KAHRAMANLAR
1. Bölüm "Bir rüya gördüm..."
Peter Petrelli, otuzlu yaşlarında, sempatik suratlı bir New Yorklu’dur. Kendisi aynı zamanda bir hemşire ve bekâr bir erkektir. (Bu zamanda kim hemşireye kız verir ki zaten?) Yedi katlı bir binanın çatısından aşağıya doğru bakıverirken zihninde ilahi bir (Hintli bir genetik profesörüne ait olduğunu tahmin ettiğimiz) ses yankılanmaktadır:
“Bu nereden geliyor? Bu arayış? Bu açığa çıkmayı bekleyen gücünün doruklarında kendine yer tutmak için sıraya giren her bir molekülün içinde meydan gelen enerji açığa çıkartan reaksiyonlar belki de bize insanoğlunun uzun zamandır kış uykusuna bıraktığı ama artık zamanının geldiği yükselişine geçmesine neden olacaklar!”
“Bir hemşire olduğumu hatırlatmama gerek var mı?” diye bağırdı Peter nereden geldiğini anlayamadığı sese: “Daha az felsefik ve bilimsel de konuşabilirsin diye tahmin ediyorum, baban da mı profesördü senin?”
“Uğraşamayacağım seninle, tüm konuşma hevesimi aldın benden. Ne halin varsa gör işte!” diye karşılık verdi ses ve mekânı terk etti.
Peter ses gittikten sonra çatının en kenarına doğru ilerlerdi ve batan güneşe doğru baktı. Güneşin batışıyla kendini aşağılara doğru bırakacaktı ama yere kapaklanmayacaktı, zaten amacı da intihar değildi. O uçabileceğini iddia ediyordu. Kanatlarını geçirdiği bir estetik ameliyatı sonrası aldırdığı için Cennet’ten kovulan bir melek olmadığının da farkındaydı, gerçi bu da fena olmazdı ama olsun şimdi kendi ideallerini sınaması gerekiyordu. Ya uçacak ve hayatının anlamının bulutların üzerinden çözmeye çalışacaktı ya da yere düşecek ve asfaltın üzerinden kazınırken belki de başka bir ideal de kendine bulabilirdi diye düşünecekti.
İşte o an gelmişti ve kendini Uçan New Yorklu sanan Peter çatıdan aşağıya bırakıverdi, ama birden etraf değişti ve kendini bir odada buluverdi. Bunların hepsinin bir rüya olduğu gerçeğiyle içinden küfreden Peter elindeki ekonomi gazetesini önündeki yatakta uyuyan yaşlı adamın alnına konan sineği öldürmek için savurdu.
Charles Deveaux’un malikânesinde bizzat şu anda yatakta ölüm uykusu pozisyonunda yatan ve öleceği zamanı bekleyen Charles’ın hemşireliğini yaparak parasını kazanmaktaydı Peter kardeşimiz. Sineğin yapışmış bedenini gazetenin üstünden çıkartmaya çalışırken, odaya aniden Charles’in kızı Simone girdi.
Simone Deveaux hiçbir halta tutunamayacağını anlayınca girdiği sanat okulundan mezun olmuştu ve baba parasıyla açtığı sanat galerisinde keş erkek arkadaşlarının resimleri sergileyerek hayatını geçindiriyordu.
Peter ekonomi gazetesini göstererek: “Ekonomi haberlerini okumama bayılıyor, ninni gibi geliyor anlaşılan.” diyerek kızla arasında bir sohbet başlatmaya çalışmıştı. Kız da zaten bu hemşirenin ne zaman ağzını açıp onunla konuşacağını bekliyordu, gerçi konuşmanın bir ekonomi haberi içereceğini hesaba katmamıştı.
Peter sakince yaşlı adamın serumunu değiştirmek için ayağa kalkmıştı ki Simone babasının alnını öpmek adına serumun olduğu yere dikiliverdi. Peter nazikliğinden konuyu açamadı ilk başta. Simone da Peter’ın neden bu derece ona yakın durduğuna anlam veremediğinden bir konu açmaya çalışmıştı, en azından Peter’ın ekonomi sohbetinden daha ilgi çekici geleceğini tahmin ettiği.
“Babam seni aynen oğlu gibi görüyordu. Sen onun için bir evlattan da ötesin.” dedi Simone gülümseyerek.
Peter nazikçe başını salladıktan sonra: “Bu da bizi iki kardeş gibi yapar ve benim sana çıkma teklif etmem bir garip olurdu.” diye espri yapmaya çalıştı. Sonra kızın trene bakan bir öküzü andıran bakışlarını fark edince: “Biraz yakışık olmadı, üzgünüm.” dedi.
“Yok, hayır. Çok tatlısın sen.” demeye ve saçmalamaya başlayan Simone’un yanında daha fazla terbiye sınırlarını aşmak istemeyen Peter elindeki serum şişesini gösterip: “Bunu değiştirmem lazım.” dedi.
“Özür dilerim.” dedikten sonra Simone aradan çekildi. Peter da serum şişesini değiştirirken pantolonunu çekiştirerek rezil olma potansiyelini en aza indirmeye çalışıyordu.
