Meleran: Kayıp Krallık ***Rp Ekranı***

Farklı sistemler ve dünyalar üzerine hazırlanan aktif oyunlarımızın bulunduğu bölümdür.
Locked
User avatar
khutai
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 83
Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
Contact:

Post by khutai »

Khutai ozanın sevinç nidalarını duyduğunda anlıyamamıştı nelerin olduğunu ama gruptaki diğerlerini takip ettiğindeyse hanı gördü ve derin bir nefes salarak tanrısına mırıldandı.Ardından hiç beklemeden ozanı ve ozanaın ardından diğerlerini takip ederek hana girdi.Hana girip etrafına baktığındaysa daha önce böyle bir han görmediği geçiyordu aklından.Bir ıslık koyvermişti ki ozanaın hancıya bağardığını duyduğunda şaşırmıştı.şaşkınlığını atarak hızla deskin önüne ilerleyip sandalyelerden birine oturdu ve diğerlerine aldırmadan buz gibi bir bira istedi...

"Horn"un erkekliği adına berbat bir şehirde saraydan kırma bir han bulmak ne şaşırtıcı!Bana buz gibi bir bira dostum "
Horn ölüleri say!!!!!
Slach
Gölge Ustası
Posts: 759
Joined: Sat Nov 13, 2004 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by Slach »

Asgard'ın kararlılığı gözülerinde anlaşılıyordu. Fakat kararlı bakışlarını sadece yanındaki salemlere cesaret vermek için kullanmıştı. İçinden bir ses bunu yapmamasını söylüyordu. O keçilerin sahibinin Asgard'a güvenmesi Asgard için çok önemliydi. Pazarcıların ellerinden ipleri bırakarak salemlerin peşinden gitmeleri. Onurunu o pazarcıya karşı zedeleyecekti.

Salemin eline ipi uzatmasıyla artık bu düşünce için çok geçti. Asgard en azından kararsızlık duygusunun silinmesine sevinmişti. Diğer ipi de eline aldığında kararsızlık tamamen bitmişti.

Salemlerden biri giderken " Sana borçluyun şovalye" demesi Asgard için bu çok gurur verici bir şeydi.

Arkadaki pazarcıların homurdanmasını duyunca arkasını döndü. Artık tek eliyle üç keçinin iplerini sıkı sıkı kavrıyordu. Pazarcılarala yüzleşmeye hazırdı. Salemlere bir şey demişti ve sözünden dönmek Asgard için fiziki yaralardan daha derin bir yaraydı.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Winarf hana girerken Khutai Ozan isminin Ned olduğu anlaşılan hancıya sorular sorup duruyordu ve Khutai ise çoktan bir sandalyeye oturmuş, koca bir ahmak gibi "Birraaaaaa... Birraaaaa..." diye böğürüyordu.

Oysa onun dibinde duran Ned şimdi onun tüm böğürmelerine rağmen onunla ilgilenmiyordu. Tek ilgilendiği eski bir dosttu.


*


Ned içeriye girerken ayakları yerde ses çıkartan kişiye bakmış ve yeniden yanında konuşmakta olduğu kişiye dönmüştü ama hemen ardından şaşkınca bakışlarını geriye döndürmüştü.

Bu... Bu oydu...

"NED!" diye bağırmıştı tezgâhın arkasında ki iskemlelerden kendisine en yakın olana yerleşen ufak tefek adam.

İsmini haykıran bu adam bir an sonra sorular sıralamaya başlamıştı. Ama Ned bu soruların bir çoğunu atlamıştı.

"Ah evet..." dedi. Sonra dalgınca "Suziiii!" diye seslendi.

Seslendiği anda güzeller güzeli bir kız kapıda belirdi. Ned ona hitaben. "Eşeği arka bahçeye çıkartırmısın. Ama dikkatli ol da Balbo'nun sebze bahçesinden uzak dursun!" dedi.

Suzi eşeğin ipini çekerek onu arka bahçeye götürürken "İnulûen..." dedi Ned yeniden adama dönerek "Sen misin? Uzun zaman olmuştu görüşmeyelim!"

"şey... Buraya kardeşim Balboyu ziyarete geldim. Biliyorsun bu han onun..." Eli ile yanında az önce konuşmakta olduğu ama Ozan'ın yeni fark ettiği, Khutaiye servis yapmakta olan ve neredeyse Ned'in bir kopyası olan ama daha fazla göbekli o hancıyı gösterdi.

Hancı Balbo Khutai'nin önüne koca bir sürahi bira ve bir bardak iterken göbeğinin hoplamasına neden olan bir kahkaha attı ve "Afiyet olsun bayım." dedi barbara hitaben. "Tanıştığımıza sevindim İnulûen..." dedi ozana dönerek. "Sana bir bardan bal şarabı önerebilir miyim? Arılarım en güzelini bizim için yaparlar." Ozana göz kırparken Ozan birden havaya kaldırıldığını ve kucaklandığını hissetti.

Anlaşılan şaşkın Ned o Balboya bakarken şaşkınlığından sıyrılmış ve tezgâhın etrafından dolaşarak onu sıkıca, boğarcasına kucaklamıştı. "Seninle burada karşılaşacağımı hiç düşünmezdim adamım!" dedi kucaklayıp bir kahkaha daha patlatarak. Kahkahalarına Balbo da eşlik ederken handa bir an kahkahalar duyuldu ve o sırada handa olan iki adam o tarafa daha büyük bir ilgi ile bakmaya başladılar.

Ozan halen sıkıca, boğulurcasına Ned tarafından kucaklanıyordu ve Ned'i tanıdığı kadarıyla bir şarkı sözü almadan Ned onu asla bırakmazdı. Bu Ned'in ona oynadığı o küçük ve sürekli oyunuydu. Ozan bir şarkı sözü vermeden Ned'in kucağından kurtulamayacaktı!


*


Winarf içeriye girerken tüm bunları görmüştü ve o sırada arkasına dönüp baktığında bebeğin halen diğer barbarın burnunu çekiştirmekte olduğunu gördü. Winarf şu anda tam kapının iç kısmında, kapının önünde duruyordu.
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Balıkçılar bu seferlik vaz geçmenin zamanı geldiğine karar vermişlerdi anlaşılan. Asgard öylece durup balıkçıların harekete geçmelerini beklerken onların yüzlerinde ki pes etmiş ifadeyi görmüştü. Elbet bir başka pazarda da Salemler onların balıklarına dadanacaklardı ve o zaman buna pişman olacaklardı işte.

Asgard karşısında ki balıkçıların sessizliğine şaşarken balıkçılardan en öndeki sessizliğini bozdu "şövalye!" dedi. "Herkesin işine karışmak sizin başınızı belaya sokacağı gibi o herkesi de sinirlendirir. Lütfen bir daha ki sefere başkasının işine karışmayın ve bırakın insanlar kendi aralarında ki sorunları kendilerince çözsünler."


*


Mekisa ve salem dostu koşarlarken diğer Salem "İsmim Duuron!" dedi. "Açtım ve balık almak istedim. Paramı aldıktan sonra bana saldırmaya kalktılar."

Mekisa bu Salem'in sesinin oldukça kalın çıktığını fark etti. Uzun süre denizden uzak kalan Salemler sudan uzaklaştıkları için o nefes balonlarında bir azalma olurdu ve sesleri bir insanınkinden bile daha kalın çıkardı. Bu Salem anlaşılan uzun, çok uzun süredir denizden uzaktı. Neden bu Salemin kendisini denizden uzak tuttuğunu merak etti ve onca zamandır neden bu Salem'in kendisi ile konuşmaya çekindiğini, balıkçıların yanındayken bile neden kendisini savunmadığını da merak etti. Belli ki Salem konuşmak istememişti.

Duuron kalabalığın içinde ite kaka yol açarken "Senin ismin ne?" diye sordu. Sanki Mekisa'nın düşüncelerinin gidişatını değiştirmeye çalışır gibiydi.


*


Keçi sahibine sevimli olmaya çalışırcasına meeee lerken sahibi onu sıkıca kavramıştı ve "Bunun hesabını vereceksin!" diyordu.

Ardından Cetterianlara dönerek "Siz kedi kadınlara teşekkür ederim." dedi. "Az önce elimden kaçtı ve onun yüzünden diğer keçilerini bir grup balıkçıya, bir şövalyeye ve iki saleme emanet etmek zorunda kaldım."

O anda Cetterianların gözleri büyüdü ve hepsi birbirleri ile bakıştılar.

Az önce keçiyi yakalayan Cetterian yeniden adama baktı ve "Önemli değil." dedi. "Bize söyler misin o Salemleri nerede bıraktın?"

Keçinin sahibi bir an Cetterianlara baktı ve ardından anlamadan cevap verdi. "Hemen şu köşeyi dönünce... Siz Cetterianlar olmasaydınız daha uzun süre bu keçiyi yakalamaya çalışacaktım ama şimdi hemen geriye dönerek diğer keçilerimi almalıyım."

Ama Cetterianlar daha o harekete geçmeden önce koşmaya başlamışlardı bile...
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Bir çocuğa yaklaşan daha sonra simyacı olduğunu anladığı bir delinin yanlış bir hareket yapmaması için tezgahın önüne geldikten sonra deli sandığı bu simyacının bir solucanı, içirdiği bir iksir ile zar tabakasıyla kaplayıp hareketsiz bırakması sonrası ona sevgiyle bakması ama gelen askerlerin seslerini duyması ile telaşlanıp ta pazardaki kalabalığın içinde kaybolması sonucunda tezgahın önünde kalan ve içlerinde Ulrak'ın da bulunduğu 4 kişilik grubu askerler belki de biraz daha ilerleyecek bir sorgunun ilk sorusuyla karşı karşıya bırakmışlardı.

*Solucanlar, deliler, patatesler, askerler...*

Bu pazar gerçekten de yaşıyordu. Hem de Ulrak'ın hiç görmediği, bilmediği bir dünyada yaşıyordu adeta. Eline tutuşturulmuş eski solucanın eline tutuşturulduğunda ne kadar narin olduğunu hissettiğinden askerler tarafından görülmemiş olduğunu umarak, baş parmağıyla avcu içinde olabildiğince sıkmadan sabitledi. şu anda cebine dahi koymaya korkuyordu çünkü adamın buna bakışını gördükten sonra, onun duygularına ve çabasına saygı göstermeliydi ve cebinde bu şekilde kırılması oldukça yüksek bir olasılıktı.

Zaten askerlerin dağılmakta olan kalabalığa güç gösterisi yapan bakışları sayesinde hiç birinin küçücük solucanı fark etmeyeceğini biliyordu. Ama koca ellerinin hareketlerinin yada garip duruşunun fark edilmesinden korkuyordu. Başının terleme ve ısınmayla kaşındığını hissetmeye başladı ama işin korkunç olan tarafı askerler tarafından boş olarak görünmesi gereken elinin solucanla diğer elininse çuvalıyla dolu olmasıydı. Ensesinden sırtının altına, beline doğru akan ter damlalarının ise o an için daha da rahatsız edici bir hali vardı. Bu ter damlaları onun şüpheli olarak görülme olasığını oldukça artırıyordu. Kahretsin ki çok fazla terliyordu. Neyse ki avuç içleri vücudunda belki de en az terleyen kısımlardı da solucan'ın üstüne teri gelmiyordu.

*Acaba bu solucan suya atılsa ne olur! Düşünme önüne odaklan...*

Bir an için eline bir suç aleti tutuşturulmuş gibi hissetti. Küçücük bir solucan bütün hayallerini suya düşürecekti. Hem de daha kötü olanı tüm o dörtlü arasında gerek fiziki gerekse de boyu sebebiyle en çok dikkat çekeni oydu. Askerlerin ilk olarak onu bir suçlu gibi sorgulayacaklarını da kestirebiliyordu.

Terlemesi ve solucan tutan elinin şekli dolaysıyla zaten çuvallama ihtimalinin yüksekliği sebebiyle bir an için geriye çekilip diğerlerine sözü bırakmayı düşünse de bu fikrinden hemen vazgeçti. Kendisi gibi cüsseli birinin geriye çekilmesi onu daha fazla göz önüne koyacaktı. Bunu da ilerisinde solucanın eline tutuşturulma işini görmüş olma ihtimalleri, diğer 3 kişinin yakınlıkları göz önünde tutulduğunda ve simyacı ile en yakın temasta bulundukları da eklendiğinde çok büyüktü. Belki en kötüsü de, bunlardan birinin konuşmaya başlayıp ta onun elindeki solucandan bahsetmeleri onu daha da içinden çıkılmaz bir duruma sokabilecek olmasıydı.

İlk konuşması gereken oydu, ve hatta bu askerlerin sorgusundan ilk kurtulması gereken.

Sesinde heyecanın izini ne kadar saklamaya çalışsa da kolaylıkla fark edilen tınısıyla adamların sorularına cevap vermeye başladı.

"Aslında ben emin değilim ama daha demin tüy sakallı ve acayip gülüşlü biri bir solucanı kırmızı bir sıvıyla doldurduktan sonra gülmeye başladı ve insanlar ne oluyor diyerek etrafında toplandılar. Ancak sizin sesinizi duyunca sanırım..."

Ulrak simyacının gittiği yönün en azıdan Ayrı Gayrı hanı olduğunu biliyordu! Bu sebeple baş parmağı yerine bu sefer işaret parmağı dışındaki kalan üç parmağını kullanarak solucanı avucu içine nazikçe sıkıştırırken, işaret parmağıyla han yönünün tersini göstererek,

"... şu yöne doğru gitti."

Boşalmış işaret parmağıyla solucanın görünmesi olabildiğince engellemek için elinin dışı askerleri gösterecek şekilde, ensesindeki teri sildi. Sonrada dayanamayıp başının en kaşınan tepesini tek parmağıyla kaşımaya başladı.

şimdi hem simyacı, hem de han aynı yönde kaldıklarından o yöne doğru gitme isteği daha çok artmıştı. Askerler onu fazla tutmazlarsa belki de bu zaman kaybını biraz hızlı hareket ederek kapatabilirdi. Gerçi bu kalabalık pazarda simyacının nereye girdiğini bulması oldukça düşük bir olasılıktı. şansını artıran tek faktör beyaz önlük ve büyük cüsseydi. Belki de uzaktan fark edilen gülüşü de buna eklenebilirdi.

şimdi de geriye buradan ayrılmak için bir yol bulmak kalıyordu. Diğerlerine bir konuşma şansı tanımadan hemen konuşmasına devam etti.

"Affedersiniz. Aslında oldukça şanslıyım sanırım çünkü bu şehirde daha yeniyim ve pazar içinde kurulu "ayrı gayrı hanı" adında bir hanı adında bir hanı bir türlü bulamıyorum. Acaba nereden gitmem gerekiyor?"

Askerlerden biri bu yönden dediğinde hemen o yönü gösterip "Bu yöne mi?" deyip, teşekkür edip ve gösterilen yönde hızlı adımlarla ilerlemeyi planlıyordu.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Slach
Gölge Ustası
Posts: 759
Joined: Sat Nov 13, 2004 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by Slach »

Asgard bir şekilde saldırı beklemekteydi. Ne hırpalanama ne ölüm pazarcıların ellerindeki ipleri bırakmaları kadar acı verici olmazdı." İnanaç..." diye mırıldanarak bir nefes aldı. Keçi sahibinin Kendisi için güveni pamuk ipliğinin ucundaydı ve bunu engellemek için hiç bir şey yapamıyordu. Dua etmekten başka. Dua için gözlerini kapadı. Görünen dünyadaki sadece havayı kullanıyordu. Kısa bir süre sonra çevredeki sesler anlamsızlaştı ve giderek söndü.

Asgard gözerini yeniden açtığında. Beyazın ve sarının oynaştığı mermer bir salondaydı. Aldığı nefesi mermer üzerindeki soğukluğu hissetmiyordu. Ama huzur denilen bir şey varsa onun zirvede yaşandığı bir yerdeydi. Salon her şeyden sade görünümlüydü. Sadece devasa gümüş ve altından heykeller. Asgard gözlerinin dolduğunu hissediyordu. Gördüğü heykeller Elisyasın adına dünya üzerinde büyük işler başarmış kullarıydı. Hepside dim dik onurlu ve ihtişamlı duruyorlardı. Tıpkı ellerindeki rünlerle bezeli kanla beslenmiş kılıçları gibi... şovalyelerin üzerinde pelerinleri sanki hala rüzgar havalandırıyormuş gibi kıvrım kıvrımdı ve bütün şovalyelerin yüzlerinde rüzgarın serinletici havasının verdiği mutluluk hissi vardı.

İlk anlarında öylece etrafa hayranlıkla bakakalmıştı. Tıpkı bir sanatçının ustalık dolu ellerinden çıkmış emeğine baktığı gibi. Kendi istemese de ayakları onu sanki zorla sürüklüyordu. Artık açık pencerelerden esen rüzgarın uğultusuna metal zırhın şangırtısı eklenmişti. İleri bir kaç adım attıktan sonra gözüne pencerelerin gösterdiği şeylerin farkı takıldı. Bir pencere gündüzü yanındaki pencerede geceyi simgeliyor hatta hepsi aynı yeri gösteriyordu. Asgard'ın doğup büyüdüğü tepeler.

İleride koyun postundan küçük bir yazgı vardı. Asgard yavaş adımlarla o yazgının olduğu yere yöneldi. Karşısına geçip durduğununda istemsiz olarak vücudu o yazgının üzerine bıraktı. Kısa bir süre sonra o yazgının üzerinde diz çöküyrdu. Hiç bir şey hissetmiyordu ama sanki hissetmesi gereken rahatlık teninde , derisinde değil içindeydi. Ağzından şarkı söylermiş gibi Elisyasa dualar döküldü.

Yüce Elisyas maneviyatın ve varlığın içimde ve bütün iyilerin içinde olsun.


Asgard ani bir hisle irkildiğini hissetti. Biraz önce gördüğü huzur tablosu gitmiş ve yine o gürültü pazara ruhu düşmüştü. Kendisinin irkilmesine neden olan şey ellerinin arasından kayıp giden kiri bir ip olduğunu görünce önce anlamadı fakat sonradan mee seslerini duyunca anladı ve hızlıca giden ipi kavradı. Keçi sanki boğuluyormuş gibi bir ses çıkarttı. Ve gücün başkasının elinde olduğunu kabul edercesine başını eğip geri döndü. Asgard ipleri daha bir sıkı kavramaya başlamıştı ki pazarcılardan birinin sesini duydu.

"Herkesin işine karışmak sizin başınızı belaya sokacağı gibi o herkesi de sinirlendirir. Lütfen bir daha ki sefere başkasının işine karışmayın ve bırakın insanlar kendi aralarında ki sorunları kendilerince çözsünler."

Asgard sözleri kendine bir hakaret olarak algılamıştı.

" Bir daha karışmayın mı? Benim onurum yaşam üzerinde. Hiçbir şansım olmasada buyunmu başka tarafa çevirp ordan gidemezdim. Bunu benden beklemeniz benim inandığım her şeye ihanet etmemdir. Benim inancım yaşamımdır."
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
User avatar
khutai
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 83
Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
Contact:

Post by khutai »

Khutai çevresinde olup bitenlerin hiç biriyle ilgilenmiyordu .onun tek derdi bir an önce birasını içip gün içinde yaşadıklarının analiziydi.Hızla sürahiye sarılıp bardağına köpüklü bir bira doldurdu ve bardağın köpükleri arasına dalarak birasını koca koca yudumlamaya başladı.

-Ahh yüce horn bu dünyada kandan daha güzel bir şey varda oda buz gibi biradır...- Khutai'ın aklından yudumların hızıyla bunlar geçiyordu.Bardağın sonlarına gelmişti ki bardağını tezgahın üzerine indirerek hafifçe omuzunun üzerinden geriye baktı .Hala tanışma faslının uzantıları sürüyorken umursamazca önüne dönüp bardağındaki son yudumuda aldıktan sonra sürahiye uzandı.Bardağını ikinci kez doldururken o ölen adamı kimin öldürdüğünü ve muhafızların neden kendini suçladıklarını merak ediyordu.

Nasıl bir kader bu lanet şehirde kendisini bu denli sarmalıyordu?Bu bebek ne ya bu herifler ne için bu şehirde?Offff dedi Khutai olayların bu kadar hızlı gelişmesine alışık değildi.Bir an önce şu tanışma faslı bitsede bu heriflerin gerçeklerini öğrensem diye düşündü bardağını kafasına dikerken Khutai.
Horn ölüleri say!!!!!
Yener
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1742
Joined: Wed Jan 12, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yener »

Grog bebeyi burnunu çekiştirmemesi için yüzünden uzaklaştırdı.Grogda diyerleri gibi önlerindeki hana doğru ilerlemişti ozanın çılgınlar gibi hana koşması bişeye emin olmasını sağlamıştı ozan bir deliydi.Hele eşşeği içeri sokmaya çalışması, Grog bu deliliğe söyleyecek bir söz bulamamıştı.


Grog gurubun en arkasında kalmıştı bu yüzden hana en son girecek olan oydu.Bir anda bir kız ozanın eşşeği ile dışarı çıkmıştı çok güzel bir kızdı.Birinin bu eşşekle handan dışarı çıkacağı kesindi ama Grog bu kişinin ozan olacağını sanıyordu güzeller güzeli bir kızın elinde bir eşşekle dışarı çıkacağı hiç aklına gelmemişti.Birden aklına kucağındaki bebek geldi cocuk aç olmalıydı Grog'unaklına kıza bebek için süt olup olmadığını sormak gelmişti ama yine barbar güdülerine yenik düştü ve hana girdi.Grog hana girmeden önce son bir kez daha kıza bakmıştı.


Grog içeri girer girmez diyer barbarın yanına gitti ve hancıya seslendi

"Hancı! boğazlarımız kuru karınlarımız aç,bize boğazlarımızı ıslatıp karınlarımızı doyurabileceğimiz bişeyler getir!!"


Grog bebeyi kucağına aldı,bebeyi sakinleştirmek için ne yapılacağını bilmiyordu,karnımı açtı oyunmu istiyordu derdi neydi bu çocuğun.Grog ozanın durduğu yöne doğru baktı göbekli adamla olan samimi tavırlarına baya şaşırmıştı.Grog yanında birasını yudumlayan barbara baktı

"Bu herif çocuğun babasınımı buldu yoksa!?"
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
User avatar
lord_ariakan
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 31
Joined: Sun Dec 25, 2005 10:00 am
Location: ankara
Contact:

Post by lord_ariakan »

Winarf olan biteni tam olarak kavramaya çalışıyrdu.Ama yorgunluk hissi düşünmesine engel oluyordu.İki barbarın beraber oturdukları masaya baktı.Winarf'ta onların yanına gidip o buz gibi biradan biraz içmeyi ve onlarla iyice tanışmak istiyordu.Sonuçta bu adamlarla birlikte ne ve nasıl olduğunu bilmeden bir maceraya atılmıştı.Winarf derin bir nefes alarak şöminenin yanındaki minderlerden birinin yanına gitti.Büyücü bir süre minderde oturarak gücünü topladı ve zihnini içinde bulundukları durumu algılayabilmek için zorladı.


Winarf grubun diğer üyesinin şimdi bu hanı gördüğünde neden bu kadar çok sevindiğini anlamıştı.Anlaşılan hancı adamın eski bir dostuydu.Muhabrtleri sıcak ve samimydi.Hanın bu huzurlu ve dosthane ortamı insanı ister istemez sorunlarından arındırıyordu.Ama bu duygu büyücünün hiç hoşuna gitmemişti.Ã?ünkü herzaman tehlikelere karşı hazırlıklı olmalıydı.Winarf hancı ve eşşeğin sahibinin keyifli sohbetlerinin handaki birkaç meraklı bakışı üstlerine doğru çektiğini gördü.Büyücü bu durumdan hiç memnun olmamıştı.Zira yanlarındaki bebeği de düşünücek olursa-ki bebeğin hikayesini hala öğrenememişti-oldukça tehlikeli olabilirdi.


Winarf oturduğu yerden kalktı.Gücünü yeniden toplayabilmişti.Kendisini yeniden iyi hissediyordu.Winarf özellikle handa başka bir masada oturmakta olan iki adamın sohbete oldukça ilgili olduklarını gördü.Acaba gidip de barbarları mı uyarsam diye düşündü.Ya da gidip şu adamı düzgünce bir köşeye çekip onunla bebek hakkında bir iki çift laf mı etsem diye düşündü.

Büyücü kararını verdi.Hancı ve adamın yanına doğru yürüdü ve iki dostun konuşmalarına ara vermek ve dikkatlerini çekebilmek için boğazını temizledi.

''Dostum neden bunları bize masamızda anlatmıyorsun?Baksana bebek seni özlemişe benziyor ha.İstersen onun ve diğr arkadaşlarımızın yanında laflayabiliriz.Hem ayrıca bazı meraklı bakışlardan da kurtulmuş oluruz.Bize hikayeyi tam olarak anlat ki bizde senin dostunla rahat rahat konuşmana izin verelim.''


Winarf adamı kolundan çekerek hancının yanından uzaklaştırmak için koluna girdi ve adama buz gibi bir bakış atarak bu sefer dediğini yapmasıın onun için iyi olucağını düşüdü.Ã?ünkü büyücünün sabrı kalmamıştı.
şerefim onurumdur,onurumsa yaşamım...
User avatar
khutai
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 83
Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
Contact:

Post by khutai »

Khutai birasını zevkle yudumlarken Grog yanına oturmuştu ama onu konuşana kadar fark etmedi.Tam koca bir yudumn daha alırken Grog konuştu.

"Bu herif çocuðun babasýnýmý buldu yoksa!?"

Khutai umarsızca dönüp önce ozana baktı ardından yanındaki barbara bakarak derin bir nefes aldı ve konuştu...

"Dostum umarım o veledin babasıdır aksi halde biraların parasını bulaşık yıkayarak ödemek zornda kalıcaz "

Khutai gülümsedi ve ekledi .

"Dostum bir an önce olup bitene yön vermeliyiz kaderin peşinde sürüklenmekltense onu kendim çizmeyi yeğeylerim"
Horn ölüleri say!!!!!
Ozan İnulüen
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 28
Joined: Mon Jan 02, 2006 10:00 am
Contact:

Post by Ozan İnulüen »

"şimdi hepiniz biliyorsunuz
ozanları ve şarkıların..."

Ozan'ın şarkısı yarıda kalmıştı. Bir büyücü tarafından sertçe çekilerek sürüklenmekteydi.ama arkadaşı hatırına giderkende devam ediyordu.

"Yaaaarın, bizi uzağa götürecek
evimizden uzağa, kimse neresi olduğu... Hayır çocuğun babası o değil! kesinlikle sanmıyorum, yani olamaz herhalde, sanmam ve kesinlikle değil! o olamaz, o... evli miydi??"

Ozan, endişeyle ardına hancıya baktı, sonra gülümsedi ve ekledi, "yokcanım! hem nereden bileyim ben sadece annesini gördüm, oda kalabalığın içinde elime bu bebeği tutuşturduğunda, sonra onun peşinden gittim ama o yok oldu! kayboldu bu bebeğide bana terk etti! ilginç değil mi?".

Bu arada, bir sandalye çekti ozan ve sandalyeye tersten oturup, bir bira söyledi.sırtına asılı olan klarnet kutusunu açtı, uzaktan çok ince ve uzun bir harita kutusuna benzeyen bu kutu, iki tarafa açılıyordu. Ozan, klarneti özenle çıkarttı ve umursamazca, alıştırmalarını yapmak için onu ağzına götürdü ve hafifçe çalmaya başladı, kendisine huzur veriyordu başkasına vermesede, sonra grog'un elindeki bebek için küçük oyunlu müzikler yapmaya başladı...
ve sancı geç saatlerde...
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Winarf, Inulûen'i çekiştirip tezgâhın önünde ki sandalyelere doğru götürürken Hancı Balbo eliyle Ned'e işaret ederek "Ned!" dedi. "Suzi bahçeye gitti sen bana yardımcı olur musun? Bu beyler oldukça aç gözüküyorlar."

Ozan'ın peşinden tezgâha yönelmiş olan Ned bir anda durdu ve kardeşine bakarak başını salladı. Ardından tezgâhın arkasına geçti ve Balbo ile ikisi arkada ki mutfak kapısından geçerek görüş alanından çıktılar...

Grog bebeği önünde ki tezgâha koymuştu ve bebek tezgâhın üzerinde serbest kalmayı oldukça sevmiş olacaktı ki emeklemeye başladı. Emekleye emekleye Khutainin bira sürahisi ve bardağının arasından geçti ve ardından Ozan'ın yanına geldi.

Tezgahın önünde sıra sıra oturmuş olan adamlar önlerinden geçen bebeği unutmuşçasına birbirleri ile sohbet ediyorlardı. Ozan ise şimdi çıkardığı klarnetle bebeğe şarkılar çalıyordu. Bebek tezgâhtan klarnete ulaşmaya çabalıyordu. Winarf ise Ozan'ın arkasında ayakta duruyordu.

Handa durmakta olan diğer iki adam yeniden birbirleri ile konuşmaya döndüler...
Yener
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1742
Joined: Wed Jan 12, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yener »

Grog ayağa kalktı,kakarken yanındaki barbarın sırtına bir şaplak indirdi,normalde bu şaplağı yiyen ozan veya büyücü olsaydı büyük ihtimalle kafasını tezgaha çarpardı.Fakat barbar bu iri cüssesiyle yerinden bile kıpırdamamıştı.Zaten bu şaplakta dostane bir şaplaktı.


Grog yine barbara baktı


"Hadi kalkta birbirimizin yüzünü görebileceğimiz bir masaya oturalım" ve ozanı işaret ederek "bu herif olanları anlatırken onu karşıma almak istiyorum".


Grog ayağa kalktı ve ozanın yanına giderek eliyle ozanın klarneti çalmasını engelledi ve bebeyi tezgahın üzerinden alarak ozanın ellerine tutuşturdu.

"şimdi müziğin sırası değil şu bebeyi al ve ayağa kalk!"


Grog kucağında bebeyi tutan ozanı kucağında çocuk olduğu için hafifçe kaldırdı ve sırtını sıvazlayarak en yakındaki masalardan birine yönlendirdi.Grog geldiklerinde içerde konuşan diyer iki adamdan uzak bir masa seçmişti.Masaya ulaştıklarında Grog hemen bir sandalye çekerek ozanın oturmasını sağladı,ardındanda büyücü ve diyer barbara yanlarına gelmeleri için işaret etti.Grog ozanı tam karşısına almıştı ozanın yönü deske bakıyordu Grog un ise kapıya.Grog bilinçli olarak kapının yönüne oturmamıştı ama birden kapıdan içeri girerken tekrar kızı görebileceği aklına geldi.


Grog birden kız ile ilgili düşüncelerinden sıyrıldı ve tekrar ozana baktı.

"O iki adam geldiği zaman herşeyi anlatmaya başlayacaksın!!"
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Grog, Ozan'ın Klarnetini susturarak yeni masaya geçerken Ozan da kucağın bebekle onu takip etti. şimdi ikisi de bir masaya oturmuşlardı. Khutai ise halen olduğu yerde oturmuş birasını yudumluyordu. Winarf ilk yoldaşı olan Khutai'nin arkasında durmuş nereye geçeceğini düşünmekteydi.

Image
FrontsideAir
Gölge Ustası
Posts: 1245
Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
Location: İstanbul (İzmir)
Contact:

Post by FrontsideAir »

Simyacı elindeki kabuk bağlamış solucanı okşarken zaten sıcak olan pazarı daha da boğucu hale getiren kalabalık solucanın akıbeti hakkında akla alabildiğine uzak yorumlar yapıyorlardı. Freor ise kendi yorumunu yapmıştı: "İçtiği iksir yüzünden kabuk bağladı." Pek de kötü bir tahmin sayılmazdı ama çok da ayrıntılı olduğu söylenemezdi. Yorumlar devam ederken simyacı yine kendi kendine konuşmaya başladı.


"Senin gibi bir başarı bana çok gelir. Seni gözlerimin önünden uzaklaştırmazsam başarımla yetineceğim ve bir daha asla daha büyük başarılara yol açamayacağım. Ayrıca... Ayrıca sen iyi birinin elinde kullanılmayı hak edecek kadar değerlisin..."

Ne demek istemişti bu simyacı? Başarısıyla yetinememek için bunu görmezden mi gelecekti? Görmezden gelmesi başardığı gerçeğini değiştirmezdi ki. Hem başarısı neden çok gelecekti? Ne başarmıştı? İyi birinin elinde kullanılmayı hak etmekle ne kastetmişti? Bu iksir iyi kişilere yardım edebilecek bir şey miydi? İyi kişilerin kabuklanmasının faydası ne olacaktı? Bunun gibi yüzlerce soru dönüyordu Freor"un kafasında.


Simyacı cebinden artık boş olan şişeyi çıkardı.

"İki yılımın emeği" Senden bir tane daha hazırlayıp daha iyisini hedeflemek için önümde iki yıldan çok daha uzunu var."

İki yılda mı hazırlamıştı bu iksiri? Gitgide daha fazla merak etmeye başlıyordu Freor. Bu merak yakasını bırakmayacak gibiydi. Adam iksiri iki yılda hazırlamıştı, pazarın ortasında kullanmıştı ve aynı iksirin daha iyisini yapabilmek için baştan başlayacaktı. Az önceki neşesinden eser yoktu. Çok garip bir adamdı. Freor sorusunun cevabını alabilmek için simyacının dikkatini solucandan çekmesini bekliyordu.


"Müsade eder misiniz?"

Bu ses diğer seslerin içinde hemen dikkatini çekmişti Freor"un. Herkes sessizce ve merakla yorum yaparken bu ses ise gür ve sabırsız çıkmıştı.


"İzin verin geçeyim. Neden burada toplandınız? Dağılın, dağılın!"

Ses yükseldi ve otoriterliği arttı. İnsanda riayet etme isteği uyandırıyordu. Freor ister istemez ayaklarının hareketlenmeye başladığını hissetti. Gitmeyecekti ama gitmeye hazırlanır gibi yapıyordu.


"Ben şehir muhafızıyım. Bırakın geçeyim!"

şehir muhafızı. Ses tonundan belliydi zaten. Düşünürken dalgınlaşan gözleri bir hareket üzerine tekrar odağını buldu. Simyacı oldukça tedirgin görünüyordu. Gözleri sesin geldiği yeri taradı ve ardından acelesi varmış gibi konuşmaya başladı. Patatesçiye teşekkür ettikten sonra kendi kendine konuştu.


"Ne yapmalı. O yanımda olursa daha iyisine odaklanamam..."

Bir süre bakındıktan sonra delikanlıyı görünce büyük bir sevinçle elini yakaladı. Simyacı gerçekten bunak gibi görünüyordu ama sonraki sözleri Freor"un yanıldığını gösteriyordu.


"Bunu sakla! Onu ne olursa olsun kimseye verme..." dedi bir yandan elindeki solucanı delikanlının açık avucuna bırakırken.

Ardından rüzgâr gibi kalabalığı yararak uzaklaştı. Eğer muhafız bu hızda gelebilseydi simyacıyı kolaylıkla yakalardı.


"İzle ve sor!"


Birden zaten dağılmakta olan kalabalığın arasından muhafız fırladı ve "Neler oluyor burada?" diye sordu. Sorduğu kişiler de Freor, delikanlı, tezgâhtar ve çocuktu.


Freor ne diyeceğini bilmiyordu. Böyle sorulduğu için kendini suçlu hissediyordu suçlu olmamasına rağmen. Çok geçmeden kızarmaya başlayacaktı, neyse ki hava sıcak ve boğucuydu, kalabalığın dağılması sayesinde yüzüne biraz hava çarpmıştı. Freor konuşacak son kişi olduğunu biliyor ve lafı diğerlerine bırakıyordu. Çok geçmeden de iriyarı delikanlı sözü aldı.


"Aslında ben emin değilim ama daha demin tüy sakallı ve acayip gülüşlü biri bir solucanı kırmızı bir sıvıyla doldurduktan sonra gülmeye başladı ve insanlar ne oluyor diyerek etrafında toplandılar. Ancak sizin sesinizi duyunca sanırım..."

Nasıl olabilirdi ki? Bu adam az önce simya konusunda simyacıya ahkâm kesen kişi miydi? şimdi ise sıradan biri gibi anlatıyordu olayı. Freor"un şaşkınlığı bu kadar da sürmeyecekti.


"... şu yöne doğru gitti." dedi delikanlı simyacının gittiği yönün tam tersini göstererek.

Freor salak değildi, delikanlının numarasını amacını bilmeden bozacak değildi "ki bilse bile eğer bozar da delikanlı üzerine çullanırsa Freor kaç gün ayağa kalkamayacağını bilemiyordu. En iyisi beklemekti ama Freor yine de delikanlının yüzüne şaşkın bir bakış atmaktan kendini alamadı.


Bu adam bir şeyler biliyordu. Freor da meraklıydı. İzlemişti. Ama soracak simyacı artık yoktu. O zaman bu adama soracaktı. Bir şeyler biliyor olmalıydı, bilmiyorsa bile onun yorumları Freor"unkilerden daha tatmin edici olacaktı. Hem de simyacının gittiği yönün tersini söyleme sebebini öğrenirdi. Solucanla ilgili olmalıydı. Düşünceleri bir sözle bölündü.

"Affedersiniz. Aslında oldukça şanslıyım sanırım çünkü bu şehirde daha yeniyim ve pazar içinde kurulu "ayrı gayrı hanı" adında bir hanı adında bir hanı bir türlü bulamıyorum. Acaba nereden gitmem gerekiyor?" dedi delikanlı.

"Ayrı gayrı han" diye düşündü Freor..

Code: Select all

Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.

Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest