Cassia'nın Öyküsü
Posted: Fri Aug 15, 2008 9:00 am
[O Neirre'de gelmiş geçmiş bilinen en sevgi dolu Olevia rahibesiydi. Tanrılara olan inancından hiç vazgeçmemişti. Fedakar ve sevgi dolu bu rahibenin trajik öyküsünü beğenmeniz dileğiyle!]
Bölüm 1: “İnancın Doğuşu”
Olevis’te sıradan bir gün değildi o gün. Tüm rahipler ve rahibeler tüm gün tapınakta harıl harıl çalışıyorlardı. Dışarıda fırtınaya doğru yol alan bir yağmur yağıyordu. Ama tapınaktakilerin işleri o kadar yoğundu ki pencereden bakacak kadar zaman bulamadıklarından yapmur yağdığından bile haberleri yoktu.
Yılın bu zamanı Başrahibe, Olevis’in çevresindeki köy ve kasabaları tek tek dolaşır ve tapınakta çalışmaya hevesle genç rahip ve rahibe adayları arardı.
Akşama doğru Başrahibe Olevis’e dönerken yağmur da fırtınaya dönüşmeden kesilmişti ve güneş yerini aya vermeden önce bir süre daha parlamasını sürdürmüştü.
Herkes tapınağın girişinde Başrahibe’nin at arabasından inmesini bekliyordu. Beyaz bir gelinliği andıran kıyafetiyle başrahibe güleryüzüyle tek tek tapınaktakileri selamladı. Sonra önce başrahibe ile beraber yolculuğunda ona yardımcı olan iki rahibe indi ve hemen ardından yolculuklarında tapınakta çalışması için gerekli özelliklere sahip iki genç kız indi.
Cassia, ilk defa Olevis’teki dillere destan tapınağı görüyordu. Tapınağın girişindeki havuz ve çeşmeler, arka tarafındaki bahçe ve özellikle içini gezmek ve keşfetmek için sabırsızlanıyordu.
Açık mavi gözleri ve sarı, ipek gibi saçları vardı. Daha on altı yaşındaydı. Hiç bir şey ona bir anlam vermiyordu sadece Tanrılara inanmak dışında. Etrafındaki insanların yiyip içip eğlenmesi sadece bugünü düşünmelerine sadece acıyordu.
Başrahibe de Cassia’nın gözlerindeki o ışığı ve inancının gücünü keşfetmişti.
Ã?nce yeni gelen kızlara banyo yaptırılmıştı, ardından bir güzel karınları doyurulmuştu. Bembeyaz, sade ama bir o kadar güzel kıyafetler giydirilmişti. Artık Cassia da bir Olevia Rahibesi olabilecekti, yani Neirre’deki sonsuz güzellikleri yaratan tanrının.
Ama bir ay boyunca gerçekten de hayatını tanrılara adamak isteyip istemediğini anlamak için üç tane sınava on beş dakika kalana söylenmeyen zamanı belirsiz geçmesi gerekn zorunlu sınav vardı.
İlk sınav da hemen akşama yapılacaktı.
Başrahibe Korrea, yıllardır aradığı kişiyi bulduğuna dair içinde garip bir his oluşmasına engel olamamıştı. O kızın gözlerinde baktığında gördüğü o ışık gereçk miydi yoksa bir göz yanılsamasımıydı mı bir türlü karar veremiyordu.
İlk sınavda amaç basitti. Her bir Tanrı’nın kendisine ne anlam verdiğini söyleyecekti. Hangi duygusu daha çok baskın geliyordu o Tanrı’nın ismini duyunca? Bu soruya dürüstçe yanıt vermek başta çok kolay gelse de yine de tam sözcükler ağza geldiği o anda bir tereddüt etme hatasına düşebiliyordunuz ki bu ilk sınavı geçemeniz anlamına geliyordu.
Korrea, önce Cassia ile beraber gelen diğer kıza sordu sorularını. Lea kızıl saçlı ve narin bir bedene sahip bir genç kızdı. On dört yaşındaydı. Bir hancının kızıydı. Aslında hancı Tommy, kızının rahibeden çok bir barmen olursa bin kat daha fazla para kazanıp saygı göreceğini düşünse de Lea çok hevesli olduğundan bir şey diyememişti.
Lea bu zaman kadar kendinden emindi ve hayatındaki en büyük amacının bir rahibe olmak olduğuna inanıyordu. Ama birden içini bir şüphe kemirmeye başlamıştı. Cassia ile arabayla gelirken bile tek kelime konuşamamışlardı. Başrahibe sırayla onları çağırırken bekledikleri küçük odada da tek kelime konuşmadılar.
İlk Lea çağırıldığında Cassia, Lea’ya sanş dilemek istemişti, ama kız ona bakmadan hemen odadan çıkmıştı. O da yavaşça oturağa oturup kendi sırasını beklemeye başladı. Ona beş ömür gibi gelen beş dakika sonra Cassia çağırıldı.
Başrahibe Korrea, yaşlı olmasına rağmen hala güzel biriydi. Kırlaşmış saçları ve fazla kırışmamış güleryüzüyle Olevis ve çevresindeki yerleşim yerlerinde tanınan ve sevilen biriydi.
Cassia’yı güleryüzle selamladı ve önündeki koltuğa oturmasını rica etti. Bir dakikalık bir sessizlikten sonra Korrea konuşma öncesi boğazını temizlemek amacıyla öksürdükten sonra gülümsemesini bozmadan Cassia’ya baktı:
“Umarım tapınağı beğenmişsindir.” dedi kibar bir sesle.
“Evet, efendim.” dedi utanarak Cassia.
“Biliyorsun ki ilk sınavda amacımız sadece tanrılara tüm ömrümü adayacak kadar onlarla bir bağ kurup kurmadığını anlamak. Bu sınavı geçebilirsen diğer sınavlarda pek fazla zorlanmayacağına eminim. Hazırsan başlayabiliriz.” diye açıkladı Başrahibe.
Biraz bekleyip nefes alış verişi düzenledikten ve heyecanını az da olsa aza indirgemeyi becerdikten sonra: “Hazırım, efendim.” dedi ürkek bir sesle.
“Sana sırayla beş tanrı ismini sayıcağım ve sen tereddüt etmeden hemen o tanrının ismini duyduğunda hangi duygunun içinde biriktiğini söyleyeceksin. Tamam mı?” dedi Başrahibe.
“Tamam.” dedi zor duyulan bir sesla Cassia.
“O zaman başlayabiliriz. Evet, Olevia?” diye sordu hemen Başrahibe.
Cassia bir an bile tereddüt etmeden: “Sevgi.” dedi.
“Hikker?” diye sordu bir an bile beklemeden Başrahibe.
“Çalışma azmi.” diye cevap verdi hemen Cassia.
“Torio?” diye sordu ardından Başrahibe.
“Aşk.” dedi ne dediğine kendi bile inanamayarak Cassia.
“Reks?” diye sordu sanki kızın cevaplarıyla pek ilgilenmiyormuş gibi davranan Başrahibe.
“Kara bir gölge.” diye cevabını verdi Cassia sert bir sesle.
“Esten?” diye sordu Başrabibe en son.
Cassia tam cevap verirken tereddüt ettiğini fark etti. Esten hakkında böyle diyeceğini tahmin etmemişti ama az daha ağzından o sözcükler çıkacaktı. Hemen fazla beklemeden cevabını beyninde değiştirdi ve söyledi: “Ölüm.”
Korrea, kızın tereddütünü fark etse de belli etmedi ya da gerçekten de fark etmemişti. Güleryüzüyle: “Peki kızım çıkabilirsin.” dedi.
Cassia yavaşça koltuktan kalktı. Saygıyla eğilip: “Teşekkür ederim, efendim.” dedi ve odadan çıktı.
Koridorda yürürken etrafında bakmadan sadece tek bir şeye odaklanmıştı düşüncelerinde. Ölümün Tanrıça Esten hakkında az daha ağzından kendisinin bile beklemediği sözükler çıkacaktı. Esten hakkında düşündüğü şey onun bir ölümün efendisi olduğuydu ama içi tam tersini söylüyordu: “Yaşamın değerini ancak ölüm bize gösterir. O ölümün değil asıl yaşamın efendisi!”
“Ama ben böyle düşünüyor olamam.” dedi kendi kendine Cassia ve odasına girdiği gibi kendini yatağa bıraktı. Rüyasında tapınaktan gerçekleri söylemediği ve yalan söylediğ için atıldığını görüyordu.
Bölüm 1: “İnancın Doğuşu”
Olevis’te sıradan bir gün değildi o gün. Tüm rahipler ve rahibeler tüm gün tapınakta harıl harıl çalışıyorlardı. Dışarıda fırtınaya doğru yol alan bir yağmur yağıyordu. Ama tapınaktakilerin işleri o kadar yoğundu ki pencereden bakacak kadar zaman bulamadıklarından yapmur yağdığından bile haberleri yoktu.
Yılın bu zamanı Başrahibe, Olevis’in çevresindeki köy ve kasabaları tek tek dolaşır ve tapınakta çalışmaya hevesle genç rahip ve rahibe adayları arardı.
Akşama doğru Başrahibe Olevis’e dönerken yağmur da fırtınaya dönüşmeden kesilmişti ve güneş yerini aya vermeden önce bir süre daha parlamasını sürdürmüştü.
Herkes tapınağın girişinde Başrahibe’nin at arabasından inmesini bekliyordu. Beyaz bir gelinliği andıran kıyafetiyle başrahibe güleryüzüyle tek tek tapınaktakileri selamladı. Sonra önce başrahibe ile beraber yolculuğunda ona yardımcı olan iki rahibe indi ve hemen ardından yolculuklarında tapınakta çalışması için gerekli özelliklere sahip iki genç kız indi.
Cassia, ilk defa Olevis’teki dillere destan tapınağı görüyordu. Tapınağın girişindeki havuz ve çeşmeler, arka tarafındaki bahçe ve özellikle içini gezmek ve keşfetmek için sabırsızlanıyordu.
Açık mavi gözleri ve sarı, ipek gibi saçları vardı. Daha on altı yaşındaydı. Hiç bir şey ona bir anlam vermiyordu sadece Tanrılara inanmak dışında. Etrafındaki insanların yiyip içip eğlenmesi sadece bugünü düşünmelerine sadece acıyordu.
Başrahibe de Cassia’nın gözlerindeki o ışığı ve inancının gücünü keşfetmişti.
Ã?nce yeni gelen kızlara banyo yaptırılmıştı, ardından bir güzel karınları doyurulmuştu. Bembeyaz, sade ama bir o kadar güzel kıyafetler giydirilmişti. Artık Cassia da bir Olevia Rahibesi olabilecekti, yani Neirre’deki sonsuz güzellikleri yaratan tanrının.
Ama bir ay boyunca gerçekten de hayatını tanrılara adamak isteyip istemediğini anlamak için üç tane sınava on beş dakika kalana söylenmeyen zamanı belirsiz geçmesi gerekn zorunlu sınav vardı.
İlk sınav da hemen akşama yapılacaktı.
Başrahibe Korrea, yıllardır aradığı kişiyi bulduğuna dair içinde garip bir his oluşmasına engel olamamıştı. O kızın gözlerinde baktığında gördüğü o ışık gereçk miydi yoksa bir göz yanılsamasımıydı mı bir türlü karar veremiyordu.
İlk sınavda amaç basitti. Her bir Tanrı’nın kendisine ne anlam verdiğini söyleyecekti. Hangi duygusu daha çok baskın geliyordu o Tanrı’nın ismini duyunca? Bu soruya dürüstçe yanıt vermek başta çok kolay gelse de yine de tam sözcükler ağza geldiği o anda bir tereddüt etme hatasına düşebiliyordunuz ki bu ilk sınavı geçemeniz anlamına geliyordu.
Korrea, önce Cassia ile beraber gelen diğer kıza sordu sorularını. Lea kızıl saçlı ve narin bir bedene sahip bir genç kızdı. On dört yaşındaydı. Bir hancının kızıydı. Aslında hancı Tommy, kızının rahibeden çok bir barmen olursa bin kat daha fazla para kazanıp saygı göreceğini düşünse de Lea çok hevesli olduğundan bir şey diyememişti.
Lea bu zaman kadar kendinden emindi ve hayatındaki en büyük amacının bir rahibe olmak olduğuna inanıyordu. Ama birden içini bir şüphe kemirmeye başlamıştı. Cassia ile arabayla gelirken bile tek kelime konuşamamışlardı. Başrahibe sırayla onları çağırırken bekledikleri küçük odada da tek kelime konuşmadılar.
İlk Lea çağırıldığında Cassia, Lea’ya sanş dilemek istemişti, ama kız ona bakmadan hemen odadan çıkmıştı. O da yavaşça oturağa oturup kendi sırasını beklemeye başladı. Ona beş ömür gibi gelen beş dakika sonra Cassia çağırıldı.
Başrahibe Korrea, yaşlı olmasına rağmen hala güzel biriydi. Kırlaşmış saçları ve fazla kırışmamış güleryüzüyle Olevis ve çevresindeki yerleşim yerlerinde tanınan ve sevilen biriydi.
Cassia’yı güleryüzle selamladı ve önündeki koltuğa oturmasını rica etti. Bir dakikalık bir sessizlikten sonra Korrea konuşma öncesi boğazını temizlemek amacıyla öksürdükten sonra gülümsemesini bozmadan Cassia’ya baktı:
“Umarım tapınağı beğenmişsindir.” dedi kibar bir sesle.
“Evet, efendim.” dedi utanarak Cassia.
“Biliyorsun ki ilk sınavda amacımız sadece tanrılara tüm ömrümü adayacak kadar onlarla bir bağ kurup kurmadığını anlamak. Bu sınavı geçebilirsen diğer sınavlarda pek fazla zorlanmayacağına eminim. Hazırsan başlayabiliriz.” diye açıkladı Başrahibe.
Biraz bekleyip nefes alış verişi düzenledikten ve heyecanını az da olsa aza indirgemeyi becerdikten sonra: “Hazırım, efendim.” dedi ürkek bir sesle.
“Sana sırayla beş tanrı ismini sayıcağım ve sen tereddüt etmeden hemen o tanrının ismini duyduğunda hangi duygunun içinde biriktiğini söyleyeceksin. Tamam mı?” dedi Başrahibe.
“Tamam.” dedi zor duyulan bir sesla Cassia.
“O zaman başlayabiliriz. Evet, Olevia?” diye sordu hemen Başrahibe.
Cassia bir an bile tereddüt etmeden: “Sevgi.” dedi.
“Hikker?” diye sordu bir an bile beklemeden Başrahibe.
“Çalışma azmi.” diye cevap verdi hemen Cassia.
“Torio?” diye sordu ardından Başrahibe.
“Aşk.” dedi ne dediğine kendi bile inanamayarak Cassia.
“Reks?” diye sordu sanki kızın cevaplarıyla pek ilgilenmiyormuş gibi davranan Başrahibe.
“Kara bir gölge.” diye cevabını verdi Cassia sert bir sesle.
“Esten?” diye sordu Başrabibe en son.
Cassia tam cevap verirken tereddüt ettiğini fark etti. Esten hakkında böyle diyeceğini tahmin etmemişti ama az daha ağzından o sözcükler çıkacaktı. Hemen fazla beklemeden cevabını beyninde değiştirdi ve söyledi: “Ölüm.”
Korrea, kızın tereddütünü fark etse de belli etmedi ya da gerçekten de fark etmemişti. Güleryüzüyle: “Peki kızım çıkabilirsin.” dedi.
Cassia yavaşça koltuktan kalktı. Saygıyla eğilip: “Teşekkür ederim, efendim.” dedi ve odadan çıktı.
Koridorda yürürken etrafında bakmadan sadece tek bir şeye odaklanmıştı düşüncelerinde. Ölümün Tanrıça Esten hakkında az daha ağzından kendisinin bile beklemediği sözükler çıkacaktı. Esten hakkında düşündüğü şey onun bir ölümün efendisi olduğuydu ama içi tam tersini söylüyordu: “Yaşamın değerini ancak ölüm bize gösterir. O ölümün değil asıl yaşamın efendisi!”
“Ama ben böyle düşünüyor olamam.” dedi kendi kendine Cassia ve odasına girdiği gibi kendini yatağa bıraktı. Rüyasında tapınaktan gerçekleri söylemediği ve yalan söylediğ için atıldığını görüyordu.