Yeşeren Umutlar
-
ElessarTelemnar
- Kullanıcı

- Posts: 407
- Joined: Sun Oct 29, 2006 10:00 am
- Location: Ankara/Bruxelles
- Contact:
Minnä Elessar'ın arkasından gitmişti.
*Hayır, içeriye zorla girmek zorundayız, içimde kötü bir his var, yalnızca bir his değil, kötü bir şey.*
Sonra kapıya bir şiir okudu, kapı nazikçe (!) açıldı.
Algénia baygın yatıyordu.
*Hayır, içeriye zorla girmek zorundayız, içimde kötü bir his var, yalnızca bir his değil, kötü bir şey.*
Sonra kapıya bir şiir okudu, kapı nazikçe (!) açıldı.
Algénia baygın yatıyordu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
-
ElessarTelemnar
- Kullanıcı

- Posts: 407
- Joined: Sun Oct 29, 2006 10:00 am
- Location: Ankara/Bruxelles
- Contact:
Minnä kıza baktığında, düşüncelerinde savaştığını farketti.İçinde iyilik ve kötülük savaşı vardı.Safir'in söyledikleri aklına geldi, casus olabileceği aklına geldi.Fakat bunu kimseye söylememeliydi.
*Yalnızca bayılmış, sanırım içinde bir nevî savaş var, yorgun olmalı.Birisinin başında beklemesi lazım, ani kas kasılmaları yaşayabilir, ben ise hancıya gereken ilaçları sormaya gidiyorum!*
Dedi ve hancıya doğru indi
Huor ve diğerleri ise yemeğini yemiş yola çıkmışlardı.Minnä grubun çıktığını farketmişti.
*Yalnızca bayılmış, sanırım içinde bir nevî savaş var, yorgun olmalı.Birisinin başında beklemesi lazım, ani kas kasılmaları yaşayabilir, ben ise hancıya gereken ilaçları sormaya gidiyorum!*
Dedi ve hancıya doğru indi
Huor ve diğerleri ise yemeğini yemiş yola çıkmışlardı.Minnä grubun çıktığını farketmişti.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
-
ElessarTelemnar
- Kullanıcı

- Posts: 407
- Joined: Sun Oct 29, 2006 10:00 am
- Location: Ankara/Bruxelles
- Contact:
Elessar ne yapacagini bilemez durumdaydi ayaga kalkti."Tabi ya "diyerek masanin uzerindeki suyu aldi cantasini acti icinden birkac keseyi arastirdiktan sonra "Iste burda " diyerek keseyi cikaratti hemen masanin basina gecerek eliyle keseden cikarttigi yesil otlari ezmeye basladi ardindan suyun icine atarak kosar adim kizin yanina geldi basini hafif kaldirarak "Leydim, leydilm bunu icmelisiniz hadi" diyerek suyu icirmeye basladi.Algenia nin kasilmalari giderek azalmisti ama sayiklamalari devam ediyordu.Tekrar ayaga kalakarak masanin yanindaki sandalyeye oturarak Minnä'yi beklemeye basladi.
Last edited by ElessarTelemnar on Mon Apr 14, 2008 5:53 am, edited 1 time in total.
Ağaçların üzerinde kuşlar ötüyor. Sincaplar dallar üstündeki hakimiyetlerini sergiliyordu. Ölkesine gelmişti. Gerçek değildi, ama o gerçek olmadığını bilmiyordu. Dışarıda hiç bir yüksek elf yoktu. Aslında cıvıl cıvıl olan sokaklardaki dükkanların kepenkleri inmiş çok kullanılmamaktan camları toz tutmuştu. Ailesinin olduğu yüksek kuleye doğru koşturuyordu. İçindeki küçük kız oratay çıkmıştı. Kulenin kapısından girmişti. Her yer bi rkere daha karanlıktı. Gözlerini açtığında ise kulenin en tepesinde tahtın yanında duruyordu. Taht boştu. yatak odasına gitmeyi düşündü. Odaya girdiğinde yatakta yatan biri vardı ve etrafında bir iki düzine insan toplanmıştı. Annesi ayakta ağlıyor babası yatakta yatıyordu. Birden herkes ona döndü. Annesi "Senin yüzünden krallık düştü ve baban öldü. Artık bir prenses değilsin. Ben de kraliçe değilim. Neden yurdunda değild,in, neden? Bunların hepsi senin yüzünden. Ölmelisin!" dedi. Herkes Algénia'nın üstüne yürüyordu. Yataktaki babası birden Gerrfer olmuştu. Doğrulmuş Algénia'ya sırıtıyordu. şimdi o da üstüne yürür olmuştu. Algénia ise küçük birr kız gibi ağlıyor ve "Ben hiç bir şey yapmadım, sadece sizi düşünerek, kimliğimden bahsetmedim. Yurduma dönemedim. Hapishanedeydim! bunlar benim sıçum değil!" bunları sayıklıyordu. Birden herkes gitmişti. Kendisiyle başbaşaydı. Gene her yer karanlıktı ama bu sefer tanıdık bir yerdi burası...
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Ormandaki o iğrenç meyvelerden sonra et Thereon'a gerçekten çok iyi gelmişti hani! İştahla yemeğini bitirdikten sonra kafasını masaya koyup biraz dinlenmeye başlamıştı. Son zamanlarda gereğinden fazla yoruluyordu. Mikael, Elf prensesi olan, hani şu huysuz yüksek elf...diğeri değil. İşte onun odasında olan karmaşadan yararlanarak Thereon'a yaklaştı.
"Ben Mikael."
"Evet biliyorum...Thereon."
"Tanıştığıma memnun oldum," dedi kız. Thereon ise kolları arasına gömülü kafasını hafifçe sallamakla yetindi.
"Sende mi şu seçilmiş saçmalıklarından birisin?"
"Sanırım öyle," dedi Thereon kafasını kaldırarak. Bunca insanın hayatlarını koyduğu bu amaca saçma demesi biraz sinirine dokunmuştu. Kız Thereon'un göğüsünü göstererek:
"Hiray?" dedi. Thereon kafasını evet anlamında salladı. "Bende de Meher'in sembolü var, görmek ister misin?" diyerek hareketlenmeye başladı. Thereon birden kıpkırmızı kesildi "H-hayır, hiç s-sanmıyorum," dedi başka bir tarafa bakarak. Kız ilk önce şaşırdı ama sonra anlayarak "Orada değil şapşal!" dedi ardından sol avcunu açarak Thereon'a gösterdi. "Doğduğumdan beridir varmış," dedi. İçerisi simsiyah bir daire resmedilmişti. Bu aslında bir güneşti ama içerisi siyah boyanmıştı ve ışık huzmesi yaymıyordu. Bu sembolde güneşin umut olarak düşünüldüğü baz alınarak bunun tam tersini, yani ümitsizlik resmedilmişti.
Thereon kısmen rahatladı, ama Meher'in varlığı onu rahatsız ediyordu. Aslında tanrılar arasında geçen şeyler onu alakadar etmezdi. Yani olanlar sadece Hiray ile Meher arasındaydı, kulları arasında değil. Ama yinede Meher'e tapanlardan fazla hoşlanmazdı.
"Orada ne yapıyordun?" dedi Thereon sırf laf olsun diye.
"şey.. şehirlerde hırsızlık yaparak karnımı doyurmaya çalışıyordum ki-"
O sırada Thereon'un anıları canlandı. Bayılmıştı, ama sonrasında direk o hapishaneye gitmemişti. Hayır, şehirdeki geri kalan canlılara yardım etmek isteyen bir korucu onu bir kaç goblinin elinden kurtarmış ve ormanda ona biraz da olsa kılıç kullanmayı öğretmişti. O hayran kaldığı korucu orklar tarafından öldürülünce kaçmak zorunda kaldı. Bir şehre gelmişti, küçük bir şehir. Fakat bu şehir kısa bir zaman önce goblinler tarafından ele geçirilmişti ve onlar tarafından yönetiliyordu. şehire gelmişti, yiyecek bir şeyler tedarik edecek birisini aramışsa da bulamamıştı.
Kaç gündür yememişti? Üç mü? Yoksa dört? Su gibi bir sorunu yoktu, su yaratabilen bir büyüsü olmasına rağmen suyu koyabilecek bir yer olmadığından ilk başlarda ne yapacağını bilememişti. Burası sık sık yağış alan bir bölgeydi ve yolları çukurluydu. Yağmur yağdığında yanındaki köpeklerle birlikte yerden su içiyordu. Tabii bu genellikle geceleri, yani goblinler uyurken oluyordu. Fazla nöbetçi yoktu şehirde, güvenlik sağlamak gibi bir sıkıntıları yoktu çünkü.
şansına o gece yağmur yoktu, ama yağmurdan daha feci bir rüzgar esiyordu kuzey tarafından. Ã?yle bir rüzgardı ki zavallı Thereon iliklerine kadar donmuştu. Rüzgardan korunmak için terkedilmiş ve goblin saldırısı anında küle dönüştürülmüş bir binaya sığınmıştı. Rüzgar yüzünden sürekli tozlar havada uçuşuyor, gözlerine girip onu zor durumda bırakıyorlardı.
Gök yüzünün rengi lacivertten maviye doğru dönmeye başladığında ne kadar aç olduğunu bir kez daha fark etti. Aslında karnındaki bu ani ağrı sadece açlıktan değil, hastalıktan da oluyor olma ihtimali de yok değildi hani. Bir gün daha yemezse açlıktan öleceği hissine kapılmıştı birden. Geriye bir seçenek kalmıştı, o da çalmak. Bir kaç defa karnını doyurmuştu ama sonra goblinler tarafından yakalanıp hapise atılmıştı.
"Ya sen?" diyen kızın sesini duyduğunda kendisine gelmişti. Kızın dediklerinin hiç birini hatırlamıyordu, daha doğrusu dinlememişti.
"Uzun hikaye," diye geçiştirdi Thereon.
"Peki ne düşünüyorsun? Sence de haksızlık değil mi?"
Thereon kafasını salladı "Evet, üzüldüm senin için."
"Ben mi? Benden bahseden kim? Ah, dinlemiyordun değil mi? Pöff, erkekler.." dedi ve başını sallayarak uzaklaştı.
Ne yapmıştı ki şimdi?!
"Ben Mikael."
"Evet biliyorum...Thereon."
"Tanıştığıma memnun oldum," dedi kız. Thereon ise kolları arasına gömülü kafasını hafifçe sallamakla yetindi.
"Sende mi şu seçilmiş saçmalıklarından birisin?"
"Sanırım öyle," dedi Thereon kafasını kaldırarak. Bunca insanın hayatlarını koyduğu bu amaca saçma demesi biraz sinirine dokunmuştu. Kız Thereon'un göğüsünü göstererek:
"Hiray?" dedi. Thereon kafasını evet anlamında salladı. "Bende de Meher'in sembolü var, görmek ister misin?" diyerek hareketlenmeye başladı. Thereon birden kıpkırmızı kesildi "H-hayır, hiç s-sanmıyorum," dedi başka bir tarafa bakarak. Kız ilk önce şaşırdı ama sonra anlayarak "Orada değil şapşal!" dedi ardından sol avcunu açarak Thereon'a gösterdi. "Doğduğumdan beridir varmış," dedi. İçerisi simsiyah bir daire resmedilmişti. Bu aslında bir güneşti ama içerisi siyah boyanmıştı ve ışık huzmesi yaymıyordu. Bu sembolde güneşin umut olarak düşünüldüğü baz alınarak bunun tam tersini, yani ümitsizlik resmedilmişti.
Thereon kısmen rahatladı, ama Meher'in varlığı onu rahatsız ediyordu. Aslında tanrılar arasında geçen şeyler onu alakadar etmezdi. Yani olanlar sadece Hiray ile Meher arasındaydı, kulları arasında değil. Ama yinede Meher'e tapanlardan fazla hoşlanmazdı.
"Orada ne yapıyordun?" dedi Thereon sırf laf olsun diye.
"şey.. şehirlerde hırsızlık yaparak karnımı doyurmaya çalışıyordum ki-"
O sırada Thereon'un anıları canlandı. Bayılmıştı, ama sonrasında direk o hapishaneye gitmemişti. Hayır, şehirdeki geri kalan canlılara yardım etmek isteyen bir korucu onu bir kaç goblinin elinden kurtarmış ve ormanda ona biraz da olsa kılıç kullanmayı öğretmişti. O hayran kaldığı korucu orklar tarafından öldürülünce kaçmak zorunda kaldı. Bir şehre gelmişti, küçük bir şehir. Fakat bu şehir kısa bir zaman önce goblinler tarafından ele geçirilmişti ve onlar tarafından yönetiliyordu. şehire gelmişti, yiyecek bir şeyler tedarik edecek birisini aramışsa da bulamamıştı.
