Gorath wrote:"Tamam dedik Bre! Söyleyeceğiz..." dedi kadın kızgın bir şekilde somurtarak. "Bak çok ucuz." Eli ile bir adet ipekli iç çamaşırı aldı ve bunu çekiştirdi. Açık mavi iç çamaşırı pullarla bezeliydi. "Sadece 3 gigan. Almaz mısın?" şimdi gözleri ışıl ışıl parlıyordu.
Ulrak konuşmak için ağzını açmıştı ki kız yeniden konuştu. "Bak bu gün siftah yapamadım ben anlıyor musun?" dedi kız sıkkın bir şekilde yeniden somurtarak. "Bu çamaşırlar ayrıca sevdiğine güzel gidecektir bre!"
Ne can sıkıcı bir durumdu. Yüzüne adeta vurmak istemişti "Senin gibi birinin sevgilisi de olmaz" der gibi. Yada belkide sadece satış yapmak isteyen birinin son çırpınışalrını sergiliyordu. Böylesi çırpınışlar pazarlarda her zaman yapılırdı.
*Belkide yaşamda ayakta durmak için bende hergün böyle çırpınacağım ama ancak... ancak en azından çırpınmaya başlayabilmem için şu demirciyi bulmalıyım.*
Kadının konuşması bittiğinde ise yüzüne bir gülümseme yerleşti ister istemez. Kadının dikkatini çeken mavi iç çamaşırını göstermesi hiçte iyi bir oyuncu olmadığının kanıtıydı. Daha da komiği pazarın ortasında herkesin gözünün önünde, bir iç çamaşırı tezgahının önünde adeta kadınla pazarlık edermiş gibi görünüyordu.
Kadın öyle bir konuşuyorduki sanki "Kalbim ancak bu vücuda sığdı" der gibi bir havası vardı. Gülümsemesi solmadan ve zaten herkesin dikkatini çektiğinden artık kahkaha atar gibi bir sesle,
"Bir sevgilim ve param olduğumda seni bulup senden bunları alırım, ama burada durduğum ve bu çamaşırlara baktığım sürece beni hiç bir kadın çekici bulmayacak ve sen bana yolu göstermezsen harcayabileceğim kadar param olmayacak .Sen bana sadece adresi söyle ve bende kız arkadaşım ve param olduğunda sana o günün siftahını yapayım."
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Grog biranda baltasını elleri arasına alıp bu resmi hemen orada parçalamak istedi.Sırtında asılı durun baltasına doğru sağ elini uzattı.Hayır....hayır gereksiz yere vahşileşemezdi eskiden üyesi olduğu Tepe güneşi kabilesi savaşçılarının diyer clan üyelerine davrandığı gibi vahşileşemezdi,kendisinin dahi onaylamadığı bir şeyi nasıl yapardı.
Amaçsız savaşmak gereksiz yere can almak bunlar Grog savaşşarkısının en çok nefret ettiği kavramlar olmuştu.
Grog kafasını gökyüzüne doğru kaldırdı "sana yeminler olsunki horn bu balta asla.....asla gereksiz yere bir hiç uğruna kınından çıkmayacak!"
Grog sağ elini baltasından çekti ve belindeki matarasına uzandı.Sağ elinde tuttuğu matarasının kapağını gevşetirken bir yandan çevresine ve etraftaki insanlara bakıyordu.Grog matarasındaki sudan doyurucu bir yudum aldıktan sonra mataranın kapağını kapatttı ve tekrar belindeki kemere astı.İnsanların resme karşı olan tepkileri Grog'u adeta buz gibi yapmıştı.Bu insanlar nasıl bukadar umarsız olabilirlerdi nasıl böyle bir vahşiliğe sanki doğanın bir güzelliğiymiş gibi bakabilirlerdi.Grog bunu anlayamayacaktı, hayır asla anlayamayacaktı.
Grog ağır adımlarla resmi hayranlıkla izleyen insanların olduğu yöne doğru yöneldi.İnsanların yüzlerine onların bu acınasıca hallerine baktı. "Siz....siz savaşı böyle bir vahşeti sanki doğanın bir güzelliğiymiş gibi nasıl seyredalabiliyorsunuz nasıl....nasıl bukadar umarsız olabilirsiniz" Grog şimdi sağ eli ile iki adamın taşıdığı resmi işaret etti."Siz böyle bir vahşetin içerisinde hiç yer aldınızmı?Hiç...hiç insanların cesetlerinden oluşan bir kan gölünün içerisinde yüzdünüzmü? Yada ailenizin üyelerinin yarısından fazlasını amaçsız aptal bir savaşta kaybettinizmi?"
Grog şimdi resmi işaret ettiği elini indirdi ve insanların gözlerinin içine baktı.
"Ben bunların hepsini yaşadım" Grog insanlara arkasını döndü ve onlara omuzunun üstünden bakarken son birkaç söz daha sarfetti.
"Savaşı bir eylence sananlar sadece bunu yaşamamış olan aptallardır"
Grog son sözünden sonra kafasını önüne doğru çevirdi ve seri adımlarla pazarın kalabalığından uzaklaşmak için bir yer aramaya koyulacaktı.Grog bu pazara nerden ve nasıl girdiğini bile anlamamıştı aslında gidecek bir yeride yoktu ayakları onu nereye götürürse oraya gidecekti.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
adamın biri wrote:"Ne dediğini anlamıyorum ama ne istersen onu yap!"
Asgard bu cevap sonrası sesindeki sertlik gitmişti. Bu da bir yaklaşım tabi diye düşündü ve gülerek etrafa bakınmaya devam etti. Bakınırken bir yandan da mendili güzelce katlayıp kemerindeki ufak cep gibi bir olan bir yere koydu. Etrafa bakınırken bir tezgahtaki alışverişe tanık oldu. Kadın yanındaki çocukla uğraşırken bu satıcı adam torbaya bir kaç tane çürük armut sıkıştırmıştı.
Asgard gördükleri karşısında kendine hakim olamadı ve hızla tezgaha doğru yürüdü. Ellerini sinirle tezgaha vurdu. O kadar sert vurmuştu ki tezgahtan birkaç armut yere düşmüştü. Satıcının yüzündeki dehşeti fark etmişti. Böyle bir korku yaratmayı pek sevmesede bunu hak etmişti ve cezası bununla da sınırlı kalmayacaktı.
"Ne yaptığını gördüm. Bunun yasak olduğunu bilmiyormusun"
Göstermek için elini poşetin içine attı ve çürük olan armutlardan birini çıkardı ve gözüne sokarcasına satıcıya gösterdi.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Ozan bu durumu kabullenmek istemiyordu... bu bebeğin kendisine bırakılıp gittiğine inanmak istemiyordu ama durum böyleydi. eşşeğine baktı, eşşeği gülen gözlerle kendisine bakıyordu... ilginç bir başka yol arkadaşı belkide... Yüzünü bebeğe çevirdi, küçük tombul korkan bir yüz... ne olacaktı bu bebek? bir an bebeği bir tezgaha bırakıp kaçma isteği edindi ama sonra bu şoku atlattı. sakin olmalıydı, bir bebek ne yapabilirdi?... Üstüne kusabilirdi!, ozan dehşet içinde bebeği, eşşeğin sırtında bir keseye koydu - kafası dışarıda olacak şekilde, eşşek bebeğin olduğu kısma baktı, ozana güldüğü belliydi. İnulüen'in içi sinir doldu... ne yapacaktı şimdi, bebeğe baktı tekrar..." agucubugucugibili", en azından belki biraz sessiz dururdu." agucu bugucu!"... bir an önce bu ölümcül pazar alanından çıkmalı ve durumunu değerlendirmeliydi. bu bebeği en yakın yetimhaneye bırakmak en akıllıca olanıydı...
Khutai bu iki korkak herifin bir işe yaramayacağını düşünmeye başlamıştı.Ayrıca hallerini izledikçe yanan öfkesi yerini derin kahkahalara bırakmak için direniyordu.Khutai kısa bir süre daha bu iki korkak adama baktıktan sonra öfkesinin gereksiz olduğunu düşünerek ellerini müşterinin yakasından çekip göğsüne dostça vurdu.Yüzünde ise kurnaz bir gülüşün izleri belirdikten sonra konuştu.
"Bu gün şanlı gününüzdesiniz Esterialılar!!!Bu domatesin sadece bir kaza olduğunu var sayıyorum,biraz daha dikkatli olun yoksa benden daha öfkeli birine rastlayabilirsiniz."
Khutai sözlerinin sonuna gelirken tezgahın ön sıralarından sol eliyle güzel bir domates alarak havaya kaldırdı ve sözlerine başlamadan bir ısırık aldı.
"Bu da sizi affettiğim için bir ödül."
Khutai pazarcıya göz kırparak müşteriye döndü.Artık suratında ve sesinde ciddi bir tavır vardı.
"Bana soğuk bir bira eşliğinde bu şehir hakkında bir şeyler anlatmak ister misin Esterialı? "
Khutai domatesten bir ısırık daha alarak müşterinin sol yanına gelip sağ kolunu bu korkak adamın boynuna atarak sorarcasına yüzüne baktı.
Güçlü bir kahkayayla yıkıldı ortalık.Kızgın salem oyalamakla öldürmek arasında kalmııştı.Arkasındaki kedi kadınlar akşam yemeğinde balık istiyor olabilirlerdi ama bu balık kılçıklıydı kolay kolay dişe gelmeyeceğinden emindi.Pazarcıya doğru bir kaç adım attı.
O elindekiyle salem mi öldüreceksin güldürme beni insan.Sİz ne diyordunuz hırto.. Bak son kez uyarıyorum.Ya basın gidin yada ölün karar sizin.Adam olun biraz,o elindeki bıçağı bırak benden söylemesi...
Öldürmek kolay olsa da başının ağrımasını istemiyordu birazdan çıkacak olan gümbürtüden kurtulabilirse öldürdüğü pazarcı şehirde rahat dolaşmayı engeller di.Pazarcı elindeki bıçakla bir şey yepamazdı ama küçük sinek miğde bulandırır diye düşündü ve hafifçe savunma moduna geçti ve beklemeye başladı...
Elini uzatan çocuğa baktı. İşte kendisini normal gören birisi. Yardımı kabul etti ve teşekkür etti. Hala muhteşem dönüş için şansı vardı. Tabii evini bulabilirse..
Ã?ocuğa dönerek "Burda mı kalıyosunuz?" dedi. Ã?ocuk "Evet, bayım" diye cevap verince evinin yerini sordu. Ã?ocuk hemen yolu göstermek için önden koşturdu.Bu kalabalık pazarda çocuğu takip etmek zordu ama elini tutacak değildi ya..
Yoldan geçen kız çocuğu elini tuttuğu annesine tezgâhın yanında ki müşteriyi gösteriyordu.
"Bana soğuk bir bira eşliğinde bu şehir hakkında bir şeyler anlatmak ister misin Esterialı?"
Gözleri fal taşı gibi açılmış kız çocuğu işaret parmağını doğrultmuş ve sanki çok ilginç bir şeyi gösteriyormuş gibi zıplıyordu.
Khutai'nin gözleri bir an kıza gitti ve ardından kızın işaret ettiği yere doğru yavaşça döndü.
"Heeey sana söyledim domatesi o attı! şimdi domatesin parasını ödeyecek misin?" Anlaşılan pazarcı kendisine gelmişti. Ekmek parası kazanmak için saatlerce dikildiği ve evine götürmek için satmaya çalıştığı domateslerinin çalınmasını istemiyordu pazarcı. Evet çalınmasını! Pazarcı için buna hırsızlık denirdi!
Ama Khutai'nin gözleri tam pazarcı konuşurken yoldan geçen kızın işaret ettiği noktaya ulaştı ve o anda gördü!
şıp... şııııııp!
Kumaştan süzülen ve bacak boyunca ilerleyen ıslaklık yere düşerken bu sesi çıkartıyordu...
*
Ã?ürük armut pazarcının önünde sallanırken pazarcı Asgard'a meydan okurcasına baktı ve "Heeeyyyy!" dedi. "Bu armutlar zaten yeterince ucuz."
Kadın ise başını yanında ki çocuğundan kaldırmış şaşkın şaşkın gözlerini kırpıyordu. "Anlamadım!" dedi kadın armut yerine pazarcıya bakarak "Neler oluyor?"
*
"Ehe... Ehehe..." Ufacık parmaklar, mini minicik eller bir aşağı bir yukarı oynuyordu. Eşek bile hoşlanmıştı bu ufacık parmakların sahibinden. "Ehehe..."
"Agucigucicucu!" Ozan suratını garip tiplere sokuyor. Bebekle oynuyordu. Eşek bu olayı çok komik bulmuştu anlaşılan çünkü tüm dişlerini göstererek sırıtıp duruyordu ama anlaşılan bu olayı bebek kadar komik bulmamıştı eşek. Ã?ünkü bebek bebeksi kahkahalarla kalabalığın o akıl almaz sesine neşe katıyordu. Boğucu havayı bile alıyordu sanki bu bebeciğin neşe dolu sesi.
Ozan İnulûen bu bebeğe karşı garip bir sevgi duydu. Ona bakmak, onunla oynamak ne kadar da eğlenceliydi böyle?
*
Grog Savaşşarkısı sözlerini söyleyip ilerlerken resimin yanından geçti ve o sırada arkasından gelen onlarca konuşmanın arasından seçebildiği tek konuşmaya da aldırmadan ilerledi.
"Biz savaşa değil, resimin gerçekçiliğine hayranız!" demişti adamın birisi. Ama Grog söyleyeceğini söylemişti. Gerisi boştu. Bu insanlar anlayamazlardı! Savaşmayan, savaşı bilmeyen anlayamazdı! Gereksiz ölümü bilmeyen anlayamazdı!
Grog ilerlerken ve artık pazarın içerisinde ki o boğucu havadan ve gereksiz bağırışlardan sıkılmışken insanın içini garip bir şekilde ferahlatan o sesi duydu.
"Ehehe... Ehe..." Tatlı tatlı kahkahalar... Tüm kalabalığın içerisinde sanki tek huzur veren şey buydu. Grog'a ise evini anımsatan, barbar köyünde ki ufak bebekleri anımsatan o tatlı kahkahalardı bunlar.
"Agucigucicucu!" Suratını buruşturan Grog bu seslerin de yaşlı, çökmüş barbar kadınlarının kocaları ile birlikte olurlarken çıkarttıkları seslere benzediklerini düşündü. Garip bir sesti.
Derken gördü sesin yerini ve kaynağını... Orada bir adamın kendisini garip tiplere soktuğunu ve eşeğin sırtında Grog'un o mesafeden göremediği ama ne olduğunu tahmin edebildiği bir şeye dönmüş olduğunu gördü. Seslerde eşeğin sırtında ki Grog'un ne olduğunu tahmine ettiği o şEY den geliyorlardı.
Grog'un içini nedense bir özlem kapladı. şimdi oradan başka bir yerde olmak istemiyordu... Orası ve köyü dışında bir yerde...
*
"Seni kimsenin beyenmeyeceğini ne söylersin Bre!" Kız çenesini, baş ve işaret parmaklarının arasına alarak "Ya Bak seni neden beyenmesinler Bre?" Göz kırptı pazarcı kız kendisine soru soran adama doğru. "Sana Hu Mierman'ın yerini söylerim dedim ama sen dinlemedin ki ya bak bende çok güzelim di mi? Aslında seni de beyeniyorum! Hu Mierman'ın yerini de söyleyebilirim sana!" Elinde ki mavi iç çamaşırını çekiştirdi ve lastik esneyip esneyip gevşedi. Aynı anda kız yeniden göz kıptı.
*
"Bu elimdeki ile balıkların pullarını ayıklarım ve derilerini yüzerek onları keserim ben!" dedi adam hafif yana çekilip tezgâhını göstererek.
Mekisa o anda yuvarlak balık tezgahlarını gördü. Balık tezgâhlarının hepsi etrafa dağılmışlardı ve ölü balıklar yerde öylece yatıyorlardı. İçinde bir dürtü o balıkların bir kısmına sahip olmayı isterken bir kısmı da o balıkların nasıl olupta öyle dağıldıklarını düşünmesini sağlıyordu.
Salemlerin temel öğünü balıklardı... Balık eti temel besin kaynaklarıydı...
Yerde ki üç dağılmış tezgâhın önü yeniden pazarcı tarafından kapatılırken elinde bıçağı olan pazarcı "Ben bir balıkçıyım ve senin şu dostun benim tezgâhımı dağıttı!" dedi.
*
"Du... Dur..." Kadın yavaşça ileriye doğru sendeleyerek gitmek için arkasını dönmüş çocuğun kolunu yakaladı ve onu zorla kendisine doğru çevirdi. "Özgünüm!" dedi. "Sadece öyle birden seni görünce korktum ve seni bi... bir hırsız sandım..."
Derken öksüren kadın bu sefer cebinde ki elini de cebinden çıkartarak iki eli ile birlikte ağzını kapatmak zorunda kaldı.
"Pazarın çıkışı ne tarafta acaba?" diye sordu kadın zorlukla nefes alarak. "Burası çok boğucu ve... ve ben biraz rahatsızım... Buradan çıkmam gerekli. Nasıl çıkabilirim?"
*
Ã?ocuk bir tezgâhın önündeyken durdu ve "şurada ki patateslerden bir kaç tane alabilir miyiz acaba?" diye sordu. "Acıktım da! Eve gidince yerdik."
Tezgâhtar iri iri, kocaman kocaman patates tezgâhının başında dikilmiş bağırıyor ve patateslerin fiyatını söylüyordu. Patates sadece 1 gigandı!
Eve gidince yerdik mi?? şaşırmıştı Freor. Aklı karışmıştı. Neden bu çocuk Freor'un evine patetes almak istemişti ki? Evde patetes olup olmadığını nereden biliyordu? Yoksa onun kardeşi miydi? Belki kendisinden sonra bir çocuk daha yapmıştı annesiyle babası. Heyecenla çocuğa sarıldı şaşkın bakılşarın arasında "Kardeşimmmmm!!.."
Freor'un gözlerindeki sevinç kayboldu. Bir an odağını bulamadı. Bir an sonra ise odağını bulmuş ve kızgınlıkla bakıyordu. Gözlerinin önünde kırmızı iplikler uçuşuyordu. Elleriyle boşluğu tutarak garip hareketler yapması çocuğun düşüncesini pekiştirmişti. Bir an sonra ise çocuk kulaklarında bir ölü sesi duyacaktı..
Asgard satıcının yüzüne dik dik baktı. Bir yandan da kendine hakim olmaya çlışıyordu. Yanındaki kadının birşeyler söylediğini duydu ama hala satıcının yüzüne bakıyordu. Bir süre sonra kadına dönerek.
" Hanım efendi. Bu satıcı adam. Sizin görmediğiniz bir ara aldığınız armutların arasına böyle çürük armutlar koydu." Asgard elinde tuttuğu siyah bir taşa benzeyen armutu kadına gösterdi. "Size sormadan olaya müdahile ettiğim için özür dilerim. " Asgardın sesi yumuşamıştı. Görevi dolayısıyla gergindi ve bu da sürekli sesine ve davranışlarına yansıyordu. Bunun farkında olarak satıcıyla daha sakin konuşmaya çalıştı.
"Eğer önlere daha iyi ve güzellerini koyup arkadaya çürükleri iliştiriyorsan buna birinin müdahile etmesi gerekiyor.Bu da benim"
"Hanım efendi siz bu durumdan şikayetçimisiniz"
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
İçine çektiği nefesi, kadın sözlerini bitirene kadar içinde takılıp kaldı. Hatta bitirdikten sonrada dışarı çıkartmakta biraz zorlandı. Kibar olmuştu, güler yüzlü olmuştu, yakın olmuştu, sizli ve senli cümlelerin ikisinide denemişti, ancak bu şişman kadının pes etmesi çok zordu.
Yüzünde sanki felçli gibi bir süre öylece kalan gülümsemesi kaybolmaya başladı. Kulaklara yaklaşmış dudaklar eski boyutlarına döndüler, dişler kayboldular ve gülünce kısılmış gözler artık eskisi kadar büyümüşlerdi.
Son bir kere denemesi gerekiyordu. Son bir şekilde. Olmazsa başka bir tezgahtar bulabilirdi. Burada tezgahtaki donlardan daha çok teagahtar olduğuna emindi. Başıyla bir kere donu gösterdi ve sıkılmış Ulrak'ın sıkılmış sesi çıktı sonunda
"Onu alacak param yok. Onun yarısını dahi alacak param yok. Hatta param olsada almam için bir neden yok ve aklımda onu almak için bir sebepte yok. Aklımda sadece Hu Mierman'ı bulmak var. Bilmiyorsanız söyleyinde zaten kısıtlı olan zamanımı daha fazla kaybetmeyeyim. Onu hemen bulmam gerekiyor."
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Grog Savaşşarkısı bir anda olduğu yerde kala kalmıştı sadece sadece eşeğin sırtındaki adama bakıyordu.Resmi izleyen kalabalık içerisindeki adamın sesine hiç aldırış etmemişti bile,belkide bu barbar doğasına aykırı bişeydi,başka bir barbar Grog'un yerinde olsa adamın kafasını gövdesinden alırdı,Grog buna emindi.
Grog'un bedenini, birden içinde beliren özlen duygusu sarmıştı.Belkide bu içinde beliren duyguya uyumsağlamalıydı,bu duyguyu serbest bırakmalıydı.
[/i]" başka bir yerde olmak" Grog sessizce söyledi.
Grog şimdi kaslı vücudunu eşeğin sırtındaki adamın olduğu yöne doğru harekete geçirdi.Yüyürken simsiyah uzun saçları dalgalanıyordu,tepedeki güneş esmer tenini okşuyor gibiydi.Pazarda Grog'un yanından geçtiği bir çok kişi onunyanında bir cüce gibiydiler,bir cüce onunla konuşmaya kalksa kafasını doksan derecelik bir açıyla aşşağı indirmesi gerekecekti.Güneşin altında gölgesi üç adamın gölgesine eşitti neredeyse.Grog,Savaşşarkısı ailesinin boy sıtandartlarına göre normal bir boya sahipti aslında,aileden 1.90 ın aşşağısında boya sahip olan bir fert hiç çıkmamıştı.Grog esasında kabilesinin diyer fertleri gibi sert bir mizaca sahipti fakat bir çok düşünce ve algı bakımından onlardan ayrıldığı yönler vardı.Görünüş itibariyle Tepe güneşi kabilesinin diyer fertlerine benziyor olabilirdi fakat ruh ve yürek bakımından onlardan çok farklıydı.
Grog şimdi nedini garip tiplere sokan adamın yirmi ayak kadar uzağında duruyor ve adamı izliyor,neyaptığını anlamaya çalışıyordu.Grog adamı birazdaha izledikten sonra yol yorgunluğunu üzerinden atabilecek bir yer aramaya koyulacaktı.
"Karşıma daha başka netür süprizler çıkaracaksın yüce Horn".Diye sessizce söyledi.[/quote]
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
Khutai kolunun altındaki adamın altına işediğini gördüğünde gülmemek için kendini zor tuttu.Adamın yanından çekilirken pazarcının söylediklerini tam anlayamamıştı ama o çürük domatesin altına işeyen adamın atmış olduğunu öğrenmek içini oldukça rahatlattı.Khutai müşterinin karşısına geçerek domatesten bir ısırık daha aldı ve yarı alaylı bir tehdit havasında konuşmaya başladı.
"Demek o nişancı senmişsin dostum ha?şimdi bana attığın o çürük domatesin ve bana hediye ettiğin bu domatesin (Elindeki domatesi gösterip bir ısırık daha almıştı) parasını ödeyecek misin yoksa tezgahtaki domatesleri bir bir kıçına sokup önümüzdeki bir yıl boyunca salça şeklinde mi sıçmak istersin?(Khutai"n sesi burda alçaldıkca ölümcül bir ifadeye bürünmüştü.)
Altına işediğine bakılırsa boşaltım yollarında bi sorun olmalı ha?"
Khutai göz kırparak konuşmasını bitirmişti ki eli sağ tarafında asılı olan baltasının üzerindeydi.Aslında bu pazar kalabalığının içinde olay çıksın istemiyordu ama bu na mecbur kalırsada pazarın bir hayli karışacağından emindi.-Ahhhh Horn şimdi anlıyorum neden bunlar gibi insanların tanrısı olmadığını- Diye geçirmişti Khutai aklından.
Ã?ekik gözlü salem pazarcıya hak verdi gözleri onu ele veriyordu ama arkadaki aç kediler gelmeden saklanacak yer arıyordu.Pazarcıya dönüp Bana bak insan kırılan tezgahını hatta daha fazlasını sana ödeyeceğim ama beni ve arkadaşımı kedi kadınlar gelene kadar saklarsan , fazla zamanım yok ya anlaşalım yada öl karar ver burda daha fazla vakit harcamayacağım
Olacaklar bu şehirden vukaatsız ayrılmak istiyordu sinirin yerini yavai yavaş telaş aldı.Salem dostuna kızgın bir bakış attı başına sardıkları için ama onu yalnız bırakmayacaktı, bırakamazdı... [/url]
Hayır, sadece senden yararlanabileceğini fark etti.
Hayır işte, apaçık özür diledi.
Of Trias, neden bu kadar ahmak olmak zorundasın? Bırakıp git işte kadını. Ã?nce sana iftira attı, şimdi de senden yararlanabileceğini fark etti.
Hayır, sadece özür diledi.
Sakın bana ona yardım edeceğini söyleme!
şey...evet, edeceğim.
Bir kez olsun akıllıca davran!
Ona yardım edeceğim!
TRİAS!!!
KES SESİNİ!!!
Susmuştu. En sonunda içindeki kavga sona ermişti. Bir sessizlik bilincini kaplarken Trias ağlamaklı bir şekilde kadına baktı.
"Ã?-önemli değil bayan. B-boşverin. Benim gibi birisini herkes hırsız sanar zaten."
Kederli kederli gülümsedikten sonra Trias çevresine bakındı. Büyük bir kalabalık vardı. Kadını o kalabalığa sokamazdı. Neden tezgâhların arkasından götürmüyordu ki? Muhtemelen satıcılar ona kızacaklardı; ama olsun. Kadını buradan çıkartmış olurdu.
"Benimle gelin hanımefendi. Pazardan çıkartacağım sizi."
Trias, kadının kolundan tutarak onu hafifçe çekiştirdi ve ilk gördüğü tezgâh aralığına ilerlemeye başladı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.