Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)
Thlyrotel, Talon ve Lysana gruba yetişmeye çalışıyordu.. ve bugün herşey farklıydı.. olayların oluşumu öyle şaşırtıcıydı ki, elf yavaş yavaş bunların tesadüf olmadığına inanmaya başlamıştı..
şimdiyse ilerden onlara doğru koşarak gelen.. siluet'i fark etti elf.. doğruca grubun üzerine doğru koşuyordu.. Thlyrotel şaşkınlıkla.. olduğu yerde donakaldı, ne yapacağını şaşırmıştı çünkü karşısındaki durmuyordu.. yanındakilere baktı, belliki onlarda ne olduğunu anlayabilmiş değillerdi...
"Lanet!!" diye haykırdı elf içinden, karşısındaki ile arasında bir kaç adım kalmıştı artık.. elf tam kılıçlarına davranacaktı ki, adam kendini durdurdu.. nefes nefeseydi.. bedenini ne kadar zorlamıştı kimbilir... üçlüye şaşkın bir bakış fırlattı.. hiçbir şey anlamadığı yüzündeki komik ifadeden belli oluyordu zaten.. yere yıkılmasıda uzun sürmedi..
Thlyrotel hemen adamın yanında diz çöktü.. hala nefes nefeseydi ama bayılmıştı... elf önce biraz bekledi, sonra nefes alışverişi normale döndüğünde... ranger çantasından.. su çıkardı ve ve adama içirdi, sonra suyun kalan kısmınıda adamın yüzüne boşalttı..
bunu yaparken Thlyrotel hafifçe gülümsüyordu.. rüzgar ve su etkili bir karışımdı...
şimdiyse ilerden onlara doğru koşarak gelen.. siluet'i fark etti elf.. doğruca grubun üzerine doğru koşuyordu.. Thlyrotel şaşkınlıkla.. olduğu yerde donakaldı, ne yapacağını şaşırmıştı çünkü karşısındaki durmuyordu.. yanındakilere baktı, belliki onlarda ne olduğunu anlayabilmiş değillerdi...
"Lanet!!" diye haykırdı elf içinden, karşısındaki ile arasında bir kaç adım kalmıştı artık.. elf tam kılıçlarına davranacaktı ki, adam kendini durdurdu.. nefes nefeseydi.. bedenini ne kadar zorlamıştı kimbilir... üçlüye şaşkın bir bakış fırlattı.. hiçbir şey anlamadığı yüzündeki komik ifadeden belli oluyordu zaten.. yere yıkılmasıda uzun sürmedi..
Thlyrotel hemen adamın yanında diz çöktü.. hala nefes nefeseydi ama bayılmıştı... elf önce biraz bekledi, sonra nefes alışverişi normale döndüğünde... ranger çantasından.. su çıkardı ve ve adama içirdi, sonra suyun kalan kısmınıda adamın yüzüne boşalttı..
bunu yaparken Thlyrotel hafifçe gülümsüyordu.. rüzgar ve su etkili bir karışımdı...
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Andero Lysana'nın sokağın başında belirmesini izledi sessizce. "İşte gelmeye başlıyorlar." diye düşündü. Lysana'nın sorusunu duydu. İlk planda cevap vermedi. Ne diyeceğini bilemedi. Tam cevap verecekken arkadan Efla'nın yaklaştığını gördü. Kısa bir an sonra ise Brenne geldi. Andero ayağa kalktı. Yeni kılıcının beyaz pelerininin altında nasıl göründüğünü merak etti bir an. Artık kendini hazır hissediyordu. Deminki kadını düşündü bir an. Sadece bir kaç dakika önce olduğu halde ona yıllar gibi geliyordu. Kadının sıcaklığı onu kendine getirmiş, ona yeni bir güç vermişti. Lysana ve Efla'ya döndü.
-Arkadaşlar. Majenta'yı odasında bulamadım. Aslında hiçbir yerde bulamadım. Sanırım gelmek istemedi ve bunu söylemekten çekindi. Bu yüzden biz kalkmadan gitmiş olmalı. Açıkcası ilk başta biraz sinirlendim. Bu yüzden handan öyle apar topar çıktım. Ama şimdi tekrar düşününce anlıyorum ki bu davranışım yersizdi. Dün de söylediğim gibi bu sizin özgür iradeniz. Bunun için sizi sorgulayamam. Artık onu sorgulamadığım gibi.
Bu cümleleri nasıl bu kadar rahat söyleyebildiğine hayret etti bir an. Daha önce yalan söylediğini hatırlamıyordu. Ama yine de son derece rahattı bunları söylerken. Bir an içinden bir parçanın daha koptuğunu hissetti. Aldırmadı. Sonra Thlyrotel'in geldiğini gördü. şöyle bir bakındı. Talon'u göremedi. "İlginç" diye düşündü. "Gelmek için hevesli görünüyordu.". Sonra başka bir elf geldi. Hayatında hiç bu kadar uzun bir elf görmemişti. Onlara yardım etmek istediğini söylüyordu. Andero bir an gülümsedi. Savaşta güç kadar gizlilik de önemliydi. Zaten yeterince büyük bir gruptular. Yeni birini istemiyordu. Özellikle de sırtını kollamasını gerektirecek bir kişiyi daha.
-Hayır bayan. Teklifiniz için teşekkürler. Sanırım herkes kendi işine baksa daha iyi. dedi yavaşça.
Lysana ve Thlyrotel'in geri gidişini izledi. Bir süre bekledi. Yanlarında Talon'la beraber ortaya çıktıklarını gördü sonra. "Evet. Artık tamamız." diye düşündü ve dönerek Brenne'e baktı. Arayı biraz açmıştı. Andero yürümeye başladı. Sol elini kılıcının kabzasına koydu. Onu kullanmak için sabırsızlanıyordu.
-Arkadaşlar. Majenta'yı odasında bulamadım. Aslında hiçbir yerde bulamadım. Sanırım gelmek istemedi ve bunu söylemekten çekindi. Bu yüzden biz kalkmadan gitmiş olmalı. Açıkcası ilk başta biraz sinirlendim. Bu yüzden handan öyle apar topar çıktım. Ama şimdi tekrar düşününce anlıyorum ki bu davranışım yersizdi. Dün de söylediğim gibi bu sizin özgür iradeniz. Bunun için sizi sorgulayamam. Artık onu sorgulamadığım gibi.
Bu cümleleri nasıl bu kadar rahat söyleyebildiğine hayret etti bir an. Daha önce yalan söylediğini hatırlamıyordu. Ama yine de son derece rahattı bunları söylerken. Bir an içinden bir parçanın daha koptuğunu hissetti. Aldırmadı. Sonra Thlyrotel'in geldiğini gördü. şöyle bir bakındı. Talon'u göremedi. "İlginç" diye düşündü. "Gelmek için hevesli görünüyordu.". Sonra başka bir elf geldi. Hayatında hiç bu kadar uzun bir elf görmemişti. Onlara yardım etmek istediğini söylüyordu. Andero bir an gülümsedi. Savaşta güç kadar gizlilik de önemliydi. Zaten yeterince büyük bir gruptular. Yeni birini istemiyordu. Özellikle de sırtını kollamasını gerektirecek bir kişiyi daha.
-Hayır bayan. Teklifiniz için teşekkürler. Sanırım herkes kendi işine baksa daha iyi. dedi yavaşça.
Lysana ve Thlyrotel'in geri gidişini izledi. Bir süre bekledi. Yanlarında Talon'la beraber ortaya çıktıklarını gördü sonra. "Evet. Artık tamamız." diye düşündü ve dönerek Brenne'e baktı. Arayı biraz açmıştı. Andero yürümeye başladı. Sol elini kılıcının kabzasına koydu. Onu kullanmak için sabırsızlanıyordu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Dragonfly
- Kutsanmış Kişi
- Posts: 1262
- Joined: Thu Mar 25, 2004 10:00 am
- Location: Doğu Limerik
- Contact:
Halsiz bedeni yüzündeki serinliği hissedince yavaş yavaş dirilmeye başladı lakin hala çok yorgun olan ayaklarını hissedemiyordu.
Gözlerini araladı ağlamaktan kan dolmuş gözleri ile ona su veren elfe baktı konuşmak için çabaladı ama dudakları kilitlenmişti sanki.Gözleri ile ona teşekkür etti.
Anlatıcaklarını eli ile göstererk aktarmaya çalıştı.geldiği bir zamanlar tüm güzelliğini taşıyan ormanı gösterdi.Biraz hırıltılı bir ses ile siyah dalga herşeyi yuttu Ruhum acı çekiyor dedi.
Gözlerini araladı ağlamaktan kan dolmuş gözleri ile ona su veren elfe baktı konuşmak için çabaladı ama dudakları kilitlenmişti sanki.Gözleri ile ona teşekkür etti.
Anlatıcaklarını eli ile göstererk aktarmaya çalıştı.geldiği bir zamanlar tüm güzelliğini taşıyan ormanı gösterdi.Biraz hırıltılı bir ses ile siyah dalga herşeyi yuttu Ruhum acı çekiyor dedi.
Dragonfly ;
Keeper of the Grove, Forest King
<u>Domains</u>:Animal,Earth,Plant,Protection
Doğanın Tapınağı
Keeper of the Grove, Forest King
<u>Domains</u>:Animal,Earth,Plant,Protection
Doğanın Tapınağı
Ranger adamın yanına diz çökmüş, ileride işaret ettiği ormana bakıyordu... ormana kötü birşey olmuştu belki, yada ormandaki birşey adama kötü bir şey yapmıştı, elf ne olduğunu tam anlayamıyordu, sonra bakışlarını adamın yüzüne çevirdi ve belkide cevabını aldı..
"siyah dalga herşeyi yuttu, ruhum acı çekiyor.."
belkide adamın söylemek istediğini yanlış anlamıştı ama ormana kötü birşey olduğunu seziyordu elf.. çünkü doğanın kudretini bu adamın üzerinde rahatlıkla algılayabiliyordu... sonra çantasından biraz daha su çıkardı ve adama uzattı, bir taraftanda Lysana'ya bakıyordu..
"Onun için yapabileceğin birşey varmı?" diye soruyordu Thlyrotel'in gözleri.. Lysana'ya...
"siyah dalga herşeyi yuttu, ruhum acı çekiyor.."
belkide adamın söylemek istediğini yanlış anlamıştı ama ormana kötü birşey olduğunu seziyordu elf.. çünkü doğanın kudretini bu adamın üzerinde rahatlıkla algılayabiliyordu... sonra çantasından biraz daha su çıkardı ve adama uzattı, bir taraftanda Lysana'ya bakıyordu..
"Onun için yapabileceğin birşey varmı?" diye soruyordu Thlyrotel'in gözleri.. Lysana'ya...
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
"Hey dur Ezakiel! Napıyorsun? Delirdin mi?" Böcayı birden nehir daldı son anda silahlarını çıkartarak kıyıya savurdu. Emrahab'ın ayaklarının dibine düştü. Birden kara nehrin içine düşttü Ezakiel. İşte o sırada oynadığı küçük parodiyi daha fazla sürdüremiyeceğini anladı.
"HAuhauhauh!!!!!! Ama ama bu haksızlık hayır hayır bir beyfendiye yakışmayan hareketler yapıyorsun! Ahuahah...hay kahretsin. Naptı ya!"
O sırada dışarı çıktı Ezakiel. Emrahab çok kızmıştı adama...tekrar yeni maskesini taktı yüzüne.
"Evet planının tutmadığı gerçekten belli oluyor dostum. şu haline bak. Benim emektara olanlar sanırım senin de başına geliyor."
"Bir patlama... Bunun devamı var... Bu tarafa gelecekler... Mecburlar..."
geriye baktı...evet hepsi gelecektir eminim diye düşündü. çenesinde kısa sakalı kaşıdı...
Bu herifin de en azından kendisi kadar dengesiz olduğu kanısına varmıştı Emrahab.
O sırada vücuduna bir kuvvetin geldiğini hissetti.
'Vay be!' diye düşündü 'tanrı dediğini yapıyor! ben bişey yapmadım ama hadi bakalım iimiş bu! O zaman neden burda durup beklemiyorum. Bir de yaptığımı düşün....evet evet! kesinlikle!'
Hafif hafif kıkırdadı ayıya belli etmeden...
yere bağdaş kurup oturdu adam...
"HAuhauhauh!!!!!! Ama ama bu haksızlık hayır hayır bir beyfendiye yakışmayan hareketler yapıyorsun! Ahuahah...hay kahretsin. Naptı ya!"
O sırada dışarı çıktı Ezakiel. Emrahab çok kızmıştı adama...tekrar yeni maskesini taktı yüzüne.
"Evet planının tutmadığı gerçekten belli oluyor dostum. şu haline bak. Benim emektara olanlar sanırım senin de başına geliyor."
"Bir patlama... Bunun devamı var... Bu tarafa gelecekler... Mecburlar..."
geriye baktı...evet hepsi gelecektir eminim diye düşündü. çenesinde kısa sakalı kaşıdı...
Bu herifin de en azından kendisi kadar dengesiz olduğu kanısına varmıştı Emrahab.
O sırada vücuduna bir kuvvetin geldiğini hissetti.
'Vay be!' diye düşündü 'tanrı dediğini yapıyor! ben bişey yapmadım ama hadi bakalım iimiş bu! O zaman neden burda durup beklemiyorum. Bir de yaptığımı düşün....evet evet! kesinlikle!'
Hafif hafif kıkırdadı ayıya belli etmeden...
yere bağdaş kurup oturdu adam...
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Tudor ve Romedahl bir anda neye uğradıklarını şaşırdılar. Her ikisi de yavaş yavaş ayağı kalktılar ve her ikiside bedenlerine dolan gücü belirgin bir şekilde hissedebiliyorlardı. Tudor"un yere bakarken fısıltı şeklinde ağzından çıkan cümle "Daha fazlasıyım!" olmuştu. Romedahl bedeninde ki gücü hissetse de olan bitene pek bir anlam verememişti zira buranın büyülü bir köy olduğunu henüz öğrenmişti. Romedahl"ın adeta şok durumundayken ağzından çıkabilen ve sadece iki kelimeden oluşan cümle; "Neydi bu!?!" idi.. Tudor önce kafasını kaldırıp şöyle bir baktı köye. Neydi bu köyün sırrı burayı yöneten güç, iyilik mi? yoksa kötülük mü? Karar veremiyordu.. Köye ilk geldiği günleri hatırladı birden Tudor, ilk darbe inanılmaz sesle birlikte abartısız bir şekilde adeta kulakları sağır edercesine yükselen ve hatta Tudor"un atından düşmesine sebep olan ses" ve şimdi de bu anlamsız karanlığın hızla yayılışı.. Kafasını sağa sola doğru sallamaya başladı Tudor. Kafasında ki sorulara yanıt bulacağını düşünüyordu ama tek sorun cevapların nerede saklı olduğuydu... Korkacağını bile bile yaşanan olayları ve köyün gizemini bir bir Romedahl"a anlatmaya karar verdi. Tek amacı dikkatli olmasını ve ne tür bir yerde olduğunun farkına varmasını sağlamaktı;
- "Lanet köy.. Buraya ilk gelişimde beni hoş karşılamamıştı. Gökyüzünü saran o kızıl ışık, neredeyse kör edercesine büyüyen o kızıl ışıkla birlikte beynimi kemirme derecesine varan o gürültü.. her ikisi birlikte gücümden güç almıştı.. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu.. Buranın esrarengizliği bununla da kalmıyor genç. Bu başımıza gelen senin yaşadığın il benimse ikinci tecrübem oluyor; iyi mi yoksa kötümü? Biz güçlendiğimizi düşünüyoruz fakat bu musibetin bizi esir alıp almadığını nereden bilebiliriz ki..? Bildiğim bir şey daha varsa bir daha bu köyün azizliğine iyi ya da kötü uğramak istemeyişimdir.." dedi Tudor..
Atını fark ettiğinde artık çok geçti.. Etrafına bakındı siyah kızın küle döndüğünden habersiz bir şekilde. Bir süre yakın civarlara göz kaydırdı ama atından eser yoktu.. Başlarına gelen bu büyülü olaydan etkilendiğini düşünüp siyah kızın kaçtığı fikrini soktu kafasına öyle ki ölmüş olacağı fikri onu derinden yaralayacağı için sadece kaçtığını düşünebildi ve ekledi "Hayatta sahip olduğum sadece iki şey vardı; bunlardan biri atım bir diğeri ise kılıcımdı. Birini artık kaybettim gibi görünüyor, artık tek dostum kılıcım." Siyah kızı anarak; "Umarım başka bir zaman yine ilk karşıma çıktığın gibi güzel ve ihtişamlı olarak karşıma çıkarsın vefalı arkadaşım. Seni hiçbir zaman unutmayacağım.." diye haykırdı hayata ağlamaklı ve titrek sesiyle..Romedahl"da siyah kızın yok oluşuna çok üzülmüştü fakat üzüntüsünü belli etmek yerine Tudor"a teselli olmayı tercih etti. Elini, yerde dizlerinin üzerinde oturmakta olan Tudor"un omzuna koyarak "Sen benim gördüğüm en güçlü insanlardan birisin. Siyah kız muhteşem bir hayvandı ama her canlı gibi özgür olmayı seçti. Bu onun hakkı.. şimdi lütfen üzülme.." dedi..
- "Lanet köy.. Buraya ilk gelişimde beni hoş karşılamamıştı. Gökyüzünü saran o kızıl ışık, neredeyse kör edercesine büyüyen o kızıl ışıkla birlikte beynimi kemirme derecesine varan o gürültü.. her ikisi birlikte gücümden güç almıştı.. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu.. Buranın esrarengizliği bununla da kalmıyor genç. Bu başımıza gelen senin yaşadığın il benimse ikinci tecrübem oluyor; iyi mi yoksa kötümü? Biz güçlendiğimizi düşünüyoruz fakat bu musibetin bizi esir alıp almadığını nereden bilebiliriz ki..? Bildiğim bir şey daha varsa bir daha bu köyün azizliğine iyi ya da kötü uğramak istemeyişimdir.." dedi Tudor..
Atını fark ettiğinde artık çok geçti.. Etrafına bakındı siyah kızın küle döndüğünden habersiz bir şekilde. Bir süre yakın civarlara göz kaydırdı ama atından eser yoktu.. Başlarına gelen bu büyülü olaydan etkilendiğini düşünüp siyah kızın kaçtığı fikrini soktu kafasına öyle ki ölmüş olacağı fikri onu derinden yaralayacağı için sadece kaçtığını düşünebildi ve ekledi "Hayatta sahip olduğum sadece iki şey vardı; bunlardan biri atım bir diğeri ise kılıcımdı. Birini artık kaybettim gibi görünüyor, artık tek dostum kılıcım." Siyah kızı anarak; "Umarım başka bir zaman yine ilk karşıma çıktığın gibi güzel ve ihtişamlı olarak karşıma çıkarsın vefalı arkadaşım. Seni hiçbir zaman unutmayacağım.." diye haykırdı hayata ağlamaklı ve titrek sesiyle..Romedahl"da siyah kızın yok oluşuna çok üzülmüştü fakat üzüntüsünü belli etmek yerine Tudor"a teselli olmayı tercih etti. Elini, yerde dizlerinin üzerinde oturmakta olan Tudor"un omzuna koyarak "Sen benim gördüğüm en güçlü insanlardan birisin. Siyah kız muhteşem bir hayvandı ama her canlı gibi özgür olmayı seçti. Bu onun hakkı.. şimdi lütfen üzülme.." dedi..
Only God can Judge me!
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
- Contact:
Talon durdu, artık gerçekten sabrı kalmamıştı, yerde yatan adama baktı..
ve kollarını gökyüzüne açıp avazı çıktığınca bağırdı..
"Yeter artık. dayanacak gücün kalmadı, benden ne istiyorsan al vebeni rahat bırak, bırak sızlayan ruhun hakettiğini bulsun, herkimsen görün bana. Eğer aradığın bir cansa benimkini al ve bu zavallıları rahat bırak..
SÃ?YLE BANA BİR ANLAşMAYA VARMISIIIIIIIIIIIIIIIIIIIINnn....."
ve kollarını gökyüzüne açıp avazı çıktığınca bağırdı..
"Yeter artık. dayanacak gücün kalmadı, benden ne istiyorsan al vebeni rahat bırak, bırak sızlayan ruhun hakettiğini bulsun, herkimsen görün bana. Eğer aradığın bir cansa benimkini al ve bu zavallıları rahat bırak..
SÃ?YLE BANA BİR ANLAşMAYA VARMISIIIIIIIIIIIIIIIIIIIINnn....."
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Kara toprakların başlangıcı sanki yaşamla ölüm arasına çizilmiş bir çizgiydi. Attığınız tek bir adım sizi bir uçurumdan geçiriyormuşçasına bambaşka bir dünyaya götürüyordu. Havanın yoğun ve yakıcı olduğu, topraktan geriye kalan kül ve çamurun size saldırdığı, karanlık kokan bir dünya. Tenthor bu ani değişim karşısında iliklerine kadar ürperdiğini hissetti. Vücudundaki eski-yeni bütün yaralar sızlıyor, zihni anlam veremediği imgelemlerle doluyordu. Burada karar vermek ya da verdiğin kararları uygulamak kolay değildi; adeta sizinkinden kudretli bir iradeyle karşı karşıyaydınız. Tenthor duraksamadan Kara Nehre doğru ilerledi. Nehrin kıyısındaki iki silüeti gördüyse de onlara fazla önem vermedi. 'Kurbanlarının kanını kara nehre akıt!' Kendisinden daha iyi bir kurban düşünemiyordu...
Andero Majenta'yı bulamadığını söylüyordu. Majenta'nın gittiğini... Majenta gitmiş olabilirdi, kimse zorlanmayacaktı bu yolculukta çünkü nereye varacağı belli bile değildi yolların. Ama Majentadan bunu bekleyemeyeceği de gerçekti. Bu garip olaylara rağmen Andero öylesine sakin anlatmıştı ki. İnsanlar değişiyordu bu yolculukta. Eskiden olsa Efla hayret ederdi ama şimdi değil.
Eflanın aklında bazı sorular belirdi aniden. Beyni her zamanki gibi çalışıyordu. Sorular soruyor ve cevaplar buluyordu."Andero ile majenta aynı odada yatmamış mıydı? Majenta ayrılırken neden Andero bunu farketmemişti? Yorucu zamanlar geçiriyorlardı, bedenler ve özellikle ruhlar için, belki Andero farkedemeyecek kadar yorgundu. Peki o zaman Andero kalkınca neden Majenta'nın yokluğunu farketmemişti? Belki sadece dikkatsiz ve uykuluydu." Son soruya daha mantıklı bir cevap bulamadı. Derken aklına kabusu geldi. Ve az önce hanın dışında hissettikleri. "Rüyaları sadece rüya değildi burada. Bir anlamı mı vardı bunların? Yoksa..." Bu soruyu daha fazla devam ettirmedi. "Doğru tesadüf değil ama doğruyu göstermesi de şart değil." diye düşündü."Onları yönlendirmeye çalışan güçlü bir iradenin ürünüydü bunlar. Akıllarıyla oynuyordu. Delirtmeye çalışıyordu." Bütün soruları ve cevapları tekrar gözden geçirdi. Sorular çarpıcıydı ama cevaplar mantıksızdı sanki. Aklına bir soru daha geldi. "Andero yalan mı söylüyordu?" bu düşünceyi hemen savuşturdu. Andero bundan öncesine kadar bir paladin olmuştu. Yalan söylemezdi o. Dostuna hele... Artık bir paladin değildi ama hala Andero'ydu. Ne kadar değişmiş olabilirdi ki. "Bazı şeyler hiç değişmez" diye telkin etti kendine. Andero'yu sorguladığını farketti. Onlar birbirlerini sorgulamazlardı hiç. Böylece beynini düşüncelerden azad etti. Umursamadı yine. Ama kafasını kurcalayan şeyler kaldı. Kendine iltiraf edemese de...
Kaderlerine doğru yola çıkacaklardı. Ne olacağı belli değildi ama bir şekilde bitecekti. İşkence çeken ruhlar huzura kavuşacaktı. Ama beraber hareket etmek çok da kolay değildi. Herkesin birçok sorunu var gibi gözüküyordu. "Onlara biraz zaman tanımalı." diye geçirdi içinden. "Zaman" diye tekrarladı. Onun için ne ifade ediyordu? "Hıh" diye savuşturdu yine düşünceyi. şimdi bunu düşünmenin zamanı değildi. Aklı yeterince karışıktı. "Neden bu kadar soru soruyordu kendine?" bu bile bir soruydu. Ve sorular beynini yoruyordu. Beyni yorulmamalıydı.
Eflanın aklında bazı sorular belirdi aniden. Beyni her zamanki gibi çalışıyordu. Sorular soruyor ve cevaplar buluyordu."Andero ile majenta aynı odada yatmamış mıydı? Majenta ayrılırken neden Andero bunu farketmemişti? Yorucu zamanlar geçiriyorlardı, bedenler ve özellikle ruhlar için, belki Andero farkedemeyecek kadar yorgundu. Peki o zaman Andero kalkınca neden Majenta'nın yokluğunu farketmemişti? Belki sadece dikkatsiz ve uykuluydu." Son soruya daha mantıklı bir cevap bulamadı. Derken aklına kabusu geldi. Ve az önce hanın dışında hissettikleri. "Rüyaları sadece rüya değildi burada. Bir anlamı mı vardı bunların? Yoksa..." Bu soruyu daha fazla devam ettirmedi. "Doğru tesadüf değil ama doğruyu göstermesi de şart değil." diye düşündü."Onları yönlendirmeye çalışan güçlü bir iradenin ürünüydü bunlar. Akıllarıyla oynuyordu. Delirtmeye çalışıyordu." Bütün soruları ve cevapları tekrar gözden geçirdi. Sorular çarpıcıydı ama cevaplar mantıksızdı sanki. Aklına bir soru daha geldi. "Andero yalan mı söylüyordu?" bu düşünceyi hemen savuşturdu. Andero bundan öncesine kadar bir paladin olmuştu. Yalan söylemezdi o. Dostuna hele... Artık bir paladin değildi ama hala Andero'ydu. Ne kadar değişmiş olabilirdi ki. "Bazı şeyler hiç değişmez" diye telkin etti kendine. Andero'yu sorguladığını farketti. Onlar birbirlerini sorgulamazlardı hiç. Böylece beynini düşüncelerden azad etti. Umursamadı yine. Ama kafasını kurcalayan şeyler kaldı. Kendine iltiraf edemese de...
Kaderlerine doğru yola çıkacaklardı. Ne olacağı belli değildi ama bir şekilde bitecekti. İşkence çeken ruhlar huzura kavuşacaktı. Ama beraber hareket etmek çok da kolay değildi. Herkesin birçok sorunu var gibi gözüküyordu. "Onlara biraz zaman tanımalı." diye geçirdi içinden. "Zaman" diye tekrarladı. Onun için ne ifade ediyordu? "Hıh" diye savuşturdu yine düşünceyi. şimdi bunu düşünmenin zamanı değildi. Aklı yeterince karışıktı. "Neden bu kadar soru soruyordu kendine?" bu bile bir soruydu. Ve sorular beynini yoruyordu. Beyni yorulmamalıydı.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Brenne küçük adımlarla köyün dışına doğru ilerliyordu.Attığı her adımla birlikte sabırsızlığı daha da artıyor biran önce efendiye ulaşma isteği bu adamı kamçılıyordu.Kendi kendine söyleniyor,arkasından gelen zavallılara lanetler okuyordu.Arkasından gelen çığlıkla yavaşladı ve geriye dönüp baktı.Bu elf savaşçı Talon un bağırışıydı ve söyledikleri net bir biçimde duyuluyordu.Brenne bu yolculuğu bir çok kişinin kaldıramayacağını biliyordu ve daha yola çıkmadan bunun belirtileri ortaya çıkmıştı.şu diğer elfler çok oyalanıyor diye düşündü.Hele bir tanesi sürekli arkada kalıyordu.Yine yerde yatan bir adamın başına çökmüş birşeyler yapıyordu bu kadar uzaktan ve rahatsız edici gün ışığında neler olduğunu görmesi Brenne için çok zordu.Memnuniyetsizlikle iç geçirdi.
Kara bulutlar yavaş yavaş yayılıyor yine gündüzü geceye çevirmeye hazırlanıyorlardı.şu lanet olası güneş gidecek diye sevindi Brenne.
şimdi artık günler önce kafasında oluşan imgelemleri düşünmeye başladı.
Tüm o iblisleri ve efendiyi düşündü,o görüntüler yeniden zihninde canlandı.Efendinin görüntüsü bile Brenne nin kanını dondurmaya yetiyordu.Efendinin kendisine o iblislerden daha fazla değer verdiğini görebiliyordu.
Sonra o kara nehir ve tuzaklarla dolu yollar geldi aklına.Bir şekilde kara nehre gidilmesi gerek diye düşündü.Efendi bunu istiyor ve yolu gösterecek.Yavaşça batıya döndü nehre doğru hızını artırdı.Artık nehir çok uzak değildi.Kurumuş ağaçlar ileride görünür olmuşlardı.Rüzgar şiddetini azaltmış yavaş yavaş yağmur damlaları düşmeye başlamıştı.Karanlık hızla üstlerini kaplıyordu.Topraktan yine o tanıdık sülfür kokusu yükselmeye başladı.Bu ağaçları neyin öldürdüğü ise artık şüphe götürmezdi.Etrafta hiç hayvan yoktu yerde yatan kurtlanmış bir kaç leşten başka.Onlarda artık yarı yarıya toprağa karışmışlardı.Bu güzel manzara Brenne yi memnun etti,yavaşça geri döndü ve gelenleri bekledi.
Kendisine en yakın Andero görünüyordu.
Kara bulutlar yavaş yavaş yayılıyor yine gündüzü geceye çevirmeye hazırlanıyorlardı.şu lanet olası güneş gidecek diye sevindi Brenne.
şimdi artık günler önce kafasında oluşan imgelemleri düşünmeye başladı.
Tüm o iblisleri ve efendiyi düşündü,o görüntüler yeniden zihninde canlandı.Efendinin görüntüsü bile Brenne nin kanını dondurmaya yetiyordu.Efendinin kendisine o iblislerden daha fazla değer verdiğini görebiliyordu.
Sonra o kara nehir ve tuzaklarla dolu yollar geldi aklına.Bir şekilde kara nehre gidilmesi gerek diye düşündü.Efendi bunu istiyor ve yolu gösterecek.Yavaşça batıya döndü nehre doğru hızını artırdı.Artık nehir çok uzak değildi.Kurumuş ağaçlar ileride görünür olmuşlardı.Rüzgar şiddetini azaltmış yavaş yavaş yağmur damlaları düşmeye başlamıştı.Karanlık hızla üstlerini kaplıyordu.Topraktan yine o tanıdık sülfür kokusu yükselmeye başladı.Bu ağaçları neyin öldürdüğü ise artık şüphe götürmezdi.Etrafta hiç hayvan yoktu yerde yatan kurtlanmış bir kaç leşten başka.Onlarda artık yarı yarıya toprağa karışmışlardı.Bu güzel manzara Brenne yi memnun etti,yavaşça geri döndü ve gelenleri bekledi.
Kendisine en yakın Andero görünüyordu.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Başnı biraz öne eğilmiş ilerliyordu. Konuşmuyordu. Düşünceli gözüküyordu ama gözlerinden bir duygu okunmuyordu. Arkasına da bakmıyordu sadece ilerliyordu. Ã?nünde Andero vardı daha önünde ise Brenne yürüyordu. Brenne'i gözü pek tutmamıştı. Ama ona yardım etmişti. Onu kurtarmak için bir yaşamın sona ermesine yardım etmişti. Efla olmadan da başa çıkabilirlerdi belki ama önemli olan bu değildi. Önemli olan onun için bunu yapmış olmasıydı. O bir rehberdi. O olmadan amaçsızca gezinip durmaktan başka birşey yapamayacaklardı belki de.
Kafasını kaldırıp baktığında Brenne'in büyük bir azimle hareket ettiğini gördü. Bir şeye ulaşmak için durmaksızın ilerliyordu. Başkasının ihtiyacı olmasa hiç durmadan, mola bile vermeden gidecekti sanki. Ona bu gücü verenin ne olduğunu merak etti. Laneti kaldırmak istediğini söylüyordu. Belki o da acı çekiyordu Efla gibi. Bir son vermek istiyordu. Sadece duygularını o siyah kapüşonunun altında gizlemekte başarılıydı. Tabii duyguları varsa. Güvenmekten başka şansları varmıydı ki ona? Ayrıca bir onlara borçlu kaldığını söylemişti. Bu borcu bir şekilde ödemeye çalışacağını düşündü. Onun gibi biri için böyle bir yük altında olmak can sıkıcı olmalıydı. Ve herşeye rağmen bir büyücüydü. Belki güvenmesinin en büyük sebebi de buydu. Birbirlerinden öğrenecekleri şeyler olabilirdi. Efla bir süre sessiz kalmayı tercih etti. Hoş gruptan kimsenin de pek konuştuğu söylenemezdi.
Andero da ilerliyordu. Her zamanki gibi yapması gerekeni yapıyordu. Brenne ne kadar ilerleyebilirse Andero da onu takip edebilirdi. Andero'ya bakmak garip duygular uyandırdı Efla'nın beyninde. Ama bunları savuşturdu yine.
Rüzgar şiddetini kesmişti. İlerledikçe heryeri sülfür kokusu sarmıştı. Sırf bu koku bile insanın kendini fazlasıyla rahatsız hissetmesine yeterdi. Fakat burada hayat yoktu. Gözleri onlardan başka bir canlı aradı. Ağaçlar bile kurumuştu. Yerde sadece hayvan leşleri vardı. Cesetleri yemek için gelen başka hayvanlar bile yoktu. Cesetlerin içindeki kurtları hayvandan saymazsa tabii. Ã?ektikleri her nefes zehirliydi sanki. "Burası da neresi?" diye merak etti. "Ne önemi var." diye düşündü ardından önemli olan burada olmalarıydı. Ve nereye gidiyor oldukları.
Brenne durdu ve geriye baktı. Burada olmaktan tuhaf bir memnuniyet duyuyordu. Benki Efla da duymalıydı her adımda biraz daha yaklaşıyorlardı ve herşeyin sonunda bu sona erecekti.
Kafasını kaldırıp baktığında Brenne'in büyük bir azimle hareket ettiğini gördü. Bir şeye ulaşmak için durmaksızın ilerliyordu. Başkasının ihtiyacı olmasa hiç durmadan, mola bile vermeden gidecekti sanki. Ona bu gücü verenin ne olduğunu merak etti. Laneti kaldırmak istediğini söylüyordu. Belki o da acı çekiyordu Efla gibi. Bir son vermek istiyordu. Sadece duygularını o siyah kapüşonunun altında gizlemekte başarılıydı. Tabii duyguları varsa. Güvenmekten başka şansları varmıydı ki ona? Ayrıca bir onlara borçlu kaldığını söylemişti. Bu borcu bir şekilde ödemeye çalışacağını düşündü. Onun gibi biri için böyle bir yük altında olmak can sıkıcı olmalıydı. Ve herşeye rağmen bir büyücüydü. Belki güvenmesinin en büyük sebebi de buydu. Birbirlerinden öğrenecekleri şeyler olabilirdi. Efla bir süre sessiz kalmayı tercih etti. Hoş gruptan kimsenin de pek konuştuğu söylenemezdi.
Andero da ilerliyordu. Her zamanki gibi yapması gerekeni yapıyordu. Brenne ne kadar ilerleyebilirse Andero da onu takip edebilirdi. Andero'ya bakmak garip duygular uyandırdı Efla'nın beyninde. Ama bunları savuşturdu yine.
Rüzgar şiddetini kesmişti. İlerledikçe heryeri sülfür kokusu sarmıştı. Sırf bu koku bile insanın kendini fazlasıyla rahatsız hissetmesine yeterdi. Fakat burada hayat yoktu. Gözleri onlardan başka bir canlı aradı. Ağaçlar bile kurumuştu. Yerde sadece hayvan leşleri vardı. Cesetleri yemek için gelen başka hayvanlar bile yoktu. Cesetlerin içindeki kurtları hayvandan saymazsa tabii. Ã?ektikleri her nefes zehirliydi sanki. "Burası da neresi?" diye merak etti. "Ne önemi var." diye düşündü ardından önemli olan burada olmalarıydı. Ve nereye gidiyor oldukları.
Brenne durdu ve geriye baktı. Burada olmaktan tuhaf bir memnuniyet duyuyordu. Benki Efla da duymalıydı her adımda biraz daha yaklaşıyorlardı ve herşeyin sonunda bu sona erecekti.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
-
Türklider
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1308
- Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
- Location: AFYON! Hehehehe...
Saygılarımla...Yanındaki adamı umursamıyordu artık. Kendisine bir zarar veremezdi... Ancak peşinden gelebilirdi. Artık tek hedefi vardı; nehiri geçmeye çalışanlar... Ve yakında bulunduğu yerden geçmeye çalışacaklardı. Zira, kendisine doğru geliyorlardı...
"Nıhahaha! Yalanlar!" kendi içinde gülüyordu. "Benim, yaptıklarımda ne kadar titiz olduğumu, bir kişiyi öldürmeden günlerce her şeyi izlediğimi, açlıktan bayıldığımda bile kalktığımda yine de suçlu olduğundan emin olmadan o zayıf halimde bile toparlanmak için o adamları öldürmediğimi bilmiyor... Ã?oğu şeyi bilmiyor... Ve bana saygı duymuyor..."
Böcayının iri dudakları, dışarı fırlayan iri dişlerin elverdiğince sıkıldı; "Bana saygı duymamak ne demekmiş herkese göstereceğim... Kaderimi tayin etmeye çalışmak neymiş! Daha önce kaderimi bir kez yendim, bundan sonra da yenerim!"
Hırıldayarak ileri geri sallanıyordu oturduğu taşta. Gözlerine çılgın bir ifade girmişti; " Kafamda soru işaretleri olsaydı, çoktan ölmüştüm zaten... Amaçlarım bir an için bile belli olmasa idi, şu an nehire şu zavallı soytarının karnından kan akıyor olurdu... Ama ben bu değilim... Benim kalbimdeki yüce böcayı ırkı bu değil!"
"Kötülüğün sadık hizmetkârı ha? Hahaha! Kötülük de, kime göre kötülük hahaha! Bakalım, yapacaklarımdan sonra iki ucu b*klu değneği bir daha görmek isteyecek misin, her kimsen..."
Bilinçaltı korkudan dolayı daha hızlı kan pompalanmasını emrediyordu. Fakat vücudunda çok fazla kan kalmamıştı. Sülük gibi emilmişti kanı. Neyse ki gücü, kanıyla alakalı değildi. Sicimden yapılmış, üzeri kanlı, biçimsiz torbasından bir kaç et parçası daha çıkarıp yemeye başladı... Araya takılan küçük kemik parçalarını da yere tükürüyordu... Yerdeki kemikler, güçlü çene onları farkedene kadar, ne kemiği olduğu belirsiz bir hal almıştı. Fakat fazlası ile beyaz olmalarından, ne kemiği oldukları açıkça belliydi; İnsan...
***
"Soytarı, sinsi sinsi arkamda dolaşma!" dedi hırıltılı sesi ile. "Gözümün önüne gel..." sesindeki asabiyet tonu açıkça fark edilebiliyordu. Kendi ağzı ile adam, ikiyüzlülüğünü itiraf etmişti. Ve daha fazla sürprize dayanabileceğini sanmıyordu böcayı... Herkesin bir sınırı vardı...
"Gelenler kim?" dedi, iyice yaklaşmış olan kalabalığa bakmadan... "El et, bu tarafa gelsinler... Geldiklerinde de nehrin burası dar, çabuk geçilir de..." ağzına küçük bir parça daha et attı. şapırdatırken göz ucu ile çevreyi gözetliyordu...
Türklider...
Thlyrotel, burnuna gelen sülfür kokusuyla irkildi.. çevreye kısaca bir göz gezdirdi.. doğa ölüyordu... ve kurt dostunun hayali aklında bir yıldırım gibi çaktı birden, onu tümüyle unutmuştu...
elf ayağa kalktı ve Lysana'ya döndü..
"Lysana lütfen onunla ilgilenirmisin...?"
sonra adamın başından yavaşça uzaklaştı, kararmış bir ruhla doğaya baktı yeniden.. belkide bir tür trans haliydi bu elf için, çünkü ne yapması gerektiğini bilmiyordu, ve doğa ölüyordu...
elf umutsuzca diz çöktü, şaşkındı.. gözlerini kapattı.. zihni bu ormanlarda kurt dostunu aramaya başladı.. ve kurt'un zihni elfin zihniyle bir oldu..
"Dostum yanıma gel, sana ihtiyacım var..."
belkide Kurt dostu, elf için bir umut olacaktı.. daha öncede pek çok kez olduğu gibi...
elf ayağa kalktı ve Lysana'ya döndü..
"Lysana lütfen onunla ilgilenirmisin...?"
sonra adamın başından yavaşça uzaklaştı, kararmış bir ruhla doğaya baktı yeniden.. belkide bir tür trans haliydi bu elf için, çünkü ne yapması gerektiğini bilmiyordu, ve doğa ölüyordu...
elf umutsuzca diz çöktü, şaşkındı.. gözlerini kapattı.. zihni bu ormanlarda kurt dostunu aramaya başladı.. ve kurt'un zihni elfin zihniyle bir oldu..
"Dostum yanıma gel, sana ihtiyacım var..."
belkide Kurt dostu, elf için bir umut olacaktı.. daha öncede pek çok kez olduğu gibi...
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Brenne Andero nun gelmesini beklerken etrafına bakındı.İleride iki suret belirmişti ama bunları seçebilmek bu mesafeden çok zordu.Yine de bu topraklarda beladan başka birşey olamayacağını hatırlattı kendine.Acaba onları görmezlikten gelip gidebilir miyiz? diye düşündü.Bu sırada arkadan yaklaşan Andero nun ayak seslerini işitti.Yavaşça arkasını döndü yağan yağmur kapüşonundan damlamaya başlamıştı.
-Bak savaşçı, dostlarının içindeki iyiliği çok iyi anlıyorum.Yardıma ihtiyacı olanlara yardım ediyorlar ancak bu topraklar lanetli ve biz herkese yardım etmek için durursak bize yardım etmesi için birilerini beklemek zorunda kalabiliriz.Bazen kolu kurtarmak için el kesilmelidir.Dostların ya burada kalıp diğerlerine yardım etsinler ya da bizimle gelip ellerinden geleni yapsınlar.Bu şekilde ne onlara yardım edebilirler ne de bize.Bizi çok yavaşlatıyorlar.
Arkadan yaklaşan büyü kullanıcısı artık yanlarına gelmişti.
-şu ilerdeki iki silüet, kim olduklarını buradan seçebilmem çok zor ama her kimse onlardan uzak durun.Artık önünüze çıkan herşeyden uzak durun.Lanetli topraklardayız nehire yaklaştık ve bundan sonrasında sadece ölüm var.
Ölüm kelimesi Brenne için büyük mutluluk kaynağıydı,buz mavisi gözleri parıldadı.Gece çökmeden nehri geçmeyi amaçlıyordu Brenne.Gece çökmeden geçmeyi ve bir daha dönmemeyi.şimşek ve gökgürültüsü başladı tekrar yağmur şiddetini artırdı bu yağmur adeta ölüm kusuyordu yağdığı topraklarda yaşam belirtisi yoktu.
-Bak savaşçı, dostlarının içindeki iyiliği çok iyi anlıyorum.Yardıma ihtiyacı olanlara yardım ediyorlar ancak bu topraklar lanetli ve biz herkese yardım etmek için durursak bize yardım etmesi için birilerini beklemek zorunda kalabiliriz.Bazen kolu kurtarmak için el kesilmelidir.Dostların ya burada kalıp diğerlerine yardım etsinler ya da bizimle gelip ellerinden geleni yapsınlar.Bu şekilde ne onlara yardım edebilirler ne de bize.Bizi çok yavaşlatıyorlar.
Arkadan yaklaşan büyü kullanıcısı artık yanlarına gelmişti.
-şu ilerdeki iki silüet, kim olduklarını buradan seçebilmem çok zor ama her kimse onlardan uzak durun.Artık önünüze çıkan herşeyden uzak durun.Lanetli topraklardayız nehire yaklaştık ve bundan sonrasında sadece ölüm var.
Ölüm kelimesi Brenne için büyük mutluluk kaynağıydı,buz mavisi gözleri parıldadı.Gece çökmeden nehri geçmeyi amaçlıyordu Brenne.Gece çökmeden geçmeyi ve bir daha dönmemeyi.şimşek ve gökgürültüsü başladı tekrar yağmur şiddetini artırdı bu yağmur adeta ölüm kusuyordu yağdığı topraklarda yaşam belirtisi yoktu.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Olanlar artık onu şaşırtmıyordu. Omzundaki yara nasıl gözüküyordu acaba. Böyle devam ederse bir yerde düşüp kalacaktı. Ã?nde giden gruba baktı çok fazla yakından takip etmesine gerek yoktu. Biraz dinlenmeliydi ahırda bıraktığı atını düşündü. Nasıl olsa böyle kalabalık bir grup kolayca dikkatleri çekerdi.Bunları düşünürken gerisin geriye atını bıraktığı ahıra gitti. Bir şekilde omzundaki yarayı sarmalıydı ve birazda olsa dinlenmesi gerekiyordu. Siyah cübbeliyi ve onunla yolculuk yapanları nasıl olsa yakalardı. Ama dikkatini bir şey çekmişti. Yabancı iki kişi daha gelmişti biri inanılmaz uzun bir dişiydi, ötekisi ise şu an yerde olan bir erkekti ama bulunduğu yerden tam olarak seçemiyordu. Artık bir an önce dinlenmeli ve yola çıkmalıydı, yeni gelenleri umursamadı ve yavaş adımlarla atının olması gerektiği yere doğru gitti. Seninle tekrar karşılaşıcağız büyücü merak etme !!! ve bu sefer yarım kalan konuşmamız bitmiş olacak...
///Edit by Raistlin: Bütün hayvanlar küle dönüştü..
///Edit by Raistlin: Bütün hayvanlar küle dönüştü..
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