Kaç gündür yememişti? Üç mü? Yoksa dört? Su gibi bir sorunu yoktu, su yaratabilen bir büyüsü olmasına rağmen suyu koyabilecek bir yer olmadığından ilk başlarda ne yapacağını bilememişti. Burası sık sık yağış alan bir bölgeydi ve yolları çukurluydu. Yağmur yağdığında yanındaki köpeklerle birlikte yerden su içiyordu. Tabii bu genellikle geceleri, yani goblinler uyurken oluyordu. Fazla nöbetçi yoktu şehirde, güvenlik sağlamak gibi bir sıkıntıları yoktu çünkü.
şansına o gece yağmur yoktu, ama yağmurdan daha feci bir rüzgar esiyordu kuzey tarafından. Ã?yle bir rüzgardı ki zavallı Thereon iliklerine kadar donmuştu. Rüzgardan korunmak için terkedilmiş ve goblin saldırısı anında küle dönüştürülmüş bir binaya sığınmıştı. Rüzgar yüzünden sürekli tozlar havada uçuşuyor, gözlerine girip onu zor durumda bırakıyorlardı.
Gök yüzünün rengi lacivertten maviye doğru dönmeye başladığında ne kadar aç olduğunu bir kez daha fark etti. Aslında karnındaki bu ani ağrı sadece açlıktan değil, hastalıktan da oluyor olma ihtimali de yok değildi hani. Bir gün daha yemezse açlıktan öleceği hissine kapılmıştı birden. Geriye bir seçenek kalmıştı, o da çalmak. Bir kaç defa karnını doyurmuştu ama sonra goblinler tarafından yakalanıp hapise atılmıştı.
"Ya sen?" diyen kızın sesini duyduğunda kendisine gelmişti. Kızın dediklerinin hiç birini hatırlamıyordu, daha doğrusu dinlememişti.
"Uzun hikaye," diye geçiştirdi Thereon.
"Peki ne düşünüyorsun? Sence de haksızlık değil mi?"
Thereon kafasını salladı "Evet, üzüldüm senin için."
"Ben mi? Benden bahseden kim? Ah, dinlemiyordun değil mi? Pöff, erkekler.." dedi ve başını sallayarak uzaklaştı.
Ne yapmıştı ki şimdi?!
Last edited by Alenthas on Tue Apr 15, 2008 6:15 am, edited 1 time in total.
Safir, Thereon ile Mikael'e baktı. Anlaşmış gibiydiler. Yavaşça mahkeme binasına doğru yol aldılar. Hala Elessar, Algenia ve Minna handan çıkmamıştı. Huor meraklanmıştı.
"Algenia nedense bugünlerde pek bir yorgun." diye söylendi Safir.
Fujiwara sesszice onları takip ediyordu.
"Misat'ı beğendin mi Fujiwara?" diye sordu Safir.
"Algenia nedense bugünlerde pek bir yorgun." diye söylendi Safir.
Fujiwara sesszice onları takip ediyordu.
"Misat'ı beğendin mi Fujiwara?" diye sordu Safir.
Huor Safir'e baktı.
*Kendisini kötü hissediyor, başımıza gelen her kötülükten kendisini sorumlu tutuyor, ve en acısı, kendisini kötülüğün kaynağı zannediyor!*
Huor bütün bunları tahminine dayanarak söylemişti.Gerçekleri bilmiyordu, ama buna benzer bir şey olmalıydı.
Minnä ise yukarı çıktığında Algénia'nın gözlerini hafifçe araladığını farketmişti.Bu kadar çabuk sürede kendi kendine iyileşemezdi!Elessar gülümseyerek
*Yaptığım ufacık bir tedavi.*
Minnä gülümsedi.
*Kendisini kötü hissediyor, başımıza gelen her kötülükten kendisini sorumlu tutuyor, ve en acısı, kendisini kötülüğün kaynağı zannediyor!*
Huor bütün bunları tahminine dayanarak söylemişti.Gerçekleri bilmiyordu, ama buna benzer bir şey olmalıydı.
Minnä ise yukarı çıktığında Algénia'nın gözlerini hafifçe araladığını farketmişti.Bu kadar çabuk sürede kendi kendine iyileşemezdi!Elessar gülümseyerek
*Yaptığım ufacık bir tedavi.*
Minnä gülümsedi.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
"Ihm... Acele etmeliyiz. Acele edelim!" diye gruptaki herkesi çekiştirdi Lytdronk. Çok gezmişti ama mahkemeye katıldığı yoktu hiç Bu yüzden meraklıydı. ütm gruba yetecek kadar yer yoktu. O yüzden ikişer ikişer, aralıklarla oturdular. Kalabalık aralarında fısıldamadan, yüksek sesle konuşurkene tok bir ses duyuldu. Tokmak vurulmuştu.
Hakim konuştu: "Mahkeme, buçukluk Hergon hakkında. Kendisi şehirdeki neredeyse her yerden hırsızlık yapmakla suçlanıyor.Hergon'un avukatı Bay Affer onu savunurken, Hergon'u suçlayan Ged Alger, kendi avukatı Bayan Hilleyyle birlikte Hergon'un suçunu kanıtlamya çalışacaklar..." Lydronk suçlayanın sinsi yüzlü bir insan olduğunu rahtlıkla olduğunu fark ettti. Buçukluk için endişelenmeye başladı.
Hakim ilk Bayan Hilley'i konuşturdu. Bayan Hilley buçuklukların zaten güvenilir olmadıklarını ve hırsızlığa özellikle yatkın olduklarını söyledi. Ona göre, Bay Alger'in simyacı dükkanından çalınan onlarca bitki sadece merak gidermek ve ego tatmini açısından alınmıştı. Kanıt olarak ünlü ırkbilimci Morth Feldin'in buçukluklar üzerine yazdığı yazıyı okudu.
Bay Affer ise Bayan Hilley kadar ikna edici konuşamamıştı. Simyager bitkilerinin buçukluğun ne işine yarayacağını merak ettiğini belirtti. Hem zaten, Hergon kasabaya yeni gelmişti, Gnomun ara sokaklardaki dükkanını nasıl bulabilirdi ki? Bütün konuşması -daha doğrusu 'ıı' ve 'eee'lemesi- bunun etrafında döndü.
Birkaç dakika sessizlikten sonra konsey karar vermişti: Hergon bir buçukluk olduğundan, doğal güdüleri yüzünden bir hırsızlık yapmıştı ve bunu yine doğal olarak reddeiyordu. Çok kısa bir hapis cezası verilecekti ona.
Buçukluk hapse girerken grup onunla konuşma fırsatını zar zor bulabildi. Lydronk gerçekten birşey çalıp çalmadığını sordu. Grubun diğer üyeleri de kendi sorularını sordular.
Hakim konuştu: "Mahkeme, buçukluk Hergon hakkında. Kendisi şehirdeki neredeyse her yerden hırsızlık yapmakla suçlanıyor.Hergon'un avukatı Bay Affer onu savunurken, Hergon'u suçlayan Ged Alger, kendi avukatı Bayan Hilleyyle birlikte Hergon'un suçunu kanıtlamya çalışacaklar..." Lydronk suçlayanın sinsi yüzlü bir insan olduğunu rahtlıkla olduğunu fark ettti. Buçukluk için endişelenmeye başladı.
Hakim ilk Bayan Hilley'i konuşturdu. Bayan Hilley buçuklukların zaten güvenilir olmadıklarını ve hırsızlığa özellikle yatkın olduklarını söyledi. Ona göre, Bay Alger'in simyacı dükkanından çalınan onlarca bitki sadece merak gidermek ve ego tatmini açısından alınmıştı. Kanıt olarak ünlü ırkbilimci Morth Feldin'in buçukluklar üzerine yazdığı yazıyı okudu.
Bay Affer ise Bayan Hilley kadar ikna edici konuşamamıştı. Simyager bitkilerinin buçukluğun ne işine yarayacağını merak ettiğini belirtti. Hem zaten, Hergon kasabaya yeni gelmişti, Gnomun ara sokaklardaki dükkanını nasıl bulabilirdi ki? Bütün konuşması -daha doğrusu 'ıı' ve 'eee'lemesi- bunun etrafında döndü.
Birkaç dakika sessizlikten sonra konsey karar vermişti: Hergon bir buçukluk olduğundan, doğal güdüleri yüzünden bir hırsızlık yapmıştı ve bunu yine doğal olarak reddeiyordu. Çok kısa bir hapis cezası verilecekti ona.
Buçukluk hapse girerken grup onunla konuşma fırsatını zar zor bulabildi. Lydronk gerçekten birşey çalıp çalmadığını sordu. Grubun diğer üyeleri de kendi sorularını sordular.
Last edited by Lydronk on Tue Apr 15, 2008 3:00 am, edited 1 time in total.
Huor merakla sordu:
*Neden sen?Neden seni suçluyorlar, sana garezleri mi var?*
Ã?ünkü ona göre, böylesine önemli bir kişi, durup durmadık yere hırsızla suçlanamazdı.Elbet de bir tuzak vardı burada!
*Neden sen?Neden seni suçluyorlar, sana garezleri mi var?*
Ã?ünkü ona göre, böylesine önemli bir kişi, durup durmadık yere hırsızla suçlanamazdı.Elbet de bir tuzak vardı burada!
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
"Gücü ya da potansiyeli ne kadar büyük olursa olsun hala bir çocuk bunu unutmamak lazım. Gerçi tanrılarda genelde çocukça davranırlar. Acaba bu çocuklar tanrıların karakterlerine de sahip mi? Beni asıl düşündüren şey bu." dedi Safir'e Fujiwara.
"Yemekte konuşamadık bence sinirliysen ve öfkeni kontrol edemiyorsan bunun için akupunktur yardımcı olur ama daha önemlisi, kendini dinleme ve doğayla bütünleşmenin merkezi olan Zen sanatını öğrenmen lazım. Gerçi sinirli olduğunu kabul etmen bile bu konuda ilerleme katettiğini gösteriyor."
Mahkemeye girince sessizce oturdu dikkatle konuşulanları dinledi. Sonra Safir'in kulağına eğildi: "şu Bayan Hilley'in yalan söylediğine eminim, sesinin titremesi, boğazı kuruduğu için öksürmesi ve dudaklarını yalaması. Kesinlikle yalan söylüyor ama birşeylerden de korkuyor gibi."
"Yemekte konuşamadık bence sinirliysen ve öfkeni kontrol edemiyorsan bunun için akupunktur yardımcı olur ama daha önemlisi, kendini dinleme ve doğayla bütünleşmenin merkezi olan Zen sanatını öğrenmen lazım. Gerçi sinirli olduğunu kabul etmen bile bu konuda ilerleme katettiğini gösteriyor."
Mahkemeye girince sessizce oturdu dikkatle konuşulanları dinledi. Sonra Safir'in kulağına eğildi: "şu Bayan Hilley'in yalan söylediğine eminim, sesinin titremesi, boğazı kuruduğu için öksürmesi ve dudaklarını yalaması. Kesinlikle yalan söylüyor ama birşeylerden de korkuyor gibi."
Wulfgar Snowtiger, Shifter, Barbarian 2/ Ranger 2 /Warshaper 2
Str: 31
Dex:14
Con:26
Pençe:
Saldırı, +16/+16
Hasar, 1d6+12
Str: 31
Dex:14
Con:26
Pençe:
Saldırı, +16/+16
Hasar, 1d6+12
Başta Safir içinde hissettiği korkunun bu mahkeme ve buçukluğun derdiyle bağlantılı olabileceğini düşünüyordu. Ama artık anlamıştı onlarla ilgili değildi. En azından Misat'a gelmişti. Artık Tarikat'ını görmeye ve adını temizlemeye gidebildi. Arkasından kuyusunu kazmaya çalışan üvey babası Kerrher'ile hesaplaşabilirdi.
Bu olayla hala kavrayamadığından da öte ilgilenen Lydronk hala buçukluğa sorular sormaktaydı. Huor'a yaklaştı Safir: "Kimsenin haberi olmasın. Ben bir süreliğine yanınızdan aylıyorum. Sahşi sorunlarımı Misat'a gelmişken halletmeliyim. Tarikatımın neyin peşinde olduğunu öğrenirsek de eğer gelecekteki tehlikelere karşı da önlemimi almış oluruz." dedi. Thereon ve Mikael'e baktı. onlar pek olaylarla ilgilenmiyorlar, Misat binalarını inceliyorlardı. Gruptan yavaşça ayrıldı ve Tarikatın ana binasının olduğu caddeye yöneldi.
Bu olayla hala kavrayamadığından da öte ilgilenen Lydronk hala buçukluğa sorular sormaktaydı. Huor'a yaklaştı Safir: "Kimsenin haberi olmasın. Ben bir süreliğine yanınızdan aylıyorum. Sahşi sorunlarımı Misat'a gelmişken halletmeliyim. Tarikatımın neyin peşinde olduğunu öğrenirsek de eğer gelecekteki tehlikelere karşı da önlemimi almış oluruz." dedi. Thereon ve Mikael'e baktı. onlar pek olaylarla ilgilenmiyorlar, Misat binalarını inceliyorlardı. Gruptan yavaşça ayrıldı ve Tarikatın ana binasının olduğu caddeye yöneldi.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests

