Darkgnome şanssızlık konusunda çoğu insanı sollayan beni bile (bir keresinde tek turda 3 kritik yiyip, Fort zarını 1 atmıştım) şansın varlığına inandırdın.
Ama hâlâ şansa inanmıyorum, ardarda 12 kere yazı-turada kaybeden ben, şansa inanmıyorum.Hayatta tesadüflere yer yok.
Fakat şuna inanıyorum, insanlar (ben de dahil!) başarılarını yeteneklerine ve başarısızlıklarını şansa yüklemek konusunda çok yetenekliler. Kaybedilen bir maç hakemden, kazanılan bir maç hakeme rağmen...
Ben Saco gibi düşünüyorum diyebilirim, eğer şansın senden yana olmadığını düşünürsen daha çok çalışman gerektiğine inanıyorsun. Daha çok çalışmak seni daha fazla başarılı yapıyor. Böylelikle olmayan bir şans kavramı, seni daha başarılı yapıyor.
Metafizik konusunda senin gibi düşünüyorum Darkgnome. şansı düşünmek şansı getirir. Sıhhati düşünmek sağlık getirir. Secret mıydı neydi bir kitapta vardı, evrenin çekim yasası diye bir şey. O daha fazla psişik konulara giriyordu aklıma yatmamış da değildi.
Bunlar şansa bakış açım oluyor galiba. Hayata bakış açımı (bu ne ya?) özetleyecek olursam:
Saco'nun aksine ben yıllardır Murphy'nin en büyük hayranıyım herhâlde. Fakat o da senin gibi düşünüyor aslında.
"Bir işte ters gitme olasılığı varsa, o iş ters gider"
Murphy'nin ikinci altın kuralı budur (Birincisi altını olan kuralı kuyar)
Bu kuralda ilk başta hayatı şanssızlığın üzerine kurduğunu zannediyoruz aslında. Fakat aslında, eğer ters gitme olasılığı yoksa ve her şey bir satranç ustasının hamleleri gibi mükemmel güzellikle tasarlanmışsa o iş ters gitmez. İşte Murphy böyle söyler.
İkinci esas aldığım şey ise pesimistliktir.
İlk bakışta saçma gelebilir pesimizm. Ã?ünkü hayatta her şeyin ters gideceğine inanıyorsunuz. Bu yüzden hiçbir şekilde ümitleriniz olmuyor.Hiçbir şeye bağlanmıyorsunuz. Ve daha da saçması asla mutlu olmayı beklemiyorsunuz. Peki o zaman ben manyak mıyım? Hayır!
O zaman pesimistler mutsuz mu? Değil, hatta bu dünyada mutsuzluğu tatmayacak olan tek insanlar pesimistler. Ã?ünkü mutsuzluğun temelinde ayrılık, sevdiğin bir şeyden ayrılma, ya da yıkılan hayaller vardır. Pesimistlerin ise böyle bir sorunu yoktur.
Eğer benim kadar çok mutsuz olmuşsanız anlarsınız benim neden bütün umutları tek çırpıda böylesine rahat silebildiğimi, ve mutlu olmayı, mutsuz olmamaya nasıl tercih ettiğimi.
Ve ilginç bir paradoks, mutluluk, mutsuzluğun olmadığı yerdir. Pesimistler ise asla mutsuz olamayacakları için (çünkü mutsuzluğa sebep verecek bir şey yok) daima mutludurlar. Ve bu mutluluğu yok edecek bir şey olmadığından sonsuza dek mutlu kalacaklardır.
Genelde pesimistlerin tek sorunu yalnızlık olur herhâlde. Belki de onları pesimistliğe sürükleyen yalnızlıktır, kim bilir? Ã?evremdeki insanların sahteliğe, hırslar yüzünden satılmış dostluklarımdır belki de beni pesimistliğe sürükleyen. Ya da aldatılmış aşklarımdır. Eh, hâl böyle olunca galiba kaybedecek hiçbir şey kalmıyor geriye.
Devamı gelicek...
Hayata Bakış Açınız...
Hayat kavgasına atılmadan önce yaratılmış arkadaşlıkların değeri konusunda sana katılıyorum Darkgnome kardeş. Elbette bu arkadaşlıklar hayat kavgasında da bir arada yer alınca yeniden sınanıyor. Ancak böyle bir durumda bile zaten var olan bir arkadaşlığı kaybetme korkusu insanın hayat kavgasının olanca vahşi ortamında bile bu arkadaşlığı korumasına yardımcı olabiliyor.
Ancak başka bir durum da var ki eğer insan bu hayat kavgasının vahşi ortamı, ya da bu ortama az çok yakın bir ortam da bir dostluk kurmayı başarırsa o dostluğun da bambaşka bir tadı oluyor. Ã?yle ki bazen bu tür bir dostluk hayatında kurduğu diğer tüm dostluklardan çok daha farklı ve özel bir yeri olan bir dostluk hale geliyor. Belki de böyle bir dostluğun en özel yanı, en imkansız zannedilen ortamda kurulmuş olması...
Ve öyle ki yine böyle bir dostluğun yitirilmesi, bazen başka her hangi bir dostluğun yitirilmesinden çok daha fazla da acı verebiliyor.
Neyse ne diyelim sonuç olarak dostluklar her zaman kıymeti bilinmesi gereken şeyler. : ) ))
Ancak başka bir durum da var ki eğer insan bu hayat kavgasının vahşi ortamı, ya da bu ortama az çok yakın bir ortam da bir dostluk kurmayı başarırsa o dostluğun da bambaşka bir tadı oluyor. Ã?yle ki bazen bu tür bir dostluk hayatında kurduğu diğer tüm dostluklardan çok daha farklı ve özel bir yeri olan bir dostluk hale geliyor. Belki de böyle bir dostluğun en özel yanı, en imkansız zannedilen ortamda kurulmuş olması...
Ve öyle ki yine böyle bir dostluğun yitirilmesi, bazen başka her hangi bir dostluğun yitirilmesinden çok daha fazla da acı verebiliyor.
Neyse ne diyelim sonuç olarak dostluklar her zaman kıymeti bilinmesi gereken şeyler. : ) ))
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Haklı olduğunu düşünüyorum. Ama durumlara göre kurulmuş dostluklar (yada onun gibi duran arkadaşlıklar) durumun ortadan kalkması ile yok olabiliyor. Bu sebeple zamanla ve daha safken kurulmuş arkadaşlıklar kadar sıkı ve her daim olabileceğini düşünmüyorum.Firble wrote:Ancak başka bir durum da var ki eğer insan bu hayat kavgasının vahşi ortamı, ya da bu ortama az çok yakın bir ortam da bir dostluk kurmayı başarırsa o dostluğun da bambaşka bir tadı oluyor. Ã?yle ki bazen bu tür bir dostluk hayatında kurduğu diğer tüm dostluklardan çok daha farklı ve özel bir yeri olan bir dostluk hale geliyor. Belki de böyle bir dostluğun en özel yanı, en imkansız zannedilen ortamda kurulmuş olması...
Bu durumu mahrumiyet durumlarında en iyi anlayabilirsiniz. Mesela askerlikte can ciğer olduğunuz ile askerlik sonrası o kadar yakın olmayabilirsiniz. Yurt dışında tek dayanağınız olabilecek bir arkadaşınız ile sırt sırta vermişken, bu durum ortadan kalktığında sizi bağlayan o dayanışmanın yok olduğunu fark edebilirsiniz.
Bu gibi olayların olmaması için iki tarafın da mekan farkına direnmek için istekli olması gerekiyor. Mesela bu duruma en kötü örnek ben olabilirim. Arkadaşlıklar konusunda gerçekten çok hayırsızım ve kişiliğimin bir parçası. O kadar yakın olduğum kişiler ile bağlarım koptuğunda bir ulaşmak için yeterince çaba sarf etmiyorum. Zamanla o kadar iyi anlaştığım kişi beni unuturken, ben de arada bir sadece anılarımdan onu hatırlıyorum. Belki de insanları tanıma konusunda kendime olan güvensizliğimden kaynaklanan bir tepkidir bu.
Bence benim bu tarafımı sakın almayın. Olabildiğince bu yanınızdan kurtulun.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Haklısın Darkgnome... Ama belki bir noktayı ayırmak lazım. Bazen koşullar sonucu kurulan arkadaşlıklar koşullar değişince biter. Ama bazen de iki kişi farklı yerlere sürüklendiğinde bitmiş görünür. Ama aslında içten içe iki kişinin zihninde devam eder. Böylesi bir arkadaşlığın hala devam edip etmediği ancak iki kişi tekrar karşılaştığında aynı sıcaklığın olup olmadığı fark edildiğinde anlaşılır.
İşin bir yanı da şu aslında üniversite arkadaşlıkları da kimi zaman başka ortamda kurulan dostluklar gibi sınanabiliyor. Aslında çoğu kişi bu sınamadan da bir parça korkuyor. Hani biraz şunun gibi, üniversitenin ilk yıllarında hatırlarım hep sakın çok iyi arkadaşlarınızla aynı odada kalmayın denirdi. Ã?ünkü çok iyi arkadaşlardan insanlar hep daha fazla şey bekler ve sonuç olarak çok daha fazla kavga olurmuş.
Tabii bu çok iyi arkadaşlık yeterince sağlam temeller üzerine kurulmuşsa bu gerçekleşmez, ama işte bazen çok iyi zannedilen bir arkadaşlığın gerçekten öyle olup olmadığı ancak sınanınca anlaşılıyor.
İşin bir yanı da şu aslında üniversite arkadaşlıkları da kimi zaman başka ortamda kurulan dostluklar gibi sınanabiliyor. Aslında çoğu kişi bu sınamadan da bir parça korkuyor. Hani biraz şunun gibi, üniversitenin ilk yıllarında hatırlarım hep sakın çok iyi arkadaşlarınızla aynı odada kalmayın denirdi. Ã?ünkü çok iyi arkadaşlardan insanlar hep daha fazla şey bekler ve sonuç olarak çok daha fazla kavga olurmuş.
Tabii bu çok iyi arkadaşlık yeterince sağlam temeller üzerine kurulmuşsa bu gerçekleşmez, ama işte bazen çok iyi zannedilen bir arkadaşlığın gerçekten öyle olup olmadığı ancak sınanınca anlaşılıyor.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
