Dagoth Ur (RP)
Aslında bakarsan evimde bir kocam yok, evim diye bileceğim bir yer bile yok. Ã?ocuk konusuna gelince, anladığım kadarıyla bakıma ihtiyacı olan tanıdığım tek çocuk şu an karşımda duruyor. Bu kelimeleri alaycı bir ifade kullanarak söylemişti, ama bu yabancının onu böyle aşşalaması sinirini bozmuştu ve iyi bir dersi hak ettiğini düşünüyordu. şimdi öncelikle adım Daeva ve siz beylerle bir alıp veremediğim yok. Sadece tesadüfen burda bulunmaktayım ve şimdilik daha iyi bir işim olmadığını düşünürsek sizinle gelmemde bir sakınca yoktur herhalde. Bunları nasıl söylediğini bilmiyordu ama yalnız kalmaktansa tanımadığı bu insanlarla bilmediği bir yolda ilerlemeyi istiyordu.
Merak etmeyin kendimi koruyabilecek kadar büyüdüm, yani bu koca bebek kendisine bakabiliyorsa bende pekala bakabilirim ne diyorsunuz?..
şimdi artık sadece cevaplarını beklemeliydi zaten kabul etmeseler bile bir şekilde kendi yolunu cizmesi gerekiyordu.
Merak etmeyin kendimi koruyabilecek kadar büyüdüm, yani bu koca bebek kendisine bakabiliyorsa bende pekala bakabilirim ne diyorsunuz?..
şimdi artık sadece cevaplarını beklemeliydi zaten kabul etmeseler bile bir şekilde kendi yolunu cizmesi gerekiyordu.
"komiksin"dedi Vien gülerek."ve hayır bizimle filan gelemezsin.İçeride düşünecek çok fazla derdim olucak" dedi."Bu arada sen buranın tam olarak neresi olduğunu biliyormusun? Ghostgate'e sırf heyecan içinmi girmek istiyorsun.Tamam sen kesinlikle delisin ve yanımda isticeğim son şey ise bir deli."
"Bırak gelsin gelsin Vien.ne kadar çok olursak içerde şansımız okadar iyi" dedi Suar.
"Tam tersi bi söz daha vardır.Nerde çokluk orda.."
"Vien" diye sözünü kesti Suar.
"Pekala pekala.İstiyorsan gel ama ayağıma bağ olma kendini kolla ve en önemlisi soru sorup işimize burnunu sokma" dedi Vien.
"şimdi burada kamp kurup bekliyelim.Zati hava kararıyor.O lanet yer zati yeterince kötü birde karanlık eklenmesin.Hem bölece dinlenir daha fazla gelen olup olmıyacağına bakarız."
"Bırak gelsin gelsin Vien.ne kadar çok olursak içerde şansımız okadar iyi" dedi Suar.
"Tam tersi bi söz daha vardır.Nerde çokluk orda.."
"Vien" diye sözünü kesti Suar.
"Pekala pekala.İstiyorsan gel ama ayağıma bağ olma kendini kolla ve en önemlisi soru sorup işimize burnunu sokma" dedi Vien.
"şimdi burada kamp kurup bekliyelim.Zati hava kararıyor.O lanet yer zati yeterince kötü birde karanlık eklenmesin.Hem bölece dinlenir daha fazla gelen olup olmıyacağına bakarız."
Bir an ürperdi bunu hiç beklemiyordu. Karanlıktaki silüet ışığa doğru bir adım daha atınca hatları az çok belli oldu. İlk önce bir insan olduğunu anladı. Bir nebze olsun rahatlamasına yetti. Yabancı insanların pek şansıo olmadığını biliyordu loncada. Lucius olduğunu anladı sonra. siyah gözleri gölgede kalmış gözükmüyordu. Mevcut ışık sivri yüz hatlarını belirginleştirmişti. Neden içeride böyle dolaştığını bilmiyordu kimse. Sadece bundan zevk aldığı tahmin ediliyordu. Alışkanlıktı onun için. Sıkı sıkı tuttuğu kolu gevşeterek konuştu Lucius:"Benimle gel." "Neden" diye sormak geçti aklından. Ama ne de olsa cevap vermeyecekti.Sormak anlamsızdı. Zaten kendisinden kademece üstün bir kişiyi sorgulamak pek hoş karşılanmazdı. Kuldar onunla iyi anlaşırdı ama yine de gerçekler gerçektiler. Sessizce takip etti. Sanki hiç kimse geçmiyordu koridordan. Labirent gibi koridorlardan ilerlediler. Kuldar'ın daha önce görmediği bir bölümdü. Meraklı bir insan olsa da buralara girmesi kötü sonuçlar doğurabilirdi. Pek de bir çıkar sağlayamazdı hani... En sonunda bir odanın kapısında durdular. Kapının gıcırtısı koridorda yankılandı. "İçeri gir." dedi Lucius'un buyurgan sesi. Kuldar dediği gibi yaptı.Çok dolu bir oda sayılmazdı. Kendine ayrılmış odaya benziyordu. Ufak tefek ayrıntılarla farklıydı. Bir sandalyeye oturdu, otur demesini beklemeden. Bu kadar gelmişti ne olduğunu öğrenmeliydi artık. "Evet, neden burdayız?" Lucius pek aldırmışa benzemiyordu. Kapıyı arkadan kapattı. Kuldar'a döndü. Bir süre birşey söylemedi. Sanki sorduğu için söylemediğini anlatmak istermiş gibi...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Kamp kurmuşlar bir de ateş yakmışlardı. Birbirini tanımaya başlayan dört yabancı yavaş yavaş muhabbete girmişti. Vakit ilerledikçe sohbet daha koyulaşır oldu ve zaman zaman kahkahaları yankılandı. Bu samimiyete rağmen kimse tam olarak gevşemiş de sayılmazdı. Yapıları gereği kimse kimseye pek güvenemiyordu.
Siegerich ateşin üstünde kızarmakta olan et parçalarından birini alıp ağzına attı ve eti çiğnerken "Başka kimse gelmeyecek herhalde. Bizim kadar delisini bulamamışlardır." diyip gülmeye başladı...
Siegerich ateşin üstünde kızarmakta olan et parçalarından birini alıp ağzına attı ve eti çiğnerken "Başka kimse gelmeyecek herhalde. Bizim kadar delisini bulamamışlardır." diyip gülmeye başladı...
Lucius Kuldara bir süre baktı daha sonraodadaki bir sandığa doğru ilerledi. Sandıktan çok bir kasa gibiydi aslında.Güvenli bir sistemdi ama usta bir hırsız için aşılamayacak değil.. Lucius cebinden çıkardığı anahtarla sandığı açtı. Klik sesi odada yankılandı. Lucius sandıktan birşey aldı ve tekrar kilitledi. Kuldar'a döndüğünde elindekinin ne olduğu göründü. silindir şeklinde bir kutuydu. Muhtemelen parşomen saklamak için kullanılıyordu. Dikkatli baktığında kapağın mühürlenmiş olduğunu görmüştü. Kuldarı'n karşısındaki sandalyeye oturdu. Kısa bir süre yine birşey söylemedi. DAha sonra aldığı bir nefes sessizliği bozdu ve ardından sözleri geldi:"Bir görev için seçildin." Kuldar'ın çok şaşırdığı söylenemezdi. Bu birçok kez olmuştu. SAdece görevi merak ediyordu şimdi. Lucius elindeki parşomen kabını salladı.
-SAna güvendiğimizden dolayı bu görevi verdiğimizi söyleme gerek yok herhalde. Görevin bu parşomeni Ghostgate!e götürmek
-Ghostate mi? Kime vereceğim ki orada? Nasıl bir iş bu
-Fazla sorgulama. Kuralları biliyorsun, sana verilen görevi yapmak zorundasın. Vereceğin kişinin kim olduğunu bilmene gerek yok orada bulacak o seni.
Lucius elindeki parşomen kabını Kuldar'a doğru fırlattı. Refleks olarak yakalamıştı. Kuldar ağzını açıp birşeyler söyleyecekti ki vazgeçti. Dinlenmeyi hakettiğini düşünmüştü ama yeni bir görev... Lucius'un ayağa kalkmasıyla o da ayağa kalktı. Başını doğrulttuKapıya doğru yöneldi. Tam çıkacakken Lucius:
-şimdi dinlen ve sabaha karşı yola çık. Yolda pek tehlikeyle karşılaşmazsın.
Kuldar sözünü bitirmesini bekledi ve birşey söylemeden çıktı odadan. Odasına doğru gidiyordu. Binanın bu kısmına gelmemiş olmasına rahmen geçtiği yeri hatırlamak konusunda oldukça iyiydi. Geri dönmek bir sorun olmayacaktı...
-SAna güvendiğimizden dolayı bu görevi verdiğimizi söyleme gerek yok herhalde. Görevin bu parşomeni Ghostgate!e götürmek
-Ghostate mi? Kime vereceğim ki orada? Nasıl bir iş bu
-Fazla sorgulama. Kuralları biliyorsun, sana verilen görevi yapmak zorundasın. Vereceğin kişinin kim olduğunu bilmene gerek yok orada bulacak o seni.
Lucius elindeki parşomen kabını Kuldar'a doğru fırlattı. Refleks olarak yakalamıştı. Kuldar ağzını açıp birşeyler söyleyecekti ki vazgeçti. Dinlenmeyi hakettiğini düşünmüştü ama yeni bir görev... Lucius'un ayağa kalkmasıyla o da ayağa kalktı. Başını doğrulttuKapıya doğru yöneldi. Tam çıkacakken Lucius:
-şimdi dinlen ve sabaha karşı yola çık. Yolda pek tehlikeyle karşılaşmazsın.
Kuldar sözünü bitirmesini bekledi ve birşey söylemeden çıktı odadan. Odasına doğru gidiyordu. Binanın bu kısmına gelmemiş olmasına rahmen geçtiği yeri hatırlamak konusunda oldukça iyiydi. Geri dönmek bir sorun olmayacaktı...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Kamp ateşi ıssız ortamı biraz renklendirmişti. Yeni tanıştığı bu üç yabancıyı sezdirmeden inceliyordu, nede olsa her zaman tetikte olmaya alışmıştı. Ortamdaki her kezden daha iri olan Siegerich biraz fazla konuşuyor ve gülüyordu... ilk baştan beri hoşlanmadığı ve anlaşamadığı Vien ise nispeten daha dikkatliydi, bakışları normalde ateşe bakıyormuş gibi dursada aslında etraftaki en ufak değişikliği bile farkedecek kadar keskindi. Suar ise Vien'e nazaran daha sıcak kanlı ve yumuşaktı, şu an herkez için sakin bir gece sayılırdı. Yarın şafakla birlikte yola çıkacaklarını tahmin ediyordu. Bu düşünceleri bir kenara bırakıp midesinden gelen seslere kulak verdi, nede olsa epey uzun bir yoldan gelmişti. En son yediği şey kurutulmuş et ve bayat bir dilim ekmek olduğunu düşünürse, ateşin üzerinde kızarmakta olan etin kokusu bile, ağzının sularını akırmaya yetmişti. Bu arada Siegerich kendi söylediği bir şeye güldüğünü görmüştü, gerçi ne dediğinden haberi bile yoktu, çünkü aklında şu an tek düşündüğü şey bir parça et alıp midesinden gelen sesleri susturmaktı...
Suar, ateş üstünde kızarmakta olan etten nasiplenmeye karar verdi. Ortama yayılan koku bile insanı cezbediyordu. Hemen bir eti kapıverdi ocak üstünden, hızlıca ağzına götürdü ve koca bir ısırık aldı. Fakat bir sorun vardı. Isırık aldığı eti böğürerek geri çıkardı ve yüzünü buruşturarak "Bu et pişmemiş!" dedi ve eti pişmek üzere tekrar ocağın üzerine bıraktı, beklemeye başladı..
Yol yorgunluğu ve ateşin yaydığı sıcaklığın verdiği mahmurlaşma hissi ile birlikte Suar'ın gözleri bir kapanıp bir açılmaya başlamıştı. Bir an Vien'in dürtmesiyle irkildi "Heeey Uyan uyan! şimdi de eti yakacaksın." Suar aptallaşmıştı. "Hıı ne?" Vien kahkalarla "Diyorum ki, sen bu gidişle bu eti yiyemeyeceksin." Suar kendine gelmişti artık "Sanırım öyle." dedi ve yanmak üzere olan çok pişmiş eti üfleye üfleye kurumuş ekmek eşliğinde yemeye başladı.
Kendisini çok yorgun hissediyordu. Yemeği yedikten sonra ateşin yanından birazcık uzaklaşarak sırtüstü yere uzandı. Onun için önemli değildi yerin rahatsız olması bunu daha öncede yapmıştı. "Herkese iyi geceler." diyerek gözlerini kapattı..
Yol yorgunluğu ve ateşin yaydığı sıcaklığın verdiği mahmurlaşma hissi ile birlikte Suar'ın gözleri bir kapanıp bir açılmaya başlamıştı. Bir an Vien'in dürtmesiyle irkildi "Heeey Uyan uyan! şimdi de eti yakacaksın." Suar aptallaşmıştı. "Hıı ne?" Vien kahkalarla "Diyorum ki, sen bu gidişle bu eti yiyemeyeceksin." Suar kendine gelmişti artık "Sanırım öyle." dedi ve yanmak üzere olan çok pişmiş eti üfleye üfleye kurumuş ekmek eşliğinde yemeye başladı.
Kendisini çok yorgun hissediyordu. Yemeği yedikten sonra ateşin yanından birazcık uzaklaşarak sırtüstü yere uzandı. Onun için önemli değildi yerin rahatsız olması bunu daha öncede yapmıştı. "Herkese iyi geceler." diyerek gözlerini kapattı..
Only God can Judge me!
RP dışı not:Kentaky beni bir şekilde yönlendirirsen daha aktif olacağım sanırım.west rash ta başlayan hiçbir grup üyesi yok sanırım.
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
"şu an yatıp uyumaktan başka düşündüğüm bir şey yok. Sanırım ilk nöbeti sen tutacaksın Vien. Sıram geldiğinde beni uyandırmaktan çekinme." dedi ve ayağa kalktı. Hiç bir şey sermeden küllü toprağın üzerine rahatlıkla yatan Suar'a gözü takıldı. Bir şey demeden çevirdi başını. Sırtındaki malzemlerden biri olan ve çeşitli amaçlar için kullandığı kalın örtüyü çıkarıp uygun gördüğü bir yere serdi. Sonra üzerine yatıp örtünün boş kalan kısmını da yine kendi üzerine doğru kıvırdı. Anında derin bir uykuya dalmıştı, en azından görünüşte... Yoksa Siegerich'in bir gözü her zaman açık olurdu.
Ateş yavaş yavaş sönmeye başlamıştı, her kez bir köşeye yatmıştı ve oda bu günkü koşturmacada epey yorulmuş olduğunu farketmişti. Olduğu yere kıvrıldı ve gözleri yavaş yavaş kapandı...
Kalktığında her yerde sis vardı, etrafına bakındı kimse yoktu. Birden bağırmak istedi " Hey nerdesiniz? Kimse duymuyormu beni?" Ama hiç cevap gelmiyordu. Bu lanet yerde yalnız kalmıştı. "Alçaklar beni burda yalnız bırakıp gittiler demekki" Büyük bir öfke hissediyordu içinde tüm güçüyle bağırdı sisin içine doğru
" Gidin! gidin aptallar size ihtiyacım yok benim. Kimseye ihtiyacım yok !!"
Bunlrı söylemişti ama bu lanet yerde yalnız kalmak istemiyordu. Sis gittikçe yoğunlaştı. İnatçıydı bir şekilde bu yerden kurtulacaktı.
- Kurtulacağına inanmaya devam et küçük savallı!! Ha ha ha...
Bu duyduğu ses öylesine iğrenç bir sestiki birden olduğu yerde dona kalmıştı. Derinden gelen ama aynı zamanda kulak tırmalayan bir sesti.
"Kim konuşuyor ? Kimsen çık ortayada öyle konuş!"
Ama hiç cevap gelmemişti ... "Ne o benimle yüzleşmekten korktunmu?"
Tuhaf bir hisle uyandı, ateş sönmüştü ama diğer her şey yerinde duruyor gibiydi. Sadece bir rüya görmüştü , tuhaf diye düşündü daha önce hiç bu tarz rüyalar görmemişti. şafahın sökmesine az kalmış olmalıydı bir daha uyuyamazdı nasılsa. İleride nöbet tutan Vien'in yanına gitmeye karar verdi . Pek anlaşamasada konuşmakta bir sakınca görmemişti. Yavaşca yanına yaklaşmıştı...
Kalktığında her yerde sis vardı, etrafına bakındı kimse yoktu. Birden bağırmak istedi " Hey nerdesiniz? Kimse duymuyormu beni?" Ama hiç cevap gelmiyordu. Bu lanet yerde yalnız kalmıştı. "Alçaklar beni burda yalnız bırakıp gittiler demekki" Büyük bir öfke hissediyordu içinde tüm güçüyle bağırdı sisin içine doğru
" Gidin! gidin aptallar size ihtiyacım yok benim. Kimseye ihtiyacım yok !!"
Bunlrı söylemişti ama bu lanet yerde yalnız kalmak istemiyordu. Sis gittikçe yoğunlaştı. İnatçıydı bir şekilde bu yerden kurtulacaktı.
- Kurtulacağına inanmaya devam et küçük savallı!! Ha ha ha...
Bu duyduğu ses öylesine iğrenç bir sestiki birden olduğu yerde dona kalmıştı. Derinden gelen ama aynı zamanda kulak tırmalayan bir sesti.
"Kim konuşuyor ? Kimsen çık ortayada öyle konuş!"
Ama hiç cevap gelmemişti ... "Ne o benimle yüzleşmekten korktunmu?"
Tuhaf bir hisle uyandı, ateş sönmüştü ama diğer her şey yerinde duruyor gibiydi. Sadece bir rüya görmüştü , tuhaf diye düşündü daha önce hiç bu tarz rüyalar görmemişti. şafahın sökmesine az kalmış olmalıydı bir daha uyuyamazdı nasılsa. İleride nöbet tutan Vien'in yanına gitmeye karar verdi . Pek anlaşamasada konuşmakta bir sakınca görmemişti. Yavaşca yanına yaklaşmıştı...
Eldarin şarabından bir yudum daha almıştı ki kasabanın o mutlu yüzlü hancısı Dasterl Eldarin in yanına yaklaştı.
"kardeşiniz ;Eldarin...Kuldar dan 2 gün önce bir mektup geldi hanımıza.
buyrun..."
Eldarin ilgiyle hancı dostunu izliyordu.piposunu dudağının yanına aldı mektuba uzandı.
"ahh .Kuldar.yine ne halt çeviriyorsundur tanrı bilir..."
Sevgili kardeşim Eldarin...
uzan süredir devam eden yolculuğum sonunda ilgini çekebilecek birşeyler buldum...
acilen ghost a gelmeni istiyorum...
Eldarin mektubu kıvırdı cebine attı.niçin çağırıyor olabilirdi?zihnini kurcalayan bu soruya yanıt ararken mektubun kenarına ilişmiş bir kağıt parçası farketti.mektuptan ayrı yazılmış bir kağıt parçası.ona doğru uzandı açtı ve okudu...
durumu sana anlatacak konumda değilim... güvenlikten endişeleniyorum.
Eldarin durumun ciddiyetini kavramış gibiydi.bu ikinci kağıt muhtemelen güvenliğin elinden geçmemiş olandı.kısa ve öz yazılmış iki kağıtr parçasını da aldı.
önce evine uğradı.yaban için uygun giysileri ve yeterli yiyeceği aldıktan sonra ghost a doğru yol almaya başladı...
"kardeşiniz ;Eldarin...Kuldar dan 2 gün önce bir mektup geldi hanımıza.
buyrun..."
Eldarin ilgiyle hancı dostunu izliyordu.piposunu dudağının yanına aldı mektuba uzandı.
"ahh .Kuldar.yine ne halt çeviriyorsundur tanrı bilir..."
Sevgili kardeşim Eldarin...
uzan süredir devam eden yolculuğum sonunda ilgini çekebilecek birşeyler buldum...
acilen ghost a gelmeni istiyorum...
Eldarin mektubu kıvırdı cebine attı.niçin çağırıyor olabilirdi?zihnini kurcalayan bu soruya yanıt ararken mektubun kenarına ilişmiş bir kağıt parçası farketti.mektuptan ayrı yazılmış bir kağıt parçası.ona doğru uzandı açtı ve okudu...
durumu sana anlatacak konumda değilim... güvenlikten endişeleniyorum.
Eldarin durumun ciddiyetini kavramış gibiydi.bu ikinci kağıt muhtemelen güvenliğin elinden geçmemiş olandı.kısa ve öz yazılmış iki kağıtr parçasını da aldı.
önce evine uğradı.yaban için uygun giysileri ve yeterli yiyeceği aldıktan sonra ghost a doğru yol almaya başladı...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Beyaz karların üzerindeydi. Ayı derisinden kalın çizmelerini sertçe basarak yürüdü. Arkasına dönüp ayağıyla oluşturduğu izlere baktı. Ama izler çabucak silinmişti. Buna bir anlam veremeyerek yürümeye devam etti. "Ne zaman döndüm yurduma? Burda değildim, başka bir yerdeydim. Ama neresi olduğunu hatırlayamıyorum... Evet, Ghost Gate'teydim. O halde bu bir rüya olmalı." Siegerich gülümsedi. Rüya gördüğünde genellikle anlardı. Küçük bir tepeyi aştığında karşısında karla kaplı dümdüz bir ova vardı. Güneşin de vurmasıyla karlar parıl parıl parlıyor, gözü alıyordu. Siegerich kaslı bacaklarıyla karlar üzerinde hızla koşmaya başladı. Rüyasında o kadar hızlı koşabiliyordu ki sanki uçuyordu da yeryüzü ayaklarının altından kayıp geçiyordu. Baş döndürücü bir histi ama çok hoşuna gitmişti. Nihayetinde durdu yine de. Bir kurtla yüzyüze geldi. Güzel kurdun yanına doğru yürümek istedi, ama o yürüdükçe kurt arkasını dönüp uzaklaşıyordu. Ve Siegerich ne kadar uğraşırsa uğraşsın daha önce ki kadar hızlı koşamıyordu. Sonunda kurda yetişti, çok yaklaşmıştı. Kurt aniden yüzünü döndü, ama artık normal bir kurt değildi. Kurt-adam olmuştu ve hırlayarak Siegerich'in üstüne atladı...
Çok gariptir Siegerich'in en ufak bir silahı bile yoktu üzerinde. Kurt-adamla boğuşmaya başladı. Beyaz, parlak karların üzerinde döne döne savaşıyorlardı. Pençeleri ve ağzına sığmayan büyük dişleri ile kurt-adam Siegerich'i ağır yaralamıştı. Ama Nordic yine de mücadeleyi bırakmamış, rakibinin boynuna yapışmıştı. Canavar yavaş yavaş güçten düşüyor gibiydi, ama aniden savaşçının kollarından kurtuldu ve çenesini Siegerich'in kafasında sıkıca kapadı. Siegerich büyük acı çekiyordu. "Lanet olsun! Bu bir rüya ama her zaman ki gibi istediğim zaman uyanamıyorum!" diye düşündü. Kendini uyanmak için zorluyordu, ama bir türlü kabustan kurtulamıyor, bu işkenceye son veremiyordu...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest

