Catboy ile OHA efekti ile Biten Öyküler Dizisi
Posted: Sun Apr 25, 2010 8:10 am
CATBOY İLE SONU OHA EFEKTİ İLE BİTEN Ã?YKÃ?LER DİZİSİ
"KUSURSUZ AşK"
Gökhan, severek evlenmişti. Altı yıllık evliliğin ardından da hala bunu kendinden emin bir şekilde dile getirebiliyordu. Ama eşi Sevgi ile arası ne zaman, niye ve nasıl bozulmuştu anlam veremiyordu. Sorun kimdeydi bilemiyordu. Eşini hala çok seviyordu ama eşinin ona karşı olan ilgisizliği Gökhan"ı boşanma yoluna doğru sürüklüyordu.
En sonunda Sevgi ile bu konuyu ciddi bir şekilde konuşmaya karar vermişti. Son bir yıla kadar her şey güzel gidiyordu, ne oldu da artık değişmişti öğrenmek hakkıydı Gökhan"a göre. Sevgi"ye göre sorun Gökhan"da değildi. Gökhan yapması gereken neyse yapıyordu, ama Sevgi kendisini artık içi boş bir teneke parçası gibi gördüğünü söylemişti kocasına. Hislerini kaybetmişti, hatta aşık olduğu zamanları bile hatırlamakta zorlanıyordu.
Bir hafta bir daha bu konuyu konuşmadılar. Sabah işe gittiler, akşam eve döndüler. Akşam yemeğinde birbirlerini görüyorlardı, yatak odalarını ayırmamışlardı. Ama Sevgi erkenden yatıyordu, Gökhan gece geç saatlere kadar televizyona bakıyordu boş boş. Eskiden olsa birbirlerine sarılarak uyurlardı, şimdi iki yabancı gibi olmuşlardı.
Ertesi günü Sevgi kahvaltıda tekrardan bu konuyu açtı: "Dikkatlice düşündüm de, sorun belki gerçekten de sendedir. Ne bileyim, değişmiyorsun işte. Hep aynısın. Biraz kadınlar farklılık görmek isterler."
Farklılık derken Gökhan eşinin ne demek istediğini anlamamıştı. Ama o da bulduğu bir çözümden bahsetmek istedi: "Aslında ben de bu konuyu düşündüm ve sorunun ne olduğunu anlamak için bir uzmandan yardım almaya karar verdim."
"Psikolog diyorsun yani, harika bir fikir. Belki de benim de gitmem gerekiyordur. Gerekirse birlikte gideriz, ama merak etme bu işi çözmenin bir yolunu bulacağız." diye karşılık verdi Sevgi zoraki bir gülümseme eşliğinde.
Sevgi akşama eve vardığında eşine bir arkadaşından iyi bir psikolog tanıdığı olduğunu öğrendiğini anlattı. Gökhan bu habere sevinerek: "Tanıdıksa daha iyi olur, o zaman ben yarın giderim." dedi.
Böylece Psikolog Hüsnü Karakaçan ile Gökhan böyle ilk kez karşılaştı. Hüsnü Bey biraz acayipti. Sorduğu soruları hiç düşünmeden soruyor gibiydi, ama Gökhan nedense Hüsnü Bey de bir doğallık bulmuştu ve onunla rahatça dertlerini anlatabiliyordu.
Bir ay boyunca görüştüler. Hüsnü Bey ikisini beraberce değil de ayrı ayrı alıyordu odasına. Gökhan zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyordu, hipnoz terapisinde hissediyordu kendisini. Genelde sohbetlerinin ana konusu Sevgi"nin kendisine karşı olan ilgisizliği oluyordu.
"Demek hala Sevgi size karşı ilgisiz davranmaya devam ediyor." dedi Hüsnü Bey. Gözlüğüyle oynayıp duruyordu ve bir yandan da boşta kalan eliyle önündeki kağıda bir şeyler kararıyordu. Başta Gökhan saf gibi rapor tutuyor hastasıyla ilgili diye düşünmüştü, ama sonra fark etti ki hayvanat bahçesini dolduracak cinsten hayvan çizimleriyle doluydu önündeki defterler.
"Evet, aynen doktor. Başıma günde bir sürü ilginç şey geliyor, onları heyecanla anlatmak istiyorum. Ama onun tek tepkisi hımlamak oluyor. Bunu hak edecek ne yaptın anlayamıyorum." diye dert yandı Gökhan. Dudakları kurumuştu ve konuşmaktan değildi bu, çünkü daha demin bir bardak su içmişti.
"şu başınıza gelen ilginç olaylara dönelim isterseniz, bakalım belki bana da size olduğu kadar ilginç gelecek mi bu olaylar? Belki de sorun budur, eşinize göre ilginç değil sıradan olaylar olarak yaklaşıyordur anlattıklarınıza." diye tahminde bulundu Hüsnü Bey.
"Yolda hapşıran bir köpek ya da kalçası kırık bir kadının durmayan otobüsün peşinden koşturmaya çalışması gibi olaylar değildi anlattıklarım, tamam arada onlar da olabiliyor ama görmeniz lazım, anlatınca pek ilginç gelmiyor köpeğin hapşırınca yere yapışan sümük parçaları." diye sızlandı Gökhan.
"O zaman neymiş bu ilginç olaylar?"
"Mesela mahallemizde geçen ay yağmurlu bir gündüz vaktiydi hatta, siyah paltolu birisinin genç, şu metalci gençler vardır ya hani işte onlardan birini susturucu takılmış tabancasıyla öldürmesine tanık olmuştum. Katil benim onu gördüğümü anlamamıştı, ben de ambulans çağırmıştım ama gencin yanına gitmeye korktuğumdan yolumu değiştirmiştim. Sonra olay yerine polisler filan gelmişti ve olayın tanığı olduğum için beni karakola ifade vermem için götürdüler. Bir günüm karakolda geçmişti, olayı bir mafya olayına bağladılar ama yine de kesin olarak neden o gencin öldürüldüğü aydınlatılamıştı ve katil de bulunamamıştı. Neyse ben de eve geldim ve doğal olarak bu gerilim dolu maceramı paylaşmak istedim ama eşim bana dönüp tuzu uzatabilir misin hayatım diye sordu."
"Belki kulaklık vardır kulağında, müzik dinliyordur."
"Nereden bildiniz? Evet, bir de müzik dinliyormuş. Yani ben yarım saat anlattım ona, insan merak eder bu adamın çenesi niye durmuyor diye bakayım ne anlatıyor ama o da yok, o sadece yemeğinin tuzunun derdinde."
Doktor pas yeşili rengindeki duvar saatini göstererek: "Çok ilginç bir anınızı daha öğrendiğime sevindim, Gökhan Bey. Ama zamanımız doldu. Bakınız pas rengimdeki duvar saatimde bunu onaylıyor." dedi.
"Ya sanki hipnoz altında gibiyim, konuştuklarımızın yarısından çoğunu hatırlamıyorum, hatırladıklarımın yarısından çoğunu da neden hatırladığımı hatırlamıyorum."
"Size bir öneri Gökhan Bey, en azından bu hafta fantastik filmlerden uzak durun." dedi doktor ve Gökhan"ı geçirdi.
Gökhan eve geldiğinde askılığa selam verdi ve on yıllık eskimemeye kararlı ceketini astı. Eşinin yine tuzu eksik kabak dolmalarını ne kadar da özlediğini acı bir şekilde fark etmişti, çünkü açtı ve ne olsa yiyebilirdi.
Mutfağa girdi ve mutfakta kimseyi bulamadı. O da yatak odasına geçti ve orada da kimseyi bulamadı. Korkarak dolapları açtı tek tek, yoksa terk mi etti diye. Işıkların tamamı kapalıydı, elektrik mi kesildi diye kontrol etti ama düğmeye bastığında ışık tekrar yandığına göre elektriklerin kesik olmadığına kanaat getirdi.
Yemek odasında bir ışık süzmesi fark ediliyordu daha çok uçan bir sineğin kanadından yansıması sayesinde görebildiği. Sineği elinin tersiyle ittikten sonra yemek odasına girdi ve onu gördü. O diye ismini bir süre hatırlayamadığı eşi Sevgi"ydi. Ã?ünkü en son ne zaman onu böyle şık bir elbiseyle gördüğünü hatırlayamıyordu bile.
Seksiliğinin doruklarında muhteşem siyah, dekoltesi fazla kaçmış bir elbiseyle karşıladı Sevgi kocasını. İki mum ışığı yüzünden bir süre Gökhan odaklanmak istediği iki diğer şeye odaklanamadı. Sevgi, eşinin yanağına bir öpücük kondurduktan sonra: "Sana en sevdiğin yemeklerden yaptım. Lahana çorbası, kereviz dolması ve hint ördeği kanadını belki beğenmezsin diye ekstradan sucuklu pizza da sipariş ettim." diye günün akşam yemeğini tarif etti.
Ã?orba fazla suluydu, dolmanın tuzu azdı, ördeğin de tüyleri alınmadığından damağa yapışıyordu hep et. Ama sucuklu pizza fena değildi. şapırdatmamaya özen göstererek yemeğini yedi Gökhan ve sonra eşiyle birlikte özen günlere sakladıkları pas yeşili rengindeki şarapdan içtiler.
"Bu şarap değil bence, bizi kazıklamış olmalılar zamanında hayatım. Pas yeşişi renginde şarap olduğuna emin misin?" dedi hafif sarhoş olmaya başlamış Gökhan.
"Zaten o pas yeşili değildi, kırmızı şaraptı. Ben eczanede çalışan bir arkadaşımdan aldığım özel bir ilacı attıktan sonra rengi pas yeşiline dönüştü." diye yanıt verdi Sevgi.
"Ben de neden bu kadar beni sıcak bastı diyordum."
Oturma odasına geçtiklerinde televizyonun açık, sehpanın üzerine çeşitli kuruyemiş ve çerezlerle süslenilmiş olduğunu gördü Gökhan. Pancarı andıran yüzüyle: "Bana sakın bu akşam yüzüncü tekrarı yayınlanan Aşk Yasak Olunca Ne de Güzeldir isimli diziyi izleyeceğini söyleme." diye kızarak söyledi.
"Bu akşam senin için ne kadar önemli biliyorum. Fenersaray ile Galatataş arasında oynanacak olan basketbol maçını izlemek istersin diye düşündüm ve ben de bunları hazırladım."
"Harikasın hayatım, bu pas yeşili rengindeki aslen kırmızı olması gereken şarabın üzerine çok iyi gelecek."
Basketbol maçı ilerlerken eşi de Gökhan"a hizmet etmeye devam ediyordu. Kuruyemişler bittikçe yenilerini dolduruyordu. Arada bir birlikte tezahürat ediyorlardı. Ama genelde Gökhan"ın tuttuğu takımın kaybetmesinden doğan şiddetli küfür ve hakaret dolu bağırışları duyuluyordu.
Altkomşularının pencerelerinden içeri gönderdiği içinde anlaşılması zor ama uzaktan bakıldığında erkek cinsel organını andıran resimlerin olduğu bir ayakkabının ardından maç da bitti. Gökhan"ın keyfi yerindeydi. Alnı ayakkabının çarpması yüzünden kanıyor olsa da takımı son anda atağa geçmiş ve basketleri sıralamıştı.
"Ne diyorum hayatım biliyor musun? Arkadaşım bana şu filmi verdi, izlememiz için de çok ısrar etti." diye öneride bulundu Sevgi.
"Bu eczanede çalışan arkadaşın değilse kabul ediyorum." dedi gülümseyerek Gökhan.
Film bir saat on dakika sürmüştü. Filmin konusu birbirleriyle sevişirken aynı anda yiyen deli iki çiftti. Polis eve giriyor ve onların vücut parçalarıyla dolu midelerini buluyordu sadece. Gökhan, midesini tutarak: "Sanırım o şarap bunun içindi." dedi film sona ererken.
"Hayır, aşkım. İlaç asıl şimdi işimize yarayacak." dedi ve Gökhan"ı ensesinden tuttuğu gibi yatak odasına sürükledi.
Yatağın kırılmaması bir mucizeydi, dahası altkomşuları bile durumu fark ettiğinden yeni bir ayakkabı hazırlamamıştı. Sert ama yer yer yumuşak tonlamada seyreden bir aşk macerasıydı bu, Gökhan ve Sevgi sanki ilk kez deneyimledikleri bir şeymişcesine anın tadını çıkartıyorlardı.
Pas yeşili şarap cidden etkisini göstermişti. Ter kokusu tüm odayı sarmış olsa da ikisi mutluluk hormonlarının tavan yapmasının sonucunu yüzlerinde şebek bir ifadeyle gösteriyorlardı. Gerisi ise gözler kapalı, tam gaz horlama dolu bir uykuydu.
Gökhan gerinerek uyandı. Kasları acıyordu artık, bir dahakine bu kadar zorlamaması gerektiğini kafasına yazdı. Sağ eliyle yaya yaya burnunu kaşırken sol eliyle eşinin saçını oynamak için harekete geçti ama boş yastıktı eline gelen tek şey. Bir hışımla kalktı yataktan, sanki hırsızlar gelmişti de sevgili eşini çalmışlardı.
Sevgi ama odadaydı ve Gökhan"ın uyanmasını bekliyordu. Elinde susturucu takılmış bir tabanca vardı ve onu eşine doğrultmuştu. Ağlıyordu, gözyaşlarını durduramıyordu ama yapması gereken de belliydi, çünkü emirler kesindi.
"Sen osun, sen o katilsin." dedi Gökhan kafasına dank ederek.
"Bunu tahmin etmen yakındı, bu yüzden seni o doktora yönlendirmiştim. Böylece hipnoz seansları işe yararsa o olayı unutabilirdin. Ama olmadı, her seferinde evlilik yıldönümümüzü bile unutan o şapşal beyninle hipnoz seansının ardından doktora eşim bana ilgisiz diye o olayı anlatmaya devam ettin." diye anlattı Sevgi, ağlamasını durduramayarak.
"Bu yüzden bana ilgisizdin, çünkü yeni işin buydu. İnsanları öldürüyordun. Peki neden?"
"Bir nedeni olmalı mı? Dedim sana, ben farklılık arayışı içindeydim, sonra da kiralık katil oluverdim. Sen ama hep bana karşı dürüsttün, benim kusursuz erkeğimdin. Uyuşturucu çalıp bu işten sıyrılabileceği sanan o serseriyi öldürdüğümü görmeseydin de böyle devam edebilirdi."
"Bunu yapma, her şeyi düzeltebiliriz." diye haykırdı Gökhan umutsuzca.
"Hayır, bunu yapmam gerekiyor yoksa beni öldürürler bu sefer ve ölmek istemiyorum. En azından seni sevdiğimi bil ve sana son kusursuz bir gece yaşatmaya çalıştım. Özür dilerim hayatım ama daha fazla konuşamam yoksa seni öldüremeyeceğim."
"Lütfen, du..."
Ama durmamıştı, Sevgi Gökhan"ı öldürdükten sonra evden çıktı ve bir daha da geri dönmedi.
"KUSURSUZ AşK"
Gökhan, severek evlenmişti. Altı yıllık evliliğin ardından da hala bunu kendinden emin bir şekilde dile getirebiliyordu. Ama eşi Sevgi ile arası ne zaman, niye ve nasıl bozulmuştu anlam veremiyordu. Sorun kimdeydi bilemiyordu. Eşini hala çok seviyordu ama eşinin ona karşı olan ilgisizliği Gökhan"ı boşanma yoluna doğru sürüklüyordu.
En sonunda Sevgi ile bu konuyu ciddi bir şekilde konuşmaya karar vermişti. Son bir yıla kadar her şey güzel gidiyordu, ne oldu da artık değişmişti öğrenmek hakkıydı Gökhan"a göre. Sevgi"ye göre sorun Gökhan"da değildi. Gökhan yapması gereken neyse yapıyordu, ama Sevgi kendisini artık içi boş bir teneke parçası gibi gördüğünü söylemişti kocasına. Hislerini kaybetmişti, hatta aşık olduğu zamanları bile hatırlamakta zorlanıyordu.
Bir hafta bir daha bu konuyu konuşmadılar. Sabah işe gittiler, akşam eve döndüler. Akşam yemeğinde birbirlerini görüyorlardı, yatak odalarını ayırmamışlardı. Ama Sevgi erkenden yatıyordu, Gökhan gece geç saatlere kadar televizyona bakıyordu boş boş. Eskiden olsa birbirlerine sarılarak uyurlardı, şimdi iki yabancı gibi olmuşlardı.
Ertesi günü Sevgi kahvaltıda tekrardan bu konuyu açtı: "Dikkatlice düşündüm de, sorun belki gerçekten de sendedir. Ne bileyim, değişmiyorsun işte. Hep aynısın. Biraz kadınlar farklılık görmek isterler."
Farklılık derken Gökhan eşinin ne demek istediğini anlamamıştı. Ama o da bulduğu bir çözümden bahsetmek istedi: "Aslında ben de bu konuyu düşündüm ve sorunun ne olduğunu anlamak için bir uzmandan yardım almaya karar verdim."
"Psikolog diyorsun yani, harika bir fikir. Belki de benim de gitmem gerekiyordur. Gerekirse birlikte gideriz, ama merak etme bu işi çözmenin bir yolunu bulacağız." diye karşılık verdi Sevgi zoraki bir gülümseme eşliğinde.
Sevgi akşama eve vardığında eşine bir arkadaşından iyi bir psikolog tanıdığı olduğunu öğrendiğini anlattı. Gökhan bu habere sevinerek: "Tanıdıksa daha iyi olur, o zaman ben yarın giderim." dedi.
Böylece Psikolog Hüsnü Karakaçan ile Gökhan böyle ilk kez karşılaştı. Hüsnü Bey biraz acayipti. Sorduğu soruları hiç düşünmeden soruyor gibiydi, ama Gökhan nedense Hüsnü Bey de bir doğallık bulmuştu ve onunla rahatça dertlerini anlatabiliyordu.
Bir ay boyunca görüştüler. Hüsnü Bey ikisini beraberce değil de ayrı ayrı alıyordu odasına. Gökhan zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyordu, hipnoz terapisinde hissediyordu kendisini. Genelde sohbetlerinin ana konusu Sevgi"nin kendisine karşı olan ilgisizliği oluyordu.
"Demek hala Sevgi size karşı ilgisiz davranmaya devam ediyor." dedi Hüsnü Bey. Gözlüğüyle oynayıp duruyordu ve bir yandan da boşta kalan eliyle önündeki kağıda bir şeyler kararıyordu. Başta Gökhan saf gibi rapor tutuyor hastasıyla ilgili diye düşünmüştü, ama sonra fark etti ki hayvanat bahçesini dolduracak cinsten hayvan çizimleriyle doluydu önündeki defterler.
"Evet, aynen doktor. Başıma günde bir sürü ilginç şey geliyor, onları heyecanla anlatmak istiyorum. Ama onun tek tepkisi hımlamak oluyor. Bunu hak edecek ne yaptın anlayamıyorum." diye dert yandı Gökhan. Dudakları kurumuştu ve konuşmaktan değildi bu, çünkü daha demin bir bardak su içmişti.
"şu başınıza gelen ilginç olaylara dönelim isterseniz, bakalım belki bana da size olduğu kadar ilginç gelecek mi bu olaylar? Belki de sorun budur, eşinize göre ilginç değil sıradan olaylar olarak yaklaşıyordur anlattıklarınıza." diye tahminde bulundu Hüsnü Bey.
"Yolda hapşıran bir köpek ya da kalçası kırık bir kadının durmayan otobüsün peşinden koşturmaya çalışması gibi olaylar değildi anlattıklarım, tamam arada onlar da olabiliyor ama görmeniz lazım, anlatınca pek ilginç gelmiyor köpeğin hapşırınca yere yapışan sümük parçaları." diye sızlandı Gökhan.
"O zaman neymiş bu ilginç olaylar?"
"Mesela mahallemizde geçen ay yağmurlu bir gündüz vaktiydi hatta, siyah paltolu birisinin genç, şu metalci gençler vardır ya hani işte onlardan birini susturucu takılmış tabancasıyla öldürmesine tanık olmuştum. Katil benim onu gördüğümü anlamamıştı, ben de ambulans çağırmıştım ama gencin yanına gitmeye korktuğumdan yolumu değiştirmiştim. Sonra olay yerine polisler filan gelmişti ve olayın tanığı olduğum için beni karakola ifade vermem için götürdüler. Bir günüm karakolda geçmişti, olayı bir mafya olayına bağladılar ama yine de kesin olarak neden o gencin öldürüldüğü aydınlatılamıştı ve katil de bulunamamıştı. Neyse ben de eve geldim ve doğal olarak bu gerilim dolu maceramı paylaşmak istedim ama eşim bana dönüp tuzu uzatabilir misin hayatım diye sordu."
"Belki kulaklık vardır kulağında, müzik dinliyordur."
"Nereden bildiniz? Evet, bir de müzik dinliyormuş. Yani ben yarım saat anlattım ona, insan merak eder bu adamın çenesi niye durmuyor diye bakayım ne anlatıyor ama o da yok, o sadece yemeğinin tuzunun derdinde."
Doktor pas yeşili rengindeki duvar saatini göstererek: "Çok ilginç bir anınızı daha öğrendiğime sevindim, Gökhan Bey. Ama zamanımız doldu. Bakınız pas rengimdeki duvar saatimde bunu onaylıyor." dedi.
"Ya sanki hipnoz altında gibiyim, konuştuklarımızın yarısından çoğunu hatırlamıyorum, hatırladıklarımın yarısından çoğunu da neden hatırladığımı hatırlamıyorum."
"Size bir öneri Gökhan Bey, en azından bu hafta fantastik filmlerden uzak durun." dedi doktor ve Gökhan"ı geçirdi.
Gökhan eve geldiğinde askılığa selam verdi ve on yıllık eskimemeye kararlı ceketini astı. Eşinin yine tuzu eksik kabak dolmalarını ne kadar da özlediğini acı bir şekilde fark etmişti, çünkü açtı ve ne olsa yiyebilirdi.
Mutfağa girdi ve mutfakta kimseyi bulamadı. O da yatak odasına geçti ve orada da kimseyi bulamadı. Korkarak dolapları açtı tek tek, yoksa terk mi etti diye. Işıkların tamamı kapalıydı, elektrik mi kesildi diye kontrol etti ama düğmeye bastığında ışık tekrar yandığına göre elektriklerin kesik olmadığına kanaat getirdi.
Yemek odasında bir ışık süzmesi fark ediliyordu daha çok uçan bir sineğin kanadından yansıması sayesinde görebildiği. Sineği elinin tersiyle ittikten sonra yemek odasına girdi ve onu gördü. O diye ismini bir süre hatırlayamadığı eşi Sevgi"ydi. Ã?ünkü en son ne zaman onu böyle şık bir elbiseyle gördüğünü hatırlayamıyordu bile.
Seksiliğinin doruklarında muhteşem siyah, dekoltesi fazla kaçmış bir elbiseyle karşıladı Sevgi kocasını. İki mum ışığı yüzünden bir süre Gökhan odaklanmak istediği iki diğer şeye odaklanamadı. Sevgi, eşinin yanağına bir öpücük kondurduktan sonra: "Sana en sevdiğin yemeklerden yaptım. Lahana çorbası, kereviz dolması ve hint ördeği kanadını belki beğenmezsin diye ekstradan sucuklu pizza da sipariş ettim." diye günün akşam yemeğini tarif etti.
Ã?orba fazla suluydu, dolmanın tuzu azdı, ördeğin de tüyleri alınmadığından damağa yapışıyordu hep et. Ama sucuklu pizza fena değildi. şapırdatmamaya özen göstererek yemeğini yedi Gökhan ve sonra eşiyle birlikte özen günlere sakladıkları pas yeşili rengindeki şarapdan içtiler.
"Bu şarap değil bence, bizi kazıklamış olmalılar zamanında hayatım. Pas yeşişi renginde şarap olduğuna emin misin?" dedi hafif sarhoş olmaya başlamış Gökhan.
"Zaten o pas yeşili değildi, kırmızı şaraptı. Ben eczanede çalışan bir arkadaşımdan aldığım özel bir ilacı attıktan sonra rengi pas yeşiline dönüştü." diye yanıt verdi Sevgi.
"Ben de neden bu kadar beni sıcak bastı diyordum."
Oturma odasına geçtiklerinde televizyonun açık, sehpanın üzerine çeşitli kuruyemiş ve çerezlerle süslenilmiş olduğunu gördü Gökhan. Pancarı andıran yüzüyle: "Bana sakın bu akşam yüzüncü tekrarı yayınlanan Aşk Yasak Olunca Ne de Güzeldir isimli diziyi izleyeceğini söyleme." diye kızarak söyledi.
"Bu akşam senin için ne kadar önemli biliyorum. Fenersaray ile Galatataş arasında oynanacak olan basketbol maçını izlemek istersin diye düşündüm ve ben de bunları hazırladım."
"Harikasın hayatım, bu pas yeşili rengindeki aslen kırmızı olması gereken şarabın üzerine çok iyi gelecek."
Basketbol maçı ilerlerken eşi de Gökhan"a hizmet etmeye devam ediyordu. Kuruyemişler bittikçe yenilerini dolduruyordu. Arada bir birlikte tezahürat ediyorlardı. Ama genelde Gökhan"ın tuttuğu takımın kaybetmesinden doğan şiddetli küfür ve hakaret dolu bağırışları duyuluyordu.
Altkomşularının pencerelerinden içeri gönderdiği içinde anlaşılması zor ama uzaktan bakıldığında erkek cinsel organını andıran resimlerin olduğu bir ayakkabının ardından maç da bitti. Gökhan"ın keyfi yerindeydi. Alnı ayakkabının çarpması yüzünden kanıyor olsa da takımı son anda atağa geçmiş ve basketleri sıralamıştı.
"Ne diyorum hayatım biliyor musun? Arkadaşım bana şu filmi verdi, izlememiz için de çok ısrar etti." diye öneride bulundu Sevgi.
"Bu eczanede çalışan arkadaşın değilse kabul ediyorum." dedi gülümseyerek Gökhan.
Film bir saat on dakika sürmüştü. Filmin konusu birbirleriyle sevişirken aynı anda yiyen deli iki çiftti. Polis eve giriyor ve onların vücut parçalarıyla dolu midelerini buluyordu sadece. Gökhan, midesini tutarak: "Sanırım o şarap bunun içindi." dedi film sona ererken.
"Hayır, aşkım. İlaç asıl şimdi işimize yarayacak." dedi ve Gökhan"ı ensesinden tuttuğu gibi yatak odasına sürükledi.
Yatağın kırılmaması bir mucizeydi, dahası altkomşuları bile durumu fark ettiğinden yeni bir ayakkabı hazırlamamıştı. Sert ama yer yer yumuşak tonlamada seyreden bir aşk macerasıydı bu, Gökhan ve Sevgi sanki ilk kez deneyimledikleri bir şeymişcesine anın tadını çıkartıyorlardı.
Pas yeşili şarap cidden etkisini göstermişti. Ter kokusu tüm odayı sarmış olsa da ikisi mutluluk hormonlarının tavan yapmasının sonucunu yüzlerinde şebek bir ifadeyle gösteriyorlardı. Gerisi ise gözler kapalı, tam gaz horlama dolu bir uykuydu.
Gökhan gerinerek uyandı. Kasları acıyordu artık, bir dahakine bu kadar zorlamaması gerektiğini kafasına yazdı. Sağ eliyle yaya yaya burnunu kaşırken sol eliyle eşinin saçını oynamak için harekete geçti ama boş yastıktı eline gelen tek şey. Bir hışımla kalktı yataktan, sanki hırsızlar gelmişti de sevgili eşini çalmışlardı.
Sevgi ama odadaydı ve Gökhan"ın uyanmasını bekliyordu. Elinde susturucu takılmış bir tabanca vardı ve onu eşine doğrultmuştu. Ağlıyordu, gözyaşlarını durduramıyordu ama yapması gereken de belliydi, çünkü emirler kesindi.
"Sen osun, sen o katilsin." dedi Gökhan kafasına dank ederek.
"Bunu tahmin etmen yakındı, bu yüzden seni o doktora yönlendirmiştim. Böylece hipnoz seansları işe yararsa o olayı unutabilirdin. Ama olmadı, her seferinde evlilik yıldönümümüzü bile unutan o şapşal beyninle hipnoz seansının ardından doktora eşim bana ilgisiz diye o olayı anlatmaya devam ettin." diye anlattı Sevgi, ağlamasını durduramayarak.
"Bu yüzden bana ilgisizdin, çünkü yeni işin buydu. İnsanları öldürüyordun. Peki neden?"
"Bir nedeni olmalı mı? Dedim sana, ben farklılık arayışı içindeydim, sonra da kiralık katil oluverdim. Sen ama hep bana karşı dürüsttün, benim kusursuz erkeğimdin. Uyuşturucu çalıp bu işten sıyrılabileceği sanan o serseriyi öldürdüğümü görmeseydin de böyle devam edebilirdi."
"Bunu yapma, her şeyi düzeltebiliriz." diye haykırdı Gökhan umutsuzca.
"Hayır, bunu yapmam gerekiyor yoksa beni öldürürler bu sefer ve ölmek istemiyorum. En azından seni sevdiğimi bil ve sana son kusursuz bir gece yaşatmaya çalıştım. Özür dilerim hayatım ama daha fazla konuşamam yoksa seni öldüremeyeceğim."
"Lütfen, du..."
Ama durmamıştı, Sevgi Gökhan"ı öldürdükten sonra evden çıktı ve bir daha da geri dönmedi.