Meleran: Kayıp Krallık ***Rp Ekranı***

Farklı sistemler ve dünyalar üzerine hazırlanan aktif oyunlarımızın bulunduğu bölümdür.
Locked
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran

Meleran: Kayıp Krallık ***Rp Ekranı***

Post by Gorath »

Esteria ilk olarak Paream ve İnsan savaşları sırasında Paream bataklığına kaçan Pareamlarla savaşmak için Bataklık sınırlarına kurulmuştu. şehir ve bataklık arasında sürekli olarak bir savaş vardı. Ama en sonunda yıllar sonra bir barış gelmiş çatmıştı. Barış ile birlikte daha önceden birbirinden nefret eden Pareamlar ve İnsanlar yavaş yavaş birbirleri ile kaynaşmaya başlamışlardı. Zaman içerisinde Pareamlar şehrin içerisinde yaşamaya başlamış ve aradan geçen yüzyılların ardından Pareamlar artık şehir yönetiminde bile rol almaya başlamışlardı.

Bu savaş süresince Esteria şehri diğer şehirlerden geriye kalmış ama şimdilerde güneyin en büyük ticaret merkezi halini almıştı. Ã?evre köylerden, kasabalardan ve hatta daha güneyde kalan şehirlerden bile buraya ticaret için gelenler olurdu. şehir ticaretinin en büyük noktasını ise Ã?arşamba günleri şehrin güney girişinde kurulan Pazar oluştururdu.

İşte yine bir Ã?arşamba günü, pazarın derinliklerinde bir çığlık duyuldu. Her zamanki gibi kadının birisi çığlıklar atarak bir noktayı gösteriyor ve bir grup adam kadının gösterdiği yönde kaçan hırsıza doğru koşuyorlardı. Bir süre sonra hırsız ile adamlar gözden kayboldular ama birkaç kişi halen çığlık atıp ağlayan kadını sakinleştirmek için orada durdu.

Bu sahneyi izleyen adam derin bir iç çekti ve işine dönerek etrafına bakındı. Hiffon isimli bir pazarcıyı arıyordu. Sorduğu kimselerin söylediğine göre Hiffon isimli pazarcı, pazarın kibritçiler "büyük simyacı grubundan birisi- bölümünde bir yerlerde ikâmet ediyordu. Ama tüm kibritçiler bölümünü iki kez turlamasına rağmen adam Hiffon denen pazarcının tiplemesine uyan kirli sakallı, içine çekik gözlü ve hayattan bezmiş birine rastlamamıştı.

İki saat önce öğrenmişti Hiffon denen pazarcının elinde ki kıymetli nesneyi. Adamın pazarın bu bölgesinde olması ise iyice garipti. Bir simyacının elinde öylesine değerli bir nesnenin ne işi olabilirdi ki?

Etrafta bağırıp çağıran pazarcılar Hayat ve Yaşam iksirleri satıyorlar, buna ek olarak bir dolu başka maddeyi de stantlarında sergileyip satıyorlardı. Ama Hiffon denen adam yoktu. Gerçi onu açık açık sergilemezdi de Hiffon denen adam. Neden bunu yapsındı ki? Zaten haberi olanlar gelip ondan büyük bir miktar para ödeyerek onu alacaklardı.

Adam bir an sokaklara yeniden göz attı.

Ağlayan çocuğunun elini çekiştirerek onu pazarın bu tehlikeli kısmından götürmeye çalışan ve bunu yaparken çocuğunun o her yeri saran ve curcunaya bir curcuna katan sesine aldırmayan anneye baktı ve ardından bir tezgahtan satın aldığı bir Yaşam Sıvısının eşine hiçte yaşam vermediğini savunan bir adama baktı. Pazarcı hiç bozuntuya vermeden satmış olduğu sahte yaşam sıvısının arkasında duruyordu. Muhtemelen adamın o Yaşam Sıvısını aldığı gün içerisinde kullanacağını tahmin etmemişti.

Sokak Pareamlarla doluydu. Kahverengi vücutlarında paralel bir şekilde uzanan ve vücutlarını çepe çevre saran o sarı çizgilerin ışıltısı neredeyse gözlerini dolduruyordu. Bunun yanında o her biri altı ve sekiz metre arasında değişen kuyrukları...

Adam bu Pareamların, İntikam Pareamları olmadığını düşündü. Ã?ünkü hepsi neredeyse pazarcılarla dost gibiydiler ve hatta bazıları da pazarcılık dahi yapıyorlardı. İntikam Pareamları kolay kolay İnsanlarla dost olmazlardı ve söylenildiğine göre bir Paream kolay kolay rol yapamazdı. Ã?ünkü o kahverengi suratları tüm duygularını yansıtırdı.

Pazarın içerisinde diğer ırklara da rastlanabiliyordu. Adamı en çok şaşırtan ise bir grup Catterian'ın bir şeyler arar gibi etraflarına bakınarak ve hararetli tartışmalar sürdürerek pazar içerisinde ilerlemesiydi.

Catterianlar, kolay kolay çöllerinden çıkmayan o kedi kadınlar... Ah aslında çift cinsiyetli bir ırktılar ama herkesin bildiği gibi bir kadından türemiştiler ve duygular ile yapı bir kadından farklı değildi. Catterianlar insanların hiç anlayamadığı o korkunç ırklardan birisiydiler. En azından çoğu insan böyle düşünürdü... Kendilerinden türemiş ama artık insan olmayan, uzun yıllar önce insan olmayı ve insan duygularını kaybetmiş o müthiş kadınlardılar...

Adam sıkıntı içerisinde üçüncü kez kibritçilere ayrılmış olan bölümü dolaştı ve artık orada Hiffon isimli pazarcının olmadığına kanaat getirdi. Derken gözleri bir şeye ilişti. Az ilerdeki sokakta "ki burası Tedarikçiler sokağı olarak biliniyordu- bir standın başında duruyordu Hiffon denen adam. Tedarikçiler sokağında bir Stantta...

İşte bu gerçekten garipti. Adam derin bir nefes aldı ve o tarafa doğru yöneldi. Bu sokakta tedarikçilerin bulunduğu bir gerçekti. İstediğiniz zaman istediğiniz kadar değerli bir şeyler bulabilirdiniz. Tabiî ki doğru isteme yolunu kullanırsanız. Tedarikçiler bu malların hepsini büyük hırsızlardan alırlar ve satarlardı. Böylece isteyenin istediğini çok rahatlıkla tedarik edebilirler ve hatta bir sonraki hafta ya da ondan sonraki hafta için de sipariş alabilirlerdi. Böylece ele geçirmek istediğiniz bir şey varsa bir hırsızla hiç bağlantı kurmadan bunu bir tedarikçi aracılığı ile ele geçirebilirdiniz. Tedarikçiler ise aldıkları malları üzerine belirli bir komisyon koyarak satarlardı.

Adam hızla Hiffon"un yanına yöneldi ve ona bakarak "Bol satışlar!" dedi.

Hiffon denen adam bir an karşısında ki adamı süzdü ve ardından "Size de iyi günler!" dedi.

Adam bir an karşısında ki Hiffen"in gözlerine baktı ve "Sende bir şey olduğunu duydum!" dedi. Hiç ara vermeden ekledi. "Onu almaya geldim!"

Hiffen bir an şaşırmış göründü. "Neyi efendim?" dedi tereddütle.

Adam bozuntuya vermeden ona baktı ve "Kır Güneşi!" dedi. "Her şeyin doğuşu!"

Hiffen denen adam hızla geriledi ve "Ama... ama..." diye kekeledi.

Bu işte bir gariplik olduğunu anlayan adam gerçekten sinirlenmeye başlamıştı. Ã?ne doğru bir adım attı ve "Rol kesmeyi bırak be lânet olasıca!" dedi. "Onun sende olduğunu biliyorum ve onu çaldırdığın yer de umurumda değil ya da onu sana satan kişiler... Yeter ki çıkart ve onu almama izin ver. Parası ne ise ödeyeceğimden emin olabilirsin!"

Pazarcı Hiffen soğuk terler dökmeye başlamıştı. şimdi gerçekten garip davranıyordu. Karşısında ki adamın bir koleksiyoncu olduğunu anlamıştı anlaşılan. Onu almak için adamın her şeyi yapacağını, birilerini dahi öldüreceğini anlamıştı... "Ama efendim." dedi dili damağına yapışarak ve korkudan zorla konuşarak. "Onu az önce sattım!"

Adam orada bir an öyle şapşal şapşal pazarcıya baktı ardından hızla tezgahın üzerinden atılarak tüm civarda ki tedarikçilerin şaşkın bakışları arasında onu tezgahın üzerinden kendisine doğru çekti.

Sıktığı dişleri arasından konuşarak "şaka yapıyorsun değil mi Hiffen?" dedi. "şimdi onu çıkartacaksın ve bana teslim edeceksin değil mi Hiffen? Ha? Söyle bakalım şimdi onu nereye sakladın Hiffen?"

şimdi soğuk terden daha da fazlasını döken Hiffen yutkundu. Karşısında ki adamın ise sıktığı dişlerinden garip sesler geliyordu.

Ã?evrede artık bu olayı görmezlikten gelmeye başlayan diğer pazarcılar -ki tedarikçiler bölümünde olan bu tarz olaylar görmezden gelinirdi- işlerine devam ederlerken Hiffen "Ne yazık ki sizden üç dakika kadar önce gelen bir bayan onu aldı efendim!" dedi.

Her şey kayıp gidiyordu sanki... Her şey... Kaybedilen her şey... Adam yavaşça ona baktı ve "Benim adım Zaur!" dedi. "Bu ismi ezberlesen iyi olur Hiffen. Ã?ünkü onu bulamazsam bu isme sahip üç kişiden birisi senin hayatına son verecektir. Buna emin olabilirsin. şimdi bana o kadının neye benzediğini söyle Hiffen. Kadın neye benziyordu ve ne tarafa gitti?"
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran

Post by Gorath »

KADIN VE Ã?OCUK!

Hasta bir kadındı o! Elinde ki, bir paket ile kaplamış olduğu nesneyi cebine koymuş ve eli cebinde, onu her zaman hırsızlıkları ile ünlü olan bu pazar yerinde olabilecek en iyi şekilde korumaya kararlı bir şekilde yürüyen bir kadındı o!

Saçları simsiyahtı ve ince telliydi. Bu ince teller gözlerinin önünden düz bir şekilde geçiyorlardı. Onları o şekilde kabullenmeye alışmıştı. Kenara itmesi görüntünün bozulmasına neden oluyordu. Eskiden olsa gözlerinin önünde olması da sıkıntı verirdi ama şimdi saçlarını gözlerinin önünde tutmaya alışmıştı. Hem bu şekilde kendisini daha gizemli hissediyordu.

Gerçekten de Hasta bir kadındı o! Ã?ksürerek yoluna devam ediyor ve sol elini arada sırada öksürüğünü boğmak için ağzına kapatıyordu. Ama sağ eli her şeye rağmen sağ cebinde ki kıymetli nesneyi tutuyordu.

Kadın arada sırada öksürmek için duruyordu ama yürümesine devam etmeden önce yeniden kendisine geliyordu. İşte, onun gerçek hastalığı bununla sınırlı değildi ne yazık ki! O cebindekine hastaydı. Cebinde ki ve onun gibi daha nicesine...

Trias çok terlemişti. Göbeğini kaplamaya başlayan o yağların etrafı şimdi ter ile sırılsıklam olmuştu. Sıkılan çocuk pazarda gezeceğim diye yola çıkmıştı ama pazarın bu kadar kalabalık olduğunu nerden bilebilirdi ki? Keşke hiç evden çıkmasaydım diye düşünüyordu şimdi bu kalabalıkta ilerlerken... Bu kalabalıktan bir an önce çıkması gerekliydi...

Derken bir elma tezgahının yanına doğru yöneldi ve elma tezgahı ile yanda ki portakal tezgahının arasından geçerek arkadaki karanlık, ara sokağa doğru yöneldi. Trias sokağın girişinde durdu ve sırtını binanın duvarına vererek pazara doğru bakmaya, kalabalığı izlemeye devam etti.

Derken gördü onu! Portakal tezgahının hemen önünde kalabalığın arasında sendeleyen kadını... Kadın durakladı ve öksürmeye başladı. Kalabalıkta havasızlıktan boğulacakmış gibi görünüyordu ve hareket edemiyordu. Kımıldayamıyordu dahi... Solgun suratı bir ölüyü andırıyordu. Yardıma ihtiyaç duyduğu tartışmasız bir gerçekti. Böylesine hasta bir kadının "ki nefes darlığı olduğu derin derin nefes alıp vermesinden belliydi- bu kadar kalabalık bir pazarda ne işi vardı ki?

KIZIL, YUVARLAK VE Ã?Ã?RÃ?K!

Esteria şehrinin çok güzel olduğunu daha önceden duymuş olan Khutai şimdi karşısında ki kalabalığa bakarak lânetler ediyordu ve küfürleri dudaklarından dökülüyordu. Nerden girmişti bu lânet olasıca kalabalığa. Etrafta bağıran çağıran bir dolu adam vardı. Herkes bir ağızdan konuşuyordu.

Khutai gerçekten de sıkılmaya başlamıştı. Her an silahlarını çekip halkı doğrayacak gibi görünüyordu. Neyse ki suratında ki ifade duygularını ele veriyordu. Zaten Khutai hiçbir zaman duygularını gizleyememişti. Duygular suyun her zaman yüzeyinde olurlardı. İşte bu nedenle yürüyüşü daha da kolaylaşıyordu.

Ã?nünde ki herkes onu görür görmez kenara çekilmeye çalışıyordu. Evet çalışıyordu! Ne yazık ki hiç birisi çekilemiyorlardı! Hepsi bir başkasına çarpıyor ve birbirlerini ittiriyorlardı. Bu bazen yolunun açılmasına neden oluyordu bazen ise yolunda daha da fazla bir karmaşa olmasına...

Barbar sıkıntı ile yürümeye devam etti. Bu uçsuz bucaksız şehirden bir çıkış yolu kesinlikle olmalıydı. Daha önceden gittiği hiçbir şehirde böylesine bir kalabalıkla karşılaşmamıştı. Eh barbar pazarın ne olduğunu bilmiyordu haliyle. Daha önceden ne bir Pazar görmüş ne de duymuştu! Bu yiyecekler ve değişik, hiç ilgisini çekmeyen bir dolu şeyle dolu tezgahların ardında ki adamla ne diye bağırıyorlardı ki böyle? İnsanlar neden böyle kalabalıktılar ve karınca sürüsü gibiydiler ki? Anlamıyordu! Bilmiyordu! Ama bir şeyi çok iyi biliyordu. O bozkırları yollarda olduğu bunca zamandır ilk defa özlüyordu.

Khutai yıllardır yollardaydı ve şimdi ilk defa bozkırlarda ki o temiz havayı ve uçsuz bucaksız açık alanı özlüyordu.

Genç barbar bozkırları düşünerek ve oradan kurtulma hayalleri kurarak yürüyüşüne devam ediyordu ki bir anda bir bağırış duydu: "Bu lânet olası domateslerin hepsi çürük seni aşağılık herif!" Hemen ardından ise kırmızı bir şeyin kendisine doğru uçarak geldiğini fark etti. Kırmızı, yumuşak cisim suratına yapıştığı gibi görüşünü engelledi ve onun gibi devasa bir adamın şaşkınlıkla yere düşmesine neden oldu...

PIş PIş OZAN!

İnulûen anıran eşeğini çekiştire çekiştire Pazar sokaklarında ilerliyordu. Kimseye güvenemediğinden eşeğini bir ahırda bırakamamıştı. Özellikle de katil Pareamlarla dolu bir şehir olduğu için bu güvenmeme duygusu kat kat artmıştı.

Eşeğin üzerinde ki eşyaları ve sırtına bir kılıf ile asılı klarneti ile yolculuktan yolculuğa giderdi bu ozan ve içinde bulunduğu bölgeler hakkında her zaman bir bilgisi olurdu, olmasa bile edinirdi.

Ozan İnulûen şimdi de pazarın kalabalığında eşekle temas etmemek için kaçışan insanların arasından ilerliyordu. Eh bu şehirde çoğu insanın eşek sevmediği su götürmez bir gerçekti. İnulûen de bundan yararlanacaktı elbette ki...

Eşeğinin üzerinde ki keselerin çalınmasından korkmuyordu çünkü hem keseler sıkı sıkıya eşeğine bağlıydı hem de eşeği ısırırdı!

Ama o eşeğini seviyordu. Eşek onu sık sık ısırmasına rağmen seviyordu. O onun bu yolculukta ki tek arkadaşıydı. Bir isim bile vermemişti eşeğine. Ona "eşek" demeyi seviyordu işte. Belli ki eşekte bu şekilde memnundu...

Ozan İnulûen bir tezgahın yanında durdu ve oraya yönelerek "şu boş defter ne kadar efendim?" diye sordu. Bir günlüğe ihtiyacı vardı ve işte burada bulmuştu. Oldukça hoş bir şeydi. Adama parasını ödedi, günlüğü aldı ve sonra günlüğü eşeğin sırtında ki keselerden birisine ekledi.

Tek gözü her ihtimale karşı eşeğinin sırtında ki keselerde pazarın içinde ilerlemeye devam etti.

Kalabalık gerçekten çok yoğundu. Her yeri sarmışlardı. O bu kalabalıkta istediklerini almak ve belki güzel bir müzik çalacak bir yer bulmak için geziyordu. Etrafına bakıyor ve araştırıyordu.

İşte ne olduysa o anda oldu. Kalabalığın içinden birden çıkan bir kadın onun yanına geldi ve hemen önünde durarak "Efendim!" dedi. Kucağında bir bebek olduğunu gördü ozan. "Birkaç dakikalığına bebeğim tutar mısınız? şurada ki tezgâhtan poşetlerimi alıp gelmem gerekiyor."

Ozan daha ağzını açamadan bebek kollarına tutuşturulmuştu bile. Kadın ise az önce göstermiş olduğu yöne doğru kalabalığın arasına girerek gözden kayboldu.

İnulûen hiç durmadan kalabalığın arasından kadını takip etti ve bir anda kalabalığı geçerek karşısında ki tezgâha, önünde hiç kimsenin olmadığı mandalinalarla dolu pazar tezgahına baktı...

Evet gerçekten de önünde kimse yoktu ve işin kötü yanı kucağında ki bebekte etrafında ki karmaşaya karmaşa katmaya karar vermişçesine haykırarak ağlamaya başlamıştı.

RENKLİ TEZGÃ?H VE GÖZEL TEZGÃ?HTAR!

At arabası durdu ve arkasından aşağıya atlayan Ulrak Balık önünde uzanan kalabalık Pazar sokağına baktı. Onu oraya getiren adama teşekkür etti ve bir pazarcıdan bilgi alabilmek için pazara doğru yöneldi.

Bir an pazarda öylece durarak sıkıntı içerisinde etrafına bakındı ve kalabalıktan iki yanında ki tezgâhları bile göremediğini fark etti. Tezgâhtarları görebilmek için iyice yaklaşması gerekliydi. Onlarla konuşabilmek için daha da yaklaşması...

Pazarda bir miktar ilerledi ve en sonunda bir tezgâha yaklaşmaya karar verdi. Bir tezgâha yaklaşarak pazarcıya yöneldi. Bu o kadar şişman bir kızdı ki görünce bir an kaçmak ve başka bir pazarcıya yönelmek gibi bir düşünce kapladı aklını ama kız artık onu görmüştü ve kaçmak ayıp olurdu.

Ulrak sıkıntı içerisinde kızın yanına giderek derin bir nefes aldı. Ama aldığı derin nefesi belli etmemeye çalışarak "Merhaba." dedi.

Kız o daha ağzını açamadan. "Hangilerini istersin?" diye sordu.

O anda Ulrak"ın bakışları tezgâha kaydı ve Ulrak bir an öylece donup bakakaldı. Tezgâh ipek iç çamaşırları ile doluydu. Kırmızısı, pembesi, sarısı, eflatunu, turuncusu... Ama işin ilginç yanı bu iç çamaşırlarının hepsi de kadın iç çamaşırlarıydı...

SAHİPSİZ MENDİL!

Asgard Thoren Pazar içerisinde kalabalığın arasında ilerliyor, bir yandan da uzun boyu ile ileriye bakıyordu. Ama uzun boyuna rağmen bu inanılmaz kalabalık içerisinde hiçbir şey göremiyordu. Hatta şövalyenin üzerinde ki Tam Takım Zırhının sesi bile bastırıyordu bu kalabalığın sesi...

şövalye zorlukla hareket ediyordu ama yine de onu gördü. Yerde bir mendil vardı. İnsanlar ayakları ile bu mendili eziyor, geçiyorlardı. Mendilin kenarları dantellerle işlenmişti ama onun dikkatini çeken bu değildi! Onun dikkatini çeken mendilin üzerinde ki resimdi.

Kalabalığın içinde mendile bakmak için durunca arkasından bir adam ona çarptı ve yanından geçip giderken "Ã?nümden çekil teneke!" diye bağırdı ve neredeyse hemen kalabalık içinde kayboldu.

Bir an kaybolan adamın arkasından kızgınca bakan şövalye bakışlarını yerdeki mendile çevirdi yeniden ve o anda mendilin kıvrık olan kenarının da açılarak o şekli iyice ortaya çıkartmış olduğunu gördü.

Mendilin üzerinde bir kartal ona doğru bakıyordu ve sol pençesinde ki mızrak dimdik dikilmiş duruyordu. Resim sanki gerçek gibiydi ve haşmetli kartal ne kadar da güzeldi!

Pazarın bir ucunda ki tezgâhtan harekete geçen bir adam pazarın diğer ucunda ki tezgâha doğru yürümeye başladı ve yolu da hemen bu mendilin üzerinden geçiyordu. Adam şimdi ayağını kaldırmıştı ve mendilin üzerine basmak, onun üzerinde ki lekelere bir leke daha katmak üzereydi.

KAYBOLAN GÃ?REV!

Aransun şehri Elisyas Tapınağı Başrahibi Almindo"nun mühürü ışıldıyordu mektubun üzerinde. Henüz tapınakta yeni görevine başlamış olan Renard De Lion çok mutluydu. Ã?ünkü Başrahip ona güzel bir görev vermişti. Elinde ki mektubu Esteria şehri Elisyas Tapınağı Başrahibine götürmesi gerekliydi.

Renard suratında gülücüklerle, diğer eli henüz test etmeye bile fırsatı olmadığı kılıcında ilerliyordu. Mektubu cebine koyuyordu.

Derken önünde bir çocuk belirdi ve ona sırıtarak bakarak "Çok kalabalık değil mi efendim?" dedi. Gerçekten de Pazar çok kalabalıktı ama Renard biliyordu ki pazarı geçerek şehrin güney ucuna gitmesi gerekliydi. Ã?ünkü Esteria Tapınağı şehrin güneyinde kalıyordu.

Renard nedense çocuğa gülümseme isteği ile doldu. şövalye çocuğa gülümseyerek "Gerçekten de öyle!" dedi.

"Burada mı oturuyorsunuz efendim?" diye sordu çocuk suratında gülücüklerle.

"Hayır!" dedi Renard. "Buraya yeni geldim. Elisyas Tapınağına gidiyorum. Yolu biliyor musun?" şimdi yanında çocukla birlikte kalabalık pazarda yürümeye başlamıştı.

Ã?ocuk ona baktı ve "Güneyde kalıyor efendim." dedi. Sonra durarak elini uzattı ve "Sonra görüşürüz efendim!" dedi.

Renard durarak çocuğa elini uzattı ve dağınık saçları gözlerinin önüne gelen ama buna rağmen iyi giyimli olan çocukla el sıkıştı. Bir an sonra çocuk uzaklaşmış ve kalabalıkta kaybolmuştu.

Aynı şekilde birkaç dakika sonra elini cebinde ki mektubu yoklamak için cebine sokan Renard başka bir şeyin daha yok olmuş olduğunu fark etmişti...

GERİYE DÃ?NÃ?ş!

Freor hatırlıyordu!

Normalde şifacılar büyünün ne olduğunu bilirlerdi. Ama ailesi onu gençken kötü bir şifacıya götürmüşlerdi ve şifacı o büyüsel enerjileri gördüğünü söyledi diye ona deli teşhisi koymuştu. Ama bu şifacı herhangi bir bilgisi olmayan aptal bir şifacıydı.

Freor her şeye rağmen şehirden kaçtı ve yıllarını İnkarda geçirdi. Büyü gücünü öğrendi ve geriye döndü.

Freor gerçekten de hatırlıyordu. O tartışmasız problem olan hayatını unutamıyordu. Ama şimdi o hayata geriye dönüyordu.

Maalesef ki şansı hiç yoktu!

O geriye döndüğü gün Pazar olur muydu canım?

Küfrederek kalabalığın içerisinde ilerliyordu ve lânetlerini de buna ekliyordu. Pazar çok kalabalıktı ve onu yormaya başlamıştı. O etkileyici bir dönüş planlamıştı Esteria ya ama etkileyici bir dönüş olmamıştı bu!

Tek yaptığı Pazar sokaklarında kaybolmaktı. Freor şansına küfürler etmeyi sürdürerek ilerlerken iri yarı bir adama çarptı ve geriye doğru sendeleyerek yere düştü.

İri yarı adam ona baktı ve "Ã?nüne baksana! Deli misin nesin?" diyerek söylendi.

Adam yanından geçti ve yürümeye başladı. Freor ise hala yerde oturuyordu.

KEDİ KADINLARIN ARADIğI!

Kedi kadınlar hiddetle konuşuyor ve onları gördüğünde yoldan kaçılan insanların arasından yürürken etraflarına bakınıyorlardı. Onu arıyorlardı... Onu... Buralarda bir Salem vardı ve kedi kadınlar onu bulmaya çalışıyorlardı...

Salem kızgın şekilde yürüyordu. Kedi kadınlarla karşılaşalı daha birkaç dakika olmuştu ve oldukça canı sıkılıyordu. Kedi kadınlar onun gibi bir varlığı daha önceden hiç görmemişlerdi ama onun denizden çıkma bir canlı olduğunu kavramışlardı. Ona saldırmışlardı. Sayıca çok olmasalardı, sadece tek bir tane olsalardı Salem onlardan, o narin kedi kadınlardan birisini kolaylıkla alabilirdi. Ama sayıca çoktular.

Mekisa o kedi kadınların yemi olacaktı belli ki! Kedi kadınlar... O da onların methini duymuştu ama ilk defa onlarla karşılaşmıştı. Bir daha yaşamak istemediği bir deneyimdi. O da onlardan birisini parçalara ayırarak yiyecek haline getirebilirdi ama daha kolay avlar varken buna hiç gerek yoktu.

Kızıl cüppesi sırtında dalgalanarak Pazar kalabalığında ilerlerken çok dikkat çekiyordu ama elinden gelen bir şey de yoktu. Bu dikkat çekme özelliği mavi bedeni sayesinde onun karada ki lanetiydi.

Sinir içerisinde ilerlerken yorulduğunu fark etti ve bir süre durarak etrafına bakındı. Huzursuzdu! Yorgundu!

Salem sıkıntı içerisinde etrafına bakındı. Derken gözüne bir kavga ilişti. Bir dolu pazarcı tek bir salemin üzerine doğru yürüyorlardı. İşte bu onu çok öfkelendirmişti...
User avatar
khutai
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 83
Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
Location: Barbar Bozkırları(Meleran)

Post by khutai »

"Bu lânet olası domateslerin hepsi çürük seni aşağılık herif!"

Khutai düştüğü yerden doğrulurken duyduğu son söz kulaklarında yankılanıyordu. Yüzündeki çürük domatesin iğrenç kokusu ve yüzünden kayan çekirdeklerin uyuz gıdıklaması bardağı taşıran son damla olmuştu.Üstüne üstlük kabaran öfkesi sel gibi damarlarında beynine hücum ediyordu .

Khutai doğrulduğunda ise yüzü öfke ve domates ile kıpkırmızı olmuş tezgahın önünde duran müşteri ve pazarcıya bakıyordu.Sol elini hafifçe kaldırarak yüzünde kalan son domates parçalarını da sıyırarak ağır adımlarla tezgaha ilerledi ki bu sırada tüm benliğiyle öfkesine hakim olmaya çalışıyordu.Kavganın etrafını saran kalabalığı yararak tezgahın önüne geldi ve hala kulaklarında çınlayan o bağırıştan domatesi atanın müşteri olduğunu düşünerek gırtlağından yakaladığı gibi yüzüne yaklaştırıp bağardı.

"O çürük domatesi atan bin babanın oğlu hanginiz lannnn!!!"
mefistofeles
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 481
Joined: Thu May 12, 2005 10:00 am

Post by mefistofeles »

KEDİ KADINLARIN ARADIğI!

Kedi kadınlar hiddetle konuşuyor ve onları gördüğünde yoldan kaçılan insanların arasından yürürken etraflarına bakınıyorlardı. Onu arıyorlardı... Onu... Buralarda bir Salem vardı ve kedi kadınlar onu bulmaya çalışıyorlardı...

Salem kızgın şekilde yürüyordu. Kedi kadınlarla karşılaşalı daha birkaç dakika olmuştu ve oldukça canı sıkılıyordu. Kedi kadınlar onun gibi bir varlığı daha önceden hiç görmemişlerdi ama onun denizden çıkma bir canlı olduğunu kavramışlardı. Ona saldırmışlardı. Sayıca çok olmasalardı, sadece tek bir tane olsalardı Salem onlardan, o narin kedi kadınlardan birisini kolaylıkla alabilirdi. Ama sayıca çoktular.

Mekisa o kedi kadınların yemi olacaktı belli ki! Kedi kadınlar... O da onların methini duymuştu ama ilk defa onlarla karşılaşmıştı. Bir daha yaşamak istemediği bir deneyimdi. O da onlardan birisini parçalara ayırarak yiyecek haline getirebilirdi ama daha kolay avlar varken buna hiç gerek yoktu.

Kızıl cüppesi sırtında dalgalanarak Pazar kalabalığında ilerlerken çok dikkat çekiyordu ama elinden gelen bir şey de yoktu. Bu dikkat çekme özelliği mavi bedeni sayesinde onun karada ki lanetiydi.

Sinir içerisinde ilerlerken yorulduğunu fark etti ve bir süre durarak etrafına bakındı. Huzursuzdu! Yorgundu!

Salem sıkıntı içerisinde etrafına bakındı. Derken gözüne bir kavga ilişti. Bir dolu pazarcı tek bir salemin üzerine doğru yürüyorlardı. İşte bu onu çok öfkelendirmişti...[/quote]

Gözlerime inanamıyorum b u şehirde salemlerle uğraşmak gelenek galiba..Salem arkasından gelen kedi kadınları unuttu.Elindeki çatal mızrağı yere vurdu ve etkileyici bir öfke çığlığı attı.koşar adımlarla sıkışmış salem e doğru ilerlemeye başladı.Aradaki yol bitmeyecek kadar uzun geliyordu sanki ama pazarcıların dikkatini çekmeyi başarmıştı.Uzun kırmızı cübbesi saçlarıyla beraber dalgalanırken hoş ama etkileyici bir ahenk oluşturuyordu.
Sizi salaklar diye söylendi hazırlayın kendinizi dua edin tanrılara ama bu gün onlar bile sizi kurtaramayacak...Gözlerindeki mavi, değişik bir parlıyordu şimdi çok sinirlenmişti , çok sinirlenmişti....
Slach
Gölge Ustası
Posts: 759
Joined: Sat Nov 13, 2004 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by Slach »

Asgard kalabalığın arasında zırhla kendini çok rahatsız hissediyordu. Hem içi çok sıcaktı hemde hırsızlara direk ben burdayım dese daha az fark edilirdi. Ama etraftakilerin pek umursadıkları söylenemzdi. Yine de böyle kalabalık yerler ona göre değildi. Uzun bir süre etrafta dolaştıktan sonra yerdeki garip mendile gözü takıldı. Hızlı bir tempoda ilerlerken aniden durması koca cüssesiyle biran yolu tıkayıp arkadakinin görmeyerek ona çarpmasına neden olmuştu.

Adamın sadece "Ã?nümden çekil seni teneke" dediğini duydu. Bu bile zaten gergin olan sinirlerinin atmasına neden olmuştu. Adamın daha yüzünü göremeden adam ortadan kaybolmuştu. Asgard sadece durduğu yerde homurdanıyordu.

Sonra yeniden gözü yerdeki mendile takıldı. Acaba neden böyle kıymetle harcanarak yapılmış bir şeyin yerlerde ayak altında gezdiğini düşündü. Hem emeğin yanında üzerindeki kire rağman resim oldukça güzel ve gerçekçi görünüyordu.

Kalabalık arasında zar zor ilerlemeye çalışıyordu ama kimse kimseye yol vermiyordu. Vücudunun bütün hünerini kullanmasına rağmen birkaç adımdan fazla ilerleyemiyordu. Yinede sabırla ilerlemeye çalıştı. Yavaş yavaşta olsa giderek yaklaşıyordu.

Kalabalık arasından biri mendile tam basıcakken Asgard kendisin de inanamayacağı bir tepkiyle. "Duuurrr!!!" diye bağırıp. Adamı engellemeye çalışmıştı. Sesi normal ses tonundan o kadar kalın çıkmıştı ki sanki konuşan o değil de bir başkasıydı.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara

Post by Darkgnome »

Gorath wrote:Kız o daha ağzını açamadan. "Hangilerini istersin?" diye sordu. O anda Ulrak"ın bakışları tezgâha kaydı ve Ulrak bir an öylece donup bakakaldı. Tezgâh ipek iç çamaşırları ile doluydu. Kırmızısı, pembesi, sarısı, eflatunu, turuncusu... Ama işin ilginç yanı bu iç çamaşırlarının hepsi de kadın iç çamaşırlarıydı...
"Hı!"

Diye istemsiz bir ses çıkarttı. Buraya gelirken pazar alanında böyle şeylerin rahatlıkla satılacağını düşünmemişti. Aslında düşünmüş dahi olsa onun böyle bir tegahı bulacağını düşünmezdi. Ancak en ilginç olanı böyle bir tezgahta ona böyle bir soru sorulacağını hiç düşünmezdi.

Düşünürken her insan gibi gözleri aşağıya kaymıştı. Gözünün önüne düşünen bir insanın basıl duracağını getirdi ve bu resme, renkli kadın iç çamaşırı dolu bir tezhah daha ekledi. Hiçte hoş bir görüntü değildi ama büyük ihtimalle onunda şu anda görüntüsü böyleydi.

Belkide bir kaç adım geriye atarsa... Hayır o zamanda sanki çamaşırlara baktığını fark ettirmemeye çalışıyormuş gibi bir izlenim verebilirdi. Ayrıca şuradaki mavi boyalı parlak olan hiçte fena değildi.

*Neler düşünüyorum ben!*

şişman bayanın gözlerine baktı ve bu davranışının onunla ilgilendiğini düşünmesine yol açıp açmayacağını düşündü. Ancak yapılacak pekte bir şey yoktu.

Elinde duran kağıtta daha önceden katlayarak ayarladığı isime bir kere daha baktı.

*Hu Mirearn: Esteria da yaşayan bu demirci...güney ucunda, Pazar sokağının bitiminde... *

İşaret parmağıyla iç çamaşırlarını gösterdi ve sonrada hayır anlamında sallamaya başlarken konuşmayada başladı

"Hayır, hayır! Güney ucunda, pazar sokağının bitiminde, Hu Mierman adında bir demircinin evi varmış Orayı arıyorum."

Pazardaki çığırtkanlar gerçektende iyi iş çıkartıyorlardı. Sesinin duyulması için hemen yakınıda buluna kıza dahi yüksek sesle konuşması gerekmişti.

Kasabasını en güzel kızı Karçiçeğinin, bu giysiler içinde ne kadar güzel görüneceği aklına geldiğinde gözleri bir anlığına iç çamaşırlarına kaydı ancak hemen kendisini toparlayı tekrar kıza bakmayı başardı. Biraz utanmıştı.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran

Post by Gorath »

İri yarı, tombul kız tezgâha bakan adama gülümsedi ve sonra adamın sorusunu duyunca gülümseme yok oldu. Surat asan kız bağırmaya zahmet dahi etmeden konuştu. Ulrak onu zorla duyabiliyordu kalabalığın sesi arasında:

"Hu Mierman'ı tanırım tabi de sen bişiler almıcak mısın şimdi?" diye sordu gayet sakin bir şekilde. "Tezgâhın önüne yer işgal ediyosun sen bilmem farkında mısın?"

Kız şimdi eğilmiş, kahverengi bir çamaşırla ilgileniyordu. Ulrak'a hiç bakmıyordu bile...


*


Adam ayağını kaldırmışken eğilmiş, kulağının dibinde bağıran Asgard'ın sesini duydu ve korkudan yerinden zıpladı. "Ne oluyor ya?" diye sordu adam adımını geriye doğru çekip ona dönerken. "Ã?dümü patlattın be adam! Ne diye kulağımın dibinde bağırıyorsun?"

şimdi ayağı tam yerdeki işlemeli mendilin yanında duruyordu...


*


Sinirli Salem ilerlerken sırtından aşağıya, beline dökülen, kalın telleri andıran saçlar Salem'in yürüyüş hızının etkisi ile belinde sallanıyorlardı. Salem elinde ki çatal mızrağını pençemsi elleri ile sıkı sıkıya kavramıştı ve siniri sayesinde normalde bedeni ile aynı renkte, masmavi olan gözleri şimdi kıpkırmızı parlıyorlardı.

Mekisa şimdi etrafını pazarcıların çevirmiş olduğu Salem'in yakınındaydı ve pazarcılar söylediği sözler üzerine dönüp ona bakmışlardı. şimdi tüm pazarcıların kaşlarının çatık olduğun görüyordu Mekisa.

"Dostunu kurtarmaya mı geldin?" dedi bir pazarcı.

"Kaç tane olursanız olun yapılanın cezası ödenmeli!" dedi bir diğer pazarcı.

O anda Mekisa diğer Salem'in masmavi gözlerine baktı ve orada rahatlama gördü. Kendi türünden birisi geldiği için şimdi daha rahattı diğer Salem.

Kahin Notu: Konuşma cümlelerinizi tırnak içerisine alarak belirtiniz.


*


Müşteri şimdi havalandığı gibi burnuna değen diğer burunun sahibine bakarak soğuk terler dökmeye başlamıştı ve hatta biraz da altına kaçırmıştı. Titreyen adam yutkundu ve işaret parmağı yana doğru uzanırken tezgâhtarı gösterdi.

Tezgâhtar ise Khutai'nin parmakla birlikte kendisine dönen bakışlarını daha gördüğü anda başını hızlı hızlı iki yana sallamaya başlamıştı bile...
User avatar
khutai
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 83
Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
Location: Barbar Bozkırları(Meleran)

Post by khutai »

Khutai müşterinin boğazını sıkan parmaklarını yavaşça gevşeterek müşterinin yakasına kaydırdı ve pazarcıya dönerek dişlerini sıktı.Ardından alçaktan yükselen bir ses tonuyla konuştu.
"Öle salak salak kafanı sallama be adam cevap verin bana!"

Khutai korktuklarını düşündüğü bu iki ahmağa bakarken, aklından bu kabahatlerinin cezasını nasıl bir çıkara dönüştürmeli diye düşünüyordu.Ama pazarın o müthiş gürültüsü bunu oldukça zorlaştırıyordu.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis

Post by Lord Necros »

Trias bir süre boş gözlerle kadını izledi. Yardıma ihtiyacı olduğu belliydi, ama Trias zaten beceriksizin tekiydi. Başka birisi ona mutlaka yardım ederdi. Hem kendisi yardım etmeye çalışsa bile ne yapabilirdi ki?

Trias arkasını döndü ve hızlı adımlarla-zaten hep hızlı adımlarla yürürdü-ara sokakta ilerlemeye başladı. Her zamanki gibi başı önüne eğikti. Zihni ve vicdanı bir kez daha çarpışıyordu.

O kadına yardım etmeliyim.

Saçmalama. Her zamanki gibi her şeyi eline yüzüne bulaştırırsın. Koskoca pazarda başka kimse kalmadı mı ona yardım edecek?

Ama ya diğerleri de böyle düşünüyorsa?

Onca insanın hepsi mi böyle düşünecek? Saçmalama.

Ama ya birileri ona yardım etmeden hırsızın birisi ona saldırırsa? Pazarda hırsızlık az görülen bir şey değil ki?

Diyelim ki bir hırsız, kadına saldırdı, kıymetli nesi varsa çalmaya çalıştı, ve sen de oradasın. Ne yapacaksın Trias? Sen doğru düzgün yumruk atmayı bile beceremezsin!

Evet, haklısın ama yine de...

Üstelik hırsız belki sana da saldırır. Hatta seni oracıkta öldürür bile. Hem kadının her şeyi gider, hem de yok yere sen de ölürsün. Hatta karşı koyduğun için kadın bile ölebilir.

Evet, ama...

şimdi saçmalamayı kes ve eve git. Zaten yine terlere battın. Bir de hastalanırsan, kim sana bakacak. Ã?abuk eve git!

Trias'ın içindeki sesler sustuğunda olduğu yerde durdu ve gözlerini kapadı.

Hayır.

Ne?!

O kadına yardım edeceğim. Tehlikede olabilir. Olmasa bile pek iyi değildi. En azından evine kadar ona yardım edebilirim.

Trias, sen insanlarla doğru düzgün konuşamıyorsun bile!

Olsun. Bu ona yardım etmemem için bir sebep mi?

Ama ya sana bir zarar gelirse?

Ne fark eder ki? Ã?mrüm boyunca hiçbir işe yaramadım zaten. Hasta bir kadına yardım ederken ölmem, en azından ölümümü daha anlamlı getirir...hem ayrıca, fazlalık olduğum bu yaşamdan da kurtulmuş olurum.

Seni gerizekalı!

Ben asla zeki birisi olduğumu iddia etmedim ki?

Pekala! Git o halde! Haydi, durma!

Trias derin bir nefes aldı ve gözlerini açtı. Kararlı bakışlarla arkasını dönüp sokakta geri gitmeye başladı. Tekrar köşeye ulaştığında ise kadına baktı. Ã?nünden geçen kalabalıklar yüzünden onu göremiyordu. Ama biraz sonra iki kişinin kafasının arasından onu gördü. İnsanların arasında girip ilerlemeye başladı. Yine her zamanki utancıyla başı aşağıdaydı. Hızlı bir şekilde insanların arasına girmeye çalıştı. İnsanlar aniden önlerine geçen bu aceleci gencin karşısında ya aniden durdular ya da ona çarptılar. Ona çarpanlar için Trias belli belirsin bir "Pardon" mırıldandı ve en sonunda kadının yanına vardı.

Birkaç saniye bekledi. Ne diyecekti, nasıl davranacaktı? Yüreği küt küt çarpıyordu. Başka birisi acaba bu kadar düşünür müydü? Trias bir kez daha kişiliğine lanet etti.

"P-pardon. Acaba yardım edebilir miyim?" diye fısıltıya benzer bir şekilde hasta kadına sordu Trias.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Slach
Gölge Ustası
Posts: 759
Joined: Sat Nov 13, 2004 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by Slach »

kahin wrote:"Ã?dümü patlattın be adam! Ne diye kulağımın dibinde bağırıyorsun?"
Asgard adamın tepkisinin böyle bir şey olacağını sözler ağzından çıktıktan sonra tahmin edebiliyordu. Haklıydı ama bir değere bir emeğe saygısızlığı kabullenemiyordu. Vücuduna yakışmayan üzgün bir ifade takınarak.

"Özür dilerim efendi."

Asgard zırhının bu tür durumlarda ona çok sorun çıkarttığını bildiği halde yeniden eğilerek yerdeki mendili almaya çalıştı. Elinin tersiyle vurarak üzerindeki kiri ve pası biraz da olsa yok etmek istedi.

" Sadece mendile basmanızı engellemek istemiştim. Özgünüm..." Özgünüm kelimesinden sonra Asgardın sesi giderek sertleşti ve "Emeğe yapılan saygısızlığı asla kabul edemem. "
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara

Post by Darkgnome »

Gorath wrote:İri yarı, tombul kız tezgâha bakan adama gülümsedi ve sonra adamın sorusunu duyunca gülümseme yok oldu. Surat asan kız bağırmaya zahmet dahi etmeden konuştu. Ulrak onu zorla duyabiliyordu kalabalığın sesi arasında:

"Hu Mierman'ı tanırım tabi de sen bişiler almıcak mısın şimdi?" diye sordu gayet sakin bir şekilde. "Tezgâhın önüne yer işgal ediyosun sen bilmem farkında mısın?"

Kız şimdi eğilmiş, kahverengi bir çamaşırla ilgileniyordu. Ulrak'a hiç bakmıyordu bile...
Beklenmedik bir davranıştı ama hakta veriyordu. Böylesine büyük ve kalabalık bir zamanında tezgahın önünü kapatmış ve işine engel olmuştu. Kadın ona cevap verirken belki de bir müşterisini kaçırmıştı ve tezgağın önünde durduğu sürece tezgahın önünü kapattığı için kimbilir daha kaç müşteri gelmek istememişti.

Günün ortaları olduğuna ve çığırtkanların bağırışlarına bakılacak olursa pazarın en kalabalık zamanlarından biriydi. Ancak daha da önemli olanı kadının ona cevap vermeyerek ve anlamsız bir soru yönelterek aslında kendisine zarar verdiğiydi. Belki de pazarda adet buydu. Bir şey almazsan bir şey öğrenemezsin. Ancak bu çok saçma bir adet olurdu. Zaten alabilecek kadar parası olsa dahi almayı istemezdi. Eğer Karçiçeği istemiş olsaydı onun için alırdı, ama değil Karçiçeği hiç kimse ondan böyle bir şey istememişti.

Daha ilk soruşunda demircinin yerini bilen birini bulmuştu. Bu büyük ihtimalle demircinin çok tanınan biri olduğunu gösteriyordu. Ancak yine de bu şansını kullanacaktı. Kadından cevabı alması, başka bilen birini bulmasından daha kısa sürerdi. Artık aklında o anda nasıl göründüğü değil, demircinin bu kadar ünlüyse ona neler gösterebileceği vardı.

Ciddiyetini daha fazla belli edebilmek için ağırlığını tezgaha vermeden kadına eğildi ve yüzünü çok abartmadan kadına yaklaştırdı. Bu mesafeden sesi daha rahat duyulacağından geçen seferki kadar yüksek sesel konuşması gerekmeyecekti.

"Bayan benimde hemen bu kişiyi bulmam gerekiyor. Lütfen. Sizin çamaşırlarınızı almayacağım ama alacak kişiler siz cevabı erteledikçe benim yüzümden tezgahı görmeden geçecekler. Hu Mierman bayan, lütfen."
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
FrontsideAir
Gölge Ustası
Posts: 1245
Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
Location: İstanbul (İzmir)
Contact:

Post by FrontsideAir »

Deli mi? Deli mi? Eski şehrine etkileyici dönüşünde ilk duyacağı laf bu mu olacaktı? İşte o an gerçekten deliye döndü. Adam kaybolmak üzere iken onun büyüsel enerjilerine baktı. Onu kaybetse bile enerjisinden takip edecetti. En azından planı buydu..

İnkar gibi küçük ve tenha şehirde belki, ama bu kalabalık pazar meydanında enerjiler birbirine girmişti. Bu karmaşada bir enerji mıknatıs gibi dikkatana çekiverdi..

Code: Select all

Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.

Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..
mefistofeles
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 481
Joined: Thu May 12, 2005 10:00 am

Post by mefistofeles »

Adımları yavaşladı pazarcılara hissizce baktı.Normalde bu gibi durumlara düşmezdi ama düştü mü.Olacaklar kendisini bile şaşırtıyordu.Gözleri kıpkırmızı kendinden geçmiş halde pazarcılara iki üç adım durdu.

Beyler uzayın gidin başkasıyla uğraşın boşu boşuna kendinizi akşam yemeği yaptırmayın

İnsansı çabuk kızan tarafı bir çok sefer başını bundan daha büyük belalara sokmuştu ama arkasındaki feministler geldiğinde iki salem sağ çıkıp çıkamayacağını düşünmeye başladı..
Ne olursa olsun bu sefer çok kızmıştı ve öfke en büyük silahıydı....
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran

Post by Gorath »

Adamın büyü enerjisini görmeye çalışmak mı? Ahhhh büyü konusunda çok yetersizdi gerçekten de ve çoğu zaman da çok unutkan olabiliyordu işte. Hiçbir canlının içerisinde büyü enerjisi olmazdı ki! Ama adamın etrafında bir dolu enerji geziyordu. Enerjiler Meleranda serbestçe gezerdi. Büyücüler ise büyü yapabilmek için onları kontrol eder, hatta tabiri caizse onlarla savaşırlardı. Büyü enerjilerini kontrol etmek gerçekten zor işti...

Eğitimine rağmen her şeyi tam olarak bilmiyordu Freor. Unutuyor ya da karıştırıyordu. Henüz doğru düzgün yapabildiği tek bir tane büyüsü vardı ne yazık ki...

Freor bunları hatırlarken adam kalabalıkta kayboldu gitti ve Freor öylece pazarın içinde oturduğu yerde kalakaldı.

Esteria ya muhteşem bir dönüş planlamıştı ama... ama hiçte beklediği gibi olmamıştı.

Derken önünde ona doğru bir el uzandı. "Neden öylece yerde oturuyorsun ki?" dedi elin sahibi. "Yerden kalkmana yardım edeyim."

Bu bir çocuktu. Dağınık saçları yüzünü kapatan, kir ve toz ile kaplanmış bir çocuk...


*


Pazarcıların bir tanesi, elinde bir bıçak tuttuğunu şimdi fark etmişti Mekisa, öne çıktı ve "Çok cürretkârsın salem!" dedi. "Suçun cezası ödenecek. Kim olursa olsun o kadar kolay elimizden kurtulamaz."

Diğer pazarcılardan onaylayan sesler yükseldi ve artık çevrelerinde toplanmış kendilerini izleyen kalabalığın sesini bastıran bu ses üzerine öncü pazarcı yeniden konuştu. "Üç tezgâhı yıkan birisi ne olursa olsun hiçbir yere gidemez!"


*


Khutai bir müşteriye bir pazarcıya baktı. Sorusunu sorduğu anda iki adamda yutkundu ve hızla işaret parmakları birbirlerine döndü. İki adam da korkmuş bir şekilde birbirlerini gösteriyorlardı.

Ã?ürük domatesin suyu Khutai'nin alnından aşağıya akmaya başlamıştı...


*


"Ã?nüne baksana sen!"

Pardon...

"Dikkatli olsana!"

Afedersiniz...

"Ã?ocuk düzgün yürü!"

Çok üzgünüm...

Trias kalabalığın içerisinden kadına ulaşmakta çok zorlandı. Zorlanması bir yana kadına ulaşarak "Pardon!" diye mırıldandığında kadın sesini duymadı ve hatta "P-pardon. Acaba yardım edebilir miyim?" diye kadına sorduğunda kadın bir an ona baktıktan sonra hızla geriye kaçtı.

"Uzak dur benden hırsız!" dedi gerileyen kadın zorlukla aldığı nefesinin arasından.

Trias'ı bir hırsız sanmış olacaktı.

Oysa kadın her an bayılacakmış gibi görünüyordu.


*


Adam sıkıntı içerisinde kollarını kavuşturdu ve Asgard'a bakarak "Ne dediğini anlamıyorum ama ne istersen onu yap!" dedi.

Asgard yerden mendili alırken yanda bir pazarcı "Abla çok ucuz bak!" diye bağırıyordu. "Neredeyse bedava!"

"Ne diyorsun?" diye soran kadın müşteri. "Bana on iki adet ver ordan!" diyordu.

Asgard mendili eline alıp doğrulurken o tarafa gözü gitmişti ve adamın tezgâhın arkasında ki çürük armutları kadına kakaladığını daha bu noktadan görmüştü. Ama kadın o sırada yanında ki haylaz oğlu ile uğraşıyordu ki bu nedenle bunu göremedi...


*


"Tamam dedik Bre! Söyleyeceğiz..." dedi kadın kızgın bir şekilde somurtarak. "Bak çok ucuz." Eli ile bir adet ipekli iç çamaşırı aldı ve bunu çekiştirdi. Açık mavi iç çamaşırı pullarla bezeliydi. "Sadece 3 gigan. Almaz mısın?" şimdi gözleri ışıl ışıl parlıyordu.

Ulrak konuşmak için ağzını açmıştı ki kız yeniden konuştu. "Bak bu gün siftah yapamadım ben anlıyor musun?" dedi kız sıkkın bir şekilde yeniden somurtarak. "Bu çamaşırlar ayrıca sevdiğine güzel gidecektir bre!"


*


SAVAşIN GERÃ?EK YÖZÃ?

Grog yorulmuştu! Savaşını arıyordu ama bulabildiği tek şey kalabalıktı. Yorulmuştu ve susamıştı. Matarasında ki suyu çıkartmak için çantasına uzandı.

O sırada karşısında ki bir manzara dikkatini çekti. Koskocaman, rengarenk, cıvıl cıvıl bir tahtayı iki kişi omuzlanmış caddeden karşı tarafa geçiriyorlardı. Tahtanın üzerinde kocaman bir resim vardı. Ama bu resim o kadar... o kadar dehşetti ki! Evet bu resmi tanımlamak için dehşet kelimesi çok uygundu.

Resimde iki barbar kabilesi birbiri ile savaşıyordu ve kabile üyelerinin bir kısmı yerde, kanlar içerisinde yatıyorlardı. Resim Grog'un kabilesindeyken gördüğü savaşları bire bir canlandırıyordu. Çok gerçekçiydi ama Grog bu resimden nefret etti. Koskocaman, düz bir tahtaya çizilmiş bir resimdi bu ama Grog nefretini kusmak istiyordu.

Ailesinin üyelerini böyle savaşlarda kaybetmişti Grog...

şimdi koca resimi caddenin bir köşesinden diğer köşesine omuzlarının üzerinde geçiren iki adam ilerlerken pazarın o noktasında olanlar ilgiyle ve beyenyle, durmuş resmi izliyorlardı. Ama Grog bu insanlarla aynı duyguları paylaşmıyordu.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis

Post by Lord Necros »

Hırsız!

Hah! Gördün mü salak? Sana "Hırsız" dedi. Seni uyarmıştım.!

Hırsız!

Evet, evet. Sana söyledi bunu. şimdi daha rezil olmadan çabuk git buradan!

Ama ben...ben sadece yardım etmek istemiştim.

Sanki o da çok takıyordu ya. Baksana haline. Herhalde tek kelime daha edersen hayatı pahasına seni boğazlar.

Hırsız!

Vicdanı ve zihni çarpışırken, Trias'ın içinde bir anlık bir öfke kabardı. Yapmaya çalıştığı iyiliğe verilen bu tepkiden doğan ve zihninin körüklediği bir öfke. Ama öfke geldiği hızla söndü ve yerini muazzam bir kırgınlığa bıraktı.

"Be...Ben özür di...dilerim. Sade...Sadece y-yardım etmek istemiştim. Ben...üzgünüm ben..."

Trias geriye birkaç adım atıp başını önüne eğdi. Gözleri nemlenmişti. şimdi bir de bu kadının önünde ağlayamazdı. Gözlerini kırpıştırarak gelmekte olan gözlyaşlarını engellemeye çalıştıysa da tek bir damlanın akmasına engel olamadı.

"Çok üzgünüm."

Trias arkasını dönüp kalabalığa doğru-yine hızla-ilerlemeye başladı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Locked