü bu sırada Slach damarlarında akmaya başlayan zehrin etkilerini hissetmeye başlamıştı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Azazel konuşurken jilet kadar keskin dişleri görünüyordu ve karşısındaki güçsüz varlıklara küçümsemeyle bakıyordu.Ã?ndeki asker kılıcını çektiğinde "Cesursunuz" demişti yine küçümseme dolu sesle. "Ama ne yazık ki buraya sizinle savaşmaya gelmedim, silahlarınızı indirin insanoğulları ikimizde ortak düşmanlara sahibiz'' demişti Azazel gırtlaktan çıkan gürültülü bir sesle.

Asker elindeki kılıcı indirmeden konuşmaya devam etti "Bir kurtadama nasıl güvenebiliriz ki? " dedi tedirgin bir sesle.

Yaşlı olan adam elindeki kılıcı hazır bir şekilde diğerlerine baktı "Bir kurtadama hiçbir zaman güvenilmez" dedi korkulu ama sinsi gözlerle karşısındaki hayvani varlığa baktı. Sessizlikte süren bir kaç dakikadan sonra dışarıdan homurdanma, bir sürü ayak ve şıngırdayan zırhların sesi etraftaki süren sessizliğin hükmünü bozdu.

Biraz önce Azazel'den kaçan iki orktu gelen. Ama sadece onlar değildi yanlarında 15 kişi daha getirmişlerdi. İşlerini şansa bırakmak istemiyorlardı. Ã?ndeki hızlıca yürüyen ork "İşte şu sokakta görmek o köpek yüzlüyü biz. Kenardan fırlamak o." dedi diğerlerine işaret parmağıyla sokağın sonunu gösteriyordu "Ama yine de bakmak biz etrafa kaçmış olabilmek." dedi homurtulu bir sesle. Ve o an durdukları yere doğru yöneldi orkların birazı diğerleri ise başka evlere bakmaya gitti.

Yaşlı olan adam "Lanet yaratıklar.Buldular bizi!" kurtadama bir hışımla bakarak "Senin görünmemen gerekirdi başımızı belaya soktun." dedi sinirle.

"Eğer bizim tarafımızdaysan al sana şans o orklardan kurtulmamızı sağla!" dedi ve kılıcını biraz daha yaklaştırdı Azazel'e.

Azazel orclara doğru baktı sinirli bir şekilde. Burnundan her nefes alışında hava burun deliklerinden sesli bir şekilde girip çıkıyordu tıpkı bir boğa gibi. Etrafındaki askerler geriye doğru çekilmişlerdi kurtadamın normal halinden zaten yeterince korkuyorlardı ve şimdi sinirliyken daha da telaşlanmalarına , korkmalarına neden olmuştu. Ayrıca orklar geliyordu..

Orklar eve yavaşça gelirken askerler evin köşelerine doğru dağıldılar ve Azazel kapının biraz ilerisinde durdu, eline devasa kılıcını almıştı kapıdan giren ne olursa olsun haklamak için bekliyordu. Ama 15 ork onun kesin ölümü demekti bu yüzden bir şeyler düşünmesi gerekiyordu acilen.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Ork komutanı cesetleri uzaktan bir daha gözden geçirdi.Daha sonra arkadan bir ork yaklaştı ve Komutanın kulağına bir şeyler fısıldadı. Orkun yüzü bir anda buruştu ve çirkin olan yüzü daha da iğrençleşti kaşlarını çatmış etrafa baktı.

"Demek var hala birileri.Peki ölmek onlar?" dedi sinirli bir şekilde orc komutanı karşısındaki cılız askere.Asker biraz gerildi ve " insan olmamak o köpek yüzlü olmak.Orda görmek diğer orklar. Ben bilmemek onun ölmek." sesi tedirgin çıkmıştı askerin. Komutan bir kaç dakika sessiz durdu ve "Bizim görev değil boşvermek işimize bakmak biz." Kaşlarını çatmış ve cesede bir tekme atmıştı. Ã?ndeki iki askere dönüp cesetleri gösterdi "Götürmek siz bu ölüleri. Yanlız çabuk olmak siz daha işlerimiz olmak." sinirli bir edayla gözlerini yere dikti.

Yere eğildi ve cesetlerden uzaklaşan ayak izini farketti. Keşif kolu olduğu için gözünden kaçmamıştı. Ayak izlerini yavaşça gözleriyle takip etti ve çalıların arkasında bittiğini gördü. Boğazından bir hırıltı çıktı, karşısındaki orkun kulağına eğilerek birşeyler fısıldadı.

Nakh kendisinin nereye sakladığını bildiklerini anlamıştı "Bunlar keşif kolu olmalı " diye geçirdi aklından ama düşünmesi gereken birşey vardı yerini bulmuşlardı muhtemelen biraz sonra onu oracıkta öldüreceklerdi onu hemen bir şey yapması gerekiyordu. Ama görünme olasılığı azdı çünkü rüzgar yönünü değiştirmiş ve yanlarındaki evden çıkan dumanları tam üstlerine doğru itmişti. Bu yüzden etrafta sanki sis var gibiydi.

Ork "Siz beşiniz burda beklemek sakin gitmemek bir yere. Biz gelmek sonra." dedi homurtulu bir ses tonuyla ork kumandanı ve diğer beşini alarak oradan hızlı adımlarla kasabanın içine doğru gitti. Ama gitmeden önce orkun kulağına yine birşeyler fısıldadı. Komutan gittiğinde sıska olan ork diğer elinde büyük bir balta taşıyan askere nöbet tutmasını emretti ve diğerlerinin de köşelere doğru gitmelerini söyledi. Hiç kimse Nakh'ın olduğu yere doğru gelmedi. Ama her an gelebilirlerdi.

Büyük baltalı orc ortada cesetlerin orda bir o yana bir bu yana yürüyüp duruyordu. Diğerleri ise köşeye gitmişti. Nakh görmeye çalıştı ama etraftaki duman yüzünden ortada yürüyen orcu bile zor görüyordu..Acilen bir şey yapması gerekiyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Horcoel, yangının şiddetle devam ettiği cadde boyunca yürümeye devam ediyordu. Evlerin gölgelerine saklanmıştı. Sessiz adımlarla ilerliyordu. Bunları öylesine güzel başarıyordu ki çok dikkatli bir ork gelmediği müddetçe onu gölgelerden seçemezdi.

Horcoel caddenin ortalarına yaklaşmıştı. Gizlenerek ve sessizce gelmek bu yolu normalden çok daha uzun sürede almasına yol açmıştı. Bir evin gölgesinde saklanırken derin bir nefes aldı. şimdiye kadar tek bir nefes dahi duymamıştı.

Horcoel ne kadar yolunun kaldığına baktığında sokağın sonuna doğru garip bir şey gördü. Aniden sokağın iki yanından da oklar fırlamıştı. Hiçbir zarar vermeden karşı duvara saplanmışlardı.

Horcoel bu duruma o anda bir anlam veremese de durumun üzerinde durmadı. Sıradaki evin gölgeleri yok denecek kadar azdı. Sırtını binanın duvarına yaslayarak yan yan ilerlemeye başladı. Tam bir pencerenin önüne geldiğinde bir çatırtı koptu. Horcoel kendisini yere attı ve tam o anda alevler pencereden dışarı uzandı. Tam tepesinde alevler uçuşuyordu.

Horcoel, alevlerin üzerinden orkların tehlikeli silahlarından birini gördü. Yarasa kanatlı, dev bir arıya binmiş üç goblin, caddenin üzerinde devriye geziyorlardı. Dev böcekler havada yavaş yavaş süzülürken, goblinler caddeyi gözlüyorlardı.

Horcoel, böcekler gidene kadar sessizce bekledi. Devriye caddeden yukarı çıkıp dosdoğru grubun buluştuğu noktaya doğru ilerliyorlardı.

Horcoel alevlerin altından sürünüp uygun bir yerde tekrar ayağa kalktığında caddenin ilerisinde başka bir mekanizmanın çalıştığını gördü. Caddenin tepesine monte edilmiş koca bir kütük hızla aşağı bir yay çizerek indi ve havayı yardı...veya bir şeye çarptı. Ã?ünkü Horcoel acı dolu bir inilti duyduğuna yemin edebilirdi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Finrod arkadaşlarının öldüğünü düşünmüştü ama V"ladhek"in ve Harbormm"un ona seslenmelerinden, halen yaşadıklarını anladı. Artık harekete geçmeliydi.

Bu sırada havada o bölgeyi taramak için geçmeye başlayan devriye yüzünden Finrod beklemek zorunda kaldı. Devriyenin gelişiyle birlikte arkadaşları da sessizliğe gömülmüştü. Ama nihayet devriye gittiğinde ok tuzağının çalıştığı yöne doğru koşmaya başladı Finrod. Fazla dikkatsiz ve patavatsız bir hareketti. Bu yüzden sokağın tepesinden kütük ona doğru yaklaşırken bunu fark edemedi.

Ancak çok geç olduğunda, yani kütük gözünün önüne geldiğinde yaptığı aptallığı anlayabildi Finrod. Ã?ığlık atmaya bile zaman bulamadan kollarını kendisini korumak için kaldırdı. Kütüğün sert bir darbesiyle metrelerce geriye doğru uçup geriye oldukça sert bir iniş yaptı. Düştüğü anda nefesi kesildi.

Kendini yokladığı zaman durumunun oldukça ağır olduğunu anlayabildi. Nefes almak büyük bir işkenceydi onun için. Belli ki kaburgalarından birisi kırılmıştı ve ciğerine batıyordu. Aynı şekilde sağ kolu da kırılmıştı. Ayrıca düşüşü sırasında başını da sert bir biçimde çarpmış olduğundan başı çok ağrıyordu. Gerçi kalan yerleri de sızlıyordu ya... (Finrod --> - 20 HP)
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Harbormm isterik bir şekilde Finrod"u azarlarken, V"ladhek"in görüş alanına devriye girdi. Havada tembel tembel kanat çırpan yaratıklar ve üzerlerindeki goblin binicileri yeri inceliyordu. V"ladhek"in ilk tepkisi Harbormm"u dürtmek olmuştu. Cüce ilk başta aldırmadı ve homurdanmasına devam etti. Ama V"ladhek ısrarlı bir şekilde onu dürtüklemeye devam edince sinirli bir şekilde arkasını döndü ve-aslında göremediği-arkadaşına çileden çıkmış bir şekilde baktı. Ve o anda o da devriyeyi gördü.

İkili sessizliğe gömüldü ve devriyenin geçip gitmesini beklerken görünmezliğin devamı için dualar etti. Goblinler ve binekleri yavaş bir şekilde caddenin üzerinde devam edip gözden kayblduklarında, koca bir kütük indi ve orada olmayan-ya da görülemeyen-bir şeyi sertçe geriye uçurdu.

Bu sadece tek bir kişi olabilirdi. V"ladhek de Harbormm da akıllarından "Finrod." diye geçirdiler.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Schön gözlerine inanamıyordu. Hastlisch onunla ilgilenmeden, Ejder Kanadı"nın yıkıntılarına gidiyordu. Onu bu kadının omzunda pineklemiş bir halde bırakmıştı. Schön öfkeyle tüylerini kabarttı ve sinirli bir şekilde gukladı. Sonra aniden sıçradı. Havaya yükseldi ve Hastlisch"e doğru pike yapıp onun kel kafasına çarptı ve istifini hiç bozmadan tekrar yükselerek Limerik Ormanı"nın içine girdi.

Kadın ise bu sırada bastonuna dayanarak başını kaldırdı ve hepsini uyaran bir ses tonuyla haykırdı. "Ã?içeklerin habercileri artık ölüm taşıyorlar! Yaşamın son perdesi de kapanmak üzere!" Kadın başını indirdi ve Yılmax"la göz göze geldi. Ve drow deliliği gördüğü. Çok bilmenin ve çok acı çekmenin getirdiği deliliği. O gözlerde yüzlerde savaş ve gözyaşı vardı. Sadece iyinin kötüye karşı olan mücadelesi değildi bu. İyinin iyiye ve kötünün kötüye karşı olan savaşı da vardı. Anlamsız hırslar uğruna dökülen kanlar, geride kalan dullar, yetimler, ağıtlar yakan analar... Hepsi o gözlerdeydi. şimdi de o gözler bir yenisini vaat ediyordu. Kadın gözlerini kaçırdı, tekrar arkasını döndü ve başını sallayarak yavaş yavaş Limerik Ormanı"na girdi ve gözden kayboldu.

şimdilik tek fark eden Gümüşyüz olmuştu. Henüz kasabadaki evlerin üzerindeydiler, ama üç tane uçan şey gördüğüne yemin edebilirdi. Ne olduklarını seçemiyordu ama bunun önemi olduğunu da sanmıyordu. Üstelik buraya geliyorlardı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Salvador ve ekibi soldaki tünelde ilerledikçe havlamalara yaklaştığını fark etti. Yalnız artık havlamalarla ilgili bir şey dikkatini çekmeye başlamıştı: Bu seslerin içinde kelimeler vardı. Bunlar boş köpek havlamaları değildi, birileri konuşuyordu.

Salvador bir süre dinlese de konuşulanlardan hiçbir şey anlamadı. Arkasındakiler de anlamamış gibiydi. Hepsi soran bakışlarla birbirlerine bakıyordu.

Grup ihtiyatla ilerlemeye devam ettiğinde tünelin sola kavisli olduğunu gördüler. Meşalelerin titrek ışığının burada duvara vurmasıyla birlikte havlamalar kesildi. Grup da olduğu yerde durdu. şimdi titrek meşale ışığının altında, hem insanlar hem de havlayanlar dönemecin iki yakasında birbirlerinin ortaya çıkmalarını bekliyorlardı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Hastlisch'i sürekli dengeye sokan Schön bu savaştan, yangından yada başka bir sebepten dolayı dengesizleşmiş olsa gerek ne yapmak istediğine bir türlü karar veremiyordu. Hastlisch kafasına bir kere daha saldıran Schön için kaygılanmaya başlamıştı. Ancak Schön böyle bir harekette bulunuyorsa bir sebebi olması gerekliydi.

Bir aracına birde baykuşuna baktı ve arada bir süre kararsız kaldı. Aracın tekrar patlaması sonucunda çok önemli olan araştırması yarım kalacaktı ve hatta başlamamış olacaktı. Belki de Schön ile en çok tartıştıkları nokta buydu. Biri duyularına ve duygularına göre karar verirken, diğeri matematiksel hesaplar ile kararlarını alıyordu.

Ancak arkasındaki kuşuna baktığında aynı zamanda kadınında gitmek olduğunu gördü. Karaelf de ormana doğru hareketlenmişti. Sadece uzun boylu zırhlı adamın hareketsiz durduğunu görebiliyordu. Durmuş yukarı bakıyordu sanki.

Burada matematiksel hesaplardan daha da fazlası vardı. Hastlisch bir kahraman değildi, hayır, aksine bir korkaktı çoğu zamanlar. şu anda da burada yalnız başına kalmaktansa diğerlerinin yanında olmayı isteyen ve kafasının içinde bas bas bağıran korkak tarafıydı.

Hastlisch elindeki her türlü ağırlık yapacak eşyayı bıraktı ve ilk başında onca söylemesine rağmen dinlemedikleri mantıklı yol olan saklanma yolunu seçti. Saklanmak içinde en iyi yer ormanın içiydi. Aslında kendileri için çok iyi bir saklanma yeri olduğu kadar kana susamış başka yaratıklar içinde çok iyi bir saklanma yeriydi. Karanlık ormana doğru bir bakış attı ve elinde kalan tek eşyası olan boş çuvalını omzunun üstünde aşırarak sırtına geçirdi. Ormana girecekti ama yanlarında ona en iyi korumayı sağlayacak olan uzun boylu zırhlı adamın yanında.

Gümüşyüz'ün yanına kadar gitti ve bu sırada ormanın içinde baykuşunun kaybolduğunu gördü. Biraz çabuk olmaları gerekiyordu.

"İstersen ormana girelim, oradan etrafı seyredelim. Burada çok fazla göz önündeyiz!"
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Sylvos
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1073
Joined: Sun Nov 21, 2004 10:00 am
Location: Darkon
Contact:

Post by Sylvos »

Harbormm goblin binicileri gördüğünde onların o iğrenç kafalarını dağıtmak, tembel bir şekile uçuşan bineklerinin beyinlerini ezmek için öfke içinde yerinde kudururken kendini denetlemeye çalıştı. O görünmezdi ve bu tuzak dolu sokakta körlemesine ilerlemek şu an.. Finrod' a çarpan şu tuzaklardan birinin darbesini yemek gibi birşey idi.

Bir dakika!.. Harbormm aklından geçen bu sözlerin önemini kavrayı verdi. Arkasına döndüğünde, koca bir kütük onların bulunduğu yerden 4-5 metre gerisinden harekete geçmiş ve görünmeyen bir şeye çarparak ilerlemesini durdurmuştu...

Bu sadece tek bir kişi olabilirdi.. "Finrod," diye mırıldandı cüce endişeli bir şekilde yavaşça. Büyücü, olduğu yerden birkaç metre geriye uçmuş ve sert bir şekilde yere düşmüştü. Belliki bu hasarın acısı sert idi. Yere düştüğünde çıkardığı toz dumanı, görünmez adamın düştüğü noktayı belli ediyordu.

Acaba önemli birşeyi var mıydı? Harbormm bu merakla büyücüye doğru bir adım atacakdı ki, ayağını son anda geri çekti. Aynı şey onun da başına gelebilirdi.
Rüzgar esintisi sakallarını hafif bir şekilde okşarken Harbormm Vladhek' e döndü:
"şu an onun için yapabileceğimiz birşey yok, eğer geri gidersek, o tuzaklardan birine basabiliriz. Onunla aynı kaderi paylaşmak eminimki senin de pek hoşuna gitmez.." dedi birkaç saniye süren sukuneti bozarak. Ardından yanlarındaki yanan evlere baktı, pek yakında çökeceklerdi. Buradan çıkmazlarsa, göçük altında kalabilirlerdi.
"Buradan bir an önce çıkmalıyız, yoksa kafamıza goblin okları dışında, yanan tahtalarda düşebilir." dedi üzgün bir ifadeyle, yüzünü sıvazlayarak..
-I grow tired of shouting battle cries when fighting this mage. Boo will finish his eyeballs once and for all, so he does not rise again! Evil, meet my sword! SWORD, MEET EVİL!!
Eldarin_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2636
Joined: Wed Dec 20, 2006 10:00 am
Location: Yolcu
Contact:

Post by Eldarin_ »

Necros_Spellweaver wrote:
Cervantes evin kapısını vurduğunda aksi aksi "Geldim, geldim!" diyen bir kadın sesi duydu. Sonra kapı açıldı. Yaşlı bir kadın gülümseyerek kapının önünden çekildi.

"Hoşgeldiniz Lordum. İçeri buyurmaz mısınız?"

Cervantes"in gözleri o içeri girdiğinde dönüp ona bakan bir elf ve bir insana kaydı. Eh, insan pek bakamıyordu anlaşılan. Gözleri başka bir taraftaydı. Belli ki kördü.
Cervantes bu gece vakti hiçbir aileyi ziyaret etmek istemezdi fakat ellerindeki kısıtlı zamanı en iyi şekilde kullanmalılardı. Aklında daha çok şey vardı ve halledilmesi gereken işleri belli bir öncelik sırasına koyup birer birer halletmeliydi.

Kapı açıldığında paladin karşısında yaşlı bir bayan görmüştü. Deminki aksi ses tonu, Cervantes i görmesiyle beraber birdenbire değişmişti. Ayrıca gecenin bi vakti kapılarına gelmiş bu yabancıyı misafirperver bir tutum sergileyerek içeri almaları da paladinin gözünde oldukça iyi birşeydi.

"Lord Oren in selamı üzerinizde olsun bayan." dedi elinin göğsüne yaklaştırıp hafif bir baş selamı verirken.
"Sizi bu saatte rahatsız ettiğim için üzgünüm fakat kendimce önemli saydığım bir mesele için buradayım."

Sonra kapının ilersine doğru birkaç adım yürüdü, içeridekileri gördü. Elf kanı taşıdığı her halinden belli birisi ona dönmüştü. Bir başkası ise eğilmiş boynunu kaldırmıştı fakat kapıya dönmemişti. Cervantes onlara da aynı selamı verdi. Onların hepsi saf ve berrak kalpleri olan insanlardı.

"Hayırlı akşamlar değerli kardeşlerim. Ben Tanrı Oren in hizmetkarı Cervantes. Tepelik sırtlara yerleştirilmiş kaleden buraya geldim. Misafirperverliğiniz için teşekkürler."

Sonra paladin sağ ayağını öne attı, dizlerini kırdı ve öne eğildi. Taşıdığı ağır botları çözmeye koyuldu.

Botlarını çözdüğünde içeriye girdi Cervantes. Ã?nce sağa sola hızlı bir iki bakış fırlattı. Etrafta ne var ne yok inceledi. Sonra masada oturan ikili ile yaşlı kadını önüne alacak şekilde odanın ortasına doğru yaklaştı.

"İzninizle, konuşacaklarım var sizinle. Oldukça önemli meseleler, sizde dahil olmak üzere tüm bu toprakları ve ve üzerinde yaşayanları da ilgilendiriyor."

Cervantes in yüzündeki sert ifade yumuşamıştı. Hala ayaktaydı Tek elinde miğferi vardı, diğer elinin avuçiçi ise kılıcının kabzasına yerleşmişti. Tanrısının kendisine armağan ettiği bu güçlü kılıcın tenine değmesi ona müthiş bir azim ve coşku veriyordu.

'Ben Savaş Tanrısının evladıyım' diyordu kendi kendine. Kılıç avucunun içini ısıttıkça ısıtıyor, kalbi hızlı hızlı çarpıyordu.

Cervantes savaşı bekliyordu!!!
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Logan
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1963
Joined: Thu Apr 29, 2004 10:00 am
Location: Gölgelerin İçinden,Kan Kusturmaya Geldim
Contact:

Post by Logan »

"Ã?içeklerin habercileri artık ölüm taşıyorlar! Yaşamın son perdesi de kapanmak üzere!"
Gümüşyüz kadının deli mi yoksa ermişmi olduğunu anlıyamamıştı zaten Lord Oren e etiği dua işe yaramamıştı çok garip olaylar oluyordu...
şimdilik tek fark eden Gümüşyüz olmuştu. Henüz kasabadaki evlerin üzerindeydiler, ama üç tane uçan şey gördüğüne yemin edebilirdi. Ne olduklarını seçemiyordu ama bunun önemi olduğunu da sanmıyordu. Üstelik buraya geliyorlardı.
Gümüşyüz gözlerini gelen şeylere ayırmadan gnomun sözlerini dinledi...
"İstersen ormana girelim, oradan etrafı seyredelim. Burada çok fazla göz önündeyiz!"
Gnoma olumlu olduğunu belirtmek için kafasını salladı ama bu arada miferini giydi.Miferini giyerken gözleri bir şeye kilitlenmişive sert bir ifade vardı... saçlarn topladı ve mierini giydi...
Ormanın girişine doğru geri geri gitti gözden kaçırmıyordu bir an bile gözlerini ayrımıyordu... Birleşik uzun yayını çekti sırtıdna bir tane ok cıkadı yayına yerleştirdi,ama germeden tutuyordu...
Uçan şeyler biraz daha yaklaşınca...
Azından şu sözler çıktı

''şu zamana kadar bana öğretilenler,kazandığım tecrübeler. İyilik senden gözlerime güç vermeni ve benim iyi ile kötüyü ayırt etmemi sağla,lütfen İyilik senin yardımına ihitiyacım var... bu diyardan bir kötü daha sile bilmek için,kötüyü göre bilmek için''(ddeck EVil ... Celestial Abilities)

B sefer Gümüşyüz kendi kanında olan bir özelikten yararlanıyordu...
VE gözlerini gelen 3 şeye dikti.

gnomada konsantresini bozması için dur işreti yaptı.
Ã?LÃ?M NEREDEN VE NASİL GELİRSE GELSİN!!! Savas Nağralarmız kulakdan kulaga yayilacaksa ve silahlarimiz elden ele gececekse ve baskalari silah sesleriyle,savas ve zafer narâlariyla cenazelerimize agit yakacaksa Ã?LÃ?M HOS GELDİ SEF
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests