Üç Avcılar 1. Kitap Son Kuşatma (Ön Okuma)
Posted: Thu Jun 10, 2010 5:15 am
Üç Avcılar 1. Kitap - SON KUşATMA -
Bazı şeyler asla affedilmez.....
Geçmiş kanla bulanmışsa eğer, cesetleri çürütemiyorsa artık toprak,
Bu vahşet kabul edilemez...
Ve Bu Vahşetin başlangıcını bilmeden, vahşete karşı bir kaç iyi adamın nasıl savaştıkları anlatılmazdı..
İşte o vahşetin başlangıcının ve o vahşet içinde üç avcıların tanışma hikayesi...
Dağılma sürecindeki bir krallığı, güneyde kadim iblislerin tehdidi içten içe vururken, bunu saklamaya çalışan gizli bir örgüt krallığı ele geçirme peşinde, zeki ama düşmanlarla sarılmış bir kral, Yerlerinden sürgün edilmiş, "Yaratık taburlarınca saldırıya uğrayan halk, ve onları avlamaya gelen kalleş ödül avcıları....
Ve bunların ortasına düşen avcılık sınavından kovulmuş genç bir adam Silvan Feındt....
Gerçekler bir yumruk gibi yüzüne çarparken artık hayalperest olmanın sırası değil,
Bir serserinin kahraman olma hikayesi...
Son kuşatmanın hikayesi...
Yazan: ...Mert şahin...
Not: Geçen yaz yazmaya başladığım bu yaz sonu bitirmeyi umduğum, yazdığım son romanın bir ön okuması değerli frpworld sakinlerinden yorumlar bekliyorum çünkü sizin yorumlarınız beni yönlendirecektir,
(Ã?n Okuma)
Geçmişin Getirdikleri;
20. Jursang 1011, 3. Ã?ağ
Güney Bozkırları, Eski Kebuda Bölgesi
Güney bozkırlarında gece çok güzeldi, ışığın pek bulunmadığı bu uzun fersahlarda yıldızlar çok net görünüyordu, mavi el takımyıldızı batı tarafında parıldamaktaydı. Jertiar, yeni doğmuştu ve yarısı görünüyordu. Rengi mavi mavi parlamaktaydı. Genç bir avcı olan Silvan, hep bu uçsuz bucaksız geceye baktıkça, kendini bu büyük evrende minik bir toz zerresi gibi hissederdi. Hafif meltem esiyordu kuzeyden ve sıcak yaz havasını biraz olsun serinletiyor gibiydi.
Silvan, yandaki ufak çantayı aldı. İçinden Sendar çiftlik ürünü olan, uzun dip tütünden ve onun özel kağıdından biraz aldı. March kızacaktı elbet ama olsun bu gece nöbet onundu ve siyah, ıssız gecede tütün çekmenin zevkini tatmadan nöbeti Braiyn"a vermeyecekti. Acele etmeden tütününü sardı o güzel kokan kağıda. Sardığı tütün şekline Sendar"da "barikedo" denirdi. Barikedoyu koklayarak o enfes tütünün kokusunu içine çekti. Myrcid aşkına! Bu koku çok güzeldi. Yaslandığı kayaya iyice yerleşerek, parmaklarını hızla hareket ettirerek bir şeyler mırıldandı.
Parmaklarının ucu birden alev aldı. Silvan irkildi, bu alevlerin aniden ellerinde belirmesine hala alışamamıştı. March hep bunu daha düzgün yapardı, birden başparmağında belirirdi ufak bir alev. Barikedosunu yaktı, ilk nefesi içine çekerek dumanını yıldızlarla dolu gökyüzüne üfledi. Bu tütünü seviyordu, çünkü ona doğduğu şehri memleketini hatırlatıyordu. Memleketinin kokusunu, tadını" Sendarlıydı o, demire ve nehre aşık, öyle büyümüştü. şimdi barbarların nerdeyse terk ettiği bu güney bozkırlarındaydı. Sessiz, tozlu ve sıcak, ölülerin çürümeye sürekli yüz tuttuğu geniş bozkır.
Barikedosunu yavaşça içerken, elli beş yıl önce şimdi burada çürüyen ölülerin ilk düştüğü zamanlar buradan geçtiğini hatırladı. şimdi arkada horuldayan iki adamla geçmişti buradan. Burada dayanan büyük barbar kabilelerini nerdeyse söküp atan iblislerin yönettiği yaratık taburlarının arasından açlıkla mücadele ederek geçmişlerdi. O zamanlar avcılık sınavına iki kez girmiş fakat başarısız olmuş genç bir serseriydi. Elli beş yıl Yüce Myrcid"in büyü gücü kanlarında dolaşan Sendarlılar için çok çok kısa bir süre olmasına rağmen Ravon"dan kaçış onu çok etkilemişti. Ölümün gerçek yüzünü, kötülüğün boyutlarının ne kadar ileriye gittiğini öğrenmişti.
O günden sonra, yemin etmişti, Güneyde oluşan ve bütün Justisar"ı tehdit eden bu kötülüğe gücünün son damlasına kadar savaşacağına, aslında yemini sadece güneydeki değil Justisardaki bütün kötülükleri bütün karanlıkları yok etmek için elinden geleni yapacaktı. Bunun için yemin etmişti ve tutacaktı da, ta ki ölene dek.
Bu düşüncelere dalmışken sağ tarafından bir çıtırtı duydu. Sanki biri bir kemiğe basmıştı. Kaskatı kesilerek vücudunun hiçbir yanını hareket ettirmedi., sadece biraz gözleri kısıldı. Normal bir panikle ayağa kalkmak düşmana avantaj sağlamak olurdu. O sırada avcılığın öğretilerinden biri aklına geldi: "Düşmanının en zayıf anı kendini avantajlı hissettiği andır." Bir süre olan duraksamadan sonra çok hafif, dikkatli kulaklar dışındakilerin duyamayacağı bir çıtırtı daha duydu.
Ya adam " ki adamsa- bir profesyonel katildi, ya da hızlı dikkatli saklanmayı iyi beceren ufak ırk. Bu bir goblin veya bir buçukluk olabilirdi veya bir gnom. Ah lanetli kan! İhtimalleri bırakıp harekete geçmeliydi. Umursamaz bir tavırla March"ın çantasını yerine koyar gibi yaparak düşmanına bakmaya çalıştı biraz ilerde bir gölge görür gibi oldu. Ama gölge göründüğü hızla kayboldu. Silvan, barikedo"nun sonun içerken rahat davranmaya çalıştı. Bir çıtırtı daha duyduğunda, bu çok yakındı hemen sağından geliyor gibiydi. Ağzında kalan son parça barikedoyu da tükürdükten sonra, elini yanındaki duvara dayamış olduğu kılıcını kaptı.
Tam o anda bir kılıcın, sesini işitti, Başını tam zamanında eğerek kılıcın kafasını parçalamasını engelledi, kılıç kayadan sekti. Silvan yerde yuvarlanarak ayağa kalktı, o anda kılıcını çekmişti.
Karşısındaki adam " ki adamsa karanlıktan pek belli olmuyordu. Uzun kıvrımlı kılıcını Silvan"a doğru uzattı.
"Sen kimsen düşmanın uşağısın." Sesi kalındı ve kendine güvenli bir şekilde çıkıyordu. Sol ayağını geriye attı, kılıcı sol kolunun biraz üzerinde öndeydi.
Silvan"ın gözleri şokla açıldı bu daha önce sadece kitaplarda gördüğü bir " Kılıç Ustası" tekniğiydi. Tek darbede ölüm "astoniakta", Bu hızlı saldırı direkt kalbi deşer. Düşman daha yere düşmeden ölürdü.
Jartiarın ışığı adamın yüzüne vurdu. Adamın yüzü; nefret, acı, ıstırap doluydu. Yüzünün sol yanı üç tane paralel yara iziyle kapanmıştı sadece sol gözü parlamaktaydı. Garip bir şapkası vardı tepesinde garip üç tane tüy bulunan nerdeyse paramparça olan bir şapka. Adam, Silvan şaşkın şaşkın bakarken şeytanca gülümsedi.
