Meleran: Kayıp Krallık ***Rp Ekranı***
Grog son söylediği sözden sonra önündeki yemeyi yemeye başladı.Grog bebeyim masada olmayışını farkedince kafasını kaldırdı ve etrafına bakındı oda diyerleri gibi bebeyi aramıştı.Grog daha sonra ozanın yerinden kalkıp adamların masasına gittiğini görünce adamlara bakarak birasından koca bir yudum aldı ardındanda tekrar yemeyine geri döndü.Grog acıktığını şimdi daha iyi farketmişti.
Grog bir andan yemeyini yerken bebeyin oraya nasıl gittiğini düşünüyordu gerçi muhtemelen konuşmaya daldıkları bir anda emekleyerek gitmişti ona bakmıyordu zaten.Bu adamların masasına gitmiş olmalıydı herhalde bu adamlarda ayağının dibindeki çocuğu almış olmalıydılar.Grog böyle olmasını ummuştu belkide.
Grog içinden bu adamların herhangi bir şekilde terslik çıkarmadan bebeyi vermeleri için,içinden Horn'a dua etti.
Grog tekrar önündeki yemeyi iştahla yemeye devam ederken bir yandanda arada bir ozana ve adamlara bakıyordu.Grog hancının acı olduğunu söylediği yemekten büyük bir parça aldı ve bunu hemen midesine indirdi ve ardından birasından bir yudum daha aldı.
Grog bir andan yemeyini yerken bebeyin oraya nasıl gittiğini düşünüyordu gerçi muhtemelen konuşmaya daldıkları bir anda emekleyerek gitmişti ona bakmıyordu zaten.Bu adamların masasına gitmiş olmalıydı herhalde bu adamlarda ayağının dibindeki çocuğu almış olmalıydılar.Grog böyle olmasını ummuştu belkide.
Grog içinden bu adamların herhangi bir şekilde terslik çıkarmadan bebeyi vermeleri için,içinden Horn'a dua etti.
Grog tekrar önündeki yemeyi iştahla yemeye devam ederken bir yandanda arada bir ozana ve adamlara bakıyordu.Grog hancının acı olduğunu söylediği yemekten büyük bir parça aldı ve bunu hemen midesine indirdi ve ardından birasından bir yudum daha aldı.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Aniden yere düşen Trias cevap veremedi. Adamın önünde öylece yatıyordu. Dediklerini duyabiliyordu, ama hiçbir şey diyecek hali yoktu. Yaşadıklarının şokuyla kalbi hızlı hızlı çarpıyordu sadece. Nefesini bile zar zor alıyordu. Hatta kafasındaki sesler bile susmuştu.slach wrote:Asgard şaşırarak adamın yüzüne baktı. Bu şehirde gördüğü diğer insanlardan daha değişik bir insandı. Asgard'ın hatası olmasına rağman özür dilemişti. şaşkınlığını üzerinden attı ve adamın yüzüne baktı.
"Özür mü dilersiniz. Hayır hata benimdi. Ã?nüme bakmadım. Sizin bir yerinizde bir şeyler yok değil mi "
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
- khutai
- Kullanıcı

- Posts: 83
- Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
- Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
- Contact:
Khutai boş boş olanları izliyordu ama aklı sıra kafasında planlar kurmaktaydı .Acaba Grogun dediği gibi dışarı çıkıp biraz araştırma yapmalımıydı?Yoksa burada oturup uzun yolculukların yorgunluğunu üzerinden atsamıydı.Gerçi bekleyip oturmk ona göre değildi ya...Ardındna aklına hava kararınca ,şu pazar dağalınca çıkıp bi bakınmakta geldi.
Esneyerek kollarını ensesinde birleştirip bebeğin hoplatıldığı masayı izledi.Uykusumu gelmişti ne.şu anda bi dövüşü kaldıracak havada değildi Khutai.
"Yoksa gece mi çıkıp etrafı araştırmalıyız dostum?"
Grog ve Winrafa hitabendi mırıltısı...
Esneyerek kollarını ensesinde birleştirip bebeğin hoplatıldığı masayı izledi.Uykusumu gelmişti ne.şu anda bi dövüşü kaldıracak havada değildi Khutai.
"Yoksa gece mi çıkıp etrafı araştırmalıyız dostum?"
Grog ve Winrafa hitabendi mırıltısı...
Horn ölüleri say!!!!!
- lord_ariakan
- Kullanıcı

- Posts: 31
- Joined: Sun Dec 25, 2005 10:00 am
- Location: ankara
- Contact:
Winarf da tıpkı diğerarkadaşları gibi yerinde dona kalmıştı.Gözleri iki adamın üstünde sabitlendi.Winarf adamların yanındaki bebeğe baktı ve kafsını sağa sola salladı.Bir tür hayal gördüğünü sanıyordu.Bu imkansızdı.Bebeğin oraya gidebilmesinin hiç bir imkanı yoktu.Ama lanet olasıca oraya nasıl da gitmişti.
Büyücü arkadaşlarının da şaşkın şaşkın baktıklarını gördü.Winarf bu bebektenormal olmayan birşeyler olduğundan artık kesinlikle emindi.Büyücü dostlarına döndü.
''Yoldaşlar bu bebek kesinlikleçok değerli bir şey.Kimin çocuğu olduğunu mutlaka bulmamız gerekli.Artık onu bir yere bırakmak fikrinden tamamen vazgeçsek iyi olur.''
Büyücü yerinden kalktı ve iki adamın olduğu masaya hızlıca yürüdü.O iki adam bebeği verse iyi olurdu.Yoksa başlarına pek de hoş şeyler gelmeyecekti.
Büyücü arkadaşlarının da şaşkın şaşkın baktıklarını gördü.Winarf bu bebektenormal olmayan birşeyler olduğundan artık kesinlikle emindi.Büyücü dostlarına döndü.
''Yoldaşlar bu bebek kesinlikleçok değerli bir şey.Kimin çocuğu olduğunu mutlaka bulmamız gerekli.Artık onu bir yere bırakmak fikrinden tamamen vazgeçsek iyi olur.''
Büyücü yerinden kalktı ve iki adamın olduğu masaya hızlıca yürüdü.O iki adam bebeği verse iyi olurdu.Yoksa başlarına pek de hoş şeyler gelmeyecekti.
şerefim onurumdur,onurumsa yaşamım...
-
FrontsideAir
- Gölge Ustası
- Posts: 1245
- Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul (İzmir)
- Contact:
Tek kaşını kaldırıp baktı muhafız. İnanmıştı ama bu Freor'u hiç rahatlatmamıştı, çünkü doğru şeyi yapıp yapmadığını bilmiyordu ve bunu zaman gösterecekti.
"O zaman siz beni burada bekleyin!"
Buna söz veremem, diye düşündü Freor. Eğer delikanlı gidecek olursa onu izlemek zorunda kalacaktı. Yapacak daha iyi bir işi yoktu -en azından şu an için. Ailesini aramaya hemen başlaması pek bir şey değiştirmezdi herhalde.
Muhafız gösterilen yönde koşmaya başlayınca çocuk da konuşmaya başladı:
"şüphelendi!"
Freor çocuğa baktı! Onu susturmak için refleks olarak elini uzatana kadar bir kelime daha kaçmıştı. O an konuşmanın ne yeri ne de zamanıydı.
"Yalan..."
Ağzını zor kapattı çocuğun. Yüzüne 'evet' manasında baktı azarlarcasına, kimsenin görmemiş olmasını umarak. Kalabalık dağılmıştı ama muhafız uzaklaştığına göre her an yeniden toplanabilirdi -ilginç bir şeyler olursa tabii. Ã?ocuğun ne yapmak üzere olduğunu anladığını düşününce elini çekti. Ã?ocuk devam etti.
"Daha rahat bir yerde konuşabiliriz! Bizi dinlemek isteyenlerin kulaklarından uzak bir yerde."
Ã?ocuğa hak verdi Freor. Yalnız bu yaşta çocuğun bu kadar bilgece konuşması şaşırtmıştı onu. Zaten çocuğun evine gideceklerdi orada konuşabilirlerdi. Tam söyleyecekti ki çocuk onu şaşırtmaya devam etti.
"Eviniz ya da gidebileceğimiz başka bir yer var mı? Rahatça konuşabileceğimiz bir yer?" dedi delikanlıya dönerek. Ama zaten çocuğun kendi evi vardı. Neden delikanlıya sormuştu ki? Aynı delikenlıya da yaptığı gibi sebebini anlamadan sırrını açığa çıkarmadı çocuğun. Kafasına birkaç soru işareti daha eklenmişti, orada dans ediyorlardı. Anlaşılan Freor'un kafasındaki soru işaretleri çocuk için yeterli değildi.
"O solucanın ve adamın ne olduğunu ya da kim olduğunu bilmeden kendini tehlikeye attın! şahsen ben onlarla ilgili bilgi edinmek istiyorum." dedi bu kez Freor'a bir çocuğun öfkesiyle. Freor bir kez daha çocuğa azarlarcasına baktı ve bu kez anlamasını umdu. Bunlar burada konuşulacak konular değildi, çocuğun da belirttiği gibi. Ama çocuğun da merak ettiğini bilmek onu rahatlatmıştı. Böylece çocuktan ayrılmayacak, simyacıyla ilgili bir şeyler öğrendikten sonra da çocuktan ailesini bulma konusunda yardım isteyecekti.
Anlaşılan delikanlı da çocuğa kızmıştı:
"Çok konuşuyorsun çocuk, yada adın her ne ise." demişti sabırsız bir tavırla ve hemen ardından da kaçacak bir yer arar gibi sağa sola bakınmaya başladı. Bir an sonra da bulmuş gibi anlına gereğinden güçlü ve sesli bir şaplak atarak:
"şu zamana bakın. Çok geç kaldım ve... şimdi işimden olabilirim." demişti. Yoldan geçmekte olan bir adamı tutarak:
"Bayım ayrı gayrı hanına en kısa yoldan nasıl ulaşabilirim?" demişti. Sonra da pazarcıya dönmüş ve...
"Benim hemen gitmem lazım... Ayrı gayrı hanında kaçırmamam gereken bir randevum var ve eğer muhafız gelirse durumu anlatırsınız. Eminim anlayışla karşılayacaktır." demişti.
Muhafızın pek de anlayışla karşılayacağını sanmıyordu ama delikanlı kimseye itiraz payı bırakmamış, emrivakiye getirmişti. şimdi ise Freor ve çocuğa yapacak bir şey kalmamıştı. Adam haklı bir sebep öne sürerek gitmişti ve gideceği yeri de söylemişti. Eğer gerçekten de oraya gidiyorsa bir suç işlemiş olmazdı ama oraya gitmiyorsa hem izini kaybettirecek -tabii o cüssesiyle ne kadar kaybettirebilirse- hem de Freor onu bulamayacaktı. Kafası deli gibi çalışıyordu Freor'un. Bir şeyler bulmalıydı. Her ne olursa olsun onu kaybetmemeliydi ama buradan da öylece gidemezdi. Birden çocuğu fark etti. Ã?ocuğun yanına eğildi ve sesini fısıltı düzeyine indirdi:
"Bak, çocuk, senin de bu olayı merak ettiğini biliyorum, ama bunu öğrenmemizin tek yolu o adamı izlemek. Adam bir bahane üreterek kendisi gitti ve bizi buraya bağlı bıraktı. Ben buradan gidemem -en az bir kişi kalmalı. Ama sen gidebilirsin -zaten senin ifadenin pek bir önemi yok. Ben bunu öğrenmek için kendimi tehlikeye attım ve şimdi sıra sende. Adamı takip et. Eğer Ayrı Gayrı Han'a girerse hanın girişine yakın bir köşede beni bekle. Eğer girmezse de başka bir yere giderse onu bir binaya girene kadar takip et, girdiği yeri ezberle ve yine Ayrı Gayrı Han'ın girişinde bekle." Sonra sesini yükseltti ve..
"Denis, annene söyle, beni beklemesin. Burada uzun süre kalabilirim ve biliyorsun bizi merak eder. Ona burada olduğumu ve iyi olduğumu söyle, tamam mı?"
Bu kadar bilgece konuşan çocuğun mantıklı davranacağını düşünüyordu. Yine aynı şeyi düşündü: Umarım hata yapmıyorumdur...
"O zaman siz beni burada bekleyin!"
Buna söz veremem, diye düşündü Freor. Eğer delikanlı gidecek olursa onu izlemek zorunda kalacaktı. Yapacak daha iyi bir işi yoktu -en azından şu an için. Ailesini aramaya hemen başlaması pek bir şey değiştirmezdi herhalde.
Muhafız gösterilen yönde koşmaya başlayınca çocuk da konuşmaya başladı:
"şüphelendi!"
Freor çocuğa baktı! Onu susturmak için refleks olarak elini uzatana kadar bir kelime daha kaçmıştı. O an konuşmanın ne yeri ne de zamanıydı.
"Yalan..."
Ağzını zor kapattı çocuğun. Yüzüne 'evet' manasında baktı azarlarcasına, kimsenin görmemiş olmasını umarak. Kalabalık dağılmıştı ama muhafız uzaklaştığına göre her an yeniden toplanabilirdi -ilginç bir şeyler olursa tabii. Ã?ocuğun ne yapmak üzere olduğunu anladığını düşününce elini çekti. Ã?ocuk devam etti.
"Daha rahat bir yerde konuşabiliriz! Bizi dinlemek isteyenlerin kulaklarından uzak bir yerde."
Ã?ocuğa hak verdi Freor. Yalnız bu yaşta çocuğun bu kadar bilgece konuşması şaşırtmıştı onu. Zaten çocuğun evine gideceklerdi orada konuşabilirlerdi. Tam söyleyecekti ki çocuk onu şaşırtmaya devam etti.
"Eviniz ya da gidebileceğimiz başka bir yer var mı? Rahatça konuşabileceğimiz bir yer?" dedi delikanlıya dönerek. Ama zaten çocuğun kendi evi vardı. Neden delikanlıya sormuştu ki? Aynı delikenlıya da yaptığı gibi sebebini anlamadan sırrını açığa çıkarmadı çocuğun. Kafasına birkaç soru işareti daha eklenmişti, orada dans ediyorlardı. Anlaşılan Freor'un kafasındaki soru işaretleri çocuk için yeterli değildi.
"O solucanın ve adamın ne olduğunu ya da kim olduğunu bilmeden kendini tehlikeye attın! şahsen ben onlarla ilgili bilgi edinmek istiyorum." dedi bu kez Freor'a bir çocuğun öfkesiyle. Freor bir kez daha çocuğa azarlarcasına baktı ve bu kez anlamasını umdu. Bunlar burada konuşulacak konular değildi, çocuğun da belirttiği gibi. Ama çocuğun da merak ettiğini bilmek onu rahatlatmıştı. Böylece çocuktan ayrılmayacak, simyacıyla ilgili bir şeyler öğrendikten sonra da çocuktan ailesini bulma konusunda yardım isteyecekti.
Anlaşılan delikanlı da çocuğa kızmıştı:
"Çok konuşuyorsun çocuk, yada adın her ne ise." demişti sabırsız bir tavırla ve hemen ardından da kaçacak bir yer arar gibi sağa sola bakınmaya başladı. Bir an sonra da bulmuş gibi anlına gereğinden güçlü ve sesli bir şaplak atarak:
"şu zamana bakın. Çok geç kaldım ve... şimdi işimden olabilirim." demişti. Yoldan geçmekte olan bir adamı tutarak:
"Bayım ayrı gayrı hanına en kısa yoldan nasıl ulaşabilirim?" demişti. Sonra da pazarcıya dönmüş ve...
"Benim hemen gitmem lazım... Ayrı gayrı hanında kaçırmamam gereken bir randevum var ve eğer muhafız gelirse durumu anlatırsınız. Eminim anlayışla karşılayacaktır." demişti.
Muhafızın pek de anlayışla karşılayacağını sanmıyordu ama delikanlı kimseye itiraz payı bırakmamış, emrivakiye getirmişti. şimdi ise Freor ve çocuğa yapacak bir şey kalmamıştı. Adam haklı bir sebep öne sürerek gitmişti ve gideceği yeri de söylemişti. Eğer gerçekten de oraya gidiyorsa bir suç işlemiş olmazdı ama oraya gitmiyorsa hem izini kaybettirecek -tabii o cüssesiyle ne kadar kaybettirebilirse- hem de Freor onu bulamayacaktı. Kafası deli gibi çalışıyordu Freor'un. Bir şeyler bulmalıydı. Her ne olursa olsun onu kaybetmemeliydi ama buradan da öylece gidemezdi. Birden çocuğu fark etti. Ã?ocuğun yanına eğildi ve sesini fısıltı düzeyine indirdi:
"Bak, çocuk, senin de bu olayı merak ettiğini biliyorum, ama bunu öğrenmemizin tek yolu o adamı izlemek. Adam bir bahane üreterek kendisi gitti ve bizi buraya bağlı bıraktı. Ben buradan gidemem -en az bir kişi kalmalı. Ama sen gidebilirsin -zaten senin ifadenin pek bir önemi yok. Ben bunu öğrenmek için kendimi tehlikeye attım ve şimdi sıra sende. Adamı takip et. Eğer Ayrı Gayrı Han'a girerse hanın girişine yakın bir köşede beni bekle. Eğer girmezse de başka bir yere giderse onu bir binaya girene kadar takip et, girdiği yeri ezberle ve yine Ayrı Gayrı Han'ın girişinde bekle." Sonra sesini yükseltti ve..
"Denis, annene söyle, beni beklemesin. Burada uzun süre kalabilirim ve biliyorsun bizi merak eder. Ona burada olduğumu ve iyi olduğumu söyle, tamam mı?"
Bu kadar bilgece konuşan çocuğun mantıklı davranacağını düşünüyordu. Yine aynı şeyi düşündü: Umarım hata yapmıyorumdur...
Code: Select all
Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.
Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..HER şEYİN BAşLANGICI
Dipsiz bir kuyuya düştüğünüzü düşünün. Sürekli düşersiniz... düşersiniz... düşersiniz... Sonsuza kadar... Bir çıkış yolu, bir kurtuluşunuz yoktur. Sürekli iki yanınızda boylu boyunca uzanan duvarlar ve o aşılmaz sonsuz uzantı...
Hani derler ya; Tüm yollar Aransun'a çıkar!
İşte o gün tüm yollar Aransun'a çıkmıyordu. Tam tersine, sanki bir çok kişinin yolu Ayrı Gayrı Hanına uzanıyor, o gün bir sürü inanılmaz olay yaşayan kimse o hana gidiyordu...
*
Adam önce elindeki bebeğe baktı ve "Sizin bebeğiniz ama emekleyerek buraya gelmiş olmalı. Sohbet ederken dikkat etmemişsiniz herhalde." dedi. "Ama çok sevimli. Lütfen dikkat edin başına bir şey gelmesin."
Ozan adamın ses tonunda ki kibarlığı hissederken barbarların ikisi de bunu bir tehdit olarak hissetmişti. İşte bu farklı tarzda çalışan kafaların ürünü olmalıydı.
Oysa diğer tarafta, Ozan'ın diğer yanında durmakta olan Winarf bunu ne tehdit, ne de kibarlık olarak hissetmişti. Aslında o tüm bunları hissetmemiş, adamın konuşmasını bile duymamıştı.
Ã?ünkü o ap ayrı bir dokunuştaydı...
Bir anda zihninde duyduğu bir sesle gerilemiş ve beynine iğneler gibi batan o sese karşı bir yerlerden destek almak için han tezgâhına sol eli ile tutunmuştu. Ardından sırtını tezgâha dayarken büyücü şimdi gelecek olana kendisini hazırlayamadı.
"Bu çok sıkıcı!" dedi zihnine iğne gibi batan, acı veren ses. "Ama burada anlayabilecek olan tek sen varsın. Neden onlara biraz dışarıya çıkıp hava almak istediğini söylemiyorsun? Ya da bebeğin çişi gelmiş olabilir? Seninle yanlız konuşmam gerekli, bunu anlıyor musun?"
Ses soruya cevap beklemeden Winarf'ın zihninden giderken büyücü bir anda rahatladı ve o acı verici batma hissi kayboldu. Ardında ise sesin samimiliğini hissetti. Evet... Güvenilir bir sesti, acı veren ama güvenilirliği hissedilen bir ses...
Bu durumu hanın diğer ucunda ki Mekisa dışında kimse görmemişti işte. O dört adamdan birisi tezgâha doğru gerileyip yere düşmemek için zorla destek alırken bunu handa bulunanlar içerisinden sadece Mekisa fark etmişti.
O sırada Duuron "Karnım acıktı." diyordu. "Sana anlatacağım ama önce bir miktar su ve yemeye ihtiyacım var." Sesinde bir ciddiyet okunuyordu.
*
Trias başını kaldırdı ve Ayrı Gayrı Hanı yazısını görünce şaşkınlıktan dona kaldı. Bu şövalye ile tam da hanın önünde mi çarpışmıştı. O nereye gidiyordu böyle? Aklı neredeydi? Oysa o yıllardır bu hana, sadece Balbo Amcayı görmeye sık sık gelirdi. Korkudan kaçarken önüne bile dikkat etmemişti anlaşılan.
Derken yanında ki şövalyenin bitkin halini fark etti. şövalye çok yorgun gözüküyordu. Hareket edemeyecek gibiydi. Anlaşılan bu gün başından çok olay geçmişti. Ã?ünkü bir şövalye kolay kolay yorulmazdı. Yorulsa bile belli etmezdi.
Evet, Asgard çok yorulmuştu. Bakışlarını Ayrı Gayrı Hanına çevirmişti o da ama artık hareket edemeyeceğini hissediyordu. Belki de, belki de şu handan bir bardak su da olsa bir şeyler içebilir ve bir iki dakika soluklanabilirdi? Peki ya salemler? Ya Cetterianlar o Salemleri bulurlarsa? Ama savaşıcak, onları koruyacak gücü bile yoktu şövalyenin... Ne yapmalıydı? Nasıl davranmalıydı?
*
Ulrak delicesine pazarda ilerlerken çocuk Freor'a baktı ve "Olmaz!" dedi. "şimdi seni bırakamam abi. Uzun yoldan geldin ve yorgunsun." Tezgâhtara döndü ve "Onun dinlenmesi gerekli." dedi. "Biz de ayrı gayrı hanında olacağız o zaman. Siz gelen muhafıza orada olacağımız haberini verir misiniz?"
Daha tezgahtarın cevabını beklemeden Ulrak'ın peşinden Freor'u çekiştirerek ilerlemeye başladı.
Ulrak hanı içinde bulunduğu sokaktan görmüştü ki birden arkasından kendisine çarpan bir şeyle irkildi ve dönüp bakınca yeniden şoka uğradı. "Yine mi siz?" demekten alamadı kendisini.
Ã?ocuk ona gülümseyerek "Özgünüm." dedi. "Acelemiz var. Ayrı Gayrı Hanına gidiyoruz. Balbo amca yeni, çukulatalı keklerini denememiz için çağırdı!"
Freor çocuğun yanında durmuş bakışlarını Ulraktan kaçırmadan edemiyordu.
Dipsiz bir kuyuya düştüğünüzü düşünün. Sürekli düşersiniz... düşersiniz... düşersiniz... Sonsuza kadar... Bir çıkış yolu, bir kurtuluşunuz yoktur. Sürekli iki yanınızda boylu boyunca uzanan duvarlar ve o aşılmaz sonsuz uzantı...
Hani derler ya; Tüm yollar Aransun'a çıkar!
İşte o gün tüm yollar Aransun'a çıkmıyordu. Tam tersine, sanki bir çok kişinin yolu Ayrı Gayrı Hanına uzanıyor, o gün bir sürü inanılmaz olay yaşayan kimse o hana gidiyordu...
*
Adam önce elindeki bebeğe baktı ve "Sizin bebeğiniz ama emekleyerek buraya gelmiş olmalı. Sohbet ederken dikkat etmemişsiniz herhalde." dedi. "Ama çok sevimli. Lütfen dikkat edin başına bir şey gelmesin."
Ozan adamın ses tonunda ki kibarlığı hissederken barbarların ikisi de bunu bir tehdit olarak hissetmişti. İşte bu farklı tarzda çalışan kafaların ürünü olmalıydı.
Oysa diğer tarafta, Ozan'ın diğer yanında durmakta olan Winarf bunu ne tehdit, ne de kibarlık olarak hissetmişti. Aslında o tüm bunları hissetmemiş, adamın konuşmasını bile duymamıştı.
Ã?ünkü o ap ayrı bir dokunuştaydı...
Bir anda zihninde duyduğu bir sesle gerilemiş ve beynine iğneler gibi batan o sese karşı bir yerlerden destek almak için han tezgâhına sol eli ile tutunmuştu. Ardından sırtını tezgâha dayarken büyücü şimdi gelecek olana kendisini hazırlayamadı.
"Bu çok sıkıcı!" dedi zihnine iğne gibi batan, acı veren ses. "Ama burada anlayabilecek olan tek sen varsın. Neden onlara biraz dışarıya çıkıp hava almak istediğini söylemiyorsun? Ya da bebeğin çişi gelmiş olabilir? Seninle yanlız konuşmam gerekli, bunu anlıyor musun?"
Ses soruya cevap beklemeden Winarf'ın zihninden giderken büyücü bir anda rahatladı ve o acı verici batma hissi kayboldu. Ardında ise sesin samimiliğini hissetti. Evet... Güvenilir bir sesti, acı veren ama güvenilirliği hissedilen bir ses...
Bu durumu hanın diğer ucunda ki Mekisa dışında kimse görmemişti işte. O dört adamdan birisi tezgâha doğru gerileyip yere düşmemek için zorla destek alırken bunu handa bulunanlar içerisinden sadece Mekisa fark etmişti.
O sırada Duuron "Karnım acıktı." diyordu. "Sana anlatacağım ama önce bir miktar su ve yemeye ihtiyacım var." Sesinde bir ciddiyet okunuyordu.
*
Trias başını kaldırdı ve Ayrı Gayrı Hanı yazısını görünce şaşkınlıktan dona kaldı. Bu şövalye ile tam da hanın önünde mi çarpışmıştı. O nereye gidiyordu böyle? Aklı neredeydi? Oysa o yıllardır bu hana, sadece Balbo Amcayı görmeye sık sık gelirdi. Korkudan kaçarken önüne bile dikkat etmemişti anlaşılan.
Derken yanında ki şövalyenin bitkin halini fark etti. şövalye çok yorgun gözüküyordu. Hareket edemeyecek gibiydi. Anlaşılan bu gün başından çok olay geçmişti. Ã?ünkü bir şövalye kolay kolay yorulmazdı. Yorulsa bile belli etmezdi.
Evet, Asgard çok yorulmuştu. Bakışlarını Ayrı Gayrı Hanına çevirmişti o da ama artık hareket edemeyeceğini hissediyordu. Belki de, belki de şu handan bir bardak su da olsa bir şeyler içebilir ve bir iki dakika soluklanabilirdi? Peki ya salemler? Ya Cetterianlar o Salemleri bulurlarsa? Ama savaşıcak, onları koruyacak gücü bile yoktu şövalyenin... Ne yapmalıydı? Nasıl davranmalıydı?
*
Ulrak delicesine pazarda ilerlerken çocuk Freor'a baktı ve "Olmaz!" dedi. "şimdi seni bırakamam abi. Uzun yoldan geldin ve yorgunsun." Tezgâhtara döndü ve "Onun dinlenmesi gerekli." dedi. "Biz de ayrı gayrı hanında olacağız o zaman. Siz gelen muhafıza orada olacağımız haberini verir misiniz?"
Daha tezgahtarın cevabını beklemeden Ulrak'ın peşinden Freor'u çekiştirerek ilerlemeye başladı.
Ulrak hanı içinde bulunduğu sokaktan görmüştü ki birden arkasından kendisine çarpan bir şeyle irkildi ve dönüp bakınca yeniden şoka uğradı. "Yine mi siz?" demekten alamadı kendisini.
Ã?ocuk ona gülümseyerek "Özgünüm." dedi. "Acelemiz var. Ayrı Gayrı Hanına gidiyoruz. Balbo amca yeni, çukulatalı keklerini denememiz için çağırdı!"
Freor çocuğun yanında durmuş bakışlarını Ulraktan kaçırmadan edemiyordu.
-
Ozan İnulüen
- Kullanıcı

- Posts: 28
- Joined: Mon Jan 02, 2006 10:00 am
- Contact:
Ozan, kibarca gülümsedi, düşündüğünden çok daha farklı ve nazik insanlardı bunlar, " heh heh, çok teşekkürler çok naziksiniz" dedi ve bebeği kucağına aldı, " bir ara laflarız belki ama şimdi biraz işim var" dedi ozan. Arkasını dönüp, masaya ilerledi, bebeği masaya koydu ve kadehini alıp konuştu, " Kadehimi, yan masadaki beyfendilere kaldırıyorum!". Ardından gülümseyerek yerine oturdu ve bebeğe baktı, merak içinde sordu, " Nası ve ne zaman gittin oraya ufaklık? çok mu sıktık seni?", bebeği gıdıkladı hafifçe, belki eğlenirdi birazcık...
ve sancı geç saatlerde...
*Lanet olsun bir çocuk ve bir adam. İki kişi benim arkamdan bana yetişebiliyorlar. Bu kadar yavaşmı hareket ediyodum yani.*
Ulrak pes etmiş üzgün bakışlarıyla ileriye, dar ve kalabalık pazar yoluna baktı. Yol kıvrlıyordu dönüyor ileride çatallanıyor ve çatala gelene kadar bir kaç kerede ayrılıyordu. O adam dev bir fıçı kadar olsa bile bir çocuk ve adamın el ele gittiği hızdan daha hızlı gidemiyorsa bu simyacıyı bulması çok düşük bir olasılıktı. Yarın sabah kalktığında odasının camından baktığında bu adamı görmesi kadar düşük bir ihtimal olmasa da artık takip edilmeyecek kadar düşük bir ihtimal. Hem adamın ona bir şey anlatacağınıda sanmıyordu.
*"İzle ve sor"*
Sorularını soramamıştı bile. Sadece adama bakmıştı. En azından bunun nasıl olduğunu sorabilirdi, yada neden bu solucanın bu kadar özel olduğunu...
*Lanet olsun en azından kim olduğunu sorabilirdim!*
Adam kalabalık pazarın içinde kaybolmuştu ve bu salak veletle yanındaki adam onun peşini bırakmayacaklardı.
Eline tutuşturulmuş katı solucanı cebinden çıkarttığı kahverengi kirli mendiline sardı ve çuvalının içine attı.
*Daha beş günüm var!"
Bakışları pazar yolundan tekrar çocuğa döndüğünde o üzgün bakışları yerine kendine kızamadığından hıncını alamamış adamın hınç dolu bakışları vardı. Yoda yürümekten değil ama kızgınlıktan soluk alış verişi socuğun kulaklarına gidecek kadar yüksekti. Kendini ne kadar kontrol etmeye çalışsa da bu halinden kurtulması 5 saniyesini aldı. Sonunda çocuğa tepeden bakarak konuşmaya başladı.
"Bu balbo amca. Onu ne kadar yakından tanıyorsun. Benimde onunla görüşmem gereken bir konu vardı."
Ulrak pes etmiş üzgün bakışlarıyla ileriye, dar ve kalabalık pazar yoluna baktı. Yol kıvrlıyordu dönüyor ileride çatallanıyor ve çatala gelene kadar bir kaç kerede ayrılıyordu. O adam dev bir fıçı kadar olsa bile bir çocuk ve adamın el ele gittiği hızdan daha hızlı gidemiyorsa bu simyacıyı bulması çok düşük bir olasılıktı. Yarın sabah kalktığında odasının camından baktığında bu adamı görmesi kadar düşük bir ihtimal olmasa da artık takip edilmeyecek kadar düşük bir ihtimal. Hem adamın ona bir şey anlatacağınıda sanmıyordu.
*"İzle ve sor"*
Sorularını soramamıştı bile. Sadece adama bakmıştı. En azından bunun nasıl olduğunu sorabilirdi, yada neden bu solucanın bu kadar özel olduğunu...
*Lanet olsun en azından kim olduğunu sorabilirdim!*
Adam kalabalık pazarın içinde kaybolmuştu ve bu salak veletle yanındaki adam onun peşini bırakmayacaklardı.
Eline tutuşturulmuş katı solucanı cebinden çıkarttığı kahverengi kirli mendiline sardı ve çuvalının içine attı.
*Daha beş günüm var!"
Bakışları pazar yolundan tekrar çocuğa döndüğünde o üzgün bakışları yerine kendine kızamadığından hıncını alamamış adamın hınç dolu bakışları vardı. Yoda yürümekten değil ama kızgınlıktan soluk alış verişi socuğun kulaklarına gidecek kadar yüksekti. Kendini ne kadar kontrol etmeye çalışsa da bu halinden kurtulması 5 saniyesini aldı. Sonunda çocuğa tepeden bakarak konuşmaya başladı.
"Bu balbo amca. Onu ne kadar yakından tanıyorsun. Benimde onunla görüşmem gereken bir konu vardı."
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
"şeeeyyy..." dedi çocuk düşünür gibi yaparak sol eli ile çenesini tuttu. "Sanırım burada doğup büyümüş birisi olarak burada doğup büyümüş büyük bir iş adamını ne kadar iyi tanıyabilirsen o kadar iyi. Ahhh... şey bi de eşi benim doğumumu sağlamış. Kendisi annemin çok yakın arkadaşı oluyor. Aslında çok iyi birisidir Ehma Teyze ama son zamanlarda biraz rahatsız. Ben onun..." Yoldan geçen bir adam kendisine çarpınca çocuk birden durdu ve "Yaaaa biraz dikkat etsene sen!" diye bağırdı elini gitmekte olan adama sallayarak. Sonra yeniden Ulrak'a döndü ve konuşmak için ağzını açtı ama yine birisi çarpıp geçince ona da bağırmaya başladı. "Ya bir dikkat edin yaaaa..."
Ã?ocuk gerçekten gevezeydi ama kötü niyetli de görünmüyordu. Can sıkıcı olduğu bir gerçekti. Freor ise yanında durmuş sadece dinliyordu...
Ã?ocuk gerçekten gevezeydi ama kötü niyetli de görünmüyordu. Can sıkıcı olduğu bir gerçekti. Freor ise yanında durmuş sadece dinliyordu...
- khutai
- Kullanıcı

- Posts: 83
- Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
- Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
- Contact:
"Kadehine tüküreyim" fısıldadı Khutai gülümseyerek.Ardından bardağını bir daha doldurdu ve karşı masaya tehditkar bir şekilde kaldırarak sinsice yapmacık bir sırıtışla ekledi"
"Karşı şerefinize içiyorum beyler!!!"
Khutai bu herifleri sevmemişti.Hatta onların bi şeyler planlıyor olduğunu dahi düşünüyordu.Bunu aklının bir köşesine yazarak etrafına bakındı.Yoldaşı sırık büyücü masadan kalmış deksin oralarda dayanmış ifadesizde duruyordu.Khutai bunu önemsemeden etrafına bakınmaya devam etti.Birden aklına bebeğin özel güçleri olabileceği geldi.Gerçi bir barbar ne kadar anlamasa da bu işten buna hazırlıklı olmalıydı.Khutai bir an durup tüm bu olanları düşündü .
(Lanet olsun Horn"Beni nasıl bi maceranın içine fırlattın böyle.Ufak bir veletin etrafında toplanmış bi sürü maceracı.Her biri ayrı bi insan"Nasıl bir kadere sürüklüyorsun bizi?)
Khutai uzaklara dalmıştı ama bundan kurtulması zor olmadı.Ufak bir gaz çıkarıp hafifçe gülümsedi.Kimsenin muhabbet ediceği yoktu bu sakin masada velet ışında anlaşılan.Khutai sessizliğini bozmak istercesine bardağından bir yudum alıp ağzını şapırdattı ve Groga dönerek konuştu"
"Dostum inanıyorum ki belirsizlikler senide sıkıyor benim gibi .Bundan kurtulamayacağımıza göre ne olacaksa olana dek boş boş beklemeyelim ha?"
Khutai göz kırparak devam etti"
"Bu diyarda çok yer gezmiş sayılmam dostum .Bu yüzden anlatıcak bi hikayem fazla yok.Sende bişi var mı?"
"Karşı şerefinize içiyorum beyler!!!"
Khutai bu herifleri sevmemişti.Hatta onların bi şeyler planlıyor olduğunu dahi düşünüyordu.Bunu aklının bir köşesine yazarak etrafına bakındı.Yoldaşı sırık büyücü masadan kalmış deksin oralarda dayanmış ifadesizde duruyordu.Khutai bunu önemsemeden etrafına bakınmaya devam etti.Birden aklına bebeğin özel güçleri olabileceği geldi.Gerçi bir barbar ne kadar anlamasa da bu işten buna hazırlıklı olmalıydı.Khutai bir an durup tüm bu olanları düşündü .
(Lanet olsun Horn"Beni nasıl bi maceranın içine fırlattın böyle.Ufak bir veletin etrafında toplanmış bi sürü maceracı.Her biri ayrı bi insan"Nasıl bir kadere sürüklüyorsun bizi?)
Khutai uzaklara dalmıştı ama bundan kurtulması zor olmadı.Ufak bir gaz çıkarıp hafifçe gülümsedi.Kimsenin muhabbet ediceği yoktu bu sakin masada velet ışında anlaşılan.Khutai sessizliğini bozmak istercesine bardağından bir yudum alıp ağzını şapırdattı ve Groga dönerek konuştu"
"Dostum inanıyorum ki belirsizlikler senide sıkıyor benim gibi .Bundan kurtulamayacağımıza göre ne olacaksa olana dek boş boş beklemeyelim ha?"
Khutai göz kırparak devam etti"
"Bu diyarda çok yer gezmiş sayılmam dostum .Bu yüzden anlatıcak bi hikayem fazla yok.Sende bişi var mı?"
Horn ölüleri say!!!!!
-
FrontsideAir
- Gölge Ustası
- Posts: 1245
- Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul (İzmir)
- Contact:
"Olmaz!"
Freor bu lafı duyduğu an çocuğun normal bir çocuk olduğunu -aşırı bir bilgeliği olmadığını, bu planın bir çocuk için çok karışık olduğunu ve yaptığı rolü anlayamadığını düşünmüştü. Az sonra olacakları tahmin edebiliyordu. Ã?ocuğun ağzını kapatana kadar birkaç kelime daha kaçacaktı, ağzını kapattığında da bu haraket çevrede toplanmak için sebep arayan kalabalığı daha da şüphelendirmekten başka bir işe yaramayacak, oradan gidemeyecek ve kalabalık da memnuniyetle onu muhafıza teslim edecekti. Yapacak bir şey yoktu ve Freor da bir umutla çocuğun ağzını kapatmak için elini hareketlendirdi.
"şimdi seni bırakamam abi."
Abi mi? Bir an dalgınlaştı Freor. Durum belirginleşmeye başladı kafasında. Yanılımştı! Ã?ocuk onun numarasını anlamış ve doğru şekilde -beklenmedik bir tiyatral yetenekle- tepki vermişti. Kafasına bu çocukla ilgili birkaç soru işareti daha eklendi ama şu an umrunda değildi.
"Uzun yoldan geldin ve yorgunsun." diye devam etti çocuk. Ardından tezgahtara dönerek: "Onun dinlenmesi gerekli. Biz de ayrı gayrı hanında olacağız o zaman. Siz gelen muhafıza orada olacağımız haberini verir misiniz?"
Çok ilginç bir çocuktu. Yaşından beklenmeyecek bir zekaya ve tiyatral yeteneğe sahipti. Delikanlının yaptığı gibi emrivakiye getirerek onları buradan kurtarmıştı. Delikanlıya yetiştiler ve bunu gören delikanlı şaşırıp "Yine mi siz?" deyince hafifçe gülümsemekten kendini alamadı Freor. Ã?ocuk ise yeteneğini sürdürüyordu:
"Özgünüm. Acelemiz var. Ayrı Gayrı Hanına gidiyoruz. Balbo amca yeni, çukulatalı keklerini denememiz için çağırdı!"
Artık o sıkıcı durumdan uzak oldukları için sorularını sorabilirdi Freor ama hala meraklı birkaç kulak ortada dolaşıyordu. Sorularını Ayrı Gayrı Han'a sakladı. Birazdan soru işaretlerinin bir kısmından kurtulacaktı -tabii bunlar beraberinde başkalarını getirmezlerse. Kendini bir an Oven gibi hissetti Freor. Bu düşünce yüzüne tahmin ettiğinden daha büyük bir gülümseme getirdi. Sadece bilgi toplamak için girdiğim işe bak, diye düşündü. Acaba bundan kazancım ne olacak?
Bu arada delikanlı da boş durmuyor, solucanı mendiline sarıp bir torbaya atıyordu. Aklı tekrar simyacıya ve solucanın başıan gelen o garip olaya gitti. Delikanlının sorduğu soruya dikkatinin çok az bir kısmını verebildi.
"Bu balbo amca. Onu ne kadar yakından tanıyorsun. Benimde onunla görüşmem gereken bir konu vardı."
Balbo Amca... Bu ismi duymuş muydu acaba daha önce? Bir yerden hatırlıyor olabilir miydi? Pek önemsemeyerek solucanı düşünmeye devam etti.
"şeeeyyy... Sanırım burada doğup büyümüş birisi olarak burada doğup büyümüş büyük bir iş adamını ne kadar iyi tanıyabilirsen o kadar iyi. Ahhh... şey bi de eşi benim doğumumu sağlamış. Kendisi annemin çok yakın arkadaşı oluyor. Aslında çok iyi birisidir Ehma Teyze ama son zamanlarda biraz rahatsız. Ben onun..."
Ã?ocuğun konuşması bir omuzla bölündü. Ã?ocuk yüksek sesle şikayet ediyordu. Buraya uyum sağlamış olmalıydı. Freor kendisine çarpan birine böyle rahat bağıramayacağını düşündü. İnkar'da olmazdı böyle şeyler, orası sakin bir şehirdi. Çok değişmiş olmalı burası, diye düşündü Freor, ya da ben yeterince tanıyamamışım...
"Ya bir dikkat edin yaaaa..."
Freor bu lafı duyduğu an çocuğun normal bir çocuk olduğunu -aşırı bir bilgeliği olmadığını, bu planın bir çocuk için çok karışık olduğunu ve yaptığı rolü anlayamadığını düşünmüştü. Az sonra olacakları tahmin edebiliyordu. Ã?ocuğun ağzını kapatana kadar birkaç kelime daha kaçacaktı, ağzını kapattığında da bu haraket çevrede toplanmak için sebep arayan kalabalığı daha da şüphelendirmekten başka bir işe yaramayacak, oradan gidemeyecek ve kalabalık da memnuniyetle onu muhafıza teslim edecekti. Yapacak bir şey yoktu ve Freor da bir umutla çocuğun ağzını kapatmak için elini hareketlendirdi.
"şimdi seni bırakamam abi."
Abi mi? Bir an dalgınlaştı Freor. Durum belirginleşmeye başladı kafasında. Yanılımştı! Ã?ocuk onun numarasını anlamış ve doğru şekilde -beklenmedik bir tiyatral yetenekle- tepki vermişti. Kafasına bu çocukla ilgili birkaç soru işareti daha eklendi ama şu an umrunda değildi.
"Uzun yoldan geldin ve yorgunsun." diye devam etti çocuk. Ardından tezgahtara dönerek: "Onun dinlenmesi gerekli. Biz de ayrı gayrı hanında olacağız o zaman. Siz gelen muhafıza orada olacağımız haberini verir misiniz?"
Çok ilginç bir çocuktu. Yaşından beklenmeyecek bir zekaya ve tiyatral yeteneğe sahipti. Delikanlının yaptığı gibi emrivakiye getirerek onları buradan kurtarmıştı. Delikanlıya yetiştiler ve bunu gören delikanlı şaşırıp "Yine mi siz?" deyince hafifçe gülümsemekten kendini alamadı Freor. Ã?ocuk ise yeteneğini sürdürüyordu:
"Özgünüm. Acelemiz var. Ayrı Gayrı Hanına gidiyoruz. Balbo amca yeni, çukulatalı keklerini denememiz için çağırdı!"
Artık o sıkıcı durumdan uzak oldukları için sorularını sorabilirdi Freor ama hala meraklı birkaç kulak ortada dolaşıyordu. Sorularını Ayrı Gayrı Han'a sakladı. Birazdan soru işaretlerinin bir kısmından kurtulacaktı -tabii bunlar beraberinde başkalarını getirmezlerse. Kendini bir an Oven gibi hissetti Freor. Bu düşünce yüzüne tahmin ettiğinden daha büyük bir gülümseme getirdi. Sadece bilgi toplamak için girdiğim işe bak, diye düşündü. Acaba bundan kazancım ne olacak?
Bu arada delikanlı da boş durmuyor, solucanı mendiline sarıp bir torbaya atıyordu. Aklı tekrar simyacıya ve solucanın başıan gelen o garip olaya gitti. Delikanlının sorduğu soruya dikkatinin çok az bir kısmını verebildi.
"Bu balbo amca. Onu ne kadar yakından tanıyorsun. Benimde onunla görüşmem gereken bir konu vardı."
Balbo Amca... Bu ismi duymuş muydu acaba daha önce? Bir yerden hatırlıyor olabilir miydi? Pek önemsemeyerek solucanı düşünmeye devam etti.
"şeeeyyy... Sanırım burada doğup büyümüş birisi olarak burada doğup büyümüş büyük bir iş adamını ne kadar iyi tanıyabilirsen o kadar iyi. Ahhh... şey bi de eşi benim doğumumu sağlamış. Kendisi annemin çok yakın arkadaşı oluyor. Aslında çok iyi birisidir Ehma Teyze ama son zamanlarda biraz rahatsız. Ben onun..."
Ã?ocuğun konuşması bir omuzla bölündü. Ã?ocuk yüksek sesle şikayet ediyordu. Buraya uyum sağlamış olmalıydı. Freor kendisine çarpan birine böyle rahat bağıramayacağını düşündü. İnkar'da olmazdı böyle şeyler, orası sakin bir şehirdi. Çok değişmiş olmalı burası, diye düşündü Freor, ya da ben yeterince tanıyamamışım...
"Ya bir dikkat edin yaaaa..."
Code: Select all
Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.
Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..Grog önündeki yemeğini bitirdi ve sonrada ozanla khutai nin adamlara bardaklarının kaldırışını gördü.Grog kılını bile kıpırdatmadan önündeki son lokmayıda yedi ve karşısındaki barbara bakatı sonrada masadan uzaklaşan Winarf'a baktı.
Grog karşısındaki barbarın ona sorular yönetmesiyle tekrar bakışlarını ona çevirdi.
"Anlatacak pek çok şey var Khutai,fakat şimdi bunları konuşmamızın ne yeri nede zamanı."
Grog sakin bir şekilde ozanın masaya getirdiği bebeye baktı.Grog yavaşça bebeye uzandı ve gövdesinden iki eliyle tutarak havaya kaldırdı.Grog bebeyi şimdi daha dikkatli incelemeye başlamıştı bu çocuk bir anda masanın üzerinden nasıl adamlarınmasasına gitmişti.Grog bebeyi tekrar masanın üzerine bıraktı ve içinden bir lanet savurdu "lanet olsun artık herkesin ilgi odağı olduk burda!!!"
Grog şimdi ozana baktı ve adama hitaben
"çocuğu gözünün önünden ayırma,madem annesini bulanakadar ona bakmak istiyorsun!"
Grog bardağındaki içkiden bir yudum daha aldıktan sonra ozana hitaben bir fısıltı şeklinde
"Biz barbarla biraz dışarda olucaz çocuğa göz kulak olun,birazdan dönücez."
Grog bu sözü söyledikten sonra Khutai'ye göz kırptı.
"Bence dışarıya çıkıp biraz temiz hava alalım Khutai"
Grog Khutai ile çok acil bişeyler hakkında konuşmak istiyordu,bu adamı yeni tanımıştı fakat sonuçta adam bir barbardı ve Grog barbarları iyi tanıyordu adamın duygularını anlamakta pek zorlanmayacağını düşünüyordu.
Grog ayağa kalktı ve khutai nin omuzuna eliyle dokunarak dışarı gelmesi için ona işaret etti ve kapıya doğru yöneldi.
Grog handan fazla uzaklaşmayacaktı sadece bikaç saniye dışarda barbarla konuşmak istiyordu.
Grog karşısındaki barbarın ona sorular yönetmesiyle tekrar bakışlarını ona çevirdi.
"Anlatacak pek çok şey var Khutai,fakat şimdi bunları konuşmamızın ne yeri nede zamanı."
Grog sakin bir şekilde ozanın masaya getirdiği bebeye baktı.Grog yavaşça bebeye uzandı ve gövdesinden iki eliyle tutarak havaya kaldırdı.Grog bebeyi şimdi daha dikkatli incelemeye başlamıştı bu çocuk bir anda masanın üzerinden nasıl adamlarınmasasına gitmişti.Grog bebeyi tekrar masanın üzerine bıraktı ve içinden bir lanet savurdu "lanet olsun artık herkesin ilgi odağı olduk burda!!!"
Grog şimdi ozana baktı ve adama hitaben
"çocuğu gözünün önünden ayırma,madem annesini bulanakadar ona bakmak istiyorsun!"
Grog bardağındaki içkiden bir yudum daha aldıktan sonra ozana hitaben bir fısıltı şeklinde
"Biz barbarla biraz dışarda olucaz çocuğa göz kulak olun,birazdan dönücez."
Grog bu sözü söyledikten sonra Khutai'ye göz kırptı.
"Bence dışarıya çıkıp biraz temiz hava alalım Khutai"
Grog Khutai ile çok acil bişeyler hakkında konuşmak istiyordu,bu adamı yeni tanımıştı fakat sonuçta adam bir barbardı ve Grog barbarları iyi tanıyordu adamın duygularını anlamakta pek zorlanmayacağını düşünüyordu.
Grog ayağa kalktı ve khutai nin omuzuna eliyle dokunarak dışarı gelmesi için ona işaret etti ve kapıya doğru yöneldi.
Grog handan fazla uzaklaşmayacaktı sadece bikaç saniye dışarda barbarla konuşmak istiyordu.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
- khutai
- Kullanıcı

- Posts: 83
- Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
- Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
- Contact:
Khutai ağır ağır sandalyesinden kalkarak groga baktı ve konuştu...
"Haklısın dostum biraz hava almalı..."
Ardından yoldaşına bakarak masaya döndü ve ozana tembihledi
"Velet sana emanet edildi bunu unutma sakın.Eğer bi sorun çıkarsa biz kapının önünde olucaz..."
Ardından kendinden emin adımlarla kapıya yöneldi Khutai.
"Haklısın dostum biraz hava almalı..."
Ardından yoldaşına bakarak masaya döndü ve ozana tembihledi
"Velet sana emanet edildi bunu unutma sakın.Eğer bi sorun çıkarsa biz kapının önünde olucaz..."
Ardından kendinden emin adımlarla kapıya yöneldi Khutai.
Horn ölüleri say!!!!!
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Eh, Trias. En azından buraya ulaşabildin.
Hıı...
Anlayamadım?
Hıııı...
Trias?
Çok yorgunum..
Kendin kaşındın Trias. Hadi kalk, handa biraz dinlenirsin.
Ama kalkmaya bile mecalim yok.
Hadi Trias. Bak, orada hem o pakedi hem de mektubu inceleyebilirsin. Bunu istiyorsun değil mi?
şey, ben...
Hadi kalk. Üstelik Balbo Amca'nın da nefis yiyecek ve içeceklerinden de tadarsın. Bilirsin seni çok sever o.
Haklısın. O halde kalkmam lazım.
Trias, nereden bulduğu belirsiz bir güçle ayağa kalktı. Her yeri ağrıyordu. Boğazı kurumuştu. Ayrıca açtı. Yanındaki adama döndü.
"Tekrar özür dilerim efendim. Acaba kendimi affettirmek için size bir şeyler ısmarlayabilir miyim?" diye yine duyulmazca mırıldandı Trias, gözlerini adamın gözlerinden kaçırarak.
Hıı...
Anlayamadım?
Hıııı...
Trias?
Çok yorgunum..
Kendin kaşındın Trias. Hadi kalk, handa biraz dinlenirsin.
Ama kalkmaya bile mecalim yok.
Hadi Trias. Bak, orada hem o pakedi hem de mektubu inceleyebilirsin. Bunu istiyorsun değil mi?
şey, ben...
Hadi kalk. Üstelik Balbo Amca'nın da nefis yiyecek ve içeceklerinden de tadarsın. Bilirsin seni çok sever o.
Haklısın. O halde kalkmam lazım.
Trias, nereden bulduğu belirsiz bir güçle ayağa kalktı. Her yeri ağrıyordu. Boğazı kurumuştu. Ayrıca açtı. Yanındaki adama döndü.
"Tekrar özür dilerim efendim. Acaba kendimi affettirmek için size bir şeyler ısmarlayabilir miyim?" diye yine duyulmazca mırıldandı Trias, gözlerini adamın gözlerinden kaçırarak.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Grog yavaş yavaş kapıya doğru sekiz adım attıktan sonra arkasını dönerek khutai nin onu takip edip etmediğine baktı.Adamın onu takip ettiğini görünce kapıdan çıkarak dışarı çıktı.
şimdi barbar khutai yi nin çıkışını görebilmek için kapıya doğru döndü.
Khutai ye içerde olanlarla ilgili sorması gereken pek çok şey vardı.Yan masadaki adamları aynı yeni tanıştığı barbar gibi onunda pek gözü tutmamıştı.Ayrıca eyer adamların niyeti kötüyse bu adamları şaşırtmak için iyi bi yöntem olabilirdi dışarı çıkmak.şimdi Grog ilerleyen saatlerde içerdeneler olacağını merak ediyordu.
Savaşşarkısı ailesinin üyesi adama içerdeki adamların dışında şu muhafız olayı ile ilgilide bazı şeyler sormayı planlıyordu.Winarf adındaki adam onları bidaha takip edemiyeceklerini neye dayanarak söylemişti eyer adam bir büyü yapmış olsa bile Grog büyüyü güvenilmez bulur ve gereksiz bir uğraş olarak kabul ederdi.
şimdi kafasındaki soruları bir sıraya sokmaya çalışan iri adam diyer barbarın handan çıkışını seyretti.
şimdi barbar khutai yi nin çıkışını görebilmek için kapıya doğru döndü.
Khutai ye içerde olanlarla ilgili sorması gereken pek çok şey vardı.Yan masadaki adamları aynı yeni tanıştığı barbar gibi onunda pek gözü tutmamıştı.Ayrıca eyer adamların niyeti kötüyse bu adamları şaşırtmak için iyi bi yöntem olabilirdi dışarı çıkmak.şimdi Grog ilerleyen saatlerde içerdeneler olacağını merak ediyordu.
Savaşşarkısı ailesinin üyesi adama içerdeki adamların dışında şu muhafız olayı ile ilgilide bazı şeyler sormayı planlıyordu.Winarf adındaki adam onları bidaha takip edemiyeceklerini neye dayanarak söylemişti eyer adam bir büyü yapmış olsa bile Grog büyüyü güvenilmez bulur ve gereksiz bir uğraş olarak kabul ederdi.
şimdi kafasındaki soruları bir sıraya sokmaya çalışan iri adam diyer barbarın handan çıkışını seyretti.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests