"Bir çok ben var benden içeri"
"Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm."
Her iki söz de Yunus Emre'nin. (Bu iki söz yazacaklarımı özetliyor.)
"Ruh insanlara özgüdür." sözleri dogmatik bir cümle. Sonu kapalı. Tartışılmaz.
Ama Yunus'un sözleri yine aynı dinin içersinde yeşermiş sözler ve aslında dogmatik değil düşünmeye yönelten sonu açık cümleler.
Artemis beynin bazı fonksiyonlarını ruh olarak karıştırmamamız için örnekler vermiş. Kendisine bu konuda katılıyorum.
Ben de bu güne kadar hafızamızı, düşüncelerimizi ve tepkilerimizi küçük elektrik akımları ve protein zincirleri diyerek hor görmüşümdür.
Maddesel boyutta açıklayamadığım her şeyi ruhun omuzlarına yüklüyorum. Sosyal Psikoloji dersinde okuduğum deneyler yüzünden özgür irade lafını neredeyse kaldırıp çöpe attım. Küçüklüğümüzden beri çevremizde gördüklerimizi toplayıp, özümseyip, yorumlayıp uyguluyoruz...
Düşünsenize bu gün özgür irade lafından en çok dem vuran, buna en çok önem veren ülke Amerika. Her bireyin özgür iradesi vardır hissini vatandaşlarına aşılamış ve alttan alta dantel gibi örmüş hepsini. Big Brother'ın iradesini insanlar özgür iradeleri sanıyorlar.
Küçüklüğümden beri bana birisinin özlenmesi mutluluk verici bir olaydır psikolojisi aşılansa birisini özlediğimde ağlamama ihtimalim gerçekten çok yüksek. Oğlu şehit olunca sevinen insanlar gibi...
İşte bu yüzden düşüncelerimi ve hislerimi hep küçüklüğümden beri beynimde oluşturulan protein zincirlerini her defasında baştan sona işlemekmiş gibi hissediyorum.
Eğer ruh varsa bedensiz ruhun başına nelerin geldiğini bilmiyoruz. Beden mi ruhu oluşturuyor yoksa ruh mu bedeni bunu da bilmiyoruz.
Ben bir mühendis olduğum için bilmediğim konularda bildiklerime göre kesin yargılarda bulunamam. Bu tıpkı Tren'de giden mühendis fıkrasına benziyor. Yeri değil ama paylaşayım.
"Bir mühendis ve bir matematikçi tren yolculuğu yapıyorlarmış. Bu sırada geçtikleri çayırda kırpılan koyunları görmüşler. Kimisi kalın yünleriyle kırpılmayı bekliyormuş, kimisi de neredeyse derilerine kadar kırpılmışlar.
Matematikçi şöyle bir bakıp hemen:
- Toplam 15 koyun var. 8 tanesi kırpılmış, 7 tanesi kırpılmamış ama kırpılmayı bekliyor.
Mühendis cevap vermiş:
- 8 tanesinin kırpıldığı doğru. Ama kalan 7 tanesinin bizim görmediğimiz tarafları kırpılmış olabilir ve koyunların beklediklerini sanmıyorum."
İşte bu yüzden ruhsuz beden, bedensiz ruh nasıl olur bilmiyorum. Ancak ruhun gerçekten olduğunu var sayarsak, şu anda söyleyebileceğim tek şey çok büyük ihtimalle beden ile simbiyotik bir ilişkide olduklarıdır.
Nasıl düşüncelerimi, hislerimi, anılarımı protein zincirleri oluşturuyor diyorsam o proteinleri oluşturanların da benim içimde bir parçası var.
Tüm bu düşüncelerin vardığı nokta neresi? Ruh ne o zaman?
Bence tüm kainatta, varlığın tüm boyutlarında ruh 1 tane. Tıpkı bir ağaç gibi. Bizler bazen onun tüm bir dalı, bazen bir yaprağı, bazen bir kozalağı ya da palamudu bazen de üzerinde biten mantarı, yosunu veya çiğ damlası oluyoruz. İçimizde hissettiğimiz aidiyet hissi, dinlerde anlatmaya çalıştığımız Tanrı duygusu işte bu tek ruh.
10 tane emir yazıp gönderen, günde 5 kere kendisine tapınılmasını isteyen, melekleri sayesinde günah ve sevap muhasebesi yapan bir Tanrı'dan çok kainattaki tüm canlı ve cansızların bir parçasını oluşturduğu ve ona Tanrı diyebileceğimiz tek Ruh benim "dünya" görüşümle daha tutarlı. Ama doğruluğunu ispatlayamam.
Bu bakış açısından baktığım için de solucan bölününce hiç bir şey değişmiyor. Dünyaya solucanın kuyruk bölgesi ruhu adında yeni bir ruh gelmiyor. Solucanın bölünmesi bir tas çorbanın içinden kaşığınızı hızlıca geçirmeniz gibi bir şey.
Forum ortamında anlatması zor, daha da fazla yazarak kimseyi sıkmasam daha iyi.
