Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)
Savaş bitmişti, Thlyrotel kesik kesik nefes alıyordu, adrenalin damarlarını terk ederken, elf'in vücudu yavaş yavaş titremeye başlamıştı...
Ölümün ardından gelen sessizlik.. herkese hakimdi şu an, birde şu ölüm dalgası vardı... elf böyle bir dehşet yaşadığını hatırlamıyordu daha önce, "Lanet olsun! hepsi küle döüştüler!!" diye haykırdı içinden...
Bu olay karşısında ork'un ölümü.. hiçbirşeydi..
arkasını döndü, Brenne birşeyler diyordu, elf duyacak halde bile değildi, karanlık buraya hükmediyordu.. savaşmalıydı bir yolunu bulmalıydı, eskiyi tekrarlamayacaktı artık...
kaşları çatılmış halde içerdekilere baktı yeniden, Brenne dışında hepsi bu şoku yaşıyorlardı belliki, büyücü hala konuşuyordu.. sonra Lysana'ya kaydı bakışları.. bu lanet yerde ona tek huzur veren elf'in gözleriydi.. Thlyrotel bunu ancak anlayabilmişti.. ve o gözlerdeki yaşamın solmaması için herşeyi yapacaktı elf...
daha fazla dayanamayacaktı.. elf geri geleceğini belirtir bir hareket yaptı.. gerçi bu hareketi kimin anlayacağı umrunda bile değildi.. dışarı çıkmalıydı.. midesi bulanıyordu..
Ölümün ardından gelen sessizlik.. herkese hakimdi şu an, birde şu ölüm dalgası vardı... elf böyle bir dehşet yaşadığını hatırlamıyordu daha önce, "Lanet olsun! hepsi küle döüştüler!!" diye haykırdı içinden...
Bu olay karşısında ork'un ölümü.. hiçbirşeydi..
arkasını döndü, Brenne birşeyler diyordu, elf duyacak halde bile değildi, karanlık buraya hükmediyordu.. savaşmalıydı bir yolunu bulmalıydı, eskiyi tekrarlamayacaktı artık...
kaşları çatılmış halde içerdekilere baktı yeniden, Brenne dışında hepsi bu şoku yaşıyorlardı belliki, büyücü hala konuşuyordu.. sonra Lysana'ya kaydı bakışları.. bu lanet yerde ona tek huzur veren elf'in gözleriydi.. Thlyrotel bunu ancak anlayabilmişti.. ve o gözlerdeki yaşamın solmaması için herşeyi yapacaktı elf...
daha fazla dayanamayacaktı.. elf geri geleceğini belirtir bir hareket yaptı.. gerçi bu hareketi kimin anlayacağı umrunda bile değildi.. dışarı çıkmalıydı.. midesi bulanıyordu..
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Daha önce hiç bu kadar kendini kuvvetli hissettiğini hatırlamıyordu.Bundan rahatsız olmadığını farketti,ama yinede hala yaşadıklarının etkisinden kurtulamamıştı özellikle han'a olanlar.Herkese tek tek baktı ork'un cesedini görünce yüzünü buruşturdu.Talonun acelesini farketti,haklıydı bir an önce yola çıkılmalıydı..
Thyrotel'in hızılıca handan çıktığını gördü,kendiside artık handa durmak istemiyordu.Zaten buranında han'a benzer bir hali kalmamıştı.Handan çıkarak Thlyrotel'in yanına doğru ilerdi,yüzü endişeliydi aynı endişe ses tonunada yansımıştı "İyi görünmüyorsun senin için yapabilceğim birşey varmı?" Thyrotel'in solgun yüzüne baktı,ama yinede gözleri yüzü gibi solgun değildi.Gözleri hala aynı parlaklığa sahip diye düşündü.
Thyrotel'in hızılıca handan çıktığını gördü,kendiside artık handa durmak istemiyordu.Zaten buranında han'a benzer bir hali kalmamıştı.Handan çıkarak Thlyrotel'in yanına doğru ilerdi,yüzü endişeliydi aynı endişe ses tonunada yansımıştı "İyi görünmüyorsun senin için yapabilceğim birşey varmı?" Thyrotel'in solgun yüzüne baktı,ama yinede gözleri yüzü gibi solgun değildi.Gözleri hala aynı parlaklığa sahip diye düşündü.
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
-
Türklider
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1308
- Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
- Location: AFYON! Hehehehe...
Saygılarımla...Soytarının nehire uzanışını görmüştü. Fakat zihninde bir oyun oynanmış gibi, adamın orada gerçekten bir an için kaybolduğunu sanmıştı. Kaşlarını çatarak seslendi; "Oraya dokunmasan iyi olur, yoksa bu suyun yıkanmaktan başka nelere yaradığını da görürüz... Bunun da pek iyi olmadığına eminim..."
Baltalarını artık sırtındaki yerine asmıştı. Devasa çuval belindeki yerinden sarkıyordu. İçindekilerin istifsizliği yüzünden gayet de garip görünen kan lekeli çuval, şekilsizliği ile de dikkat çekiyordu.
Adam bariz şekilde deliydi. Fakat pek zararlı olabilir miydi, orası şüpheli. Böcayı, adamı önünde tutarak yürümeye karar vermişti. Köyü de görüşünden dışarıda tutmadan biraz etrafı dolaşacaktı...
Vücuduna dolan yeni güçten hiç hoşlanmamıştı. "Yalanlar ve karanlığın vaadleri... Aynı hep." diye düşündü; "Bu his doğal değil. Ve bunun bir amacı var. Eğer amacına da uymazsam, gücümü böyle artıran, gücümü eksiltmeyi de bilir... Dikkatli olmalıyım..."
"Bir vezir, satrancın en tehlikeli taşıdır." demişti şaman, yıllar süren eğitiminde. Ne kadar kazanmıştı, ne kadar kaybetmişti hala sorguluyordu. "Ã?ünkü vezir düzmantık değildir. Ne sınırlanabilir, ne de kendini sınırlar. Sınırlama kendini... Ã?ünkü sınırlanan, ölmeye mahkumdur... şah mat!"
***
Sonu gelmez karanlık-ışık muhabbetleri... İnsanlar ve diğerlerinin (hatta bazı dar görüşlü tanrıların bile) kurduğu bu saçmalıklar böcayı için hiç bir şey ifade etmiyordu... Onun tek istediği güvendi. Ve bunu karanlıkta bulamayacağını çok iyi biliyordu. Karanlıkta sadece güçlüler yaşar. Güçlü olmak için, güçsüzü yenmelisin. Ve kimin güçsüz olduğuna, kader karar verir...
İşi kadere bırakmayacaktı. Kendi kaderini kendisi belirleyecekti, her ne kadar kafası bulanık olsa da korkup kaçarak bir yere varamayacağını biliyordu. Daha önce de kaçmıştı, hiç bir işe yaramadığını görmek ona çok pahalıya mal olmuştu. Bu yüzden karanlığın kalbine gidecek ve kurtuluşunu orada arayacaktı...
"Düşmanına saygı göster... O da zekiyse sana saygı gösterir..." Heh! Saygı göstermediğinde yediği yumruğu hatırlıyordu... Daha hamle sırası kendisinden geçmemişti...
Türklider...
Siyah kızla toprak yolun kenarında duran ve boylu boyunca uzanan kavakların arasından geçerken Tudor "Acaba Tenthor"u bu akıl gel-gitleriyle baş başa bırakarak doğru bir şey mi yaptık?" diye düşündü ama kesişen yollar bir gün mutlaka ayrılacaktı ve yine içinden "Umarım gerçek kendini bulursun!" dedi ufka bakarak"
Güneş etkisini iyice göstermişti ve gece yağan yağmurun etkisiyle yerlerde oluşan su birikintilerini bir yakamoz misali aydınlatıyordu. Yola devam ederken Romedahl"ı savaşmayı öğrenme hırsı sarmıştı bile;
- "Ã?nce kendime bir kılıç ve zırh alacağım tabii en güzelleri olacak."
- "Heyecanlanma genç, öncelikle sağsalim köye varalım da sonra ne alacağına orada karar verirsin."
- "Tamam." dedi genç Romedahl.
Hızla yollarına devam ederlerken Romedahl toprak yolun bitmek üzere olduğunu ve yerde ufak ufak taşların belirdiğini fark etti;
- "Köye iyice yaklaştık."
- "Nereden biliyorsun?"
- "Yerdeki taşlara bak! Bu taşları hatırlıyorum."
- "Bu iyi haber köye yaklaştık demek ki."
- "Evet sonunda."
Taşlar artık iyice belirginleşmiş ve toprak yol neredeyse bitmek üzereydi. Köye yaklaştıkça havaya da giderek kasvet hakim olmaktaydı. Sağda solda köyün insanları görünmeye başlayınca;
- "İşte geldik" dedi Romedahl.
İnsanların yüzü gülmüyordu hatta somurtkandı. Bu nedenle Tudor, Romedahl'ı uyardı;
- "Gerekmediği sürece kimseyle konuşma, yanımdan ayrılma ve dikkat çekme."
- "Pekala."
- "şimdi bir demirci bulalım.. Kılıcın ve zırhın için.."..
Güneş etkisini iyice göstermişti ve gece yağan yağmurun etkisiyle yerlerde oluşan su birikintilerini bir yakamoz misali aydınlatıyordu. Yola devam ederken Romedahl"ı savaşmayı öğrenme hırsı sarmıştı bile;
- "Ã?nce kendime bir kılıç ve zırh alacağım tabii en güzelleri olacak."
- "Heyecanlanma genç, öncelikle sağsalim köye varalım da sonra ne alacağına orada karar verirsin."
- "Tamam." dedi genç Romedahl.
Hızla yollarına devam ederlerken Romedahl toprak yolun bitmek üzere olduğunu ve yerde ufak ufak taşların belirdiğini fark etti;
- "Köye iyice yaklaştık."
- "Nereden biliyorsun?"
- "Yerdeki taşlara bak! Bu taşları hatırlıyorum."
- "Bu iyi haber köye yaklaştık demek ki."
- "Evet sonunda."
Taşlar artık iyice belirginleşmiş ve toprak yol neredeyse bitmek üzereydi. Köye yaklaştıkça havaya da giderek kasvet hakim olmaktaydı. Sağda solda köyün insanları görünmeye başlayınca;
- "İşte geldik" dedi Romedahl.
İnsanların yüzü gülmüyordu hatta somurtkandı. Bu nedenle Tudor, Romedahl'ı uyardı;
- "Gerekmediği sürece kimseyle konuşma, yanımdan ayrılma ve dikkat çekme."
- "Pekala."
- "şimdi bir demirci bulalım.. Kılıcın ve zırhın için.."..
Only God can Judge me!
Andero tam Majenta'yı dürttüğü anda aşağıdan gelen seslerle irkildi. "Neler oluyor?" diye düşündü. Tam aşağı inmeye karar vermişti ki kafasının içinde sesler yankılanmaya başladı. Bu sesi tanıyordu. Kabuslarındaki ses, işkencelerindeki ses ve artık... hayatındaki ses. Neler söylüyordu ona böyle. Majenta'yı öldürmek... "Ruhu acılar içinde mi?"... Sesler gittikçe artıyordu. Hayır. Andero onları dinlemek istemiyordu. Kulaklarını kapadı ama ses engellenemezdi. Aklında bir düşünce şekillenmekteydi. "Onu öldürmek onu kurtarmak olacak. Acı çekiyor. Bu acılara son vermeliyim."... "Hayır. O benim arkadaşım bunu yapamam."...
Ruhunun gel gitleri arasında Andero'nun eli hafifçe kılıcına uzandı. Kendi düşüncelerine hayret ediyordu. Bunlar onun düşünceleri miydi sahiden? Yoksa sahip olduğu tek düşünce bunların kendi düşüncesi olduğu muydu? Bilemiyordu, bilmek istemiyordu. Gözlerini kapattı.
Elinde hissettiği sıcaklık her şeye son verdi. Sesler gitmişti. Elinden aşağı sıcaklığı huzur verici bir şey akıyordu. Umursamadı bir an. Sadece sessizliğin verdiği sükunet ve sıcaklığın verdiği rahatlık vardı onun için yeryüzünde. Kendini daha bir kendine güvenir hissetti. "Evet, birazdan yola çıkacağız ve her şeyi bitireceğiz."