"Artık ölüsün !"
Geriye attığı sol ayağından destek alarak, fırtına gibi bir hızla Silvan"a saldırdı. Silvan"ın refleksleri iyiydi, fakat yinede yeterli değildi. Silvan can havliyle kılıcını savurup, adamın kılıcının altına girerek kalbine giden kılıcın yönünü değiştirmişti. Fakat kılıç sert bir şekilde Silvan"ın sol omzunu delip geçmişti.
Acı akkor halinde yükseldi, omzundan boyuna doğru. Adam, kılıcını hızla çıkardığında, istemsizce dizlerinin üzerine çöktü Silvan, kılıcını yere saplamıştı. Adam ona tepeden bakıyordu. Kılıcını son vuruşu yapmak için havaya kaldırdığında, Silvan"ın gücü kalmamıştı. Vücudunu kımıldatamıyordu, hiçbir kası oynamıyor gibiydi.
"Tek darbede ölmedin, düşman." dedi adam, karanlığın içinde gri gözleri delilikle parlıyor gibiydi. "Bu bile senin gibi biri için başarı sayılır. şimdi öl-"
Sözleri kafasının sağına gelen bir darbeyle kesildi. Darbe o kadar sertti ki vuruş anında kalın sopa paramparça olmuştu. şapkalı adamın gri gözleri beyaza doğru döndü anında olduğu yere devrildi.
"Seni orospu çocuğu." dedi yerde yatana vurmuş olan adam, elindeki sopanın kırılmış sapına bakarak. "Kafan epey sertmiş."
Onu kurtaran iri yarı beyaz saçlı adama bakan Silvan, "Onu öldürme Braiyn." diyebildi zorlukla. "O bir Kılıç Ustası."
"Gerçekten öyle." dedi Braiyn, elindeki sopa parçasına son bir kez baktıktan sonra bir kenara attı. Hızlı bir iki adımla Silvan"ın yanına gelip yarasına baktı. "Seni bu hale tek
darbede soktuysa, işini iyi bilen biri demek ki Kılıç Ustası olsa da olmasa da."
"Sargı bezi getirip kanı durdur sen." dedi Silvan zor bela "Kayanın yanında mavi çantamda olacaktı."
Braiyn bir şey demeyerek başını salladı, hızla kayaya doğru çantayı alıp getirdi, içinden bir miktar sargı bezi çıkardı. Kaşlarını çatarak bir miktar aldıktan sonra, düşündü March"ın tütün kesesinden bir avuç olarak yaraya bastırdı.
Silvan kanın kaybının verdiği uyuşukluktan bu yakıcı acıyla kurtuldu tam ulumak üzereyken Braiyn, Silvan"ın ağzına bir kumaş parçası tıktı.
"Büyük ihtimalle March beni öldürecek ama eskiden denizlerde yaraya bundan başka bir şey etki etmez derlerdi." dedi Braiyn, sargıyı sarmaya başlamıştı bir yandan da gülümsüyordu.
Acıyla dağlanan Silvan tüm kiniyle ağzındaki kumaşı ısırıyor, bütün eski korsan tedavilerine lanet okuyordu. Omzu alev almış gibiydi sanki akkor halinde acıyı hissediyordu. Gözlerinde kırmızı ışıklar dans ediyordu sanırım bu kötü alametti.
"Sanırım acı hissediyorsun." dedi Braiyn sarma işini bitirdikten sonra Silvan"ın ağzındaki kumaşı aldı. "Normaldir, omzundaki bir iki kemiğin kırılmıştır da sanırım üç hafta bekledikten sonra yaran iyileşir. Neyse ben şimdi şu bok çuvalını bağlıyayım diğerini de uyandırayım. Dinlen biraz."
"Yapma ya, acı hissediyormuşum, kaçık korsan bozuntusu." dedi Silvan nefes vererek hareket etmeye çalıştı ama sol tarafındaki acı onu felç ederek yere yapıştırdı. Alnından boncuk boncuk ter süzülüyordu. şansına küfretti yapacakları görevde yine şansızlığa düşmüştü Umutsuz bir halde göz ucuyla Braiyn"a baktı.
Beyaz saçları Jartiarın ışığında iyice belirginleşmiş olan iri yarı adam, ona saldıranı sert bir şekilde bağlıyor. Kalın düğümler atıyordu, bu düğümler Braiyn"ın tabiri ile gemici düğümleriydi tabi. Braiyn adamı iyice bağladıktan sonra kayaya yasladı ardından yüz üstü üç kat pelerine yatmış olan March"a doğru ilerledi.
Braiyn, March"a doğru ilerlerken gözlerindeki parıltıyı gören Silvan derin bir of çekti " tabi bu yarasının deli gibi acımasına sebep oldu. O sırada Silvan"ın tam beklediği gibi tekme sesi ve küfürler duyuldu.
"Kalk seni bok torbası etrafında dünya patlasa uyanmayacaksın." dedi Braiyn bir tekme daha savurmuştu.
March, Brian"a okkalı küfürler savurarak yavaşça ayağa kalktı. Uzun sarı saçlarını gözlerinin önünden çekerek gözlerini ovuşturuyordu ki Silvan"ın yaralı halini görünce "Lanet Olsun." Diye fısıldayarak arkadaşının yanına iki adımda koştu. Onu doğrultarak Silvan"ın sırtını ufak bir kayaya yasladı.
"Sağ ol March." dedi Silvan rahatlamış bir halde. Bu halde kendini çok daha iyi hissediyordu.
" İyi misin? Bu ağır yarayı kim açtı sana ?" dedi March, mavi gözleri şokla açılmıştı
"Arkandaki şu bok çuvalı." diye cevapladı onun yerine Braiyn elini baygın Kılıç Ustası"nın omzuna vurarak.
"Eeee niye gebertmiyoruz şu bok çuvalını o zaman." dedi March hararetle harekete geçerek, ince kılıcının nerdeyse yarısını çıkarmıştı bile "Hadi bitirelim şu işi."
"Dur aptal." dedi Silvan "O bir Kılıç Ustası bana vuruş tekniğinden anladım."
"Hah nerden biliyorsun, " diye güldü Braiyn " Kıçı kırık yeni yetme avcısın daha."
"Hangi teknikti ?" dedi March, Braiyn"ın aksine ilgilenmişti. " Akdura mıydı yoksa ?" dedi hızla dönerek kafa kesme tekniğini söyleyerek. March en azından kesin ölümlü bir teknik söyleyecek kadar yaklaşmıştı.
"Hayır astoniakta."
"Hö, siz bunları nereden biliyorsunuz lan ?" dedi Braiyn şaşkınlıkla
" Bu herif baya iyi keza sende öyle o tekniği savuşturanı hiç duymamıştım" dedi March ardından Braiyn"a dönerek. "Avcılık Sınavında sorulmuştu aptal Sınavı hiç mi hatırlamıyorsun ?"
"Teknik soruları mı ?" diye düşündü Braiyn "Heh, sanırım onları boş bırakmıştım, ben bir tek yatay yüzgeç tekniğine inanırım zaten."
"O bir teknik değil ki." dedi Silvan, "Hiç öyle bir şey duymamıştım."
"Aptal olan sizsiniz." dedi Braiyn kendinden emin bir tavırla. "Bu bir numaralı korsan tekniğidir, sağlam vurdun mu adamı iki parçaya bölebilirsin bile."
" Biz avcı veya kılıç ustası tekniklerinden konuşuyoruz Braiyn." dedi Silvan lanet olası herif bazen çok aptal olabiliyordu.
"Yemin ediyorum hödüksün biliyor musun? Hani seni şuraya dikseler, kalas sanıp geçerler. O derece yani." dedi March,
" Kendine bak aptal seni bir gün şurada unutup gitsek." dedi Brian sonra gülümsedi "Cidden bir gün bunu yapmalıyım." dedikten sonra devam etti. "Saçlarınla beraber burada bitkisel bir bozkır ortamına uyum saylarsın yüz yıl sonra geliriz aynı durumdasındır çünkü sen ben olmasam dünyada uyanmazsın. Bir de kıymet bilmezsin saman kazığı seni."
"Temel ihtiyaçlar dünyadaki her şeydir." dedi March bilge bir tavırla, O dağınık sarı saçı saçlarıyla ve parlayan bakışlarıyla bilgeden başka her şeye benziyordu aslında. " O dört kutsal şey Uyumak, yemek, giyinmek ve cinselliğe saygı duyacak, onlara inanacaksın. Bunu anlamayan bir aptalla pardon kalasla konuşmaya bile deymeyeceğini düşünüyorum."
" Kesin sesinizi." diye bir kalın derinden gelen bir ses duyuldu, bu bağladıkları adamdı gri gözleri parlıyor alnının sağ tarafından kan süzülüyordu. "Arkadan saldıran kalleş düşmanlar."
"Kim arkadan saldırıyormuş piç." dedi Brian, adamın suratına sağlam bir dirsek attı. Adamın kafası biraz geriye düştü sonra öne doğru eğildi, yere kan tükürüyordu. Başına kaldırdıktan sonra gri gözlerinde kinle Silvan"a baktı.
"Biz dostuz, Sendar"dan gelen avcılarız." dedi Silvan adamın bakışlarına cevaben. "Avcının Ki-il " ini taşıyoruz, bize inan Kılıç Ustası."
"Avcılar ne zaman arkadan saldırır, gereksiz konuşur oldu." dedi adam, sözlerine rağmen gözlerinden şaşkınlık okunuyordu. "Adınızı ve baba adınızı verinde size tam olarak inanayım üç avcılar eğer öyleyseniz tabi."
" Benim adım Silvan, Serdan oğlu Zioenel"in torunu." Dedi Silvan yeşil gözlerinde bir parıltıyla, dedesini dönemindeki çoğu kılıç ustası bilirdi.
March, gri gömleğinin cebinden daha önce hazırlanmış, bir tane barikedo çıkardı. Parmağının bir şaklatmasıyla barikedosunu yaktı. Dudaklarının arasına yerleştirdi ve bir iç çekti barikedodan. Duman ince ince siyah geceye dağılırken, saçlarının arasından görünen buz mavisi gözleri kılıç usta sına kilitlendi
"Adım March, Babamın adı altın saçlı Simon idi. Son Ravon Kralı," dedi, bakışları bir süre mavi el takımyıldızında gezindikten sonra tekrar adama baktı, elleri cebindeydi. Yok, olmuş bir Krallığın prensinden çok, bir serseriyi andırıyordu. "Bunu bilen dördüncü kişisin. Dediklerime ister inan ister inanma ama dikkatli ol Kılıç Ustası bu sır öğrenilirse sen bile çok yaşamazsın."
"Bense Braiyn, korsandım. Babam Sendarlıymış, adı Briayd imiş." Braiyn, geniş kemerinden bir bıçak, çıkarıp adamın iplerini keserken. "Hiç tanımadım şerefsizi. Beni tekrar Sendarlı yapan babam karşıdadır. Onu bir daha yaralarsan gırtlağını parçalarım."
Silvan gülümsedi, Briayn"dan nerdeyse yüz küsur yaş büyüktü bu onu sendar ölçütlerinde babası değil en fazla abisi sayılırdı. Braiyn onu hep kurtarıcı olarak görmüştü. O ise bir kurtarıcı değildi, başarısızdı. Nerdeyse üç bin kişinin ölmesine izin vermişti. Ondan da acısı korumaya yemin ettiği birinin ölmesine engel olamamıştı.
Adam onlara baktı, gülümsedi. Gülümseyince yüzündeki acı çizgileri azaldı. Kılıç Ustası daha da gençleşmişti sanki onu saran iplerden sağ eliyle kurtuldu. Ayağa kalktı March kadar uzundu Braiyn kadarda iri üzerinde omzuna astığı parça parça olmuş ceketini omzunun üzerinden yere attı. Sağ eliyle sol kolundaki kanlı bandajları çıkarırken sol kolunu Braiyn"a uzattı. Bandajlar çıktığında gördükleri kolun hali korkunçtu, sanki kol dirseğin dört santim altından kopmuş sanki zor bela dikilmiş gibiydi. Kol deriyle tekrar uyum sağlayamayınca çürümüştü, Silvan ne kadar büyük bir acı diye düşündü.
"Korsan, daha önce bu tip işleri yapmışsındır." dedi Adam gözlerini Braiyn"a dikerek. "Kes şunu."
"Saçmalama" dedi March ağzı şaşkınlıkla açılmış barikedosu düşürmüştü. "Yapma şunu Braiyn. Yapacaksa kendi yapsın."
"KES şUNU DEDİM !" diye bağırdı Kılıç Ustası, Braiyn"ın duraksadığını görünce ona doğru baktı gri gözleri dolu doluydu. " Bunu kendim yapamam. Anlıyor musun? Ona ben dokunamam o benim emeğim. şimdi kes şunu, lütfen."
"Dediğini yap Braiyn" dedi Silvan araya girerek, ne olduğunu bilmiyordu ama bir Kılıç Ustası nın gözlerinde buğu görünüyorsa bu ciddi demekti. "Hızlı ve doğru ol."
Braiyn hızlı bir şekilde büyük korsan palasını çekti. Temiz bir şekilde darbeyi indirdi, çürümüş kol hafif bir pat sesiyle yere düştü. Ardından kılıç ustası diz çökerek kolu yerden aldı. Deri yeleğinin iç cebine koydu. Kolunun kalan kısmını kanı durdurması için gömleğiyle bağladı. Kurşuni bakışları donuktu sonra o bakışlar Silvan"a kaydı.
"Sana borçluyum." dedi ayağa kalkarak sonra March ile Braiyn"a baktı. " Ve size de. Adımı söyleme sırası bende, uzun süredir böyle dayanışma içinde olan bir avcı grubu görmemiştim. Sizin hikâyenizi duydum ama benim duyduğum daha farklıydı. Benim adıma gelince" Ben Mardukan, İstendel oğlu çift kılıç Mardukan."
Üçünün de ağzı şokla açıldı. Ã?ift Kılıç Mardukan, iki tane kılıçla büyüyü yönlendirebilen bilinen ikinci kılıç ustası olan bu adam çok ünlüydü. Kılıçlarının adı bile Sendar"da bilinirdi çoğu denizci, yolcu adını duymuştu. Kendisi efsanelere göre iblis öldürebilmiş nadir kişilerden biriydi. Ama şimdi onlar nerdeyse bir asırdır çift eliyle ünlenen bu adamın sol elini kesmişlerdi.
Ancak şimdi anlayabildi Silvan, adamın gözündeki buğulu gözyaşını. Tabiî ki kendi kesemezdi elini o, kendi değeriydi düşmanlarının korkusu dostlarının güvencesiydi o el. Bir zamanların çift elli kahramanı artık düşmüştü, gücünün çoğu artık gitmişti pat diye yere düşen bir taş gibi önemsizce kaybolmuş gitmişti her şeyi elinden. Bir kahramanın böyle düşüşü, adam Mycid"e lanetler yağdırıyor olmalıydı.
" Ben- biz ne yaptık ?" diyebildi Braiyn.
"Bir suçunuz yok." dedi Mardukan daha demin yere attığı kırmızı eski ceketini omuzlarının üstüne atarak. "Size borçlandım, bu yüzden yanınızda kalıp sizi eğiteceğim bildiğimi her şeyi size anlatacağım. Eğer bu dostluğunuz hep sağlam kalır ve iyi çalışırsanız ününüz beni de geçer."
"Neden bunu yapmak istiyorsun ki. ?" diye sordu Silvan
"Ã?ünkü artık kendimin zamanının geçtiğini düşünüyorum." dedi kopmuş olan koluna doğru baktı. "Artık çift el değilim. Sizin gibi iyi gençlerin benim yolumu alıp karanlığa karşı savaşmasından başka bir isteğim kalmadı. Birde siz bu işe yaramaz adamı istemiyor da olabilirsiniz tabi. Eğer öyleyse anlarım."
"Saçma sapan konuşuyorsun," dedi Braiyn. "Güneyde ne bok yediysen kafan sulanmış, senin gibi korsan adetlerini bilen bir adamdan ders almaktan onur duyarız biz."
"Merak etme." dedi Silvan, "Biz bu dava için çoktan yemin ettik önümüzde ardımızda kanlı cesetlerin yattığını biliyoruz çünkü gördük. Senin sayende dünyaya pislik yayan kötüleri durdurmak varken bunu niye reddedelim biz aptal mıyız ?"
"Aynen." dedi March gülümseyerek. "Bizim zekâ seviyemizi yanındaki Korsan bozuntusu düşürse de hiç de aptal sayılmayız."
"Siz gerçekten eğlenceli tiplersiniz." dedi Mardukan o da gülümsemişti. "Kampınızı bastığım seni yaraladığım için özür dilerim Silvan. Düşman güneyden beri bana çok tuzak kurdu sizinde öyle olduğunuzu sandım."
" Önemli değil." dedi Silvan özrü kabul ederek. "Senin durumundaki herkes öyle yapardı. Takma kafana, iyileşirim."
" Kolun, o nasıl oldu peki ?" dedi March o sırada cebinden bir barikedo daha çıkarmış dudaklarına yerleştirmişti.
" Arcturus. " dedi Mardukan, İblis kumandanının adını söylemişti, yüzünde bir nefret ifadesiyle. "Onunla savaştım, yenildim zor bela kaçtım."
"İblisle mi savaştın !" dedi Braiyn şokla bağırarak " Hiç öldürdün mü daha önce iblis? Efsanelerde elli tane öldürdüğün söylenirdi."
"Sadece on iki tane." dedi Mardukan düşünceyle iç ceplerinden birinden uzun piposunu çıkarıp içini doldurmaya başladı. "Gerçekler, efsanelerin beşte biri kadardır bunu unutma korsan efendi."
"şimdi, Silvan"ın ne kadar daha böyle durması gerekecek ?" diye sordu March barikedosunu parmağıyla yakarken, Silvan"ın kanlı omzuna doğru bakarak."
"Lanetli kan !" diye küfretti Braiyn, Silvan"ın yanına koşarak. "Kendini çok yordun aptal! Bandajlarını değiştirmedik kandan sırılsıklam olmuşlar."
Silvan şimdi anlıyordu yavaş yavaş yorulduğunu. Sol omzu acıyla yanıyordu ve kurumuş kanla katılaşmış gibiydi. Kanlı bandajını hızla değiştiren Braiyn"a baktı. Yarayı tamamen açtıktan sonra, arkasında iri bir gölge belirdi.
"şu hale bak korsan, onu öldürmeye mi çalışıyorsun ?" dedi Mardukan, parmağıyla yarayı gösterdi ardından Braiyn"ı itip diz çöktü. "Yarayı temizlemeden tütün basmışsın. Bana su getirin çabuk !"
March şaşkınlıkla tütün basılan yaraya bakarken, Brian matarasını Kılıç Ustasına uzattı. Mardukan, ufak bir el bıçağı çekerek yaranın etrafındaki tuniği parçaladı. Ardından matarayı yaraya doğru yavaşça dökerek yarayı yıkadı. Su acıtıyordu acıttığı kadar da rahatlatıyordu da en azından kurumuş kanın sertliğinden kurtulmuştu.
Silvan bir saat önce omzunu yaralayan şimdi ise onlara ders vereceğini söyleyen bu adama bakıyordu. Mardukan, efsanevi çift el, şimdi onu tek eliyle iyileştiriyordu. Yıpranmış şapkasının altından inen saçları arasında parlayan gözleriyle yaraya bakıyordu. Pipoyu sertçe ısırmış, dişlerini sıkmıştı. Beklide yaptıklarından pişman duyuyordu ya da elinin yokluğuna lanet okuyordu. Silvan bu garip, delilikten sıyrılmış, gücünün çoğunu kaybetse de hala sert olan adamdan hoşlanmıştı. Dostlarının da onla aynı kararda olduğunu biliyordu. Braiyn"ın gözlerinin parlamasını, March"ın sırıtışını görmüştü.
şimdi ise omzunu yıkarken Brian"a su döktürüyor yarayı iyice temizliyordu. Temizleme işi bittikten sonra cebinden ufak bir şişe çıkardı. Braiyn"a sargıları getirmesini işaret etti. "Bu acıtacak genç avcı." dedi Silvan"a ardından şişeden bir yudum içtikten sonra biraz yara döktü.
Akkor halindeki bir acı omzundan yükseldi tam haykırmak için nefesini almıştı ki Mardukan kolu ile onun ağzını kapattı ardından Braiyn"a döndü. "Bütün vadiyi uyandırmadan çabuk yarasını sar şunun."
Braiyn hızla ama iyi bir şekilde sardıktan sonra Mardukan onu bıraktı. Ancak o zaman Silvan derin bir nefes alabildi. Yaşlı Kılıç Ustası, yorgun bir tavırla oturdu, Braiyn da onu izledi. March ise ağzındaki barikedosunu çalılara doğru tükürüp etrafa baktıktan sonra yaklaşıp oturdu. Dört kişi bir ufak kayaların arasında küçük izci grupları gibi çember halinde oturdular, bir tek ateşleri eksikti. O da bu düşman topraklarında çok riskliydi hele yaralınız varsa.
"Sizi eğiteceksem sizi tanımalıyım, zaaflarınızı, güçlü yönlerinizi bilmeliyim ?" diye söze başladı Mardukan sonra gülümsedi. Lanet, bu adam gülünce çok farklı biri oluyordu. " İşin aslı sizi tanımak bu güçlü dost nasıl elde ettiğinizi öğrenmek istiyorum. Böylece sizin dostunuz olabilirim belki."
"Hıh, bizim dostumuzsun zaten." dedi March bir barikedo daha yakarken. "Bundan şüphe duyma sakın."
" Ne duymak istiyorsun yaşlı adam ?" diye güldü Braiyn
"Saçlarım seninki kadar beyazlamadı daha korsan." dedi Kılıç Ustası ters ters, Ardından elini tıraşsız çenesinde gezdirip karşısındaki üç tane avcıya dik dik baktı. . "Duymak istediğim şu hem şu gecenin geçmesi için hem de tanımak ya da merak ne derseniz deyin. Nasıl tanıştığınızın hikâyesini merak ediyorum ?"
"O uzun bir hikâyedir." dedi Silvan biraz doğrulmaya çabalayarak. "Anlatımı bir geceye sığmayabilir."
"Olsun." dedi Mardukan piposunu zevkle tüttürürken. "Senin omzun iyileşene kadar zamandan bol bir şeyimiz yok."
"Anlatalım Silvan." dedi March gözleri uzağa dikilmişti, oldukça ciddiydi. "Bu hikayeyi uzun zamandır anlatmak, içimi dökmek istemiştim. Bu kişinin de ustam olacak adam olması bence gayet uygun."
"Bence de." diye onayladı Braiyn.
"Haklısınız." dedi Silvan " Bu hikayenin tamamını bizden başka kimse bilmiyor, bir kısmını bilenler ise çoğunu çarpıttı. Bilinenin aksine büyük bir kahramanlık hikayesi değildir bu, hikayeye başlamadan önce, bu konuyla ilgili bildiklerini unut, Bu hikaye bizim tanışmamızdan çok bir vahşetin, unutulmuşluğun, Kötülüğün ne boyutlara varabileceğinin, sonsuz yeminimizin hikayesidir. Bu kötülüğün vahşetini son kez göstereceği, bizi son kez kuşatacağı hikayedir" İşte bu son kuşatmanın hikayesidir""
Bazı şeyler asla affedilmez.....
Geçmiş kanla bulanmışsa eğer, cesetleri çürütemiyorsa artık toprak,
Bu vahşet kabul edilemez...
Ve Bu Vahşetin başlangıcını bilmeden, vahşete karşı bir kaç iyi adamın nasıl savaştıkları anlatılmazdı..
İşte o vahşetin başlangıcının ve o vahşet içinde üç avcıların tanışma hikayesi...
Dağılma sürecindeki bir krallığı, güneyde kadim iblislerin tehdidi içten içe vururken, bunu saklamaya çalışan gizli bir örgüt krallığı ele geçirme peşinde, zeki ama düşmanlarla sarılmış bir kral, Yerlerinden sürgün edilmiş, "Yaratık taburlarınca saldırıya uğrayan halk, ve onları avlamaya gelen kalleş ödül avcıları....
Ve bunların ortasına düşen avcılık sınavından kovulmuş genç bir adam Silvan Feındt....
Gerçekler bir yumruk gibi yüzüne çarparken artık hayalperest olmanın sırası değil,
Bir serserinin kahraman olma hikayesi...
Son kuşatmanın hikayesi...
Yazan: ...Mert şahin...
Not: Geçen yaz yazmaya başladığım bu yaz sonu bitirmeyi umduğum, yazdığım son romanın bir ön okuması değerli frpworld sakinlerinden yorumlar bekliyorum çünkü sizin yorumlarınız beni yönlendirecektir,
(Ã?n Okuma)
Geçmişin Getirdikleri;
20. Jursang 1011, 3. Ã?ağ
Güney Bozkırları, Eski Kebuda Bölgesi
Güney bozkırlarında gece çok güzeldi, ışığın pek bulunmadığı bu uzun fersahlarda yıldızlar çok net görünüyordu, mavi el takımyıldızı batı tarafında parıldamaktaydı. Jertiar, yeni doğmuştu ve yarısı görünüyordu. Rengi mavi mavi parlamaktaydı. Genç bir avcı olan Silvan, hep bu uçsuz bucaksız geceye baktıkça, kendini bu büyük evrende minik bir toz zerresi gibi hissederdi. Hafif meltem esiyordu kuzeyden ve sıcak yaz havasını biraz olsun serinletiyor gibiydi.
Silvan, yandaki ufak çantayı aldı. İçinden Sendar çiftlik ürünü olan, uzun dip tütünden ve onun özel kağıdından biraz aldı. March kızacaktı elbet ama olsun bu gece nöbet onundu ve siyah, ıssız gecede tütün çekmenin zevkini tatmadan nöbeti Braiyn"a vermeyecekti. Acele etmeden tütününü sardı o güzel kokan kağıda. Sardığı tütün şekline Sendar"da "barikedo" denirdi. Barikedoyu koklayarak o enfes tütünün kokusunu içine çekti. Myrcid aşkına! Bu koku çok güzeldi. Yaslandığı kayaya iyice yerleşerek, parmaklarını hızla hareket ettirerek bir şeyler mırıldandı.
Parmaklarının ucu birden alev aldı. Silvan irkildi, bu alevlerin aniden ellerinde belirmesine hala alışamamıştı. March hep bunu daha düzgün yapardı, birden başparmağında belirirdi ufak bir alev. Barikedosunu yaktı, ilk nefesi içine çekerek dumanını yıldızlarla dolu gökyüzüne üfledi. Bu tütünü seviyordu, çünkü ona doğduğu şehri memleketini hatırlatıyordu. Memleketinin kokusunu, tadını" Sendarlıydı o, demire ve nehre aşık, öyle büyümüştü. şimdi barbarların nerdeyse terk ettiği bu güney bozkırlarındaydı. Sessiz, tozlu ve sıcak, ölülerin çürümeye sürekli yüz tuttuğu geniş bozkır.
Barikedosunu yavaşça içerken, elli beş yıl önce şimdi burada çürüyen ölülerin ilk düştüğü zamanlar buradan geçtiğini hatırladı. şimdi arkada horuldayan iki adamla geçmişti buradan. Burada dayanan büyük barbar kabilelerini nerdeyse söküp atan iblislerin yönettiği yaratık taburlarının arasından açlıkla mücadele ederek geçmişlerdi. O zamanlar avcılık sınavına iki kez girmiş fakat başarısız olmuş genç bir serseriydi. Elli beş yıl Yüce Myrcid"in büyü gücü kanlarında dolaşan Sendarlılar için çok çok kısa bir süre olmasına rağmen Ravon"dan kaçış onu çok etkilemişti. Ölümün gerçek yüzünü, kötülüğün boyutlarının ne kadar ileriye gittiğini öğrenmişti.
O günden sonra, yemin etmişti, Güneyde oluşan ve bütün Justisar"ı tehdit eden bu kötülüğe gücünün son damlasına kadar savaşacağına, aslında yemini sadece güneydeki değil Justisardaki bütün kötülükleri bütün karanlıkları yok etmek için elinden geleni yapacaktı. Bunun için yemin etmişti ve tutacaktı da, ta ki ölene dek.
Bu düşüncelere dalmışken sağ tarafından bir çıtırtı duydu. Sanki biri bir kemiğe basmıştı. Kaskatı kesilerek vücudunun hiçbir yanını hareket ettirmedi., sadece biraz gözleri kısıldı. Normal bir panikle ayağa kalkmak düşmana avantaj sağlamak olurdu. O sırada avcılığın öğretilerinden biri aklına geldi: "Düşmanının en zayıf anı kendini avantajlı hissettiği andır." Bir süre olan duraksamadan sonra çok hafif, dikkatli kulaklar dışındakilerin duyamayacağı bir çıtırtı daha duydu.
Ya adam " ki adamsa- bir profesyonel katildi, ya da hızlı dikkatli saklanmayı iyi beceren ufak ırk. Bu bir goblin veya bir buçukluk olabilirdi veya bir gnom. Ah lanetli kan! İhtimalleri bırakıp harekete geçmeliydi. Umursamaz bir tavırla March"ın çantasını yerine koyar gibi yaparak düşmanına bakmaya çalıştı biraz ilerde bir gölge görür gibi oldu. Ama gölge göründüğü hızla kayboldu. Silvan, barikedo"nun sonun içerken rahat davranmaya çalıştı. Bir çıtırtı daha duyduğunda, bu çok yakındı hemen sağından geliyor gibiydi. Ağzında kalan son parça barikedoyu da tükürdükten sonra, elini yanındaki duvara dayamış olduğu kılıcını kaptı.
Tam o anda bir kılıcın, sesini işitti, Başını tam zamanında eğerek kılıcın kafasını parçalamasını engelledi, kılıç kayadan sekti. Silvan yerde yuvarlanarak ayağa kalktı, o anda kılıcını çekmişti.
Karşısındaki adam " ki adamsa karanlıktan pek belli olmuyordu. Uzun kıvrımlı kılıcını Silvan"a doğru uzattı.
"Sen kimsen düşmanın uşağısın." Sesi kalındı ve kendine güvenli bir şekilde çıkıyordu. Sol ayağını geriye attı, kılıcı sol kolunun biraz üzerinde öndeydi.
Silvan"ın gözleri şokla açıldı bu daha önce sadece kitaplarda gördüğü bir " Kılıç Ustası" tekniğiydi. Tek darbede ölüm "astoniakta", Bu hızlı saldırı direkt kalbi deşer. Düşman daha yere düşmeden ölürdü.
Jartiarın ışığı adamın yüzüne vurdu. Adamın yüzü; nefret, acı, ıstırap doluydu. Yüzünün sol yanı üç tane paralel yara iziyle kapanmıştı sadece sol gözü parlamaktaydı. Garip bir şapkası vardı tepesinde garip üç tane tüy bulunan nerdeyse paramparça olan bir şapka. Adam, Silvan şaşkın şaşkın bakarken şeytanca gülümsedi.
"Artık ölüsün !"
Geriye attığı sol ayağından destek alarak, fırtına gibi bir hızla Silvan"a saldırdı. Silvan"ın refleksleri iyiydi, fakat yinede yeterli değildi. Silvan can havliyle kılıcını savurup, adamın kılıcının altına girerek kalbine giden kılıcın yönünü değiştirmişti. Fakat kılıç sert bir şekilde Silvan"ın sol omzunu delip geçmişti.
Acı akkor halinde yükseldi, omzundan boyuna doğru. Adam, kılıcını hızla çıkardığında, istemsizce dizlerinin üzerine çöktü Silvan, kılıcını yere saplamıştı. Adam ona tepeden bakıyordu. Kılıcını son vuruşu yapmak için havaya kaldırdığında, Silvan"ın gücü kalmamıştı. Vücudunu kımıldatamıyordu, hiçbir kası oynamıyor gibiydi.
"Tek darbede ölmedin, düşman." dedi adam, karanlığın içinde gri gözleri delilikle parlıyor gibiydi. "Bu bile senin gibi biri için başarı sayılır. şimdi öl-"
Sözleri kafasının sağına gelen bir darbeyle kesildi. Darbe o kadar sertti ki vuruş anında kalın sopa paramparça olmuştu. şapkalı adamın gri gözleri beyaza doğru döndü anında olduğu yere devrildi.
"Seni orospu çocuğu." dedi yerde yatana vurmuş olan adam, elindeki sopanın kırılmış sapına bakarak. "Kafan epey sertmiş."
Onu kurtaran iri yarı beyaz saçlı adama bakan Silvan, "Onu öldürme Braiyn." diyebildi zorlukla. "O bir Kılıç Ustası."
"Gerçekten öyle." dedi Braiyn, elindeki sopa parçasına son bir kez baktıktan sonra bir kenara attı. Hızlı bir iki adımla Silvan"ın yanına gelip yarasına baktı. "Seni bu hale tek
darbede soktuysa, işini iyi bilen biri demek ki Kılıç Ustası olsa da olmasa da."
"Sargı bezi getirip kanı durdur sen." dedi Silvan zor bela "Kayanın yanında mavi çantamda olacaktı."
Braiyn bir şey demeyerek başını salladı, hızla kayaya doğru çantayı alıp getirdi, içinden bir miktar sargı bezi çıkardı. Kaşlarını çatarak bir miktar aldıktan sonra, düşündü March"ın tütün kesesinden bir avuç olarak yaraya bastırdı.
Silvan kanın kaybının verdiği uyuşukluktan bu yakıcı acıyla kurtuldu tam ulumak üzereyken Braiyn, Silvan"ın ağzına bir kumaş parçası tıktı.
"Büyük ihtimalle March beni öldürecek ama eskiden denizlerde yaraya bundan başka bir şey etki etmez derlerdi." dedi Braiyn, sargıyı sarmaya başlamıştı bir yandan da gülümsüyordu.
Acıyla dağlanan Silvan tüm kiniyle ağzındaki kumaşı ısırıyor, bütün eski korsan tedavilerine lanet okuyordu. Omzu alev almış gibiydi sanki akkor halinde acıyı hissediyordu. Gözlerinde kırmızı ışıklar dans ediyordu sanırım bu kötü alametti.
"Sanırım acı hissediyorsun." dedi Braiyn sarma işini bitirdikten sonra Silvan"ın ağzındaki kumaşı aldı. "Normaldir, omzundaki bir iki kemiğin kırılmıştır da sanırım üç hafta bekledikten sonra yaran iyileşir. Neyse ben şimdi şu bok çuvalını bağlıyayım diğerini de uyandırayım. Dinlen biraz."
"Yapma ya, acı hissediyormuşum, kaçık korsan bozuntusu." dedi Silvan nefes vererek hareket etmeye çalıştı ama sol tarafındaki acı onu felç ederek yere yapıştırdı. Alnından boncuk boncuk ter süzülüyordu. şansına küfretti yapacakları görevde yine şansızlığa düşmüştü Umutsuz bir halde göz ucuyla Braiyn"a baktı.
Beyaz saçları Jartiarın ışığında iyice belirginleşmiş olan iri yarı adam, ona saldıranı sert bir şekilde bağlıyor. Kalın düğümler atıyordu, bu düğümler Braiyn"ın tabiri ile gemici düğümleriydi tabi. Braiyn adamı iyice bağladıktan sonra kayaya yasladı ardından yüz üstü üç kat pelerine yatmış olan March"a doğru ilerledi.
Braiyn, March"a doğru ilerlerken gözlerindeki parıltıyı gören Silvan derin bir of çekti " tabi bu yarasının deli gibi acımasına sebep oldu. O sırada Silvan"ın tam beklediği gibi tekme sesi ve küfürler duyuldu.
"Kalk seni bok torbası etrafında dünya patlasa uyanmayacaksın." dedi Braiyn bir tekme daha savurmuştu.
March, Brian"a okkalı küfürler savurarak yavaşça ayağa kalktı. Uzun sarı saçlarını gözlerinin önünden çekerek gözlerini ovuşturuyordu ki Silvan"ın yaralı halini görünce "Lanet Olsun." Diye fısıldayarak arkadaşının yanına iki adımda koştu. Onu doğrultarak Silvan"ın sırtını ufak bir kayaya yasladı.
"Sağ ol March." dedi Silvan rahatlamış bir halde. Bu halde kendini çok daha iyi hissediyordu.
" İyi misin? Bu ağır yarayı kim açtı sana ?" dedi March, mavi gözleri şokla açılmıştı
"Arkandaki şu bok çuvalı." diye cevapladı onun yerine Braiyn elini baygın Kılıç Ustası"nın omzuna vurarak.
"Eeee niye gebertmiyoruz şu bok çuvalını o zaman." dedi March hararetle harekete geçerek, ince kılıcının nerdeyse yarısını çıkarmıştı bile "Hadi bitirelim şu işi."
"Dur aptal." dedi Silvan "O bir Kılıç Ustası bana vuruş tekniğinden anladım."
"Hah nerden biliyorsun, " diye güldü Braiyn " Kıçı kırık yeni yetme avcısın daha."
"Hangi teknikti ?" dedi March, Braiyn"ın aksine ilgilenmişti. " Akdura mıydı yoksa ?" dedi hızla dönerek kafa kesme tekniğini söyleyerek. March en azından kesin ölümlü bir teknik söyleyecek kadar yaklaşmıştı.
"Hayır astoniakta."
"Hö, siz bunları nereden biliyorsunuz lan ?" dedi Braiyn şaşkınlıkla
" Bu herif baya iyi keza sende öyle o tekniği savuşturanı hiç duymamıştım" dedi March ardından Braiyn"a dönerek. "Avcılık Sınavında sorulmuştu aptal Sınavı hiç mi hatırlamıyorsun ?"
"Teknik soruları mı ?" diye düşündü Braiyn "Heh, sanırım onları boş bırakmıştım, ben bir tek yatay yüzgeç tekniğine inanırım zaten."
"O bir teknik değil ki." dedi Silvan, "Hiç öyle bir şey duymamıştım."
"Aptal olan sizsiniz." dedi Braiyn kendinden emin bir tavırla. "Bu bir numaralı korsan tekniğidir, sağlam vurdun mu adamı iki parçaya bölebilirsin bile."
" Biz avcı veya kılıç ustası tekniklerinden konuşuyoruz Braiyn." dedi Silvan lanet olası herif bazen çok aptal olabiliyordu.
"Yemin ediyorum hödüksün biliyor musun? Hani seni şuraya dikseler, kalas sanıp geçerler. O derece yani." dedi March,
" Kendine bak aptal seni bir gün şurada unutup gitsek." dedi Brian sonra gülümsedi "Cidden bir gün bunu yapmalıyım." dedikten sonra devam etti. "Saçlarınla beraber burada bitkisel bir bozkır ortamına uyum saylarsın yüz yıl sonra geliriz aynı durumdasındır çünkü sen ben olmasam dünyada uyanmazsın. Bir de kıymet bilmezsin saman kazığı seni."
"Temel ihtiyaçlar dünyadaki her şeydir." dedi March bilge bir tavırla, O dağınık sarı saçı saçlarıyla ve parlayan bakışlarıyla bilgeden başka her şeye benziyordu aslında. " O dört kutsal şey Uyumak, yemek, giyinmek ve cinselliğe saygı duyacak, onlara inanacaksın. Bunu anlamayan bir aptalla pardon kalasla konuşmaya bile deymeyeceğini düşünüyorum."
" Kesin sesinizi." diye bir kalın derinden gelen bir ses duyuldu, bu bağladıkları adamdı gri gözleri parlıyor alnının sağ tarafından kan süzülüyordu. "Arkadan saldıran kalleş düşmanlar."
"Kim arkadan saldırıyormuş piç." dedi Brian, adamın suratına sağlam bir dirsek attı. Adamın kafası biraz geriye düştü sonra öne doğru eğildi, yere kan tükürüyordu. Başına kaldırdıktan sonra gri gözlerinde kinle Silvan"a baktı.
"Biz dostuz, Sendar"dan gelen avcılarız." dedi Silvan adamın bakışlarına cevaben. "Avcının Ki-il " ini taşıyoruz, bize inan Kılıç Ustası."
"Avcılar ne zaman arkadan saldırır, gereksiz konuşur oldu." dedi adam, sözlerine rağmen gözlerinden şaşkınlık okunuyordu. "Adınızı ve baba adınızı verinde size tam olarak inanayım üç avcılar eğer öyleyseniz tabi."
" Benim adım Silvan, Serdan oğlu Zioenel"in torunu." Dedi Silvan yeşil gözlerinde bir parıltıyla, dedesini dönemindeki çoğu kılıç ustası bilirdi.
March, gri gömleğinin cebinden daha önce hazırlanmış, bir tane barikedo çıkardı. Parmağının bir şaklatmasıyla barikedosunu yaktı. Dudaklarının arasına yerleştirdi ve bir iç çekti barikedodan. Duman ince ince siyah geceye dağılırken, saçlarının arasından görünen buz mavisi gözleri kılıç usta sına kilitlendi
"Adım March, Babamın adı altın saçlı Simon idi. Son Ravon Kralı," dedi, bakışları bir süre mavi el takımyıldızında gezindikten sonra tekrar adama baktı, elleri cebindeydi. Yok, olmuş bir Krallığın prensinden çok, bir serseriyi andırıyordu. "Bunu bilen dördüncü kişisin. Dediklerime ister inan ister inanma ama dikkatli ol Kılıç Ustası bu sır öğrenilirse sen bile çok yaşamazsın."
"Bense Braiyn, korsandım. Babam Sendarlıymış, adı Briayd imiş." Braiyn, geniş kemerinden bir bıçak, çıkarıp adamın iplerini keserken. "Hiç tanımadım şerefsizi. Beni tekrar Sendarlı yapan babam karşıdadır. Onu bir daha yaralarsan gırtlağını parçalarım."
Silvan gülümsedi, Briayn"dan nerdeyse yüz küsur yaş büyüktü bu onu sendar ölçütlerinde babası değil en fazla abisi sayılırdı. Braiyn onu hep kurtarıcı olarak görmüştü. O ise bir kurtarıcı değildi, başarısızdı. Nerdeyse üç bin kişinin ölmesine izin vermişti. Ondan da acısı korumaya yemin ettiği birinin ölmesine engel olamamıştı.
Adam onlara baktı, gülümsedi. Gülümseyince yüzündeki acı çizgileri azaldı. Kılıç Ustası daha da gençleşmişti sanki onu saran iplerden sağ eliyle kurtuldu. Ayağa kalktı March kadar uzundu Braiyn kadarda iri üzerinde omzuna astığı parça parça olmuş ceketini omzunun üzerinden yere attı. Sağ eliyle sol kolundaki kanlı bandajları çıkarırken sol kolunu Braiyn"a uzattı. Bandajlar çıktığında gördükleri kolun hali korkunçtu, sanki kol dirseğin dört santim altından kopmuş sanki zor bela dikilmiş gibiydi. Kol deriyle tekrar uyum sağlayamayınca çürümüştü, Silvan ne kadar büyük bir acı diye düşündü.
"Korsan, daha önce bu tip işleri yapmışsındır." dedi Adam gözlerini Braiyn"a dikerek. "Kes şunu."
"Saçmalama" dedi March ağzı şaşkınlıkla açılmış barikedosu düşürmüştü. "Yapma şunu Braiyn. Yapacaksa kendi yapsın."
"KES şUNU DEDİM !" diye bağırdı Kılıç Ustası, Braiyn"ın duraksadığını görünce ona doğru baktı gri gözleri dolu doluydu. " Bunu kendim yapamam. Anlıyor musun? Ona ben dokunamam o benim emeğim. şimdi kes şunu, lütfen."
"Dediğini yap Braiyn" dedi Silvan araya girerek, ne olduğunu bilmiyordu ama bir Kılıç Ustası nın gözlerinde buğu görünüyorsa bu ciddi demekti. "Hızlı ve doğru ol."
Braiyn hızlı bir şekilde büyük korsan palasını çekti. Temiz bir şekilde darbeyi indirdi, çürümüş kol hafif bir pat sesiyle yere düştü. Ardından kılıç ustası diz çökerek kolu yerden aldı. Deri yeleğinin iç cebine koydu. Kolunun kalan kısmını kanı durdurması için gömleğiyle bağladı. Kurşuni bakışları donuktu sonra o bakışlar Silvan"a kaydı.
"Sana borçluyum." dedi ayağa kalkarak sonra March ile Braiyn"a baktı. " Ve size de. Adımı söyleme sırası bende, uzun süredir böyle dayanışma içinde olan bir avcı grubu görmemiştim. Sizin hikâyenizi duydum ama benim duyduğum daha farklıydı. Benim adıma gelince" Ben Mardukan, İstendel oğlu çift kılıç Mardukan."
Üçünün de ağzı şokla açıldı. Ã?ift Kılıç Mardukan, iki tane kılıçla büyüyü yönlendirebilen bilinen ikinci kılıç ustası olan bu adam çok ünlüydü. Kılıçlarının adı bile Sendar"da bilinirdi çoğu denizci, yolcu adını duymuştu. Kendisi efsanelere göre iblis öldürebilmiş nadir kişilerden biriydi. Ama şimdi onlar nerdeyse bir asırdır çift eliyle ünlenen bu adamın sol elini kesmişlerdi.
Ancak şimdi anlayabildi Silvan, adamın gözündeki buğulu gözyaşını. Tabiî ki kendi kesemezdi elini o, kendi değeriydi düşmanlarının korkusu dostlarının güvencesiydi o el. Bir zamanların çift elli kahramanı artık düşmüştü, gücünün çoğu artık gitmişti pat diye yere düşen bir taş gibi önemsizce kaybolmuş gitmişti her şeyi elinden. Bir kahramanın böyle düşüşü, adam Mycid"e lanetler yağdırıyor olmalıydı.
" Ben- biz ne yaptık ?" diyebildi Braiyn.
"Bir suçunuz yok." dedi Mardukan daha demin yere attığı kırmızı eski ceketini omuzlarının üstüne atarak. "Size borçlandım, bu yüzden yanınızda kalıp sizi eğiteceğim bildiğimi her şeyi size anlatacağım. Eğer bu dostluğunuz hep sağlam kalır ve iyi çalışırsanız ününüz beni de geçer."
"Neden bunu yapmak istiyorsun ki. ?" diye sordu Silvan
"Ã?ünkü artık kendimin zamanının geçtiğini düşünüyorum." dedi kopmuş olan koluna doğru baktı. "Artık çift el değilim. Sizin gibi iyi gençlerin benim yolumu alıp karanlığa karşı savaşmasından başka bir isteğim kalmadı. Birde siz bu işe yaramaz adamı istemiyor da olabilirsiniz tabi. Eğer öyleyse anlarım."
"Saçma sapan konuşuyorsun," dedi Braiyn. "Güneyde ne bok yediysen kafan sulanmış, senin gibi korsan adetlerini bilen bir adamdan ders almaktan onur duyarız biz."
"Merak etme." dedi Silvan, "Biz bu dava için çoktan yemin ettik önümüzde ardımızda kanlı cesetlerin yattığını biliyoruz çünkü gördük. Senin sayende dünyaya pislik yayan kötüleri durdurmak varken bunu niye reddedelim biz aptal mıyız ?"
"Aynen." dedi March gülümseyerek. "Bizim zekâ seviyemizi yanındaki Korsan bozuntusu düşürse de hiç de aptal sayılmayız."
"Siz gerçekten eğlenceli tiplersiniz." dedi Mardukan o da gülümsemişti. "Kampınızı bastığım seni yaraladığım için özür dilerim Silvan. Düşman güneyden beri bana çok tuzak kurdu sizinde öyle olduğunuzu sandım."
" Önemli değil." dedi Silvan özrü kabul ederek. "Senin durumundaki herkes öyle yapardı. Takma kafana, iyileşirim."
" Kolun, o nasıl oldu peki ?" dedi March o sırada cebinden bir barikedo daha çıkarmış dudaklarına yerleştirmişti.
" Arcturus. " dedi Mardukan, İblis kumandanının adını söylemişti, yüzünde bir nefret ifadesiyle. "Onunla savaştım, yenildim zor bela kaçtım."
"İblisle mi savaştın !" dedi Braiyn şokla bağırarak " Hiç öldürdün mü daha önce iblis? Efsanelerde elli tane öldürdüğün söylenirdi."
"Sadece on iki tane." dedi Mardukan düşünceyle iç ceplerinden birinden uzun piposunu çıkarıp içini doldurmaya başladı. "Gerçekler, efsanelerin beşte biri kadardır bunu unutma korsan efendi."
"şimdi, Silvan"ın ne kadar daha böyle durması gerekecek ?" diye sordu March barikedosunu parmağıyla yakarken, Silvan"ın kanlı omzuna doğru bakarak."
"Lanetli kan !" diye küfretti Braiyn, Silvan"ın yanına koşarak. "Kendini çok yordun aptal! Bandajlarını değiştirmedik kandan sırılsıklam olmuşlar."
Silvan şimdi anlıyordu yavaş yavaş yorulduğunu. Sol omzu acıyla yanıyordu ve kurumuş kanla katılaşmış gibiydi. Kanlı bandajını hızla değiştiren Braiyn"a baktı. Yarayı tamamen açtıktan sonra, arkasında iri bir gölge belirdi.
"şu hale bak korsan, onu öldürmeye mi çalışıyorsun ?" dedi Mardukan, parmağıyla yarayı gösterdi ardından Braiyn"ı itip diz çöktü. "Yarayı temizlemeden tütün basmışsın. Bana su getirin çabuk !"
March şaşkınlıkla tütün basılan yaraya bakarken, Brian matarasını Kılıç Ustasına uzattı. Mardukan, ufak bir el bıçağı çekerek yaranın etrafındaki tuniği parçaladı. Ardından matarayı yaraya doğru yavaşça dökerek yarayı yıkadı. Su acıtıyordu acıttığı kadar da rahatlatıyordu da en azından kurumuş kanın sertliğinden kurtulmuştu.
Silvan bir saat önce omzunu yaralayan şimdi ise onlara ders vereceğini söyleyen bu adama bakıyordu. Mardukan, efsanevi çift el, şimdi onu tek eliyle iyileştiriyordu. Yıpranmış şapkasının altından inen saçları arasında parlayan gözleriyle yaraya bakıyordu. Pipoyu sertçe ısırmış, dişlerini sıkmıştı. Beklide yaptıklarından pişman duyuyordu ya da elinin yokluğuna lanet okuyordu. Silvan bu garip, delilikten sıyrılmış, gücünün çoğunu kaybetse de hala sert olan adamdan hoşlanmıştı. Dostlarının da onla aynı kararda olduğunu biliyordu. Braiyn"ın gözlerinin parlamasını, March"ın sırıtışını görmüştü.
şimdi ise omzunu yıkarken Brian"a su döktürüyor yarayı iyice temizliyordu. Temizleme işi bittikten sonra cebinden ufak bir şişe çıkardı. Braiyn"a sargıları getirmesini işaret etti. "Bu acıtacak genç avcı." dedi Silvan"a ardından şişeden bir yudum içtikten sonra biraz yara döktü.
Akkor halindeki bir acı omzundan yükseldi tam haykırmak için nefesini almıştı ki Mardukan kolu ile onun ağzını kapattı ardından Braiyn"a döndü. "Bütün vadiyi uyandırmadan çabuk yarasını sar şunun."
Braiyn hızla ama iyi bir şekilde sardıktan sonra Mardukan onu bıraktı. Ancak o zaman Silvan derin bir nefes alabildi. Yaşlı Kılıç Ustası, yorgun bir tavırla oturdu, Braiyn da onu izledi. March ise ağzındaki barikedosunu çalılara doğru tükürüp etrafa baktıktan sonra yaklaşıp oturdu. Dört kişi bir ufak kayaların arasında küçük izci grupları gibi çember halinde oturdular, bir tek ateşleri eksikti. O da bu düşman topraklarında çok riskliydi hele yaralınız varsa.
"Sizi eğiteceksem sizi tanımalıyım, zaaflarınızı, güçlü yönlerinizi bilmeliyim ?" diye söze başladı Mardukan sonra gülümsedi. Lanet, bu adam gülünce çok farklı biri oluyordu. " İşin aslı sizi tanımak bu güçlü dost nasıl elde ettiğinizi öğrenmek istiyorum. Böylece sizin dostunuz olabilirim belki."
"Hıh, bizim dostumuzsun zaten." dedi March bir barikedo daha yakarken. "Bundan şüphe duyma sakın."
" Ne duymak istiyorsun yaşlı adam ?" diye güldü Braiyn
"Saçlarım seninki kadar beyazlamadı daha korsan." dedi Kılıç Ustası ters ters, Ardından elini tıraşsız çenesinde gezdirip karşısındaki üç tane avcıya dik dik baktı. . "Duymak istediğim şu hem şu gecenin geçmesi için hem de tanımak ya da merak ne derseniz deyin. Nasıl tanıştığınızın hikâyesini merak ediyorum ?"
"O uzun bir hikâyedir." dedi Silvan biraz doğrulmaya çabalayarak. "Anlatımı bir geceye sığmayabilir."
"Olsun." dedi Mardukan piposunu zevkle tüttürürken. "Senin omzun iyileşene kadar zamandan bol bir şeyimiz yok."
"Anlatalım Silvan." dedi March gözleri uzağa dikilmişti, oldukça ciddiydi. "Bu hikayeyi uzun zamandır anlatmak, içimi dökmek istemiştim. Bu kişinin de ustam olacak adam olması bence gayet uygun."
"Bence de." diye onayladı Braiyn.
"Haklısınız." dedi Silvan " Bu hikayenin tamamını bizden başka kimse bilmiyor, bir kısmını bilenler ise çoğunu çarpıttı. Bilinenin aksine büyük bir kahramanlık hikayesi değildir bu, hikayeye başlamadan önce, bu konuyla ilgili bildiklerini unut, Bu hikaye bizim tanışmamızdan çok bir vahşetin, unutulmuşluğun, Kötülüğün ne boyutlara varabileceğinin, sonsuz yeminimizin hikayesidir. Bu kötülüğün vahşetini son kez göstereceği, bizi son kez kuşatacağı hikayedir" İşte bu son kuşatmanın hikayesidir""
