Meleran: Kayıp Krallık ***Rp Ekranı***

Farklı sistemler ve dünyalar üzerine hazırlanan aktif oyunlarımızın bulunduğu bölümdür.
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

"Hadi ama Ferei, satış yapamaman onun suçu değil!"

Ulrak"ın bakışları da şişman kızın bakışları gibi yanda ki tezgâha döndü. Hemen iç çamaşırı tezgâhının yanında ki tezgâhın tezgâhtarı Ferei ye bakarak gülümsüyordu.

Ferei ise suratını buruşturdu ve "Ya İgor!" dedi. "Sende biliyorsun ki babamdan daha becerikli olduğumu..."

Kızın gözlerinden birer damla yaş dökülünce İgor denen yaşlı pazarcı oraya yöneldi ve onu kollarının arasına alarak "Ağlama Ferei!" dedi. "İkiniz de farklı konularda iyisiniz."

"Ama... ama herkes babamın yerini sorarken ben sabahtan beridir tek bir satış yapamadım. Ã?s... üstelik onlar üzerinde o kadar emeğim varken..." Tezgâh üzerinde ki iç çamaşırlarını gösterdi. İpekli çamaşırların hepsinin çok kaliteli olduğu tartışılmazdı. Kızın şimdi yaşlı adamın göğsüne gömdüğü yüzünü saklayarak hüngür hüngür ağlaması ise başka bir tartışılmaz gerçekti. şimdi ufak bir kız çocuğu gibi gözüküyordu Ulrak"a.

"Hadi Ferei Mierman!" dedi yaşlı pazarcı. "Eve babandan çok para götürebilmen için güler bir yüze ihtiyacın var. şimdi ağlamayı kes ve işinin başına geriye dön."


*


Kadın şaşkın şaşkın armuda baktı ve ardından ellerini bellerine dayayarak pazarcıya döndü. "Heeeeyyyy!" dedi kızgın bir şekilde. "Seni alçak pislik!"

Pazarcı gözlerini devirdi. "Hanım efendi bu armutları alıyo musunuz? Almıyo musunuz?" diye sordu sıkıntılı bir ses ile. "şayet almıyosanız yeni bir müşteri bulacağımdan eminim. Armutlar yeterince ucuz ve fazla para ödeyemiyip armut alamayanlar bu armutları çok ucuza alabiliyorlar!"

Kadın şimdi sinirden kıpkırmızı olmuştu. "Seni... seni..." İşaret parmağını havada salladı ve ardından gözlerini devirerek kızının elini tuttu. "Yürü İllina gidiyoruz!" Kızını çeke çeke oradan uzaklaşırken pazarcı ile Asgard"ı yan yana bıraktı.

O sırada tezgâhın yanından geçmekte olan bir adam bir an orda durdu ve tezgâhın önünde ki Asgard"a baktı. Ardından yürüyerek yoluna devam etti.

Adam kalabalığın arasında kaybolmadan önce Asgard adamın beyaz önlüğünü gördü ama adam Asgard"ın geldiği yönde çoktan kalabalığın arasında kaybolup gitmişti bile...


*


Mermer zeminin üzerinde ilerleyen hafif ayakların sesi odadaki üç çift kulağı doldurdu. Odada bir beklenti içerisinde olan herkes o tarafa döndü ve ayak sesleri kesilerek kraliyet muhafızı kralının önünde eğildi.

"Bebek bulunamıyor majesteleri!"

Majestelerinin kızgın sesi tüm taht salonunu doldurdu. "Bebek bulunmalı ve o kadın bana canlı olarak getirilmeli! Muhafız birlikleri tüm pazar alanını araştırsın. Bebeği bulan, ilk bulan muhafıza üç yüz gigan ve kadını bana canlı getiren ilk muhafıza da beş yüz gigan!"

Muhafız yeniden eğildi ve arkasını dönerken o uygun adım koşan ayak sesleri yeniden mermer zeminden çıkarak kulakları doldurmaya başladı. Bir an sonra ise ayak sesleri kesilmişti!


*


Freor baktı, çocuk onun gözlerine baktı, Freor onun gözlerine baktı, çocuk onun gözlerine baktı. Ama hiçbir şey olmadı. Hiçbir şey olmadığı gibi çocuk aptal aptal Freor"un suratına bakıyordu.

"Ne oldu efendim?" diye sordu Freor. "Neden birden bire öyle donup kaldınız? İçi dışı iki tane patates alacaktınız!"

Derken Freor patates tezgâhına geldiğinden bu yana yaşadıklarının hepsinin bir rüya olduğunu anladı.


*


"Parasını ödeyeceksen!" dedi pazarcı biraz rahatlayarak "Üçümüze de beşer gigan ödemen lazım."

Pazarcı bıçağını hafifçe indirdi ve "Evet..." dedi. "Bekliyorum."

Mekisa ise cebinde sadece 10 Gigan bulunduğunu biliyordu...


*


Khutai altına işemiş adama bakarken birden bir bağırış ve gümbürtü durdu. Bunu kalabalığın ilerisinde bir noktada yeni, büyük bağırışlar takip etti. Derken Khutai o tarafta kalabalığın açıldığını ve kalabalığın arasından çıkan bir adamın kendisine doğru ilerlediğini fark etti. Adamın yaralı olduğunu ancak adam kendi yanına ulaşıp adam devasa barbarın kıyafetlerini kavrayınca fark etti.

Adam irice açılmış gözlerle sadece "Be... bebek..." diye mırıldandı ve elleri barbarın kıyafetlerinden kurtulurken adam yere yığıldı. Birkaç dakika sanki tüm Pazar sessizleşti.

Derken kalabalık birkaç dakika o tarafa baktı ve ardından kalabalığın arasından çıkan üniformalı bir adam "Hey!" dedi "Orda kal! Kral Jerome adına tutuklusun!"

Bunu söylerken işaret parmağıyla Khutai"yi gösteriyordu.


*


Kadın tezgâhların arkasından ilerlerken bir pazarcı Trias"ı durdurdu ve "Hey nesi var o kadının?" diye sordu.

Kadın oldukça kötü durumdaydı ve Trias kadının yürümesini sağlamak için kolunun altına girmek zorunda kalmıştı. Ama kadın sanki şimdi daha rahat nefes alıyordu. Yine de... yine de bir yanlışlık vardı. Kadın neden bu şekilde hasta görünüyordu?

Pazarcı sorgularcasına önünü kestiği Trias"a baktı...


*


Ozan bebeğe garip garip hareketler yaparken kendisini izleyen barbarı gördü. Her nedense şimdi ki dertlerini, daha doğrusu başına birden bela olan bu ufacık derdi birilerine açıklama ve birilerinden yardım alma isteği ile doldu. Barbar ona bakıyorduysa belki ona yardım edebilirdi de...

Grog ise ozanın bakışları ile karşılaşınca adamın suratında yardım isteyen bir ifade yakalamıştı. Sanki adam ne yapacağını bilemiyormuş gibi görünüyordu.

Eşeğinin yanında ayakta duran adam ile barbar şimdi birbirlerine bakıyorlardı.


*


Zaur ilerliyordu! Kadının gittiğini düşündüğü yöne doğru ilerliyordu ve Pazar içerisinde ki tüm kalabalığı tek tek inceliyordu. Kadını yakalayacaktı ve ne olursa olsun onu alacaktı! Kadını gözünden kaçırması imkânsızdı!

Derken kalabalıkta kendisi gibi büyük bir arayışta olan o kedi kadınları, az önce görmüş olduğu Catterian grubunu yeniden gördü ve bir an için grubun ortasında ki bir kadınla göz göze geldi. Ama arayışları farklıydı...

İki arayış içerisinde ki grupta yollarına giderek ilerlemeye devam etti...
Yener
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1742
Joined: Wed Jan 12, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yener »

Grog adama çok sert bakıyordu bu barbar yapısının bir özelliğiydi aslında, adamın ne derdi vardı acaba çocuğun karnı açtı ve bu adamında yiyecek bişeyler alacak parasımı yoktu?Adamın yardım ister gibi bakmasının sebebi belkide buydu.Fakat Grog bir bebeyi besleyen ve bakan bir adamla daha önce karşılaşmamıştı bu tür işleri hep kadınlar yapardı kendi kabilesinde,her çocuğun bir süt annesi olurdu.


Grog adamın yanına biraz daha yaklaştı sanki birden adamın üzerine çullanacakmış gibi yürüyordu.Adamla arasında yarım metrelik bir mesafe kalıncaya kadar yürüdü.


Grog kaslı damarları sanki patlayacakmış gibi duran kolunu kaldırdı ve bebeyi işaret etti adama.


"Ã?ocuk seninmi?"


Grog gözlerini adamdan çocuğa çevirdi ve çocuğu işater eden kaslı kolunu indirdi.Grog bir anda bu bebeyin nekadar zayıf ve korumasız olduğunu düşündü dünyadan,dünyanın içinde barınan acımasızlıktan hiçbişeyden....hiçbişeyden haberi yoktu.


Grog bebeye acırcasına baktı ve" nekadar zayıf" diye aklından geçirdi. [/i]
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

*Baba!*

Babam demişti ve Hu Mierman hakkında konuşuyordu. Bu şişman kız onun kızıydı. Aklından babasının ne kadar şişman olabileceğini geçirdi. Kızı bu kadarsa...

*Acaba kim bu babasının yerini soranlar. Sabahtan beri soruluyor yeri, hem de sadece ona sorulanlar. Ne kadar çok kişi.*

Ağlayan bir kız, bir ekeğin zayıf noktalarından biriydi. Eğer bu kız güzel bir kız olsa acaba daha farklı bir karar verirmiydi. Aslında vermezdi. Burada verdiği kararın için başka çıkarı yoktu. Elindeki para kısıtlıydı ve Hu Mierarn'ın onu kabul edeceği kesin değildi. Yaşamak için bu paraya ihtiyacı olabilirdi.

Babası demircilikle uğraşıyor ve kızı ise böylesi giysiler yapıyordu.

*Belki de Hu Mierarn'ın başka çocuğu yoktur ve bu kız onun yaptığı işi yapmak istemese de babası onun bu işi yapmasını istiyordur. Bu sebeple kızının eve demircilikten daha çok para getirdiğini kanıtlayabileceği bir işte çalışması gerekiyordur... teoriler teoriler*

Kız gözünün önünde ağlarken düşünmesi zordu. Ancak kalple konuşmakta ona göre değildi. Aklına gelen her türlü hareket zihin duvarından geçtiği sürece asla kalbiyle düşünemezdi.

Kıza olabildiğince yanaştı ve sesini yaklaştığı oranda kıstı.

"Bayan, bayan Ferei. Babanız sadece bir demirci değil, o tanınmış bir demirci. şu anda sırf onu görmek için, benim gibi uzaklardan dahi gelen kimseler var. Ancak, benim görüşlerim ne kadar önemli bilmiyorum ama..."

Kilodu tezgahın üstünde düzeltti ve lastiklerinin üstüne demit dövmekten kalınlaşmış orta parmaklarını tam ortadan bastırıp daha sonra lastiğin yönünde iki yana ayırdı. Kilot tezgah üstünde dümdüz duruyordu şu anda. Uzaklara dalmışta başka bir şeyi düşünürmüş gibi dalgın bir sesle ve yüzünde samimi bir gülüşle,

"...bence babanız demiri işlemede ne kadar iyise sizde giysi yapımında o kadar iyisiniz ve belkide ondan daha yaratıcısınız."

Ellerini yanlara açtı ve ancak çocukluğundan beri ağır demir blokları döven birinde olabilcek kadar kalın bilekleri ve bir insanın kafasını rahatlıkla kavrayacak kadar büyük ellerine baktı. Titriyorlardı, ve bu kalpten bir konuşmada olabilirdi ancak. Ferei ile konuşurken aynı zamanda kendi içinde konuşuyordu adeta

"Ben sizin yaptığınız bu işi asla yapamayacağım çünkü ben bir demirci olarak doğdum ve bir demirci olarak yaşamaktan memnunum. Fakat ikimiz arasında bir ortak nokta var sanırım, amaçlarımız. İkimizde şu anda ailemizin bulunduğu konumdan daha iyi bir konuma gelebileceğimizi düşünüyoruz ve buna yeteneğimiz olduğunuda biliyoruz."

Sonra artık ateşler yanmaya başlamış bakışlarını Ferei'ye kaldırdı ve eelrini aşağı indirdi. Sesinde o dalgınlık gitmişti, artık gerçek bir enrji vardı, kendine bir şeyi itiraf etmenin, ne kadar bilsede kelimelere dökmeyi ancak başardığı bir şeyin verdiği enerji

"Ben bu sebeple yola düştüm Ferei, daha iyiye gitmek ve kendimi aileme ispatlamak için. İlk durağımda Hu... baban oldu. Baban bana yardım etmeyi kabul ederse bende sana yardım edebilirim. Ellerim kaba olabilir ve bu sebeple dikişte senin kadar başarılı olamayabilirim ama ortalama bir insandan çok daha hassas olduklarını da biliyorum. Eğer baban bana yardım ederse senin için öylesine güzel metal eşyalar çıkartacağım ki giysilerin pazarın diğer ucundan fark edilecek ve hakkettikleri hünere kısa sürede kavuşacaklar ve tabi sende hakkettiğn saygıya."

Hırsından şimdi tezgahın yanını sıkıyordu,

"Ferei, sadece babanla konuşmama izin verdiğini söyle."
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Horcoel_Baator
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 673
Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
Contact:

Post by Horcoel_Baator »

Renard bir anda gözlerini fal taşı gibi açarak bir gerçeğin farkına vardı..Zarf..Zarf gitmişti..'Lanet olasıca..Yakınlaşmasından anlamalıydım..'Hırsız..'' dedi fısıltıyla..Açılmış gözleri merak ve endişe ile dolarken çocugun gittiği yöne doğru kalabalığı nazikçe yararak ilerledi..Uzun boyundan gelen uzun ve hızlı bacakları çevik adımlarla ilerlerken başı ile etrafı yokluyordu..Kahrolası çocuk zarfı almış ve gitmişti..Ama neden ''Zarf''..İçi gigan dolu kesesi yerine..Lanet..Almindoya söz vermişti..Daha ona verilen ilk görevimi başaramayacaktı..Basit bir görevdi üstelik..Sadece bir mektubu teslim edicekti vampirlerle savaşacak değil..

''Mektubu bulmak zorundayım..'' diye hatırlattı kendi kendisine..Ve aranmaya devam etti..İlerlemeye devam ederken yaşlı bir adamı durdurdu ve seslendi..

''Afedersiniz bayım..şu boylarda iyi giyimli ufak bir çocuk gördünüzmü..Gördüyseniz gittiği yeri bana tarif edebilirmisiniz..''
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
mefistofeles
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 481
Joined: Thu May 12, 2005 10:00 am
Contact:

Post by mefistofeles »

*


"Parasını ödeyeceksen!" dedi pazarcı biraz rahatlayarak "Üçümüze de beşer gigan ödemen lazım."

Pazarcı bıçağını hafifçe indirdi ve "Evet..." dedi. "Bekliyorum."

Mekisa ise cebinde sadece 10 Gigan bulunduğunu biliyordu...


*
Kahretsin..Bir işimde doğru düzgün gitmeyecek mi ?Salemin kızgınlığı giderek artsada acele bir çıkar yol bulmak zorundaydı, diğer salem e döndü...

Kaç gigan var sende yoldaş yada değerli herhangi bir şey ama çabuk ol peşimdeki musibetler az kaldı yetişecekler ....

Gerçi parası olsaydı bunları satın alırdı diye düşünsede belki de yüzeye ilk gelişidir en azından yanında para edecek bir şeyler olmalıydı.İçinden aklına gelen en kötü insan küfürünü etti.Gözleri suskun arkadaşında bekliyordu....
User avatar
khutai
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 83
Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
Contact:

Post by khutai »

Khutai şaşkın bir şekilde üzerine yürüyen adamın yaralı olup ayaklarının dibinde yere yığılışını izlemişti.Tüm bunlar bir şaşkınlık denizinde bir masal gibi olurken yaralı adamın ağzından çıkan sözleri zar zor anlayabilmişti Khutai.

-Bebek?- dedi kendi kendine.-Ne bebeği?-Khutai şaşkın şaşkın olanları kavramaya çalışırken kalabalık içinden gelen bir sesle refleks olarak irkildi.
"Orda kal! Kral Jerome adına tutuklusun!" ...

Barbar bir an bu şehre geldiğine bin pişman olduğunu düşünüyordu ki seslenenin üniformalı bir asker olduğunu görünce işlerin bir hayli karışacağından emindi.Durup bu aptal askere karşı kendini savunabilirdi ama bilmediği bir ülkenin aptal bir kralına hizmet eden adamın kendisiyle bir uzlaşmaya varmayacağını da biliyordu.Zaman hızla akarken bir şeyler yapmalıydı.Khutai çevresine bakında ve gözüne ilk kestirdiği yerde önünde kavga ettikleri tezgahın arkasıydı.

-Durup savaşmalı mıyın Horn ?-Yoksa kendimi aka çıkarana dek kaçmalı mıyım?-

Khutai içindeki çelişkilere kulak asmayacak denli pervazsızdı ve hızla arkasını dönüp tezgahın üzerinden atladı.En azından tezgahların arkasından daha hızlı bir şekilde kaça bilirdi ve böylelikle daha az kan dökülürdü.
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Ã?ARPIşMA

Tezgâhın üzerinden atlayan Khutai tezgâha bir tekme attı ve domatesler -artık neredeyse hepsinin çürük olduğunu gördüğü ve altına işeyen müşteriye neredeyse hak vermesine neden olan o domatesler- tezgâhla birlikte o tek muhâfıza doğru yöneldiler.

Derken onları gördü Khutai. Üç muhafız, şimdi tezgâhın altında kalmış muhafıza doğru kalabalığın arasından geliyorlardı.

Khutai az önce tezgâhla birlikte yere yıktığı muhafızın yanından geçen diğer bir muhafıza doğru "Se.. sen ne yaptığını sa..." diye konuşmaya başlayan pazarcıyı hızla itti ve iki adam üst üste yere düştüler.

Derken iri yarı barbar tezgahların arkasında, pazar tentelerini havada sabitleyen iplerin yer yer altından geçerek, yer yer üstünden atlayarak koşuyordu. şimdi peşinde iki muhafızdan fazlası olduğunu görecek kadar arkasına bakabilmişti...


*


Hanın kapısından çıkan adam kalabalığa sıkıntı ile bakındı. Hanın tam da kapısının önünden geçen büyük Pazar ve bu inanılmaz kalabalık oldukça canını sıkmaya başlamıştı. Sabah uyandığından beridir odasının camından pazarın kurulmasını ve ardından kalabalığın gittikçe yoğunlaşmasını izlemişti. şimdi öğlen saatleriyken odasından çıkmaya karar vermişti.

Winarf bir yoldaş aramak için oradaydı. Yoldaş aramaya karar verdiğinden beridir kalabalık bir şehir arıyordu. Ama şimdi karşısında istediğinden çok daha kalabalık bir şehirle karşılaşınca canı sıkılmıştı. Bu kalabalıkta nasıl aradığı türden birisini bulabilirdi ki.

Hancı, hanında sadece parası olan iyi müşterilerin kaldıklarını söylemişti. Winarf biliyordu ki böyle müşterilerden kendisine yoldaş olmazdı. Böyle müşteriler ancak başa bela olurlardı. Savaşamaz, bir amaca ulaşmaya çalışmaz ve işin en kötü yanı da hiçbir hırsla kavrulmazlardı.

Adam düşünceler içerisindeyken üzerine doğru koşarak gelmekte olan şekli fark etmedi...


*


Khutai tezgâhların bir bahçe duvarına fazlaca yaklaştığı ve arkada yeterli açık alan kalmayan bir noktada yeniden pazar kalabalığına dalmak zorunda kalmıştı. Kalabalığı iterek yolundan çekiyordu ama bir an sonra kalabalık onun çılgınca koşturmasını görünce yolundan çekilmeye başlamıştı. Yolu artık kendiliğinden açılıyordu.

şimdi arkasına bakmaya fırsat bulmuştu ve baktığı anda kendisine doğru koşmakta olan muhafızların sayısının beşe çıktığını görmüştü.

Derken olan oldu.


*


Ã?arpışan iki şekil aynı anda yere düşerlerken muhafızlar bir hayli gerideydiler. Yetişmeleri bir an meselesiydi.

Düşünceler içinde kavrulan Winarf birden üzerine çıkan şekil ile kendisine gelmişti. şimdi altta Winarf, üstte Khutai olmak üzere birbirlerine iyice dolanmış bir şekilde yerde yatıyorlardı.
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

"Hımmm... Yaşlı adam bir süre düşündü ve ardından eli ile pazarın içerisinde Renard"ın tam önünde kalan sokağı göstererek "şu tarafa doğru az önce veledin birisi koşuyordu!" dedi.

Teşekkür etmeye bile fırsat bulamayan Renard o tarafa doğru koşmaya başladı ve Pazar sokağına dalarak kalabalığın içerisinde hızla ilerledi. Bakındı. Sokaktan geçenleri izledi ama yoktu. Hatta pazarda tek bir çocuk dahi yoktu.

Derken pazarın tezgâhları arasından çıkan bir ara sokak gözüne ilişti Renard"ın. Bir hırsızın kaçabileceği gibi ideal bir sokak...

Fazla düşünmedi. Ya uçsuz bucaksız pazarda arayışa girişecekti ya da yansını zorlayacaktı. Pazar sokağından ayrılıp tezgâhların arasından geçti ve hızla ara sokağa daldı. Ã?ğlen saatinde binaların gölgeleri ile dolu olan sokakta bir dakika ilerledikte sonra olduğu yerde donakaldı.

İşte oradaydı!

Ã?ocuk elinde ki mektubu birine doğru uzatmıştı. Cüppesi yerlerde sürünen ve yüzü görünmeyen birine doğru uzatılmıştı mektup. Derken mektubu almak için elini uzatan ama henüz almamış olan adamın siyah cüppesini kaplayan o kızıl kan sembolü zihninde şimşek gibi çaktı Renard"ın...
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

SINAV

Ferei şaşkın şaşkın gözlerini kırptı. Ne demişti adam?

"...bence babanız demiri işlemede ne kadar iyise sizde giysi yapımında o kadar iyisiniz ve belkide ondan daha yaratıcısınız."

Ferei bakışlarını İgor'un iri yarı göğsünden kaldırarak ona baktı ve "Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?" diye sordu.

"Ben sizin yaptığınız bu işi asla yapamayacağım çünkü ben bir demirci olarak doğdum ve bir demirci olarak yaşamaktan memnunum. Fakat ikimiz arasında bir ortak nokta var sanırım, amaçlarımız. İkimizde şu anda ailemizin bulunduğu konumdan daha iyi bir konuma gelebileceğimizi düşünüyoruz ve buna yeteneğimiz olduğunuda biliyoruz."

Kız derin bir iç çekti. "Amaçlar için çok çalışıyorum." dedi. "İnanın bana. Ama... Ama babam her zaman bana evde oturmamı söylüyor. Bu aptalca şeylerle uğraşmamamı. O... o herkes tarafından çok seviliyor ve ben ondan daha iyi olmak istiyorum. Farklı bir dalda da olsa ondan daha tanınmış olmak için çabalıyorum." Ulrak çimdi bir şeyin farkına varmıştı. Kız az önce ki o garip dilde konuşmuyordu şimdi. Tam tersine; şimdi çok kibar bir insan gibi konuşuyordu. O garip insanı alt eden ve ters çevirip paralayan dilin yerine şimdi insanı saran ve duygularla kuşatan bir dil gelmişti. Sanki kız karşısında ki insanla kalbiyle konuşuyordu.

"Ben bu sebeple yola düştüm Ferei, daha iyiye gitmek ve kendimi aileme ispatlamak için. İlk durağımda Hu... baban oldu. Baban bana yardım etmeyi kabul ederse bende sana yardım edebilirim. Ellerim kaba olabilir ve bu sebeple dikişte senin kadar başarılı olamayabilirim ama ortalama bir insandan çok daha hassas olduklarını da biliyorum. Eğer baban bana yardım ederse senin için öylesine güzel metal eşyalar çıkartacağım ki giysilerin pazarın diğer ucundan fark edilecek ve hakkettikleri hünere kısa sürede kavuşacaklar ve tabi sende hakkettiğn saygıya."

Kız kızardığını hissetti. Adam ona başarılı olduğunu söylemişti ve Ulrak da şimdi bir şeyin farkına varıyordu. Bu kız az önce ona satış yapan çirkef pazarcı değildi. Bu kız tam tersine kurnaz ve şişman ama oldukça güzel ve kibar bir kızdı. Elindekileri satıp kendini kanıtlayabilmek için her şeyi yapacak, hatta olmadığı birisi gibi davranacak bir kızdı bu kız. Amacı için herkesle savaşabilecek, güçlü ve cesur bir kız...

"Ferei, sadece babanla konuşmama izin verdiğini söyle."

Ulrak ondan izin istemişti. Ã?ünkü farkındaydı... Kız istemezse asla babası ile onu görüştürmezdi. Bu kız babaya giden yolda ki aşılması gereken en büyük engel ve aşıldıktan sonra kendisine uzatılan en güçlü, destek niteliğinde eldi.

"Benden izin istiyorsun..." dedi kız soru sorarcasına. "Bir çok başka pazarcıya sorarsan sana söyleyecektir ama sen yine de herkes gibi gelip benden izin istiyorsun. Her babamı arayan ama onunla konuşmayı bir türlü başaramayan kişi gibi." Kız sağ elinin işaret parmağı ile gözünün altında kalan tek bir damla yaşı sildi. "Sana onunla görüşmen için izin veririm demirci." dedi gülümseyerek. "Hatta seni onun yanına bile götürürüm."

Ulrak şimdi kızın sınavından geçtiğini fark etmişti. O şans eseri kızı bulmuş ve ona babasını sormuştu ama diğer pazarcılara demirciyi soran herkesin de bu kıza yönlendirildiğinden hiç kuşkusu yoktu. Kız tüm pazarcıların babasını soran herkesi kendisine yönlendirmesini sağlamış olmalıydı. Kız gerçekten de inanılmaz derecede başarılıydı...

"Ama..." dedi kız şimdi delinmez bir ifadeye bürünen gözlerinin ardından. "Ama seni ona götürmem için öncelikle babamın çıkmış olduğu uzun yolculuktan geriye dönmesi gerekiyor..."
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

şimdi çok sakin bir yüz ifadesi vardı. Bu olayı gayet sakinlikle karşılamış olgun birinin yüz ifadesi

"Ben..."

*Yolculk!*

Ancak içinde fırtınalak kopuyordu. Bu birine kızmak için kopan bir fırtınaydı ve içindeki yılgın heyecanın yüzüne ve vücuduna vurmuş haliydi. Hayatında hiç böylesi bir duyguyla karşılaşmamıştı. Çalışmalarında diğer insanların panikleyeceği pek çok durumda sakin davranmış ve günü kurtarmıştı. Ancak zihninin duvarlarını yıkarak kalbiyle düşünmeye başladığından şimdiki beklenmeyen cevap yıkılmış duvarları geçerek kalbine kadar ulaşmıştı.

"Ben..."

*Uzun yolculuk*

Başını bir sağa bir sola çevirdi ve pazarın her iki yanınıda sanki bir şey ararmış gibi gözleriyle taradı. Ufka bakıyor ve bu durumda ne yapmasını düşünüyordu. Yüzünde hala şaşkınlığın belirtileri belirmemiş ve sanki bu haberi önceden bekliyormuş gibi yüz. Ancak bu hareketleri yaparken aslında düşünceleri çok farklıydı

*Uzun yolculuk, büyük yolculuk, büyük pazar, solumda da uzun pazar, sağımda da uzun pazar, ben buradan nasıl çıkacağım? Nereye gideceğim?*

Sonunda felç olmuş yüzünde ifadeler belirmeye başladı. Boynu büküldü ve boş bakışları etraftaki en renkli ve dolaysı ile en dikkat çekici şeyler olan renkli, parlak iç çamaşırlarına takıldı.

"Ben... O zaman, ben gideyim buradan."

En azından pazarda geldiği yolu biliyordu ve oradan çıkabilirdi. Yoluna tamamen dönene kadar iç çamaşırlarından gözlerini, fark etmese de, ayırmadı. En sonunda artık ancak bir baykuşun döndürecileceği sınıra geldiğinde önüne dönebildi.

*Uzun bir yol ve uzak bir ev.*

Arkasına tekrar döndü ve Ferei'nin tezgahının önünü yine işgal etti.

"şey, kalabileceğim ucuz bir yer biliyomusun?"
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
User avatar
lord_ariakan
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 31
Joined: Sun Dec 25, 2005 10:00 am
Location: ankara
Contact:

Post by lord_ariakan »

Genç büyücü düşüncelerinin içinde kaybolmuştu.Yoğun ve karmaşık düşünceleri kalabalık pazarın curcunasını bile bastırıyordu.Bu şehre gelmesindeki amacını ve hayallerini hatırladı.Kendisine yardım edebilecek güçlü bir yoldaş arıyordu;ama anlaşılan herşey onun umduğu kadar kolay olmuyordu.

büyücü öğlen güneşinin altında terlemeye başlamıştı.Kalabalık onu rahatsız ediyordu.Endişeyle cüzdanını kontrol etti.Büyük pazarlarda rastlanabilecek tek şey hırsızlardı ya da en azından aradığı yoldaş değildi...

Büyücü kukuletasını omuzlarına indirdi ve uzun siyah saçlarının omuzlarına dökülmesini sağladı.Sağ elini sakalına götürerek sıvazladı ve etrafını kapkara gözleriyle taradı.
''Zor olacak ama zorluklar karşısında pes etseydim şu an çoktan ölmüş olurdum''Kararlılıkla başını salladı ve yürümeye aynı zamanda da düşünmeye devam etti.

Büyücü yine düşüncelere dalmak üzereydi ki bir şey dikkatini bozdu.Pazardan bir bağırıştır koptu.Aslında bu kadar kalabalık bir yer için oldukça normaldi bu gürültü ama yine de Winarf bunun mallarını satmak için bağırıp çağıran pazarcıların sesi olmadığını anlayacak kadar zeki biriydi.

Ne olduğunu merak etmişti.Büyücü kendisine doğru hızla yaklaşmakta olan ayak seslerini duymuştu.Sesler anlaşılan iyice yaklaşmaktaydı.Winarf yerin sarsıldığını sandı bir an için.Büyücü bir yılan gibi başını çevirdi ve öğlen güneşini bir dağ gibi kapatan bir şey fark etti.Ama daha ne olduğunu anlayamadan şekil Winarf'a çarptı ve büyücüyü nefessiz bırakarak ayaklarını yerden kesti.

Hızla taş zemine çarpan büyücü üstündeki şekilin şimdi farkına varmıştı.Kocaman bir savaşçı onu ezmişti.Sanki meleran'ın tüm dağlarının altında kalmış gibi bir his kaplamıştı tüm bedenini..

Kendi kendine bu zorluk karşısında da pes etmeyeceğini söyledi ve nefes almaya çalıştı.
şerefim onurumdur,onurumsa yaşamım...
FrontsideAir
Gölge Ustası
Posts: 1245
Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
Location: İstanbul (İzmir)
Contact:

Post by FrontsideAir »

Freor iyice şaşırdı. Gözlerini kırpıştırdı. Birisi bana şaka mı yapıyor? Ã?ocuğa baktı. Sabırsızlıkla ona bakıyordu. Kalabalıka pazarda bir trafiğe sebep olmuştu, gelip geçenler onu omuz koymakta çekinmiyorlardı. Birkaç sağlam omuz darbesinden sonra kendine gelmeye başladı ve çocuğa kibarca, "Size evimin yerini sormuştum. Evimin yerini bulmama yardım edebilir misin?" dedi ve evinin yerini tarif etmeye başladı.

Code: Select all

Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.

Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..
Ozan İnulüen
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 28
Joined: Mon Jan 02, 2006 10:00 am
Contact:

Post by Ozan İnulüen »

Ozan, üzerine düşüp kendisini parçalara bölecekmiş gibi duran adama aşağıdan baktı. genel olarak çenesini görüyordu ama bu koca cüssesinden kaynaklanıyordu. bi an ozan'ın aklına " ne kadar korumasızım!" diye bir düşünce geldi, ardından " ne kadar korumasızız"... bebeği kucağına aldı ve cevap vermek için tekrar adama döndü, " hayır." dedi basitçe, " kafam biraz karışık, bunu birden bi kadın elime tutuşturdu sonrada yok olup gitti, nereye gittiğini bilmiyorum ama bu bebek bana bırakılmış yada bana terk edilmiş gibi görünüyor" diyecekti tamda ozan ama bir anda, barbarın bebeğe olan bakışlarını gördü ve bunu dolambaçlı olarak söylemeye karar verdi. " hayır" dedi, " ve evet, yardıma ihtiyacımız var, burayı pek tanımıyorum daha sakin bir yere gitsek konuşacaksak o şekilde konuşsak... burası çok karmaşık... hem siz neden ilgilendiniz bebek ile?"
ve sancı geç saatlerde...
User avatar
khutai
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 83
Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
Contact:

Post by khutai »

"Lanet olsun Horn!"

Demişti Khutai çarpışmanın etkisiyle kesilen nefesinin yettiği kadar.Bir yandanda kendisine kızıyordu ne kadar dikkatsiz olduğundan dolayı. -Ahhh- dedi -Aptal kafam önüne bakmadan koşarsan olacağı buydu-

Gözlerini açtığındaysa üzerinde yattığı adamı gördüğünde kendine gelerek hızla kafasını arkaya çevirdi ve muhafızların yaklaştığını görünce kalkmak için bir harekette bulunmuştu ki altındaki adamın dikkatsizliğine sövesi geldi.

"Sen kimsin ?Yolun ortasında bir sırık mı?
Horn ölüleri say!!!!!
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Beş muhafız delice kalabalığı yararak yaklaşırken Winarf'ın üzerinden kalkan Khutai onlara baktı ve "Lânet olsun!" dedi. Başına nasılda bir bela açılmıştı şimdi.

Khutai kaçmak için döndüğünde o taraftan da bir muhafız yaklaştığını gördü.

Winarf ise o tarafa doğru koşan muhafızları görmüştü ve o anda bir şeyler yapması gerektiğini yoksa kendi başının belaya gireceğini anlamıştı.


*


Adamın tariflerini dinleyen çocuk suratını astı ve "Özgünüm..." dedi. Sesi kötü çıkıyordu. "Efendim eviniz geçtiğimiz kış şehirde çıkan büyük bir yangında yanan mahalle de kalıyor."

Freor ise bu cevap ile şoka uğramıştı.

"Orada ailenizden yaşayan birileri vardıysa bile şimdi nerede olduklarını bilmiyorum efendim..." dedi çocuk üzgün bir şekilde...
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 0 guests