-Hadi Maj...
Gözlerini açtığında karşısındaki manzarayla karşılaştı. Majenta önünde iki büklümdü. Gözleri fal taşı gibi açık ona bakıyordu. Dudakları kımıldadı bir an sonra duruldu. Gözleri Andero'dan fazlasını görüyordu sanki. Ona nefretle bakmıyordu. Hiçbir duygu yoktu zira o gözlerde. Sonra yavaşça kaydı elfin gözleri. Kılıç aşağı doğru çekilmeye başladı. Andero şaşkınlıktan kaskatı kesilmişti. Yüzündeki inanmazlık ifadesiyle arkadaşının düşüşünü izledi. Majenta düştü, kılıçtan yavaşça kaydı ve cansız bedeni yere yığıldı.
Andero bir süre daha öylece kalakaldı. Zeminde yavaşça bir kan gölü büyümekteydi. Elf büyücünün kanı... Arkadaşının kanı... Andero yavaşça elini kaldırıp kılıcına ve onu tutan eline baktı. Kan elinde yer yer pıhtılaşmıştı, kimi kısımlarda ise ufacık bir sızıntı halinde yere doğru akmaktaydı. Kılıcı elinde fırlattı ve aynı anda geri doğru sıçradı. Arkadaki bir şeye çarptı ve sırtüstü yere düştü. Zırhı darbenin şiddetiyle canını yaktı. Sessizce kaldı yerde. Gözleri kızarmıştı. Yavaşça doğruldu ve dizleri üzerine çöktü. İşte o an 30 yaşındaki düşmüş paladin, babasının ölümünden beri yani 20 yıldır acılar çektiğinde yapmadığı, hatta düştüğünde bile yapmadığı şeyi yaptı. Andero yerde, dizlerinin üstünde, başını karnına doğru eğmiş, ağlıyordu.
Ruhunun gel gitleri arasında Andero'nun eli hafifçe kılıcına uzandı. Kendi düşüncelerine hayret ediyordu. Bunlar onun düşünceleri miydi sahiden? Yoksa sahip olduğu tek düşünce bunların kendi düşüncesi olduğu muydu? Bilemiyordu, bilmek istemiyordu. Gözlerini kapattı.
Elinde hissettiği sıcaklık her şeye son verdi. Sesler gitmişti. Elinden aşağı sıcaklığı huzur verici bir şey akıyordu. Umursamadı bir an. Sadece sessizliğin verdiği sükunet ve sıcaklığın verdiği rahatlık vardı onun için yeryüzünde. Kendini daha bir kendine güvenir hissetti. "Evet, birazdan yola çıkacağız ve her şeyi bitireceğiz."
-Hadi Maj...
Gözlerini açtığında karşısındaki manzarayla karşılaştı. Majenta önünde iki büklümdü. Gözleri fal taşı gibi açık ona bakıyordu. Dudakları kımıldadı bir an sonra duruldu. Gözleri Andero'dan fazlasını görüyordu sanki. Ona nefretle bakmıyordu. Hiçbir duygu yoktu zira o gözlerde. Sonra yavaşça kaydı elfin gözleri. Kılıç aşağı doğru çekilmeye başladı. Andero şaşkınlıktan kaskatı kesilmişti. Yüzündeki inanmazlık ifadesiyle arkadaşının düşüşünü izledi. Majenta düştü, kılıçtan yavaşça kaydı ve cansız bedeni yere yığıldı.
Andero bir süre daha öylece kalakaldı. Zeminde yavaşça bir kan gölü büyümekteydi. Elf büyücünün kanı... Arkadaşının kanı... Andero yavaşça elini kaldırıp kılıcına ve onu tutan eline baktı. Kan elinde yer yer pıhtılaşmıştı, kimi kısımlarda ise ufacık bir sızıntı halinde yere doğru akmaktaydı. Kılıcı elinde fırlattı ve aynı anda geri doğru sıçradı. Arkadaki bir şeye çarptı ve sırtüstü yere düştü. Zırhı darbenin şiddetiyle canını yaktı. Sessizce kaldı yerde. Gözleri kızarmıştı. Yavaşça doğruldu ve dizleri üzerine çöktü. İşte o an 30 yaşındaki düşmüş paladin, babasının ölümünden beri yani 20 yıldır acılar çektiğinde yapmadığı, hatta düştüğünde bile yapmadığı şeyi yaptı. Andero yerde, dizlerinin üstünde, başını karnına doğru eğmiş, ağlıyordu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Elindeki değneğini tüm gücüyle yere vurduğu an büyük bir ışık hüzmesi gözlerini bir anda kamaştırdı. Etraftaki her şey toza karışmıştı. Dehşet bir ifadeyle siyah cübbeliye baktı. Yarı ork artık tamamen zayıf düşmüştü. Sendeleyerekte olsa kapıya ulaşmaya çalışıyordu. Kırmızı gözleri ızdırap içinde ona bakıyordu. Her şey bir anda olmuştu. Son darbeler ardı ardına geldi. Nasıl yardım edebilirdi, kırmızı gözlerden bir damla göz yaşı süzüldü... Daha önce yarı bir orkta olsa böyle yaratıkların ağladığını hiç görmemişti. O büyük cüssesi kırılmış bir dal gibi yere düştü ve son nefesini verdi. Hayırrrr !! Yerde öylece duran yarı orka baktı. Yardımıma ihtiyacı vardı. Evet ve ben ona yardım edemedim. O an öyle bir ızdırap duyarak bağırdıki, yarı orka saldıranlar dönüp ona baktılar ...
Böcayı kendini hafif sarhoş gibi hissediyordu, hiç bir alkolün zayıflatamadığı, hiç bir darbenin etkileyemediği bilincini bu saçmasapan yer rahatça etkileyebiliyordu.Turkleader wrote: Vücuduna dolan yeni güçten hiç hoşlanmamıştı. "Yalanlar ve karanlığın vaadleri... Aynı hep." diye düşündü; "Bu his doğal değil. Ve bunun bir amacı var. Eğer amacına da uymazsam, gücümü böyle artıran, gücümü eksiltmeyi de bilir... Dikkatli olmalıyım..."
Bir anda kendini bir ceset topluluğunun arasında buldu. Etrafındaki toplu mezardaki insanların kafalarını uçuruyordu. Sonra dokunduğu her insanın hayatını görmeye başladı. Her birinin çocukları vardı, sevenleri vardı, sevgilileri vardı... Öldürdüğü her adam için binlerce göz damlası akıtılmıştı.
Ve öldürdüğü adamların Tanrı'ya dualar ettiğini gördü...
Affedilmek için... İçinde oldukları bataktan kurtulmak için... Sevdiklerinin sağlığı için... Ama Ezakiel kafalarını kesmeye devam etti. Kana ihtiyacı vardı... Cana ihtiyacı vardı... Ete ihtiyacı vardı... Fakat artık biliyordu...
Kendii avutarak aldığı her can aslında bir insanın bir ölümlünün değerli bir varlığın canıydı... Gürleyen bariton bir ses onunla konuştu:
"Yaratılan canları aldın Ezakiel... Ve bunu zevkle yaptın... Kendini iyi zannederken kötülüğün en iyi hizmetkarlarından biri oldun! Sana güveniyOrum Ezakiel. Gel ve beni bul..." ve sessiz gaddar bir kahkaha Ezakiel'in kulaklarında hafifçe yankılandı. Bu yankı rüyayı unutmamasını sağlamak için uzun bir süre daha devam edecekti. Katliamlarının ruhundaki baskısı ise bir daha asla dinmeyecekti...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
melkortr kırık han kapısından içeri girerken bir çığlık duydu. dumanların arasından yükselen bir çığlık.
içeri girdiğinde yerde yatan oğlunu gördü. hiç sesini çıkartmadan yoluna devam etti. brenne ye dönüp sakince ''bu gece hanın önünde teke tek bir düello olacak yanlız sen ve ben bu gece sakın gelmemezlik etme ''
sonra sakince handan içeri giren daha önce hiç görmediği büyücüye doğru giderek '' oğlumu hayata döndürürsen karşılığı neyse verebilirim sayın büyücü'' diyerek sözlerine son verdi. sonra sakince handa sağlam kalan sandalyelerden birine oturdu.
içeri girdiğinde yerde yatan oğlunu gördü. hiç sesini çıkartmadan yoluna devam etti. brenne ye dönüp sakince ''bu gece hanın önünde teke tek bir düello olacak yanlız sen ve ben bu gece sakın gelmemezlik etme ''
sonra sakince handan içeri giren daha önce hiç görmediği büyücüye doğru giderek '' oğlumu hayata döndürürsen karşılığı neyse verebilirim sayın büyücü'' diyerek sözlerine son verdi. sonra sakince handa sağlam kalan sandalyelerden birine oturdu.
MelkorTR
Defender of GAİA
Defender of GAİA
Bir karanlık yeri süpürmeye başladı. Siyah kız dehşetle kişneyerek bir anda köyün tam tersi yönde koşmaya başladı. Tudor'un delirmiş hayvanı daha fazla tutamayacağını anlaması zor olmadı. Karanlık toprak boyunca yayıldı ve köyü süpürdüğünde her insan ve hayvan küle, her bitki ise toza dönüşüyordu. Dehşet hızla yaklaşarak Tudor ve Romedahl'ı aşarak siyah kıza doğru ilerledi... Ve siyah kızı küle çevirdikten sonra genişlemeye devam etti... İğrenç bir koku Tudoru ve yaverini sarhoş ederken, korkunç bir kuvvet vücutlarına dolmuştu...KenTaky wrote: Taşlar artık iyice belirginleşmiş ve toprak yol neredeyse bitmek üzereydi. Köye yaklaştıkça havaya da giderek kasvet hakim olmaktaydı. Sağda solda köyün insanları görünmeye başlayınca
(Rp dışı: +4 STR -2 WIS)
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
şövalye kan tükürerek ve kılıcından destek alarak doğruldu, şaşkınlıkla etrafına bakındı. Bir an nerde olduğunu çıkaramasa da; kısa bir süre sonra kamp yerini tanıdı. Ã?nünde birikmiş olan kan gölüne baktı, sıvı siyaha çalıyordu ve inanılmayacak kadar yoğundu. Ağzındaki o bakırsı tadı hissetmese bunun kan olmadığına yemin edebilirdi... Nasıl, nasıl diye mırılandandı. Sonra o ses tekrar zihnini doldurdu: 'Kara nehire kurbanlarının kanını akıt, çünkü sana huzur verecek tek şey ölüm.' Belki de bu kez zihninde yankılanan bir ses değil ona hafızasının oynadığı bir oyundu; fakat Tenthor'un bunları düşünecek hali yoktu. Kısık ve çatallaşmış sesiyle bağırdı: O zaman acılarım dinecek mi bu lanet sona erecek mi!!!
Andero saçlarının arasında gezinen bir sıcaklık hissetti. Gözlerini hafifçe yukarı kaldırdığında. Sarışın bir kadın gördü. Çok uzun boyluydu ve üzerinde parlayan altın bir elbise vardı. Yüzünde bir hüzün vardı fakat hüzün hiç bir insana bu kadar yakışamazdı. Kadının elbisesi tüm vücudunu sarmıştı ve neredeyse yürümesine izin vermiyordu. Güneş kadar sarışın saçları bir girdap gibi tepeye doğru uzanıyordu. Sarı-kırmızı gözleri'nden bir damla gözyaşı akarken yanağında kuruyup yok oldu.Andero wrote:Andero yerde, dizlerinin üstünde, başını karnına doğru eğmiş, ağlıyordu.
"Özülme Andero... Sen doğru olanı yaptın. Majenta'yı kurtardın. O artık lanetten uzak ve huzurlu bir yerde... Eninde sonunda ölecekti, en azından onun ölümü acısız senin ellerinde oldu..."
Kadın yere çökmüş Andero'ya sarıldı ve sıcaklığı Andero'nun tüm vücuduna yayıldı. Sonra bir anda sıcaklık da kadın da yok oldu... Andero arkasında bir hareketlenme olduğunu hissetti ve kulaklarına gaddar kahkaha fısıldadı. Majenta artık bir ölmeyendi ve eski elf zamanlaryla tamamen zıt iğrençliğiyle ve çirkinliğiyle ayağa kalkıyordu...

That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Melkortr öfkesine zar zor hakim olurken lanetlenmiş topraklardaki handa oğlunun yerdeki yanmış ve çürümüş cesedinin hareket ettiğini fark etti. Kharon iğrenç sıvılar vücudundaki deliklerden akarken umursamadan ayağa kalktı, o artık bir ölmeyendi.melkortr wrote:Sakince handa sağlam kalan sandalyelerden birine oturdu.
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Brutal ses vahşice yankılandı zihninde...fingolfin wrote:O zaman acılarım dinecek mi bu lanet sona erecek mi!!!
"Dinecek oğlum. Kan akıt ve can al... Hastalık yay... İntikamını al... Kaos sana güç verecek... Katliam sana irade verecek... Cinayet sana ölümsüzlük verecek... Acıların dinecek ve kaybettiklerin senin ödülün olacak... *fısıltı halinde* Claidya..."
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
melkortr wrote:melkortr kırık han kapısından içeri girerken bir çığlık duydu. dumanların arasından yükselen bir çığlık.
içeri girdiğinde yerde yatan oğlunu gördü. hiç sesini çıkartmadan yoluna devam etti. brenne ye dönüp sakince ''bu gece hanın önünde teke tek bir düello olacak yanlız sen ve ben bu gece sakın gelmemezlik etme ''
sonra sakince handan içeri giren daha önce hiç görmediği büyücüye doğru giderek '' oğlumu hayata döndürürsen karşılığı neyse verebilirim sayın büyücü'' diyerek sözlerine son verdi. sonra sakince handa sağlam kalan sandalyelerden birine oturdu.
"Oğlunu ben öldürdüm, bir sorunun varsa benle çöz SAYIN ORC..Oğlun yoluma çıkarak hayatının hatasını yaptı...ben ve burdaki insanlara, aynı amacı güden insanlara engel olmaya kalktı.. Bunu oğluna da söylemiştim, sanada söyleyeceğim.. O büyücüye dokunmaya kalkarsan senden önce karnına birkaç delik açmakta bir an olsun tereddüt etmem. Düello istiyorsan seve seve yaparım..Bir büyücü değil de gerçek bi savaşcıyla dövüşmekten korkmayacaksan ..."
Sonra yerden kalkan cesedi gördü...
Bir an gözleri büyüyen elf sakinliğini korumaya çalıştı, daha önce ölmeyenleri duymuştu ama bir tanesiyle hiç karşılaşmamıştı...
"Seni kaç defa öldürmemiz gerekicek...??" diye fısıldadı
o anda ise korkusundan ağır basmaya başlayan bir duygu bedenini sarıyordu.. Kin, Nefret,acı,intikam güç özgürlük sınırtanımazlık....
Elf beyi gözlerinin ateş topları gibi ayndığını hissediyordu, beynine hücum eden kan ona etrafı kırmızı göstermeye başlamıştı...
"Neden....neden rahat bulamıyorum.. neden hep işkene çekiorum... neden mutluluğu bana bu kadar uzak tutuyorlar , lanet olsun yanlış ne yaptım bı güne kadar..Lent olsun, hepinize lanet olsun. Orclar elflere insanlara, yaşayan ve ölü herşeye lanet olsun. HEpsi senin suçun baba hepsi senin suçun.." diye düşündü kendi kendine elf beyi, ama artık beyliği kalmışmıydı şüphe çekilecek bir konuydu...
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
"Dinecek oğlum. Kan akıt ve can al... Hastalık yay... İntikamını al... Kaos sana güç verecek... Katliam sana irade verecek... Cinayet sana ölümsüzlük verecek... Acıların dinecek ve kaybettiklerin senin ödülün olacak... *fısıltı halinde* Claidya..." Tenthor duygusuz bir ifadeyle devam etti. 'Acılarım dinecek ve kaybettiklerim ödülüm olacak. Claidya tekrar kollarımda mı olacak?'
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests