Ayyaş Porsuk Hanı
Donaef gülümsedi.Gercektende karsısında ki adam icki icecek ddurumda deildi.Garip birisiydi veya en azından kendisinden cok daha gariip.Elinde ki biraları masalarına koydu.
"Tabikide...Tabikide yardım ederim.Yeter ki siz yeni insanlar masamıza konuk olun."dedi.Yavasca adamın kolundan tuttu ve kaldırmak icin destek oldu.Bunu yapmak aslında onun icin zorr bir isti.Cok ffazla bira icmisti ve kendiside ayakta durmakta zorlnıordu fakat yinede elinden geldigi kadar yardım etmek icin caba göstermeye hazırdı.
"Tabikide...Tabikide yardım ederim.Yeter ki siz yeni insanlar masamıza konuk olun."dedi.Yavasca adamın kolundan tuttu ve kaldırmak icin destek oldu.Bunu yapmak aslında onun icin zorr bir isti.Cok ffazla bira icmisti ve kendiside ayakta durmakta zorlnıordu fakat yinede elinden geldigi kadar yardım etmek icin caba göstermeye hazırdı.
Mustiman yavaşça kolundan tutan adamdan destek alarak doğrulmaya çalıştı. Ancak ona uzanan el de pek sağlam değildi. Mustiman mecburen sakat ayağına yüklenmek zorunda kaldı doğrulmak için. Ayağındaki acı yüzüne vurmak için kıvranırken bunu Donaef'e göstermemek için yüzünü yeniden yere eğdi. Acının azalıp Mustiman'in yüzünü kaldırması birkaç saniye aldı.
Ardından yüzündeki acıyla karışık gülümsemeyi kullanarak konuştu.
"Ã?nden buyur Donaef. Ne de olsa beni davet eden sensin."
Sesi biraz öncekinden daha az çıkmaktaydı. Yeniden çalışır durumdaki kulakları bunu fark etmekteydi. Bunun ayağındaki acıdan kaynaklandığını düşünüyordu Mustiman. Yavaşça elifle masayı gösterdi ve karşısındaki adamın tepkisini bekledi.
Ardından yüzündeki acıyla karışık gülümsemeyi kullanarak konuştu.
"Ã?nden buyur Donaef. Ne de olsa beni davet eden sensin."
Sesi biraz öncekinden daha az çıkmaktaydı. Yeniden çalışır durumdaki kulakları bunu fark etmekteydi. Bunun ayağındaki acıdan kaynaklandığını düşünüyordu Mustiman. Yavaşça elifle masayı gösterdi ve karşısındaki adamın tepkisini bekledi.
Donaef memnuniyetle dercesine kafasını salladı ve sırıttı.Adamın yüzünü hala inceleyememisti fakat aslında bu okadar da önemli deildi.Hemen hızlıca bir sandalye cekti ve adama oturmasını isaret etti.Kendisi de sandalyeye oturmadan önce masada bıraktıgı iki bardak birayı aldı ve az önce adının Bogus oldugunu duydugu adamın yanına giderek sırıttı."Hahaha...Bogus kardes seninde bize katılmanı hic kimse engelleyemez.Sanırım bogazının kurudugunu söylemistin...Bunlar benden sana armagan olsun yorgun kardesim.Sende buyur ve soluklandıktan sonra biraz da bize hikaye anlatmanı istiorum.Hikaye dinlemeyeli o kadar cok zman olduki..."yüzünde pek üzgün bir hal yoqtu sanırım bunda biraz da ictigi biraların etkisi vardı.Birayı Bogus'a dogru uzattı ve bize katıl anlamında bir isaret yaptı.Hala sırıtıyordu.Masaya tekrar oturdugunda "Yeni konuklarımıza merhaba demeyi unutmayalım dostlarım.Burada ki herkez bir kader dostu cünkü.Bundan benim bir süphem yoq.Ya sizlerin" dedi ve birasını kaldırdı "Bugün ki ve bundan sonra kalan ömrümüze icelim dostlarım!"
