Meleran: Kayıp Krallık ***Rp Ekranı***
Asgard ne yapabilceğini düşünüyordu. Kaçmalarına yardım edicek bir şey yapmalıydı. Her ne kadar düelloya daveti olsada çok saçma bir sebepten kan dökülmesi. İnancına aykırıydı. Aklından bütün pazarcıları ağırlığıyla yere yıkmak geldi ama göz ucuyka saydığı pazarcıların sayısının tahmin ettiğinden bir kaç kişi fazla olduğunu gördü ve düşüncesinden vaz geçti.
Kalabalıklar arasından hala bir umut arıyordu. Belki bir muhafız yada onun gibi bir şey.. Ama yoktu. Fark edebildiği tek şey. Keçilerdi ve onların sesleri. Biraz sonra gördü ki. Bu keçilerin sahibi olabliecek bir adam yanlırına yaklaştı. Zaten üzerindeki teke kokusundan giydiği kıyafetlerden ve elinde tuttuğu keçilere bağlı iplerden de bunu anlamak mümkündü. Yüzünde keçileri zorla çekiştirmeden doğan garip ifadeyle pazarcılara ve Asgardın olduğu kavga ortamına geldi.
Keçi sahibi yaklaştığında bugün duyduğu en mantıklı lafı etmişti. "Bu Pazar savaş meydanı değil! İnsanlar bur da alışveriş yapıyorlar ve siz onların tezgâhlarının üzerinde birbirinize girerek tüm müşterileri kaçırıyorsunuz!" haklı da görünüyordu. Oraya kadar pazar etiketlerine bakıp yürüyerek gelen adam. İlerideki kavgayı görünce hızla oaradan uzaklaşmıştı.
Asgard keçilerin sahibi yanlarına gelip konuşmaya başladığında. Kalabalıkta ilk onu seçtiğine pek şaşırmamıştı. Kendisinden bile iriydi. Gerçi bu kadar keçiye sahip olmak için gerekn bir şey olduğu belliydi.
Keçi sahibinin yanlarına gelmesi Asgard'ı anlamsızda olsa sevindirmişti. O Buradan kurtulmaya yardım edebilirdi. Ama kısa bir süre sonra "Size bakarken keçilerimden birisi elimden kaçtı yani bunun için bana yardım etmeniz gerekli! O keçiyi bulmamda! Ama mantıken sizleri keçinin peşinden sürmeyeceğim. Zaten onu yakalayabilecek tek kişi de benim!" sözleriyle amacını anladı. İlk anladığı bu kavga keçi aramakla devam edicek oldu ama sonun da onlar ben yakalayabilirim dediğinde biraz da olsa rahatlamıştı.
Ardından bir şey bile söyleyemeden eline bir keçi ipinin tuttuşturulduğunu gördü. Pazarcıların ve salemlerin ellerine de birer tane verilmişti. şimdi görüyordu ki adamın bunları zaptedmesi için epey güce ihtiyacı vardı.
Asgard pazarcıların yüzlerindeki garip (korkmuş) ifadeyi gördü ve aklına bir şeyler geldi. Arkasındaki salemlere dönerek.Pazarcıların duymaması için fısıltıyla " Ellerinizdeki ipleri bana verin ve kaçın. Bana zaten bir şey yapamazlar. Ve sanırım korkularından ellerindeki ipleri de bırkamazlar. Bu yüzden ipleri bana verin ve kaçın. Ben elimden geldiğince onların ellerindeki ipleri bırakmamalarını sağlarım." salemlerin gördüklerinden emin değil di ama göz kırpmıştı.
Kalabalıklar arasından hala bir umut arıyordu. Belki bir muhafız yada onun gibi bir şey.. Ama yoktu. Fark edebildiği tek şey. Keçilerdi ve onların sesleri. Biraz sonra gördü ki. Bu keçilerin sahibi olabliecek bir adam yanlırına yaklaştı. Zaten üzerindeki teke kokusundan giydiği kıyafetlerden ve elinde tuttuğu keçilere bağlı iplerden de bunu anlamak mümkündü. Yüzünde keçileri zorla çekiştirmeden doğan garip ifadeyle pazarcılara ve Asgardın olduğu kavga ortamına geldi.
Keçi sahibi yaklaştığında bugün duyduğu en mantıklı lafı etmişti. "Bu Pazar savaş meydanı değil! İnsanlar bur da alışveriş yapıyorlar ve siz onların tezgâhlarının üzerinde birbirinize girerek tüm müşterileri kaçırıyorsunuz!" haklı da görünüyordu. Oraya kadar pazar etiketlerine bakıp yürüyerek gelen adam. İlerideki kavgayı görünce hızla oaradan uzaklaşmıştı.
Asgard keçilerin sahibi yanlarına gelip konuşmaya başladığında. Kalabalıkta ilk onu seçtiğine pek şaşırmamıştı. Kendisinden bile iriydi. Gerçi bu kadar keçiye sahip olmak için gerekn bir şey olduğu belliydi.
Keçi sahibinin yanlarına gelmesi Asgard'ı anlamsızda olsa sevindirmişti. O Buradan kurtulmaya yardım edebilirdi. Ama kısa bir süre sonra "Size bakarken keçilerimden birisi elimden kaçtı yani bunun için bana yardım etmeniz gerekli! O keçiyi bulmamda! Ama mantıken sizleri keçinin peşinden sürmeyeceğim. Zaten onu yakalayabilecek tek kişi de benim!" sözleriyle amacını anladı. İlk anladığı bu kavga keçi aramakla devam edicek oldu ama sonun da onlar ben yakalayabilirim dediğinde biraz da olsa rahatlamıştı.
Ardından bir şey bile söyleyemeden eline bir keçi ipinin tuttuşturulduğunu gördü. Pazarcıların ve salemlerin ellerine de birer tane verilmişti. şimdi görüyordu ki adamın bunları zaptedmesi için epey güce ihtiyacı vardı.
Asgard pazarcıların yüzlerindeki garip (korkmuş) ifadeyi gördü ve aklına bir şeyler geldi. Arkasındaki salemlere dönerek.Pazarcıların duymaması için fısıltıyla " Ellerinizdeki ipleri bana verin ve kaçın. Bana zaten bir şey yapamazlar. Ve sanırım korkularından ellerindeki ipleri de bırkamazlar. Bu yüzden ipleri bana verin ve kaçın. Ben elimden geldiğince onların ellerindeki ipleri bırakmamalarını sağlarım." salemlerin gördüklerinden emin değil di ama göz kırpmıştı.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
- khutai
- Kullanıcı

- Posts: 83
- Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
- Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
- Contact:
"Ahhh evet bu çok ii olur.Bu kalabalıktan sıkıldım" diyerek ileriye atıldı Khutai ve kucağındaki bebeğin alınmasından oldukça mutluydu.Yanlız ozanaın böyle içten ağlamasını gördüğünde gülmemek için kendini zor tuttu.Gerçi kendisininde manevi şekilde bağlı olduğuşeyler vardı baltaları gibi ama yinede bi erkeğin böyle ağlaması bi barbar için oldukça garipti.Khutai düşüncelerinden sıyrılarak eşşeği tutan dostuna baktı ve içinde biriken kahkahaları az daha koyverecekti ama içinde bi his acele etmeleri gerektiğini söyleyip duruyortdu.
Khutai yanlarındaki veletlere özellikle kendisini öven velete bakarak sordu...
"Evlat siz buralı olmalısınız?Söyleseniz ya bu pazardan en yakın çıkış nerde? bize yolu gösterir misiniz?"
Khutai velete glümsüyordu ve biraz daha iri gözükmek için kaslarını gerip gerip salıyordu.Belki işe yarardı kim bilir?
Khutai yanlarındaki veletlere özellikle kendisini öven velete bakarak sordu...
"Evlat siz buralı olmalısınız?Söyleseniz ya bu pazardan en yakın çıkış nerde? bize yolu gösterir misiniz?"
Khutai velete glümsüyordu ve biraz daha iri gözükmek için kaslarını gerip gerip salıyordu.Belki işe yarardı kim bilir?
Horn ölüleri say!!!!!
- lord_ariakan
- Kullanıcı

- Posts: 31
- Joined: Sun Dec 25, 2005 10:00 am
- Location: ankara
- Contact:
Winarf da tıpkı yanındaki barbar gibi kalabalıktan bıkıp usanmıştı.Karşısındaki barbar eşşeğin sahibi olduğunu düşündüğü düğer adama bağırıp duruyordu.Büyücü burasının tartışmak için hiç te iyi bir meken olmadığını düşündü.Acilen sakin bi yere gidip şu bebeğin hikayesini dinlemeli ve bir karara varılmalıydı.Anlaşılan kader bu dört kişiyi bir bebeğin etrafında toplamıştı.
Büyücü kukuletasını başına geçirdi ve yanındaki barbar arkadaşına döndü.Winarf da tıpkı onun gibi başını dinlemek ve sağlıklı düşünmek için bir yere gidip konuşmaları gerektiğine inanıyordu.Ayrıca öğlenden beri başına gelen bu hadiseler onu bitkin düşürmüştü.
''Evet.Ben dostuma katılıyorum.şu konuları adam akıllı bir tartışalım ve şu arkadaşımızın hikayesini bir dinleyelim.''Kukuletasının altından kapkaranlık gözleri tehditkar bir biçimde kısıldı.
''Eğer bize gerçek hikayeyi anlatmadığını düşünürsem seni de bir eşşeğe dönüştürürüm.Bugün daha fazla belaya bulaşmak istemiyorum.''
Winarf bunları söyledi ve arkasına bakmadan pazarda ilerlemeye başladı.Gözleri rahat bir han arıyordu.Sonra arkasını döndü ve hala oldukları yerde duran adamlara baktı.
''Hadi beyler biraz çabuk olun.Artık sabrım kalmadı.Ve yorgunluktan ölmek üzereyim.Eminim hepimiz aradığımız cevapları ancak konuşarak alabiliriz.''Büyücü tökezleyerek yürümeye devam etti...
Büyücü kukuletasını başına geçirdi ve yanındaki barbar arkadaşına döndü.Winarf da tıpkı onun gibi başını dinlemek ve sağlıklı düşünmek için bir yere gidip konuşmaları gerektiğine inanıyordu.Ayrıca öğlenden beri başına gelen bu hadiseler onu bitkin düşürmüştü.
''Evet.Ben dostuma katılıyorum.şu konuları adam akıllı bir tartışalım ve şu arkadaşımızın hikayesini bir dinleyelim.''Kukuletasının altından kapkaranlık gözleri tehditkar bir biçimde kısıldı.
''Eğer bize gerçek hikayeyi anlatmadığını düşünürsem seni de bir eşşeğe dönüştürürüm.Bugün daha fazla belaya bulaşmak istemiyorum.''
Winarf bunları söyledi ve arkasına bakmadan pazarda ilerlemeye başladı.Gözleri rahat bir han arıyordu.Sonra arkasını döndü ve hala oldukları yerde duran adamlara baktı.
''Hadi beyler biraz çabuk olun.Artık sabrım kalmadı.Ve yorgunluktan ölmek üzereyim.Eminim hepimiz aradığımız cevapları ancak konuşarak alabiliriz.''Büyücü tökezleyerek yürümeye devam etti...
şerefim onurumdur,onurumsa yaşamım...
-
FrontsideAir
- Gölge Ustası
- Posts: 1245
- Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul (İzmir)
- Contact:
Freor yeterince meraklıydı ama iyi bir izleyici olup olmadığını bilmiyordu. Simyacı elini poşete daldırıp bir solucan çıkardı. Bu arada Freor da ikilinin neredeyse yanına varmıştı. Kalabalık onlardan uzak durduğu için bu pek de zor olmuyordu.
"Gerçekten de ısırıyor musun bilmiyorum ama, eğer ısırıyorsan verdiğim paraya değeceğini düşünüyorum."
"Neden ısırmasını istiyor ki? Isırıyorsa ne olacak?" diye düşündü Freor.
Simyacı ikdiri tekrar çıkardı ve iksirle birlikte sallanmaya başladı. Salladıkça neşeleniyor gibiydi. Acaba bunun iksirle bir ilgisi var mıydı? İksir iyice kırmızılaşınca kapağını açtı ve solucanın ağzından içeri boşalttı.
puffff
Solucanın üzeri saydam bir renk kabukla kaplanırken Freor olayı akademik bir ilgiyle izliyordu. Solucan tepindi, tepindi ve durdu...
"Başardım! İşe yarayacağını biliyordum."
Kafasında bir soru vardı ve adamın dibine gidip sordu:"Bayım, solucana ne oldu acaba?"
"Gerçekten de ısırıyor musun bilmiyorum ama, eğer ısırıyorsan verdiğim paraya değeceğini düşünüyorum."
"Neden ısırmasını istiyor ki? Isırıyorsa ne olacak?" diye düşündü Freor.
Simyacı ikdiri tekrar çıkardı ve iksirle birlikte sallanmaya başladı. Salladıkça neşeleniyor gibiydi. Acaba bunun iksirle bir ilgisi var mıydı? İksir iyice kırmızılaşınca kapağını açtı ve solucanın ağzından içeri boşalttı.
puffff
Solucanın üzeri saydam bir renk kabukla kaplanırken Freor olayı akademik bir ilgiyle izliyordu. Solucan tepindi, tepindi ve durdu...
"Başardım! İşe yarayacağını biliyordum."
Kafasında bir soru vardı ve adamın dibine gidip sordu:"Bayım, solucana ne oldu acaba?"
Code: Select all
Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.
Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..Ulrak çılgın adamın yaptıklarını, kısılı gözlerini dikmiş ve bir yandan da kirli sakalını sıvazlayarak izlemeye başladı. Daha tüy kıvamındaki sakalları babasının yaptığında çıkarttı sesin yanında hiç gibi kalıyordu ama bu umurunda değildi. Hatta farkında dahi olmadığı, solucanlara dikilmiş gözlerinden anlaşılabilirdi.
*Sanırım bu bir tür espri!*
Ardından çılgın simyacı sallanmak ile sallamak arası yaptığı hareketine tekrar başladı. Bu işi ne kadar zevkle ve belki zevkinde ötesinde şevkle yaptığını gördüğünde bu adamın kesinlikle kendisini bu işe çok vermiş olduğunu anlayabiliyordu.
İksir çalkalandıkça daha da ve daha da kırmızıya döndü. Yavaşça renk değiştiren sıvı kan kırmızısı olduğundabiraz daha, her iki anlamada da, çalkalayan simyacı durdu. Artık kan kırmızı rengindeki sıvı ile dolu şişenin tıpası açılmaya hazırdı.
Simyacının elindeki küçük şişeyi, solucanın, Ulrakın aslında olduğunu hiç tahmin etmediği, ağzına dayayarak içirmesinin ardından çıkan bir "Puf!" sesi sonrası solucanın etrafı yavaşça bir kabukla bağlanmaya başladı. Saydam kabul etrafını sardıkça solucan hareketsizleşmeye başladı ve sonunda durdu. şu anda elinde saydam bir kabukla kaplanmış solucanı tutan simyacıysa
*Çok saçma!*
Böylesi bir sevinci hak edecek bir buluş olmazdı bu. O zaman belki insanların etrafında saydam bir zırh oluşmasını sağlayan bir iksirdi bu. İçen insanlar bu sayede kılıçlar tarafından daha zor kesileceklerdi!
*Bu kadar ince bir zarla mı? İmkansız!*
İmkansızdı çünkü büyü dahi olsa aslında bazı kurallara uyması gerekirdi. Bu sıvı ile solucanın içindeki bir başka sıvı birleşerek bu reaksiyonu sağlamış olmalıydı ve bu kadar ince bir zar metal dahi olsa işe yaramaz bırak kırılmayı yırtılırdı ancak.
Hayal aleminden de yardım almasına rağmen, kafasının içindeki beyinin tam gaz çalışması hiç bir işe yaramıyordu. Bu neden bu kadar önemli bir buluştu ve ne işe yarayacaktı.
Solucana dalmış gözlerinin tekrar yukarı kalkmasını ise yakınlarından gelen bir ses sağladı.
Simyanın en ileri yapıtları artık yaşamı kullanan yapıtlar olurdu. Maddelerin bir araya getirilerek normalde asla beklenmeyecek tepkimelere girmeleri ancak yaşam içeren canlılarda kullanıldığında mümkün olurdu. Hala ne bilim, nede büyünün çözemediği bir olay. Uzun zamandır kullanılan hayat sıvılarınında hala tam anlamıyla üretilememesinin sebebi buydu.
"İşe yaracağını biliyordum!" sözü altında aslında çok daha büyük bir cevabı saklıyordu. Bu adam simya üstüne çok fazla bilgili ve tecrübeli biriydi. Bir simyasal buluşun canlı üstünde nasıl tepki vereceğini önceden bilmek çok fazla bilgi ve tecrübe isterdi.
O zaman bu adam kimdi?
Ulrak çatılmış kaşları altından ilk hangisini soracağını bilemediği sorularla dolu bakışlarını adamın yüzüne çevirdi.
Zaten ısıran soluacan sözünü duyduğunda şaşıran Ulrak birde ısırıyorsa daha değerli olacağını duyduğun da gerçektende şaşırdı.Solucan paketten çıktı ve ardından simyacı solucana bakarak "Gerçekten de ısırıyor musun bilmiyorum ama..." dedi. "Eğer ısırıyorsan verdiğim paraya değeceğini düşünüyorum."
*Sanırım bu bir tür espri!*
Ardından çılgın simyacı sallanmak ile sallamak arası yaptığı hareketine tekrar başladı. Bu işi ne kadar zevkle ve belki zevkinde ötesinde şevkle yaptığını gördüğünde bu adamın kesinlikle kendisini bu işe çok vermiş olduğunu anlayabiliyordu.
İksir çalkalandıkça daha da ve daha da kırmızıya döndü. Yavaşça renk değiştiren sıvı kan kırmızısı olduğundabiraz daha, her iki anlamada da, çalkalayan simyacı durdu. Artık kan kırmızı rengindeki sıvı ile dolu şişenin tıpası açılmaya hazırdı.
Simyacının elindeki küçük şişeyi, solucanın, Ulrakın aslında olduğunu hiç tahmin etmediği, ağzına dayayarak içirmesinin ardından çıkan bir "Puf!" sesi sonrası solucanın etrafı yavaşça bir kabukla bağlanmaya başladı. Saydam kabul etrafını sardıkça solucan hareketsizleşmeye başladı ve sonunda durdu. şu anda elinde saydam bir kabukla kaplanmış solucanı tutan simyacıysa
Diyerek zaferini kutluyordu. Fakat bu neyin zaferiydi? Sadece bir solucana bir iksir içirilerek onun etrafında kabuk bağlatmış ve onu harektsiz kılmış ve belki de öldürmüştü. Belki böcek toplayan insanlar bir koruma zarı içinde böceklerin hiç zarar görmeden kalmasını sağlamak için böyle bir sıvıya ihtiyaç duyuyorlardı."Başardım!" dedi. "İşe yarayacağını biliyordum."
*Çok saçma!*
Böylesi bir sevinci hak edecek bir buluş olmazdı bu. O zaman belki insanların etrafında saydam bir zırh oluşmasını sağlayan bir iksirdi bu. İçen insanlar bu sayede kılıçlar tarafından daha zor kesileceklerdi!
*Bu kadar ince bir zarla mı? İmkansız!*
İmkansızdı çünkü büyü dahi olsa aslında bazı kurallara uyması gerekirdi. Bu sıvı ile solucanın içindeki bir başka sıvı birleşerek bu reaksiyonu sağlamış olmalıydı ve bu kadar ince bir zar metal dahi olsa işe yaramaz bırak kırılmayı yırtılırdı ancak.
Hayal aleminden de yardım almasına rağmen, kafasının içindeki beyinin tam gaz çalışması hiç bir işe yaramıyordu. Bu neden bu kadar önemli bir buluştu ve ne işe yarayacaktı.
Solucana dalmış gözlerinin tekrar yukarı kalkmasını ise yakınlarından gelen bir ses sağladı.
Solucana ne oldu? İşte belki de asıl soru buydu. Aklının içinde soru ile cevap içinde anlamsız onca sözcük geçtiki aradan kendisi dahi ancak "öldü, katılaştı, kabuk bağladı, solucanlıktan çıktı, hiç bir şey olmadı" gibi kelimeleri zar zor yakaladı. Aklından geçenler içinde en önemli olan "yaşam" sözcüğüydü."Bayım, solucana ne oldu acaba?"
Simyanın en ileri yapıtları artık yaşamı kullanan yapıtlar olurdu. Maddelerin bir araya getirilerek normalde asla beklenmeyecek tepkimelere girmeleri ancak yaşam içeren canlılarda kullanıldığında mümkün olurdu. Hala ne bilim, nede büyünün çözemediği bir olay. Uzun zamandır kullanılan hayat sıvılarınında hala tam anlamıyla üretilememesinin sebebi buydu.
"İşe yaracağını biliyordum!" sözü altında aslında çok daha büyük bir cevabı saklıyordu. Bu adam simya üstüne çok fazla bilgili ve tecrübeli biriydi. Bir simyasal buluşun canlı üstünde nasıl tepki vereceğini önceden bilmek çok fazla bilgi ve tecrübe isterdi.
O zaman bu adam kimdi?
Ulrak çatılmış kaşları altından ilk hangisini soracağını bilemediği sorularla dolu bakışlarını adamın yüzüne çevirdi.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Gazı sık Trias!
Ama ya işe yaramazsa? Ya beni incitirse?
Evet doğru. O da var. Ama belki de adam seni burada öldürüverir. Gazı sık ve kaç!
Evet. Sanırım en iyisi bu olacak.
Sık o lanet gazı!
Trias hızla titreyen elini cebinden çıkarttı ve elindeki şeyi adamın yüzüne doğrulttu. Son dakikada bunun sprey kutu değil, kadının verdiği paket olduğunu gördü.
SALAK!!!
Trias şaşkınlıkla hemen pakedi cebine tıktı. Bu sırada öbür elindeki sprey kutusunu çıkarttı. Elleri o kadar titriyordu ki neredeyse düşürecekti kutuyu.
SIK şUNU!!!
Trias düşünmedi. Karşı koymadı. Sadece sprey kutusunun butonuna bastı ve gazı adamın gözlerine püskürttü.
Ama ya işe yaramazsa? Ya beni incitirse?
Evet doğru. O da var. Ama belki de adam seni burada öldürüverir. Gazı sık ve kaç!
Evet. Sanırım en iyisi bu olacak.
Sık o lanet gazı!
Trias hızla titreyen elini cebinden çıkarttı ve elindeki şeyi adamın yüzüne doğrulttu. Son dakikada bunun sprey kutu değil, kadının verdiği paket olduğunu gördü.
SALAK!!!
Trias şaşkınlıkla hemen pakedi cebine tıktı. Bu sırada öbür elindeki sprey kutusunu çıkarttı. Elleri o kadar titriyordu ki neredeyse düşürecekti kutuyu.
SIK şUNU!!!
Trias düşünmedi. Karşı koymadı. Sadece sprey kutusunun butonuna bastı ve gazı adamın gözlerine püskürttü.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
mefistofeles
- Kullanıcı

- Posts: 481
- Joined: Thu May 12, 2005 10:00 am
- Contact:
İyi bir şey devamlı olmazdı ki zaten mekisanın hayatında.Kaçmak için uğraştığı sırada bir ses duydu.
"Ah sizde kahrolun hemi! Bu pazarda insanlar bir işlerle uğraşıyorlar siz ise birbirinizi yiyorsunuz!"
"Siz ne için tartışıyorsunuz kahrolasıcalar!"
Salem çok çeşit insan görmüştü ama bu kadar irisini az görmüştü.Salemler kendi güçlerine güvenirlerdi ama bu salem standartlarına göre bile fazlaydı.şaşırdı aslında biraz da çekindi.Yeterince bela vardı bunları büyütmek istemiyordu hiç.
"Bu Pazar savaş meydanı değil! İnsanlar bur da alışveriş yapıyorlar ve siz onların tezgâhlarının üzerinde birbirinize girerek tüm müşterileri kaçırıyorsunuz!"
Pazarcılar bile tırsmışlardı.Altın balık yoncalarının şimdi işe yaramaması ironikti.Pazarcılardan biri konuşmaya kalkıştı ama.
"Sana kes artık dedim kahrolası!"
Güzel cevap...
"şimdi!"
"Size bakarken keçilerimden birisi elimden kaçtı yani bunun için bana yardım etmeniz gerekli! O keçiyi bulmamda! Ama mantıken sizleri keçinin peşinden sürmeyeceğim. Zaten onu yakalayabilecek tek kişi de benim!"
Salemler olanlara gülmeli mi ağlamalı mı bilmiyordu.Adamın söyleyeceklerini tahmin etti ve bir an olacaklardan korktu.
"Keçimi yakalarken sizden tek bir şey istiyorum. Sizinde seçme hakkınız yok!"
Mekisanın korktuğu başına gelmişti.Adam herkesin eline birer keçi tutuşturdu.
"Hemen geriye döneceğim!"
"Buradan ayrılmayın ve geriye döndüğümde kavga eden olursa keçilerime yem olur!"
Ardından bu kocaman insan Mekisanın son umudunu da ayaklar altına alıp şovalyeye döndü.
"Sör şövalye!"
"Keçilerime sahip olursunuz umarım. Bu kalabalığın içerisinde güvenilir olan tek kişi siz olmalısınız ve bende size güveniyorum."......
"Ah sizde kahrolun hemi! Bu pazarda insanlar bir işlerle uğraşıyorlar siz ise birbirinizi yiyorsunuz!"
"Siz ne için tartışıyorsunuz kahrolasıcalar!"
Salem çok çeşit insan görmüştü ama bu kadar irisini az görmüştü.Salemler kendi güçlerine güvenirlerdi ama bu salem standartlarına göre bile fazlaydı.şaşırdı aslında biraz da çekindi.Yeterince bela vardı bunları büyütmek istemiyordu hiç.
"Bu Pazar savaş meydanı değil! İnsanlar bur da alışveriş yapıyorlar ve siz onların tezgâhlarının üzerinde birbirinize girerek tüm müşterileri kaçırıyorsunuz!"
Pazarcılar bile tırsmışlardı.Altın balık yoncalarının şimdi işe yaramaması ironikti.Pazarcılardan biri konuşmaya kalkıştı ama.
"Sana kes artık dedim kahrolası!"
Güzel cevap...
"şimdi!"
"Size bakarken keçilerimden birisi elimden kaçtı yani bunun için bana yardım etmeniz gerekli! O keçiyi bulmamda! Ama mantıken sizleri keçinin peşinden sürmeyeceğim. Zaten onu yakalayabilecek tek kişi de benim!"
Salemler olanlara gülmeli mi ağlamalı mı bilmiyordu.Adamın söyleyeceklerini tahmin etti ve bir an olacaklardan korktu.
"Keçimi yakalarken sizden tek bir şey istiyorum. Sizinde seçme hakkınız yok!"
Mekisanın korktuğu başına gelmişti.Adam herkesin eline birer keçi tutuşturdu.
"Hemen geriye döneceğim!"
"Buradan ayrılmayın ve geriye döndüğümde kavga eden olursa keçilerime yem olur!"
Ardından bu kocaman insan Mekisanın son umudunu da ayaklar altına alıp şovalyeye döndü.
"Sör şövalye!"
"Keçilerime sahip olursunuz umarım. Bu kalabalığın içerisinde güvenilir olan tek kişi siz olmalısınız ve bende size güveniyorum."......
Simyacı kendisine dönmüş aklında binlerce soru ile kavrulan genç adama bakmadı bile. Aklı çoktan işine odaklanmıştı. şimdi açık olan avcunun içinde durmakta olan kabuk kaplamış solucanı diğer elinin işaret parmağı ile okşuyordu. Sol elinin avcunda ki soluncana sanki aşıkmış gibi bakıyordu.
İnsanlar şaşkın şaşkın bu olayı izliyorlardı ve birbirleri ile konu üzerine tartışıp duruyorlardı.
"O solucana ne olduğunu gördün mü?"
"Bir şey anladın mı?"
"Az önce orda bir solucan vardı sanki ama ne oldu göremedim?"
"Aslında o hiç solucan değildi. Belki bir tür yaratıktı. şimdi de simyacıdan kurtulmak için kabuk kapladı. Kendisini güvenceye aldı."
Bu son yorum Freor'un hemen yanından, Ulrak'ın ise hemen arkasından gelmişti. Freor şimdi Ulrak ile çocuğun omuzları arasında ki boşluktan solucanı ve simyacıyı izliyordu.
"Sanırım o bir aşk iksiriydi. Baksanıza simyacı solucana aşık oldu."
Yorumlar, bazıları acaip ilginç olan onlarca yorum sürdüde sürdü ve tüm bu süre boyunca Simyacı solucanı okşamaya devam etti.
Ardından "Ama..." dedi. "Senin gibi bir başarı bana çok gelir. Seni gözlerimin önünden uzaklaştırmazsam başarımla yetineceğim ve bir daha asla daha büyük başarılara yol açamayacağım. Ayrıca... Ayrıca sen iyi birinin elinde kullanılmayı hak edecek kadar değerlisin..."
Cebine koyduğu boşalmış şişeyi çıkarttı ve "İki yılımın emeği..." dedi iç çekere. "Senden bir tane daha hazırlayıp daha iyisini hedeflemek için önümde iki yıldan çok daha uzunu var." şimdi bir hüzün kaplamıştı simyacıyı.
"Ne diyor anlıyor musunuz?" Bir kadın yanında ki diğer kadınlar grubuna yöneltmişti bu soruyu.
Pazarın o bölümünde çok büyük bir kalabalık toplanmaya başlamıştı.
"Musade eder misiniz?"
"Anlamadığım; simyacı neden bu kadar sevindi?"
"İzin verin geçiyim. Neden burada toplandınız? Dağılın dağılın!" Bu sert bir sesti ve kalabalıkta yankılanmaya başlamıştı. Gittikçe de tonu artıyordu ve kalabalığın arasında daha çok duyuluyordu.
"Bu pazar her seferinde ilginç olaylara sahne oluyor zaten."
"Ben şehir muhafızıyım. Bırakın geçiyim!"
Birden simyacı donakaldı. Bakışları yavaşça omzunun üzerinden geriye dönerek kalabalığın arasında yol açmaya çalışan ama halen ön sıralara ulaşamamış olan o sesin sahibini gördü ve sonrasında yeniden önüne dönerek hızlı hızlı konuşmaya başladı. "Size çok teşekkür ederim sayın patatesçi!" dedi ve aynı anda hızla elindeki şişeyi de cebine yerleştirdi.
Bir an daha durarak elinde ki solucana baktı ve ağzından gevelediği sözleri sadece yakınındakiler duydu: "Ne yapmalı. O yanımda olursa daha iyisine odaklanamam..."
Ardından yeniden bir şey aklına gelmiş gibi hareketlenmeye başladı ve sağa doğru dönerek gitmeye hazırlandı ama o anda Ulrak'ın bakışları ile göz göze geldi. Sanki uzun zamandır görmediği bir dostunu görür gibi "Seeen!" dedi ve ondan sonra gözleri büyürken ve suratını bir gülümseme kaplarken "Ahhhh..." diyerek elini uzattı ve genç adamın elini yakalayarak açık avcunu kendisine doğru çevirdi. "Bunu sakla!" dedi ve diğer, sol elinde ki solucanı Ulrak'ın açık olan avcuna koyarak ekledi. "Onu ne olursa olsun kimseye verme..."
Ardından daha Ulrak'ın soru sormasına fırsat bulamadan arkasını döndü ve kalabalığı ite kaka -çoğu zaten o üzerlerine doğru gelirken yolundan kaçışıyorlardı- oradan uzaklaştı. Onun geçtiği yerlerde kalabalık kapanırken Simyacı sadece bir kaç saniyede gözden kaybolmuştu. Simyacının giderken sesi son bir kez duyuldu:
İzle ve Sor!
Muhafız kalabalığın arasından sıyrılarak öne çıktı ve tezgahta durmakta olan dört kişiye -Ulrak, çocuk, Freor ve tezgahtara- "Burada neler oluyor?" diye sordu.
O anda Ulrak da Freor da tezgâhın önünde sadece müşteri olarak üç kişi kaldığını fark etmişlerdi. Diğer herkes daha simyacı gitmeye başladığı anda oradan uzaklaşmıştı.
şimdi ise... şimdi ise bu muhafız onlara doğru bakıyordu...
İnsanlar şaşkın şaşkın bu olayı izliyorlardı ve birbirleri ile konu üzerine tartışıp duruyorlardı.
"O solucana ne olduğunu gördün mü?"
"Bir şey anladın mı?"
"Az önce orda bir solucan vardı sanki ama ne oldu göremedim?"
"Aslında o hiç solucan değildi. Belki bir tür yaratıktı. şimdi de simyacıdan kurtulmak için kabuk kapladı. Kendisini güvenceye aldı."
Bu son yorum Freor'un hemen yanından, Ulrak'ın ise hemen arkasından gelmişti. Freor şimdi Ulrak ile çocuğun omuzları arasında ki boşluktan solucanı ve simyacıyı izliyordu.
"Sanırım o bir aşk iksiriydi. Baksanıza simyacı solucana aşık oldu."
Yorumlar, bazıları acaip ilginç olan onlarca yorum sürdüde sürdü ve tüm bu süre boyunca Simyacı solucanı okşamaya devam etti.
Ardından "Ama..." dedi. "Senin gibi bir başarı bana çok gelir. Seni gözlerimin önünden uzaklaştırmazsam başarımla yetineceğim ve bir daha asla daha büyük başarılara yol açamayacağım. Ayrıca... Ayrıca sen iyi birinin elinde kullanılmayı hak edecek kadar değerlisin..."
Cebine koyduğu boşalmış şişeyi çıkarttı ve "İki yılımın emeği..." dedi iç çekere. "Senden bir tane daha hazırlayıp daha iyisini hedeflemek için önümde iki yıldan çok daha uzunu var." şimdi bir hüzün kaplamıştı simyacıyı.
"Ne diyor anlıyor musunuz?" Bir kadın yanında ki diğer kadınlar grubuna yöneltmişti bu soruyu.
Pazarın o bölümünde çok büyük bir kalabalık toplanmaya başlamıştı.
"Musade eder misiniz?"
"Anlamadığım; simyacı neden bu kadar sevindi?"
"İzin verin geçiyim. Neden burada toplandınız? Dağılın dağılın!" Bu sert bir sesti ve kalabalıkta yankılanmaya başlamıştı. Gittikçe de tonu artıyordu ve kalabalığın arasında daha çok duyuluyordu.
"Bu pazar her seferinde ilginç olaylara sahne oluyor zaten."
"Ben şehir muhafızıyım. Bırakın geçiyim!"
Birden simyacı donakaldı. Bakışları yavaşça omzunun üzerinden geriye dönerek kalabalığın arasında yol açmaya çalışan ama halen ön sıralara ulaşamamış olan o sesin sahibini gördü ve sonrasında yeniden önüne dönerek hızlı hızlı konuşmaya başladı. "Size çok teşekkür ederim sayın patatesçi!" dedi ve aynı anda hızla elindeki şişeyi de cebine yerleştirdi.
Bir an daha durarak elinde ki solucana baktı ve ağzından gevelediği sözleri sadece yakınındakiler duydu: "Ne yapmalı. O yanımda olursa daha iyisine odaklanamam..."
Ardından yeniden bir şey aklına gelmiş gibi hareketlenmeye başladı ve sağa doğru dönerek gitmeye hazırlandı ama o anda Ulrak'ın bakışları ile göz göze geldi. Sanki uzun zamandır görmediği bir dostunu görür gibi "Seeen!" dedi ve ondan sonra gözleri büyürken ve suratını bir gülümseme kaplarken "Ahhhh..." diyerek elini uzattı ve genç adamın elini yakalayarak açık avcunu kendisine doğru çevirdi. "Bunu sakla!" dedi ve diğer, sol elinde ki solucanı Ulrak'ın açık olan avcuna koyarak ekledi. "Onu ne olursa olsun kimseye verme..."
Ardından daha Ulrak'ın soru sormasına fırsat bulamadan arkasını döndü ve kalabalığı ite kaka -çoğu zaten o üzerlerine doğru gelirken yolundan kaçışıyorlardı- oradan uzaklaştı. Onun geçtiği yerlerde kalabalık kapanırken Simyacı sadece bir kaç saniyede gözden kaybolmuştu. Simyacının giderken sesi son bir kez duyuldu:
İzle ve Sor!
Muhafız kalabalığın arasından sıyrılarak öne çıktı ve tezgahta durmakta olan dört kişiye -Ulrak, çocuk, Freor ve tezgahtara- "Burada neler oluyor?" diye sordu.
O anda Ulrak da Freor da tezgâhın önünde sadece müşteri olarak üç kişi kaldığını fark etmişlerdi. Diğer herkes daha simyacı gitmeye başladığı anda oradan uzaklaşmıştı.
şimdi ise... şimdi ise bu muhafız onlara doğru bakıyordu...
Pıssst Pıssst
Adam şaşkın şaşkın kutuya bakarken gözlerine doğru yakan bir şey fışkırdı. Acı içerisinde ayağa fırlarken elinde ki mektubu düşürdü adam ve mektup Trias'ın üzerine düştü.
Acı haykırışlar ile çılgına dönmüşçesine etrafta koşturan ve bir o duvara bir bu duvara çarpan adam yeniden başka bir duvara çarparak yere düştü ve ardından yerde kıvranmaya başladı.
O sırada henüz kavgaya başlamamış olan Renard'ın sesi duyuldu. "O mektubu benim için sakla!" diye haykırdı Renard şansına sevinerek. Rahibin kaçması engellenmişti.
*
Renard tam o rahibi haklayan çocuğa doğru atılmıştı ki diğer çocuk bir an yere düşen rahibine baktı ve ardından bir öfke çığlığı kopartarak elinde tuttuğu bıçağı omuzu üzerinde kaldırıp saplamak için şövalyeye doğru atıldı.
Adam şaşkın şaşkın kutuya bakarken gözlerine doğru yakan bir şey fışkırdı. Acı içerisinde ayağa fırlarken elinde ki mektubu düşürdü adam ve mektup Trias'ın üzerine düştü.
Acı haykırışlar ile çılgına dönmüşçesine etrafta koşturan ve bir o duvara bir bu duvara çarpan adam yeniden başka bir duvara çarparak yere düştü ve ardından yerde kıvranmaya başladı.
O sırada henüz kavgaya başlamamış olan Renard'ın sesi duyuldu. "O mektubu benim için sakla!" diye haykırdı Renard şansına sevinerek. Rahibin kaçması engellenmişti.
*
Renard tam o rahibi haklayan çocuğa doğru atılmıştı ki diğer çocuk bir an yere düşen rahibine baktı ve ardından bir öfke çığlığı kopartarak elinde tuttuğu bıçağı omuzu üzerinde kaldırıp saplamak için şövalyeye doğru atıldı.
"Ellerinizdeki ipleri bana verin ve kaçın! Bana zaten bir şey yapamazlar. Ve sanırım korkularından ellerindeki ipleri de bırkamazlar. Bu yüzden ipleri bana verin ve kaçın. Ben elimden geldiğince onların ellerindeki ipleri bırakmamalarını sağlarım."
Asgard fısıltı halinde Salemlere böyle söyleyerek göz kırpmıştı. şu an için onun önceliği bu suçsuz Salemlerin sağ salim kaçmalarıydı.
Derken o sırada aralarında konuşmakta olan sıkkın balıkçılardan birisi şövalyeyi gördü ve "Sen ne fısıldıyorsun öyle?" diye sordu şaşkın şaşkın.
Bir anda yeniden bakışlar onlara doğru döndü.
Salemlerden sadece Mekisa'nın elinde bir keçi vardı...
Asgard fısıltı halinde Salemlere böyle söyleyerek göz kırpmıştı. şu an için onun önceliği bu suçsuz Salemlerin sağ salim kaçmalarıydı.
Derken o sırada aralarında konuşmakta olan sıkkın balıkçılardan birisi şövalyeyi gördü ve "Sen ne fısıldıyorsun öyle?" diye sordu şaşkın şaşkın.
Bir anda yeniden bakışlar onlara doğru döndü.
Salemlerden sadece Mekisa'nın elinde bir keçi vardı...
AYRI GAYRI HANI
Khutai'nin arkasında onu takip eden çocuk Khutai durup ona soru sorunca haykırdı. "Harikaaaa! Harikaaaa! Güçlü barbar benimle konuştuuuu!" Çok mutlu olmuş gibi görünüyordu.
Derken aynı şekilde bir diğer yerdende haykırış geldi.
"En sonundaaaa!"
Ozan İnulûen durmuş karşısında ki bir şeye pörtlemiş gözlerle bakıyordu. Aklında ki tüm sorunları çözülmüşçesine sırıtıyordu.
Derken herkes o tarafa döndüler ve pazarın ortasında tam dört yol ağzında üç katlı bir bina gördüler. Sol tarafta, tam iki sokağın arasında kalan üç katlı bina'nın üzerinde kocaman harflerle hepsinin içini sevinçle dolduran o yazı asılmıştı.
AYRI GAYRI HANI
Bu ismin altına ise yine bir yazı iliştirilmişti.
Bir Bilbo ve Ned Ortaklığıdır...
Dört yolcuda sanki gözlerine inanamıyorlarmışçasına bu yazıya baştan sona yeniden göz attılar.
AYRI GAYRI HANI
Bir Bilbo ve Ned Ortaklığıdır!
24 Saat Tam Hizmet!
Ozan İnulûen'i handan daha çok şaşırtan şey bu hanın sahiplerinden birisinin de "Ned" olmasıydı. Daha önceden Aransun şehrinde bulunmuş olan Ozan İnulûen Ned adında ki o uzun boylu ve hafif kilolu, oldukça güler yüzlü ve insanı hiç sıkmayan, hoş sohbetli, ozanlara her zaman kapısı açık olan hancı ile tanışmıştı. Onun hanında kalmak gerçekten çok rahatlatıcıydı ve işte şimdi burada... karşısında bir başka Ned'e ait han daha duruyordu. Burada... Esteria da... Ozan bunu hiç beklemiyordu.
Ozan durmuş halen hana bakmakta olan grubun önüne geçerek hana doğru ilerledi ve orada, kapıda asılı olan yazılara ve resimlere, baktı.
"Aransun'un güzeller güzeli Ejderha Ateşi Hanın da daha önceden bulundunuz mu? Orayı beyendiniz mi? İşte size rahat, konforlu ve kesenize uygun bir han!"
Bu yazının altında başka bir yazı daha yazıyordu.
"Hanımız Ejderha Ateşi Hanına benzetilmiş ve özellikle siz Aransun'u bilen ve zamanında orada kalmış olan müşterilerimize evinizi aratmayacak şekilde dekore edilmiştir. Üst katlar özgün bir yapıdadır ama en alt katta sizleri Ejdeha Ateşi Hanının bir benzeri beklemektedir. İşte bu yüzden içeriye girince şaşırma nidalarını duymayalım..."
İşte camda bunlar yazıyordu. İnsanı içeriye davet eden bir dolu sıcak söz ve bunlar o gün Ozan'ın duyduğu en güzel sözlerdi. Belki bu handa biraz şarkı da söyleyebilirdi... Hanlar onun evi gibiydi zaten...
Ozan yavaşça döndü ve kapıya doğru ilerleyerek içeriye baktı.

İşte... şaşırıp bir hayret nidası patlatamadan duramamıştı ozan yine. Han aynıydı... Gerçekten de Ejderha Ateşi Hanına çok benziyordu. Neredeyse aynısıydı. Farklı olan tek şey şöminenin etrafına dizilmiş olan o minderlerdi ve onlar da handaki diğer her yerden daha çekici gözüküyorlardı.
Handa sadece iki adam vardı. Oturmuş bir şeyler içerek sohbet ediyorlardı. Günün o saatinde han boştu ama bir kaç saate kadar han yavaş yavaş dolmaya başlayacaktı anlaşılan.
Derken Ozan'ın bakışları tezgâhın arkasında ki o simayı gördü ve ikinci bir şaşkınlık yaşadı. İşte oradaydı... Bu Ned di... Zamanında hikayeler anlattığı en iyi dinleyicilerinden birisi olan Aransun'un o güzide Ejderha Ateşi Hanı'nın harika, sevecen sahibi... Onun burada ne işi olabilirdi ki?
Ozan içeriyi herkesden önce incelemeye başlamıştı. Eşeğini de bebeği de şaşkınlığı sırasında unutmuştu ve onun bu şaşkınlığı ve haykırışları, mutluluğu, sevinci diğerlerinin gözünden kaçmamıştı. Ayrıca daha diğerleri kapıya bile yaklaşmamışlardı.
Anlaşılan bebeğinde gözünden kaçmamış olacaktı ki bebek ellerini ileriye doğru uzatarak onlardan oldukça uzakta, hanın kapısında durmakta olan Ozan'a ulaşmaya çabalıyordu.
Ardından ise onu tutmakta olan barbara sinirlenmiş olacak ki durdu ve barbarın koca burnunu tutarak çekiştirmeye başladı.
"Ehehehe... Ehe... Ehehehe..."
Khutai'nin arkasında onu takip eden çocuk Khutai durup ona soru sorunca haykırdı. "Harikaaaa! Harikaaaa! Güçlü barbar benimle konuştuuuu!" Çok mutlu olmuş gibi görünüyordu.
Derken aynı şekilde bir diğer yerdende haykırış geldi.
"En sonundaaaa!"
Ozan İnulûen durmuş karşısında ki bir şeye pörtlemiş gözlerle bakıyordu. Aklında ki tüm sorunları çözülmüşçesine sırıtıyordu.
Derken herkes o tarafa döndüler ve pazarın ortasında tam dört yol ağzında üç katlı bir bina gördüler. Sol tarafta, tam iki sokağın arasında kalan üç katlı bina'nın üzerinde kocaman harflerle hepsinin içini sevinçle dolduran o yazı asılmıştı.
AYRI GAYRI HANI
Bu ismin altına ise yine bir yazı iliştirilmişti.
Bir Bilbo ve Ned Ortaklığıdır...
Dört yolcuda sanki gözlerine inanamıyorlarmışçasına bu yazıya baştan sona yeniden göz attılar.
AYRI GAYRI HANI
Bir Bilbo ve Ned Ortaklığıdır!
24 Saat Tam Hizmet!
Ozan İnulûen'i handan daha çok şaşırtan şey bu hanın sahiplerinden birisinin de "Ned" olmasıydı. Daha önceden Aransun şehrinde bulunmuş olan Ozan İnulûen Ned adında ki o uzun boylu ve hafif kilolu, oldukça güler yüzlü ve insanı hiç sıkmayan, hoş sohbetli, ozanlara her zaman kapısı açık olan hancı ile tanışmıştı. Onun hanında kalmak gerçekten çok rahatlatıcıydı ve işte şimdi burada... karşısında bir başka Ned'e ait han daha duruyordu. Burada... Esteria da... Ozan bunu hiç beklemiyordu.
Ozan durmuş halen hana bakmakta olan grubun önüne geçerek hana doğru ilerledi ve orada, kapıda asılı olan yazılara ve resimlere, baktı.
"Aransun'un güzeller güzeli Ejderha Ateşi Hanın da daha önceden bulundunuz mu? Orayı beyendiniz mi? İşte size rahat, konforlu ve kesenize uygun bir han!"
Bu yazının altında başka bir yazı daha yazıyordu.
"Hanımız Ejderha Ateşi Hanına benzetilmiş ve özellikle siz Aransun'u bilen ve zamanında orada kalmış olan müşterilerimize evinizi aratmayacak şekilde dekore edilmiştir. Üst katlar özgün bir yapıdadır ama en alt katta sizleri Ejdeha Ateşi Hanının bir benzeri beklemektedir. İşte bu yüzden içeriye girince şaşırma nidalarını duymayalım..."
İşte camda bunlar yazıyordu. İnsanı içeriye davet eden bir dolu sıcak söz ve bunlar o gün Ozan'ın duyduğu en güzel sözlerdi. Belki bu handa biraz şarkı da söyleyebilirdi... Hanlar onun evi gibiydi zaten...
Ozan yavaşça döndü ve kapıya doğru ilerleyerek içeriye baktı.

İşte... şaşırıp bir hayret nidası patlatamadan duramamıştı ozan yine. Han aynıydı... Gerçekten de Ejderha Ateşi Hanına çok benziyordu. Neredeyse aynısıydı. Farklı olan tek şey şöminenin etrafına dizilmiş olan o minderlerdi ve onlar da handaki diğer her yerden daha çekici gözüküyorlardı.
Handa sadece iki adam vardı. Oturmuş bir şeyler içerek sohbet ediyorlardı. Günün o saatinde han boştu ama bir kaç saate kadar han yavaş yavaş dolmaya başlayacaktı anlaşılan.
Derken Ozan'ın bakışları tezgâhın arkasında ki o simayı gördü ve ikinci bir şaşkınlık yaşadı. İşte oradaydı... Bu Ned di... Zamanında hikayeler anlattığı en iyi dinleyicilerinden birisi olan Aransun'un o güzide Ejderha Ateşi Hanı'nın harika, sevecen sahibi... Onun burada ne işi olabilirdi ki?
Ozan içeriyi herkesden önce incelemeye başlamıştı. Eşeğini de bebeği de şaşkınlığı sırasında unutmuştu ve onun bu şaşkınlığı ve haykırışları, mutluluğu, sevinci diğerlerinin gözünden kaçmamıştı. Ayrıca daha diğerleri kapıya bile yaklaşmamışlardı.
Anlaşılan bebeğinde gözünden kaçmamış olacaktı ki bebek ellerini ileriye doğru uzatarak onlardan oldukça uzakta, hanın kapısında durmakta olan Ozan'a ulaşmaya çabalıyordu.
Ardından ise onu tutmakta olan barbara sinirlenmiş olacak ki durdu ve barbarın koca burnunu tutarak çekiştirmeye başladı.
"Ehehehe... Ehe... Ehehehe..."
Kedi kadın pe asılmış çekiştiriyordu. Ne kadarda inat bir şeydi bu böyle? "Bana bak!" dedi Cetterian tüm arkadaşlarının şaşkın bakışları altında "Kimden kaçtın bilmiyorum ama sahibine döneceksin! Hiç inat etme kaçışın yok!"
Ama keçi onu dinlemiyordu ki! Ã?ekiştirmeye devam ediyordu. Kedi kadın bir küfür savurdu ve ardından "Ya inatçılığı bırakırsın..." dedi keçiyi daha bir kuvvetle çekiştirerek. "Ya da senden kavurma yaparım ve akşam yemeğinde yerim!"
Keçi bu sözleri duyunca gözleri kocaman açıldı ve aniden durdu. Tepinmeyi ve çekiştirmeyi bıraktı. Derken ip kadının ellerinden kaçtı ve kadın yere düştü. Bu ani itaati beklemiyordu ve işte bu yüzden hazırlıksız yakalanmıştı.
Cetterian yerden arkadaşlarının da yardımıyla kalkmaya çalışırken bir diğer kedi kadın keçinin ipini tutmuştu o anda ilerden gelen bir ses "Keçim!" dedi. "Onu bulmuşsunuz!"
Derken kedi kadınlar o tarafa döndüler ve keçinin iri yarı, insan sahibini gördüler...
Ama keçi onu dinlemiyordu ki! Ã?ekiştirmeye devam ediyordu. Kedi kadın bir küfür savurdu ve ardından "Ya inatçılığı bırakırsın..." dedi keçiyi daha bir kuvvetle çekiştirerek. "Ya da senden kavurma yaparım ve akşam yemeğinde yerim!"
Keçi bu sözleri duyunca gözleri kocaman açıldı ve aniden durdu. Tepinmeyi ve çekiştirmeyi bıraktı. Derken ip kadının ellerinden kaçtı ve kadın yere düştü. Bu ani itaati beklemiyordu ve işte bu yüzden hazırlıksız yakalanmıştı.
Cetterian yerden arkadaşlarının da yardımıyla kalkmaya çalışırken bir diğer kedi kadın keçinin ipini tutmuştu o anda ilerden gelen bir ses "Keçim!" dedi. "Onu bulmuşsunuz!"
Derken kedi kadınlar o tarafa döndüler ve keçinin iri yarı, insan sahibini gördüler...
- lord_ariakan
- Kullanıcı

- Posts: 31
- Joined: Sun Dec 25, 2005 10:00 am
- Location: ankara
- Contact:
Winarf cadde boyunca hızlı adımlarla ilerledi.Ama bitkin vücudu attığı her adımın bir öncekinden daha zorlu ve yorucu kılıyordu.Tepesindeki güneş gözlerini yakıyordu.Bu nedenle kukuletasını tekrar başına geçirdi,ama bu sefer de sıcaktan yüzü kıpkırmızı olmuştu.Büyücü acillen serin ve sessiz bir yer bulabilmek umuduyla etrafına bakındı.Yeni arkadaşlarnın da onunla aynı şeyleri düşündüklerini tahmin edebiliyordu.Ama tabiki da farklı nedenlerden ötürü.İki barbarın hiç şüphesiz tek istedikleri bir kaç kupa buz gibi bira-ki Winarf'ın da hayallerinden biriydi-ve hoş,sıcak bir sohbet idi.Yanlarındaki diğer adamınsa en önemli derdi yanındaki bebekti.Adamın yüz ifadesi çok iyi ve şefketliydi.Görünüşe göre bebeğin acıkmış olduğunu düşünüyordu.
Büyücü de tam o sırada bebeğe baktı.Zavallı yavru aç ve yorgun gözüküyordu.Ağlamaları tüm şehirde yankılanıyor ve tüm meraklı bakışların bu ilginç grubun üzerine doğru dönmesine neden oluyordu.Winarf birkaç dakika önce atlattıkları muhafızları düşündü.Büyük bir ihtimalle onları heryerde arıyorlardı.Büyücüyü bir tedirginlik sardı.Hem kendisi hem de bu zavallı yavru için.Derhal olaylara müdahale etmesi gerekliydi.
''Heyy sen çocuk.Bize rahat edebiliceğimiz bir yer söyleyebilir misin?Ã?evrede hanlar bulunur mu?Winarf çocuğun sırtına konuşuyordu.Büyücünün damarlarından buz gibi bir nefret spazmı gelip geçti.şu velete bir nutuk çekmeliyim diye düşündü.Ama bunun gökyüzündeki yıldızları saymak kadar zor bir şey olduğunu söyledi kendi kendine.İlk önce bir bebek ve şimdi de bu iki yapışkan velet.Her ikisi de iki barbara dönmüş onlara hayran hayran bakıyorlardı.Winarf bu iki çocuğa şimdi daha da artan bir ilgi ve şüpheyle baktı.Kapkara gözleri çocuklaarın etini geçip sanki ruhlarını görüyormuşcasına kısıldı ve derinleşti.Acaba bu iki velet hep methini duyduğu pazarların şu küçük yankesicilerinden olabilirler miydi?İki adamı uyarmak istedi,ama sonra bunun kendisini ahmak durumuna düşürüceğini anladı.
Winarf şansını birde diğer adam da denemek için adamın yanına doğru ilerledi.Adamı bebek konusunda sıkıştırmıştı ve onu hikayeyi anlatması için tehdit de etmişti,ama anlaşılan adamın ya Winarf'tan hiç gözü korkmamıştı ya da çok daha ilginç bir şeye raslamışyı.Zira gözleri kocaman açılmış şapşal şapşal önüne bakıyordu.Winarf adamın bakışlarını takip etti ve onun gördüğü tabelaya odaklandı kald.
AYRI GAYRI HANI
''NELGORİA sana şükürler olsun.Sonunda günün tüm yorgunluğunu atabilicem.Hadi beyler bundan iyisi şamda kaysı.Biraz acele edelim şu hikayeyi bir an önce dinlemek istiyorum''dedi ve sonra kendi kendine sessizce ekledi.''Aslında buz gibi bira istiyorum desem daha doğru olur.''
Winarf grupta en çok yorulanın kendisi olduğunu düşünmüştü ki yanındaki adam hana hepsinden önce girdi ve etrafına bakındı.Winarf daha kapıya varamadan adamın sevinç çığlıklarını işitti.Kendisine bunu iyi birşeye yorması gerektiğini söyledi.Diğer iki yoldaşına döndü ve onlara seslendi.
''Beyler sanırım aradığımız yeri sonunda bulduk.Anlaşılan arkadaşın bu hanın müdavimlerinden barbar.Aklım onun bir deli olduğunu söylüyor bana.şu herife baksanıza sanki uzun zmandır görmediği annesini gören bir çocuk gibi sevinçli.''
Winarf adama bezginikle baktı.Büyücü dikkatleri üzerine ne kadar az çekmek istiyorsa şu adam ve bebek o kadar bağırıyorlardı.Winarf bebeği oluruna bıraktı.Ama adamı uyarmak için yanına yollandı.Adamı omuzlarından sertçe sarsarak kendisine döndürdü.''Tanrı aşkına biraz sessiz olamazmısın?şu bebek bile senden daha çok söz dinliyordur eminim.Biraz sessiz olda dikkatleri üzerimize çekme
Büyücü adamın kendisini ciddiye alıp almadığını hiç umursamadı.Artık yorgun ayakları onu daha fazla taşımayacaktı.Winarf hana doğru yöneldi...
Büyücü de tam o sırada bebeğe baktı.Zavallı yavru aç ve yorgun gözüküyordu.Ağlamaları tüm şehirde yankılanıyor ve tüm meraklı bakışların bu ilginç grubun üzerine doğru dönmesine neden oluyordu.Winarf birkaç dakika önce atlattıkları muhafızları düşündü.Büyük bir ihtimalle onları heryerde arıyorlardı.Büyücüyü bir tedirginlik sardı.Hem kendisi hem de bu zavallı yavru için.Derhal olaylara müdahale etmesi gerekliydi.
''Heyy sen çocuk.Bize rahat edebiliceğimiz bir yer söyleyebilir misin?Ã?evrede hanlar bulunur mu?Winarf çocuğun sırtına konuşuyordu.Büyücünün damarlarından buz gibi bir nefret spazmı gelip geçti.şu velete bir nutuk çekmeliyim diye düşündü.Ama bunun gökyüzündeki yıldızları saymak kadar zor bir şey olduğunu söyledi kendi kendine.İlk önce bir bebek ve şimdi de bu iki yapışkan velet.Her ikisi de iki barbara dönmüş onlara hayran hayran bakıyorlardı.Winarf bu iki çocuğa şimdi daha da artan bir ilgi ve şüpheyle baktı.Kapkara gözleri çocuklaarın etini geçip sanki ruhlarını görüyormuşcasına kısıldı ve derinleşti.Acaba bu iki velet hep methini duyduğu pazarların şu küçük yankesicilerinden olabilirler miydi?İki adamı uyarmak istedi,ama sonra bunun kendisini ahmak durumuna düşürüceğini anladı.
Winarf şansını birde diğer adam da denemek için adamın yanına doğru ilerledi.Adamı bebek konusunda sıkıştırmıştı ve onu hikayeyi anlatması için tehdit de etmişti,ama anlaşılan adamın ya Winarf'tan hiç gözü korkmamıştı ya da çok daha ilginç bir şeye raslamışyı.Zira gözleri kocaman açılmış şapşal şapşal önüne bakıyordu.Winarf adamın bakışlarını takip etti ve onun gördüğü tabelaya odaklandı kald.
AYRI GAYRI HANI
''NELGORİA sana şükürler olsun.Sonunda günün tüm yorgunluğunu atabilicem.Hadi beyler bundan iyisi şamda kaysı.Biraz acele edelim şu hikayeyi bir an önce dinlemek istiyorum''dedi ve sonra kendi kendine sessizce ekledi.''Aslında buz gibi bira istiyorum desem daha doğru olur.''
Winarf grupta en çok yorulanın kendisi olduğunu düşünmüştü ki yanındaki adam hana hepsinden önce girdi ve etrafına bakındı.Winarf daha kapıya varamadan adamın sevinç çığlıklarını işitti.Kendisine bunu iyi birşeye yorması gerektiğini söyledi.Diğer iki yoldaşına döndü ve onlara seslendi.
''Beyler sanırım aradığımız yeri sonunda bulduk.Anlaşılan arkadaşın bu hanın müdavimlerinden barbar.Aklım onun bir deli olduğunu söylüyor bana.şu herife baksanıza sanki uzun zmandır görmediği annesini gören bir çocuk gibi sevinçli.''
Winarf adama bezginikle baktı.Büyücü dikkatleri üzerine ne kadar az çekmek istiyorsa şu adam ve bebek o kadar bağırıyorlardı.Winarf bebeği oluruna bıraktı.Ama adamı uyarmak için yanına yollandı.Adamı omuzlarından sertçe sarsarak kendisine döndürdü.''Tanrı aşkına biraz sessiz olamazmısın?şu bebek bile senden daha çok söz dinliyordur eminim.Biraz sessiz olda dikkatleri üzerimize çekme
Büyücü adamın kendisini ciddiye alıp almadığını hiç umursamadı.Artık yorgun ayakları onu daha fazla taşımayacaktı.Winarf hana doğru yöneldi...
şerefim onurumdur,onurumsa yaşamım...
-
mefistofeles
- Kullanıcı

- Posts: 481
- Joined: Thu May 12, 2005 10:00 am
- Contact:
Olanlara inanamıyordu salem ardından şovalyeyenin söylediklerini duydu.Diğer salem elindeki keçiyi şovalyeye vermişti bile.Mekisa şaşkınlk içinde pazarcıların bağrışlarını duydu.Elindeki keçinin ipini şovalyeye doğru uzatırken
"Sana borçluyum şovalye"
diyebildi.Pazarcıların bağrışları arasında diğer salemle koşarcasına uzaklaşmaya başladı.Ardından aklına sorması gereken sorular gelivermişti Koşarken diğer salem e doğru ..
"Senin adın ne kardeşim, Neden burdasın ,Deniz aşkına ne halt ediyorsun....."
Kalabalıkta zar zor ilerlerken kedi kadınların yetişmemiş olması mucize olmalı diye düşünmeden edemedi....
"Sana borçluyum şovalye"
diyebildi.Pazarcıların bağrışları arasında diğer salemle koşarcasına uzaklaşmaya başladı.Ardından aklına sorması gereken sorular gelivermişti Koşarken diğer salem e doğru ..
"Senin adın ne kardeşim, Neden burdasın ,Deniz aşkına ne halt ediyorsun....."
Kalabalıkta zar zor ilerlerken kedi kadınların yetişmemiş olması mucize olmalı diye düşünmeden edemedi....
-
Ozan İnulüen
- Kullanıcı

- Posts: 28
- Joined: Mon Jan 02, 2006 10:00 am
- Contact:
Ozan, ayaklarını yerde şaplatıp dikkat çekmek istercesine yürüdü ve barın arkasındaki adama doğru elllerini iki yana açarak ilerledi, hancının yanındaki uzun iskemlelerden birine yerleşti ve " NED!" diye bağırdı, " Ned! seni göremeyeli uzun zaman olmuştu, seni bu şehrin bu korkunç pazarının ortasına getiren ne?", ardından yol arkadaşlarını ve bebeği ve eşşeğini hatırladı," Ned," dedi, daha öncekilerin cevabını beklemeden, " Ned, eşşeğim için bir yer var mı? birde bir bebek buldum, belki sen ne yapabileceğimizi bilirsin" ardından ardına döndü, " beyler, lütfen rahatınız bakın, burdan hiç bir kötülük çıkmaz ve siz bay büyücü, kuşkulanmayın kimse size kötülük yapmaz burada, hehe hehe , bebek! o barbarın burnunu bırakmazsan, bir daha o barbarı aramızda göremeyeceğiz ". ardından kalkıp, hanın kapısına yürüdü ve eşşeğini alıp içeri getirdi, " bir ahır bulamadınız mı bay eşek? peki, öyleyse içeriyi kirletmemek şartıyla buyrun" ve eşşeği içeri soktu.
ve sancı geç saatlerde...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests