Bir kasabanın Lordundan yardım isteyen bir çağrı alırsınız ve hemen serüven çıkabilir umuduyla toparlanıp yola çıkarsınız. Kasabaya vardığınızda Lord sizinle görüşür ve başlarındaki musibeti anlatır:
Birkaç hafta önce etraftaki çiftlik evlerine saldırılmaya başlanmış ve insanlar, hayvanlar kaçırılmaya başlanmış. Görgü şahitlerine göre bunu yapanlar dev gibi (large) yeşil, korkunç görünümlü yaratıklarmış.
Bu yaratıkların bıraktıkları ayak izlerini takip edip yuvalarını bulmak zor olmamış. Yakındaki dağda, dev gibi bir mağarada kalıyorlarmış. Ancak Lord’un askeri güçlerinin çoğu güneydeki savaşa, kralın hizmetine gönderildiğinden, bu devasa yamyam canavarlarla başetmeye cesaret edemiyorlar. Kasabanın Lordu 6 serüvenciye, “Troll” olduğu iddia edilen bu yeşil devleri yok ederlerse, 12000 altın parçası vermeyi vaadeder. Ayrıca kazanacakları itibar da cabasıdır.
Olayı ciddi ciddi düşünür. İnsanların kaçırılması gözünü kör etmiştir."Bende varım! Pelor adına hepsinin kökünü kazıyıcam!" der Justine Dragonhearth. Macerasını tanrısına adamıştır.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
"Sayın Lordum" diye söze başlar sakin görünümlü elf. "Trollerin kaç tane olduğunu biliyor musunuz? Bildiğim kadarıyla baş etmesi güç yaratıklardır bunlar. Eğer trollerse tabii."
Lord cevap verir: 4-5 tane olduğunu söylüyorlar. Yani ufak bir grup ama onları avlamaya giden 10 tane askerimden bir daha haber alınamadı. İnsanları yedikleri söyleniyor bu canavarların! Oh, korkunç, korkunç!.."
" Moradin aşkına! Göründüğünüz kadar sertseniz ki, öyle görünüyorsunuz. "
Lorda döndü, " Endişe etmeye hiç gerek yok derim. Tanrım bizi koruyacaktır. "
Kendi doğanı öğren, bütün yanlarını kabul et, egemenlik ancak o zaman başlayabilir. Kendini reddetmek herşeyi reddetmektir.
Konuşulanları dinledi. Pelor'a içinde dua edip koca kılıcını okşadı. "Herkes troller hakkında bildiklerini söylemeli. Ortak noktalara göre hareket edip zayıf noktalarını bulmalıyız." dedi. Grubu tekrar gözden geçirirken gözleri ırkdaşına takıldı.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
"Troller hakkında fazla bilgim yok maalesef. İri olduklarını biliyorum, iri derken gerçekten iri dev boyutlarda. En akıllıcası teker teker avlamaya çalışmak. Gerçi sessiz gidebileceğimizi zannetmiyorum." Arkadaşlarının ağır zırhlarına gözü takıldı.
"Haklı olabilirsin, teker teker avlamak lazım fakat bunu nasıl yapabiliriz? Aslında eğer bir yolunu bularak onları kendimize doğru çekebilirsek olabilir.Ama bunu nasıl yapacağız?"
Düşünceli bir şekilde diğerlerine baktı.
"Aslında biz burada 6 kişiyiz.Toplamda 5 Troll olduğunu varsayalım.Güçlü olan 4 kişi kendisine bir Troll alsa, diğer iki kişi kendisine bir Troll alsa, herkes Troll'leri geri geri çekse, böylece bir Troll'un bütün uzuvlarını kullanarak mekandaki herkese vurmasını engellemiş oluruz?"
Aslında saçmaydı ama düşünmeye değerdi.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
"Çok düşünmeyin gidelim ve ezelim !!" Bu sözler ağızından, kusarcasına çıkmıştı. Bir anda ve düşünmeden... Kim bilir belkide aklında savaş sonrasının getirdiği zafer anı vardı. Elini yumruk yapıp uzun uzun sıktı.
Rhogar'ın sinirleri neredeyse cücelerinki gibiydi. Ã?abuk sinirlenirdi. Aynı saman alevi gibiydi. Bir anda parlayı verirdi. Her zaman kavga etmeye istekliydi. Küçükken bile yaşıtlarına göre iri ve kavgacıydı. Görünüşe göre bu özelliklerini hayatı boyunca hiç kaybetmemişti.