Mustiman Donaef'in tüm konuşması boyunca ayakta bekledi. Gerçekten iyi birine benziyordu. Ayrıca aralıksız olarak sırıtmaktaydı şu anda. Mustiman de yavaşça sırıttı. Ağır adımlarla onun çektiği sandalyeye doğru yol aldı. Bu kadar oturduktan sonra ayağı her türlü hareketi reddetmekteydi. Bu yüzden her adımında ayağını ileri gitmesi için ikna etmek zorundaydı ve bu çok zor bir işti.
Ã?yle ki sandalyenin yanına ulaştığında oraya oturmaktan çok, atladı. Ayağını boş bir alana doğru uzaratak yavaşça gerdi ve onun yeriyle biraz daha oynayarak biraz daha güzenli bir yere yerleştirdi.
Burası çok mükemmel bir yerdi. İnsanı sürekli gülümsetebiliyordu. Ancak bu masadaki bazı kişiler Mustiman'e biraz mutsuz görünmüştü.
Derim bir nefes aldı Mustiman. Arkasına yaslanabildiği kadar yaslandı. Ardından etrafındakileri dinlemeye koyuldu. Birçoğu bir şeyler söylemek için fırsat kolluyor gibiydi.
Ã?yle ki sandalyenin yanına ulaştığında oraya oturmaktan çok, atladı. Ayağını boş bir alana doğru uzaratak yavaşça gerdi ve onun yeriyle biraz daha oynayarak biraz daha güzenli bir yere yerleştirdi.
Burası çok mükemmel bir yerdi. İnsanı sürekli gülümsetebiliyordu. Ancak bu masadaki bazı kişiler Mustiman'e biraz mutsuz görünmüştü.
Derim bir nefes aldı Mustiman. Arkasına yaslanabildiği kadar yaslandı. Ardından etrafındakileri dinlemeye koyuldu. Birçoğu bir şeyler söylemek için fırsat kolluyor gibiydi.
Huor genelde hafifçe gülümseyen birisi olmasına rağmen, Donaef'in hareketlerine kahkaha atmamak için kendisini zor tutuyordu.Bu kadar güven ve saflık çok fazlaydı.Bu gidişle yaşaması pek muhtemel olmayabilirdi.
Sadece susuyordu, sonra karnının hafiften acıktığını hissetti.Huor gülümseyerek, *Sofrayı donatın* diye bağırdı.Tüm masrafları ödemeye hazırdı.Zaten parasının kaynağı kolay kolay tükenmezdi.
Sadece susuyordu, sonra karnının hafiften acıktığını hissetti.Huor gülümseyerek, *Sofrayı donatın* diye bağırdı.Tüm masrafları ödemeye hazırdı.Zaten parasının kaynağı kolay kolay tükenmezdi.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Donaef, Huor'un bu cömert davranısını memnuniyetle karsıladı.Kendisi de oldukca acıkmıstı.Bardagında kalan son yudum birayıda midesine indirdikten sonra konusmaya basladı"Yemek ha..Yemek.Gercekten cok güsel bir fikir.Bende oldukca acıkmıstım"dedi gülerek."Yemeklerden sonra sanırım,ozanlardan bir tanesi bizim icin bir kac hos hikaye anlatır.Biraz önce söyledigim gibi,hikaye dinlemeyeli okadar cok zman oldu ki..."dedi ve yemekleri beklemeye koyuldu.
"Teşekkür ederim Donaef! şu birayı içmeseydim tek kelime daha edemeyecektim..."
Donaef Bogus'a biraları uzattığında hırpani gezgin kupaya iki eliyle tutunmuş ve nefesi tükenene kadar birayı kafasına dikmişti. Neyse ki bir şey içerken nefesi biradan daha önce bitiyordu ve bardağın dibinde hala bir kaç yudum bira vardı.
"
O halde ben de yemekler gelene kadar
size bu hanın hikayesini anlatayım.
Ancak bir konuda uyarmam gerekir sizi.
Ben palavracının birisiyim ve
neyin doğru neyin yalan olduğunu hatırlamayacak kadar
çok versiyonunu anlattım bu hikayenin...
Derler ki bir kez de olsa bütün insanlar
gelirlermiş bu hana ve kalırlarmış istedikleri kadar.
Birkaç garibin dışında gelmezmiş kimse buraya canı istediği için,
ve şu kapıdan içeriye sadece buraya yolu düşenler girermiş.
Kimse tanımazmış birbirini içerde ama
hiç kimse kendisini yabancı da hissetmezmiş.
İçkinin, yemeğin ve paranın geldiği yer bilinmez,
zaten nereden geldiğini de kimse merak etmezmiş.
Her gelen misafir, ister yolcu olsun ister gezgin,
beraberinde getirdiği kederi, acıyı ve öfkeyi,
bırakırmış kapısında bu hanın
ve unuturmuş zamanla anlamını bile acının..."
Bogus'un sözleri dudaklarında beliren pipo yüzünden kesildi ve gezgin tütünün sönmesine izin vermemek için sözünü kesip piposunu içine çekmek zorunda kaldı. Bir yandan da boşta kalan eliyle bastonunun topuzunu okşuyordu.
Piponun haznesindeki kor kendine gelince gezgin pipoyu ağzından çekti ve keyifle arkasına yaslandı. Sıcak duman ve hikaye biranın ıslattığı boğazı kurutmuştu yine. Bardağında kalan son bir kaç yudumluk birayı da kafasına dikti ama özellikle son yudumu yutmadan önce bal birasını dilinde gezdirdi ve tüm tadına vardığını hissettiğinde hiç acele etmeden yuttu.
"Duydunuz söylediklerimi, inandınız mı bana?
Sizce gerçekten de bahsettiğim yerde miyiz?
şimdiye kadar buranın nasıl bir yer olduğunu dinlediniz,
ama bilmiyoruz hala, biz neredeyiz?
Eğer burası düşündüğüm yerse,
gerçekleşirse anlattıklarım size
O zaman gerçekten de
gerek yok endişelenmeye
ve dilim varmaz bir bira daha içmeden
buranın ne olduğunu söylemeye."
Donaef Bogus'a biraları uzattığında hırpani gezgin kupaya iki eliyle tutunmuş ve nefesi tükenene kadar birayı kafasına dikmişti. Neyse ki bir şey içerken nefesi biradan daha önce bitiyordu ve bardağın dibinde hala bir kaç yudum bira vardı.
"
O halde ben de yemekler gelene kadar
size bu hanın hikayesini anlatayım.
Ancak bir konuda uyarmam gerekir sizi.
Ben palavracının birisiyim ve
neyin doğru neyin yalan olduğunu hatırlamayacak kadar
çok versiyonunu anlattım bu hikayenin...
Derler ki bir kez de olsa bütün insanlar
gelirlermiş bu hana ve kalırlarmış istedikleri kadar.
Birkaç garibin dışında gelmezmiş kimse buraya canı istediği için,
ve şu kapıdan içeriye sadece buraya yolu düşenler girermiş.
Kimse tanımazmış birbirini içerde ama
hiç kimse kendisini yabancı da hissetmezmiş.
İçkinin, yemeğin ve paranın geldiği yer bilinmez,
zaten nereden geldiğini de kimse merak etmezmiş.
Her gelen misafir, ister yolcu olsun ister gezgin,
beraberinde getirdiği kederi, acıyı ve öfkeyi,
bırakırmış kapısında bu hanın
ve unuturmuş zamanla anlamını bile acının..."
Bogus'un sözleri dudaklarında beliren pipo yüzünden kesildi ve gezgin tütünün sönmesine izin vermemek için sözünü kesip piposunu içine çekmek zorunda kaldı. Bir yandan da boşta kalan eliyle bastonunun topuzunu okşuyordu.
Piponun haznesindeki kor kendine gelince gezgin pipoyu ağzından çekti ve keyifle arkasına yaslandı. Sıcak duman ve hikaye biranın ıslattığı boğazı kurutmuştu yine. Bardağında kalan son bir kaç yudumluk birayı da kafasına dikti ama özellikle son yudumu yutmadan önce bal birasını dilinde gezdirdi ve tüm tadına vardığını hissettiğinde hiç acele etmeden yuttu.
"Duydunuz söylediklerimi, inandınız mı bana?
Sizce gerçekten de bahsettiğim yerde miyiz?
şimdiye kadar buranın nasıl bir yer olduğunu dinlediniz,
ama bilmiyoruz hala, biz neredeyiz?
Eğer burası düşündüğüm yerse,
gerçekleşirse anlattıklarım size
O zaman gerçekten de
gerek yok endişelenmeye
ve dilim varmaz bir bira daha içmeden
buranın ne olduğunu söylemeye."
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Peter gülümsedi. Eğer anlattıklarında haklıysan o zaman endişelenmemize gerek yok dedi. Yemek mutfakta hazır olmalı... Ancak burası nasıl desem biraz sahipsiz gibi... Hem bu kadar terkedilmiş gibi gözüken hem de insanları böylesine çeken başka bir han görmedim ben... Aslında birkaç tanesinin hikayesini duymuştum ama ilk defa görüyorum...
Birileri bize yemek hazırlar mı emin değilim ama hazırlasa bile muhtemelen bize görünmek istemeyeceklerdir. Yemek için para ödememiz gerekeceğini de sanmıyorum. Ancak bazen ödenmesi gereken başka bedeller de olabilir.
Biraz gülümsedi. Ancak bu yemeğin bedeli varsa bunu ben ödeyebilirim sanırım dedi...
Birileri bize yemek hazırlar mı emin değilim ama hazırlasa bile muhtemelen bize görünmek istemeyeceklerdir. Yemek için para ödememiz gerekeceğini de sanmıyorum. Ancak bazen ödenmesi gereken başka bedeller de olabilir.
Biraz gülümsedi. Ancak bu yemeğin bedeli varsa bunu ben ödeyebilirim sanırım dedi...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Huor gülümseyerek izliyordu olanları, tabii Donaef'inkiler hariç.Ancak Peter'in söylediklerinden hiçbir anlam çıkaramamıştı.
*Eğer para ödememiz gerekiyorsa da, başka bir bedeli de varsa, bu yemeği isteyen benim değil mi?Sanırım benim ödemem daha mantıklı.Ancak para dışında bir şeyse, sizinkileri ödeyebileceğimi zannetmiyorum.Bu arada, bu han nasıl sahipsiz?*
Kafası allak bullak olmuştu.Merakla ve gülümseyerek beklemeye başladı.
*Eğer para ödememiz gerekiyorsa da, başka bir bedeli de varsa, bu yemeği isteyen benim değil mi?Sanırım benim ödemem daha mantıklı.Ancak para dışında bir şeyse, sizinkileri ödeyebileceğimi zannetmiyorum.Bu arada, bu han nasıl sahipsiz?*
Kafası allak bullak olmuştu.Merakla ve gülümseyerek beklemeye başladı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Bu kadar insan toplandı burada ama şu ana kadar buraya kadar gelen ne bir hancı var ne de handa çalışan her hangi biri... İçeriden gelen bir ses de olmadı. Bilmiyorum bana sanki kimse yok gibi geliyor handa bizden başka... Ya da hancı önce müşterilerini izlemeye karar vermiş de olabilir. Yine de garip...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Mutfaktan hala nasihatler yağdırarak hancı dışarı çıkıyordu. Ã?ıkar çıkmaz yüzüne bir gülümseme takmayı ihmal etmemişti. Han son zamanlardaki en iyi günlerinden birini yaşıyordu ama buna neredeyse sevinemeyecekti. Ã?ünkü Hancının çok sevilen yemeği yanmıştı. Ellerini önlüğüne kurulayarak ilerledi.
"Kusura bakmayın efendim mutfakta ufak bir sorunla ilglenmem gerekmişti. Bazı şeyleri zamanla öğreniyor çocuklar ama bazen bedeli oluyor böyle..."
Lafı fazla uzattığını farkederek birden toparlandı.
"Size nasıl yardımcı olabilirim efendiler, ne buyuyursunuz?"
------------------------------
Arkadaşlar hancıyı beni yönetmemi beklemeyin lütfen başta da dediğim gibi bu biraz daha serbest bi oyun hikaye gibi istediğinizi yaparak hancının da yaptıklarını yazabilirsiniz. Hancı benim karakterim değil bu kez
Belki ben de birazdan başka bi akrakterle gelirim.
"Kusura bakmayın efendim mutfakta ufak bir sorunla ilglenmem gerekmişti. Bazı şeyleri zamanla öğreniyor çocuklar ama bazen bedeli oluyor böyle..."
Lafı fazla uzattığını farkederek birden toparlandı.
"Size nasıl yardımcı olabilirim efendiler, ne buyuyursunuz?"
------------------------------
Arkadaşlar hancıyı beni yönetmemi beklemeyin lütfen başta da dediğim gibi bu biraz daha serbest bi oyun hikaye gibi istediğinizi yaparak hancının da yaptıklarını yazabilirsiniz. Hancı benim karakterim değil bu kez
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Peter hancının yüzüne baktı.. Bir anda ortaya çıkışı garipti. Onun sesini veya mutfaktaki sesleri duymamıştı. Belki de kendisi duymamıştı. Belki de bu bir tür oyun da olabilirdi. Diğer kişilerin tepkilerini beklemek gerekiyordu.
RP Dışı: Hancıyı hepimiz oynayabiliriz. Ya da bu garip ortama katkı da sağlayabiliriz. Sanırım RP nasıl gelişirse gelişsin ben Peterin hancı dan şüphelenmesini sağlayacağım. Ancak istenirse diğer arkadaşlar sesleri duymuş olabilir. Bu da benim kişisel garipliğim olarak kalır. : ) ) )
RP Dışı: Hancıyı hepimiz oynayabiliriz. Ya da bu garip ortama katkı da sağlayabiliriz. Sanırım RP nasıl gelişirse gelişsin ben Peterin hancı dan şüphelenmesini sağlayacağım. Ancak istenirse diğer arkadaşlar sesleri duymuş olabilir. Bu da benim kişisel garipliğim olarak kalır. : ) ) )
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Donaef Bogus'un anlattıklarını dinledi.Hosuna gitmisti bu sivri dil ve güsel hikaye anlatısı.Kafası karısmak icin fazla güseldi.Cok icmisti ama hala söylenenleri anlayabiliyordu.Sonra Peter ve Huor'un dediklerini dinledi.Durakladı.Cantasından sarılı bir tütün cıkardı.Kibritini sürterek yaktı ve tütününü icmeye basladı.Kendisi dısında bir kisinin daha tütün ictigini görmek güseldi.En azından kendisini tek hissetmeyecekti.Birden güldü "Demek her hikayede bir bir bira iceceksin.O zaman en iyisi bu biraları stoklaman gerek..."dedi ve kahkaha attı."Bugün aklından gecen bütün hikayeleri duymak istiyorum Bogus, hikaye dinlemek cocuklugumdan beri hosuma gitmistir,sanırım bira alman icin kimseye danısman gerekmiyor.Bu biraları kendininmis gibi kullan...Sadece ic,ic ve tekrar ic"dedi güldü.Bu sırada Bir hancının geldigini gördü.Sanırım Peter düsüncesinde yanılmıstı.Bir hancı gelmisti iste ve ne istedigimizi soruyordu.Biraz durakladı ve hancıya döndü "Ben sadece karnımı doyuracak kadar et istiyorum belki birazda ekmek ve peynir olabilir"dedi.
Huor sırıta sırıta izliyordu.Donaef ne komikti öyle, şaşkın!
*Hancı, donat masayı, mümkünse tez olsun, ne koyarsan koy, yalnızca ekmek koysan da olur, yeter ki koy, tabi ne koyarsan ona göre ödeyeceğim*
Ardından diğerlerinin, istekleri var mıdır diye bakmaya başladı.Peter zaten biraz acayip birisiydi.Donaef daha acayip.Aslında en acayipleri Bogus'tu.Yoksa Mustiman'mıydı.
Gerçi kendisi de pek bir şeye benzemiyordu ama olsun.Milleti eleştirmeyi seviyordu.
*Hancı, donat masayı, mümkünse tez olsun, ne koyarsan koy, yalnızca ekmek koysan da olur, yeter ki koy, tabi ne koyarsan ona göre ödeyeceğim*
Ardından diğerlerinin, istekleri var mıdır diye bakmaya başladı.Peter zaten biraz acayip birisiydi.Donaef daha acayip.Aslında en acayipleri Bogus'tu.Yoksa Mustiman'mıydı.
Gerçi kendisi de pek bir şeye benzemiyordu ama olsun.Milleti eleştirmeyi seviyordu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Mustiman yavaşça etrafı izlemeye devam etti. Masaya inen biraları izledi bir süre. Ardından masadaki herkese küçük küçük bakışlar attı. Buradaki herkes çok rahat görünüyordu. Fazlasıyla rahat.
Bir anda adının Bogus olduğunu hatırladığı adam lafa başladı. Mustiman yavaşça dinlemeye koyuldu. Zaten onun dışında han çok sessizdi.
Her kelimenin anlamını düşündü Mustiman. Küçüklüğünde böyle hikayeler duymuştu hep. Ancak şu anda içindeydi bir hikayenin. Bogus, insanların beraberinde getirdikleri kaderi, acıyı ve öfkeyi kapıda bıraktığını söylemişti. Kader konusunda yanılmış olduğundan emindi Mustiman. Ancak tüm öfkesi kapının dışarısında kalmıştı. Acıdan kasıt ne olursa olsun, şu anda Musiman'in ayağı dahi acımayı kesmişti. Derin bir nefes aldı Mustiman. Burası gerçekten çok sessizdi.
Ardından bir diğer kişinin konuşması Mustiman'i daha derin düşüncelere attı. O da onun gibi hissediyordu belli ki. Gülümsedi Mustiman. Hayatındaki bu sayılı anlardan birini yaşıyordu yine. Ancak bu artık bundan öte bir şeydi. Burada olanların olduğundan bile şüphe duyuyordu şu anda. Belki bir rüyadayımdır diye düşünmekten alıkoyamıyordu kendini.
İçinden beşe kadar sayarak düşünceleri kafasından uzaklaştırdı. Bir başkası konuşuyordu. Belki de Mustiman'in hayatında duyduğu en karışık sözleri söyledi. Belli ki o da karıştırmıştı ne soracağını. Mustiman üstünde durmadı bunun. Gözlerini gelecek cevaba çevirdi.
"Bu kadar insan toplandı burada ama şu ana kadar buraya kadar gelen ne bir hancı var ne de handa çalışan her hangi biri... İçeriden gelen bir ses de olmadı. Bilmiyorum bana sanki kimse yok gibi geliyor handa bizden başka... Ya da hancı önce müşterilerini izlemeye karar vermiş de olabilir. Yine de garip..."
Mustiman o anda farketti. Açılmış olan kulakları yalnızca buradaki sesleri duyuyordu. Başka bir ses yoktu. yavaşça burnunu baş parmağıyla işaret parmağının arasına alarak ovaladı. Çok garip bir yerdi. İçinde burdan çıkmasını söyleyen bir fısıltı vardı. Ancak bunu istemiyordu Mustiman. Bunu şimdilik yapmayacaktı.
Elini çekerek masaya koydu ve diğer eliyle de bacağını okşadı. şu anda oldukça iyi gibiydi.
Bir anda ayak sesleriyle birlikte kafasını sağa çevirdi. Ancak sonra yanıldığını anladı. Günlerdir kapalı kulaklarını kullanmayı unuttuğunu hissetti bir an. Ardından yavaşça sola döndü. Bir adam geliyordu. Muhtemelen hancıydı bu.
"Mükemmel zamanlama" diye mırıldandı, kimsenin duymayacağını düşündüğü bir ses yonuyla.
Hancı onlardan özür diler ve onlara ne istediklerini sorarken Mustiman masadakilere baktı. Birçoğu hancının gelişine sevinmiş gibi görünüyordu. Sanki hiç biri bundaki enteresanlığı fark etmemişti.
Diğerleri mırıldanırken Mustiman gülümsedi. Burada geçirdiği hiç bir an, boş geçmemekteydi.
Bir anda adının Bogus olduğunu hatırladığı adam lafa başladı. Mustiman yavaşça dinlemeye koyuldu. Zaten onun dışında han çok sessizdi.
Her kelimenin anlamını düşündü Mustiman. Küçüklüğünde böyle hikayeler duymuştu hep. Ancak şu anda içindeydi bir hikayenin. Bogus, insanların beraberinde getirdikleri kaderi, acıyı ve öfkeyi kapıda bıraktığını söylemişti. Kader konusunda yanılmış olduğundan emindi Mustiman. Ancak tüm öfkesi kapının dışarısında kalmıştı. Acıdan kasıt ne olursa olsun, şu anda Musiman'in ayağı dahi acımayı kesmişti. Derin bir nefes aldı Mustiman. Burası gerçekten çok sessizdi.
Ardından bir diğer kişinin konuşması Mustiman'i daha derin düşüncelere attı. O da onun gibi hissediyordu belli ki. Gülümsedi Mustiman. Hayatındaki bu sayılı anlardan birini yaşıyordu yine. Ancak bu artık bundan öte bir şeydi. Burada olanların olduğundan bile şüphe duyuyordu şu anda. Belki bir rüyadayımdır diye düşünmekten alıkoyamıyordu kendini.
İçinden beşe kadar sayarak düşünceleri kafasından uzaklaştırdı. Bir başkası konuşuyordu. Belki de Mustiman'in hayatında duyduğu en karışık sözleri söyledi. Belli ki o da karıştırmıştı ne soracağını. Mustiman üstünde durmadı bunun. Gözlerini gelecek cevaba çevirdi.
"Bu kadar insan toplandı burada ama şu ana kadar buraya kadar gelen ne bir hancı var ne de handa çalışan her hangi biri... İçeriden gelen bir ses de olmadı. Bilmiyorum bana sanki kimse yok gibi geliyor handa bizden başka... Ya da hancı önce müşterilerini izlemeye karar vermiş de olabilir. Yine de garip..."
Mustiman o anda farketti. Açılmış olan kulakları yalnızca buradaki sesleri duyuyordu. Başka bir ses yoktu. yavaşça burnunu baş parmağıyla işaret parmağının arasına alarak ovaladı. Çok garip bir yerdi. İçinde burdan çıkmasını söyleyen bir fısıltı vardı. Ancak bunu istemiyordu Mustiman. Bunu şimdilik yapmayacaktı.
Elini çekerek masaya koydu ve diğer eliyle de bacağını okşadı. şu anda oldukça iyi gibiydi.
Bir anda ayak sesleriyle birlikte kafasını sağa çevirdi. Ancak sonra yanıldığını anladı. Günlerdir kapalı kulaklarını kullanmayı unuttuğunu hissetti bir an. Ardından yavaşça sola döndü. Bir adam geliyordu. Muhtemelen hancıydı bu.
"Mükemmel zamanlama" diye mırıldandı, kimsenin duymayacağını düşündüğü bir ses yonuyla.
Hancı onlardan özür diler ve onlara ne istediklerini sorarken Mustiman masadakilere baktı. Birçoğu hancının gelişine sevinmiş gibi görünüyordu. Sanki hiç biri bundaki enteresanlığı fark etmemişti.
Diğerleri mırıldanırken Mustiman gülümsedi. Burada geçirdiği hiç bir an, boş geçmemekteydi.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest


